Terğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler 32. Bölüm 14 Kasım 2016
14 Kasım 2016 · 55 dk
04:58 / 54:34Şu an 04:58 / 54:34
Transkript
144 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve salatu ve selamu ala seyyidil murselin Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Tergibü tergib dersimizde kaldığımız hadis-i şeriften devam ediyoruz. İnşâAllah. Ve â nebî Eyyûb el-Ensâriyye, Radıyallâhu Teâlâ'n. Ebâ Eyyûb el-Ensâriyye, Radıyallâhu Teâlâ Efendimiz'den bu hadis-i şerif ibadet edilmiştir.
- 00:34
Bizim meşhur Eyyûb Sultan dediğimiz Halid İbn-i Zeyd. İbn-i Zeyd, adı Halid'dir, onun rivayet ettiği bir hadis-i şerifçer. Onun çok rivayet ettiği hadis-i şerifler var, kitaplarda yani belki de yüz elliden fazla hadis-i şerif sırf rivayet etmiştir.
- 01:02
Onu bir kitapta cem etmek istiyorum, yani sırf Ebâ Eyyûb el-Ensâri Hazretleri'nden gelen hadis-i şerifleri, öyle de bugün de konuştuk yani bu konuyu. Arkadaşlar aramızda inşâAllah nasip olur. Bizim şefaatçimiz, komşumuz onun sancağı altında inşâAllah dirilip. İnşâAllah dirilip Resûlullah Efendimiz'e kavuşacağız İstanbullular olarak.
- 01:23
O gali anlattı. Harac'a çıktı aleyna bizim yanımıza kim Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem bir kere Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem bizim yanımıza çıktı. Çıkageldi işte evinden çıkıyordu, hanesinden çıkıyordu. Mescitte bir yerden geliyordu. Onlar orada oturuyorlarken yanlarına geliyordu manasında.
- 01:47
Ve o kendisi merûbun korkuya kapılmış vaziyetteydi. Yani onun korkusu nedendi? Yani ümmetinin Allah'a ve Rasûlü'ne itaatte kusur yapacaklarından taksirat işleyeceklerinden dolayı endişelenmişti sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem. Çünkü biliyorsunuz kendisi zaten korkmaz. Allah'tan gayrından korkmaz ama ümmeti adına endişelenir.
- 02:17
Fekâle bize birden çıktı geldi yani bir mevzu da yok. Zaten Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem biliyorsunuz yani vahiy devamlı geldiği için insanlar birden anlayamayabiliyorlar. Bu nereden icap etti, niye bize böyle söyledi falan da düşünebilirler. Ama illa ki kendisine...
- 02:36
kendisine bu usta bir vahiy gelmiş oluyor, onu bize haber vermiş oluyor sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem. Fekâle bize buyurdu ki atî'ûnî bana itaat edin. Yani sözümü dinleyin. Ben ne diyorsam yapın. Mâkûntu yani emrettiklerimi tutun, yasakladıklarımı tutun. Tutun, yasakladıklarımdan kaçın demektir.
- 03:18
İtaat iki kelimeyle tefsir edilir. Emirlerimi tutun, yasaklarımı bırakın. Ne müddetçe mâkûntu ben olduğum sürece beyn-i evhûrikum, sizin aranızda, yani ben hayatta olduğum müddetçe. Ben sizin önünüzdeyim, yanınızdayım, mihraptayım, minberdeyim, beni görüyorsunuz, duyuyorsunuz. Ben artık ne diyorsam onu yapın.
- 03:45
Çünkü burada sünnet kitabındayız biz burada. Bu ne alakayla, ne münasebetle bu hadis-i şerifi burada zikrediyor? Yani ben aranızdayken… Aranızdayken kendi kafanıza istihad yapamazsınız. Âyetten de bir mana çıkartaraktan, ben böyle anlıyorum, sen şöyle anlıyorsun, sahabede böyle bir şey duyulmamıştır.
- 04:04
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hayattayken sahabeden hiçbiri bir âyete mana vererek bir yorum çıkartmamıştır. Hepsi ona sormuşlardır. Zaten anlaşılanlar, muhkemler bellidir. Bir anlaşılmazlık olursa sahabe-i kiramdan birçoğu, bu hususta birçok hadis-i şerif vardır, burada ne anlatılmak isteniyor, Mevla bize ne emrediyor diye sormuşlardır.
- 04:31
Onun için sünnete ittiba önemli. Kur'an önemli, yani ben varken sizin ne iştihadınız söker, ne tefsiriniz söker, ne tevhidiniz söker, ben ne diyorsam odur, çünkü ben Allah'ın muhatabıyım, vahiy bana geliyor, size gelmiyor. Ve aleyküm, sarılın yapışın, yani benim vefatımdan sonra bir kitabillah, Allah-u Teala'nın kitabından ayrılmayın, Kur'an-ı Kerim'den ayrılmayın.
- 04:58
Şimdi Kur'an-ı Kerim'in, Kur'an-ı Kerim'den ayrılmayın deyince, yine mealciler, işte İslamoğlu gibi Kur'an talebeleri, uydurmacıları falan, bunlar, işte bak Peygamber ne dedi, sallallahu aleyhi ve sellem? Allah'ın kitabına yapışın dedi, ondan sonra burada sünnet demedi. Ya sünnet demedi, olur mu? Zaten kitabı sünnete bu hadis-i şerifçikle duruyor.
- 05:21
Bana itaat edin diyor. Bana itaat edin nerede olacak? Sade âyet-i kerimelerde, Kur'an-ı Kerim'le ilgili meselelerde olsaydı, zaten Kur'an-ı Kerim'i herkese okuyordu, ezberliyordu. Ama bana itaat nerede olur? Hadislerde olur. Peygamber'e itaat eden muhakkak Allah'a itaat etmiş olur. Âyettir. Kur'an-ı Kerim'de kaç yerde Allah'a itaat?
- 05:47
hiçbir zaman tek anılmamıştır. tek anılmamıştır. Hemen peşine Allah'a itaat edin, sonra o Rasûl'e itaat edin. Hemen peşine Allah'a itaat edin, sonra o Rasul'e itaat edin. E peki Rasûl'e itaat edin... E peki Rasul'e itaat edin niye söyleniyor bir daha? Madem Kur'an kafidir ve yeterlidir, o zaman Rasul'e itaat eden bana itaat etmiş olurun ne manası kaldı?
- 06:02
Allah'a itaat et, sonra Rasul'e itaatın emredilmesinin ne hükmü kaldı? E zaten Kur'an Allah'ın kitabı, vahiydir. O zaman Peygamber zaten arada devrede yoksa Allah'a itaat, tamam. Kur'an'a bağlanın, tamam. E niye buyuruyor ki hep Rasul'üm ne verdiyse alın? Rasul'üme itaat edin. Rasul'üme muracaat edin.
- 06:23
Vele rutlu ile Rasul. Rasul'üme havale etseydiler, ondan sonra eyle evliyul emri minhum. Rasulullah'ı bulamadıkları zaman işlerindeki ilim sahiplerine bile devreye sokuyor Kur'an-ı Kerim. Yani Hz. Ebubekir, Ömer gibi sahabenin müştehitleri, fakihleri, İbn-i Mes'ud gibi, İbn-i Ömer gibi, onlara bile muracaat etseydiler, le'alim evliyul edîni estem bitûnev minhum.
- 06:46
O itaat sahipleri doğruyu anlardılar, onlara da anlatırdılar. Ayet-i Kerime buyuruyor. Demek ki Allah'a itaat Kur'an'la sınırlı kalmıyor. Kur'an-ı Kerim bizi kime havale ediyor? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e havale ediyor. Sonra kime havale ediyor? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hayatta bile olsa.
- 07:04
E geldi sahabeden biri, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yok. Diyelim gazaya gitmiş, sefere gitmiş, bir seriyeye katılmış. Orada bir ilim, fıkıh sahibi birini vekil bırakıyordu ya Medine'de imam olarak. E o zaman ne yapacak adam? O zamanlar şimdiki gibi telefon mesaj yok ki bir geliyor aylarca yoldan, birkaç gün duruyor, şey demedi, kalkıyor, geri gidiyor.
- 07:25
Bir daha ne zaman dönecek de ne zaman soracak. E bu helal mıdır, haram mıdır? Nasıl öğrenecek o zat? Onun için bize Rasulüme havale edin, Rasulü'mü de bulamazsanız. İçinizdeki Ülulemre, buradaki Ülulemre siyasi yetkililer, devlet yöneticileri demek değildir. Tabii eskiden devleti yönetenler, en alim kimseler oldukları için ikisi bir denk geliyordu.
