31:28 / 1:32:06Şu an 31:28 / 1:32:06
Transkript
236 satır
- 00:17
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Es salatu es selamu ala seyyidil murselin. Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Şifa-i şerif dersi çok önemli bir ders.
- 00:35
ayında olması daha da önemine önem katıyor. Rabiul Evvel ayındayız. ayındayız. Yarın değil, öbür gece Mevlid-i Şerif gecesidir. Pazarı pazartesiye bağlayan. Hem de Mevlid gecesi hakikaten pazartesi gecesidir. Bu sene de pazartesi 12. gece. Her sene pazartesi olmaz. Bu sene pazartesiye de denk gelmesi büyük bereket ve rahmettir inşâAllah.
- 01:03
Halkalı'da Yahya Kemal Beyatlı salonunda inşâAllah Rabbim manileri izah etsin. Toplanacağız. Mevlid-i Şerif'i ihya edeceğiz. Sohbetlerle idrak edeceğiz. idrak edeceğiz inşâAllah. İnşâAllah hepiniz davetlisiniz. Hanım kardeşlerimiz gelemiyor. gelemiyor. Onlar televizyonları ve radyoları başından dinleyebilirler.
- 01:23
Biz de geçen tabi mani oldu, baya bir toplantılar oldu, çok önemli toplantılar oldu. Ben bu şeyde olamadım. Müsait olamadım şifa-i şerif dersi. Şimdi, bu dersinde hiç kalmasını istemiyorum. Özellikle Mevlid-i Şerif ayındayız. Bu mübarek ayda daha çok önem arz ediyor. Dememin sebebi, çünkü Şifa-i Şerif'in tümü
- 01:51
Kazımiyaz Hazretleri, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in işte ahlakından bahsediyorum. işte ahlakından bahsediyor, fazâlinden bahsediyor. bahsediyor. Şimdiki okuduğumuz bap zaten Kerem'i, cömertliği ile ilgili diye hatırlıyorum, evet. Cûd-u Kerem'i, sehâsı ve semâheti. Ne demek? Cömertliği, Kerem'i, iyiliği, sehâsı, cömertliği, semâheti, müsemâkârlığı.
- 02:14
Bu bap idi, bu bapı şimdi bitireceğiz inşâAllah. Bir dahaki derste Efendimiz'in cesurluğu, şecaati, kuvveti ve atılganlığı ve korkmaması. Mesela bu hususta rivâyetler, hep hadîs-i şerîfler, hep rivâyetler. Yani bu şifa-i şerîf kadar Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'i tanıtan bir kitap yoktur. Bu kitapta zaten ondan başka hiçbir şeyden bahsetmemek denir.
- 02:36
Bu itibarla fazla, aile çoktur. İnşâAllah nasip olsa bu sohbetler yani çözüm yapılsa çok da iyi olur. Yani o çözüm yapılsa kitap olur. Kitap olsa siz de belki kalıcı olur yani daha çok okursunuz ama nasip bakalım biraz ekibimizi artırırsak.
- 02:57
Şimdi akaid mektuplarını çözdürüyorum. İtikad mektupları çok önemli olduğu için onları kitap haline getireceğiz inşâAllah. Sohbeti çözüyorlar ya, sohbet diliyle şey bir olmuyor, devriklik olabiliyor falan ona bir tasdik gerekiyor. Veyahut da hadislere falan bir kaynak, bir şey gerekiyor. Konuşurken her şeye icap etmiyor.
- 03:15
Sohbet dili başka. Sohbet dili başkadır, yazı dili farklıdır. Bu itibarla şimdi Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in cömertliğinden bahsederken Kazım-ı Yazd Hazretleri, Radıyallahu Teâlâ, Sahih-i Bukhari'de olan, Sahih-i Bukhari'de de zikredilen bir konuyu anlatıyor. Zaten Kazım-ı Yazd Hazretleri'nin zikretmesi kaynak olarak yeter.
- 03:41
Ama yine de tabi şerhler kaynaklar veriyorlar. Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'i reddetti, yani geri verdi demek. Arapça da redd, geri döndürmek anlamına geliyor. Türkçe de reddetmek başka manaya geliyor. Arapça da geri verdi. Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, Havazin'e, gayrı musariftir, Havazin kabilesine geri verdi.
