24:56 / 1:08:23Şu an 24:56 / 1:08:23
Video bölümleri
- 00:21Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem'in zühd ve takvası hakkında
- 05:15Kaside-i bürde'de geçenler hadis-i şerif kadar kuvvetli midir?
- 10:21Oruçlunun iftar anındaki sevinci hakkında
- 13:27Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem'in açlıktan karnına taş bağlaması
- 16:01Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem'in para stok yapmaması hakkında
- 19:31Beytül mal devletin malını boşa harcamanın günahı
- 24:41Her konuda peygamberimiz sav i örnek almamız gerekliliği hakkında
- 28:01Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem eşyalara isim takardı
- 33:31Borçlu ölmenin günahı
- 37:48Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem'e borcuna karşılık Yahudi'ye zırhını vermesi
- 44:52Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem'in mütevaziliğine örnekler giydiği elbiseler
- 47:40Kalın elbise giymenin önemi
- 52:01Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem'in mütevazi hayatından örnekler
- 56:01Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem'in en sevdiği elbise entaridir, sarık sarmanın önemi
- 1:01:03Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem ile hanımları arasından elbise vs dünyalık hakkında kıssa
Transkript
166 satır
- 01:10
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve as-salâtu ves-selâmu alâ Seyyidil Murselîn. Muhammedin ve alâ aliyye sahibi ecmaîn. Kıymetli kardeşlerimiz, bir şifa-i şerif dersinde buluştuk elhamdülillah. Kainatın Efendisi Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem, Dünya'ya karşı zühtü, soğukluğu ve bütün dünya imkanlarına sahip olduğu halde,
- 01:56
bunlardan faydalanmaması. Faydalanmaması, bunlara meyil etmemesi hususundaki faziletleri açıklandığı bahisteyiz. İnşâAllah bu dersimizde bu faslı bitireceğiz. Bundan sonra güzel ahlakıyla ilgili fasla başlayacağız. Geçen dersi neyle sonlandırdık? Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem, Efendimiz'e bir defasında dinarlar geldi, altın paralar, onları fakir fukaraya taksim etti.
- 02:44
Altı tane kaldı, yani altı dinar kaldı. Onlar da bir hanımına verdi, hanımının olsun diye değil, yani onda saklasın onu diye verdi. Çünkü neden? Hepsini gelene birden dağıtıyordu, sonra birisi istemeye gelen oluyor. İstemeye gelen olunca elinde vereceği kalmıyor. Onun için hani biraz da kenarda dursun, hani bir gelene veririm.
- 03:15
İsteyene veririm, bir muhtaç geldi falan, bu niyetle onu da verdi. Yani çoğu paranın çoğunu dağıttı da, altı dinarını hanımla verdi ki hani bunu sakla diye yani. Senin olsun diye değil, öyle para falan vermezdi, gelen paralardan falan. Ancak işte bir şey alacaksa ekmek o kadar. O da kendisi alırdı yani, hanımlar pişirirdiler falan.
- 03:41
Hani çünkü sünnette hanım çarşıya çıkmaz yani, sünnette hanım pazara çıkmaz, ekmek almaz. Erkeklerle muhatap olmaz. Kendisi alırdı, ev işlerini kendisi görürdü zaten ev işi. Ev işi, ev işi bir şey yok ki yani. Evde ot yok, ocak yok. Yemek yok, çoğu kere ocak tütmüyor. Fakirlik vardı çok, sallallahu aleyhi ve sellem.
- 04:07
İstese işte, dağlar altın olacak. Kastayıp Ürde'de İmam Busri Hazretleri ne diyor? Koca dağlar diyor, arz-ı endam ettiler. Kendilerini ona arz ettiler. İstersen Allah... Bizi senin için altın yapacak, peşinde akıtacak, istediğin yerde bozup harcayacaksın, dediler.
- 04:41
Fakat da onlara üstün ahlakı ve fazileti ve dünyaya karşı meyilsizliği, hırstan, tamahattan ne kadar uzak olduğunun en büyük eserini gösterdi. Dedi ki yok, ben istemiyorum. Diyorum size, ya işte bu usta da yani Kaste-i Bürde'de bunu söylüyor diye, yahu Kaste-i Bürde âyet değil, hadis değil demeyin. Çünkü Kaste-i Bürde âyetten, hadisten alınmadır.
- 05:15
O nereden o şiirleri yazacak? Kafasından yazabilir mi? Koca dağlar altun olmak için, yani sen istersen Mevla bizi altuna çevirecek yani. Onun için biz de senin peşinde dolanacağız, sana maddi imkan sağlayacağız diye talep ettiler diyor bu hususta. Hadis-i Şerif'te ne buyuruyor? Sallallahu Teala Aleyhi Vesselem, bakayım kaynağını da diyeyim size.
- 05:46
Tirmizi'nin cevahidinde var, yani Tirmizi'de de geçiyor demektir. Rabbim bana diyor, bir sunum yaptı. Mekke'nin vadisini, yani geniş elli vadi demek, o geniş araziyi, Mekke'nin çıkışında Cennet-ül Nala tarafında, üstte tarafa doğru şey var. Böyle geniş bir vadi var.
- 06:22
O vadinin altun olması için Mekke'nin vadisini hatta, yani geniş alanını, Mekke'deki o çıkışındaki geniş sahayı altun yapmak için Rabbim bana arz et diyor. Hadis-i Şerif bu. Yani Kaste-i Bürde bunu kafadan mı uyduracak? İşte bana diyor arz etti ki hani istiyorsan hemen altın yapayım. Allah-u Teala dünyanın dibine bütün altınları yerleştirmiş de üstüne çıkaramaz mı yani?
- 06:49
Ben dedim ki la yarabbi, yok yarabbi ben bütün vadinin altun olup peşime akmasını istemiyorum. Velakin, bir gün doyarsam bir gün aç kalayım. Yani ben senden ne kadar nafaka istiyorum, rızık istiyorum? Her gün doymayacak kadar. Yani her gün doymayayım. Bak biz her gün doyuyoruz. Mesela yani hiç fakirlik çekmiyoruz.
- 07:22
O manada. Borcumuz var, harcımız var, herkesin kendine göre şöyle asgari ücret geçiremiyorum, işsizim, açsızım ama aç yatan da yok yani. Kenel'i konuşuyorum tabi var, muhacirler de şurada burada ama Kenel bizim halkımız, aç yatan yok. Ama herkes baklava, börek yiyemeyebilir. Hiç olmazsa ekmekle doyuyor.
- 07:44
E şimdi Kainatın Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem ekmek de bulamadı. Yani doymuyor daha, ne demek? Ekmek olsa doyar, doymuyor. Dedi yarabbi ben Mekke'nin vadileri altun olsun istemiyorum. Bir gün aç kalayım, doyarsam bir gün doyayım. Doyarsam dediği de miden üçte biri kadarıyla, bizim manada doymak değil.
- 08:07
Bizimki, bizim üçte üç doyuyoruz. Hayatında üçte üç doymamış yani. Mâ şebi'âli Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem, kendisi de ailesi de arpa ekmeğinden, yani buğday zaten yok, buğday daha pahalı bir şey, her yere ulaşmaz. Arpa ekmeğinden bir kere dahi doymamıştır diyor. Ailesi de doymamış, yani mideyi doldurmamış.
- 08:37
Bunu konuşmuyoruz. Yani biz her gün doyuyoruz. Yediğimizin kalitesi ayrı bir şey ama doyuyoruz. O ne buyurdu? Dünya altın olsun, yok yarabbi. Bir gün doyayım, yani doyayımdan maksadı biraz yiyeyim demektir. Bizim gibi doymayı kastetmiyor, bizim gibi hiç doymamış, onu anlatmaya çalışıyorum.
- 08:59
Bir gün yiyeyim yani diyelim, bir gün yemek bulayım diyelim yani, manayı öyle verelim şimdi. Doyalım dediği gibi biz hemen geğirmek, tıksırmak falan, haşa, hiç hayatta öyle doymamış ki. Onun için doyalım diye tercüme etmeyelim o zaman, bizim Türkçe'de yanlış anlaşılıyor. Yemek bulayım diye tercüme edelim onu.
- 09:19
Bir gün aç kalayım, bir gün yemek bulayım. Yarabbi diyor, hangi gün aç kalırsam, yani hiç yemek yok, hiç yemek yok, sahurluk yok, iftarlık yok. Bir gün aç kalırsam, o zaman boynum bükülür, kulluğumu hatırlarım, sana yalvarırım, o yalvarma duygusunu hissederim.
- 09:59
Ama adam tam sıkıştı mı, nasıl yalvarır? Sıkışmayınca nasıl olur? Sübhanallah, elhamdülillah, keyfi yerinde. Ama ne zaman kaldı bir enkazın altında veya bir kapalı yerde veya bir belanın içinde bir afet, bir zelcele başladı? Allah, Allah, Allah, Allah. Ne oldu şimdi? Allah'a yalvarmanın şuuruna erdin.
- 10:21
Tadını buldun, değil mi? Çünkü ihtiyaç insanı ne yapar? Aslında Mevla yaklaştırır yani. Duanın kalitesini artırır. Öbür türlü dua, hani Allah kabul etsin, ister ver, ister verme. Yani vermesen de bizim depoda bayağı bir kavurma var yani. Yarın vermesen de birkaça idare ederim. Bu mantıkla ver demek başka.