- 07:48
Ama şimdi tabii ki bu layık düzende sistemde olsun veya padişahlar döneminde de olsa, padişahlar toplumun en alimleri değildiler. Dolayısıyla Şeyhülislamlar devredeydi. Ebu Sultan, İbni Kemaller, onlar yürütüyordu işi. Şeyhülislam, İsmail Efendi, İsmail Ağa'yı yaptıran zat da Şeyhülislam falan. Orada da Ülulemir yine ulema oluyordu.
- 08:10
En nihayetinde Fatih Sultan olsan kafandan fetva veremezsin. Mutlaka Şeyhülislam'a müracaat edeceksin. İşte Akşemseddin Hazretleri'ne sordukları gibi. Hal böyle olunca siz Allah'ın kitabından ayrılmayın. Bunu nasıl anlıyorsun şimdi sen? Kur'an yeter size. Öyle mi anlıyorsun? İşte senin aklın o kadar çalışıyor.
- 08:29
Veyahut anladığın halde bile bile inkar ediyorsun. Bak İmam Sindi Hazretleri, büyük muhaddis, büyük şarih ne diyor orada? Ve bima edulluhü ve ala hakkiyyetihi. Allah'ın kitabından ayrılmayın ne demektir diyor şimdi? Muhaddisler ne anladı burayı şimdi? Kur'an neye hak diyorsa ondan ayrılmayın demektir.
- 08:51
Kur'an'ın kendi de var. Ehillü helaluhu, ehillü helal kabul edin, helaluhu Kur'an'daki helalları ve harrimu, haram kabul edin, haramuhu Kur'an'ın haram ve yasak ettiklerini. Tabii ki Kur'an'da nas varsa, bir konuda açıkça ayette haram olduğuna delil varsa veya helal olduğu bildirildiyse değil mi? Efendim, bunda daha ihtilaf olur mu?
- 09:16
Olmaz. Buna muhariz, muhalif bir hadis olur mu? Olmaz. Buna muhalif bir müçtehidin iştihadı olabilir mi? Olmaz. Buna muhalif bir icma ümmet olabilir mi? Olmaz. Buna muhalif bir kıyası fukaha olabilir mi? Olamaz ki zaten. Ayet var. Nasıl? Ama yeter mi? Yetmez. Çünkü Kur'an-ı Kerim anayasa gibidir. Bütün teferruata girerse 80-100 yıldı olur.
- 09:40
Bundan dolayı ne kimse ezberleyebilir ne de o metin sağlam kalabilir. Teferruata uğraması kaçınılmaz olur. Muhafazası çok zor olur. Şimdi bile bu kadar hafızın ezberinde de hala Yahudiler, şunlar bunlar bazı ayetleri eksik basaraktan falan Afrika'ya şuraya buraya yayaraktan tutturmaya çalışıyorlar yani.
- 09:59
Bu kadar hafızı olduğu hâlde bu Kur'an. Bu kadar hafıza oldukları için. Düşün ki bunun hafızı hiç olamaz ki o zaman 100 cid, 200 cid. Yani ne olacak? İnsanlar katıp karıştırabilirler. Onun için Kur'an anayasa gibidir. Sana ana hükümleri veriyor, kaide-i külliyeler veriyor. Mesela bu külli kaidelerden biri nedir?
- 10:17
Efendim, Kur'an neyin hak olduğuna delalde ediyorsa o da delildir. Zaten Edirne-i Erbâ-i Şerâh'a şerâatın delilleri dörttür. Kitap, sünnet, icmâ-ı kıyâs, icmâ-ı hüvmet, kıyâs-ı fukâh. Mesela Kur'an'ın hak olduğuna delalet ettiği ikinci delil nedir? Kes sünneti vel icmâ diyor. İkincisi sünnettir, üçüncüsü icmâdır.
- 10:38
Sünnetten maksat nedir? Hadîs-i şerifler. Hadîs-i şerifler kesinlikle Allah Teâlâ'nın vahyidir ve haktır. Ve Kur'an-ı Kerim'in tefsir muayetindedir. Kur'an-ı Kerim'de geçen ifadeler mutlak ise onu kayıtlayabilir. Mücmel ise onu tafsil edebilir. Efendim, ondaki hükümleri beyan edebilir, tafsilatını verebilir.
- 11:00
Çünkü âyet-i kerimeler kısadır ve mucizedir ve mücmeldir. Tafsilata ve tefsirata ihtiyacı vardır. Bundan dolayı Allah'ımız Nebû'l-Estağfirullah Biz sana Kur'an'ı niye indirdik? Sen açıklama yapacaksın insanlara. Neyi mânüz zileyleyip, onlara ne indirildiğini sen açıklayacaksın. İşte bu açıklamaların adına ne deniyor?
- 11:27
Hadis deniyor, tefsir deniyor. Tefsiri de ilk yapan Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'dir. Hadis-i şerifler zaten ona mahsustur. Dolayısıyla Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in görevlerinden biri de nedir? Tebliğden sonra, tebliğ ulaştırmaktır. Ama ulaştırdığın adam ne anladı? Herkesin ne anladığına bırakırsan, kimse ekiymus salat eden,
- 11:46
öğlenin farzı dörttekat çıkaramaz. Kimse vaat-ü zekat eden, zekat verinden kırkta birin zekatı var, nisab miktarı şudur, borç bundan düşecektir gibi hükümleri çıkaramaz. Anladınız mı? Ver-kâhu'da rükû yapın, eğilin dendiği zaman, kimse namazın kıyamından sonra gelen rükû anlayamaz. Direktman durup dururken abdestsiz, kusursuz, eğilir Allah'a rükû yapmaya kakar.
- 12:11
Ves-cüdû, secde yapın dediği zaman, kimse bu secdede kusur şartı var, abdest şartı var. Ondan sonra bu namazın secdesidir. İşte bu, iftihar tekbiri var, kıyam var, kıraat var, rükû var falan makablin de gerisine falan filan. Hiç bunu bu ayetten kimse çıkaramaz. Secde edin, direkt tapat diye, abdestsiz Cenab-ı Hak küt diye secde yapar.
- 12:31
Halbuki orada başka ayet var, başka hadis var, tefsir ve izah var. Tebliğ yeterli değildir. Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in görevi, tebliğ ile sınırlı değildir. İkinci görevi de tebiyindir. Tebiyin beyan etmektir. Onun için hemen hadisçiler ne diyor buraya? Allah'ın kitabına sarılın, ben öldükten sonra.
- 12:48
Allah'ın kitabını nereden anlayacaksın? Hadisler olmasa, tefsirler olmasa. O zaman, Allah'ın kitabına sarılmaktır. Hadislere sarılmak, Allah'ın kitabına sarılmak. İcmai ümmete itibar etmek, Allah'ın kitabına sarılmak. Kıyas-ı fukâyı kabul etmek, Allah'ın kitabına sarılmak. Niçin? Çünkü Allah'ın kitabı sana neyin hak olduğunu söylediyse, o sana külli kaide verdi.
- 13:11
Ne desen hatırla, o Rasûl. Rasûlüme itaat et dedi, bütün hadis-i şerifler o ayete girdi. Tabi kaynakları muteber olması kaydıyla. Hele ki fıkıhta, itikatta sıhhat şartı aranır. Ondan sonra efendim, İcmai ümmet haktır. Vemâ teâkumu rasûl fe hudûh ve mâ neâkum ânufen tevhûh. Haşr Sûresi'nin ayeti, nastır, kat'idir, delildir, tevilen ihtimali yoktur.
- 13:39
Rasûlüm ne verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa onu bırakın. Onun için Kur'an'da 5, 10, 20 haram bulursan, hadis-i şeriflerde bu haramlar belki 50'ye, 100'e çıkmıştır. Çünkü neden? Allah Teala, Rasûlümün yasağı benim yasağımdır buyurduğu için, konu kapanmıştır. Sana çünkü eline bir kaide vermiştir. Kur'an'dan ayrılmıyorsun işte.
- 13:58
O hadise uyduğun zaman Kur'an'a sarıldın. Niçin? Rasûlüm yasak ettiğini bırakın dedi ya, o ayetle amel etmiş oldun. İcmai'n hak olduğuna delil vardır. İmam Şafir olan Allah'ın 200 kere Kur'an'ı hatmetti bunun delilini bulmak için. 200. de buldu bunu. İstâidü'l-evvelin şâkıkı rasûle min ba'di mâ tebeyyenel evliyâ ve ettebiyyen ghayra sebîlil mü'minîn.