- 04:13
Neyi geri verdi? Sebâyâhâ. Esirlerini geri verdi. Halbuki harp ganimetiydi. En helal mal idi. Allah Teâlâ, Bukhari hadisinde, ganimetler bana helal edildi buyuruyor. Hem de helalin en üstünü beyan ediliyor. Ama Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem onlara işte acıdı. Esirlerini geri verdi. Tabi bunu bir şey olarak düşünürsek, yani devletin gücü olarak,
- 04:45
ganimet demek devlet kasasının gücüdür, beytül malın gücüdür. Ganimet. Esirler de insan gücüdür. Çünkü bunlar ne yapıyorlar işte, sahipler işte, sahabe arasında veyahut da müslümanlar arasında mücahidler arasında dağıtıldıkları vakit zaten İslamiyet onlara yediğinizden yedirin, içtiğinizden içirin, giydiğinizden giydirin diye eşit muamele yapmalarını da emrediyor.
- 05:09
Eziyet, işkence zaten yok. Bu arada İslam'ı öğrensinler, müslüman olsunlar, her fırsatta da azat ettiriyor. Yemin kefareti, köle azat et, adamı, hatayla adam öldürdün, köle azat et. Bütün cezalara da köle azadını koyaraktan İslamiyet bir yandan azat ettiriyor, bir yandan onları müslüman ettiriyor, ahireti cenneti kazandırıyor, bir yandan azat ettiriyor, bir yandan da
- 05:31
ikhvanüküm, havelüküm, esirleriniz sizin kardeşlerinizdir, cealavunla tehteydiküm, Allah onları sizin elinizin altına koydu, bu bir kaderdir, ama femenkanehu tehteydi, kimin elinin altında kardeşi varsa, felvulbismü'me'l-hayat, yediğinden yedirsin, aynı etten, aynı buttan, felvülbismü'me'l-hayat, giydiğinden giydirsin, hangi kumaş, aynı kumaş, kalite aynı olacak.
- 05:58
İslamiyet'in mülazası budur. Çünkü İslamiyet, köle azadını teşvik eder. E fakat yine de bu devleti güçlendiren, istihdam sağlayan, yani Medine döneminde birçok usta, efendim demir ustası, kömür ustası, neyse kömür yoktur belki orada da, işte efendim işçilik yapanlar yani, ekseri demirdir, değirmen ustaları, o zamanki hacetleri ekseri bunlardandır.
- 06:30
Hazreti Ömer Efendimiz'i öldüren de, şehit eden de o zındık Ebu Lüegyavur'u, tabii ki, mecusiydi, şeydi, fakat tabii o hainlik etti, ayrı dava. Şimdi, bu büyük bir, yani emlak değerindedir, çok büyük bir kuvvettir. Hevaz'ın kabilesi, Huneyn bölgesinde bulunan kabilenin adıdır. Huneyn, Taif tarafındadır.
- 07:00
Fekif kabilesiyle ilişkilendirilir. Huneyn bir bölgenin adıdır. Medine tarafında değil. Ben Yemen tarafında biliyorum. Yani Taif tarafı, Yemen tarafındadır Huneyn. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke fethinden sonra, yani Mekke fethi hicretin sekizinci yılındadır. Mekke'yi fethettikten sonra Huneyn'e yöneldi.
- 07:31
Huneyn, Taif biliyorsunuz, en baştan beri inkar ettiler, çok eziyet ettiler, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i kovdular, taşladılar, başını yardılar, mübarek başına kan attılar, ayaklarını kana boyadılar. Meşhur hadise, Hazreti Zeyd'le gitmişti ya, ilk dönem. O zamana kadar da hiç iman etmemişlerdi.
- 07:51
Hatta Cibril aleyhisselam, hani gelmişti ya, dağların amiri melek ile beraber. Bu dağların hazine, bu dağlardan sorumlu melektir. Senden müsaade istiyor, istersen bunları helak edecek. Deyince Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yok ben onların sultlarından Allah'a ortak koşmayan Müslümanlar geleceğim.
