42:28 / 1:39:08

  1. 00:18

    Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi Rabbil Alemin Salatü Vesselamu ala Seyyidil Murselin Muhammedin ve ala alihi ve sahibihi ecma'in Rabbimize hamdü senalar olsun.

  2. 00:34

    Habeşistan'a sefer nasip oldu. Hazreti Neci Aşer Radıyallâhu anh ve onunla beraber bulunan 14 sahabe-i kiram hazarâtını ziyaret ettik. Ahmet Yesevi derneğimiz adına yapılan medresemizi açtık Mekkele'de. Yani Hazreti Neci Aşer çok yakın.

  3. 01:04

    Orada alimler toplandılar. Resul-ü ulema Şeyh Adem Hazretleri vesaire birçok ulema toplandılar, tarikat meşayıhı toplandılar. Onlar da konuşma yaptılar. Fakir de bir, Arapça bir konuşma yaptık. İnşâAllah altyazısıyla size televizyonda yayınlayacağız inşâAllah. Ondan sonra Adisababa, Etöpya'nın başkenti, orada da büyük bir içtima oldu.

  4. 01:38

    Yine alimler, meşayih toplandı. Başmüştü, Habestan diyarının başmüştüsü Ömer İdris Hazretleri. O toplantıda hazır bulundu. Orada da bir konuşma yaptık. Okunu Aşir-i Şerif'e mana verdik Arapça. O konuşmayı da inşâAllah sizlere lale gülde yayınlayacağız. Altyazıyla beraber. Çok ilimler hasıl oldu. Kısa ve öz oluyor.

  5. 02:02

    Arapçanın böyle özelliği var yani. Türkçeyi on dakikada anlattın, Arapça'da bir dakikada anlatırsın. Böyle bir acayip. Zaten Kur'an-ı Kerim, Arapça nazil oldu. Yani Kur'an-ı Kerim'in manalarını tefsire ve tercümeye karşılanmıştır. Yüz cilt, iki yüz cilt kitap çıkıyor. Halbuki yani metni ne kadar kısa.

  6. 02:21

    Arapçanın tabi Hz. Kur'an'ın vahiy olması, mucizliği de ayrı bir şey ama Arap lisanının da buna müşahit olması burada sebep oluyor. Bundan radıyallâhu teâlâ çok büyük dualar nasip oldu, tecelliler nasip oldu, Arapça-Türkçe dualarda yani hakikaten kabul eseri zahir oldu. Kurbetten gittik, çok yorulduk, zahmet çektik.

  7. 02:52

    Bunlar da kabulüne tabi sebep oluyor ve alamet oluyor. Sizleri de unutmadık, gelmek isteyen. Biliyorum hepiniz gelmek istediniz. Ama vaktiniz imkanınız yok, masarif çok. Onun için niyetle beraber, bizimle birlikte olanlar, hepinizi bu duaya kattık. Ve inşâAllah o dua... İnşâAllah o dua, yani Arapçası, Türkçesi olduğu için, o hazırlanır inşâAllah bu gece.

  8. 03:24

    Hazırlarsak yarın televizyonda o duayı verirler yani, birkaç kereler verirler. Biz de siteye koyarız inşâAllah. Allah Teâlâ sizleri de dinlemek ve hep birlikte amin demek nasip eder, fazl-ü keremiyle. Şimdi geldik, tabi dün çok yorgun olduk geldik. Birkaç gecede uykusuz kaldık. Zaten hastalığımda. Orada da şekerim çok...

  9. 03:58

    Yol hallerinde biraz düzen bozuluyor. Burada da düzenim yok zaten de yolda hepten bozuluyor. Onun için dün akşam dersi kavuşturamadım. Tergibü terip dersini kavuşturamadım. Bugün şifa-i şerif dersini inşâAllah nasip oldu sizle paylaşacağız. İnşâAllah yarın mektuba-i şerifin dersinde devam edeceğiz inşâAllah.

  10. 04:23

    Sonra Perşembe akşam sohbet olacak. İnşâAllah mescitte olurum öyle niyet ettim yani. Cemaatten çok uzak kaldık, üzülüyorum da çok. İnşâAllah mescitte oluruz. Perşembe'de inşâAllah. Ve böylece sohbetlere devam ederiz, dinimize hizmet ederiz. Rabbimiz fazl-ü keremiyle hizmetlerimizi meşru, makbul, merdiv ve müessir eylesin.

  11. 04:48

    Tesirlerini gönüllerde halk eylesin. Kainatın Efendisi'ni sallallahu aleyhi ve sellem sevenlerden, sevdirenlerden, onu bahsedenlerden, onu zikredenlerden, onu anlatanlardan eylesin. Şifa-i şerif dersinin çok önemi vardır, farkı vardır. Başka derslere benzemez. Ne bakımda? Tamamı Resûlullah'tan bahsediyor, sallallahu teâlâ.

  12. 05:11

    Yani 600 küsur sayfa Osmanlı baskısıyla konuşuyorum. Tabi şimdi bu elimizdeki nüskâller daha fazla olabilirler. Çünkü Osmanlı'da Kur'an-ı Kerim, şey bunlar biraz tahkik de var. Yani firistini bile saymasak 800-900 sayfa var burada. Yani 900 sayfa kadar bu şeyler. Arapların yeni bastıkları. Şerhler zaten çok.

  13. 05:39

    4 cilt bir şerh var, 2 cilt bir şerh var. Bunları saymakla bitiremeyiz, şerhleri çok. Fakat yani Osmanlı baskısı bizim Lale Gül'ün neşrettiği, ona da bazı ilaveler başına ön sözü yapacaktım, yapamadım, fırsatım olmadı. Faziletleri hakkında size bazı ilimler yazacaktım, inşallah hazırlayacağım onu da.

  14. 06:01

    606 sayfa diye hatırlıyorum. Yani Osmanlı'nın bastığı tam Kur'an-ı Kerim sayfasına tekabül ediyor. Belki 1-2 sayfa oynayabilir şimdi aklımda kaldığı kadarıyla. Bu mübarek eser tamamı Resulullah'tan bahsediyor. Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem. Onun için Şifa-i Şerif derslerini çok dikkatle ve ihtimam ile izleyenleri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de izler yani.

  15. 06:29

    Ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem haberdar olur ve razı olur Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de. Çünkü hep ondan bahsediliyor, o tanıtılıyor, onun faziletleri anlatılıyor, onun özellikleri, hususiyetleri, fazaylı beyan ediliyor. Bakın söyleyin daha, her şeyimi bana baktıracaksınız. 606 diye hatırımda var, bilmiyorum.

  16. 06:52

    Yalnız bu da şey, bunu iki cilde mi bölmüş Allah Allah. Öyle yapmış. 295, ikinci cildi yani. İki cilt yapmış onu, Osmanlı Bası kısımda. Öbürü de 312. 312'ye 295'le 600, 607 sayfa olmuş. E tabii ki 2, 4, 6, 8, 10, 12, 14, 16, 18, 19. Kur'an-ı Kerim 15 satırdır sayfaları. Bu 19 satır. 19 satır. Aynı Kur'an-ı Kerim usulü, Osmanlı Baskısı bu.

  17. 07:43

    Yani bizim bu bastığımız tıpkı basım yani. Osmanlı Baskısı. Şifa için okunuluyor biliyorsunuz, hangi hasta olursa olsun. İnsa okuyan elini üzerine tutarak veya yanında okuyup üfleyerek. Şifa-i Şerif'i baştan sona biraz tabii şey ister. Kur'an-ı Kerim falan düzgün hızlı okuyabilenler. Onlar bile zor okuyabilir ama.

  18. 08:07

    Bu Osmanlı şey hakikaten çok güzel. Yani harekeleri falan yeni baskılardan daha güzel. Kur'an-ı Kerim okuyabilenler için daha kolay olur. Böyle devam edilip başından sonuna kadar okunursa biraz vakit alır belki birkaç gün sürer ama hangi hastalık olsa Allah'ın izniyle şifası denemiştir yani. Zaten bu mübarek Şifa-i Şerif'in bulunduğu gemi batmaz.

  19. 08:30

    Allah'ın izniyle bulunduğu araba kaza yapmaz. Allah'ın izniyle Celle Celaluhu. Resulullah'ın bereketleri. Alimler böyle söylüyorlar. Şihab Hazretleri vs. Ben başında kaynaklarını da yazarak beyan ettim. İlk başında efendim alimler bostane demişler. Hepsinde bak cilt sayfa koymuşum yani. O cilt sayfalarla beraber sizler de bu ilimlerden istifade edebilirsiniz.

  20. 09:01

    Şimdi kaldığımız bab ve fasıl Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem güzel ahlakı, üstün ahlakı hakkındaydı. Kaldığımız dersen yani o faslı bitiremedik. Belki bugün de bitiremeyiz. İzahsız da geçmek istemiyorum bu sefer. Yani metin oku git talebe okutur da dersi hızlı bitirelim gibi de olmaz bu iş. Biraz izah lazımdır.

  21. 09:28

    Tabi izah da kafadan değil. Şeyhlerdeki beyanlardan size alakadar eden anlayabileceğiniz konular. Sarf nahil vs. edebiyat vs. farklı rivayetler, ihtilaflar falan bunlara da tabi gerek yok. Size çok yansıtmıyorum. Çünkü ibareti akıbeden ders okuyan talebe durumunda değilsiniz. Onun için inşallah Rabbim nasip etse kırık mana verilebilse benim sohbetlerden çevirebilen

  22. 09:56

    ekip kurabilsek çok fayda olur insanlara tabi. Bu çok zor bir kitaptır. Bismillahirrahmanirrahim Ve men se'ele vuhâceden lem yeruddehu illâ bihâ ev bi meysûrim minel kavli. Aslında ben eskiden öyle yapıyordum ya. Niye öyle yapmıyorum şimdi? İlk başladığım derste de önce ibareyi okuyordum. İlk seneler.

  23. 10:20

    Sonra ibareden okuduğum yere kadar okuyordum. Bismillahirrahmanirrahim. Şifa olsun, bereket olsun diye. Bismillahirrahmanirrahim. Ve men se'ele vuhâceden lem yeruddehu illâ bihâ ev bi meysûrim minel kavli. Kad ves'a en nâse bastıhu ve hulukuhu. Fesâra lehum eben. Vesâruu indehu fil hakkı sevââ. Bihâdâ vesafe hübnü ebi hâlete.

  24. 10:44

    Kâle ve kâne dâimel bişri. Sehlel huluki. Leynel canibi. İdfâ billetihi ehsenus sey'eh. Ve kâne yücîbu men da'âhu. Ve yakbalu l-hediyyete velev kânet kürâ'en ve yükâfîu aleyhâ. Kâle nesun. Radıyallâhu Teâlâ. Khademtu Rasûlâllâhi Sallâllâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem'e.

  25. 12:13

    illâ kâle lebbeyk. Ve kâle jereeru bini abdillâhi. Radıyallâhu Teâlâ. Mâ hacebeni Rasûlullâhi Sallâllâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem'e münze eslem'tu. Velâ ru'âni illâ tebesseme. Vekâne yumâzehu eshâbehu ve yukhâlituhum ve yuhâdithuhum. Ve yudâ'ibu sıbyânahum. Ve yucilisuhum fî hijrih. Ve yucîbu dâvetel hürrih.

  26. 12:48

    Ve ya'udul merdâ fî eksel medîneti. Ve yaqbelu uzral mu'tedirih. Buraya kadar ibaremiz, inşâAllah buraya kadar da mânâ vermeyi Mevla nasip eder. Her derste böyle yapmamız lazım işte, evvelce yapıyordum ben. Sonra onları terk ettik o masa. O evvelki derslere bakarız. Nereden ibareyi okumadığımız kaldığını bulursak.

  27. 13:10

    Oradan ilerisine ibareyi ayrıyeten okurum yani. Ve onların başına yerleştiririz inşâAllah. O da biraz vakit alır, iş çıkar ama yapmakta fayda var. Şimdi mânâ veriyoruz. Ve men se'ele kim isterse hu Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'den hâceten, bir hâcetini işte yardım istedi, para istedi, işte arpa istedi, un istedi, hurma istedi, elbise istedi, dua istedi.

  28. 13:41

    Herkes onları istiyor. Mevla'dan sonra. Çünkü Allah'ımızın elçisidir. Aramızda sefiridir. Sizi Allah'a ulaştıracak vesile arayın. Allah'ımız bize vesile aramayı emrediyor. İmam Malik baş müjdeydi. Ne diyor? Rasûlullah senin de vesilendir, baban Adem'in de vesilesidir. Adem Aleyhisselam bile onun yüzücü hürmetine istedi de af oldu.

  29. 14:13

    Hâkim Müstedrek de sahih isnatla bunu zikrediyor. Bu hadis-i şerife. İmam Malik de radıyallâhu anh buna dayanarak buyuruyor yani. Sen niye yüzünü kıbleye dönüyorsun da sırtını Rasûlullah'a dönüyorsun? Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Muvâciye-i Şerife'de tam Medine'de kabrinin başında dua ederken Vahabilerin yaptığı gibi olur mu?

  30. 14:34

    Vahabiler diyorlar dön sırtını Rasûlullah'a, dön yüzünü kıbleye. Yüzü kıbleye dönülür mü Rasûlullah Efendimiz'in yüzü varken? Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem sırt dönülür mü? Velime tesrifu ve cekânu. İmam Malik de. Sorana. Herhalde o zamanki halife sordu. Emirul Müminin sordu. Ona cevap verdi.

  31. 14:53

    Niye Rasûlullah'tan yüzünü çeviriyorsun? Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem. Senin de Allah ile aranda vesilen odur. Baban Âdem'in ilk peygamber, ilk insan, en büyük peygamberlerdir. Âdem babamız bile onun hürmetine kurtuldu. Babanın da vesilesi odur. Ondan yüzde ölür mü dedi İmam Malik. Radıyallahu Teala.

  32. 15:14

    Elifletin delili budur. Onun için herkes O'ndan istiyor. Yani O'nun yüzü hürmetine istiyor. Sağlığında geliyorlardı, açıkça istiyorlardı. Vefatından sonra da biz istiyoruz. Ne istiyoruz? E dua istiyoruz ondan. Allah'a yalvar bizim için. İstiğfar et bizim için. Ya Resûlallah.

  33. 15:43

    Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor. Günah işleyip canlarına, nefislerine zulmettikleri vakitte, yazık ettikleri vakitte, Habibim sana gelseler, benim onları affetmem için, senin yanında benden af isteseler, sen de onlar için benden af istersen, Elbette Allah'a tevbelerini çok kabul eden, kendilerine çok acıyan bir zat olarak bulurlar.

  34. 16:11

    E şimdi, Efendim sallallahu aleyhi ve sellem, bu ayet sadece onun dönemindekilere has olsaydı, 5-10 senelik bir şey olurdu. Kıyamete kadar Kur'an'ın hükmü bakidir. Ne demek biz de gidiyoruz, bu ayeti okuyoruz, huzurunda selam verirken, Ya Resûlallah, Mevla böyle buyurdu, biz de sana geldik, af istiyoruz Allah'ımızdan, sen de bizim için Allah'ımızdan af iste.

  35. 16:37

    O da Allah'tan isteyecek, o bizi affedemez ki. Günahları affetmek ancak Allah'a aittir. Resûlullah bizi affedemez. Ancak affetmemiz için dua eder. E vefat etmiş nasıl dua edecek? Kendisi buyurmuyor ki, kim selam verse cevabını alırım. ma min ahadiyyu sellimu aleyhi illa raddallâhu aleyhi ruhû fe arruddi aleyhisselam sahih hadisi Ebu Davud'da var,

  36. 17:01

    İbn-i Kesir bile bunu zikrediyor. Hangi Müslüman gelse selam verse, selamını alırım, cevabını veririm buyuruyor. Onun için, zaten bu ustaki rivayetler, kitaplar yazılmış müstakil. Onunla tevessül edenler, onun gücüsü hürmetine isteyenlerin kabul eserini görmelerine dair. Onun için biz de istiyoruz. Şefaatini istiyoruz.

  37. 17:27

    Allah'ın bizi affetmesi için aracı olmasını istiyoruz. Dua etmesini bize istiyoruz. Değil mi? Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den bir şey yaratması istenemez. Yaratmak Allah'a mahsus. Günah affetmesi istenemez. Affetmek Allah'a mahsus. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den ne bilir? Mevla seni bize vesile etti ya Resûlullah.

  38. 17:51

    Senin vesilenle Allah'tan istiyoruz. Sen de kabulü için, Bunun hadisten deliliniz var mı? Var. Tirmizi hadisinde, âmâ geldi işte. Sonradan da Hazreti Osman zamanında, Osman-ı Hünev diye orada yazdı. Gittim Resûlullah'ın kabrinde bunu dua yaptım. Kabrinde yaptım, sonra geldim. Hazreti Osman hemen benim işimi gördü.

  39. 18:13

    Bakmıyordu diyor. Resûlullah'a aracı ettim. Dua'nın sonunda, Ya Rabbi senden istiyorum, sana yöneliyorum. Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem Yani onu aracı yapıyorum. Peki onu aracı yapıyorsun, peygambere hitap yok ki bunda. E olmaz olur mu? Hadisin devamında bak ne diyor. Sonra diyeceksin ki ya Muhammed, bana çağır diyor.

  40. 18:37

    Yanıma gel de bana çağır demiyor. Git abdest al, nerede çağırırsan çağır diyor. E bunun vefatıyla yanında olmamanın ne farkı var? Yanında değilse, demek uzaktan ne daha caiz. Ya Muhammed, inni teveccühüke ilâ rabbih. Seninle Rabbime yöneldim. Seni aracı yaptım, Rabbime yöneldim. Fîhâced-i azîh. İşte şu ihtiyacımın görülmesi için.

  41. 18:58

    İşte gözümün açılması. Kan şakası alımın geçmesi. İşte çocuğumun olması. İşte borcumun ödenmesi. Seni aracı yaptım. Bu hacetimin görülmesi için. Sonra Allâhumme feşeffi'ûn fîhye. Ey Allah, onu bana şefaatçi yap. Yani benim hakkımda onu sana dua yaptır. Ve şeffi'ûn fîhye. Benim de beni de kendime şefaati, onun benim hakkımda geçerli olması için beni de bu şefaati ehil yap.

  42. 19:26

    Böyle dua et dedi. Rasûlullah öğretti bunu. E vefatından sonra da sahabe yaptı bunu. Kabrine gittiler. Biz de kabrine gitmesek de iki dakika tacat namazı kılıyorsun. Namazı abdest alıp. Ondan sonra bu duayı kılıyorsun. Ama gitti bunu yaptı. Abdesthanede abdest aldı. Oradan bu duayı yaptı. Sahabe-i kiram diyorlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem öğretti ona.

  43. 19:49

    Gitti ne yaptı biz bilmiyoruz. Bir de geldi gözleri açılmış. Sanki hiç kör olmamış gibi. Tirmizi'de geçiyor bu hadis. Hangi tir? Onun için biz ne istiyoruz? Hâlâ da istiyoruz. Yani, isteyen boş dönmez diyor. Kim ondan bir hacet isteseler mi yavuz yavuz? Onu geri çevirmezdi illa bir ha. Ancak o dileğini ona vererek.

  44. 20:12

    Onun için şimdi aklıma bu da geldi. Yani inşaAllah ömreye gidersen Önümüzdeki hâl. Muhaciyede bunu da söyleyeceğim bu sefer. Bu zamana kadar, bak hiç nasip olmadı. Aklıma geldi diyeceğim, ya Resûlullah, senin hakkında sahabe-i kiram böyle rivayet ediyor. Men se'le-u hâceden Menselehu haceten, lemmi yaruttevv illa bir ha.

  45. 20:31

    lem yâ huddehu illâ bihâ Kim senden bir şey istese, o hacetini verip gönderirdi. E biz şimdi geldik 1400 sene sonra diye mahrum mu olacağız? Bizim de muradımızın olması için. Mevla'ya yalvar. Mevla seni reddetmez. Senin kâtırın Allah'ın da büyüktür. Sen öyle buyurdun. Tevesselu bicâhi fe inne câhi indallâha afîm.

  46. 20:51

    Benim hürmetimi araya koyun. Kâtırımı araya koyun. Vesile edinim. Benim kâtırım Allah'ın dinde büyüktür. Büyük olmaz mı yahu? Ve lesuvfe yukatîkâ rabbuke fe tardâ. Hiçbir peygamber hakkında böyle bir ayet nazil olmamış. Habibim sen isteyene kadar, razıyım diyene kadar, yeteri hoşnut oldum diyene kadar ne istersen vereceğim.

  47. 21:11

    E bu ayet Kur'an'da. Onun için bizi de Mevlamız boş çevirmesin senin huzurundan diye duacı ol. Bunu diyeceğim inşâAllah. Bak her isteyeni istediğiyle geri göndermişim. Hiç boş çevirmez. Evet. Onun için Kaside-i Bürde'de İmam Bulsil Hazretleri kaçıyor. 6-3 sene sonra gelmiş. Kaside-i Bürde Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'den asırlar sonra yazılmış.

  48. 21:40

    Öyle mi? Efendim. O öyle diyor. Ne diyor? Öyle bir şey. Yani hatırladım Kadal-i Beyti. Yani başıma bir felaket gelse, ne zaman bir zarar, musibet bana isabet etse, ne zaman sana sığınsam yani senin koruman dairenine girmek için müracaat etsem. Ya Resulallah benim korunmam için bu beladan, musibetten kurtulmam için Mevla ya seni aracı yapıyorum.

  49. 22:18

    Sen benim korunmam için aracı ol, duacı ol dediğim zaman senin mutlaka emanına, güvencene duanın bereketiyle, seni vesile edinmemin bereketiyle Allah-u Teala senin hatırına riayet ettiği için öyle civar buldum yani, korunma, kurtuluş buldum ki hiç dokunulmaz oldum diyor yani. Hiçbir bela bana gelmez oldu.

  50. 22:42

    Ama ne zaman aklıma, seni vesile edinmek gelirse böyle oluyor. Ama seni vesile edinmezse, aklıma gelmezse o bela başımdan kalkmaz. Ne zaman yapsam bunu diyor, mutlaka kurtuluş buldum. Çünkü Velen yadıka Resulallah cahı kebi hidel kereyi mütecellâ bismi müntekimi Allah intikam alıcı ismiyle tecelli ettiği vakit herkesin ödü kumacak mahşerde.

  51. 23:07

    Peygamberler diz üstü çökecek, nefsi nefsi beni kurtar başkasını istemem dediği vakitte Ya Resulallah senin Allah katında büyük hatırın var itibarın var, herhalde senin o yüce itibarın o kadar büyük makamın, merteben beni de içine alır yani, bana dar gelmez. Çünkü sen rahmetiyle, ilmiyle her şeyi kuşatmış olan Allah'ımızın Celle Celaluhu gönderdiği

  52. 23:36

    en büyük, en değerli peygamberisin, en merhametli peygamberisin. İnananlara çok esirgeyensin, çok acıyansın. Mevla seni böyle vasfetti bize kitabında. En üstün ahlak üzeresin. Hep ayetlerle senin medhin nazil oldun. Herhalde beni de içine alır senin hürmetin, itibarın beni de yani şefaat tairesine alırsın diyor.

  53. 24:01

    Yani benim elimden tutarsın Ya Resulallah diyor. Şimdi de kabri şerifinde aracı yapılır. Mahşerde de şefaatçimiz olur. Dünyada da vesilemiz olur. Her zaman olur. Yani kim ne isterse verirdi. Para isteyene para cübbe isteyene cübbe, takke isteyene takke, sarık isteyene sarık. Üstünde ne varsa çıkar verir.

  54. 24:26

    Evinde ne varsa verir. Elinde ne varsa verir. Beytülmal'dan verir. Yani fakir fukara müstehakı geldiyse hak eden biri istiyorsa fakir. Verir. Çok cömert. Ev bi meysurü minel kavl. Ya da tatlı bir söz ile. Yani meysur kolay demek. Yani vaat eder.

  55. 24:49

    Şimdi yanımda yok senin istediğin. İşte cumaya gel, haftaya gel, üç gün sonra gel. O biliyor mesela seri yeri. o biliyor mesela seriyyeler göndermiş dünyanın her yerine ganimetlerle geliyorlar ya beytül mal bazı kere boşalır, bazı kere dolar onun için benim elime imkan gelir yahut da Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'e hediye getirirler

  56. 25:09

    hediye de getirseler o hediyeyi de hediye eder veyahut da hediye kendilerine oluyor ya çünkü sadaka zekat almaz hediye alsa hediye de onun malı olmuş olduğu için ondan verir. Onun için vaat ederdi. Ona hoş söz söylerdi. Teselli ederdi. Çünkü hulukul Kur'an. Haşi annemize sordu. Resulullah'ın ahlakını bize anlatır mısın?

  57. 25:30

    Dedi ki siz hiç Kur'an okumadınız mı? Kâne hulukul Kur'an. Onun ahlakı Kur'an idi. Onun ahlâkı. Kur'an'a bakın, onu görün, ona bakın, Kur'an'ı görürsünüz. E Kur'an-ı Kerim ne diyor ona? Habibim elinde bir şey yoksa, bir fakir, bir muhtaç da gelip senden bir şey istediyse, sende Allah'tan bir rahmet, bir rızık, bir hediye, bir şey gelir diye

  58. 26:00

    veya sadaka, zekat da gelse olur, çünkü onu fakire verecekse eğer, böyle bir ümidin varsa, beklentin varsa hani, sen bilirsin ne zaman ne geleceğini, ona göre onlara hoş söz söyle, yumuşak konuş, de ki şu gün gelirseniz şu saatte efendim ben size verebilirim. Şu anda yok. Varsa mutlaka verir, yoksa söz verir.

  59. 26:23

    Kadvesi annâse, bütün insanlar kadvesi muhakkak kaplamış idi. Kime annâse, bütün insanları kuşatmış, bütün insanları düşünsene. Biz nerede, yanımızdaki bir kişiye, iki kişiye iyilik yapamıyoruz, aciz kalıyoruz. Veya cimrilik ediyoruz, veya huysuzluk, ahlaksızlık ediyoruz. Ne olacak bizden, ne olur? Ama o, sallallahu aleyhi ve sellem,

  60. 26:45

    bütün insanlar, on binlerce ümmet gelen giden, bastuğu, geniş huyu, efendim, darlıksız yani, sıkıntı yok. Bast demek, terşiatü alennâs demek. Yani insanlara genişlik yapması, bişruhu, küler yüzlülüğü, tatlı dilliliği, efendim, bast esasında genişlik demek yani. Huyunun genişliği herkesi kaplamış. Ve huluku ahlâkı, üstün ahlâkı, güzel ahlâkı, herkesi kaplamış.

  61. 27:17

    Fesâra böylece olmuş, levhum insanlar için, bütün ümmet için. Nedir olmuş? Eben. Baba mesabesinde olmuş. Lütufta, şefkatte, merhamette. Ya. Yani, çoğu babalardan da daha merhametlenmiş. Çoğu babalar var, çocuklarını reddediyor. Öyle babalar var, çocuklarına dayak atıyor. Öyle babalar var, yani, öyle eziyet ediyor çocuğuna, düşman etmez.

  62. 27:50

    Çok şefkatli, merhametli. Babalar, anneler daha biraz şefkatli, merhametli olur. Babalar da biraz, ekseriyetle huyları şey olur, sıkıntılı olur, sert olur. Biraz ciddiyet olur yani. Ben öyle değilim. Ben olamam da, istesem de olamam. Huyum öyle değil. Ama gördüğüm kadarıyla etrafımda insanlar çok böyle, biraz şeylik var.

  63. 28:13

    Sertlik var yani. Sertlik hiçbir şey değil. Bütün ümmetine, baba mesabesinde olmuş. Ne babadan ileri, ne babası ya. Baban sana şefaat edemeyebilir, ahirette Resulullah'a der. Tünyada da sahabe-i kiramdan o zaman gidene çoğu babası veremezdi ki istediklerini. Efendimiz veriyordu. Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem.

  64. 28:35

    Onlara acıyordu. E, anneler, eşleri, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, annelerimiz, vezvac-ı mahatum, ennebü evlâ bil mü'minîne min enfusihim. Babadan ileri dedim işte. Bak, bu ayet delil oldu şimdi, aklıma geldi. O Nebi Zişan, inananlara canlarından daha yakındır. Senin baban mı seni daha çok düşünür, senin kendi canın mı?

  65. 28:57

    Kendi kendini mi çok düşünür? Şimdi baban mı senin daha çok iyiliğini kayırır, sen kendi kendini mi daha iyiliğini gözetirsin? E, tabii insanın canından ileri bir şey yok. Yani insan en fazla kendi kendini düşünür. Başkasına kadar düşünse, o da kendine usturayı yağlı, Şirin'den efendim, ne diyeyim, dönerin yağlı tarafından keser.

  66. 29:19

    Anne de olsa, baba da olsa, işine gelmedi mi biraz kendine ayırır bir şey yani. Kendine keser. Ama insan en çok kimi düşünür? İnsan en çok kendini düşünür. İnsan kendi canını kayırdığı gibi kim kayırabilir ya? E, bu ayette ne buyuruyor? Benim Peygamberim Müslümanlara canlarından daha yakındır. Yani demek ki sen kendi kendine o kadar iyilik yapamazsın

  67. 29:41

    ve kendi iyiliğini o kadar kayıramazsın ve kendini o kadar şerden koruyamazsın, o sana daha yakın oluyor. Canından yakın bir şey var mı? Anan baban da sana canından yakın olamaz ki. İnsanın en yakını kendidir. Ama Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem için âyetle çarptı. O size canınızdan evladı. Daha yakın.

  68. 30:01

    Yani bu sizin iyiliğinizi istemek bakımından. Hani O'nu da canınızdan çok sevmeniz lazım. O ayrı bir konu zaten. Canından çok sevmen lazım, Allah'ı da canından çok sevmen lazım, O'nu demiyor burası. Burası, senin iyiliğini istemek bakımından, seni senden çok düşünür demek istiyor. Ve şimdide vezvâdû ümmâtû.

  69. 30:19

    Eşleri de Yani müminler anneleridir. Şimdi orada kesin annelik ispat ediyor. Zaten ondan dolayıdır ki Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem vefat edince bazı eşleri çok da genç, dul kaldılar. Ama evlenmeleri haram. Kimse onları isteyemez de. Onlar da kimseyle zaten evlenmez. E niye? Cahiz de değil. Ebediyyen eşlerine evlenemezsiniz.

  70. 30:48

    Çünkü anneleridir buyurunca. Anneleri gibidir demiyor. Anneleridir diyor. Anneleridir ne demek? Ananla evlenebilir misin? Bu sene anandan ileri oldu şimdi. Mahremiyet bakımından. Ama onunla beraber yine de Ve idâ se'ltumûne ve te'am fes'elûne mûrâhecen Annelerinizden bir şey sorup isteyeceğiniz zaman perde arkasından isteyin.

  71. 31:11

    Yani yine de yüzlerine bakmayın. Onlar da size bakmasın. Arada perde olsun. Hicab ayeti var. Ama mesela nikahı da haram olmakta. Annen gibi. Nikaha haram olan sana mı haram olur? Normalde fıkha göre. Şu anda teyzen senin yüzüne bakabilir. Sen teyzene bakabilirsin yüzüne. Eline, ayağına yani normal. Oturursun teyzenle.

  72. 31:35

    Çünkü tabi avretlerine bakılmaz kimsenin ama Normalde efendim teyzene bakabilirsin. Şöyle kolu şuraya kadar açık olsa falan haram değil ki teyzenin. Kolunun şurasını görsen. Avretleri değil ki burası sana E şimdi nikaha haram olanlar böyledir. Ama teyzenin kızı olsa Teyzenin kızıyla bir yerde tenhatta kalamazsın.

  73. 31:58

    Kalbette kalamazsın. Bütün beden avret oluyor o zaman yani yabancı. Çünkü neden nikah düşüyor. Teyzenin kızıyla evlensen evlenebiliyorsun. Ama teyzenle evlenemiyorsun. Anladın mı? Aynı bunun gibi. Yani nikaha haram olmak demek Mahrem olmak demek yani. Onunla tek başına oturabilirsin bir yerde kalabilirsin.

  74. 32:19

    Yani efendim Dizle göz göbekle diz kapağı arası dışında Vücudunu görebilirsen görürsün. Annen de öyle. Hatta örtünmek iyidir tesettürdür ama haram olmaz yani. Diyelim ki kolu şöyle açık gidi gördün. Haram değil ki teyzenin halanın. Çünkü nikaha ebedi haram yani. Hiç evlenemezsin ki. Kızları başka kızların evleneceği için Yabancı kadın hükmündedir aynı.

  75. 32:43

    Sokakta kadın gibi. E şimdi Onun için eşleri annelerinizdir buyuruyor. E şimdi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de ne oldu o zaman? Babamız oldu. E şimdi ayet var. Ehzab suresinde Muhammed sizin erkeklerinizden kimsenin babası değil. E sen şimdi söylediğin Kazı İyaz hazretlerinin bu beyanı bu ayete düşmedi mi?

  76. 33:11

    Düşmedi. E neden? İzah lazım. Çünkü orada niye buyurur? Hazreti Zeyd Efendimiz'in evlatlığıydı. Sulbünden kendi soyundan gelme çocuğu değildi. Cahiliyet döneminden yani İslam'dan öncesinden evlatlık almış. Evlatlık meselesini İslam biliyorsunuz fesk etti.

  77. 33:34

    Evlatlıklarınızı size Allah oğlunuz olarak kabul etmiyor şeriat. Yani şu demektir ki miras kalmıyor ona. Senin evladın sulbünden gelen oğluna mirasta ortak olamaz mesela. Senin oğlun kabul etmiyor. Veya ondan sonra senin bir kızın olsa sulbünden gelen onunla ona haram değil mesela. Çünkü oğlun kabul etseydi kardeşler evlenemezdiler.

  78. 33:57

    Ama oğlun kabul etmiyor. Ondan sonra sen birine evlatlığım dedin evlatlık aldın. Ondan sonra o oğlan büyüdü etti bir kızla evlendi. Ondan sonra o kız sana ne olmuyor? Gelinin olmuyor. Mahremin olmuyor. Ondan sonra o evlatlığın o kızı boşadı. Karısını yani. Diyelim karısını boşadı. Normal biriyle evlendi.

  79. 34:20

    Sonra karısını boşadı. E sonra bu evlatlığın babası olan kişi yani bunu evlatlık etmiş kişi eğer ki o onun oğlu olsaydı onun evlenip boşasa da ebe diyen artık o kızı o alamazdı. Çünkü gelini olmuştu. Ama ne zaman ki efendim bu evlatlığı olan çocuk karısını boşadı. O kadın yarın bir gün onun efendim işte onu evlatlık alan adamla evlenebilir mi?

  80. 34:48

    Evlenebilir. Çünkü neden? O onun oğlu değildi ki. O da onun gelini değildi. Bu sizin ağızlarınızdan konuşuyorsunuz. Evlatlığım oldu. Bu laftan ileri geçmez diyor. Ağzınızdan çıkan bir sözdür. Hükmü yoktur şeriat-ı İslam'da.

  81. 35:08

    Allah hakkı söyler, Allah doğru yolu gösterir. Siz onları babalarına nispet edin. Benim evladım, evlatlığım demeyin. Ya deyin felanın oğlu deyin. Hakiki babası kimse. Sen baktınsa baktır. Ama babasının nesebini, soyunu kaybettirmeyin. Allah'ın dinde adaletli olan budur. E ben babasını bilmiyorum ki köleymiş, şuradan gelmiş, buradan gelmiş.

  82. 35:33

    Yani öyle ki o zamanlarda tabii. Şimdi bile insanların bazıları görmüyor musunuz? Bir muhacirlik oldu. Avrupa'ya, şuraya, buraya milyonlarca Suriyeli dağıldı. Bazısının anası, babası denizde boğuldu. Bazısı karaya çıktı. E şimdi belki de babasını bilen kalmayacak çocuk. Biri onu aldı bakıyor yetimhanede vesaire.

  83. 35:50

    Babalarını bilmiyorsanız da yine bu benim oğlum demeyin. Din kardeşinizdir o zaman. Benim din kardeşim değil. En ileri vasıf din kardeşliğiydi. Niye evladım diyorsun? Sen mi doğurdun? İşte orada Hz. Zeynep, Hz. Zeyd kiminle evlendi? Hz. Zeynep'le evlendi. Sonra geçiremediler. Sonra Hz. Zeynep'i boşadı.

  84. 36:11

    Boşadıktan sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e Mevla vahyetti Ahzab suresinde Zeyd ki madem ihtiyacını bitirdi Yani talak verdi, boşadı. Ondan sonra da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona kaç kere Emşek aleyke zevceke vettekillah Hanımınla iyi geçin. İdareli ol. Allah'tan kork.

  85. 36:36

    Ne kadar nasihat etti. Ama olmadı. Geçinmişi zorla olmuyor. Ondan sonra boşayınca Allah Teala da vahyetti ki Tamam şimdi Zeyd'in de İdleti bitti. Yani Hz. Zeynep'in Zeyd'den idleti bitti. Yani idlet bekleniyor. Üç haiz geçecek yani. O müddet içinde kimseye helal olmaz nikahı. Kim olursa olsun. İdleti bitince zevvecnakâ.

  86. 37:01

    Biz onu seninle evlendirdik. Hz. Zeynep'in Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile Evlenmesine itiraz eden kafir olur. Ya nasıl hiç şık olmadı. Etik olmadı bilmem ne. Hadi git sen gavur oldun ya. O etik olmadı. Sen de gavur oldun. Dinden çıkar adam. Çünkü Ahzab suresinde Kur'an-ı Kerim'de ayet var.

  87. 37:27

    Mevla buyuruyor ki Allah buyuruyor ki Biz onunla seni evlendirdik. Hiçbir hanımıyla biz evlendirdik buyurmadı. Ama Zeynep Validemiz için Biz seni onunla evlendirdik buyurdu. E sen Allah'ın evlendirdiğine itiraz etmek demek Allah'ın namaz kılığına itiraz etmekle neşterdir. Ayet var çünkü anladın mı? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in nesiydi?

  88. 37:47

    Yani Hazreti Zeyd evlatlığıydı. Evlatlığıydı ama evladı değildi. Zaten İslam bu evlatlık işini nesk edince, vahiy kaldırınca. Ama münafıklar durmaz. Başladı münafıklar. Ya şimdi bu nasıl oldu işte. Zeyd karısını boşadı işte. Üç ay sonra beş ay sonra da Muhammed evlendi sallallahu aleyhi ve sellem. Bu ne biçim iştir falan filan.

  89. 38:09

    Münafık gavurdan beter. Mevla'da buyurdu ki o zaman Muhammed sizin erkeklerinizde hiç birinin babası değil. Yani onun erkek oğulları yaşamadı. Oldu oğlu. Kasım oldu, Abdullah oldu. İbrahim de oldu. Ama oğullarının hiçbiri yaşamadı. Yani evlenecek çağ gelmedi. Anladın mı? Onun için onun hiçbir gelini de yok.

  90. 38:33

    Hiçbir çocuğu büyüyüp büyümedi ki. Oğulları büyüyüp evlenmedi ki gelin olsun yani. Sen de konuşasın. Çünkü oğlunun hanımı olsaydı boşasa da ebedi haram. Çünkü sulbünden gelen oğluysa onun eşi ona ebedi haram olur. Ama hiçbirinizin babası değil. Yani anladınız mı

  91. 38:51

    şimdi o ne demek? Hiçbirinizin babası değilin manası sulbünden gelen çocuğu oğlu yaşamadı. Gelini de onun için olmadı. O Hazreti Zeynep ile evlenmesine itiraz eden kafirlere, münafıklara cevap için geldi. Ehzab suresinin kırkıncı ayet kerimesinde. Bu başka bir şey, bu başka bir şey. E bizim babamız olması nasıl oluyor?

  92. 39:13

    E bizim babamız olması manevi babalık demektir. Her peygamber ümmetinin manevi babasıdır. Erkeklerinin de, dişilerinin de babasıdır. O ayrı bir şey. Hakiki baba anlamına gelmiyor ki. Ondan sonra zaten bir kıraat vardır. Vezvacu matum eşleri ııı ümmetinin anneleridir. Ayetinde kıraat-ı şahzede şahz bir kıraatte vardır.

  93. 39:43

    Ve huve ebullehu Bu da kıraatlerde geçer yani. Ayet-i kerimenin bir kıraatinde de vardır. Çünkü biliyorsunuz bazı kıraatler, farklılıklar var kıraatlerin. Efendim 7 vecih üzere nazil olması var. Değişik kıraatleri var. Bir kıraatte o da onların babasıdır. Zaten eşleri annesi olunca bu zaten bilvedaha anlaşılıyor yani.

  94. 40:06

    E bunu yadırgayanlar için Kur'an'dan da bir delil bulabiliriz. Millete ebîküm İbrahim Babanız İbrahim'in dinine tabi olun diyor. E kime diyor? E bütün ümmete söylüyor. Biz mesela ne diyeyim kabirde bize hangi millettensin denince ne diyeceğiz? Milleti İbrahim. İbrahim Aleyhisselam'ın dini demek millet.

  95. 40:29

    Milliyetçilik manasında, ırk manasında değil. Burada millet, din manasında. Milleti İbrahim'deniz. Diye cevap vereceğiz inşallah. Rabbim cevaplarımızı hasen eylesin. Amin. Hal böyle olunca bu ayet-i kerimede ne buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bütün ümmetine? Babanız İbrahim. E tabi özellikle Araplara Arapça nazil olması hasebiyle Hazreti Kur'an'ın

  96. 40:52

    Araplar da hepsi değil. Çünkü Cürhun kabilesi, Yemen Arapları, Arab-ı Haribe halis Araplar İbrahim Aleyhisselam'ın soyundan değil. Diyelim. Çünkü Sam, Ham, Yafez. Üç tane Nuh Aleyhisselam'ın soyunda hepsi birleşiyor. Nuh Aleyhisselam'da herkes birleşiyor. İbrahim Aleyhisselam'da bütün soylar birleşmiyor.

  97. 41:12

    Bütün insanlığın soyu iki yerde birleşiyor. Bir Adem Aleyhisselam, Ebul Beşer Beşer'in babası. İki Nuh Aleyhisselam ve Ebul Beşer ifyani. Beşer'in ikinci babası. Çünkü gemidekiler hep onun soyudu. Ondan sonra gemide dünya bütün tufana kark olup herkes öldüğü için Nuh tufanından sonraki bütün nesil Nuh Aleyhisselam'dan geldi.

  98. 41:36

    İki yerde birleşiyor. İbrahim Aleyhisselam'da nübüvvet seceresi birleşiyor. Nübüvvet peygamberler ondan geldi. Kendisinden sonrakiler için konuşuyoruz. Ama belki istisnası olabilir ama ittifaklı olan konu bu. Bunun dışında İbrahim Aleyhisselam'ın bütün insanlık onda birleşmiyor. Hal böyle olunca tabi Kur'an Kureyş'e lügatıyla nazil oldu.

  99. 42:07

    İlk muhatabı Araplar oldu. Ayrı dava. Esma Aleyhisselam kendi de Arap değildi. Hanımı Arap'tı. Curum kabilesinden. Onun için soyu Arap oldu. Ama anaları vasıtasıyla Arap oldu. İbrahim Aleyhisselam İbraniydi. Ondan sonra efendim lisanı da o lügat üzereydi. Ama Kur'an-ı Kerim bize ne diyor?

  100. 42:28

    Şimdi biz bütün Kur'an'ın muhatabıyız. Müslümanlarız. Ondan sonra o zamanki Arapların da hepsi İbrahim Aleyhisselam'ın sulbünden gelmiyordu ki. Dünya kadar Arap vardı. Esma Aleyhisselam'dan gelenler Arap yani İbrahim Aleyhisselam'ın neslinden gelmiş oluyor. Diğer Araplar var. Hepsinin babası da Nuh Aleyhisselam'dan oğlu kime dayanıyor?

  101. 42:48

    Sam'a dayanıyor. Sam ismindeki efendim kıymetli peygamber olduğu rivayeti de var. Sam onların tümünün babası değil. İbrahim Aleyhisselam bütün Arapların babası değil. Ama onlara ne diyor Kur'an? Ondan sonra bütün Müslümanlar bu işe dahil oluyor. Kur'an'ın muhatabı hepimiziz. Milleti ebiküm İbrahim. İbrahim atanızın milletine uyun.

  102. 43:12

    Babamız diyor. İbrahim Aleyhisselam babamız oluyorsa yani onun dini, Hanifiyet dini, İslam da onun dini, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onun torunu olduğu için İbrahim Aleyhisselam babamız oluyorsa Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem haydi haydi babamız oluyor. Anladın mı? Ama bu hakiki manada soyundan geldiğimiz, sulbünden indiğimiz anlamına gelmiyor.

  103. 43:34

    Güzel izah etmediğin zaman da yanlış anlaşılmalara sebebiyet veriyor. Onun için afsilat ile anlatmaya çalışıyorum. Şimdi dün bana bir kitap gösterdiler. Malenbiya diye bir kitap. Bu bizim medreselerde de okutuluyormuş. Hatta Mahmud diye kitap evi bunu basıyormuş. Basılım izini mi almış bilmiyorum. Bu kitaba dikkat edelim.

  104. 44:06

    Zannedersem 45. sayfada yeni bir adamdır. Abdülfettah Tayyare diye yazıyor. Tam tayyare yani. Tayyare uçmuş yani. Ya ben şaşırdım kaldım. Bunu bir de kız medreselerinde okutuyorlarmış ya. Ya Efendi Hazretleri'nin okuttuğu kitapların dışına çıkmayın be insanlar ya. Eski ulemanın kitapların dışına çıkmayın.

  105. 44:27

    Bu yenilerde sıkıntı çıkabilir diyoruz diyoruz. Anlatamıyoruz. Sizin ilminiz buna yeterli olmaz. Ben bazı kitapları alıyorum. Reddiye yapmak için alıyorum. Vehhabinin kitabını alıyorum. Onu alıyorum. Bu niye alıyorum? Üstüne de yazıyorum. Vehhabi bu kitabı yazan Vehhabidir veya alttaki kitap eski altta tahkik yazan var.

  106. 44:47

    Tahkik dip notları hazırlayan. Tahkikçi Vehhabi Ünkebir yazıyorum. Büyük Vehhabi. Hepsine sayfa veriyorum. Şu sayfadan anlaşılıyor Vehhabi oldu. Ben onlara cevap vermek için araf tüfşerre lâ lişşerri velâ kirli tevekkîhi ve men lâ yâriful hayra mineşşerri yegâfîhi Yani şerri anladım ama şerden sakınayım diye anladım.

  107. 45:07

    Hayrı şerden ayıramayan anlamadan şerre düşer diyor. E sen şimdilik alim değilsin, allame değilsin. Kız medrese, kız hocalar. Yahu ne yapıyorsunuz sizce? Sizce ilminiz buna yeter mi? E yetmez. Ki yetmesi lazım. Yetmesi lazım. Hiçbiri vermeyin bir medresede 4-5 katlı. Meşhur eski medrese. Sıralı bu kitap okutuluyormuş.

  108. 45:29

    Sonra bir... Efendim talebelerden bir kız yavrumuz uyanmış bu işe. O kadar hoca bunu senelerce okutmuş, kimsenin haberi yok bir şeyler. Allah Allah. Bu kız uyanmış bu işe, gitmiş hocalarına demiş ki bu ne biçim iş ya demiş. Sayfası çoğuldu da 45 herhalde. Tekvin-i Adem. İşte Adem Aleyhisselam'ın o meydana gelmesi ve Allah'ın onu işte değerli kılması falan filan

  109. 45:59

    o bahsi açmış işte. Burada bir şeyler yazıyor. Yani bu kadar siyer varken, bu kadar eski alimlerin kitapları varken sen efendim şimdi nereden çıkarttın bunu ya? Ondan sonra sayfa 45'te yani, doğru hatırlamışım. Nâlem Biyâ diye böyle bir kitap. Yazan da Afif Abdülfettah Tayyare. Tam Tayyare yani, uçmuş.

  110. 46:35

    Şimdi bu kitap hiçbir medresede okunmasın. Ve hiçbir mektebe, kitaphane bunu basmasın. Ya mübarekler basacağınız kitabın bir içine bakın da kardeşim her şey para değil yahu. E şimdi mesela burada bir bahis daha var. İşte Adem Aleyhisselam'ın indiği yer cennet değildi. Dünyadaki cennet gibi bir bahçeydi.

  111. 47:00

    O yüksek yerdeydi, bahçeden yukarıdan aşağı indi. Yahu dünyadaki bir bahçeden, üstteki bahçeden işte Uludağ'dan Bursa'ya inmek gibi bir şey. Uludağ'da güzel bir ağaçlık içindeydi, Uludağ'dan indirdiler onu Bursa'ya. E Uludağ'dan Bursa'ya inen üzülmez ki, daha çok sevinir yahu. Şehre geldiler yani, dağda ne yapacak?

  112. 47:23

    Yani bu zaten büyük bir galattı yanlış, tabii çok tehlikeli bir şey ama e şimdi esas meseleye bak hele yahu. Âdem'le sevvelemezsek enel arz. Âdem dünyaya ilk yerleşen değil diye başlık atmış. Ben dedim ki kızım, benim kız da yani okuyor da, ben de kızıma diyorum kızım yani ben başka kadınlarla, kızlarla muhataplığım hiç olmaz benim öyle bir şey.

  113. 47:45

    Ne fetva veririm, ne telefonunu dinlerim, ne fetva soranları cevap veririm. Kadınlarla eskiden beri, çocukluğumdan beri böyle konuşmam görüşmem, telefon hiçbir şeyim yok. Benim kızım da okuyordu. Ona dedim, yahu dedim belki bana şimdi telefondan gösterdiği için cep telefonu çekmiş, resmi kitap yanında yok.

  114. 48:04

    Çünkü kitabın tümünü eline almadan da zor iş, cep telefonu gözüm benim çok görmüyor. Bu dedim diyor ki, dünyaya ilk yerleşen o değil. Bu doğru olabilir çünkü cinler vardı önce. İnni cânu fil ardı halife, yeryüzünde halife yaratacağım. Buyurduğu zaman Allah Teala, melekler dediler ki, ete cânu fiyâ men yufsidu fiyâ vesfikü d-dimâ

  115. 48:24

    yeryüzünü fesada boğacak, kanlar dökecekleri mi yaratacaksak? Melekler gaybı bilmez. Nereden bildiler? İnsan, Âdemoğulları'nı yarattığı vakit insanlar birbirine savaş açacak, kan dökecek memleketi karıştıracaklar işte. Terörist olu görmüyor musunuz? E melekler bunu nereden bildiler? Daha evvel cinler yerleşmişti.

  116. 48:43

    2000 sene dünyada cinler vardı. İki bin sene dünyada cinler vardı. Cinler de birbirine kavga ettiler, kırdılar, geçirdiler, savaşlar ettiler. Ondan sonra cinleri melekler geldi, sürekli Ondan sonra cinleri melekler geldi, sürdü, çürgün ettiler. Denizlere falan. Yeryüzünü onlardan temizlediler. Onun için melekler onlara kıyas ettiler.

  117. 48:59

    Şimdi bu yeni yaratacakların da bu cinler gibi yapmasın ortalığı dediler. Yani âyet pekâre suresini anlatıyorum. Şimdi onun için yeryüzünde ilk yerleşen Âdem değil idi. E doğru, cinler de daha evvel yerleşmiş idi. Ben ona baktım. Sonra bir de ibareyi gördüm yani. Altını açınca böyle büyüterek okuyabiliyorum.

  118. 49:17

    Telefonunu bazen şöyle büyütüyoruz. Büyütünce belli diyorsun. Bu şimdiki telefonlar hemen ekran kayıyor, gidiyor, kapanıyor, mapanıyor. Sıkıntı büyütmüyor bu. Neyse büyütünce bir de baktım. Ana! Ana! Bir de dememiş mi ki

  119. 49:37

    İslam öyle diyor. Fene teknolojiye zıt değildir. E değildir. İslam... İslam yeni buluşlardan uzak değildir. Her zaman İslam yeni buluşta ne çıkarsa göğsünü, sadrını ona açar falan filan. Eee? falan filan. Eee, fealimel işte entorul bilmem nezolojiye işte neyse, arkeoloji herhalde demek istiyor, yukarır ennelâs sekenâ envâhü settehemin elbeşer kablâ edeb.

  120. 50:02

    Yuh be! Yuh olsun ha mervâna! Aynı demek ki İslamoğlu buradan almış. Belki de buradan almış. Bu tayyareden almış. Belki de başka bir tayyareden almış. Bilmiyorum. Tayyaret yok bu memlekette. Tayyaret var yani. E diyor ki, astroloji gösteriyor ki arkeoloji yani nesi arkeoloji ya astroloji gök şeyi. Arkeoloji yani yer kazıları.

  121. 50:25

    Kazı ilmi gösteriyor ki minelbeşer. Hah! Burada sapıttı. Dinden imandan çıktı işte. Kablâ edeb. Âdem'den evvel birçok beşer türü, beşer cin deseydi olurdu cinin de arkeoloji cinin de cesedini çıkaramazdı. Hayri de Allah! E ne olmuş? Âdem'den önce beşerden birçok tür dünyada yaşamış. Ne olmuş?

  122. 50:57

    Ne olmuş? Ben sep diyorum bu yedi bin seneden yukarı atmasyonlara inanırsanız dinden imandan çıkarsınız. Yok yedi milyon senelik ceset var. Hadi git Âdem aleyhisselam yedi bin sene. Bu nasıl bir yedi milyon sene olacak? Sıfırları şaşırıyorsun. Sıfırları bulunduğu toprakta bazı kere yüz senelik cesedi bir milyon sene kadar çürütebilir bazı toprak.

  123. 51:19

    Bazı toprak cesedi çürütmüyor. Bazı toprak çürütüyor. Bazı toprak acayip çürütüyor. Bir senede beş sene kadar çürütüyor. Bak Medine'de altı ayda adamın izi kalmıyor. Üstüne hemen gömüyorlar. Bizim burada beş sene açıyorsun yine kemikler kalmış. Toprağa göre değişir. Bazı toprak daha çalışmak istiyorsan bir de sıfır hesabına vurursun.

  124. 51:42

    Şaşırırsın işte. Dersin ki bu milyon senelik ceset. Ne milyon senelik ceset? Başka yerde olsaydı anlardın ki bin senelik beş bin senelik ceset. Anladın mı? Arkeolojicilerin ne ilmi var? Oradan cesedin senesini buluyor. O kemik o yaşadığı oradaki bulunan toprağın oksitlenmesine göre, toprağın çürütme çürütmeme özelliklerine göre toprağın kirli olması vesaire madene

  125. 52:11

    olması veyahut o topraktan su geçmesi. Çünkü topraklar madenler var toprakların altında. Bu madenlerden etkileniyor. Her yer bir değil. Bundan dolayı cesetlerde de mezarlarda çıkarsan ona göre fark çıkıyor. Buradan. E şimdi diyor işte diyor çok araştırma yapıldı. Ne diyorsunuz ona? Fosilleşmiş yani.

  126. 52:31

    Fosiller bulundu. O fosillerle bakıldı. Efendim üç milyon, dört milyon, beş milyon senelik şey var. Ama Adem Aleyhisselam'ın da o kadar ömrü olmadığına göre Adem Aleyhisselam'dan evvel de yaratılmış beşer vardı. Bunu diyen kafir olur. Çünkü halikakümün nefsin vahide. Beşerin tamamını, beşerin tamamını Adem'den yarattım diyor.

  127. 52:53

    Kur'an söylüyor. Tek candan. Ve cehalim ne yazıyor? Eşini de onun kemiğinden aldım yarattım diyor. Parçasından. Hepiniz ondansınız diyor. Ey insanlar inna haliknakum inze kerimehu sizi bir erkek bir dişiden yarattım diyor. Bir erkek bir dişi buyurduğu kim? Adem ile Havva. Başka böyle bir şey yok. Kalakalinsen min salsal.

  128. 53:15

    İnsanı çamurdan yarattım diyor. Ese kalakomintura Adem'i topraktan, çamurdan yarattım diyor. Dolayısıyla bütün türümüz, cinsimiz beşerin tümü Adem Aleyhisselam'a müntesiptir. Başka baba yok. İlk baba odur. Burada yeri gelmişken bu konuyu açıklamak zorunda kaldım. Onun için bunu söyleyen Allah'ın sayıyor işte.

  129. 53:36

    İnsanlar şöyleydi, böyleydi. Şu çeşit çıktı, bu çeşit çıktı. Ondan sonra İslamoğlu'nun dediği gibi maymundan değiliz ama diyor ileride atalarımız geride maymunla birleşiyor diyor. Ve hepimiz Adem'den değiliz diyor. Adem'in de babası var diyor. Biliyorsun sesinden dinlediniz. Sesi var attık şeylere. Sitelere.

  130. 53:54

    E dolayısıyla bu gibi adamlardan. Demek ki ben hep diyorum İslamoğlu hiçbir zaman bir şeyi bulacak kadar kafası çalışmaz. Yeni bir şey uydurmak çok akıl ister. Yeni bir test savunmak, yeni bir mefkure uydurmak çok akıl ister. O, o kadar aklını zorlamaz, çalıştırmaz. Onun başka işleri var. Ya ne yapar?

  131. 54:16

    Kötü bir taklitçilik yapar. Demek burada da bu Hafif Abdülfettah tayyarenin de, bu tayyareden önce de başka tayyareler vardır herhalde uçuşa geçmişler. O tayyarelerin birinden aldığı anlaşılıyor. Demek ki ben bunu, Allah Allah, ilk bu çıkarttı bunu da nasıl uydurmayı becerdi diyordum. Meğer bunu da uydurmayı o becermemiş.

  132. 54:37

    Bunu da Mal-i Enbiya gibi kitapları yazan mutlaka Mısırlı felandır bu tayyareler. Bu Reformist, Abdülafgani ekolüdürler. Bunların birinden aldığı anlaşılıyor. Belki de Abdülafgani'de de çıkar bu fikir. Biz çünkü ondan kitaplar Biz çünkü ondan kitapları incelemediğimiz için sapıklıklarının tümüne vakıf değiliz.

  133. 54:51

    kullanıyoruz. Allah şerlerinden, yazdıkları kitaplarını da şerlerinden muhafaza eylesin. Bütün bozuk itikadlarının şerlerinden muhafaza eylesin. Onun için bu kitabı bizim şeyler basıyormuş. Bizim tarikat ihvanlardan bazı kitapçılar. Basımını da hemen durdurun, elinizde de ne varsa yakın. Efendimiz sana böyle kitapları sorarlardı, ne yapalım?

  134. 55:16

    Yakın buyururdu. Çünkü talebenin eline geçmesin. Birileri kalkar, hayrını hediye eder, milleti dinden imandan eder, kafir eder. Ve bu kitap kız medresesinde okutulmuş. Senelerce biri uyanmamış. Bizim kızın hocası bir arkadaşı var. O uyanmış buna. Gitmiş hocalarına demiş. Bana da bir şey demeden soruyorlar ha.

  135. 55:36

    Bakalım ben uyanabilecek miyim? Beni de imtihan ediyorlar şimdi. Bizim kız da bana diyor ki, baba bu nasıl bir şey diyor, bir bakar mısın? Yutarsam ben de yandım. Diyecekler senin hocalığına tüküreyim. Haklı olurlar o zaman. Tükürse de suratıma haklı olur. Bu kitap okutulup da bunu atlayan ilim sahibi değil.

  136. 55:57

    Değil, doğru imanı da yok. Bu atlanılmayacak bir şey mi? Adem'den evvel beşer vardı. Nasıl oluyor ya? Hiç mi ayet okumadınız? Bu kadar hafızlık yapıyorlar, hocalık yapıyorlar, yani ben anlamadım bir şeye. Efendi Hazretleri'nin usulündeki kitapların dışına çıkmayın. Kadınlar kızların eğitiminde büyük allame olmadıklarına göre bu başka kitaplar, yeni kitaplar ifsat çıkarabilir.

  137. 56:22

    Hadi kitap eski de olsa tahkikçi de sıkıntı. Üste kitabın eski kitabın metni, adam İmam Gazali'nin kitabını bozuyor. Üste İmam Gazali'nin ibaresini alıyor, altta dipnot düşmüş. Diyor ki bu hadis uydurmadır. İmam Gazali'nin hadisine altta uydurma diyor adam. Yeni basan tahkikçiler var, yeni. Bu yeni ekipler Vehhabi ekipler.

  138. 56:43

    Bunlar efendim sonrasında hadisini çıkarıyor. Ahmet İbni Hanbel'i yazıyor, Şamile'ye koyuyor. Ahmet İbni Hanbel de Kuzey Mevbi'nin sabit hadislerini çıkartmış. Niye? Efendimiz'in alnına secde etme hadisi var orada diye. Halbuki Ahmet İbni Hanbel almış onu. Hem de kaç tarihten almış yani. Birkaç sayfalık bab var onun hakkında.

  139. 57:01

    O hadisi Şamile'de bulamıyorsun. Başka kitaplarda var elimizde matbul kitaplarda. Yani adamlar, bu Vehhabiler acayip çalışıyor ve bütün eski kitapları özellikle kendileri tahkik etmeye çalışıyor. Neden? Üstteki doğru inancı altta bozmak için. Tahkik demek yani dipnot koyuyor. Ve böylece üstü bozuyor.

  140. 57:19

    Tahkikçilerden el üstü insanlar yok demiyor. Ama siz bunları tanımazsınız. Tanımadığınız yeni, eski kitabı bile tahkikçisini sormadan, tahkik varsa, tahkik yoksa tamam eski kitapta sorun olmaz. Ama tahkikçisini tanımadan bazısını bazı Vehhabi kitapçılar basıyor. Lübnan'da, şurada, Riyad'da, şurada, burada.

  141. 57:40

    Ciddede. Onlar kitabın içini de bırak tahkiksiz de olsa kitabın içindeki kelimeyi çıkarıyor. Böyle ilmi hainlik yapıyorlar. Ama bu adam zaten kendi görüşünü buraya yansıtmış. Sakın bütün çoluğa, çocuğa da, talebede de bunu ilan ediyorum. Bunu özel başlık altında efendim Mal-i Enbiya kitabı Adem Aleyhisselam'dan evvel beşerden vardı diyerek şirke düşmüştür.

  142. 58:05

    Bu kitabın okunması, okutulmasını bütün medreselerde yasaklamalıdır. Böyle bir başlık altında. Neden? İşte izahımı da burada beş dakika koysunlar. Ve bu hepinize lazım. Ve bu bize çok büyük bir ders verdi. Ne dersi verdi? Tanımadığınız insanlar. Mesela taa kırk sene evvel Hasbi Hoca bana bir kitap hediye etmişti.

  143. 58:29

    Rahmetullahi Aleyh, kabrin nur olsun. Yani ben on iki yaşlarımdan sonra. Kırk sene oluyor. Ben elli üç yaşındayım şu an. Tarihi de var herhalde bilmiyorum. O kitabın şeyini Esba'ya koysun Ubeydullah Hoca. Aşireci çeksin koysun. Hasbi Hoca'nın el yazısını. Taa ben on iki yaşındayım. O kitapta Errical Havlar Rasul.

  144. 58:50

    Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in etrafındaki sahabe zatlar. Hasbi Hoca da onu sahabeye anlatıyor diye almış. E şimdi ben o kitaba hiç bakmamıştım. Geçen bir meselede Hasbi Hoca'nın el yazısı var diye ee onu bir bakalım derken kaç sene olmuş falan hatıraları tazelerken kitabı istedim. Kitap bir geldi.

  145. 59:11

    İçine o arada bir bakayım dedim ne var ne yok. Çünkü yeni bir adam yazmış yani. Yeni derken olsun elli sene, altmış sene. Ben onlara hep yeni diyorum altmış, yetmiş ne olacak. Çünkü bu reformist akım yüz sene, yüz elli senedir başladı. Abdühafgani Reşit Rıza yüz, yüz elli sene. Belki iki yüz seneye de gider bu reformistlik.

  146. 59:30

    Adamı bir de bakmayayım mı ki sahabe-i kiramla Hz. Muhaveye'ye çatıyor. Ne terbiyesiz laflar sahabeye yapıyor. Tamam Hz. Ali'yi tutuyor falan derken Hz. Ali'yi tutayım derken diğer sahabeyi ee hakaret etmişim. Hemen üstüne not aldım. Bu adamın itikadi sıkıntıları var. Ve şu şu sayfalarda görüleceği üzere buralarda çuvallamış dedim mesela.

  147. 59:51

    Yanlışını yazdım ama ben ne yapayım Hz. Ali? Burada şimdi notlar aldım. El-Müellif leuteşeyyûn yazdım. Kitap bu. Birçok hocada da olabilir. Halid Muhammed Halid, yazan adam. Yani tabii ki ben size dediğim gibi yani 1973'te ikinci basım yapılmış yani. 1973'de ikinci basım, birinci basım çok daha evvel.

  148. 1:00:18

    Halid Muhammed Halid. Mesela El-Müellif leuteşeyyûn. Hemen üstüne not düştüm. Müellif'te Şia'ya meyil var. kemâ yazormu kelimâti feakse innâ muâvî vel evmevîyin Muaviye Efendimiz hakkında vs. sahabeden vs. halifeler hakkında sözlerine bakın. 276-277'de görürsünüz. Oradan Şiilik sapıttığını görürsünüz demişim.

  149. 1:00:41

    Mesela burada 17 Şaban 1398. Haspocan'ın bana hediyesi. 1398. Şu anda neredeyiz? 1438. 1438'deyiz. Hicri. Bu ne oluyor? 98. İki de buradan koy. Ne etti? 40. Tam 40 sene evvel bana hediye etti. Haspocan'ın adı da Mustafa oldu da bilmezdik. Yani unutmuşuz.

  150. 1:01:13

    Yazmış yani. 1978'de. Hicri'yi biliyorsunuz. Bir iki sene oynuyor. Ama kitaba bakacaksın yani. Kitaba bakmadan. O bana hediye etti. Bana bunu Haspocan hediye etti. Haspocan hediye etti diye her şeyini okumuş değildir ki içini. O da görse onu anlardı. Hoca adam ama yani her şerefine bakamayabilir. Biri de ona hediye etmiştir.

  151. 1:01:34

    Veya kitabı sevmiştir. Sahabe hakkında da yazmıştır. Ama yeni adamlarda mutlaka yeni dediğim 100, 150, 200 sene. Reformist akımı çıktı. Ondan evvel alenen Şii'dir, Vehhabi'dir. Ayrı bir şey. Ama bu bizden görünenlerde de çok sıkıntı çıkıyor. Görmüyor musun? Medreselerde okutulacak kadar içimize girmiş.

  152. 1:01:53

    Şimdi onun için ben kitaplara hep elerim. Ama incelemek için bakarım. Niye? Size doğruyu anlatmak için. Şerri anladım ki şerri bileyim de sakınayım diye. Ama sen bunu bilemezsin. Neden? Zehirin dozu var. Sen dozunu kaçırırsan zehirlenirsin. Ama dozunu bilen tecrübe yapabilir. Kimyagerse. E sen kimyager misin?

  153. 1:02:12

    Değilsin. O zaman her kitabı okuyamazsın. Efendimiz seni niye yasak etti? Her kitabı okuyamazsın. Ali Adem Efendi Baba niye buyurdu? Sen bizim kitaplara bak evladım. Onun için yani bizim dediği Efendi Babamızın, Ali Adem Efendi verdiği isimler var.

  154. 1:02:26

    Şimdi bu kız ve erkek medreselerde. Kendi kafalarına göre efendi bu kitabıyı şu kitabıyı bazı yeni türemede hocalar da çıktı. Yani yapmayın, etmeyin, gitmeyin. Yazık edeceksiniz ya. Efendi Hazretleri'nin usulünde olan kitap yeter. Efendinin hocalığına şu anda dünyada yetişecek bir alim yok ya. Ne uyduruyorsunuz yeni yeni şeyler?

  155. 1:02:45

    Ne uyduruyorsunuz? O irfanı almışlar işte o marifete. Efendinin bütün kabul ettiği hadislere uydurma diyor. Efendinin yanında herife para veriyorlar, maaş veriyorlar, dergide yazıyordur. Efendinin dergisine, adam efendinin hadislerin tefsirlerini inkar ediyor. Efendinin tefsirini inkar ediyor. Diyor ki bir de hadissiz, dürülmesurdan hadis kaynağı veremezsiniz.

  156. 1:03:05

    Nasıl veremeyiz? Ali Adem Efendi vermiş. Şimdi bu dergide Efendi Baba'nın, Ali Adem Efendi'nin el yazısıyla koyuyor. Bir senedin zayıf diyor, zayıf senetle diyor bak. Zayıf senetle olduğu halde bu hadis muteberdir diye almış. Kur'an'ının kendi el yazısıyla, Kur'an'ın kenarına almış o duayı yapın diye.

  157. 1:03:22

    Şimdi size ne dedik? Faziletli amellerde zayıf senet caiz. Zayıf hadis ale amel caiz değil, ittifaklı caiz. Efendi Baba oraya bir senedin zayıf yazmış, zayıf senet. Bak eliyle göreceksiniz. Ve altına da kemafid dürülmesur. Dürülmesur tefsirinden aldım yazmış. Bir de fethülmelikilmecit yazmış. O dergide çıkacak şimdi.

  158. 1:03:43

    O da mücerrabat kitabı, benim bütün kaynaklarımı verdiğim kitap. Efendi Baba'nın kaynakları. Geçen tefriciye de koydum, hazinetül esrarı kaynak vermiş. El yazısıyla. Siz kim oluyorsunuz efendinin yanında duruyorsunuz da? Biz efendinin yolunu bozuyorsunuz. Almışsınız o İrfan denen adam, milleti soyup sovana çevirmiş.

  159. 1:04:03

    Adam kalkmış gelmiş burada hadisçiyim diye, uyduruyor. Dürülmesur'dan kaynak veremezsin diyor bana. Yahu Dürülmesur, Alaeddin Efendi dört mezhep müftüsü vermiş. Sen kimsin ya? Şeyhül Meşayih ya. Zahidül Kevseri dediğin adam bizim hocamız o diyor ya. Koca Zahidül Kevseri diyorsunuz. Benim için de koca.

  160. 1:04:22

    Büyük adam. Ama o Zahidül Kevseri dediğiniz zat, o da ne hadisler almış? İrgamül Merit'te. Zayıf senetli, tasavvufta kabul edilen diğer hadisçiler kabul etmedi. O da almış İrgamül Merit'te tasavvuf hadislerini. O da kabul ediyor. Nakşiydi o da. Gümüşhanevi silsilesinden geliyordu Zahidül Kevseri Hazretleri.

  161. 1:04:40

    E Zahidül Kevseri bizim hocamız diyordu Alaeddin Efendi ya. Sen Alaeddin Efendi zayıf senetle hadisi alıyor, altına dürül mesulü kaynak veriyor, bunlar kalkmış şimdi. Bunlar kalkmış şimdi marifettekiler. Şimdi efendinin tefsirinde ne kadar uydurma hadis varmış, hâşâ ve kel. Efendinin ekmeğini yiyorlar, efendinin kitabında hadis uydurma var diyorlar.

  162. 1:04:58

    Tövbe ya Rabbel alemin. Bu usta Perşembe gününde güzel bir açıklama yapacağım. Orada da önemli başka bir konulara dikkat edeceğim. Şimdi bu ders buna tahammül etmez. Onun için medreselerde yeni kitap okutulmayı yasaklayın. Bütün hocaları Allah için rica ediyorum, erkeği, kadını. Efendi Hazretleri'nin zamanında ne okunuyorsa o.

  163. 1:05:18

    Yeter, artar kardeşim. Zaten onları bile doğru anlamıyorsunuz ya. Daha onları doğru anlamadan yeni kitap ne uyduruyorsunuz, çıkarıyorsunuz. Her medrese bunu yapmıyor olabilir. Ama bakıyorum şimdi erkeklerde de girmiş yeni yeni kitaplar. Erkek medreselerinde. Ya bunlar Efendi Hazretleri'nin zamanında yoktu.

  164. 1:05:36

    Yapmayın ya, talebenin kafasını da çuvallatmayın yani. Bir şeyi bilsin, güzel bilsin. Zaten bir şeyi doğru anladı mı hepsine yeter. Efendi Hazretleri'nin okuduğu, okuttuğu kitapları doğru bilen adam Allame-i Cihan olur. Bugün dünyada onun kadar alim olmaz ya. Hatta Efendi Hazretleri ezberden okuyordu bütün sebebin üzülleri ya.

  165. 1:05:55

    Ya şimdi hanginiz öyle bir hoca yetiştirdiniz? Ya yok. E o zaman Efendi kitaplarından niye karişe çıkıyorsunuz? Terhib-i Terhib neyinize yetmiyor. Önce Ruhul Beyan neyinize yetmiyor. Halüsin neyinize yetmiyor. Çıkıyorsunuz başka başka şeylere. Onun için tefsirde iki tefsir yeter buyurdu zaten. E senin ilmin varsa o da.

  166. 1:06:15

    İlmin yoksa o da sıkıntı. Çünkü halüsü de bir şey geçer. Tevessülü itiraz eder. Bu kabul etmem diyor bunu diyor mesela. Halüsü, koca halüsü. Halbuki Halid-i Bağdad'ın halifesidir ama bazı yanlışlar var. Ali Ader Efendi kendine not düşmüş. Fekavlû gayrumusellem gayrumusellem. Bunun diyor kabul edilmez dediği laf var ya.

  167. 1:06:35

    Bu kabul edilmez diyor. Çünkü neden diyor. Delail-i Hayrat'ta diyor. İmam-ı Cezûlü Rasûlullah Efendimiz'e diyor. İnnâ enes teşvirû bi'ke. Senden şefaat istiyoruz diyor. Ya Muhammed diyor. Efendimiz'e nida diyor diyor. O zaman diyor halüsünün bu istihgâse caiz değildir. İstihgâse caiz değildir sözü. Halüsü diyor bu istihgâse kabul edilmez.

  168. 1:06:57

    Yani direk sen benim elimden tut falan denmesin misal. Ali Ader Efendi babada kenarına not düşüyor. Yani halüsü tefsirinde okumak kolay iş değil. Çünkü neden? Okumak yetmez. Ehl-i sünneti tam bileceksin. Bak Ali Ader Efendi babanın el yazısını görmeseydik. Ha biz anlıyorduk o yanlış. Çünkü istihgâseyi bütün meşayih kabul ediyor bizim kitaplarımız belli.

  169. 1:07:16

    Ama kenarına not düşmüş. Gayrumusellem gayrumusellem gayrumusellem. Kabul edilmez sözü kabul edilmez diyor. Kenarına not düştüğünü ben gözümle gördüm. İhsan Efendi hocamız el yazısıyla kopyalamıştı. Efendi babanın birinci cildi. Halüsü bizim elimizdeydi o zaman. Neyse kim çaldıysa işte. Efendim seni kızdırdılar.

  170. 1:07:39

    Yani demek istiyorum. Efendi Hazretleri'nin usulünden çıkılmamalı. Onun okuttuğu kitapların dışına taşılmamalı. Ancak ihtisas ehli. İhtisas. Yani ihtisas. Şimdi Efendi Baba düreri her sene iki kere katmederdi. Molla Husrev'in dürerini. Ama bizim Efendi de dürer okumak, okutmak istedi. Dedi ki sana mültekâ yeter.

  171. 1:08:02

    Şimdi laf tutmak lazım. Ama fıkıh heyeti. Fıkıh heyeti dört mezhebin fıkıhına da bakacak. Adamın işi fıkıhta ihtisas. Fıkıhta ihtisas olan her fıkıha bakar. Ayrı bir şey. Ama ders kitabı okuturken talebeye medresede kalkıp hindiye okutulmaz yani. Mültekâ metindir. Mültekâ zaten çok zordur. Mültekâ çözdükten sonra diğer fıkıhları zaten kendi çözer.

  172. 1:08:26

    Ama bu ihtisas işidir. Yani medresede okunan kitaplar başkadır. Sonra çıktıktan sonra adam ihtisas yapar. Başka bir şey. Ben de şimdi yetmiş tefsire bakıyorum. Yüz tefsire bakıyorum. Bakarım çünkü ihtisasım o. Ben ondan bakarak da manaya bir katkım olsun. Efendi Hazretleri zamanında da bakıyorduk bunu.

  173. 1:08:44

    Fahru Razide, Kurtubide. Efendinin yanında yirmi otuz tefsir açıyorduk. Burada bir sorun yok. Ama sen şimdi bunu git medresede okut denmiyor ki. Çünkü Kurtubide'nin Maliki mezhebinden bir fetva verir. Sen de cahil olursun. Onu zannedersin Hanefi'de o fetva. E ilmin yetmez. Fahru Razide Şafii'dir. E senin buna ilmin yetmezse Fahru Razide'nin her önüne geleni alamazsın.

  174. 1:09:08

    Matüride Eşari farkı çıkar. Eşari'dir. Oradan itikadda ihtilaf çıkar. Yani arkadaşlar bu hocalık, medrese yetişme falan falan bu çok ilim ister. Önüne gelen efendim patates açar gibi şeyi de soğancı patatesçi gibi medrese açıyor. E o zaman madem açıyorsun Efenseler açın buyurdu. Ben de diyorum ki açın.

  175. 1:09:30

    Kümes kadar olsun açın buyuruyordu. İki kişi olsun açın buyuruyordu. Ama o zaman hocandan öğrendiğin kitaplara bağlı kal. Kendi kafana bu da çok güzelmiş diye yeni bir kitap müfredata sokamazsın kardeşim. Aha bak işte şirke düşen kitabı okutuyorlarmış. Ne olacak şimdi? Bana dün gece gösterdiler. Yoksa hiç kimsenin haberi yok, hâlâ devam.

  176. 1:09:50

    Hem de bizim kitapçılar basıyormuş. Bu din işi ciddiyet ister, bu ilim işi ister. Her şeyini ilme verirsen sana ilim bir cüz'ünü ver. Sen ilme küllünü verirsen ilim sana cüz'ünü ver. Sen kenarından köşesine ilim yaparaktan hocayım diye meydana çıkıyorsun. Anamız ağlamış burada 7 yaşından beri gece gündüz okuyoruz.

  177. 1:10:09

    Hâlâ da ne kadar bilmediğimiz mesele var. Dün geliyorsun 2-3 tane bir şey okuyorsun, çıkıyorsun, Allame-i Cihan gibi karıştırıyorsun memleketi ya. Onun için insanlarımız anlıyor gerçi kim hocadır, kim değildir, alimdir, allamedir, zallamedir. Bunları seçecek kabiliyettesiniz yani. Allah size akıl fikir vermiş.

  178. 1:10:27

    Her önüne gelen sohbeti de dinlenmez. Ben size hep diyorum. Diğer İslamoğulları kastetmiyorum. Bizimkilerin içinde de çıkar. Aa İrfan çıktı işte. Efendinin heyetindeyim, adamıyım diyor herif ya. Adam diyor Efendi Baba'nın verdiği kaynakları reddediyor ya. Ali Adem Efendi'yi reddediyor adam. Ya dürülmesinler, kaynak veremezsiniz diyor.

  179. 1:10:49

    Ali Adem Efendi veriyor, ben ondan alim miyim ya? Ya durum bu. Efendinin etrafı şu anda bu durumda yani. Ben size ne anlatayım daha? Hakkı söyleyeceğiz. Bunun sakalı uzun diye, sarığı var diye, Efendinin yanında hizmetinde diye önüne gelene uyarsanız dinden bile çıkabilirsiniz. Çünkü hadisi inkar ettirir size.

  180. 1:11:13

    Hadisi de inkar ettirirler yani. Cübbelin aleyhine konuşmakla adam dinden çıkmaz. Sabaha kadar bana söylesin. Fark etmez. Hadisleri reddettiler. Mevzu bu. Bu hadisler işte benim verdiğim kaynaklar. Haşrı Ali Adem Efendi'nin kaynaklarını da gösteriyorum size. Dergiye de bastım, el yazısıyla bastım. Zayıf senetliği alınıyor muymuş?

  181. 1:11:33

    Dürülmensur kaynak mıymış? Mücerrabat-ı Teyrevi kaynak mıymış? Hadi bakalım. Mücerrabat hepten, hadis kitabı da değil. Ama adam hadis dediyse, Efendi Baba hadis demiş. Efendi buyurmadı mı? İsmet Baba hadis dediyse, hadis de evladım, bitirsin. Sen ne konuşuyorsun yani? Bu alimler güvenilirse, kaynakları da güvenilir.

  182. 1:11:52

    Ta sen o alimi aşacak kadar ilmin yok ki. Ali Haydar Efendi'den daha iyi bilemezsin ki. Ama Ebu Bekir sifir kafasıyla olursan, adam bırak Ali Haydar Efendi'yi, adam diyor Gazali de hadis bilmezdi diyor. Gazali diyor, hadiste zayıftı.

  183. 1:12:08

    Şimdi Gazali hadiste zayıf diyen adam, Ali Haydar Efendi'de durur mu? Freni patlamış araba gibi gider. Kimse de durmaz yani. Ne Ali Haydar Efendi'si, ne Sami Efendi'si, ne Mehmet Sahit Korku Efendi'si, ne Gümüşhanevi Hazretleri. Yani adam muhaddis, kebir. Ramuzul Hadis yazmış.

  184. 1:12:24

    Şimdi Ramuzul Hadis'teki birçok hadise, bunlar uydurma diyor. Ki İskender Paşa cemaatinin el kitabıdır. Kaynağıdır. Osmanlı'daki en büyük muhaddisi yetişen, Ahmet Ziyad'ın Gümüşhanevi Hazretleri'dir. Ramuzul Hadis'te, belki binlerce hadis var. Şey de ondan güzel vaaz eder. Hoca Efendi. Kanal 7'de falan da programlar yapardı.

  185. 1:12:50

    Kim idi? Cevat Akşet Hoca Efendi. O da Ramuz'dan yapar. Ramuzul Hadis çok muteber bir hadis kaynağıdır. Ama birçok hadisine Ramuz'un uydurma diyorlar. Halbuki Gümüşhanevi Hazretleri muhaddistir ve beş cilt şerh yazmıştır. Ramuzul kendi metnini toplamış, sonra da Osmanlı o kadar kıymet vermiş ki ona gümüş kakma cilt yapmış.

  186. 1:13:14

    Beş cilt bende var. Cilt böyle var ya, tek tek kakma. Orijinal cilt. Sırf o takıma yapmış Osmanlı. Saray baskısından ileri yani. Şu arkamda durdu eskiden de, şimdi yerler biraz değişti. Beş cilt şerh yapmış hadise. Sen Gümüşhanevi'yi beğenmiyorsun, Ali Haydar Efendi'yi beğenmiyorsun, İmam Gazali'yi beğenmiyorsun.

  187. 1:13:36

    Siz kimsiniz ya? Sizin hadis dediğinizi kim kabul edecek ya? Bütün geçmiş büyüklerimiz varken. Onun için ne diyeyim size arkadaşlar? Dersi de tabii başka yönlere götürmekle beraber ilmin içinde kaldık. İlmin dışına çıkmadık. Size burada ben ilim vermek durumundayım. Dün olan bir şeyi ben bugün anlatmazsam üç gün sonra kafamda kalmayabilir.

  188. 1:14:00

    Kafamda iş var. Onun için taze taze söylüyorum. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bütün ümmetin babası idi. Tamam mı? Bütün insanlar onun katında, onun nezdinde idi. Sallallahu aleyhi ve sellem. Nedir idiler? Hak almakta sevaen, eşit idiler. Tamam mı? Kimse haklıysa kimse ne yapmazdı? Onun huzuruna çıkmaktan çekinmezdi.

  189. 1:14:30

    Haklarının gözetileceği meselesinde. Mesela ben o sahabesiyim. Ben ona inanmışım. Ben köleyim. Ben efendimden hakkımı alamıyorum. Veya şu bana zulmediyor. Kadın geliyor, kocam beni dövüyor. Herkes gelirdi. Eşit şekilde. Nefsani saiklerle hiçbir iş yapmaz, hiçbir hareket yapmaz idi. Sallallahu Teala Hoca, bihâdâ v'safâû.

  190. 1:15:01

    Bu vasıfla onu niteledi İbn-i Ebi Hâle. İbn-i Ebi Hâle adı Hint'tir. Hint, İbn-i Ebi Hâle. Bu Hint erkek ismidir. Bana bugün ismi sordular bir çocuk için. Hint dedim verirlerse ne âlâdır. Çok kıymetli bir sahabedendir. Kibar sahabedendir. Hz. Ali Efendimiz'le beraber Cemal Vakası'nda bulundu. Orada şehit oldu.

  191. 1:15:20

    Bu Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'in üvey oğludur. Hatice annemizin daha evvelki eşi, Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem biliyorsunuz Dul evlendi. Hatice annemiz Dul idi. Hatice annemizin daha önceki eşi Malik İbn-i İlyas İbn-i Zürare'nin eşi idi. Çocuğu idi. Hatice annemiz onun eşi idi. Onların da Hint adında bir çocukları olmuş idi.

  192. 1:15:40

    Hint'in de Hint adında bir çocuğu oldu. İbn-i Mendev ve Ebu Nuaym'in sahabe tabakatı kitapları var. O tabakat kitaplarında o Hint İbni Hint İbni Ebi Hale, Hint'in oğlu Hint'i de sahabeden sayıyor. Lakin zaten Hint İbni Ebi Hale o kibar sahabeden Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'e tamamen yetişmiştir.

  193. 1:15:58

    O vassaf idi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in hilyesini en iyi o anlatırdı. Zaten benim bastırdığım o Şemail'de de Efsaf-ı Şerife, Rasulullah'ın şerefli efsafı, Efsaf-ı Şerife bölümü. Benim bastırdığım dörtlü var. Üstte Neseb-i Şerif var. Altta Hilye-i Şerife var, Hazreti Ali'den gelen rivayet.

  194. 1:16:18

    Neseb-i Şerif soy ağacı, o zaten ittifaklı. Altta Hilye-i Şerife, Hazreti Ali'den gelen, tırmızıydaki. Onun altında Efsaf-ı Şerife. Efsaf-ı Şerife işte Hint İbni Ebi Hale, bu üvey oğlu Hint Hazretleri anlatmış. En iyi o Efendimiz'i tarif ederdi. Hazreti Hüseyin Efendimiz, Hazreti Hasan Efendimiz dedi ki, dayısına yani, dayısı oluyor, üvey de olsa, dayı oluyor.

  195. 1:16:41

    Hint İbni Ebi Hale'ye dedi ki, Esseltühali diyor zaten, kendisi dayım diyor. Hint Ebi Hale'de. Dayım Hint'ten istedim. Dedim ki, Efendimiz'in şekli Şemail'ini en iyi o anlatırdı. Dedim ki bana, Resulullah sana sevmedi, bir daha kaşının gözünü... Ben çocuk idim 5-6 yaşlarımda. Dedemi tam hıfzımda zapt edemedim.

  196. 1:17:05

    Çocukken bile unutulabilir, 5-6 yaşında gördüklerimizi. Ben daha net bir sıfatını, vasfını istiyorum. O zaman resim falan zaten yok. Hatta, ben ona rabıta yapacağım dedi. Rabıtanın delillerindendir bu. Benim rabıta kitabımda kaynakları var. Yani, beynimi ona takacağım diyor. Tealluk, asılmak, takılmak demektir.

  197. 1:17:25

    Yani, hafızamı zorlayacağım. Ona beynimi takacağım. Onu düşünüleceğim. Zorlayarak düşüneceğim. Yani, gözümün önünde canlandıracağım demek istiyor. Bu zaten, Efendimiz'e mahsus bir şey değil. Varisleri, meşayih da bu vasfında Efendimiz'e müşterektirler. Bir müridi de bir mürşidini canlandırabilir. Zihninde.

  198. 1:17:44

    Ne olacak? Bunda bir yanlışlık olmaz. Ben ona tealluk edeceğim diyor. İşte o Hint Ebi Hale. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i en iyi vasfeden, niteleyen zattır. O Hint Hazretleri, Resulullah Efendimiz'i bu şekilde tarif etmiştir. Sallallahu aleyhi ve sellem. Hale. Demiştir ki, Hazreti Hint. Ve kâne Resulullah idi.

  199. 1:18:04

    Sallallahu aleyhi ve sellem. Daim el-bişri. Devamlı tebessümlü idi. Kimsenin suratına asık durmaz. Yüzünü böyle eksiltmez. Kimseye böyle eksil suratla bakmaz. Şehlel huluk. Ahlakı çok yumuşak idi. Sert değildi. Zor değildi. Çetin değildi. Yani, bir şey anlaşmak ondan kolay idi. Git dedin, gelir. Otur, otur, kalk, kalk.

  200. 1:18:24

    Yani bu tabi şerata uyan şeyleri konuşuyoruz. Şerata uymayan şeylerde ona bir şey yaptıramazsın. O ayrı bir şey. Leyyin el-canibi. Yani, yanı yatkın idi. Bu demektir ki, Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, her hususta onunla, efendim, yanında bulunanlar. Canib, yan taraf demek. Yakınında, yanında, tarafında bulunanların, herkes ondan istediğini alabilirdi.

  201. 1:18:51

    Leyse bi fazzın. Sert değildi. Katı değildi. Kaba değildi. Vela ghaliyzın. Ondan sonra, öfkeli. Ondan sonra, insanlara sert davranan. Faz, yani, şu olabilir. İkisi de sertlik manasında. Faz, sözde sert değil. Yani, sert konuşmaz. Ghaliz, fiilde. Vela ghaliz. İşleri, hareketleri, tavırları, tarzları katı değildi.

  202. 1:19:17

    Ondan sonra, vela sehhabin. Ne yapmazdı? Çok bağırıp çağırmazdı. Yani, gürültülü konuşmaz. Çünkü gürültülü konuşanlar, insanlar rahatsız edebilir. Yolda, izde, evinde bile gürültülü konuşsan, komşuyu rahatsız eder. Sokakta gürültülü konuşsan, şimdiki zaten, toplumsal taşıtlara biniliyor, iniliyor, yollarda, caddede, çok insan rahatsızlanıyor.

  203. 1:19:43

    Gürültülü konuşanlar da rahatsızlık veriyorlar yani. Gürültülü bağırıp çağıran biri değil. Bu Tevrat'ta, İncil'de de bu sıfatları zikredilmiştir. Ondan sonra, çirkin huylu değildi, sözleri de müstehcen şeyler konuşmaz, müstehcen davranışlar da bulunmaz. Ondan sonra, efendim, insanları rencide etmez, insanları utandırmaz, insanları, efendim, yüzünü kızartmaz.

  204. 1:20:09

    Bazı insanlar var öyle yani. İnsanın suratına acayip konuşur eden insan, adamın yüzünü eğmek zorunda bırakır yani böyle, ters ters. İnsanlar var, sünnet-i seniyeye uymayan. Ondan sonra, kimseyi şetmezdi, efendim, sövmez, hakaret etmez. Ondan sonra mesela müstehcen konuları bile, yani en müstehcen konuları olsa bir tenasül huzurunun adını hiçbir zaman anmaz.

  205. 1:20:35

    Diyelim hep kinayeli konuşur. Kinaye yani artık işte efendim, her şeyde kinayeli konuşur. Yani müstehcen konulara giriyor ama fetva meselesi var. Kadın gelmiş işte kocamla şu durumum şu, şu öyle oldu, böyle olmadı. İşte boşanıyoruz, boşanmadık, evleneceğiz, nikahımız gitti mi, geldi mi? E bu gibi müstehcen konulara da giriyor.

  206. 1:20:54

    Müstehcen derken buna müstehcen denmez, şeriatta ayıp yoktur ama. E bir de şimdi buna cevap verirken bir alenen konuşmak var, bir hoca olarak bu sünnete muhaliftir. Ne olursa olsun karşındaki soran erkek de olsa, erkek erkeğe de olsa sen ona şu şöyle oldu, bu böyle oldu adını vererek falan ismiyle müsemma.

  207. 1:21:11

    Bunlar İslam'da sünnete muhalif şeylerdir. E bu erkek adam ne olacak? Ha ha ha yapalım. Adam sana fetva soruyor, sen ona kinayeli konuşman lazım. Mesela o tenasül huzuru diyebilirsin, adını diyemezsin. Ha bunu özelde de olmaz yani. Sen iki kişi de olsa bu denmez ki adı. Yani müstehcen konuşmalara dikkat edeceksin.

  208. 1:21:32

    Fıkıh da olsa, fetva da olsa, kitaptaki mevzu da olsa bunu bir anlatma usulü üslubu var. Böyle şeylere dikkat ederdi. Vela ayyabin. İnsanları hiç ayıplamazdı. Ayyab çok ayıplayan demek. Burada marabuk gibi, zallami gibi. Asla hiç zulmetmez. Yani hiç kimseyi ayıplamaz. Ancak efendim diyelim ki bir yerde bir şey işleniyor.

  209. 1:21:59

    Mubahsa yapılan hareket, Allah'ın helallarındansa, mubahlarındansa, yenirken, içirirken. Kalkmışlar, yürüyorlar, gelen, giden, üstünü giymiş, çıkartmış. Hiç karışmaz. Mubah olan hiçbir şey konuşmaz. Ama baktın ki adam haram bir iş yaptı. Mesela değil mi avretini açtı. Adam şimdi dizinden yukarı çekmiş şeyini.

  210. 1:22:17

    Yani peştemalini veyahut da işte ihram. Çekmiş dizinden yukarı, biraz göstermiş. E şimdi bunu da bir ayıplamak anlamında değil. Ama buna lütfen kapatır mısın avret yerini? Demek icap edemedi. Ama bir adam haram yapıyorsa veya mekruh yapıyorsa yasaklardı. Yani bunu böyle yapmayın. Bazı kere de ismini söylemezdi.

  211. 1:22:39

    İçinizde böyle yapanlar oluyor, bunu yapmasın. Genel manada söylerdi. Yalnız ayıplamaz. Ayıplamaz, onun manası şu. Ne biçim oturuyorsun lan falan. Bak bu ayıplamaya girer. Veyahut da onu soruyor, sen bunu niye sürdün? Sen şunu niye çıkardın? Hiç karışmaz. Mubah'a hiç yorum yok. Özgür ya adam. Ama Allah'ın haramına, mekruhuna girerse

  212. 1:23:06

    o zaman da sen ne biçim adamsın, ne bozuk adamsın bilmem ne değil. Ayıplamak yok. Şu yok, bu yok. Bizde maalesef emri bil maruf adına yapılan yani konuşmalarımızın veyahut da özelde yolculukta şurada burada görüşmelerimizde işte burada yani emri bil marufun usulü bu değil. Emri bil maruf da ne olur?

  213. 1:23:24

    Bu haramdır, günahtır denir mi? Güler yüzle, tatlı dille. Yani ona yaklaşım tarzını efendim yaptırmak, teşvik ile yapılır. Ama sen şimdi adama ya bu kadar senedir de namaz takılıyorsun falan bunu da mı bilmiyorsun? Ya şimdi adamı itiyorsun ya, soğutuyorsun ya. Yani bilmeyebilir arkadaş. 80 sene sonra ben de bir şey öğrenebilirim ya.

  214. 1:23:47

    Yani cehalet olabilir hepimizde. Yasaklamanın bir usulü var. Ben bunu kitapta böyle gördüm. Hatta benim de usulümde vardır. Hatta bir şey oldu mu? Ben de bunu bilmiyordum yani yakında öğrendim. Benim de usulümde bu var. Çünkü adama niye onu diyorum? E çünkü adama konuşma şeklim yumuşak da olsa yani şimdilik utanmasın.

  215. 1:24:06

    Ya bunu da mı bilmiyordun? Ben demiyorum öyle ama utanır. Utanmasını izah etmek için ya ben de bilmiyordum yeni öğrendim. Ya İslam budur arkadaşlar. Onun için hiç ayıplamaz. Haramsa, mekruhsa bunu değiştirelim. Bunu böyle yapmazsak iyi olur. Bunda işte ayet var, hadis var vesaire. Yetegafelu tegaful ederdi.

  216. 1:24:28

    Yani görmezden gelirdi ama o şeyleri gila etti. İstemediği bir şey varsa biri bir şey konuştuğu canı hoşuna gitmedi. Ama haram değil, mekruh değil. Haram değil, mekruh değil ama istemedi. Onu hiç duymamış yapardı. Hiç görmedi. hiç görmemiş, duymamış. Çünkü neden? Allah'ın dinine bir tecavüz yoksa şahsım olarak rahatsız oldum diyelim.

  217. 1:24:52

    Yani bu lafı beğenmedim, bu şekli, bu hareketi. Diyelim ki ayağını uzattı bana. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, hadi gel, adam ayağını uzatıyordu. Adama demez ki ayağını çek. Uzatsın. Anladın mı? Boynunu çekiyorlardı, boğazını çekiyorlardı. Bazı yeni geliyordu, bedeviler geliyordu bana. Bana bir şey versene ya, babanın malından mı veriyorsun ya derdi.

  218. 1:25:09

    Babanın malını mı veriyorsun derdi. Veytül malından veriyorsun. Böyle yapar, tamam vereceğim derdi. Hz. Ömer'e kalsa kesecek, al çıkarttı kılıcı. Ya Ömer nasıl, adam işte, hadi bilmiyorum. Ya Ömer nasıl, adam İslam'ı bilmiyor. Kültür, köylü kültür. çöl kültürü diyelim, çöl.

  219. 1:25:26

    Şimdi nice köylüler şehirlilerden daha kültürlü, hadi devam. Çünkü köydekiler daha örfüne bağlı kalıyor. Şehre gelmişler, dağ cılkından çıkıyorlar. Onun için şu anda köylü kültürü daha yüksek kültür, benim için. Ama tabii çöl kültürü, kaba oluyor yani. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, böyle hiç görmezden gelirdi, hiç duymazdan gelirdi.

  220. 1:25:46

    Nice hareketleri öyle karşılıyor. Velâ yuy esû. Asla ümit kesilmezdi minhu kendisinden. Yani, kim ne niyetle giderse, kim ne isteyecekse, fetva mı soracak, paramı isteyecek, elbisemi isteyecek, hurmamı isteyecek, yani işte beni evlendir mi diyecek. Yani her konu, ümmetin babası ya. Kim giderse, ümidini kesmezdi.

  221. 1:26:06

    Yani mutlaka bana bir cömertlik yapacak, ikram yapacak. En azından bir dua etse, âbâd olursun. Yüz sene yaşa desene adama, yüz sene yaşıyor ya. Gençliğin kaybolmasın dese, adam yüz yaşına geldi, aynı genç duruyordu. Bir dua almıştı, Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Zaten ahirette Allah'ın izniyle anahtarlar onun elinde yani.

  222. 1:26:24

    Cennette komşu olsana, hadi komşum olsun dese, bitti yani. Kim ümidi kesecek ya? Nerede öyle bir insan bir daha? Gelmez ki. Kime gideceğiz de bu kadar ümidimizi kesmeden? Hep gidiyorsun acabalarla, kime işin düşse acabalarla. Yapmaz ki çoğu yani insanlar. Nerede insanlarda nesi? Me'el esef ve teessüf yani.

  223. 1:26:48

    İşte ve kâlellâhu teâlâ, Allah Teâlâ'nın âyet-i kerimesinde bu hususta Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'e hakkında ne buyurdu? Febimâ rahmetin minallâhi lintelev. Habibim sen Allah'ın rahmetiyle, acımasıyla onlara yumuşak davrandın. Sen sahabeye çok yumuşak huylu oldun, neden? Ama ben acıdım, sana da acıdım, onlara da acıdım.

  224. 1:27:07

    Sana o huyu, ahlâkı ben verdim. Ve levkûntefazdan kötü sözlü olsaydın, halîzal kalb, kalbi katı ve sert olsaydın, len febbû bil havlû. Hepsi etrafından dağılmıştı, gitmiştiler. Yani Efendi Hazretleri derdi ki, Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem gibi mucizeler sahibi, en büyük peygamber, kitap sahibi zata bile Mevla buyurdu ki, sert davransan bütün sahaben dağılır gider.

  225. 1:27:30

    Ki Rasûlullah mucizelerini gördüğü halde dağılıyorsa, ya biz nasıl tutacağız bu milleti sertlikle evladım derdi. İşte görüyorsun, Efendi Hazretleri bütün dünyayı toplardı. E şimdi yanında 3-5 tane adam var, bir sertlik yapıyor millete, ona bir şey, buna bir şey. Fakire bir hareket, hocaya bir hareket, yaşlıya bir hareket.

  226. 1:27:50

    Kimse kalmadı gitti, her şey dağıldı. Çünkü neden? Millet iyi ahlâk ister. Efendi Hazretleri'nin üstün ahlâkına geliyordu millet. Sen milletin suratına ekşi yaptıktan sonra, fakirle zengini ayırdıktan sonra, kapıda milleti bekledikten sonra hu hu hareket çekersen, en büyük evliya da yanında olsa millet dağılır.

  227. 1:28:09

    E çünkü Rasûlullah sahibine diyor Mevla, sert olsan dağılır diyor sahabe diyor yani. Efendi Hazretleri insanlarla direkt muhatap olamadığı için şimdi haberi de olmuyor çoğundan kapıdan kim geri gönderilmiş, ne olacak? O zaman dağılır giderler, işte dağılıyor. Dağıldı, neden dağıldı? İnsanlar iyi ahlâka gider arkadaş.

  228. 1:28:29

    Güler yüzle tatlı dile bakar, öbür türlü ne olacak? Para versen, adama para verip de suratına, öyle insan var ki para da verse paranın suratına çalar. Güler yüzle ol kardeşim ne yapacaksın sen? Rızkı alâllâh der yani. Onun için en mühim şey ahlâktır. Huydur. Ne buyurdu Allah Teâlâ? İdfâ billet-i ehsen.

  229. 1:28:50

    Habibim, kötü muameleyi ne yap? En güzeliyle karşılıklandır. Bak güzeliyle demiyor, en güzeliyle. Mesela Efendi Hazretleri burada ne anlattı? Bu Mü'minun suresinde de var. İdfâ billet-i ehsenü seyyye. Bir de Fussilet suresinde var. İki yerde var. Orâ feyzellezî beyneke ve beyneku. Hadâvetun kelleuveli unhamid.

  230. 1:29:12

    Habibim, adam sana kötülük yaptı. Sen ona iyilik yapma. Ne yap? Daha iyilik yap. Efendi Hazretleri şöyle derdi. Meselâ derdi, adam sana geldi, bir tokat attı. Sen ona tokat atma hakkın var, kısasa kısas. Ay yapma. Tokatı yedin, oturtun aşağı. Tamam. Ondan sonra ona tokat atmamakla, ondan sonra güzel konuş falan.

  231. 1:29:32

    Ya ben seni affettim, mazur gördüm. Sinirliydin o gün falan. Bu güzel bir davranıştır. Ama Mevla buyuruyor ki, daha güzelini yap. Daha güzeli ne olur ya? Zaten herifi affettik, konuyu kapattık. Daha güzeli şudur. Baktın bir başkası ona tokat... bir başkası ona tokat atacak, onun elini tuttu. Bu sefer adam şaşıracak, ulan biz adama tokat attık,

  232. 1:29:49

    tokat yiyeceğimize tokat atmadı bize, bir de bize tokat atanın elini tuttu. İşte bu en güzel ahlak. O zaman ne olur diyor, aranızda 40 yıllık düşmanlık olan adam, en sıcak, en yakın dostun olur. Tabi adam zaten şahsiyet, kişilik, kimlik, mürüvvet. varsa, değilse tabii bana böyle yalakalık yaparsın der.

  233. 1:30:07

    Böyle de manyaklar da var. Adama iyilik yaparsın, adam sana davet eder, dayılanır. İyiliğe de kötülük, kötülüğe de daha kötülük yapar. Ama sen, balık bilmezse Ama sen, balık bilmesi, halik bilir meselesi yap, Kötüyü en iyi Onun için bu işler, bu din, İyiliği emretmek, kötülükten neye yetmek, burada onu söylüyorlar.

  234. 1:30:31

    Bunlarla insanlara nasihat et, iyilik iste. Ama o arada dayak yersin, sopağa da Nuh Aleyhisselam dokuz yüz elli sene dayak yedi yahu. Ama derdin dil ise, insanları Allah'ın yoluna getirmek ise, bu, yok öbür türlü. Canın cehenneme, dibine kadar yolun var. Herife bir şey anlat, adam sana bir hareket çekti, sen de ona beddua et, git.

  235. 1:30:52

    Ya bu hiç vaaz etmesen, konuyu açmasan daha iyiydi. Herif belki bir yumuşayacaktı, bir şey olacaktı, senin gibi bir hocaya çattı, bir sinirli, bir hareket çektin herife milletin içinde, rezil ettin herifi. İnanacaksa da inanmayacak yani. Lazım değil, sen vaaz etme yani. Özelde diyorum, bu işler özelde çok oluyor, özelde.

  236. 1:31:10

    Yani sahaya inince bu çok oluyor. Kürtçü'den her türlü konuşuyoruz. Ama sahaya inince ahlakımız nasıl insanlar? Adam bize bağırıp da çağırabilir. Efendilerin de bize bağırıp çağırabilir. Bağırdılar efendiye, bizim yanımızda neler var. Ama ne yapacak, altı saat uğraşır adamı yumuşatır, demir gibi adamı yumuşatır.

  237. 1:31:26

    Ama sünnet budur. Ne önüne gele, sen daha hiçbir şey yapmayan adamı kapıdan kovuyorsun yani. E böyle insanlar sevdirilir mi, İslam'ı sevdirilir mi? E işte İslam ahlakı bu. Bir bedevi geldi yine mesela. Arabi ama fasıh. Bedeviler çok fasıh konuşur. Öyle bir fasıh konuşur ki yani Kur'an'ı bilmesen sadakallahu lazim dersin, ayet mi geldi dersin.

  238. 1:31:45

    Kur'an'ı bilmesen, sadakallahu lazim dersin, âyet mi geldi dersin, öyle bedeviler konuşur yani. Bir bedevi geldi, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki, Es-ghi ileyye, us-i ileyke. Es-ghi ileyye, us-i ileyke. Hele dedi, bana bir kulak ver, biraz beni dinle, sana biraz vasiyet edeyim.

  239. 1:32:03

    Efendimiz'e diyor. Başka husus var mı? Başka sorsam, mansuz edepsiz herif der. mansus, edepsiz, riftar, efendim sorsam Efendimiz sorsam, dur bakalım bize ne nasihat edeceğim. dur bakalım bize ne nasihat etti dinleyelim yahu kulak ver dedi bana bak Bir şiirler okudu.

  240. 1:32:25

    böyle. Bu Bedeviler tabi fasih konuşuyor. Yani dedi kalbinde kin olursa, nefret olursa Böyle. Bu bedeviler tabii fasih konuşuyor. Yani dedi kalbinde kin olursa, nefret olursa bir adama karşı bir adama karşı sen onu kalbinden çıkar işte. sen onu kalbinden çıkar, işte insanlara selamlı, tehiyyeli, sevgili, hürmetli konuş.

  241. 1:32:37

    Onlar teselli olsun. İşte adamın ağırlığını senin güzel selamlaman kaldırır. Eğer ki yanlış sana seslenirseler, terbiyeslik ederseler, affet, vazgeç falan. Ondan sonra efendim, duymamış gibi yap, bilmemiş gibi yap. Şiirler okuyor falan falan. Yani o da zannediyor ki bu ilimleri kimsede bulamazlar falan.

  242. 1:32:55

    Efendim sonradan sen de buyurdu çok teşekkür etti dedi. Sen ne güzel konuşuyorsun. Bu güzel ahlak dedi. Senin bize tavsiyelerin, ben çok mededim. Bana da bu hususta bir ayet nazil oldu dedi. Onu söyleyebilir miyim? Buyur dedi.

  243. 1:33:18

    Kötülüğe iyilik, hele daha güzelliğini yapmak. Çok sabredenler, çok nasip sahiplerine nasip olur falan. Baktı dedi ki, bu dedi beşer kelamı olamaz. Bedevi, müşrik. Bu sözler dedi, beşer kelamı olamaz. Ben bunu yıllık tecrübelerime göre bu şiirler ediyor. Bu dedi, mutlaka vahiydir. Ben Müslüman oldum dedi.

  244. 1:33:41

    Efendim sonrasında bana yani, ya sen ne konuşuyorsun. Üç tane şiir okuyorsun. Ben sana burada bir ayet okuyayım. Kafan şaşılır. Yapmadı ki böyle bir hareket. Çok istifade ettik dedi. Ne güzel söyledin dedi. Bir ayette bana nazil oldu. Anlatabilir miyim? Terbiye. Ama adama şimdi sert davranırsa orada bir hareket etse.

  245. 1:34:00

    Müslüman olmaz ya. Olmaz. Bedevi zaten sinirlenir gider ya. Ama o yumuşak davranış, ayet okuyor. Dedi ki, bu nasıl bir şey ya? Biz dedi, kaç tane şiir okuyoruz. Divan yazacağız. İki kelimeyle dedi, ayet bütün meseleleri Çin'e alacağız. Bu beşer kelamı olamaz. Zaten kafası çok çalışan adam fesihse falan, o ayetin kul sözü olmadığını hemen anlat.

  246. 1:34:21

    Çünkü kendinde fesahat varsa. Mesela adam doktorsa, mucizeyi anlar. Çünkü neden? Tıpta bunun çaresi yok. Demek ki bu şifa mucizeyle geldi. Anladın? Yani ilimli olacak. Ama şimdi öbür türlü bu işi bilmiyorsa, önüne gelen bir hokkabazlık gösterse, öbür ona inanır. Şeyh diye peşine gider. Çünkü neden? Bilmediğinden.

  247. 1:34:42

    Göz boğacılığa kapılır. bu acılığa kapılır. Ama konuyu bilen adam olsa yutmaz. Ama ona bu işe ikna etmen için ne yapman lazım? Daha üstünlüğünü sergilemen lazım. Adam hakiki tabipse, bütün tıbbı biliyorsa ama bir anda da bir hocaefendi geldi, bir şey okudu, adam birden iyileştiyse, doktor hemen der, bu mucize der.

  248. 1:35:00

    Çünkü neden? Tıpta yok der. E çünkü mucize Allah'ın mucizesi, şifa yaratan Allah. Demek istiyorum, bu Bedevî de ne kadar fasih idi ki, yani her Arap'ın işi değil, onun hemen âyet olduğunu, vahiy olduğunu anladı. Dedi ki, bu beşer sözü değil. İşte onun için, yani Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem harplerden çok, vurup kırmak için harplerden çok, vurup kırmaktan öldürmek

  249. 1:35:21

    zaten yapmadı. Kendi nefsini müdafaya çalıştı. Ama bütün milletin Müslüman olması üstün ahlakıyla, sekavetiyle, cömertliğiyle ve insanlara Allah'ın dinini sevdirmesiyle hasıl oldu. Rabbim Tebâreke ve Teâlâ o üstün ahlaktan bize de bir zerre, bir nebze nasip eyleye. Amin.

  250. 1:35:43

    Şimdi, Mahmud Çelener, hocaefendi kardeşimiz vefat etti. Ben hakikaten ağır hasta oldum. Çıkamadım, gidemedim. İnşâAllah taziyeye gideceğim. Gözlüklü Ahmet abimiz, kıymetli büyüğümüz. Efendi Hazretlerimize çok, elli sene, altmış sene hizmet etmiş. Hâlâ da hizmet ediliyor, dersler değiştiriyor. Ayşe hocamız, annesi, çok kıymetli hoca hanım.

  251. 1:36:04

    Efendim, Efendi Hazretleri'nin yolunu bozmadan, üstünlüğü bunu değiştirmeden, Efendi'nin üsulüyle talebe okutmuş. Dünyayı talebe yaymış. Bütün kız hocalar, talebeler hep başına çeker. Ya bu Mahmud Hoca kardeşimiz, kırk var mıydı bilmiyorum. Yaşı kırk var mı? Mahmud Hoca'nın. Hubedli Hoca. Kırk var mı yaşı Mahmud Çelener Hoca'nın?

  252. 1:36:23

    Yani kırklarda ancadır yani. Kanser oldu, beyin tümörü oldu. Birkaç senelerdir de çekiyor. Çok dua ettik, her yerde hepimiz ettik. Çok tedaviler oldu. Ecele çare yok. Efendim, dün akşam işte vefat etti. Cenazesi kalktı. Fıkıhla uğraşıyordu. İşte Salih Hoca Efendi'den okumuş. Of'a gitti çocukken. Sekiz yaşında gitmiş of'a ilim için.

  253. 1:36:45

    Annesi babası çok ilim dertlisiydiler. Çocuklarını hiç Allah için feda etmişler. Allah yoluna, din yoluna. Yusuf Çelener kardeşi de bizim tefsirde hadisleri bulan hoca kardeşimiz. Arkadaşımız. Mahmud Hoca da fıkıhla uğraşıyordu. Çok zekiydi. Ben diyorum nazar oldu. Bu nazar çoğu mezarda yatanların çoğu nazardandır diyor hadislerim.

  254. 1:37:05

    Yani o zaman da dedim bu nazar oldu dedim. Fıkıhı çok iyi anladı. Fıkıhı ihtisası yapıyor. Dolu kitaplar çözüyor. Efendim, genç yaşında çok büyük alim oldu. Talebe okutuyordu falan. İşte birkaç senedir böyle. Çok ağır tömür alındı ameliyat. Bir daha yükseldi, bir daha yükseldi. O da kefaret oldu. Tabii günahsız değiliz ama.

  255. 1:37:23

    Hastalık çeken, gözü bakarak ölen, öleceğini bilerek ölen şehit olur. Çünkü öleceğini bile bile artık son senelerdir tertemiz oldu. Zaten günah yapacak mecali yok ki artık. Bu vaziyette de ağır sancılarla şeylerle Allah'ın izniyle şehit oldu. Öyle düşünüyorum. Müştü zannediyorum. Allah Teala yüksek mertebeler ihsan eylesin.

  256. 1:37:43

    Ali dereceler nasip eylesin. Gözlükli Ahmet abimize de. Sabri Cemil, Ecr-i Cezir, Ayşe Hoca'mıza, kardeşlere, Alaattin Efendi'ye, Yusuf Hoca'ya. Hepsine Allah bütün ailelerine, Allah Sabri Cemil eşine, çocuklarına Allah. Ya Rabbi Sabri Cemil, Ecr-i Cezir kazaya rıza ihsan eyleyip. Ecrlerini zayi olmaktan muhafaza eylesin.

  257. 1:38:01

    Arkadan kalanlarına hayırlı uzun ömür, sahate ve afiyetle. İslam'a daha nice hizmetler. Hepsi hizmet. Hepsi dine hizmet ediyor. Allah çok daha hizmetler onlara göstersin, nasip eylesin. Mahmut Hoca'mıza da çok yüksek dereceler, mertebeler ihsan eyleyip. Kabrinde ilk gecesini bu gece ve bundan sonraki gecelerini daha ziyade istirahatlerini yevmen fe yevmen müjdat eyleyip.

  258. 1:38:22

    Bahşede fukaha zümresinde haşr eylesin. Ulema zümresinde haşr eylesin. Efendi Hazretlerimizle beraber dostlarına ilhak eylesin. Amin. Ruhi için buyurun. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü. La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah. Fi kulli lem hattin ve nefesin.

  259. 1:38:42

    Adede ma vis'ahu ilmullah. Allah, Allah, Allah. Ya Rabbi hediyelerimizi vasıl eyle. Kabrini nur eyle. Mahşer sabahına kadar bu hediyelerle. Daha binlerce gider ona. Çok okuyanı var. Allah'ın bütün hediyelerle kabrini mahşer sabahına kadar pür nur eyle. Ya Rabbel alemin ve ya hayran nasirin. Ruhi için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve Ehli Beytin sahabesinin ve özellikle

  260. 1:39:05

    Mahmut Çelenler Hoca kardeşimizin de ruhi için el Fatiha.