- 14:21
Her kim kendisine hidayet, doğru yol, aşikâr olduktan sonra Rasûl-i Zişan'a muhalefet eder, onun durduğu tarafın karşı şıkkında durursa ve mü'minlerin yolundan başkasına uyarsa burada Rasûlüme uymazsa demiyor, Rasûl'e muhalefet ederse dedikten sonra ikinci bir şey atıf yapıyor. Atıf, muhayaret, iktiza der.
- 14:45
Konu aynı değildir. Farklı bir bilgi var. O farklı bilgi nedir? Mü'minlerin yolu, yani mü'minlerin bir dönemin, bir asrın mü'minler derken mü'minler kime bakar? Âlimlerine bakar. Zaten öbür âyetler... Hazır öbür ayetler ve ülül emri min kibrişizdeki yetkili alimlere müracaat edin diyor. Yani bütün müminlere demiyor.
- 15:04
Ve lev radduhu ilâ rasûl ve ilâ ülül emri minhum. Minhum, içlerinden ülül emir diyor. Şimdi âyet-i âyeti tefsir eder. Demek ki burada müminlerin yolundan maksat, müminlerin içindeki ülül emrin yolu. Ülül emir kim? İlimde, fıkıhta, tefsirde, hadiste yetkililer. Bu devlet yönetiminden bahsetmiyoruz burada.
- 15:23
Hakkı batılı bulmak, helal-i haramı çözmekten bahsediyoruz. E hal böyle olunca, müminlerin yolunun gayrına tabi olursa. Müminlerin yolu ne? Bak müminin demiyor. Demek ki müminler, yani bir asırda bulunan âlimler demektir. Muhteber ehl-i sünnet âlimler. Ehl-i sünnet olmuyor. Zaten ulema'dan sayılmaz.
- 15:45
Adamın itikadı bozuk. Ne âlimi olacak? Âlim olabilir bilme manasında ama bizi bağlayacak ilmi yok. O halde, âlimlerin bir icmağı varsa, görüş birliği. Şimdi ihtilaf olur. İhtilaf olursa o da haksa, o da haksa. Payı varsa, e sen Hanefi mezzebine tabi olsan da müminlerin yolundan ayrılmış denmez. Hanbeli ile devam.
- 16:12
Çünkü onların da kendi arasında bu kadar asırlardır icmağı var. Yani kendi ulema birliği var. O hususta ittifak edilmiş. Yani İmam-ı Azam bir şey demiş de orada kalmamış ki. İmam-ı Azam'ın bu yolu bin iki yüz senedir bize gelmiş. E bu nereden gelmiş? Yüz binlerce, milyonlarca Hanefi mezzebinin ulemasının, fukasının mütekaddin, müteakhir hepsinin süzgecinden gelerek gelmiş.
- 16:36
Burada ne oluyor? İcma oluyor zaten. O dönemin âlimlerin icmağını bırak. On iki asrın bile icmağı var Hanefi'de şimdi. Dört mezhep zaten. Niye dörtte kaldı? Kırkta vardı ama icmağı oluşmadı. Meseleler ittifakla tedvin edilmedi. Derlenmedi, toplanmadı. Bir kitaplarda yazılmadı. O mezhebin tabileri, Süfyan İbn-i Uyyeyni'nin, Süfyan-ı Sevri'nin, İmam Hazreti Leysin,
- 17:05
Leysin Müsa'ed'in, yani o müçtehitlerin, İmam Evzai'nin, büyük müçtehitler İmam-ı Azam'a yakın ayarında belki. Ki İmam Ebu Yusuf'lardan da üstün. Çünkü onlar mezhep içi müçtehit. Evzai kendi müstakil mezhep. Dolayısıyla o kadar büyük müçtehitler varken, yollarında talebeleri sahip çıkmadığından, kitaplar tedvin edilip bize kadar intikal etmedi, bize derken,
- 17:27
kendilerinden bir sonraki sonra da kesilmiş. Dolayısıyla ne oluyor? İcmağı şu ana kadar hasıl olmuyor. Ama niye dört mezhep diyoruz onun için? Dörtten başkasına müsaade yok, ayet yok ki dört olacak, hadis yok ki dört olacak, beş olmayacak. Ama icmağı, yani alimlerin görüş birliği var, oradan icmağıyla, ittifakıyla, tevatürle, nakledile edile edile geliyor.
- 17:50
Bu sefer ne oluyor? Kendi dönemindeki icmağıyla sınırlı kalmıyor, kendisinden sonraki fukuhada ile icmağı alıyor. Her dönemin fukuhasından. Hanefi kendi içinde şafi. Onun için dört mezhepte ancak bu şartlar tahakkuk ediyor. Bu sefer ne oluyor? Müminlerin yolu oluyor. Dördü de müminlerin yoludur. Hangi mezhebe ittifak ettin bir meselede?
- 18:09
Kan abdesti bozardı, bozmazdı. Kadına elini tuttun, abdesti bozardı, bozmazdı. Künahtır ya, namerime eli tutmak ayrı dava. Abdesti bozar mı bozmaz mı işi ayrı dava. E şimdi buralarda sen kan abdesti bozmazla amel ettin şafiye göre, müminlerin yolundan dışarı çıkmadın. Bozardı ile amel ettin Hanefi'ye göre, yine müminlerin yolundasın, yolundan çıkmadın.
- 18:34
Çünkü burada her hususta ayrı ayrı kendi içlerinde icmağı var. Bu neyi kastediyor şimdi? Müminlerin yolundan gayrı ne tabi bu? Sen İbni Teymiye gibi atlatırsan kafayı, ne oluyor? Dört mezhebde üç kere boş ol dedin mi, üç dalak gider, kadın boş olur. İbni Teymiye kalktı diyor ki sen, efendim üç kere desen bir sayılır.
- 18:56
E kim dedi bu üç kere desen bir sayılır? Ha o dört mezhebin icmağında yok. İbni Teymiye şans kaldı burada, tek kaldı. Ha İbni Kayyum onu desteklemesiyle, iki tane beş tane talebesinin desteklemesiyle ne olmaz? İcmağı hasıl olmaz. İcmağı ne demektir? Bir asırda toplanan alimlerin cumhuru demek. Belki orada da bir iki ihtilaf var.
- 19:19
Ona da la yotetlubi, muteber olmaz. Bir iki ihtilaf her zaman olur. Cumhur ulemanın görüşü neyse, orada icmağı hasıl olur. İcmağı hasıl olduktan sonra bu bağlayıcıdır. Ki dört mezhebin ittifak ettiği konular, ekseriyettir. İhtilaf ettikleri konular, ekaliyeti az konulardır.
- 19:39
Çünkü zaten ayet ve hadisler, sahih hadislerde ve ayet olanda ve sahih hadislerde kendilerine ulaşanlar da ihtilaf etmemişlerdir ki. Ayet-i hadisin konuştuğu yerde müştehit ne yapsın? Dolayısıyla ittifak edilen konular zaten fazladır. Yani hele itikadi konular tamamen birdir, hiç ayrılmaz. Dört mezheb için konuşuyorum ama mutes ile zaten...
- 19:57
ama mutes ile zaten el-Sünnet değil. Biz el-Sünnet'in içini konuşuyoruz. Mâ Tûrîd-i Eş'ârî. Hangisi İsa aleyhisselâm'ın ineceğini inkar edebilir? Hangisi Mehdi'nin çıkacağını inkar edebilir? Yani bunlar, Sırat Köprüsü yok, hangisi der haşa? Ayet ve hadisle sabit olanlar da zaten Mâ Tûrîd-i Eş'ârî ayrılmaz ki.
- 20:15
Fıkıhta da dört mezheb onlar da aynıdır. Onun için siz Allah'ın kitabından ayrılmayın ben vefat edince. Tabii ayrılmıyoruz. Mezhebsizler ayrıldı. Sünnetsizler ayrıldı. Hadise itibar etmeyenler ayrıldı. Niye? E çünkü Kur'an bize ne demişti? Rasûlüm'ün verdiğini alın. Yani bizi hadislere havale etmişti.