- 08:13
Yani kendileri kafirlikte ısrar etse de, çocuklarından Müslümanlar olacak. Şimdi nesillerini kesmeyelim. Diye bir hadis-i şerif vardır. Sultlarından şirk koşmayanları Allah'a çıkartacağını umuyorum. Tabi hakikaten, seneler sonra, çünkü o Mekke döneminde gitmişti, o zaman dayıları vardı orada. Fakat çok hakaret ettiler, hiçbiri iman etmediler.
- 08:48
O kısayı bazı sohbetlerimde anlatırdım, anlatmışım. Bu noktada tabi Mekke fethi ne zaman? Daha o hicretten önceki bir olay. Şimdi Mekke fethi 8. sene, yani en az 10-15 senelik bir hadise bu. Ama bak Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, umudu gerçekleşiyor. Yani işte onlardan şirk koşmayanlar geliyor.
- 09:10
Hevazin deniyor, bu kabilenin adına. Hevazin diye bir insan, Hevazin İbni Eslem, yani kabile bir adama nispet edildiğinden, Hevazin deniyor. Yani Hevazin adamın adı. Bir adamın adı, bir aşiretin adı olur ya mesela, onun gibi zikrediliyor.
- 09:32
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlarla gaza yaptı. Kur'an-ı Kerim'de geçiyor. Allah size çok yerde yardım etti. Hüneyn günü de yardım etti size. Fakat Hüneyn günü ne oldu biliyor musunuz? Bedir'de 313 kişi, 3 misli 1000 kişiye, 900 küsur kişiye galip geldi. Hep azlar, çoklara galip geldi. Hüneyn'de acayip bir şey oldu.
- 10:01
Çünkü Hüneyn'e 15.000 kişi gittiler. Mekke fethedilince oradan da Müslüman olanlar katıldılar. 15.000 kişi kadar yani. Hüneyn'e gittiler. İd'e acebetküm, kefretküm, çokluğunuz sizi şaşırttı. Ya bu biraz daha yenilmeyiz dediniz yani. Azlıktan yenilmeyiz çünkü sayımız çok dediler. Dediler bazıları. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem demez böyle bir şey.
- 10:25
Ama ordudaki bazıları dediler. Yani sayımız az diye, azlıktan yenilmeyiz. Burada az değiliz. E sizin çokluğunuz sizi biraz şeye, efendim, hoşunuza gitti ve hayran bıraktı, şaşkına çevirdi. Çokluğunuz sizden bir şey defedemedi. Ve zâkatu aleykum ilâ arzul bimâ rahümet. Geniş yer, yüzü dünya size dar geldi.
- 10:53
Çünkü bir bozgun oldu. Ondan sonra kaçıştılar. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanında kimse kalmadı. Bir iki kişi kaldı. Efendim, beyaz katırın üzerine binmişti sallallahu aleyhi ve sellem. Hatta orada katır çünkü yavaş gider. At gibi gitmez. Yavaş gittiği için katıra binmişti ki ben kaçmama geldim yani.
- 11:18
Kaçmak için gelmedim diye göstermişti. Hatta o dillere destan olmuştu beyaz katırın sahibi diye sallallahu aleyhi ve sellem. Çünkü tek başına göğüs geldi. Oklar, yaylar şey gibi geçiyor etrafından. Tabi Allah'ın koruma kararını var ama yine de insan cesaret ister yani. Sallallahu aleyhi ve sellem. Enen nebiyyul âk edip enen ebni Abdülmuttalip.
- 11:41
Ben peygamberim, ben size yalan söylemedim. Ben Abdülmuttalip'in oğluyum. Abdülmuttalip'in rüyası var evvelce. Dedesinin gördüğü o rüyada Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in işte işinin yükseleceği, dünyaya hakim olacağı rüyası var. Yani ben burada bozguna uğramam. Allah'ın izniyle bana bir şey yapamazsınız.
- 12:00
Ben Abdülmuttalip'in torunuyum. Diyen Bukhari'dir bu söz. İşte onu beyaz katırın üstündeyken söylemiştir. Ben nebi peygamberim mi? Yalan yok, şaka yok. Benim şakam yok. Allah bana yardım eder demiştir. Ve herkes baştan bir münhezim olup bozguna uğradıktan sonra işte ayet-i kerime söylüyor. Sümme velleytüm döndünüz gittiniz müdbirin arka verip kaçtınız.