- 10:47
Ya Rabbi açım yani, içim kazınıyor. Ver ya Rabbi. Bunun başka. Bir gün aç kalayım, bir gün doyayım, yani yemek bulayım. Acıktığım zaman sana kuvvetli yalvarayım. Yani yalvarmanın tadına ereyim. Ve idâ. Şebi'yatü doyduğum zaman, hamid tüke ve şeker tüke. Doyunca da, yani doyunca deyince yani, yemek buluncayı kast ediyoruz.
- 11:12
Ha, az bir şey yerdi. Yemek bulunca da hamd edeyim, şükredeyim. Çünkü insan, hani Ramazan'da da az çok anlıyoruz bunu. Hele ki yaz günleri uzun süren bir oruç, 14-15 saat geçen sene tutuldu. Böyle bir oruçtan çıkan insanın o ilk bardak su veya ilk hurma ile beraber ki, yani Allah'a hamdi, şükrü, Elhamdülillah deyişi bir farklı oluyor yani.
- 11:42
Hele ki, evde oturmuş değil de, çalışan bir adamsa, hele de böyle sıcakta çalışan, tarlada çalışan veya körükçü, yani ateşin başında çalışanlar da var, fırında veyahut da madende çalışanlar oruç tutuyor da. E şimdi bu adamlar, bazı 1000 derece, 2000 derece sıcakta çalışan,
- 12:04
şimdi bu adam ne kadar su kaybetti. Adam iftara az da, ciğeri gitti yani. Ve bu adam şimdi bir su içerken, Elhamdülillah, nasıl der onu şimdi? Onun için diyor, yemek bulunca da açlıktan çıktığım için diyor, hamdimi, şükrümü artırırım. Her yer altın olsun mu? Olmaz. Hamd edeyim, kalmayayım. Açlığı çekeyim diyor.
- 12:26
Sallallahu Teala. Onun için, dağlar altın olalım diye teklif verdiği zat ki, Rabbim bana arz etti diyor. Hadis-i Şerif'ten anlıyoruz. Kaside-i Bürden'in kaynağını burada, Tirmizi'den. kırmızıydan. Rabbim bana arz etti diyor. Rabbim bana hazret ediyor. Peki bu zat onlara ne gösteriyor? Üstün ahlakı gösteriyor.
- 12:42
Dağlara, taşlara ne diyor? Ben Allah'ın kuluyum. Ben kral değilim, melik değilim, padişah değilim. Öyle her dakika yemek mömek de lazım değil bana. Öyle her dakika yemek memekte lazım değil bana, açlık da çekerim. diyor. Dağlar falan hayal ediyor. Allah Allah ne büyük zat diyor. Başkasına olsa ister.
- 13:01
Bu zat ne duruma düşüyor? Aç kalıyor zaten de, bazen bir günde taş bağlamıyor karnına. Ama açlık o kadar onu zorluyor ki, mesela hendek muharebesinde yirmi, yirmi beş gün sürdü. Hendeklerin kazınması meselesi. Yirmi, yirmi beş günde yemek hiç yok. Yani birkaç günler hiçbir şey bulamamışlar. O açlık hissi ağır basmasın diye de bağırsaklarının altına yani şey
- 13:27
mübarek göbeğinin diyelim yani bağırsaklar, bizim için konuşuyoruz bu lafı. İnsan göbeğinin alt tarafına yani bağırsaklarını düğümleyecek gibi tam onların üstüne taş bağladığı vakitte o taş ağırlık hissettiriyor. O ağırlık da açlık hissini yani açlıktan kıyılıyor içi. Ama o taş olursa biraz ağırlık yapıyor da.
- 13:49
O ağırlık da sanki yani belki bir beyne giden şeyde, hislerde, duyularda bir kandırmaca diyelim ona yani. Hani şeyde ağırlık var, karnımda ağırlık var yani. Çok açlığı bana dokundurma yani hissettirme gibi beyni kandırmaca gibi bir durum yani o. Ama bunlar bazı şeylerde böyle etkiler oluyor. Yani karnına taş bağlamak faydalı olmasa bağlamazdı ki zaten.
- 14:16
Niye bağladı? Demek faydası var. Niye faydası var? Açlık hissini azaltmakta. Hoş. Dıştan koyulan taş yemek yerine geçmez ama işte o insana çok aç değilim hissi verir diye. Şimdi dağlar altın olalım diyor, kabul etmiyor. Gidiyor açlıktan taş bağlıyor. Yani bari biraz ekmek ister Mevla'dan. Onu da istemiyor.
- 14:43
Allah-u Teala Rızkı Ali Muhammedin Kuta sallallahu aleyhi ve sellem benim ve ailemin rızkını azık yap diyor yani yetecek kadar. Bazı hadiselerde kifafen. Denk gelsin yani. Ama ekseriyetle aç kalmıştır sallallahu aleyhi ve sellem. Aleyhisselam.
- 14:59
Şimdi işte o altı dinarı sadakadan gelmiş yani. Kendisi sadaka yenmez biliyorsun. Zekat almaz. Sadaka yenmez de ancak hediye kabul eder. Ama sadakadan gelenleri de dağıtır hemen. Bazı kere işte biraz saklayayım dese, altı dinarı sakladı da hani gelen fakirler olursa elim boş çevirmeyeyim, verecek bir şeyim yok, gelene veririm diye sakladı da uyku tutmadı diyor.
- 15:32
Geçen Veetetü denâ nîru oradan yani kalmıştık. Veetetü kendisine geldi, denâ nîru dinarlar merreten bir keresinde, fekassemaha kasemaha da olur fekassemaha onları bölüştürdü ve bakiyet kaldı minavlılardan sitte tün. Altı dinar kaldı. Fedefe'a, o onları verdi, libâzı nisâi hanımlarından bazısına, yani birine demek, bazısı birine demek yani.
- 15:56
Bazısı deyince birkaç hanımına 6'yı dağıttı diye. Bir hanımına dedi ki yani bunu sakla emanettir dedi. Felemehuz tutmadı onu kendisini, nevmun uykudur. Uyuyamıyor. Niye? Altı dinar kaldı şimdi, ya ölürse? Bak şimdi. Bu kadar hassas bu meseleler, emanet meseleleri, vakıf meseleleri, dernek meseleleri, kamumalığı meseleleri, devlet kasası meseleleri, hazine meseleleri.
- 16:21
Çünkü ümmetin parası yani. Uyuyamadı. Hatta kavm-i nihayet kalktı. Eve kasemeha onları da dağıttı. Halbuki o gece vefat etseydi günah mıydı? Değildi. O altı dinarı niye taksim etmedi diye Allah sorar mıydı? Sormazdı. Zaten liyâfer'a dedi ki Allah muhattak kaddemin, dedim ki muhattak her geçmişi geleceği peşinden bağışlanmış.
- 16:48
Çünkü günah işlemeyeceği kesin olduğu için. Garantisi var. Zaten burada bir günah bir durumu yok. Burada bir emanete verme var. Hepimizin her gün yaptığı işler. Hani bir emanet paraysa da o anda ulaştırılamıyorsa biri ne diyecek? Mesela kendin saklayamıyorsan kasan yok, kitli yerin yok. Kadınlar bu kitli şeyleri daha becerirler.
- 17:10
Evrak saklamak, bir şey saklamak. Onun için hanımına verdi yani. Kendisi çünkü aileler arasında nöbette oluyor ya. Peki öbür gece başka tarafta olur falan. Hani yanında gezdiremiyor parayı. Taşımıyor parayı. E onun için emanete verdi. Bu günah değildi ki zaten. Vefat etse de ne sorumluluğu vardı ki bunun?
- 17:31
Ama geçmişi geleceği bağışlanmış olduğu halde ve masum olduğu halde ve bunda hiçbir zaten günah diye bir konu olmadığı halde yine uyuyamadı. Ya ne kadar titiz bu işlere. Sonra kalktı. Onu da gece vakti fakir buldu yani. Fakirlere dağıttı. Ve kale buldu. El an istirahattı. Ben şimdilik istirahat ettim.
- 17:55
Yani rahat ettim. Şimdilik biraz uyuyabildim zaten. Uyuyacağına işte birkaç saat zor uyur da. Şimdi dinlendim. Onun için Şihab-ı Kafacı Hazretleri Şifa-i Şerif'in şerhinde diyor ki, Ya diyor. O da 400 sene evveli söylüyor yani. Şihab Hazretleri ben öyle eşat oluyorum. Tabii 1069 vefat. E şimdi 1437'deyiz.
- 18:20
Yani vefatını katmasak işte tam 400 sene falan olmuş oluyor çünkü. Kaç yaşında vefat ettiğini de bilmiyorum. Buluruz ama Yani 37'lerde, 1037'lerde saadir yani. Diyor ki bizim zamanımızda diyor yani 400 sene evveli konuşuyor. Şu anda bizim zamanımızda diyor Osmanlı dönemi tabii. Mısır'da bulunuyor Şihab Hazretleri de.
- 18:46
Maaş kıya aziz zaman. Ne eşkıyalar var diyor. Devlet hazinesi diyor. Başına tebelleş olmuşlar diyor. 400 sene evvel. Şimdi ne haldedir? İslam memleketlerinin beytül malleri acaba? Ümmetin paraları, kamu malları. Hangi bürokratlar, hangi şunlar hangi bunlar. Zaten birçok Arap ülkesinde ve İslam ülkesinde krallık var.