- 20:38
Hadis-i şerifler bizi nereye havale etmişti? Kur'an'da, hadiste bir şey bulamazsan ne yapacaksın ey muaz dedi. Yemen'e vali gönderirken dedik ya Rasûlullah eşteğidu ray'i rey'imi zorlarım, görüşüme göre bir hüküm çıkarırım. Elhamdülillâhi ziveffekâ Rasûlâ Rasûlî. Rasûlünün Rasûlü elçisi muazı doğruyu bulmaya muvaffak eden Allah'a hamdolsun dedi.
- 21:00
Yani bir şey ayette, hadiste yoksa ben ona karışmam ne yaparsanız yapın diyemezsin. Sen Yemen'e vali, kadı getiriyorsun. Bu millet sana soracak. O zaman sen kıyas yaparsın, iştihat yaparsın. Bunu da bize hem Kur'an söylediğiyle alimu'l-vedîne yestem bitûnev istimbatla iştihat aynı manada. Delilden, gizli delilden, derin delilden hüküm çıkartmak, derin kuyudan su çıkartmak gibi.
- 21:23
E peki ayet zaten Kur'an. Biz hadislere uyuyorsak Kur'an'a bağlılığımızdan. Biz müştehitlere uyuyorsak Kur'an'a bağlılığımızdan. Benden sonra Kur'an'dan ayrılmayın. Çünkü neden? Kur'an size yeter. Niçin yeter? Çünkü Kur'an seni zaten sünnete havale eder, iştihada havale eder. Kur'an senin ufkunu açar, genişletir.
- 21:42
Kur'an sana bütün delilleri önüne koyar. Yani Kur'an hakim seni sapıkta, dalalette, felakette bırakmaz. Sen Kur'an'ı iyi sarıldıysan, Kur'an'ı iyi anladıysan, 15. asırda da olsa, 100. asırda da gelsen yine doğruyu bulursun. Çünkü Kur'an seni hiçbir zaman efendim şaşkın bırakmadı ki. Ama sen Allah'ın kitabı bana yeter diyerek sünneti devre dışı bırak,
- 22:07
müştehitleri devre dışı bırak, kendi kafana göre efendim şimdi gelmiş, hiçbir ilmi, birikimi, kültürü olmayan insanlar, hiçbir ayeti hadisi tefsir edemez, kaynak bilmez, lügat bilmez, usulü fıkıh bilmez, hiçbir şey bilmeyen adam ben böyle anlıyorum deyip çıkıyor içinden. Bütün millet ona tabi oluyor.
- 22:29
E peki sen niye kitap yazıyorsun Kur'an yeterse bu kadar? İslamoğlu bu kadar kitap yazmış. Bayraktar Bayraktar şu kadar tefsir yazdım diyor, hiçbir yerden almadım. E desene ki uydurdun. E sen şimdi hiçbir yerden kaynak vermeden Allah'ın kitabı 1 cilt, sen yazdın 20 cilt, 25 cilt. E nasıl oldu Allah'ın kitabı 25 cilt?
- 22:47
Olur. Çünkü oraya hadisler koyarsın. Hazreti Ali Efendimiz'den, Hazreti Ömer Efendimiz'den, sahabeden, tabiinden, müştehiklerden haa 50 de olur, 100 de olur, 150 de olur. Ben bir şey demiyorum. Ama ben hiç kimseden geriden almadım. Ne oldu? Kendin kendine yazıyorsun. E Allah'ın kitabını, roman mıdır aşağı?
- 23:03
Niye göre yazıyorsun bunu? Kime dayanarak? Kendi görüşüme dayanarak. E senin görüşün mutebar oluyor da, 25 cilt kitabın güvenilir oluyor da. E bu kadar müştehidin imam-ı azamlarının hem de sahabeye dayanarak, herkes geride bir kaynağa dayanarak bize gelen hükümler mutebar olmuyor. Senin kendi başına uydurduğun delilsiz, kaynaksız şeyler beni seni bağlıyor.
- 23:24
E böyle bir saçmalık olamaz. O zaman sen Kur'an bize yeter lafında da yalancısın. Çünkü Kur'an sana yetseydi sen zaten bu kadar cilt kitap yazmazdın. Demek Kur'an yetmiyor. Yeter mi ya? Peki Kur'an yetmiyorsa ne yetiyor bize? Kur'an yetiyor, şu manada yetiyor. Hak olduğuna delalet ettiği kaynaklar manasında yetiyor.
- 23:49
Kur'an bize ne diyor? Rasulüm ne verdiyse alın. Bizi havale etti sünnete. Kur'an bize ne diyor? Müminlerin yolundan gayri yola uyanlara nüvel lima tevla nusli cehennem tuttukları yolda onları öldürene kadar göndeririz sonra cehenneme atarız diyor. Demek ki müminlerin yolu mühim. Müminlerin yolu ne demek?
- 24:08
Bir asırda bulunan müminlerin bir işte bir görüşte icma ve ittifakları ekseriyetinin karar birliğinde olması icma, delil oluyor bu ad-ı kerime. Eşeve ila ülul emrimi ülul emri havale etseydiler onlar istimbat ederdiler. Yani karışık bir konuda yetkili alimlere sorsa feselühele zikri inkültübü la tealemun siz delil bir şey bilmiyorsanız
- 24:31
tefsir, hadis bilmiyorsanız, fıkıh bilmiyorsanız zikri eline sorun. Yani ne demek? İlimi eline sorun demek. E orada da bizi Mevla havale ediyor. Hiç Mevla buyurmuyor ki Kur'an'a bakın ne anlıyorsanız öyle yapın. Hep feselühe sorun velev raddühü Havale edin, havale etseler feintenâzâtü fişey bir işte çekişmeye girerseniz ihtilafa düşersiniz.
- 24:55
Fe ruddühü ile Allah ve Rasûl. Allah'a havale edin sonra Rasûl'e. Allah'a havale Kur'an'a bakarsın. Âyette bulamadın Rasûl'e havale, sünnete bakarsın. Hadiste de bulamadın işte öbür hadisler sana zaten iştihat yolunu açmış. Hazreti Muaz'ım ben görüşüme göre iştihat yaparım yani delillerden arasından kıyas yaparak bir hükme varırım deyince elhamdülillah diye hamd etmiş ki
- 25:20
benim elçilerim, sahabem gönderdiğim kadılarım, valilerim bu ilme sahip oldu elhamdülillah diye sevinmiş sallallahu aleyhi ve sellem. Bir dalalete hamd edilir mi? Haşa. Yanlış işte, iştihat yanlış olsaydı müştehitlerin, iştihatların katağı olsaydı Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem hamd eder miydi?
- 25:40
Hazreti Muaz'da peygamber olmadığına göre ona vahiy gelmediğine göre iştihat ediyor, iştihat o zaman yani İmam-ı Azam da o zaman ona göre peygamber değil. Hazreti Muaz'ın nesi var? Sahabeliği var. Sahabeliğinden dolayı feraseti, kendine özel ilham gelmesi burada konu edilmiyor ki. O da Kur'an'dan ve hadisten reyini zorlayarak bir kıyas yapacak.
- 26:04
Aynı kıyas İmam-ı Azam da yapabilir. Ona da o ilimler, malzemeler ulaştıktan sonra. Mesele nedir? Mutfaktaki malzeme meselesidir. Malzeme olduktan sonra aynı yemeği yapar. Hazreti Muaz'da daha isabet olabilir derseniz, sahabeden olduğu için. Bir de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ümmetimin içinde en fıkıhı en iyi bilen Muaz'dır.
- 26:25
Efendim, tamam. Orada Rasûlullah Efendimiz'in onun özel ismine mahsus. Ama o isme mahsus olan diğer sahabe hakkında böyle fıkıhı en iyi bilen kaydı yok ki. Bir kişiye denebilir. Halala haramı en iyi bilen diye herhalde geçiyor, Tirmizi'de. Ve âlemûn bil halâl ve'l harâmul abid. Muazmimun cebel. Halala haramı en iyi bilen Muazmimun cebel.
- 26:45
Ha onun hakkında nasıl olduğu için Muazmimun cebel farklıdır diyelim. Yani bir İmam-ı Azzam'a kıyas edemeyiz ona diyelim. Ama öbür türlü zaten İmam-ı Azzam Efendimiz'e diyor ki Kur'an'da varsa Kur'an'a bakarız, değilse hadise bakarız. Hadiste yoksa sahabeye bakarız. Sahabede de yoksa ben istihat ederim.
- 27:01
Çünkü sahabeden de olsa ben kendi görüşümü öne sürmem. Sahabe Rasûlullah'ı gördü. Sallallahu aleyhi ve sellem onu alırım diyor. Bu hadisleri böyle işte tergibü tergib dersi olarak hızlı hızlı giderseniz maalesef hadissizlere, sünnetsizlere de delil olur. Ben onun için uzun uzun konuşuyorum burada bak.