- 12:25
Sümme enzelallâhu sekinetü alâ resûliyye. Sonra Allah peygamberine sekinet indirdi. Ve eyyedebü cünüzü lebteravâ. Yani görmediğiniz ordularla destekledi. Yani melek ordularını Allah Teala indirdi. Sekinetler yağdırdı. Ve böylece yeniden galibiyet hasıl oldu.
- 12:51
Efendim, yanında bulunanlara da beraber indirdi sekinet. Sekinet yatışma demektir, feyiz demektir. Huzur demektir. O gelince insan telaştan kurtulur. Feyz gelmeyince sekinet, insan panik olur yani. O da insanı kaçırtır. Bu ayet-i kerimelerde beyan ediyor.
- 13:11
Şimdi sonunda hüneyn muharebesi ayet-i kerimede de beyan edildiği üzere kazanıldı. Allah Teala yardımlarını izal etti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hiç geri adım atmadı. Cephede durdu. Herkes cepheyi bıraktı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem durdu. Bir veya iki sahabiden bahsedi. Ebu Süfyan,
- 13:33
yani o Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem amcaoğullarından şey değil. Meşhur Ebu Süfyan değil. Hz. Muhammed Efendimiz'in babası Ebu Süfyan değil. Amcaoğullarından, akrabasından Ebu Süfyan. O, Cennetül Bekir'e yatıyor. O orada müdafaa etti. Yani Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yanında durdu.
- 13:51
Ayrılmadı. Böylece harp kazanıldı. onlardan bir heyet 14 kişilik bir heyet seçtiler. Yenilen taraf yani Hevazin kabilesi. 14 kişilik heyetin başında Züheyr İbn-i Surfe isimli, Züheyr isimli bir zat vardı. Heyet başkanı. Bu da geldi. Bir de Ebu Berkan vardı. Ebu Berkan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin süt amcası.
- 14:32
Çünkü biliyorsunuz Halime-i Saadiye ve Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Sekif kabilesinde çocukken emzirildi. Halime annemiz tarafından. Onun için orada akrabaları oluştu sütten. Halime annemizin diğer süt çocukları da vardırdı. Ebu Berkan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin süt amcasıydı.
- 14:54
Ebu’s Suûd tabi biliyorsunuz nesep gibi ilimli. Yani soy gibi bir bağlayıcılığı var. Sıla-i Rahim gerektiriyor, iyilik icap ettiriyor. Çünkü sütten kardeşin, sütten amcan, hakiki amcan gibi. Çünkü sütten kardeşin olsa kız kardeşin, evlenemiyorsun. Hakiki kız kardeşin gibi. Amca da oluyor, aynı amca.
- 15:18
Geldiler, heyet geldi, 14 kişi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem süt amcası da gelince, iş biraz değişti. Dedi ki bu aldıklarınızı bize bağışlayın. Yani esir düşenleri. Ve ganimet de, ganimet çok. 20 bin, 25 bin deve. Şimdiki yani 25 bin tank. Deveniz o zaman tank. Çok pahalı bir şey. Bunları bize bağışlar mısınız dedi.
- 15:47
Çünkü dedi aramızda süt münasebeti de var falan, onu da devreye sokunca Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu. Ebnâkum ve nisâkum ehebbû ileykum ve memâlukum. Şimdi dedi iki şıkkın birini yapalım. Kadınlarınızla oğullarınızı mı istiyorsunuz? Yani esirleri mi geri bağışlayayım? Yoksa mallarınızı mı istiyorsunuz?
- 16:08
Yani develerinizi falan. Karım çocuğum gittiyse gitti, boşver bana deve mi lazım diyorsunuz yani. Sordu. Onlar dedi. Mâ künnâne adnubil ehsâ. Bir şey ya. Ya hasebimize, soyumuza hiçbir şey denk tutabilir miyiz? Gelen mala gelsin, hepsi giderse gitsin. Biz soyumuzu, hanımımızı, çocuğumuzu almak isteriz.