- 19:10
Yani demek istiyorum hiçbir teftiş de yok yani. Para teftişleri de yok. Yine bizim buralarda biraz sayıştay, danıştay bir şeyler var herhalde. Onlar hesap kitaba mı bakıyorlar ne yapıyorlar bilmiyorum ben o işleri de. Hiç kontrolsüz olanlar da zaten aldı gitti başını. Ya diyor beytül malı diyor. Beytül mal devlet hazinesi.
- 19:36
Devletin hazinesini nasıl harcıyorlar? Kendi keyiflerine diyor devletin hazinesini harcarlar. Bu zamanda öyle eşkıyalar var ki diyor hazinenin başına geçmişler diyor. Yani hazine şimdiki maliye bakan, maliye mali işler. Nasıl batıla döndürülüyorlar diye de beddua ediyor. Yani biz de diyoruz ki 300 sene, 400 sene evvel düzgündür dünya falan.
- 20:07
Değil yani. Bu insanla beraber bozukluk başlamıştır yani. Zaten Adem Hazretleri'nin oğlu Kabil katil olmuş yani adam. E oradan beri bu cana kıymak, mala kıymak, emanete hıyanetlik bunlar var. Allah Teala bizleri muhafaza eylesin. Amin. Ama tabii ki vatanımızı, memleketimizi İslam memleketlerinde başlarında hep hayırlı sahipler göndersin.
- 20:34
Ümmetin malını keyfine harcamayan titiz insanlarla karşılaştırsın. Bütün ümmetimiz açısından bu duayı yapmamız lazım. Çok büyük zarardayız. Kalkınma olmuyor birçok Afrika'da öyle, Müslüman ülkelerin birçoğunda yani. İnsanlar açlıktan ölüyor. Öbür tarafta sarayda millet tokluktan ölüyor. Biliyorsunuz Arap ülkelerinde de falan.
- 20:55
Çok büyük israf var. Çok büyük israf. Nerede bu, kimin parası ya? Petrolümüz var, petrol. Petrol kimin? Petrol senin babanın mı ya? Petrol Katar'sa, Bahreyn'se, Suud'sa, nereyse yani bu petrolün sahibi bu halktır. Vatanın altında bulunan bir şeydir. Senin babanın çiftliği mi bu petrol? Mesela benim petrolüm var.
- 21:22
Harca harca paraları. Bu çok büyük şey yani. Zulüm yani. Burada aç susuz insan var, fakir fukara var. Yok benim memleketimde aç yok. Senin memleketinde aç yok. Afrika'da milletin kemikleri sayılıyor. O zaman Afrika'ya gönder parayı. Dünyada açlıktan bu kadar ölen var. Senin memleketinde fakir, gerçi var ama yoksa bile başka fakirlere göndermen lazım.
- 21:44
Bu devletin bütçesi böyle harcanır mı ya? 80 tane mi, 100 tane mi sarayları varmıştı mesela Suud'da. Kral her gün, Taif'de var, Riyad'de var, Medine'de var. İşte her yerde var yani. 70, 80 mi dediler, 120 mi dediler, unuttum yani. Bu kadar sarayın, hadi sarayın var. Mina'nın bile tepesine saray yaptı, Mina'da bile.
- 22:10
Hadi bu kadar sarayın var. Kabe'nin karşısına yaptı Ebu Kubeys tepesini. Mübarek Tepe'ye yaptı biliyorsunuz. Bu kadar sarayda her gün padişah, kral oraya gelecek diye her gün hazırlık var. Ya adam program yapar, 120 yerde hazırlık olur mu? Der ki ben bugün buraya geleceğim, orada hazırlık yapılır.
- 22:31
Yani 120 tane sarayın veyahut da yüzlerce saray, kasır, köşk bulunan her birinde hazırlık olur mu ya? Her birinde hazırlık da nasıl bir hazırlık? Nasıl bir hazırlık yani? Öyle değil yani. 10 bin dolar, 20 bin dolar, 50 bin, 100 bin dolar. Tam bilmiyorum fiyatları. Yani Hollanda'dan çiçek getiriliyor.
- 22:53
En pahalı çiçekler yani. Bu çiçeklerin de çok pahalıları var. Hollanda'dan çiçek getiriliyor bütün masalara. Var sarayda bilmem kaç yüz masa, kaç bin masa. Bütün masalara çiçek geliyor. O çiçekler bilmem kaç bin dolar. Bu yüzlerce saray, her sarayın odalarına çiçekler taze. Yarın atılıyor çiçekler. Millet aç ya.
- 23:14
Yani sen burada kamu malıdır mı? Petrolün var zengin petrol, babanın petrolü değil ki. Bu devletin, vatanın, milletin petrolüdür da. Halkındır yani bu mallar. Yer altındaki şeyler halkındır yani. Burayı sen baban tabuyla mı almış? Maalesef. Ama dört yüz sene evvel bile, bu zamanda ne eşkıyalar var. Devletin malını keyiflerine karışıyorlar diyorsa Şihab Hazretleri.
- 23:41
Dört yüz sene sonra, şu anda hepten ahir zaman şimdi. Kim hesap soracak kime? Ama Asla ve men yehlül. Kim kamu malına hainlik ederse, ye'ti bimâ halle yevmel kıyâme. O, petrolse petrol, altınsa altın. Tabaksa tabak, atsa at. Neyse yani o çünkü emanet, ganimet veya devlet malından neyi kullandın keyfine?
- 24:11
Bunların hepsi kıyamet günü onun yanına getirecek, onun kafasının üstüne konulacak. Tonlarca ağır yükü nasıl taşıyacak? Elli bin sene mahşer. Fümme tüvfâ küllü nefsin bimâ kesme. Ondan sonra herkese yaptığının karşılığı tas tamam verilecek. Ben de zulüm yok diyorum öyle. Beş yüz kilo altını, yani kullandıysak keyfine beş yüz kilo altın sorarım ona.
- 24:37
Beş yüz bir kilo sormam. Ben de zulüm yok. Ama yaptığını da ödettiririm adama diyor. E, Kâinatın Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem, yani Üsve-i Hesene, en güzel örnek. Şimdiki rol model bir şeyler diyorlar. Ben sallallahu aleyhi ve sellem efendimize yakıştıramam bu lafları da neyse. Yani örnek alınacak insan.
- 24:56
Örnek alınacak insansa, imamlar örnek alsın imamlığından. Değil mi şimdi? Camide imamlık yapıyordu. İmam ondan örnek alsın. Peki, hutbe konuşanlar, vaizler, hatibler, o da konuşuyordu. Konuşmalarından örnek alsın. Efendim, babalar, e o da babaydı. Nasıl babalık etti, oradan örnek alsın. Efendim, kocalar karılarına nasıl davranacak, eşlerine?
- 25:23
E o da efendim kocaydı. Oradan örnek alsın. Niye bize bizim cinsimizden gönderildi? Örnek alalım diye. Melek değil, cin değil, insandır da. Herkesin örnek alacak tarafı var. O zaman devlet reisliği yaptı mı? Yaptı. Hazineyi yönetti mi? Yönetti. Dünyanın en büyük hazineleri ona geldi. Geçen sohbete onu anlattık.
- 25:45
Yani fetihler başladı. Ta Rum diyarına kadar, Şam taraflarına kadar fetihler başladı. Hicaz, Yemen, Irak, Küfe, yani birçok yerde fetihler oldu. Buraların kanimetleri geliyordu. Hazinenin beşte biri, yani kanimetlerin beşte biri zaten kendi şahsına aitti. devlet bütçesi gibi bir şey. Beşte biri kendine aitken aç kalıyor.
- 26:11
Sadaka zekatı zaten yemiyor. Ama kendine ait olan hisseyi de aç kalıyor. Yani onu da dağıtıyor. Cizyeler geliyor, sadakalar geliyor, hayırlı zaten onlar fakirin hakkıdır. Onları dağıtıyor. Ama kumuş beşte bir kanimetin kendi hakkı. E onun da çoluk çocuğu da aç kalıyor. Hasan Hüseyin Efendimiz yürüyemeyecek hale geliyordu üç gün aç.
- 26:31
E şimdi böyle bir lider var, böyle bir devlet reisi var, böyle bir vali, yani Arapçada hadislerde vali diye geçiyor. Vali yönetici demek Arapçada. E şimdi yöneticilerin de ders alacağı tarafı yok mu yani? Çok önemli. Dünyaya meyletmemiş. Yani kendi paran olur, paran da zekatını verdikten sonra iyi yersin, iyi içersin, ayrı bir şey.
- 27:00
Ama Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu da yapmadı yani. Bizim için mubahsa da yani serbestse de o hep azimeti seçmiş, hep fazileti seçmiştir yani. Onun için dağlar altın olma teklifini reddetti. Şimdi gelinen noktada. Bizim şimdiki dersimiz başlıyor. Vemâte vefat etti Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
- 27:21
Ve dirâhû onun zırhı neydi? Merhûnetûn. Rehin kalmış idi. Ne hususta? O zaman zırh çok önemli bir şey. Yani pazarda falan satılsa, yani şimdiki Kabal Çarşı'ya götürsem belki zırhımız para etmez ama o vakit külçe altın gibi bir şey yani zırh. Çünkü harpler var çok. O zamanki harplerde biliyorsunuz uzaktan atış yok.
- 27:46
Yakın atış olduğu için zırh koruyor. Onun için zırh değerli bir malzemeydi. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in birkaç tane zırhı vardı ben onları Şecere-i Nebeviye kitabında o Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in kapları, çanakları, zırhları, atları, işte çarıkları vesaire hepsini yazmışız.
- 28:05
Şecere kitabımda var onlar da. Birkaç tane zırhı vardı. Ya ta Davud Aleyhisselam Caalut'u gebertirken kullandığı zırh, Davud Aleyhisselam meşhur zırh sanatı işlerdi. Demir ona yumuşatılmıştı. Davud Aleyhisselam'ın yaptığı zırh bile ona gelmiş. O zöhnemden intikalmiş. Yani araları zaten çok fazla da yok.
- 28:28
Yani olsun bin sene Süleyman Aleyhisselam'la arası da bin olur, bin beş yüz olur tabii. Şimdi bize göre uzadı ara ama o zaman da şimdi bile kalabiliyor bir zırh kaç bin senelik kalabilir. O zırhtardan da ona intikal eden Davud Aleyhisselam'ın yaptığı zırh da vardı. Efendim Zatül Fuzul diye bir zırhı vardı.
- 28:51
O çok uzun bir zırhtı. Sa'd İbn-i Mubader Radıyallahu Anh Sahabe de ona hediye ederlerdi. Bu hediyelerde de çok değerli bir hediye zırh o zaman için. Şimdiki sanki bir araba versen gibi yani. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem Bedir Muharebesi'ne çıkarken zırh çok lazım tabii kafirlerle karşılaşacak ya.
- 29:10
Harpten de kendi de bulunuyor. Harpte uzaktan takip etmezdi. Harbin içinde dururdu. Onun için zırhı Sa'd İbn-i Mubader meşhur sahabeyi Radıyallahu Anh o ona hediye etmişti. Ona Zatül Fuzul adı verilmiş. Böyle bir sünneti de şudur eşyasına isim verir. Mesela şimdi bizim bardaklar var. Yani işte ben de öyle isim versem birine çok iyi.
- 29:35
Sünnete itibar etmediğimizde ya şekeri tutmuyor ya ayarı tutmuyor. Bir yeşil çay içeceğim. Ya diyorum her gün başka bir bardaktan veriyorsunuz. Şekeri ona göre benim. Diyet ya şeker. Onu atıyorsun ya fazla geliyor ya az geliyor. Ya bir bardağı tutturalım.
- 29:48
Şimdi o bardağın isim versen bardağıma sünneti yapsam anladın? O zaman o bardağın adı belli olur. Kedisine isim verirdi, kap var, iki tane çanağı var. Bizim gibi öyle, bardak dolu yani. Sizde de var bardak. O bir tane iki tane çanağı var. O çanağa isim verirdi. Mesela ona birine gümüş der. Atağa isim verdi fızza, gümüş.
- 30:13
Anladın? Mesela bak bu zırha isim vermiş zatülfuzul. Yani bolca demek, bol bol. Bu zırhın adı bol bol yani fazlalıklı. Niye? Uzun ya. Ona demiş zatülfuzul. Fazlalık sahibi demiş ona. Şimdi bu sefer zırhımı getirin, hangisini getirelim sormaya lüzum yok. Zatülfuzul'ü getirin. Anladın? Bizde evlerde böyle mesela yapabilsek ama bizde hangisine isim takalım hocam?
- 30:39
Eşya çok. Bizde ev yetmiyor, eşya doldu. Az olursa isim de kolay olur. Mızrağına isim takar, okuna isim takar. Anladın? Sarığa isim takar. Mesela birkaç sarığı var, şu sarığımı getirin. Yani isimli. Bu da sünnettir ha, yapmadığımız bir sünnet. İnşallah yaparız bundan sonra. O zatülfuzul denen zırhı, İbnül Cevzi Rahimullah diyor, onu rehin verdi.
- 31:07
Kime rehin verdi? Bir Yahudi'ye. Çünkü tırık para Yahudilerde çok. Onlar hep stokçudur. Onun için Yahudi vardı Medine'de yani, ticaret yapan. O Yahudi'ye gitti. Adı Ebu Şah'ım. Yani künyesi Ebu Şah'ım. Yağ babası demek yani. Çöp herhalde çok yemiş içmiş. Yağlı bir Yahudi'ydi herhalde. Ebu Şah'ım. Ona gitti dedi ki, otuz ölçek arpa istiyor.
- 31:33
Hanımlarına dağıtacak da. Arpa ekmeği yapacaklar. Evde yemek bir şey yok. Para yok. Devlet kasasının beşte biri onun. Allah vermiş ona. Sen şimdi diyorsun ki, beşte biri niye onun oluyor? Hadiste misafir. Yahu hadisten olur mu? Ona kalsa hiçbir şey almayacak. Mevla buyuruyor ki, beşte biri ganimetinizin Velirrasul Peygamber'e aittir.
- 32:00
Bu ayet olduğu için, yani Mevla vermiş o hakkı ona. Ama o da onu dağıtıyor yine. Dağıttığı için para yok. Bu sefer gidiyor Yahudi'ye diyor ki, otuz ölçek arpa alacağım. Sağ. Yahudi diyor ki, para. Kainatın efendisi sallallahu aleyhi ve sellem. Sen şimdi diyorsun ki, o kadar sahabede zenginler vardı.
- 32:23
Hazreti Osman vardı, şu vardı, bu Abdurrahman bin Aff vardı. Eee, niye onlardan istemiyor? Ya onlardan istemiyor, ona gidip desek ki ben arpa lazım. Para almayacak ondan. Tam bizim tersimiz. Biz de kimden isteriz? Para almayacağı gideriz. Bizde numara çok, hareketçi yok bizde. Gideriz, ya paramla falan deriz.
- 32:45
O da sen hocasın diye, aa hoca efendi öyle şey mi olur der de, para da almaz benden. Bu sahtekarlık gibi bir şey yani. Mübarek adam şimdi. O ne yapıyordu? Sallallahu aleyhi ve sellem. Gidiyor Yahudi'ye. Niye Yahudi'ye gidiyor? Yahudi bana bağışlamaz diye. Yani parasını ister. E param yok ne yapacağız?
- 33:07
Paran yoksa, Yahudi ne ister? Rehin ister. Dedi ki, sen birden ölürsen ne olacak? Benim param kalır sende. Yahudi rehin ister. O zaman ne yaptı? Bir zırhı vardı sallallahu aleyhi ve sellem. Aldı zırhı götürdü. O Yahudi'ye dedi ki, bunu da rehin bırakayım sana, ölürüm kalırım dedi. Hani ki paranı tahsil edersin bunu satıp.
- 33:26
Borçlu ölmeyeyim ahirette. Çünkü Hadis-i Şerif'te ne buyuruyor? Nevsul mü'mini merhunezul indallah. Hatta yukla deynüha. Bir Müslüman borçlu ölürse, borcu ödenene kadar, yani varisleri tarafından, zaten bir adam öldüğü zaman şeriata göre miras meselesinde, ferahiz ilminde ne vardır? Evvela kazay-düğün.
- 33:54
Yani borçların ödenmesi vardır. Kaç lira bıraktın? 100 bin lira. Baban öldü. Kaldı buraya 100 bin lira. Buradaki ilk muamele ve işlem bu parayla ilgili nedir? Kazay-düğündür. Yani borçlar ödenecek. Geri ne kaldı? Teciz-i tekvin yani, defil masrafları mesela işte, kefeni kaç metre olacak? İyi bezden, kötü bezden.
- 34:17
50 liralık da kefen var, 5 liralık da var. Yani orada orta bir yol seçilir. İşte varislerin rızası üzere bir kefen, masrafları. Ondan sonra işte cenazenin kılınması, götürülmesi. Arabayla götürülüyor bilmem ne, masraf olabilir.
- 34:32
Şimdi belediye yapıyor bu işleri ama evvelce de böyle değildi. O masraflar çıkar. Ondan sonra vasiyet. Ne vasiyet etmiş? Falan camiye şu kadar para verir. Onun vasiyeti sağken hepsini verse verirdi. Ama ölünce bütün malına lafı geçmez. Ne derler? Vasiyeti 3'te 1'den geçer. Yani hadis-i şerifte öyledir.
- 34:54
3'te 1'den geçerliyse bakarlar kaç lira vasiyet etmiş, 70 bin lira falan camiye verin demiş. E senin zaten bıraktığın paranın hepsi 100 bin lira. 100 bin lirayı biz 3'e bölsek, efendim edecek orada 35-40 lira bile etmez. Ondan sonra 33 küsur bin lira. 3'e böldük. E zaten 100 bin liradan borcunu ödedik.
- 35:20
20 bin gitti borca. Kaldı burada 80 bin lira. Bundan da senin camiye vasiyetin varsa bu paran kurtarmıyor buna. O zaman ne yapılır? 3'te 1'i kalan paranın, yani kaldı 80, onun da 3'e bölünür. O 3'te 1'i o vasiyete verilir. Ne kaldı buraya? 40 lira kaldı. 40 lira da var ister, işte o ferahiz ilmine göre taksim edilir.
- 35:49
Oğlan şu kadar, kız bu kadar, anası kaldıysa babası kaldıysa. Şimdi eğer ki bu varisler paranın tümüne çullanıp borcundan bana ne? Gelirse adam babanın borcu var diye git şehitlikten iste. Git koz yatağına bilmem nereye, mezarlığa git yani. Derseler adama. Adamın da elinde senedi sepeti yoksa icra getirecek.
- 36:16
Parayı tahsil edecek. Bu varisler ne yaptı? Paranın üzerine yattı. Ne olacak bu ölünün durumu? Bu adamın borçları ödenmedikçe hapiste kalıyor ahirette. Zindar. Konuşması yasak. Ruhlar da konuşuyor birbiriyle, ziyaretleşiyorlar. Vasiyet yapmayanın ölülerle konuşmasına izin verilmez diyor hadis-i şerif.
- 36:43
Yani vasiyet yapmayan şu demek, birinin emaneti vardı onda veya birine borcu vardı, vasiyetinde belirtmedi onu, millet de bilmedi onu, sonra inkar ettiler onu. Bu adam, öbür ölüler konuşuyorlar, görüşüyorlar ruhlar aleminde, bu hapiste kalır. Çok kötü ya, dünyadaki hapisten beter ha. Dünyadaki hapiste ben hiç olmazsa koğuştakilerle konuşuyordum yani.
- 37:07
Ziyaretçi geliyordu konuşuyordum. Hapis içinde hapis yani, konuşmak yasak. Sahabe-i kiram dediler ki ya Resulallah, ölüler de konuşuyor mu? Ruhlar aleminde, rüya aleminde sen konuşmuyor musun işte? Yatarken ölü gibi yatıyorsun, ağzın kapalıdır ama rüyada neler yapıyorsun? O misal alemidir, berzak alemidir.
- 37:30
Ölüler konuşmaz olur mu buyurdu. Hem de ziyaret de yaparlar birbirlerini. Ziyaretleşirler buyurdu. Ama borcu ödenmeden adam ne olur? Konuşma izni yok, ziyaret izni yok. Diyelim ki ruhlar aleminde gidiyor, efendim sahabe-i kiram ziyaret edecek ruhlardan ediyorlar şimdi, onu götürmezler. Veya şeyhine, hocasına gidecek veya bir annesi, babasından görüşecek.
- 37:53
Onlar da ölmüş evvelce. Görüşemez ki. Ruhu kaldı hapis. Yani bu kabir alemindeki hapse düşmek buradan da beter bir şey yani. Onun için borçlu ölmemek lazım. Mutlaka vasiyetini yapmak lazım. Onun için Müslümanın ruhu borcuyla askıda kalır diyor. Çok kötü bir şey askıda kalmak yani. Ya indirin beni dersin yani.
- 38:20
Böyle tutsak. Hatta Aykız ağabey deyini borcu ödenene kadar. Onun için sallallahu aleyhi ve sellem ne yaptı? Dedi ki ben arpa alıyorum senden, nakit para veremiyorum sana. O zaman zırhımı veriyorum sana. Niye zırhımı veriyorum? Bu onun parasını geçer bile. Ne olsun? Efendim ben ödememeden ölürsem de Kimseden de isteme bunu sat paraya çevir.
- 38:42
Ha ama Şimdi paraya çeviremez. Çünkü ben parayı getireceğim sana. Parayı getireceğim zırhımı alacak. Ama öldümse bunu paraya çevirebilirsin. Veyahut da gelirim sana derim ben para bulamıyorum. Bu durumda epey de önümde gözükmüyor bir gelecek para. Çöz dersin çözer. Sallallahu aleyhi ve sellem.
- 38:59
Şimdi burada ne anlatmak istiyor? Kainatın efendisi vefat ediyor. Borçlu ölüyor. Bütün dünyanın ganimetleri kendisine akarken. Ve sallallahu aleyhi ve sellem Zırhı da Yahudi dereyin kalıyor. Burayı yanlış anlamamak için dedim geçen gün. Sahabe-i kirama borçlu olduğunu duyurmuyordu. Duyursa ona borç bırakırlar mı?
- 39:20
Canlarını vermişler de yani. Para mı vermeyecekler? Ama o iffetli bir insan. Hayalı bir insan. Çok dürüst artık dürüst lafı da hafif kalıyor yani. Sallallahu aleyhi ve sellem. Kimseye yük olmaz. Ve bildirmez. Halini ancak Rabbine arz eder. Kimseye ben açım, muhtacım, borçluyum, hanımımın ekmeği yok.
- 39:43
Hiç öyle bir şey yapmaz. Ah o örnek ahlakta, o sünnetten bizde de biraz olsaydı. Yok işte. Hacımızda da yok, hocamızda da yok. Evet. Bu ince bir mesele yani. Ama bunu burada anlamış olduk. Çünkü evvelce ben bunu söylerdim. Ben de şerhini görmemiştim. Zırhı niye Yahudi deren olur? Bir de mesela Yahudi'ye zırh verilir mi?
- 40:08
Rehin. Çünkü Yahudi silahı harpte kullansa onu gâvura yarayacak meselesi. Fıkıhta buradan dünya kadar mesele çıkıyor. Ama diyorlar ki o Medine Yahudisi olduğu için o zırh ona yaramaz. Çünkü o Müslümanların kontrolü altında, İslam devletinde yaşadığı için dışarıda olsa yani bir Müslümana zarar verebilir veya kendini ondan koruyabilir.
- 40:30
Müslümanlarla harp ederken. Ama Medine'dekiler için buna böyle bir tehlike yok. Onun için Yahudi'ye zırh verilmiş orada. Ama normalde silah satılmaz kafirlere diyor burada. Yani bu bir fıkıh fetvasıdır. Kafire silah satılır mı? Kafire silah satılmaz. Devlet silah üretse kafirlere silah satılır mı? Satılmaz.
- 40:50
Rusya bizim dostumuz. Ne oldu şimdi Rusya? Bak. İsrail dostumuz. Ne dostumuz yahu? Yahudiden dost olur mu diyor Kuran. Hepsi silahı kime çevirir? Hepsi silahı sana çevirir. Onun için bir şey imal ederse Müslüman devlet kafire silah satmayacak. Anladın? Bu ama şerrinden eminse yani. Kendi içindeki bir şey rehin bırakabilir.
- 41:13
O ayrı bir şey diyor. Bak. Tasara sallallahu aleyhi ve sellem. Kainatın Efendisi ne yaptı? İktifa etti. Min nefakatihi. Harcamaları hususunda. Yani çoluk çocuğuna ve geçimine, yediğine, içtiğine. Ve melbesihi. Libas, giysileri hususunda. Ve meskenihi. Mesken yaşadığı ev. Arapçadır hep bu kelimeler tabii.
- 41:36
Türkçeleşmiş. Mesken derler. Konut yani. Meskeni. Meskeni nedir yani? İki metre, üç metre bir. İki, üç metrelik bir odada. Aşağınamızın odası da. Ne diyordu? Aşağınemiz tabi ki genc idi. Uykusu da fazla olabilir. Teheccüde kalkar ama Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gibi nasıl kılabilir kimse yani?
- 41:59
Sabaha kadar kılıyor. Onun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kalktığında o yatıyor. Onu da niye kaldırsın şimdi gece vakti? Secde yapacak yer yok. Düşün ki bir ev, bir sedir yani. Sedir derken sen şimdi bizim sedirler zannetme. Yaygı, yaygı. Şöyle şeyin üzerine, kumun üzerine. Kum, kum. Parke taş bir şey yok.
- 42:19
Kum zaten yer. Medine'nin toprağı yani. O toprağın üzerine şey sermişler, post gibi bir şey yani. Deri, deri. Yani keçi derisidir, koyun derisidir, inektir. Deve olabilir. Deri. O deri yatak. Orada yatıyor aşağınamız. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de kalkmış, namaz kılıyor.
- 42:39
Namaz kılarken aşağınamızın radıyallahu anha mübarek bacakları geliyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in secde yerine. Yani yer o kadar dar demek istiyorum. Niye gitsin de hanımının uzandığı yere secde etsin yani? Yer olsa. Onu çekiyor sallallahu aleyhi ve sellem ayağını namazda. O yine uyuyor tabii uykuda.
- 43:00
Çekiyor onu secde yapıyor. Secde de uzun kalıyor çok falan. Sonra kalkıyor tabii annemiz tabii o da uyku içerisinde yani. Yine ayağını uzatıyor tabii. Bir zaman çekse yine uzatıyorsun uykuda. Ne bileceksin ne yaptın? Yine geliyor ayağın çıkıyor. Ev bu kadar dar. Bunlardan neyle yetindi? O şeylere ki davet ediyordu.
- 43:20
Yani ihtiyaç hissettiriyor. Zaruret. Zaruri ihtiyaçları davet ediyordu ilahi o şeylere. Yani zaruret miktarı. İşte başını sokacak derler ya. Bizde de öyle bir başını sokacak deriz ama 100 metre, 200 metre senin başın ne kadar büyük yani? Başını sokacak. Öyle bir evimiz var işte. Başımızı sokacak kadar bir evimiz var.
- 43:44
Kaç metre? 200 metre. Nerede bulduk o bolluğu? Evet böyle yapardı. Sallallahu Teala Aleyhisselam. Ve zehide. Soğuk dururdu. İsteksiz kalırdı. Fima o şeylerdeki sivahu. Zaruretim değilse ben bu eve başımı soktum soktum. Yattım uzandım. Yer var mı? Var. Kalktığım zaman da namaza durdum. Namaz kılarken yerim var mı?
- 44:07
Var. Ama namaza özel bir yerim bile yok yani. Hanımın ayağını çekeceğim de namazı seçeceğim. O kadar olsun. Kılabiliyorum ya namaz. Zaruret bu kadardır derdi. Ve diğer zaruret haricindeki şeylere rağbetsiz olurdu. Fekane sallallahu aleyhi ve sellem. Giyinirdi neyi? Bulduğunu giyinirdi. Ya bir hediye gelir onu giyinir.
- 44:32
Sonra biri gelir. Şunu bana verir misin? Ya bir tane daha yok. Kaldır onu ona verir. Ya ne isteseler verir. Sallallahu aleyhi ve sellem. Nasıl bir şey ya? Bizim elli tane var. Yine adam bir şey istese. Vereyim mi vermeyeyim mi? Bazen istihara yapacağız yani. Bir tane şey var onu da verirdi ya. O adam bir tane Allah gönderir.
- 44:52
Allah gönderir. Bazı kere pahalı şey, yani bir hediye gelir, krallardan geliyor bazı kere. Hediye kabul ederdi, çok böyle simli, mimli, ipekli. Evvelce ipek haram edilmeden evvelki zamanlarda bazı kere ipekli, altın işlemeliydi ki gelirdi şeyle, hırkalar, kabalar, yani cübbeler. Sonra hemen kaldırdı verirdi.
- 45:16
Birisi gelirdi isterdi. Sahabe-i Kiram'da isteyenler oldu. Bedeviler çok güzel. Onlar da sahabi tabi, Rıdvan Vali Mecmai. Biraz çölden gelirlerdi, biraz şey olurlardı böyle. Yani diğer bir Medine'deki sahabi sormaya utanır, istemeye utanır. Medine zaten medeniyetten geliyor işte. Medine şehirli. E tabi köyden gelirdi, çölden gelirdi.
- 45:37
Onlar biraz versene şunu bana ya derlerdi. Hemen kaldırdı verirdi. Sallallahu aleyhi ve sellem. Diğer sahabe-i kiram yahu böyle bir bakarlardı şöyle ne istiyorsun o sulan şeyini, sallallahu aleyhi ve sellem, hırkasını, cübbesini diye bakarlardı ama olsun o hemen karışmayın derdi, itiraz etmeyin, size ne derdi verirdi.
- 45:58
Fe yelbesu giyinirdi fil ghalibi. Ekseriyette neyi giydirdi? Eş-şemlete. Sallallahu teala aleyhi ve sellem. Böyle hırka gibi üzerine doladığı elbiseler giyerdi. Ona sarınırdı. Yani yapıyordu. Pakistan, Hindistan'larda şimdi böyle çok var. Entari gibiydi.
- 46:19
Şimdi Araplar entari giyiyorlar. Pakistan, Hindistan tarafında dolama gibi böyle üzerlerine şöyle atarlar. Buradan da böyle yaparlar. Şemle giyerdi. Burada yani izar gibi diyelim. İzar yani peşte malın İhram'ın üstü, İhram'ın üstü gibi şey, anladın? Öyle şeyler giyerdi, sallallahu aleyhi ve sellem. Öyle iç gömlek, dış gömlek, entari, cübbe, kaşkol.
- 46:48
Bizden bir dükkan açılır yahu. Üzerimizdeki mallan bir dükkan açılır. Sallallahu aleyhi ve sellem üzerine İhram gibi üzerine şemleyin. dolardı. Sallâllâhu aleyhi ve sellem. Vel kisâe, kisve giyerdi yani, elbise giyerdi diyelim ki, elbise dediği de şöyle giyinilen, öbürü üstüne atılan. Bu da giyinilen, bir kat yani, bir kat böyle bir elbise giyse, el haşine, sert giyilir.
- 47:16
Sert demek yani galiz kumaş, yani pahalı değil. O zaman o sert kumaşlar böyle hassas dokunmamış yani, kalın batar da böyle, yün yani. Çünkü şey, ipekliler, ince işçilikler pahalı olur. O zaman böyle mensucat sanayi yok. şimdi ucuza, incede bulursun. Öyle sanayi bir şey yok. Onun için hızlı dokunurlarsa böyle, yani basit dokunmalar olursa o çok kalın, sert olur, batar.
- 47:47
Tüyler diken diken olur. Öyle yani sert giyerdi. Onun için tasavvuf ehli, yani tasavvuf tarikat diyoruz ya, kavuf suftan gelir. Suf, yün demek. Suf, Arapça'da yün demek. Sufi, sofu derler. Sufi, işte tarikatçı demek. Ama onların hakikatında işte yün elbise giydikleri için. Yün elbise de sert olur, kalın olur.
- 48:12
Kalın olduğu zaman biraz şehveti tahrik etmez. yani nefsani istekleri kalın, sertler uyandırmaz. Yumuşaklar daha uyandırır. Onun için tasavvuf ehli kalın elbise, yani kalın kumaş, kalın kumaştan dokunma. Mesela keten gibi falan, onlar biraz sert olur. Ama şimdi böyle büyünler falan var ama ne günü ya?
- 48:34
İpek gibi, incecik falan öyle değil. Zekeriya Muhammed Zekeriya Hazretleri Medine-i Evnevere'deki Rahmetullahi Aleyhi Büyük Veli öyle derdi yani. Benim de bazı kere şeylerimi beğenmezdi. İnce giyiyorsun derdi, kumaşları ince diye. O biraz mutakale ederdi her işlere. Büyük Veli idi. el-şikâk derdi, yani tasavvuf evliyalı olan bu sözlerini naklederdi.
- 49:00
Çok ince kumaşlar böyle, hele ki altını gösterenler var ya, tel tela böyle şeyler giyinilmez ki yani, altını gösteriyor. Çok ince yani kumaşlardan giyilen elbiseler, şikâk yani bu manevi yola muhalif olanların elbisesidir. Bize yakışmaz derdi. Evladım derdi. O kendisi böyle hep keten. Bir tane cübbesi de var bende onda, hatırladım şimdi arayıp bulayım.
- 49:26
Nerede bakalım? Bir cübbesini almıştım onun bereket olsun diye. Böyle kumaşı böyle sert. Pamuk keten ama sert dokuma olacak. Ben usanılacağım. Haşin geldi. Türkçe'de haşin derler ya, bu adam haşin adam yani, sert yani. Haşin hepsi geldi. Vel burde, bürt ya, bürt işte şey, bürte diyoruz ya, kaste-i bürte işte, bürte, hırka, bürt.
- 49:51
hırkalar giyerdi, işte hırkalar var da, biliyorsunuz Hırkayı Saadet var, Topkapı Sarayı Hırkayı Şerif var, bizim Fatih de, onlar hep iki hırkası İstanbul'da zaten şu an. O hırkalarda geldiği el-ghalîvâ, hep sert. Yani bu şu demektir, ne kadar ince olursa o kadar pahalı ve o kadar şöhretli oluyor. O kalın, sert giymesi dünyaya meyletmediğini gösteriyor.
- 50:16
Anladın mı? Böyle çizgili çizgili şeyleri vardı. Veya Simû taksim ederdi Veyâksimu taksim ederdi, ganimetten gelenlerden. Alâ men o kimselere ki, hazara, hazır oldu yanına geldi, hu onun yanına bulunanlara, taksim ederdi. alâ men o
- 50:33
Neyi? Ekbiyete dîbâci. Ekbiye, kabağının cebinde. Kabağ, Türkçe'de ne diyoruz? Kabağ. Yani, şimdi siz palto diyorsunuz, palto diyorsunuz, yani cübbe diyelim. Ama ipekli elbiseler gelirdi. İpekli elbiseler gelirdi, o zaman ipek daha haram edilmemiş. Sonradan haram edildi. Biliyorsunuz, İslamiyet 23 senede tamamlandı.
- 50:58
Helal olan bazı şeyler zamanla haram edildi. İpekli demek yani, çok kıymetli demek yani. O en kıymetli şeyi, kabaları, cübbeleri, şeyleri, el-muhavvasate. Ekbiyete, el-muhavvasate dokunmuş, işlenmiş. Neyle? Bir zebi, altınla. Şu şeye bak, bir tanesini pazara çıkarsan zaten o antikaya girmiş şimdi de, bir tanesini pazara çıksan kapalı çarşı alamaz bunu yani, bütçesi.
- 51:29
Altınla işlenmiş, hani derler ya çözgüleri ipek, halılar var şimdi, çözgüleri ipek. Yani çözgüleri altın, cübbenin tümü ipek. Onu kendine almaz. Gelirdi, hemen o sahabeye dağıtırdı, fakirlere dağıtırdı. Elde olan böyle olmadı. Bir fakire bir cübbe verir, şimdi kral da yok. Verirdi ona, kendisi giyinmezdi.
- 51:52
Evet. Veyahut bir de kaldırırdı. Kaldırırdı ne demek? Şunu saklayın derdi. Kim için? Limen hu kimselere dedi ki, lem yâhtur hâ dur olmadı hu ona. Yani o anda yanında yok. Derdi ki felanca gelir, şimdi burada yok. Bunu ona kaldırın yani, koyun kenara. O bunu çok seviyor derdi. Sahabeden böyle kimin ne sevdiğini bilirdi.
- 52:14
Ben onu ona saklıyorum derdi. Sallallahu teala aleyhi ve sellem. Yani böyle bir insan, nerede böyle bir insan? Sallallahu teala aleyhi ve sellem. Yiyeceği hurma, su. Bütün nafakası hurma, su. Bir ay geçer, evde ateş tütmez. Yani sıcak bir şey pişmez. İki ay geçtiği var, ocak tütmediği var. Sallallahu aleyhi ve sellem.
- 52:41
İşte elbisesi keten, kutun. Bak, ben bakmadan söyledim size. Keten bildiğimiz, Arapça da kitan. Keten de Arapçadır, kutun. Kutun da Türkçede kullanılıyor. Pamuk. Pamuk ve ketenden geri. Bunlar sünnet mesela. Yani pamuklu ve keten giymek. Ama işte uymuyor. Niye uymuyor? Keten buruşuyor. Hakiki pamuk da buruşuyor.
- 53:10
Şimdi bize ne lazım? Bize illa içinde biraz petrol olacak ki, böyle şıkır şıkır dursun. Ne olacak? Kalktığım zaman arkam buruşmasın. Buruşsun. Yani biz orada hem sağlığımızı bozuyoruz, kanserojen maddeleri içeren kumaşlar giyiyoruz, petrol malzemeleri giriyor işin içine. Çünkü o buruşmayanlar, ketenle kutunla illa buruşur.
- 53:34
Hakikiler buruşur. Keten giyerek sünnet arıyorsun bana. Sünnet söylüyorum sana. 4000 sünnet. Al sana sünnet. Keten giy. Şimdi üzerimizdekilere bir baksak, bir tutuştursalar bizi, baca gibi yanarız. Her tarafımız petrol. Keten giyerdi, pamuk giyerdi. Ondan sonra kırmızı bir hüllesi vardı, iki bayramda giyerdi.
- 53:56
İki bayram namazlarına sırf onu giyerdi. Yani bayramlığı bir tane vardı. O bayramlığı, bizim çocuklar, mevsimlik, yaz geldi eşya alacağım. Geçen sene aldık elbise. Ya o geçen seneydi. Kış geldi, hiçbir şeyim yok. Ulan oğlum diyorum. Oğluma oğlum diyorum. Canım sana oğlum demiyorum. Sen de Allah Allah millete ulan mı diyorsun, oğlum mu diyorsun.
- 54:22
Oğluma diyorum yani. Oğlum diyorum, evladım diyorum. Niye böyle yapıyorsunuz? Ben 20 sene evvelki cübbemi giydiklerim var. Geçen sene almadık mı yazlık? O geçen seneydi. Her sene iki kere eşya alınır mı ya? Benim eşyam yok diyor, kayboldu. Dolabımda hiçbir şey yok. Yani güler misin, ağlar mısın? Nasıl dolabında hiçbir şey yok evladım ya?
- 54:45
Üç dört takım alıyoruz her sene. Niye bu bir daha seneye yok? Abim aldı kardeş. Bir şeyler bahane. Yani Kâinat Nefes'in son malzemesi ömrü hayatında bütün bayramlarda giydiği bir tek bir şey var. Her bayramda onu giyiyor ama o kırmızıydı. Kırmızı çizgileri vardı. Yani kırmızı giymekte de sünnete muhalefet yok ha.
- 55:07
Ben ara sıra bir kırmızı bordo çalarım öyle. niye böyle giymiş derler. Ne giyeceğim, sünnette var kırmızı. Ahmet Bedevi Hazretleri bütün şalı kırmızıydı. Bedevi Tarikatının sembolü kırmızıdır. Sarıkları, taçları hep kırmızıdır. Yani bu da sünnette var yani. Kırmızı hülle giyerdi. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem.
- 55:25
Bir de heyet gelirdi mesela, Necran'dan heyet. Necrandan heyet, Hristiyanların heyeti, Papazların heyeti, heyetler gelirse, krallar, elçiler, onlara da o şey giyerdi. Bir tane vardı o. Hani insanlara değer verdiğini göstermek için. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Bir cübbesi vardı. Şeyleri darıdı. Zayıkat el-kümmeynde.
- 55:44
Tirmizi'de de geçer. Buraları dar yani. Bir cübbesi vardı. Bazı kere buradan şey yapamıyordu. Abdest alacağı zaman o darlığından geri sıvıyamıyordu. Sıvıyamayınca içinden kolunu çıkarıyordu. Kolunu çıkarıp yıkıyordu. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. En sevdiği elbise entari. Yaşayan nuridler takılıp ona ya, Arap kıyafeti giyiyor, Arap kıyafeti giyiyor.
- 56:08
Ne Arap kıyafeti, Resûlullah'ın kıyafeti, sallallahu aleyhi ve sellem. Yaşar Nuri'ler takılıp ona ya. Ne Arap kıyafeti, Resulullah'ın kıyafeti. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. En sevdiği şey, şuraları biraz böyle yukarı doğru, böyle buraya gelmeyecek. Entarinin şuraları yani biraz açık şöyle. Hakikaten öyle.
- 56:24
Yemeğe bulaşmaz, bir yere bulaşmaz. Böyle çok olursa her yere bulaşıyor. Kasıral kümmeyn. Küm denen buralarıdır. Yen deriz Türkçe'de biz buna. Buraları kısa olan yani geriye doğru kısa olan şeyi severdi. Bir de entarisi topuğun üstünde olacak. Hem pisliğe bulaşmasın hem kibir olmasın diye. Topuğunun üstünde kalan entari.
- 56:42
En çok entari severdi. Sarığı kısaydı ve küçüktü. Tabi usta çok kitaplar yazılmıştır. Sarık hakkında da. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Sarığı küçüktü dediğin yedi arşın. Arşın ne kadar? Şuradan şuraya kadar. Yedi böyle doladığın zaman böyle efendim şey oluyor. Sünnet oluyor.
- 57:02
Şimdi bu benim başımdaki ne kadar bilmiyorum. İlla benim kafama kocaman sarık koymaya çalışıyorlar. Bizim yanımdakiler. Yahu ben Halep müftüsü müyüm arkadaş? Başım ağrıyor, boynum ağrıyor. Üç kiloluk sarık kafama ne koyuyorsunuz? Üç saat konuşuyorum. Çok fena bir şey oluyor yani. Yirmi otuz kilo gibi geliyor başıma üç saatte.
- 57:21
Boynum da zaten arızalı. Bak bana kadar güzel. Sünnet. Yani yedi arş şuradan şuraya. Bizim şimdiki yeni mollalar daha emsil eden binaya geçmemiş Halep müftüsü kadar daha böyle sarık sarıyor. Ondan sonra da fetva soruyorlar ona. Büyük müftü zannediyorlar. O da bilmiyorum demeye utanıyor sarığım büyük diye.
- 57:41
Caizdir diyor. Fıkıhçı mısın? Bu kadar okudum hiçbir şeye fetva veremiyorum. Hemen kalender hocayı arıyorum. Hüsamettin hocayı arıyorum. Kırk senedir de bu işin içindeyim. Sen nasıl atladın ha böyle caizdir diyorsun yahu. Veya değildir diyor. Niye? Sarığım büyük ayıp olmasın. Mecbur bir şey dedim diyor.
- 58:01
Ya böyle koca koca sarıklar sarıyorsunuz. İlminiz ne kadar arkadaşlar. Ama İmam-ı Azam Efendimiz gerçeği buyurdu. Sarıklarınızı büyük yapın. Yenilerinizi geniş yapın. İlim ehliyle ilim ehli hafife alınmasın diye. Ama sen eğer hakikaten kadıysan, alimsen, müftüysen, millet de seni görünce sokakta o zaman resim yok bir şey yok.
- 58:27
Nereden tanıyacak müftüdür fetva sorsun. Nereden tanıyacak kadıdır mahkemeye gitsin. O zaman ne yapacaklar? Osmanlı'da mesela sarıklar büyük. Çünkü o neydi? Sembolikti. Müftünün şeyi bu sureti. Kadının bu. Resmi protokol meselesiydi. O zaman İmam-ı Azam da onu diyor. Sen alimsen diyor sarığını büyük yap diyor.
- 58:48
Cübbeni geniş tut. O zaman niye? Seni hafife almasınlar. Cahil sofu zannetmesinler. Alim olduğunu bilirlerse hürmet etsinler. Fetva sorabilsinler. Bundan dolayıdır ki sarığı büyük yapmak caizdir. Mekruhta değil ama ilim ehline mahsus. Efendi Hazretleri onun için öyle derdi. Ya derdi ki koca olmayanlar küçük sarık sarsın.
- 59:11
Fakat maalesef bakıyorsun cahiller daha büyük sarıyor bizim cemaatta. Hocaların sarığı daha kısa. Yani cahil büyük sarık sarmayacak. Sünnet seniyyede de çok büyük sarıklar yok yani. Küçük sarığı var. Yanında olmayanlara da bir elbise geldiği zaman ne yapardı? Saklardı, ayırırdı diyor. Bu rivayette bitirelim.
- 59:41
Babasının adı Mahreme. Bukhari ve Müslüm hadisidir bu. Babam dedi ki diyor bana Gel evladım, gel Resûlullah'a gidelim, sallâllâhu aleyhi ve sellem. Niye? Ona haber aldım, şu Medine'de de hemen yayılıyor. Efendimiz'e ganimetten ballar geliyor, sallâllâhu aleyhi ve sellem, annelerimiz hemen evde bir toplantı.
- 1:00:01
Yahu hiç elbisemiz yok, hakikaten yok ha! Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem, bayağı bir kumaş gelmiş. Yani ganimetten falan, bize de verin mi acaba? Bir haber gönderiyorlar, az daha başlarına iş açtılar ya, birkaç elbise ver bize diye bir teklif getirdiler. Ya dünyayı seçeceksiniz, ya beni seçeceksiniz dedi.
- 1:00:19
Öyle elbisem elbise istiyorsanız boşayalım sizi. Yani Mevla ayet gönderdi. Dünya hayatının ziyneti. Ben durumum kadar veriyorum size kumaş. Ama siz benden çok mal gelmiş de bana birkaç takım daha ver. Dediğiniz anda, İnkündüne dürüdnel hayâted dünyâ ve ziynete Ayet bu yahu. Dünya hayatının ziynetinin, süsünün, malının, mülkünü istiyorsanız benden
- 1:00:42
Fetealeyne gelin ümettekünne, birkaç kuruşluk hediye vereyim. Ve üsrerrihkünne serahencebile. Ondan sonra da sizi boşayayım gidin. Ayet böyle şöyle diyor. Ve inkündüne dürüdnel hayâted dünyâ ve ziynete Yok siz Allah'ı seçtiyseniz, Resulullah'ı seçtiyseniz, Ahiret yurdunu seçtiyseniz, Siz dünyada fakir olacaksınız, Ehl-i Beyt'siniz.
- 1:01:03
Ama fe innellâhe ândenil muhsinâtevinkünne ecranâ fîmâ. Ahirette mükafatınız alemlerden daha üstün. Onun için ikisi bir arada olmazdı hanımlarına diyor. Onları birkaç ay da camide yattı. Bir kızdıkları da var öyle işlere. Dünyalılık istediler. Hemen haber alırlardı. Çok ganimetler gelmiş. Ya biz de bir şey isteyelim.
- 1:01:23
Hiçbir şeyimiz yok. Analarımız. Hakikaten de yok yani. Hakikaten yok. Fakat işte sen peygamber hanımısın. Dikkatli hareket edeceksin diyor Kur'an. Öyle çağırdı. İlk başta Ayşe anamızı çağırdı herhalde. Beni mi seçiyorsun? Allah'ı mı? Beni mi? Ahireti mi? Yoksa dünyalık mal mı? Mal dediği de iki metre kumaşlar ya.
- 1:01:45
Şimdiki bizimkiler günde harcıyorlar onu. Onlar ömründe görmemiş. Bizimkiler günde harcıyorlar o parayı. Değdi böyle. Ayşe anamız dedi. Ya Resulallah ben bu işin bu kadar ileriye gideceğini düşünmedim dedi ya. İstedik oradan iki metre kumaş. Yani bu iş bu kadar ileriye gittiyse ben tabii seni seçerim.
- 1:02:03
Ahireti seçerim. Dünya neymiş dedi ya. Ondan sonra öbür hanımlar da var. Hanımlar da çok kıskançlık olur. Bu sefer dedi ki ya Resulallah benim seni seçtiğimi söyleme öbürlerine. Niye ki şimdi öbürleri duyarsalar hepsi seni seçerler. O da istiyor ki belki kumaş isteyen olursa sen boşarsan şey azalır.
- 1:02:22
Ya ne uyanık kadın ya. Efendim sallallahu aleyhi ve sellem öyle iş eder mi? E Ayşe dedi sen bana ne teklif ediyorsun dedi ya. Böyle sır mı olur dedi. Tabii söyleyeceğim dedi ki sen beni seçtin. Onlar da beni seçtiler. Bir tane hanımı der mi ki dünyayı seçtim haşa. Onlar bizim annelerimiz ya. Hepsi dediler ki seni seçtik ya Resulallah dedi.
- 1:02:43
Bunu bize teklif bile etmene şaşırdık dedi. Dedi ki ayettir mecbur oldum. Allah böyle vahiy etti. Ben ne yapacağım? Vahiyi gizleyemem dedi. Ama dünyalık istiyorsanız hadi yolunuza serbestsiniz. Birkaç kuruş vereyim gidin. Böyle olur mu?
- 1:02:58
Şimdi Medine'de bu işler çok yayılıyor. Hemen gelmiş kabalar yani. Kaba derken cübbeler gelmiş. Paltolar, pardeseler bir şeyler. Misveri ibn-i Mahrem'e diyor ki aldığı yalan. Babam dedi ki bana hadi dedi Resulallah'a götür beni de. Babası da yaşlanmış. Bir dedi şey isteyeceğim. Güzel bir kaba isteyeceğim.
- 1:03:16
O zaman fakirlik var mal yok bir şey yok. Gittik dedi. Haber gelmişti bana demiş babası beni götür evladım. Baktık evindedir. Dediler ki evindedir. Evine giremezsin evleri. Zaten küçücük oda. Hanımı nereye gidecek? Camiye çıkması lazım. Dedi bana ki dedi. Git dedi Resulallah'ı çağır bana da. Git dedi çağır bana.
- 1:03:37
Diyeceğim ona ki bana bir çüppe ver. Gelmiş sana. Vallahi. Dedim azam güzel ki. Misveri Hazretleri tabii genç sahibi. Dedi bu bana çok ağır geldi dedi. Yani Resulallah gidip evden çağıracağım. Babam seni çağırıyor. Gel buna çüppe ver. Dedim biraz ayıp kaçtı dedi. Babası da sahibi. Babama dedim ki. Ayıp olmaz mı dedi.
- 1:04:03
Evde istirahattadır belki. Dedi ya bu ne? Evladım dedi. O dedi kral değil. Zorba değil. Kibirli değil. Çağır gelir o dedi. Nasıl güveniyorlar onun ahlakına görüyor musun? Bizim ahlakımıza kimse güvenebilir mi? Bir sinirimiz çakar kafamıza. Eser. Adama bir bozarız. Bir atlatır. Güvenilmez ki bize. Onlar nasıl güveniyor ona?
- 1:04:33
Onu çağır dedi. O dedi gelir. Gidip çağırdım diyor. Bir şey daha demedik ona. Çıktı diyor elinde bir kaba. Şey palto. Elinde kabası var. Hemde ipekten halis. tüm çözgüleri aldı. Bütün çözgüleri. Şimdiki parayla, diyorum sana, kapalı çarşı alamaz onu yani, antikaya giriyor ya, onun için. Aldı, getirdi onu, dedi, ya mahrame, babasına diyor yani, ey mahrame, habertu lekâhâze,
- 1:05:04
sen daha demeden ben bunu sana saklamıştım. Geçen gelmiştiler, senin böyle şeyleri sevdiğini biliyorum, bu bende duruyordu emanet, seni bekliyordum dedi. Ona çok iyilik etti, o da ona verdi, baktı böyle, sevindi, hoşlandı. Yani böyle bir ahlak, kimin ne sevdiğini bilecek, binlerce sahabeden kimin ne istediğini bilecek, gelene cevap verecek, isteyene verecek,
- 1:05:27
efendim evdeyim istirahatteyim demeyecek, gönüllerini hoş edecek, kendisi bir ketene dolanacak, açlıktan taş bağlayacak, yemek yok, bir şey yok, ama yanındakileri dağıtacak. İşte bu ancak olur Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ahlakı. Bundan üstüne ahlak yok. Sen en büyük ahlak üzeresin diyor Kur'an-ı Kerim.
- 1:05:54
Bir dahaki fasılda zaten onun ahlakından daha ziyade bahsedilecek. Bugün vakti çok açtık. Allah Teala, Habibi'nin sallallahu aleyhi ve sellem, herhalde Rabiul Evvel ya çıktı ya çıkmak üzeredir, 26-27'lerdedir. Tam şu an bilmiyorum. Bu mübarek Mevlid ayımızı, bu mübarek Şifahi Şerif dersimizle nihayete erdirmeyi nasip etti.
- 1:06:14
Bundan sonra da Şifahi Şerif kitabını katmedene kadar sahate afiyetle, hayırlı uzun ömürlerle bizlere anlatmayı, sizlere güzelce dinlemeyi ve istifade etmeyi ve sallallahu aleyhi ve sellem hakkında sevgimizin, muhabbetimizin günbegün ziyadeleşmesini, kalbimizi kılıflamasını, kaplamasını, canımızın sevgisinden, malımızdan, çoluk çocuğumuzdan ileri geçmesini,
- 1:06:34
sünnet seniyesine ittiba, haris olmamızı ve böylece nice dersler yaparak onu tanıtmamızı, tanımamızı, anlamamızı müyesser eylesin, nasip eylesin bu mübarek kanalımıza, bu radyomuza, efendim bütün burada hizmet edenlerle beraber bütün dünyaya, bu hususta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem aşkını, muhabbetini, ahlakını, güzel huylarını yaymayı, onu sevdirmeyi,
- 1:07:00
sünnetini sevdirmeyi, tanıtmayı nasip eylesin. Bu hizmetlerde bize imkanlar halk eylesin. Milyonlara, milyarlara ulaşmamızı nasip eylesin. Her dilden çeviriler yapabilecek gücü nasip eylesin. Allah'ım her kanallara ulaşmamızı nasip eylesin ki, derdimizi de sevgilisini sevdirmek eylesin. Allah'ımız salli ala seyyidina Muhammed ve ala aleyhi ve sahbihi ve barik ve selim
- 1:07:24
teslim et. Amin ve elhamdülillahi rabbil alemin.
Benzer sohbetler
1:23:21Şifâ-i Şerîf Dersi 299. Bölüm 12 Ekim 202612 Ekim 2026 · 84 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 12 Ekim 2026
1:16:13Şifâ-i Şerîf Dersi 298. Bölüm 5 Ekim 20265 Ekim 2026 · 77 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 5 Ekim 2026
44:07Şifâ-i Şerîf Dersi 297. Bölüm 28 Eylül 202628 Eylül 2026 · 45 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 28 Eylül 2026