- 27:22
Niye canım çıkıyor bir şey anlatayım diye? Çünkü Allah'ın kitabına sarılın. Dedi ya şimdi buradan hemen hadissizler, sünnetsizler hemen kaşınırlar. Hemen derler ki bak peygamber bile Kur'an'a bakın diyor. Başka bir şeye bakmayın diyor. Sen nereden uyduruyorsun? Yahu sen anlasana Kur'an'a bakın demekten neyi kastediyor.
- 27:41
Öbür hadisini okumuyorsun o zaman. Bu hadis taberani mucemi kebirdedir. Peki taberani mucemi kebirdeki hadis senin işine geldiği için normalde sen taberani beyek'i sen takmazsın. Sen Bukhari'ye bile çatan adamsın. Ama şimdi burada bunu atladın değil mi? Sazan gibi atladın çünkü neden Kur'an yeter dedi falan diye anlıyorsun.
- 28:01
Yanlış anladığından atladın yine. Doğru anlatsan bu da sana delil değildi aslında. Ama ben sana daha hadis kaynakları bu Davud'da okuduğum zaman niye işine gelmiyor? Ve innâ mâ harrama rasûlullâhim ismî mâ harramallah. Rasûlullah'ın haram dediği şeyler Allah'ın haram dediği gibidir. Çünkü o da hadisler de vahiydir.
- 28:20
Sakın mâ ve cennâ fî kitâbillâhi ttebâne. Kur'an'da bulursak uyarız Kur'an'da bulmazsak tabi olmayız derken sizin birinize rastlamayayım. Sakın sizin biriniz koltuğuna yaslanmış efendim böyle atmasyon yapmasın. Bu Davud'dadır. Çünkü öyle insanlar çıkacak Kur'an'da varsa inanırım yoksa inanmam diyecekler.
- 28:40
Onun için ben Diyanet Reisi hakkında da diyorum ya yani ne kadar acayip bir söz. Mehdi konusu Kur'an'da yok ki. Bunu en ufak bir hadis bilgisi olan Kur'an'da yok kitabını kullanmaz. Çünkü Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki vûtîtul hikmete vûtîtul Kur'ane ve minel hikmeti misley bana Kur'an verildi, hadisten hikmet sünnet demektir.
- 29:02
Zaten ayette de ve yuallimûmul kitâbe vel hikmete. Rasûlullah Efendimizin efsafını sayarken size kitap öğretiyor, kitap Kur'andır. Bir de hikmet öğretiyor. E şimdi atıf muhayret iktiza eder. Yani sen burada şimdi Ahmet geldi, bir de Mehmet geldi dediğin zaman Ahmet, Mehmet birbirinden farklıdır. Eğer deseydin ki Ahmet, Mehmet geldi
- 29:24
belki adamın adı benim adım gibi Ahmet Mahmud, Ahmet, Mehmet idi. Ama şimdi Ahmet geldi, bir de Mehmet geldi dediğin zaman bunun iki kişi olmaktan başka sansı yoktur. Ayette de ne diyor? Kitabı öğretiyor, bir de hikmeti öğretiyor. Ve. Ve atıftır. E Rasûlullah Efendimizin Kur'andan başka öğrettiği bir şey var mı?
- 29:45
Var. Nedir? Hadis. Bütün buyurdukları hadistir, yaptıkları sünnettir. O zaman ne oldu? Kitap öğretiyor, bir de hikmet öğretiyor. O zaman Rasûlullah Efendimizin sünnetini ee delil olduğu bu. E delil olduğu bu ayetle sabit oldu. O zaman Kur'an yeter mi? Yeter. Ne manada yeter? Kur'an sana zaten hikmeti ve sünneti öğretmiş ya, onun için yeter.
- 30:05
Yani oraya da seni yönlendirecek. Nebûne ütüytül Kur'an Bana Kur'an verildi ve minel hikmeti misleyi. Kur'an ne kadar ayet var, onun iki kata hikmet ve sünnet ve hadis vahyedildi. Onun için sakın Kur'an'da varsa uyarız derken sizin birinize rastlamayayım, fena ederim diyor yani. Bu Ebu Davut'tadır. Sen şimdi buraya niye atladın taberaniyle?
- 30:29
Efendim Ebu Davut dahi sahih. Sen sahih şartı aramıyor musun? En sahitti Ebu Davut'tur taberaniye göre. Ama bu taberani de ruhat-ı sikattır. Bunun da ravileri güvenidir muhtemelen sana. Bu da sahittir, o da sahittir. Mevzu nedir? Doğru anlamak meselesidir. Onun için terkipte bir hadis okudum, on hadis okudum, elli hadis okudum, geç.
- 30:50
Milletin ekmeğine yağ sürersin batılara. Hadisler şerh ister. Şerhsiz hiçbir şey metinle kelime manası gidilmez. Gidilirse sakatlık çıkar. Ben niye bu kadar detay vermek zorundayım? Şu şuradan birisi beni yarın bağlar, beni kendi sözümle bağlar, sen de okudun hadis ki Kur'an yeter dedin der, ondan sonra hadise ne lüzum var gider.
- 31:14
Ama ben size izah getirince hepiniz anladınız ki ilahiyet profesörü olmanıza lüzum yok, zaten olsaydınız anlayamazdınız. Efendim siz normal bir halk olarak ne güzel anlatırız. Ve'en abdillâhi min mes'ûdîn radıyallâhu teâlâ. Abdullah Mesud Hazretleri sahabenin fukahasından bu zat kâlet efendim söylemiştir.
- 31:40
Fakat bu hadistir esasen ama burada kâlet Resulullah dememiştir. Demeyince biz de demiyoruz. Çünkü râvâul bezzârâ kezâ mevkûfen âle ibn-i mes'ûd. Şimdi bezzar bunu rivayet etmiş, ibn-i mes'ûd'a mevkûf. Yani o kendi sözü olarak söylemiş bunu. Bazen hadis-i şerif olan bir şeyi bir âlim nakleder. Fakat hadis demezse o âlemin üstünde kalır, o isnat ona kadar gelir, onda kalır.
- 32:04
Sen onu başka bir kaynaktan hadis olduğunu bulamazsan. Halbuki o zat da onu yani o müsnid olan bir makamdaki bir zat da onu hadis olarak zikretmiştir. Burada da ibn-i mes'ûd bunu söylemiştir. Ama bu ibn-i mes'ûd'un sözü değildir. Çünkü bezzar bunu mevkûf yapmıştır ama ve râvâul merfû'en ve hadis-i câbir.
- 32:24
Merfû demek Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e kadar dayandırılması demektir. Ama câbir hadisinde, yani Hz. Câbir'den gelen başka hadis var. Efendi Hazretleri'nin ömür boyu okuduğu bir hadis bu. İnnâ zel Kur'ân-ı Şâfi'un muşabbam. Câbir'den gelen radıyallâhu anh rivayette Kâle Resûlullah ile dayandırılmıştır isnat.
- 32:41
Ama bu rivayet ibn-i mes'ûd'da kalmıştır. Ve istâdül merfû'i ceyyidun. O Resûlullah Efendimiz'e kadar dayanıp hadis olarak zikredilen câbir hadisi de ceyyiddir. İsnadı güzeldir, kuvvetlidir. Muteberdir yani. Bundan dolayıdır ki bu söz hadis-i şerif olarak konuşulmaktadır. Ne buyuruyor? İnnâ zel Kur'âne muhakkak bu Kur'ân-ı Azîmüş Şân yani Allah'ın kitabı.
- 33:14
Şâfi'un şefaatçidir. Yani ehline şefaat eder. Müşef'a'un. Burada müşef'a'un'u bazı lafızlar almış. Allah Allah. Müşef'a'un var yani. Burada niye yok anlamadım. Müşef'a'un şefaati bir nuskada yok yani. Şefaati kabul edilmiştir. Mesela şimdi herkes müşefaat etmeye, aracı olmaya kalkar ama şefaati geçerli midir, değil midir?
- 33:43
Her şeyin şefaati geçmez Allah'a karşı. Allah'ın indinde itibarı ve kıymeti yok ise. Ama bu Kur'ân şefaat edecek. Hem de şefaati anında tasdik edilecek. Kur'ân-ı Kerim okuyanlarına, hafızlarına, amel edenlerine yarın ahirette mahşerde o sıkıntılı günde insanlar güneş tavan boyu yaklaşmış, insanlar kendi tellerinin göllerine batmış, ne perişanlık yaşayacaklar.
- 34:11
Ama Hz. Kur'ân insan şeklinde yahut da nurlu bir nurani surete girerek gelecek. Ya Rabbi tutacak adamın elinden veya ben buna şefaat edeceğim, bunu bu zahmetten çıkaracağım. Bunu bu tehlikeden kurtaracağım, cennete götüreceğim. Mevla ne buyurur? Ey Kur'ân sen benim kitabımsın, kelamımsın. İstediğine şefaat hakkı sana verilmiştir, dilediğini kurtar.
- 34:34
İşte müşeffa'un o demek. Efend-i Serû'nun devamında şunu okurdu. O rivayet şu anda burada önümüzde yok. Ve mâ hilüm musaddakun diye okurdu. Ve mâ hilüm şikayetçidir, musaddakun. Ya Rabbi bundan davacıyım, şikayetçiyim derse de o zaman da şikayeti tasdik edilmiştir. Yani Mevla Âmen der ki sen benim kitabımsın, kelamımsın.
- 34:53
Ben sana şahit sormuyorum. Yani benim sıfatımın eserisi, sıfatımsın. Ben sana nasıl şahit sorayım yani? Ve kebâbillâhi şehîdâ. Zaten şahit, Allah olarak, şahit olarak yeter. E Kur'an da O'nun kelamı sıfatının zuhuru. O zaman tamam, nereye? Bu, bu bana çok efendim, zarar verdi, bana işte beni terk etti, benim hükümlerimle amel etmedi, bana inanmayı da terk etti vs.
- 35:20
Kimine inanma bazında şikayet eder, kimini amelsizlik bazında, hususunda şikayet eder, ama Mevla hemen onu tasdik eder. Onun için men menittebe'a kim tabi olursa hu Kur'an'a, Kur'an'a nasıl tabi olacak? Efendim, itikaden ve amelen. Önce Kur'an'daki bütün meselelere inanacak, yapamasa bile birinci basamak inanma basamadır.
- 35:45
İkinci basamak helallarına uyacak, haramlarına sakınacak. Böylece Kur'an'a tabi olacak, uyacak. Yoksa Kur'an'ı koydu önüne, kendi gitti arkasına veya Kur'an'ı aldı öptü, bağrına bastı veya başının üstüne koydu veya yüksek yere astı Kur'an'ı, ikide bir gitti öpüp duruyor. Ama namaz kılmıyor. Oruç tutmuyor, ceket vermiyor veya zina ediyor.
- 36:06
Kur'an ne yapsın sana? Kur'an'ı öpmek seni kurtarmaz ki. Önce inanacaksın, sonra amel edeceksin. Öpmek ayrı bir ameldir, hürmettir, tazimdir. Öpüp başına zaten koyacaksın, o ayrı bir şey. Ama yeterli değil. Kurtarmaz derken, tek başına kurtarmaz yani. Kim Kur'an'a tabi olursa, efendim, Kadehu onu çeker götürür ilel cenneti.
- 36:28
Cennete götürür. Peki bu Kur'an nasıl bir şey arkadaş? Bizim evde Kur'an'ın kitabı var, sayfaları var. Bu mahşerde bu sayfalar gelse ne yapacak? Benim elimden nasıl tutacak sayfa ya? E hâlâ ben ne diyorum, sen bir şey anlamamışsın yani. Çünkü kaç defa sohbetlerde de beyan ettik. İmam Suyuti bu hususta müstakil risale yazdı.
- 36:51
Onun zaten 500'den belki de fazla eseri var. İrili ufaklı. Bu risalelerinden birinde mevzusu şudur, risalenin konusu şudur, yani ismi şu anda hatırıma gelmiyor ismi de. Risale mevzuu şudur, kıyamet günü dünyada yapılan ameller, efendim, arazdırlar. Ameller, arazdır. Araz, araz. Arazın sureti olmaz. Yani, efendim, görüntüsü olmaz, şekle bürünmez.
- 37:22
Yani mesela namaz diyoruz, abdest diyoruz. Abdesti alırken benim şeklim olur. Beni resmini çekersin, videoyu alırsın, ben abdest alırım. Ama abdest denen şeyi bana gösteremezsin. Veyahut namaz, namaz kılıyoruz. Namaz kılarken rükû gösterebilirsin, beni rükûda çizebilirsin, resim çekersin, video çekersin, bu rükûdür, rükûndür, şeyde bir rükûndür.
- 37:47
Fakat namaz denen mefhumun bir bütün olarak bu namaz, göster bana dediğim zaman mutlaka bir adam kılarken göstereceksin. Ortada şurada bir tane namaz gösteremezsin. Araz o demektir. Araz kendi başına duramaz. Efendim, bunun tersi cevherdir. Cevher kendi başına durandır. Yani tahta dersin, tahta. A derdi, al da sana tahta derim sana.
- 38:10
Bak tahta duruyor burada şimdi. Tahtayı gösterebilirim sana. Bak elimle tutuyorum. Vuruyorum, çak çuk ediyor. Ama şimdi şurada namaz dediğim zaman ille başlayıp kılmam lazım veya bir kılanı göstermem lazım. Namaz diye bir şey kendi başına durmaz. Hal böyle olunca Kur'an da böyledir. Kur'an-ı Kerim bana Kur'an'ı göster.
- 38:30
Nasıl göstereceğim sana Kur'an'ı? Musaf'ta gösterebilirim. Mutlaka bir kağıtta gösterebilirim. Veya ceylan derisine gösterebilirim. Ya bir deride, ya bir kağıtta, ya bir ekranda. Ben şimdi sana Kur'an, Kur'an şimdi bu ortada. Kur'an göstereyim sana. Nasıl göstereyim? Mutlaka harfe girecek. Yani ya sesli okunacak, ya yazılacak.
- 38:50
Sana bir harf kalıbıyla onu o kalıba dökülerek gösterebilirim. Ortada sana bir Kur'an gösteremem. Harfsiz, sessiz, kağıtsız, musafsız bir Kur'an. Kur'an aslında harfe bağlı değildir. Kur'an Allah'ın kelamıdır. Allah'ın kelamı da, biz Allah'ın kelamını göremeyiz. Duyamayız da. Ona delalet eden lafızları okuyoruz.
- 39:17
Bundan dolayıdır ki, Kur'an nedir? Kadimdir. Kadim ne demek? Evveli yok demek. Kur'an nasıl kelamı kadim oldu evveli yok? Hani Kur'an mahluktur diyen kafir olur. Çünkü Allah'ın sıfatına mahluk demiş olur. E çünkü Kur'an yaratılmış bir şey değildir. E nasıl yaratılmış değil ya bu kağıt ve Kur'an burada var, musaf bu.
- 39:39
20 sene evvel basılmış. E demek ki yaratılmış sonradan. E tamam ben de sana kağıdı tartıştım mı? Mürekkebi tartıştım mı? Dizgi basın matbaayı tartıştım mı? Ben sana ne dedim? O'nun delalet ettiği o mana olan Kur'an Kur'an, Allah'ın kelamı olan Kur'an sıfatıdır, sıfatı kadimdir, ezelidir, evveli yoktur, mahluk değildir, yaratılmamıştır.
- 40:01
Çünkü Allah var, o kelamı ondan var. Kur'an 1400 sene evvel indi diye 1400 sene evvel Kur'an var olmadı ki. Kur'an var olmadı zaten. Kur'an mahluk değil. Kur'an var edilmedi. Sonradan yaratılmadı Kur'an. Ne demek sonradan yaratılmadı? Allah var, ilim sıfatı da var, kelam sıfatı da var. O kelam sıfatı Kur'an onunla kaim idi.
- 40:23
O ezeli olduğu gibi Kur'an da ezelidir. Ha Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e indirilmesi 1400 küsur sene evveldir. Var olan şey indirildi. O anda Mevlâ Teâlâ onu buyurmadı ki. Ezelden beri o var. Bunları doğru anlayacaksın. O zaman Kur'an'ın kendi de ne oluyor? Sıfat oluyor. Sıfatlar ne oluyor?
- 40:42
Araz oluyor. Ne demek araz oluyor? Kendi başına duramaz. Yani Allah'ın sıfatını sen nasıl göstereceksin, işiteceksin yani. O zaman ne oldu? Eserini, ona delalt eden eseri. Eserin için dersen ki bu sonradandır, 20 senelik, 50 senelik, antika falan. Senesini, tarihini koyabilirsin. O zaman kafir olmaz.
- 41:00
Bunları birbirine ayırmak lazım. Onun için ahirette ameller suretlere bürünecek. Yani şekillenecek. İyi amel nurani bir şekle bürünecek ve namaz sana kabirde gelecek, enişte ve yoldaş olacak. Sen diyeceksin ki sen kimsin? O da diyecek ben senin gece uykusuz kaldığın, okuduğun Kur'an'ım diyecek.
- 41:23
Ama sen ona bakacaksın, elinle tutabildiğin, gözünle görebileceğin bir insan şeklinde veya melek şeklinde nurani bir varlık gelecek sana. Ama sen kimsin diyeceksin? O diyecek ben Kur'an'ım. Halbuki Kur'an işte dedim ya Allah'ın sıfatı olan hakiki Kur'an arazdır, gösterilemez. Bu sefer ne oldu? Bir şekle bürünmesi lazım.
- 41:45
Onun için Kur'an'a uyanı Kur'an cennete çeker. E Kur'an nasıl cennete çeksin? E şu musafıdaki kağıtlar gelip de orada devreye girmez. O zaman ne olur? O senin okuduğun Kur'an, kilaveti senin bir amelindir. Tamam mı? Allah'ın sıfatı arazdır, onu şey etmeyelim. Sıfatlara araz demeyelim. Çünkü Allah-u Teala'nın sıfatları zatıyla kaimdir.
- 42:11
Zatıyla kaimdir. O noktayı karıştırmayalım. Biz şimdi araz olarak neyi anlayalım? Ameli anlayalım. Yani senin Kur'an tilavetin senin amelindir. Senin kıldığın namaz senin amelindir. Senin bu amellerin arazdır. Onun için bir şeyle kaim olması lazımdır. Bu arazlar ne yapmaz? Görünmez, işitilmez. O zaman ne yapamaz?
- 42:32
Gelip de mahşerde seni elinden tutup cennete götüremez. Veya kabirde gelip sana en isteyen yoldaş olamaz. O zaman ne yapıyor Mevla-ı Teala? Araz olan amellere ahirette suret veriyor. Şekile büründürüyor. O şekli ya sana iyilik için gönderiyor, müşekkel, musabber bir şekilde. Ya da seni korkutmak için ejderha, canavar şeklinde gönderiyor.
- 43:01
O amelini içki içmen ameldir. O içki içme günahını günah elle kollak gösterilmez. Günah bir arazdır. O arazı şekle sokar, canavar şeklinde gelir seni gırtlaklar veya seni yılan yapar, gelir seni sokar. Akrep seni mezarda sokar. Halbuki o akrep bildiğin bu dünyanın böceklerinden değildir. O akrep ne akrepidir?
- 43:24
O senin zinandır o akrep. Allah o amelini o şekle sokar, yaratır. Anladın? Onun için İmam Suyuti Hazretleri bu hususta, çünkü bunu inanmadığın zaman, bunu kabul etmediğin zaman birçok mesele sıkıntıya girer. Ne gibi? Mizanda ameller tartılacak. Sen buraya ne koyacaksın? Kaç gram gelecek? E sen elle tutulmayan, gözle görülmeyen bir namazı, bir içkiyi, bir zinayı,
- 43:50
yani şu anda o amel boyutunda yapılmış, edilmiş, bitmiş bir şey. Şu anda o amel nesini getireceksin? İşte onu şekle sokarsan, onun da gramajını, boyutunu belirliyor. O ağırlıkta müşekkel bir suret, diyelim bir öküz, bir domuz hınzır şeklinde, diyelim bir hınzır veya diyelim bir en kötü hayvan, sırtlan bilmem ne.
- 44:12
Bunu alıyor, getiriyor. Sırtlan olarak getiriyor o ameli. Öyle amel var ki, limata hınzır işi. Hayvanlar içinde bir tek eşcinsellik şeyi hınzırda diyelim var. Bir de hımarda var diye gördüm kitapta. Şimdi sen hınzırı getiriyor, koyuyor oraya. Kaç kilo geliyor bu hınzır? Sol tarafta işte baya ilerletiyor, solu aşağı kaldırıyor.
- 44:32
Limata yaptın. Senin o limatan oraya nasıl gelecek? Hınzır geliyor oraya. Kaç kiloysa. O limatan ne kadar kötü bir fiil değilse, kötülüğü nispetinde kilo veriliyor ona. Çünkü Allah'ın mizanı da manevi değildir. Maddidir, zahiridir. Bir kefesi doğu batıya aşıyor. batıya aşıyor. O kadar büyüktür. Yani bunları, bunlar itikadi de meselelere girdik şimdi.
- 45:00
Bunları bu şekil bilmezsen, benim amelim nasıl gelecek ya? Kabirde nasıl bana yoldaş olacak ya? Mizanda ne konuluyor arkadaş? Ameli yapmış, bitmiş. Burada nasıl, ne tartılıyor yani? Adamın kendi boyu posu belli, 65 kilo, 70 kiloluk adam nasıl mizanda doğu-batıyı dolduracak. İyi ameller iyi şekillere koyulup mizana kilolu koyuluyor yani böyle, kramajlı.
- 45:23
mizana, gramajlı. Kötü ameller kötü suretlere büründürülüyor ve öylece sol tarafa konuluyor, orada da bayağı bir hacim, yer dolduruyor ve efendim kilo ağırlık kaydettiriyor. Bunu böyle anlamak lazım. Kıyamet günü, araz olan dünyadaki ameller, ecsat suretinde zahir olacak. Ecsat, ne demek ecsat? Cisme bürünmüş.
- 45:54
ben şimdi bak, benim bir amelimi sen şimdi bir yere tartıya koysan çıkmaz ama beni koyarsın tartıya, 70 kilo, 72 kilo, dua buyurun zayıflayayım Allah rızası için çok dua istiyorum. Yani orada 72, 73'e gidiyorum şimdi, ha benim kalıbımı koyarsın, 73'ü bulursun, 72 bulursun. Ama benim hiçbir amelimi şu anda bir tartıya koyup dünyada gramajını bulamazsın.
- 46:17
Anladınız şimdi. Kafayı çalıştırın, biz size burada ders veriyoruz. Bu derste itikada giriyoruz, fıkha giriyoruz, amele giriyoruz. Yani KD'yi külliyeler veriyoruz size, balık tutmayı öğretiyoruz. Balık vermiyoruz, iki balık yedin bitti, sonra acıkırsın. Biz size KD'yi külliyeler verdik mi siz her yerde tatbik edebilirsiniz.
- 46:38
Kafanız çalışıyorsa tabii, çalışmıyorsa ben ne yapayım? Kur'an şefaatçidir. Çünkü gelecek şefaat edecek. Mesela Bakara suresi için, Ali İmran suresi için Bukhari hadisinde ne diyor? Gıyabetani mi diyor? Ama ghamametani var, kesin işte ravi ihtilaf var orada. Bakara suresi, Ali İmran suresi ikisi de kıyamet günü iki bulut gibi gelecekler diyor.
- 47:07
İki bulut gibi gelecekler. Yani ne şekline girmişler? Bulut şekline girmişler. Ama Bakara ile Ali İmran, O bulut şekline gelecekler, Kıyamet günü kendilerini okuyup inanan, amel eden ve çok okuyanlardan azabı kaldırmak için, mahşerin sıkıntısını savuşturmak için meleklerle bile mücadeleye ve çekişmeye girecekler.
- 47:33
Çünkü Kur'an'dır, Bakara suresi Allah'ın kelamıdır. Meleğe de, efendim, hadi git işine diyebilir. Allah'ın kelamıdır çünkü. Anladın mı? Belki orada bir peygamber bile devreye girip meleği şey yapamayabilir. Şefaati yeterli gelmediği konular olabilir. Çünkü herkese şefaat izinledi. Ama Kur'an'da bu sorun yok.
- 47:53
Şâfiûn şefaatçidir mi? Şefaun. Şefaatçidir, Otomatiğe bağlanmış. Şefaati kesin kabul edilmiştir. Musattakûl kabul. Kabulü tasdik edilmiştir. Aynı zamanda şikayetçidir. şikayeti de hemen devreye sokulup işleme konulur. Bitti. Kimse ona melek bile ne yapıyorsun soramaz. Çünkü Allah'ın kelamıdır, melekten üstündür.
- 48:13
Melek Allah'ın sıfatı değil ki aşağı. Melek Allah'ın mahlukudur. Bakara suresi mahluk değildir. İşte mevzuları iyi anlamanız lazım. Ona uyan, Kur'an'a uyanı Kur'an alır götürür, cennete çeker. Cennete yerleştirmeden de bırakmaz. Çünkü hadis-i şerifte, yani gelirler, mücadele verir. Nasıl mücadele verecek arası olan bir şey?
- 48:35
Elle tutulmaz, gözle görülmez. Şekle bürünür, gelir mücadele verir. Mülk suresi. Her gece okuyana kabirde azap çektirmez. Gelir, çok büyük çatışma yapar yani. Münker nekirle büyük bir tartışma çıkarır yani. Mülk suresi özellikle. İzin vermem der yani azap edemezse. Benim adamım der ya. Yaa.
- 48:55
Şimdi burada bürokrasi de şurada burada bir adamın oluyor. İki gün içeride yatmadan tak dışarı. Benim adamım olmadığı için uzun uzun yatıyorum mesela. E çünkü haa burada Kur'an Allah'ın eee kelamı. Sen de devamlı okuduğun için bu sureyi onun adamı oluyorsun. Eshab o demek. Bakara suresinin eshabı nasıl oluyorsun?
- 49:14
Adamı oluyorsun. Adamı nasıl oluyorsun? okuyarak oluyorsun. O zaman ne oluyor? Bekar-ı süs geliyor. Bu benim adamım, hadi bakalım. Ahirette onlara bir şey sorulmaz. Ve men terakkû. Kim Kur'an-ı Kerim'i terk ederse Kim Kur'an'ı terk ederse evâ arrafânû. Yahut Kur'an'dan yüz çevirirse zuhka atılır. Atılır Zütçede var ama herhalde zuhka Zücce de var ama herhalde zücca da
- 49:35
Zabıt bakımından daha şey geliyor. eee Atılır fi kafâhu, ensesinin ensesi üzerinde, arkadan doğru demek istiyor. Eee atılır ensesinin eee arkadan doğru demek istiyor. Yani buradan kafasından böyle yitilir, arkadan gelir. Yani eee buradan kafasına böyle yitilir. Arkadan gelir bir melek
- 49:51
gelir bir melek, tak böyle, iter, zukka fi kafav, ensesinden doğru itilir, atılır, ilennav, cehenneme atılır. tak böyle ilennar, cehenneme atılır. Neden? Neden? Kur'an'ı terk etti, Kur'an'dan yüz çevirdi, inanmadı, birinci, en büyük pasamak. inanmadı, birinci en büyük basamak, sonra okumadı, ikinci bela, sonra amel etmedi, üçüncü bela, böyle sırayla
- 50:09
zaten okumamak da amele de girer de, Kur'an'ın terk edilmesi iki yönlüdür diyelim yani başlıca, bir, inanmamaktır ki onun zaten ebedi çıkışı yok, atıldı mı daha çıkamaz. İkincisi, okumamak, amel etmemek, Kur'an'ı Kerim ile amel etmemek, helaline, haramına riayet etmemek, bak inanmamak demiyorum, inanmamaksa atıldı mı daha çıkamaz, inanıp da amel etmemekse günaha miktarı
- 50:36
Allah'ın takdir ettiği kadar yanar, sonunda imanını kurtardıysa ölürken cennete illa döner ama ne lüzumu var yedi bin seneye kadar cehennemde yanmağa, müslümanlardan yananlar olacak, yedi bin sene ne demek, yedi sene ne demek ya, yedi yüz ne bırak, yedi seneyi bırak, yedi dakika yanabilir misin ya, şu anda cehennem ateşine sen saniye içinde dumanın çıkar zaten, ki ölmek de
- 51:00
yok devamlı çekmek var, duman olsan da kurtulsan o da biçer, ama ölemiyorsun, o zaman bunun saniyesi bile çekilecek bir azap değildir, Kur'an'ı terk etmemek lazım, Hz. Kur'an'a bağlı kalmak lazım, Hz. Kur'an'da bize neyi gösteriyor, Resul'e itaatı gösteriyor, sünnete uymamızı emrediyor, Resul ne verdiyse alın buyuruyor, hal böyle olunca Kur'an'a uymak için
- 51:27
mutlaka Resulullah'ın sünnetine uymak lazım, hadis-i şeriflerini duymak lazım, hepsine itikad etmek lazım, Kur'an'ın hak dediği her şeyi hak demek lazım, icma hak dedi, kıyasa hak dedi, fâtebî rûyâüllefsâr, ey basiret sahipleri bir olayı gördünüz ettiniz, kıyas yapın, ibret alın da diğer meseleye geçin, orayı kurtarın, bu da kıyası fukağının delilidir, daha birçok
- 51:51
deliller mevcuttur, efendim Kur'an-ı Kerim'de demek ki Kur'an'a uymak, kuru kuruya Kur'an bana yeter demek değildir, bunu diyenler Kur'an'a uymayanlardır, Kur'an'ı esas terk edenler, Kur'an bize yeter diyenlerdir. Evet bize de Kur'an yeter, niçin? Kur'an'ı tam anlayarak bize havale ettiği, muracat etmemizi emrettiği kaynakları kabul ettiğimiz için,
- 52:18
hadise, sünnete, icma ve kıyasa bağlı olduğumuz için Kur'an bize yetiyor şu an. Anayasamız olarak zaten yetiyor, bizi yönlendirdiği konularda da doğruyu buldurduğu için bizi hiç sapıtmıyoruz elhamdülillah, ama hadisleri inkar edenleri görüyoruz, sünneti terk edenleri görüyoruz, ehl-i sünnetten ayrılanları nerede görüyoruz?
- 52:41
Zaten Kur'an'ı da terk ettiklerini görüyoruz, çünkü bu sefer kaderi inkar ettiğimi bakıyoruz, Kur'an'da kader var, hani bu sana Kur'an yeter diye sen Kur'an'ı inkar etmişsin. Daha birçok konuda bunların yanlışlarını buluyoruz, Vahabilere bakıyoruz onu buna kafir diyor, halbuki Kur'an-ı Kerim'de bakıyoruz, Allah-u Teala inananlar iman ettikten sonra hiçbir amelle insanı
- 53:06
kafir saymıyor, şirk dışındakilerin hepsini bağışlayacağını vaat ediyor, bunlara bakıyoruz büyük günah olmaz, bilmem ne, halbuki Allah dilediğine hepsini affederim diyor şirk dışında, yani ehl-i sünnetten çıkan 72 sapık fırka, bir de onların türevleri var, yani bir şia 27 bilmem ne kadardır, bütün bunları tek tek incelersen, hadisleri devre dışı bırakan, insanlar sünneti icma
- 53:33
devre dışı bırakan, hiçbirine Kur'an yetmemiştir, çünkü hiçbiri Kur'an'ı anlamamıştır, hepsi de Kur'an'ı terk etmiştir, Kur'ancıyız deseler de baktığın zaman Kur'an'a taban tabana zıt fikirlere ve inançlara sahiptirler. Kur'an kime yeter? Kur'an kendisine uyanlara yeter. Kur'an'a uyanlar kimlerdir? Rasul'e itaat edin emrine de uyanlardır,
- 53:57
Rasul ne verdiyse alın emrine de uyanlardır, Kur'an'dan Cumhur'unun yolundan ayrılmayın emrine de uyanlardır, Ül'ül Emre sorun, yani içinizdeki içtihat sahibi zikir eline, ilim eline sorun emrine de uyanlardır. Dolayısıyla ben kendi kafama göre maaleden takılırım diyenler cehenneme atılmışlardır. Allah Teala bizleri el-i sünnetin nurlu yolundan
- 54:18
kitap, sünnet, icma, ahmet, kıyas, fukaha icma, ümmet, kıyas, fıkıha, şeriatımızın delillerine bağlı kalanlardan ayırmasın. ayırmasın, ölene kadar istikamette daim eylesin. Amin.
Benzer sohbetler
1:34:01Terğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler 78. Bölüm 6 Ekim 20266 Ekim 2026 · 95 dkTerğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler · 6 Ekim 2026
1:33:48Terğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler 77. Bölüm 2 Haziran 20262 Haziran 2026 · 94 dkTerğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler · 2 Haziran 2026
1:40:41Terğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler 76. Bölüm 5 Mayıs 20265 Mayıs 2026 · 101 dkTerğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler · 5 Mayıs 2026