- 16:29
Yani iki şıktan biriyse tercihimiz bu olur. Dediler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu. Emâ mâ kâne li veli beni abdilmuttalib fevelekum. Ben kendi adıma, benim istemeniz, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in seçilir. Beşte bir. Ve alemû enne mâ ghanimtü min şeyhim fe enne lillâhumu sevveli rasûl.
- 16:50
Âyet-i kerîmede ne buyuruyor? Ghanimetlerin beşte biri Peygamber'e aittir sallallahu aleyhi ve sellem. Beşte bir. Çok büyük bir rakam. Beşte bir yani. Yirmi beş bin dev olsa beşte bir. Paralar olsa beşte bir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de onu dağıtıyor işte. Fakirlere dağıtıyor. Bir kuruş sabaha bırakmaz.
- 17:09
Akşam gelir ghanimetler, sabah uyuyamaz. Biraz uyudu kalktı. Dedi birkaç kuruş yastığın altında şey kalmış. Yastık da bizim bildiğimiz yastık değil de. Hasırın altında yani. Hasırın altında birkaç kuruş infak edilecek para var. Yarın öbür gün fakir gelirse veririm. Uykumu bozdu dedi. Ben uyuyamadım dedi.
- 17:28
Veririm kalırım emanettir dedi. Hemen fakirleri çağırdı gece yarısı dağıttı. Hiç ghanimet şey etmez yani. Efendim. Şimdi beşte biri ona ait olunca bir de Abdülmuttalip oğullarına kendisini yetkili görerek dedi ki benim hisseme ne düşüyorsa, Abdülmuttalip oğullarının hissesine ne düşüyorsa hepsi sizindir geri alın dedi.
- 17:52
Alabilirsiniz dedi ki bu seninle harp ediyor. Adam sana seneler evvel neler etmiş. Bu kadar başkası olsa kin tutar. Düşmanlığı uzatır. Cömertliğini anlatıyor. Müsamahalığını anlatıyor. Sizin olsun dedi. Vemâ linnâsûs eluminûm. Ama dedi insanların da ghanimette hakkı var. Allah ayette hak vermiş. Kur'an nazil olmuş.
- 18:18
Vahiy gelmiş yani. Ben şimdi insanların haklarını onlar adına bağışlayamam. Kendi akrabamı Abdülmuttalip oğullarına yetkiliyim yani. Demek onlar sen ne dersen o olur demişler. Hani düşünelim ki bir aşiret reisi onların adına karar vermiş gibi. Haşa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem o manada aşiret reisi gibi haşa.
- 18:36
Bunu demiyorum. Tek bir tek hata yok. Hani diyorum bir kabileye birine yetki veriyorlar ya lider misin sen ne diyorsan o oluyor o hesap. Dedi buyurdu ki benim ve Abdülmuttalip oğullarının ki sizin olsun geri alın. O da çünkü yakın bir rakam tutuyor. Fakat dedi insanların da hakları var. Ben şimdilik onların adına bağışlayamam.
- 18:54
Ama onlardan da isteriz, sorarız dedi yani. Teşvik ederiz dedi yani. Bunun üzerine muhacirlerle yani Mekke'den medeniyet edenlerle Ensar, Medine'den onları yerleştirenler sahabenin en büyük iki cenahı. Muhacir ve Ensar. Onlar dediler ki ma kâne lenâ feveli rasûlillâh sallallahu aleyhi ve sellem Bizim hissemize ganimetler ne düştü?
- 19:18
Bu çok önemli bir şey. Adam tarlada çalıştıracak, hurmada çalıştıracak, bağda çalıştıracak. Bosna'da adam yaşlı. Yerine hizmet eden lazım veya deve lazım. Adam fakir. Orada canını vermek üzere gelmiş. Kolay bir şey değil ganimeti. Yani orada büyük bir menfaat var ya. Mevla vermiş bunu. Allah'ın verdiği bir hak.
- 19:41
En helal malı bu ümmetin yani. Muhacirlerle Ensar sahabenin yekûnünü teşkil ediyor zaten. İki kanat. Hepsi dediler ki bizim ne hakkımız varsa Rasûlullah'ın olsun. Sallallahu aleyhi ve sellem. O ne buyurursa olsun. O da zaten bağışladı geri ailelerine, mallarının içine. Peki. Sonra, yeni Müslüman olmuş müellefe-i kulüp, kalpleri ısındırılmak üzere yani,
- 20:09
Mekke Fethi yeni oldu ya, Fethi'den sonra Müslüman oldular ama hemen de Huneyn Muharebesi'ne geldiler. Yani İslâm'ın faziletlerini, meziyetlerini... daha öğrenememiş bir de grup var diye. Bunlara kalb-i İslâm'a ısındırılan müellefe-i kulüp denir. Kur'an-ı Kerim'de de geçiyor. Zekât'ta da sekiz tane masriften verilecek yerden biri, kalbini İslâm'a ısındırmak meselesi var.
- 20:33
Burada adamın zengin olması bile mühim değil. Yani zekat hep fakirlere veriliyor ama sekiz masriften bir nokta var. O bir maddede Kur'an-ı Kerim söylüyor, kalpleri İslâm'a ısındırılmak için, teşvit den dolayı zekattan bir şey ona da verilebilir. Mesela, ''İnnema sadakatül-il fukara'' ad-i kerimesi Tevbe Suresi'nde geçiyor bu.
- 20:57
Bu müellefe-i kulüp olan kişiler dediler ki ''emma malena fela'' ''Ya bizim hissemize düşeni biz vermeyiz, niye veriyoruz?'' dediler ya. ''Biz'' dediler ''buraya harbe gelmişiz, zaten adamlar bizi yenselerdi kıtır kıtır keseceklerdi. Yani biz onları yine öldürmedik, bir şeye eziyet etmedik ama ganimet hakkımızı niye veriyoruz?'' dediler.
- 21:18
Müellefe-i kulüp öyle deyince Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem hemen devreye girdi. Dedi ki onlara ''Ben sizden bunları, bu haklarınız Allah vermiş, ben tasdik etmişim ama bu haklarınızı şimdi bunlara geri verin'' dedi. ''Çünkü bir kısmının ailesine geri dönecek, bir kısmı kalacak, çok üzüntü olacak.'' dedi.
- 21:37
''Ne yapalım, siz geri verin, ne olsun?'' ''Ben sizden ödünç almış olayım bunları.'' dedi. ''Borç almış olayım, ne yapayım?'' ''İlk gelen ganimetten, ilk gelen ganimetten telafi edeceğim.'' dedi. ''Yani size bunu, yerini dolduracağım para olarak, yerini dolduracağım.'' deyince onlar da dediler ''Tamam o zaman.'' dediler.
- 21:56
Yani Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem zaten sözünde duranların efendisi yani. Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem o bakımdan onlar da ''Tamam.'' dediler. Efendim Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem onlara da efendim elbiseler giydirdi. Çünkü taksimat yapılmıştı. Yapıldıktan sonra geri alınma meselesi, sıkıntı bu.
- 22:18
Yani ganimet malı, beytül malın olarak dururken iş daha kolaydı. Fakat taksimat yapılmıştı herkese. Hakkı verilmişti. Şimdi adamın malı olan bir şeyi geri istiyorsun. Muhacir ve Ensar verdiler. Mühellefe Kulüb'den bir cemaat ''Ya biz vermeyelim, niye veriyoruz? Mecburuzsak verelim yani Allah vahyediyorsa.
- 22:39
Ayet, hadis yoksa yani demek istediler. Bize serbest kaldıysa bu işi vermeyelim. Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem de buyurdu, bir ödünç alayım sizden ben bunları, verin siz. Ben size yerini dolduracağım. İlk gelen maldan. Ondan sonra yine de onlara bir elbiseler dağıttı. Kalplerini ısındırmak için elbise giydirdi onlara.
- 22:57
O zaman böyle herkes elbise bulamıyor, bir şey bulamıyor. Yani bir elbise ne demek yani? Senelerde bir kere bir yeni bir elbise giyemezsin. Şey yani kim dokuyacak, kim edecek? Şam'dan gelecek, şuradan buradan gelecek. Yani orada zaten bu endüstri yok yani Mekke'de. Medine'de yani bu işler yok. Efendim, burada artık başkasının hakkına tealluk ettiğinden,
- 23:28
mal sahibine teslim edildiğinden, devlet reisi yani diyelim, imam deniyor ona. Devlet reisi ne yapamaz? Adamın hakkını bağışlayamaz yani, hakkı değil ki. Ancak bu şekilde hani ödünç alabilir vesaire. Evet, şimdi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hevazin kabilesine ne yaptı? Alınan esirleri geri adetti.
- 23:51
Bunun cömertliğine bak. Ve kânû idiler ne kadar? Sittete âlâ fil. Altı bin esir. Medine ekonomisi canlanır, İslam devleti şaha kalır yani. Çünkü onlar her işte çalışacaklar ya. Bu çalışma nedeniyle, bir de meslek sahipleri, onlarda bir işleri, bildikleri işler var. Yani altı bin kişi kadınlar var, çocuklar var bu içinde.
- 24:18
Efendim, ganimetler hariç. Mal ganimetini konuşmuyoruz. Bunların hepsini geri verdi. Sonra yirmi dört bin deve. Yirmi dört bin deve ne dedim sana, yirmi dört bin şimdiki tank. En yüksek iki yüz elli bin euroluk jip. Bir tanesi. Deve o demek o zaman. Yirmi dört bin deveyi geri verdi. Ondan sonra, efendim, kırk bin koyundan fazla, kırk bin koyun ne demek ya?
- 24:48
O zamanın behrinde. Kırk bin koyunu yâde etti. Ondan sonra, dört bin okka gümüş. Dört bin okka gümüş, bu da çok, yani, ediyor. Beş yüz milyon kirhem ediyor yani. Beş yüz milyon gümüş para ediyor. Beş yüz, efendim, milyon. Ondan sonra bazı rivayetlerde altı yüz milyon ediyor. Bunların hepsini, Sallâllâhü Teâlâ Aleyhi ve Sellem, iade etti ve sonra
- 25:30
tabii Bahreyn'den cizye malı geldi. Hani cizye, Hristiyanlar, biz Müslüman olmayacağız derlerse, onlara teklif ediliyor, vergi verin. Vergi verirseniz ne yapıyorsanız yapın. Çünkü neden? Küfrün ve şirkin zulüm düzenleridir onlar mutlaka, adalet olmaz. Onların zayıf olması lazım, İslam Devleti'nin güçlü olması lazım ki dünyada adaleti temin ve tesis edebilsin.
- 25:56
Bundan dolayı cizye var biliyorsunuz. Hattâ yurdul cizyete ân yedim ve hum sâghirûn diyor Kur'an. Elleriyle cizyeyi getirip verecekler. Orada Bahreyn'de illa Müslüman olun diye bir şey yok. Müslüman isteyerek olursan ol. Müslüman isteyerek olunur, zorla olunmaz. Müslüman olmuyorsan vergiyi kabul edersin.
- 26:14
Vergiyi kabul ettin yine savaş yok. E vergi de vermiyorum ne olacak? Ben seninle savaşıyorum. Savaşanla savaşılır. Sonra Bahreyn'den cizye parası geldi. O da 180 bin dirhem. Yani burada ne dedikse 180 bin dirhem büyük bir paradır. O parayı bir günde taksim etti. Orayla burayı telafi etti. Buradan ödünç aldı ya haklarını.
- 26:48
Bahreyn'den gelen cizye parasıyla Ala İbn-i Hadrami Efendimiz'in tahsildarıydı. Bahreyn tahsildarı, vergi tahsildarıydı. O gönderdi. İşte 180 bin dirhemlik cizye malını o gün taksim etti. Bu var ya bir sene kaç sene yeter. O parayı bir günde bölüştürdü fakire fukaraya ve bu ödünç aldıklarına, mücahitlere.
- 27:20
Yani cömertliğinin haddi hesabı olamaz yani. Ancak Allah tarafından hani Habibim sen ver ben de sana vereceğim diye garanti alan yapabilir bunu. Çünkü biz yani ne kadar paramız bir şeyimiz olsa hemen korkuyoruz aç mı kalacağız bir olay mı çıkacak. