32:59 / 42:31

  1. 00:30

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Es salatu es selamu ala seyyidil murseline Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hadis-i şeriflerini dinlemek üzere burada dersimizde hazır bulunan kıymetli kardeşlerimiz şu saatte bundan eftel bir amel olamaz.

  2. 01:01

    İlim meclisinde bulunmak, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hadis-i şeriflerini dinlemek ve onlardan istifade etmeye çalışmak ve amele niyet etmek. En mühim mesele zaten başından beri tergip derslerindeki mühim mesele ikhlastır ve niyettir. İhlas ve niyetin önemi hakkındadır. Bu derslerde, bu hadis-i şeriflerde bu konuda olacaktır.

  3. 01:29

    Bundan dolayıdır ki sizlerin de niyetiniz güzeldir. Amel etmektir, dinleyip geçmek değildir. Ne yapacağız, ne edeceğiz, ahiretimizi nasıl kazanacağız? Rabbimiz bize ne haberler gönderdi? Bunun peşindesiniz. Hiç şüphesiz hadis-i şerifler Rabbimizden gelen vahiydendir. Aynı Kur'an ayetleri gibidir. Dolayısıyla hadis-i şeriflerle de biz yolumuzu bulacağız.

  4. 01:58

    Cennet yoluna erişeceğiz inşallah. Sıramızdaki hadis-i şerif yirmi bir no'lu hadis-i şeriftir. Sırayla geldik, işte bu kadar derstir. Yirmi hadis-i şerif okumuşuz demektir. Bazen bir hadisin bir kısmını okuyabiliyoruz. Tam bir hadiste okuyamadığımız dersler oldu. Bu bakımdan. Yirmi birinci hadis-i şerif.

  5. 02:17

    İbn-i Abbas'ın, İbn-i Abbas radıyallahu anhumadan geliyor rivayeti. Enne Rasûlallah sallallahu aleyhi ve selleme, Kâinatın Efendisi Kâinat buyurdu. Nasıl bir hadistir bu? Fîma, ol. Hadisler arasındaki yervi, rivayet ediyor Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Kimden? Ar-Rabbi, Rabbinden. Azze ve Celle.

  6. 02:41

    Azze aziz oldu ve Celle Celle oldu. Daima aziz ve celil, ulu ve yüce olan Rabbimizden rivayet ediyor. Yani Rabbimizden rivayet ediyor derken burada, bu hadis-i şerifin hadis-i kudsi olduğunu, hadis-i kudsi olduğunu, Mevlamızın direk kelamı olduğunu beyan ediyor. Hadis-i kudsi'nin normal hadis-i şeriflerden farkı nedir?

  7. 03:07

    Hadis-i şeriflerde, Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme, Cibril-i Emin vasıtasına mana vahyediliyor. Yani o konudaki bilgi veriliyor. Ayetten de farkı odur. Ayet-i kerimede lafız olarak da, Bismi Rabbikellezî halâk, aynı bu lafız söyleniyor. Ama hadis-i şeriflerde, işte, şunu yapan cennete girer diye bir müjde veriliyor mesela.

  8. 03:33

    Veya bir tehdit içeriyor. Bunun manası ona bildiriliyor. Ama onu telefuz etmesi, söylemesi, söylerken, hangi tabiri kullanacağı meselesi kendisine bırakılmış. İsterse men der, isterse femen der, isterse innellezî der. Yani aynı manadaki kelimeleri kullanabiliyor. Ayette öyle olmuyor. Ayette gelen lafzın aynısını kullanıyor.

  9. 03:58

    İkra geldiyse ikra diyor. İkra gelen yere ütlü diyemez. Ütlü gelen yere ikra diyemez. İkra Bismi Rabbikellezî. İkra oku, ütlü de oku. Ama ütlü vahiyede var, ikra Bismi Rabbikellezî de var. Yani hepsinde gelen lafzı söyler. Hadiste öyle değil. Hadiste oku dediği zaman, orada ister ütlüyü söyler, ister ikra söyler.

  10. 04:19

    Mesela mananın aynı olmasıdır. Lafıza takılmaz hadiste. Ama mana vahiydir. Çünkü orada da şunu yapan cennete girdi. Zaten onu yapan cehenneme girecek hali yok. O kadar terslik olur mu? Hadisin farkı budur. Hadis ile hadis-i kudsinin farkı nedir? Ayet ile hadisin farkını anlattık kısaca. Normal hadis ile hadis-i kudsinin farkı nedir?

  11. 04:41

    Hadis, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e manen bildirilen bir haberdir. Bir bilgidir. Ama, Cibril geliyor mesela, diyor ki, üç kere şu duayı okuyan beş yüz sevap alır diyor mesela. Efendimiz de onu lafza döküyor, kalıba döküyor. o beyan ediyor. Hadis-i Kudsî olursa geliyor diyor ki Rabbin buyurdu ki diyor.

  12. 05:05

    Rabbin buyurdu ki dediği noktada bu hadis-i kudsî oluyor. Çünkü öbür manada Allah'tan geliyor bildirim, haber Allah'ın haberidir ama Rabbin buyurdu ki ile başlamıyor. Ne ile başlıyor? Direkt giriyor konuya diyor ki üç kere işte bile estağfurullah alezi diyen işte efendim denizin köpükleri kazar, günahı olsa affedilir diyor.

  13. 05:27

    Rabbin buyurdu ki demeden başlarsa o normal hadis-i şerif oluyor. Ama o da Mevla'dan geldi, ayrı dava. Ama eğer gelir derse ki Rabbin buyurdu ki ve ekserimiz hadis-i kudsî anlarken şöyle anlıyoruz. İşte ne buyuruyor? Ben ortağa, ortaktan münezzeh olanların en münezzehiyim ben diye söylüyor. E bunu Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in kendi sözü olamaz.

  14. 05:53

    Efendimiz niye ortaktan münezzeh olsun? Neden? Ortakları var onun. O zaman o Allah'ın ben diyen Allah olmuş oluyor. Çünkü Rabbin buyurdu ki ile girdiği için. Ama şimdi burada da bir acayip şeyle karşılaştık şimdi bu hadiste. Neden? Başlıyor innallâh şüphesiz Allah ketebe yazdı elâ senâti güzel amelleri ve seyyâti kötü amelleri yazdı diyor.

  15. 06:14

    Şimdi manayı vereceğim. Daha vermiyorum da başlamadım. E şimdi burada ben demiyor. Allah bu Rabbinden rivayet ediyor diyor. Yani hadis-i kudsî olduğuna işaret ediyor. İbn-i Abbas. Peki Rabbinden rivayet ettiği yerde ne beklerdik? Ben hasenâtı seyyâtı yazdım beklerdik. Hep öyle oluyor hadis-i kudsîlerde.

  16. 06:33

    Ben diye tabir geliyor. Burada niye şüphesiz Allah yazdı diyor. O zaman şunu anlayalım. Burada iltifat kaygısı var diyor. Yani heybet ve azamet bir kelama yücelik koymak için ben diye yüzleşmiyor da kendinden bahsederken işte mesela ben şöyle yaptım böyle yaptım diye kendimden bahsedersem burada belki bir şey olur.

  17. 06:59

    Hafiflik olur falan. İşte bir adam derse ki işte Ahmet Mahmud şöyle yapar ha gibi bir şey konuşur. Ahmet Mahmud benim ama ben desem basit kalacaksa adımı naklediyorum. Sanki ben burada yokmuşum gibi gayipten bahsedermişim gibi burada söze bir iltifat yani yöneliş ben demekten o demeye dönüş var burada.

  18. 07:23

    Burada da tabii iltifat kaydeslenir Arapça'da. İltifat yöneliş demektir. Arap Edebiyatı'da buna iltifat kaydeslenir. Bu çeşitli gayelerle yapılır, kullanılır. Bu hadis-i kudsîde de şüphesiz Allah derken neyi kastediyor? Şüphesiz ben kastediyor. İnniyi kastediyor ama Allah diye bahsediyor. E bunun şöyle de anlayalım.

  19. 07:43

    Kur'an-ı Kerim'de çok yerde Allah benim demez. Birçok ayetlere bakarsınız. Kur'an Allah kelamıdır. Cibril onu getirirken mana olarak getirmedi. Lafız olarak da getirdi. Lafız olarak da getirdiğine göre hep direkt Mevla buyuruyor. Ama Mevla'nın Kur'an-ı Kerim'de inniyi ben dediği yer üç beş taneyi geçmiyor.

  20. 08:01

    Hep ne bakıyorsun? Kur'an'da vallahu Allah diye bahsediyor. Allah kendi kelamıdır. Ben demesi gereken bir yerdir. Ama orada heybetini, azametini kullarıyla ikide bir yüz gözü olmamak efendim azamet ve büyüklük kuralını işletmek. Yani öyle senli benli sizinle kullarımla ben senli benli her dakika olmam.

  21. 08:28

    Ben Allah'ım. Ama ben Allah'ım dediği yer de bir iki yer işte. O da Musa Aleyhisselam'a böyle dediğim falan diye naklettiği yerler. Ama bizle hitap aldığı yerlerde birçok yerlerde ey insanlar falan diyor. Peşinde Her ziyade kafir günahkarı Allah sevmez. Halbuki Allah'ın kelamı bu. Ben sevmem demiyor.

  22. 08:52

    Burada da bu hadisi kutsi Kur'an'daki üslup üzere gelmiş. Yani şüphesiz Allah diyor. Halbuki hadisi kutsi denen yerde biz hemen ben deriz. Ben demesini bekleriz. Hani ben şerikten münezzehim hadisi gibi bekleriz. Öyle olmamış. Buraya dikkatinizi çekerim. Çünkü hem Rabbinden rivayet ediyor dedikten sonra da hiç ben geçmeyince nasıl hadisi kutsi bu diyenleriniz olabilir.

  23. 09:16

    Yani hoca hanımlar var. Talebelerden hocalardan dinleyenler var. Onlar hadisi kutsi olan yerde beni beklerler. Ama burada iltifat kaydesi olduğunu şarihler beyan ediyor. Şimdi gelelim bir sadede yani. Bizim ne buyuruluyor bize. Rabbimiz ne bildirdi bize bakalım. İnnellâhe şüphesiz Allahü Teala ketebe yazdı.

  24. 09:36

    Elhasenâti sevapları ve seyyâti günahları yazdı. Şimdi sevapları günahları yazdı. Ne demek? Yani sevapların neler olduğunu ve sevapların sebeplerini yani hangi ameller sevap kazandırır. Bunu ta ezelde belirledi yani. Yazdı. İşte la ilahe illallah diyenin sevabı şudur. Estağfurullah diyenin sevabı budur.

  25. 09:59

    Hac yapanın sevabı şudur. Ömre yapanın şu. Zekatın bu. Sadakanın bu. Allah'a senâtı yazdı. Ne demek yazdı? Kimin ne yapacağını da biliyor. O ayrı dava. Şimdi onu konuşmuyoruz. Hangi şeylerin sevap kazandırdığını sevaba sebep olduğunu yazdı. Çünkü sevap direktman nasıl yazılacak? Sevabın sebebi yazılır.

  26. 10:21

    Yani namaz şu sevabın sebebidir. Namazın koyduğu kaç sevaba sebep olduğunu nafilenin, farzın, işte teheccüdün, tesbihden var. Bütün namazların, bütün oruçların, farzı var, nafilesi var, bütün sâlih amellerin, bütün hayırların hepsini yazdı. Neye göre yazdı? Buyurdu ki, şu amel şu sevaba sebeptir. Sonra seyyâtı yazdı.

  27. 10:42

    Ne demek seyyâtı yazdı? Günahların sebeplerini yazdı. Günahların sebepleri nelerdir? Mesela, cehennemde bin sene yakacak. Mesela biz ne diyoruz? Bir vakit farz namazı kasten terk eden seksen sene cehennemde azap görür. İşte o, ne yazdı mesela? Bir vakit, işte şimdi yatsı okundu. Yatsıyı kılmadı bu adam.

  28. 11:02

    Kılmadan da yatacak. Sabaha boylayacak. Yatsıyı kaçıracak. Bunu ne olarak yazdı? Seksen sene karşılığında cehennem azabı yazdı. Günahları yazdı. Ne demek? Kimin ne günah işleyeceğini bildiği yazdı. Kaza kaderi konuşmuyoruz burada şimdi. Neyin günah olduğunu yazdı. Ve ne cezaya mucib olduğunu yazdı. Ne yazdı?

  29. 11:25

    Bir vakit farz namazı kasten terk eden günah işledi. Seyyâ oldu bu. Ne sebebi oldu? Neye mucib oldu? Seksen seneye mucib oldu. Günah olarak. Sünnetleri terk etseydi müekked miydi, gayri müekked miydi? Müekkedi terk ederse işte buna bir sitem olacak. Azap olmayacak, azar olacak. Azar. Niye yaptın falan bir çıkışma yapılacak.

  30. 11:52

    Buna azap, cehennem yok mesela. Hepsi karşılıklandırıldı. İçkiyi bir yudum içenin, bir bardak içenin, işte efendim sarhoş olanın, işte efendim sonra bir de karıyı dövenin. Bunların hepsi ayrı ayrı suç, kul hakkı, eziyet vesaire. İçkiden başladı. İçkiden ne sebep verdi? O ona verdi. Zincirleme gidiyor.

  31. 12:08

    Bunların hepsini belirledi. Dedi ki bunun karşılığı bu, bunun karşılığı bu, bunun cezası bu. Adını koydu yani. Efendim. Ve ondan sonra beyyene beyan etti. Yani açıkladı. Neyi beyan etti? Beyan etti demek takrir etti. Bunların hepsinin sebeplerini ne olduklarını belirledikten sonra bunların bunlara tereddüt eden cezaları da efendim takrir etti.

  32. 12:44

    Takrir yerleştirmek, kararlaştırmak, işte efendim oturtmak yani bir sistemi oturtmak gibi anlayın. Bunu bir düzen kurdu yani. Bu düzeni kurarken dedi ki içki içmek seyyedir. Yazdı buraya. Efendim namaz terk etmek seyyedir. Yani günahtır. Büyü var, küçü var. Bu dediklerim büyük. Faiz seyyedir. Yazdı.

  33. 13:08

    Efendim zina seyyedir. Büyük günah. Kötülük, kötü fiildir. İşte efendim namusluk adına iftira atmak seyyedir. Harpten kaçmak seyyedir. İşte efendim. Namusluk yani iftira atmak seyyedir. Büyü yapmak seyyedir. Yazdı. Seyyedir. Sonra karşılıklarına bunlara tereddübeden cezaları yazdı. Ne yazdı? İşte zinaden ethem kuyusuna cehennemde atılacak, işte namaz terk eden

  34. 13:36

    hayya kuyusuna atılacak, işte oradana kadar kalacak, işte namusluk adına iftira eden, işte dünyada iftiradan 80 sopa yer, ahirette ne kadar azap yer, böyle hepsini bir günahların neler olduğunu yazdı. Bir de karşılıklarında bunlara dünya ve ahirette ne cezalar tereddübe ettiğini takdir ve beyan etti.

  35. 13:56

    Bunlar ezeli ilminde sabittir. Yani bunlar mektubatı da burayla daha iyi anlayabilirsiniz. Mektubat da dedi ki bunlar bir anda ezelde inkişaf etti. Bunların hepsi belirlenmiştir. Sonradan yeni yeni bir şeylerle Allah'tan bu işinin cezası az gelmiş ya, ben buna biraz zam yapayım demez. Çünkü ta ezelde hepsi belirlenmiş ve bilinmiştir.

  36. 14:18

    Bilinmeyen bir şey yok ki sonra öğrenilip de böyle bir şey değişsin. Niye Allah'ta değişiklik yok mektubatta? Kaç haftadır bunu anlatıyoruz. Allah'ın ilminde değişiklik olmaz. Sıfatında, fiilinde. Niye? E çünkü değişiklik ne zaman olur? Bilmeyende olur. Yeni bir şey öğrenir. Vay anasını işte don lastiği gibi var ya bunların anayasaları, ceza yasaları, don lastiği gibi.

  37. 14:38

    Her dakika çekip çıkıştırıyorlar. 80'de yasa yaptılar. 70 tane değişmiş. Şimdi hepsini değiştirelim diyorlar. Anayasayı değiştirip duruyorlar çünkü yeterli gelmiyor. Kulun yapısı. Kulun yaptığı yasa kanun olur mu ya? Kulun yaptığı kanun bu kadar gider. 20 seneden bir her tarafı delinir. Çünkü neden?

  38. 14:56

    E yeni bir olay çıkıyor. Aa bizim yasada biz bunun olacağını bilmiyorduk. Buna yav açık kaldı. Bu açığı tıkatalım. Ne oldu? Kanun maddesi değişme teklifini veriyoruz. Bütün meclis bunlarla uğraşıyor. Kuruluyor, bitiyor. Meclisin içi gücü yasaları değiştirme. Torba yasa, çorba yasa işte biliyorsunuz.

  39. 15:14

    Yapıyorlar her gün bir şeyler. Bunlar hiçbiri ilahi kanun değildir. Bunlar hiçbiri Kur'an'a, sünnete uygun değildir. Onun için bunların hiçbiri Allah'ın da hükmü yoktur. Onun için bunlar devamlı değişir ve değişecektir. Değişmeye mahkumdur. Çünkü neden? Her şeyi bilen yapmıyor ki bunu. Çok şeyi bilmeyen, birkaç bir şey bilen insanlar yapıyor.

  40. 15:36

    Milletvekillerinin ilmi nedir? Yarın ne olacağını biliyor mu? Başına kaza geleceğini biliyor mu? Toplantıya katılayım derken kaza geçiriyor. Dördü birden hastanelik oluyor. E şimdi önündeki kazayı bilmeyen adam kanun nasıl yapacak? Yaparsa ne olur? Yarın bozulacak. Durum budur. Çünkü Kur'an'a dayanmıyor.

  41. 15:54

    Şerata dayanmıyor. Sünnete dayanmıyor. Ehli sünnete dayanmıyor. Genel manada konuşuyorum ben. Yani genel tip bu. Laiklik dedikleri nane bu nane. Böyle bir nane yani. Yerseniz buyurun. İşte 80 senede çuvalladı gitti. Her tarafı yamalı bohça.

  42. 16:10

    Şimdi ne yapacaklarını şaşırttılar. Partiler de anlaşamıyor anayasanın. Biri şunu değiştirelim, biri şunu değiştirmeyelim. Kur'an'a dönelim deseler iş bir çek. İşte Kur'an'a dönelim de diyemiyorlar. Kimse istemiyor Kur'an'ı. Kur'an'a dönelim derse apo asılması lazım. Bu sefer apo asıldım.

  43. 16:29

    Şimdi Avrupa Birliği ayağa kalkar. Apoyu bize verdiler. Bakın diye verdiler. İşte ah gidi Kur'an kısasta hayat var dediği zaman bunları bir sallandıracaksın bu teröristleri. Bak Türkiye'de terör kalıyor. Uğraş uğraş uğraş 30 bin insan öldü. Kaç bin asker, polis, şehit terörü temizleyemiyor. Neden? Bakıyorsun hapishanede iki de bir af çıkıyorsa alıyorsun dışarı.

  44. 16:50

    Bunlar terörist durur mu? Çıkınca bir daha yapacak. Onun için hey gidi Kur'an diyorum ben. Anayasa Kur'an olursa bu işler düzelir. Yoksa düzelmez. Allah'ın ilmi ezelidir. Her şeyi olmadan evvel bilmiştir. Olunca nasıl olacağını bilmiştir. Ve bunların karşılığında hangi cezaları vereceğini bilmiştir.

  45. 17:14

    İnsanların maslahatları, menfaatleri nerededir onu bilmiştir. Ona göre de kararlarını belirlemiştir. Diyor, buyuruyor bu cümleyi Celil'e de. Şu hadis-i kursi bu. Şimdi geldik sadede. Hemme azmetti. Hem yani ciddi kasıt demektir. Bu şu demektir. Kesinlikle yapacak. Bir mani çıkmazsa yapacak. Kesin yani.

  46. 17:38

    Adam gidiyor camiye cemaate geçiyor ama kaza geçirdi ayağı kırıldı. Cemaati kaçırıyor mesela. Ama bu adam azmetti yani. Ben yassıyı cemaat takılacağım diye çıktı bu adam. Ama kaza geçirdi. Ne biçim kaza geçecek? Bir kul kastederse bir hasenetin güzel bir amel yapmaya. Ne demek? İşte güzel amel, en güzel amel.

  47. 17:58

    Farz namazı cemaat takılmak. Bu yola çıkıyor. Yani azmediyor, kast ediyor. Ama bir mani çıkıyor. İşte demin dediğim yol tıkanıyor, trafik tıkanıyor bilmem ne, kar yağıyor. Adam camiye yetişemiyor. Böyle şeyler çok oluyor. Bizim camilerde zaten ezan, sünnet, farz beş dakikada bitiyor. Adam gidene kadar beş dakikada nasıl yetişecek?

  48. 18:16

    Halbuki bunun ezanı rahat okunsa, arada sünnet uzun uzun kılınsa, arada insanlar biraz beklense, imam yavaş kıldırsa belki yetişecek. Ama zor yani. Bu şimdiki camilerde en uzun namaz on dakikaya geçmez. Girdişiyle çıktısı on dakika yani. Tesbih ameler hazırı dahil. Allah Allah. Ne kadar hızlı kılıyorlar ya, kıldırıyorlar.

  49. 18:40

    Evet. Şimdi adam azmetti, kast etti. Neyi bir hasen et? Ben bir güzel amel yapacağım. Camiye cemaat yetişiyor. Veyahut umreye gidecek. Ya adam pasaportunu da veriyor. Vizesi de çıktı. Ondan sonra ne oldu? Efendim, kalp krizi geçiriyor. Ölmese de gidemez ki. Anjiyo manjiyo bilmem ne, adam tur kaçtı, bilet yandı, adam iyileşemez ki üç günde yani.

  50. 19:08

    Gidemiyor. Mani çıktı. Bu adam ama parayı yatırdı yani veyahut da niyeti kastı, yaptı. Öyle sen niyet ettin ama daha pasaportun çıkmamış, çıkartmamışsın. Azme girmiyor. Azmeden ciddi sebeplerine sarılır. Ama mani çıkarırsa Allah Teala, Ketebeha onu yazar ki Allah Allah kendi katında haseneten tam bir ömre yazar bu adama.

  51. 19:34

    Gitmiş, yapmış. Gitse de belki kusurlu yapacaktı. Bu şimdi niyette de kusur olmadığı, niyeti tam ya amelde etmediği için kusur da olmadı. Bu gidenden eftel oldu sanki. Haseneten tam bir sevap yazıyor. Kamileten. Kamileten demek hiç eksik değil. Nasıl eksik değil hocam? Parayı geri aldı. Belki tur biraz kesmiştir, 50 dolar, ama parayı geri aldı.

  52. 19:58

    5-10 günde gidip orada yorulmadı. Tavaf yapmadı. Sıkıntı çekmedi, zahmet çekmedi. Seferin meşakkati olmadı. Nasıl oluyor bu? Ama bu adam hepsini azmetmişti. Bu adam mani çıktı. Buna ne yazıldı? Tam bir hasene yazıldı. Cemaate tam katılmış sevabı. Hiç eksik yazılmadı. Hatta katılan belki yanlış okudu, yanlış etti.

  53. 20:20

    Bu adam niyetiyle tam katıldı. Feynhemme. Peki bir adam azmetti. Bir hasene yazdı. Hayırlı bir amel, güzel bir işi kastetti. Femile, manide çıkmadı. Gitti amel etti. Gitti namazı cemaatle kıldı. Gitti umresini, açlığını yaptı. Ketebe yazar. O güzel ameli Allah Allah diye. Kendi katında.

  54. 20:42

    Şimdi bu adam yaptığı için bir fiil. Buna ne yazdı? On sevap yazardı. Şimdi yaptıysa bire ondan başlıyor. Yapmadı da niyette kaldıysa bire bir ama tam. Eksik değil. Tam bir. Tam bir. Yaptıysa katlamaya girdi. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de ayette zaten bu da ayet gibidir. Ama zaten buralarda tezat aramaç. İlişki bulunmaz Allah'ın kelamlarında.

  55. 21:12

    Bir hasene yapan on misliyle mukabele görür. Ayetinden aynı işte. Ona çıktı. Bu nereye kadar çıkabilir? 700 kata kadar çıkar. Burada neye göre? Adamın amelindeki kaliteye göre. Niyetindeki samimiyete göre. İhlasa göre. İşte bunu artıran, katlamaya sebep olan ilave nedenler var. Mesela zahmetine göre ağrısı sancısı varken tavaf ediyor.

  56. 21:50

    Şimdi bu normal koşturan, sapasağlamdan bir olmaz. Aynı tavafı yapar ama ona 15 verilir, 20 verilir, buna 700 verilir. Bu adam inim inim inleyerek yapıyor. Çünkü bu yaşlı, ayağı kırık. Yani artırıcı sebepler var. Ne gibi? İşte dedim sana niyettir, ihlastır, ondan sonra efendim zahmettir, meşakkattir vesaire.

  57. 22:18

    Bu ayeti kerimeden almıştı tabii. Ne buyuruyor? Allah yoluna para harcayan, işte fakire verdi, yetime verdi, dula verdi, işte Suriye'den gelmiş muhacirlere verdi falan. Bu para neye benzer diyor, bunun durumu neye benzer diyor. İşte bir tokuma benzer, atarsın bu tarlaya, ondan sonra ondan 7 başak biter.

  58. 22:44

    Efendim 7 başakta da ne olur? Her bir başakta 100 tane içinde olur. Böylece ne oldu? Sen bir tane attın tarlaya, tohumluğa, ne verdi sana geri döndü? Efendim 7 başak. 7 başakta ne verdi? 100 tane. Ne oldu toplamda? 700 tane oldu. Ayette bunu söylüyor 700. Yani bu misal de işte burada tatbik ediliyor ki iyi bir ameli yapmak istedi ve yaptıysa bu 10'dan aşağı düşmez.

  59. 23:14

    Yani en azından 1'e 10 katlar ama ilerisinin sınırı yoktur. Burada 700'e kadar çıkar diyor ama ayet-i kerime devamında Allah dilediği için katlamayı sürdürür diyor. Diledikleri için derken yine burada niyet devreye giriyor, ameldeki kalite devreye giriyor. Farklı sebeplerden bu artmalar devam ediyor.

  60. 23:38

    Şimdi burada da ne diyor? Daha çok katlama yani 700'de durmaz diyor. Daha çok katlamalara gider, bunu kimse sınırlayamaz. Çünkü Allah'ın lütfu keremini kim sınırlayabilir? Canım adamın niyetine göre, amelinin kalitesine göre artırmış olabilir. Zaten ayet-i kerime de dilediği için katlar derken ucunu açık bırakıyor.

  61. 23:55

    700'den sonra katlar dediğinde ucunu açık bırakıyor. Ucu açık bırakılmak demek sınırlayamazsınız demektir. Ve men er kim ki hemme azmetti ve kastetti. Yani yapmak istedi. Bir seyyiyetin bir kötülük yapmak. Adam zinaya kastetti. Bütün planlarını hazırladı. İşte hangi karıyla zina edecek? Mesajlaştı, telefonlaştı, bilmem ne.

  62. 24:16

    İşte ona kaç para ücret verecek? Paralı, parasız neyse. Ona göre imkanlarını hazırladı. Hangi arabayla gideceğim? Hangi otobüsten ineceğim? Neyse. Planını yaptı bu, kurdu yani. Kasıtlı. Ciddi kasıtlı. Böyle aklından geçirtmedi. Kasıtlı. Felem ya amel ama mani çıktı. Mani çıktı. Tam giderken bir de dedi, aa baban kalp krizi geçirdi hastaneye.

  63. 24:39

    Ulan kalp krizi geçirecek zaman mıydı? Dedi falan. Siniri de bozuldu ama ayıp olacak şimdi. Babası hastanede, kendisi hastanede olmasın diye kerhanede affedersin. Ne yapacağız? Hadi gidiyorum babama dedi. İşte çok özür dilerim dedi. Karşıya mesaj attı, iptal etti. Falan filan. Mani çıktı. Yapamadı ha o günahı.

  64. 24:59

    Ha, o günahı kim Allah, Allah-u Teala, indehu. Ama şimdi burada tabii mani çıktı meselesi de var ama burada bazı rivayetlerde de diyor ki, dur bakayım şimdi buraya. Allah'tan korkusuna yapamadı diyor. Şimdi eğer ki Allah'tan korkusuna yapamadıysa ki bura onu kastediyor.

  65. 25:28

    Şimdi bu adam bir fenalık yapmak istedi sonra birisinden vaaz işitti veya biri ona Allah'tan kork dedi veya içine bir dinlediği, okuduğu kitaptan ayet, hadis geldi, aklına geldi ya bunun şu kadar günahı var, vebali var azmettiği halde Allah'tan korkusuna bıraktıysa bunun farkı var şimdi. Ketebe'a, o günahı yazar Allah, Allah.

  66. 25:51

    Yani niyetlendiği günah yapamadığı, yaptığı değil yapamayıp niyetlendiği günah, indehu, kendi katına haseneten tam bir sevap yazar. Eğer Allah'tan korkusuna bıraktıysa, başka engel yok. Kamileten tam bir sevap yazar. Çünkü neden? Bu adamın gücü var idi, imkanı var idi niye bu günahı yapmadı? Azmetmiş idi, kararı da vermiş idi, niye yapmadı bu günahı bu?

  67. 26:14

    Allah'tan korktu, yapmadı. O zaman bu neye döndü? Tamam başa başa gelir demiyor, yine tam bir sevap yazıyor. Ve yine, ve eğer o kişi hemme azmettiyse biha o günahı fa amile, icra safhasına çıkarttıysa, ha onu yaptıysa şimdi adam hakikaten gitti, bu işi yaptı bu zina. Ketebe, ha onu yazar Allah, Allah seyyieten ve ahideten.

  68. 26:38

    Günahta bile on yok. Katlama yapmıyor işte, lütfediyor ya. Günahta tam bir günah olarak yazar. Bir vaatte diyor ki, ev yahut da mehasiler, ha onu. Ne demek siler onu? Eğer peşine tevbe istiğfar ettiyse, bir daha yapmayacağım diye pişmanlık ettiyse, tevbe istiğfar yaptıysa o zaman Allah-u Teala o günahı siler.

  69. 27:01

    Ama silme edebilir, çünkü herkesin tevbesini de kabul etmeye mecbur değil. Tevbesini kabul etmeye mecbur olmadığından o günahı siledebilir. Ama tevbe istiğfara bağlıdır. Bu durumda ne buyurmak istiyor bu hadis-i şerif sonunda geldiği? ''Ve lâ yehlikû helâk olmaz alellâhi'' ''Allah'a karşı'' ''illâ ancak hâlikûn'' ''helak olmayı hak eden helak olur.'' Yani şimdi

  70. 27:28

    sevaplarını niyet etsen bir sevap yazıyor. Yapamasan da bir sevap yazıyor. Yaparsan bir on yazıyor. Günahlarına niyet edersen, yapamazsan yazmıyor. Niyetinle yazmıyor. Sevabı niyetinle yazıyor, günahı niyetinle yazmıyor. Yaparsan sevabı bire on yazıyor, günahı bire bir yazıyor. Ya da tevbe istiğfara edersen zaten de siliyor.

  71. 27:50

    Artık bu kadar iyilikten sonra bir adam helak olup cehennemi boyladıysa bu demektir ki bu adam helak olmayı hak etmiştir. Yani Allah'ın bu keremine karşı ancak hâlik olan helak olur. Yani ne demek? Cehennemin dibini boylamaya müstahak olan helak olur. Çünkü hak ettin yani sen. Başka bir hadis-i şerifte ne diyor?

  72. 28:09

    ''Ve ilûn limen ghalibet ehâdû alâ aşâri'' ''Birileri onlarını geçenlere yazıklar olsun.'' ''Birileri onlarını geçenlere yazıklar olsun.'' Bunu buradan daha iyi anlayacaksınız şimdi. Yani bire bir yazılan günahları bire on yazılan sevaplarından fazla geldi. Yani sen seri imalat gibi, fabrika gibi, günah makinesi gibi çalışmışsın ki günahlar bire bir yazıldığı halde,

  73. 28:35

    sevaplar bire on yazıldığı halde bu biriler onları geçmiş. Ya ne kadar günah yapmışsın? Sen on bir günah yapman lazım ki bir sevaptan fazla gelsin. On bir günah bir sevabı ancak artar. Galip gelir. On bire bir. Demek sen nasıl şey yapıyorsun? Demek ki yüz on bir günah yapıyorsun, burada on tane sevap yapmamışsın, yüz on tane günah yapmışsın.

  74. 28:59

    Tek tek yüz on tane ayrı günah, yüz on tane, fabrika mısın yahu? Yüz on günah yapıyorsun, on tane ''La ilahe illallah'' desen hepsini silmiştir. Ne biçim adamsın? O zaman belanı bulacaksın diyor. Bu hadis-i şerif Bukhari Müslim Rıfatı, yani bu demin okuduğumuzun hadisi demek istiyorum ha. ''Ve âne bi hurayrette radıyallahu teâle

  75. 29:20

    anhu enne rasûlallâhu salli allâhu teâle aleyhi ve sellemün gâle'' Ebu Reylâ Hazretlerine rivayet ediyorum. Rasûlullah sallallahu teâle aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdu. Şimdi burada hadis-i kutsu olduğunu tam anlayacaksınız. Aynı mealde. ''Yekûlullâhu azze ve celle Allah Azze ve Celle buyuruyor ki

  76. 29:43

    Şimdi benli geçiş var. Bu rivayette öyle. Bu rivayet Bukhari rivayet ediyor. Lafız Bukhari'ye aittir. Müslim'de de geçiyorsa da lafız Bukhari'den almış. ''İzâ râde abdî kulum istediği zaman'' Kulum. Bak benli geçti. Kulum. ''İstediği zaman'' Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adama kulum diyemez ki.

  77. 30:02

    ''Kulum istediği zaman en yâmele işlemekse yiyeten bir kötü fiil'' İçki, kumar, zina, faiz bir şey yapmak istiyor. ''Felâ tektubû'' Sakın yazmayın. ''Hâ o günahı aleyhi onun aleyhine'' Ya sol deftere kayıt etmeyin. ''Hattâ yâmele işleyinceye kadar'' Neyi? ''Hâ o günahı'' Yaptı mı? Yapmadı da. Ama yâ Rabbi kesin yapacak.

  78. 30:25

    Karıştırma siz. Ben ilmimde biliyorum ne yapacağını ama siz gözleyin. Sizi ben şahit olarak yolladım. Adamın niyetine gözcü değilsiniz. Ameline şahitsiniz. Niyetini ben bilirim. Yapmak isteyebilir. Buradan anlaşılıyor ki melekler de niyetten de haberdar oluyorlar hafif. Çünkü sen niyette hareketlere başlıyorsun da.

  79. 30:46

    Mesajlar, telefonlar, melekler görmüyor mu sen ne nane yiyeceğini yani? Melekler de anlıyor ki bu adam yolcu yani bir tarafa. Kötü yola gidecek yani. Fakat Mevla buyuruyor yap, yazmayın, yazmayın. Niye? Yaptı mı? Yapmadı. Belki yapamaz maalesef. Siz yazmayın. Ne kadar iyilik. ''Fe in amile eğer yaparsa hâ o günahı yaptı mı?

  80. 31:08

    Bitti mi fiil? İşledi. Fektübû hâ Fektübû yazın hâ o günahı. Bimisli hâ. Öyle beş kat, on kat yazmayın hâ. Katlama yok. Günahta katlama yok. Misliyle yazın. Bir yaptı, bir yaz. Ve intihrakı eğer bırakırsa hâ o günahı. Minecili benden sebep. Yani beni hatırlayıp da Rabbimden korkarım ya. Tam eşiğine gelmiştim ama Allah kurtarsın.

  81. 31:33

    Allah'ım azap etme bana ya Rabbi. Günahım çok ama hiç olmazsa bu günahı yapmıyorum senin hatırın için. Diye terk ederse. Fektübû yazın hâ o niyetlendiği günah vardı ya onu. Kim için? Lehu kendisi için. Ne olarak? Heseneden. Bu bıraktığı günaha bir sevap yazın. Ya bu adam zaten günah yapacaktı, yapmadı.

  82. 31:53

    Sevap neresinde? İşte Allah'tan korkusuna terk etti ya. O terk etmesi bir sevap oldu. Bırakması da sevap oldu. Neden? Allah korkusu devreye girdiği için. Onu etkilediği için. Ve inerâde eğer istersen yâmele işlemek. Hesenedden güzel bir amel işlemek yapmak istedim. Yatsın namazını, cemaatine gitmek istedim.

  83. 32:13

    Yarın sabah namazının cemaatine, camiye gideceğim diye niyetlendi. Felem yâmel yapmadı daha hâ onu. Daha sabaha kaç saat var? Fektübû yazın hâ onu, lehu onu, heseneden. Niyetlenmesiyle bir sevap yazın. Ya daha gitmedi gitmesin. Niyeti yeter. Bir sevap niyetle yazın. Fe inâmele eğer işlerse hâ onu. Giderse sabaha kalkıp cemaata fektübû o zaman yazın hâ onu.

  84. 32:37

    Lehu kendisi için. Bir aşrı emtihal ya. O zaman en az on misliyle yazın. İlâ sebe ümmiyetin niyetine, ihlâsına göre tabii yine benden emir bekleyin. Benim, benim onun kalbindeki niyete ve samimiyete ve ihlâsa ve şartlarının farklılıklarına göre yedi yüze kadar yazdıracağım size diyor. Evet. Vefî rivâtîli müslim.

  85. 32:59

    Müslim rivâtinde bunlara numara koyduğu için her hadise bunları ee tek tek okuyorum. Kâle Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem. Men her kim ki hemme kastetti bi hasenetin. Güzel bir amel işlemeye kesin karar verdi. Efendim zekat verecek. Parayı da dedi ki hesabımı yap, yaptı hesabı da işte kırkta bir ne tutuyor, malım ne kadar falan güzel bir hesap.

  86. 33:22

    Kitap bu bir azim göstergesidir. Karar verdi bu işe bu adam. Felemi amel işlemedi daha. Henüz işlemedi yavrum. Parayı ayırdı veyahut da hesap belli, bin lira tuttu. Zekat ama vermedi daha. Kütübet yazılır levon için hasenet. Bir sevap yazılır. Neden? Niyet ettiğinde. İşte zaten ihlas ve niyet vaplarından gidiyoruz.

  87. 33:42

    Ve men her kim hemme kastetti bi haseneti. Güzel bir amel yapmaya niyet etti. Zekatını ayırdı bir kenara. Parayı hesabını yaptı bin lira. Çi bin lira neyse. Famile işledi ha onu. Aldı bir muhtaça verdi. Kütübet yazılır levon için. Aşru hasenâtin. On hasene yazılır. Çünkü verdiği için. On kat yazılır.

  88. 34:02

    İlâ sem'u miyyet-i zarfin. 700 kata kadar. Bunun demin dedim niyetine, şartlarına göre kat kat katlanır. Hani dedim ya bir adam diyor ben zekatımı tam veririm ama ayağımda net kesmiş kadar da acıyor. Belki de ona katlama olur çünkü zorlanıyor ya. Ben onun için dedim hacı abi zorla hayır hayırdır sen acısın boş ver devam et.

  89. 34:21

    Hani bir daha adama anlattım ya iki hafta hasta yatıyormuş. Bunlar da olan şeyler. E bu kadar ne kadar ağır geliyor. Şimdi ağır gelenle kolay gelen de bir değil yani. Bazı adam da saçıp savurur. Ona vermek kolay gelir. E cimriye daha zor gelir. E zora göre de sevap gelir. Eftel-i amâle ahmezüha. Amellerin en fazileti en zor gelenidir.

  90. 34:39

    Bu katlamalar farklı nedenlerle oluyor dediğime misal veriyorum ya. Ve men her kim hemme azmetti ve kastetti. Bi' seyyiyetin fena bir amel işlemeyi felem bi' amel ama işleyemedi ha onu. İşleyemedi. E tabi ki bu Allah korkusundan mı işleyemedi? Mâni mi çıktı? Demin dedim sana işte babası kriz geçirdi.

  91. 35:01

    Haber geldi, evde çocuk düştü, ayağı kırıldı falan. Hastaneye gitmek zorunda kaldı. O başka bi' yere gidecekken yolu bozuldu, işi bozuldu. Belki de o kızdı, sinirlendi. Ulan başıma gelene bak. Tam da bu gece bi' ortam hazırlamıştık, içecektik. Efendim her türlü alemi yapacaktık falan.

  92. 35:17

    Şimdi mâni çıktı. Arkadaşlarından da özür diledi falan. Ekseri bu işlere biliyorsun. Arkadaşlarla gidiyorlar falan. Ama yapmadı en nihayetinde. Mânidir, nedir, ne değildir? Adam yapamadı bu işi yani. Yapamadıysa lem tübteb. Yazılmaz. Aleyhonu. Yani Allah-u Teala meleklere buyurmuyor ki ya bu adamın mânisi çıkmasaydı bu kesin yapacaktı, buna yazın buyurmaz.

  93. 35:38

    Acıdığı için. Ve inhamile, eğer işlerse ha onu ama kütüphet yazılır ama katlama yok. Bire bir yazılır. Ve fîhukra, başka bir rivayetle, o yine Müslim'de. Kâle, rivayet sahibi buyurdu. Yani Ebû Rey'den geliyor o zaman. Demek başka râviyâra da geçmediğine göre, öyle anladım. Ammuhammed-i Rasûlillâhi sallallâhu teâlâ aleyhisselâm kâinatın efendisinden naklediyor.

  94. 36:08

    Hadis râfişi olan sahibi. Kâle buyurdu. Rasûlullah dedi ki Kâle buyurdu. Kim? Allah-u Azze ve Celle. Allah-u Azze ve Celle buyurdu. Yani yine hadis-i kursi olarak kâinatın efendisi. Sallallâhu teâlâ aleyhisselâm. Naklediyor. İzâ tehaddese kendi kendine fikir geçirdiği zaman kalbinden. Kim? Abdi kulum.

  95. 36:31

    Yani böyle bir hadis-i nefs deniyor buna. İçinden sözleşme yaptı kendi kendine. Ama kimseye demedi böyle. Oturuyorsun ya bir yerde böyle düşünüyorsun bazı kere bir fikir, bir karar veriyorsun içinden. Kimse duymuyor. Yenyâmele işlemek hakkında, hasenete. İçinden dedi ki ben dedi bu sabah namazına bir cemaate gideyim yani.

  96. 36:52

    Böyle bir şey kalbinden düşündüğü anda feene ben bak hadis-i kursi ben diye söylüyor. Yani öbürü de hadis-i kursi diye iltifat kaydası vardı. Kendinden Allah diye bahsediyordu. Burada direkt benli söylüyor. Ben ektibu yazarım ha o niyet ettiği hayırlı ameli lehu kendisi için hasenetten bir sevap olarak yazarım.

  97. 37:12

    Ama mâlem-i amel yapmadığı sürece ha. Yapana kadar bir sevap. Niye? Niyeti bir sevap. Fe izâmele işlediği zaman ha onu feene ben ektibu yazarım ha onu lehu kendisi için. Bir aşrı emsale en azından on kat katlayarak yazarım. Ve izâte haddese aklından geçirdiği zaman kendi kendine düşündüğü zaman ben ya amele işlemeyi neyse iyi eten

  98. 37:34

    kötü bir günah, büyük günah, küçük günah neyse fikir yürüttü ki ben şu günahı yapayım. Feene ben ektibu bağışlarım. Ha o niyetini yani kalpten geçeni sormam. Aklından geçenden sorgulamam yani. Lehu kendisi için. Mâlem-i amel amel etmedikçe yani icraat safhasına çıkartmadıkça ha o işi. Çünkü neden? Aklından geçirdi, fikrinden geçirdi, iyilik isteseydi yazardım.

  99. 37:59

    Ama kötülüğü geçirdi, yazma. Niye yazayım? Yapmadı ki. Efe-i dehamile yaptığı zaman ha o günahı. Ama adam aklındakiyle yetinmedi, kalktı bir fiil icra etti o günahı. Feene ben ektibu yazarım ha o günahı. Lehu kendisi için. Neyle bir misli? Ha misliyle yazarım. Madem bir yaptın bir yazdın ey meleklerim de ben yazdırırım.

  100. 38:19

    Yazarım yani yazdırırım. Mevla bazı yazarım buyurur, bazı meleklerime yazdırırım buyurur. Bunları güzel anlamak lazım. Hepsinde yöneten odur. Yazdıran odur, emreden odur. Bunu anlamak lazım. Ama bazı yerde de yazarım der. Mesela Allâhu tevfe'l-enfusihine mevte'a Ölüm vakti geldiğinde ruhları Allah alır diyor bir ayette.

  101. 38:39

    Burada kendim alırım demek istiyor. Öbür ayette de Teveffe'l-fâtun melekül mevt Ölüm meleği alır diyor. Öbür ayette de Teveffe't-tû rûsulunâ Elçilerimiz alır. Yardımcı melekler de var diyor. Şimdi bunların üçünde zıtlık var mı? Yok. Çünkü canının çıkmasını yaratan Allah'tır. Yaratma bakımından o alır.

  102. 38:57

    Ama sebebiyet bakımından sebebiyet bakımından başta ölüm meleği azra'l-azam devreye girer. Yine sebebiyet bakımından ona yardım eden melekler de ayaktan çeker. Boğaza geldiğinde o alır. Hepsi bir işe karışır. Ama Mevla'ya geldiğimde bu konular yaratırım yani. Emrederim, yaratırım manası kasteder. Ben ona yazarım lehu.

  103. 39:17

    Kendisi için o günahı bilmiş ya. Birebir yazarım. Yani yazdırırım. Ve intiharak eğer bırakırsa ha. O günahı. Ama buralarda hep yani Allah'tan korkusu için, Allah'ı hatırladığı için. Fektübü yazın. Bak. İşte acayiptir hadis-i kutsiler. Hep iltifat kaidesi geçer. Demin ben yazarım buyurduydu.

  104. 39:38

    Şimdi diyor o günah terk ederse benden sebep fektübü yazın. Yani yazın derim. Orada da ekûlü mahsûdur. Yazın. Ha o günahı lehu kendisi için. Haseneten. Bir sevap olarak yazın. Niye? E terk etti ya. Terk etmesi de nedir? Taattır. Yani mesela içki içmemek bir ibadettir. Nasıl ki içmek haramsa içmemek bir ibadettir.

  105. 40:03

    Biz onun için şimdi aşırı ibadet yapıyoruz esasen. Oturduğumuz yerde sıralı ibadet yapıyoruz. İçki içmeyerek, kumar oynamayarak, zina etmeyerek, yalan söylemeyerek. E şu adamlar dır dır konuşurken kık yalan konuşuyor. E ben de konuşuyorum dır dır bir yalan konuşmuyorum. E burada ne oluyor? Yalan konuşmayarak yine sevap.

  106. 40:18

    Yani Müslüman'ın sevabı dolar yani. Allah'ın izniyle Müslüman biraz yani dinine sahip çıksa cennete gider Allah'ın izniyle. Zaten on on yazıyor ya. Niyetini bile sevap yazıyor ya. Bir de yapmadığın günahı da sevap yazıyor yani. Bu kadar sevap imkanı olup da adam cehenneme girerse yani hakikaten müstehaktır yani.

  107. 40:39

    Allah'ın bu keremine artık kim bu kadar günah nasıl işledi? Kasıtlı işlemeye vakit yetmez bunlar. Nasıl yapmış bunu? İşte günahı bırakırsa yazın buyururum ona bir hasenetten bir sevap. O günahı bıraktı neden? Min cerraye Cerraye ne demekmiş? Yani ey min ecli benden sebep benim yüce hatırımı gözeterek benim Allah'ım var.

  108. 41:04

    Beni her yerde görüyor, gözetliyor. Kimse görmüyor. Çoluk çocuk bile yok. Anam babam yok, karım yok. Kimseden utanacağım bir durum yok. Kimsenin haberi de yok. Bu işi gizli yapacağım. Ama Rabbim görüyor. Benim Allah'ım var, O'nun yüce hatırı var deyip Allah için bir şeyi bırakabildi ya onu ben ona hasene olarak yazarım.

  109. 41:23

    Günahı terk etmesindeki sevap olarak kaydederim, kaydettiririm. Rabbimiz buyuruyor. Celle şânihû ve celle celâlihû evet. Bu itibarla derslerimiz burada sona erdi. Bugünkü dersimiz inşallah bundan sonraki hadis-i şerifler yine değişik konularda devam edecek. Rabbim Tebâreke ve Teâlâ hasenatımızı, seyyahatımıza galip eylesin.

  110. 41:51

    Kendi rızasını gözeterek, kendisinden khauf ve haşyet sıfatları takınarak bütün masiyetlerden cümlemizi sakınmaya muvaffak eylesin. Her an ve her hâlükârda Rabbim beni görüyor. Murakabe içerisinde, müşahedesi altında kendimizi hissederek, fark ederek tam lazım olduğu anda aklımıza Mevla'nın murakabesini bizi gözlediğini, gözetlediğini efendim, katırımıza Rabbimiz getirerek

  111. 42:16

    bizleri günahlardan uzak durmaya muvaffak eylesin. Bizi bize bırakmasın. Nefsimizin eline terk etmesin. Âmin. Ve sallallahu teâlâ alâ seyyidina ve mevlânâ Muhammedin ve alâ âlihi s-salâmu aleyhi ve sellem ve teslimen kethirâ ve l-hamdü lillâhi Rabbil âlemîn. Âmin.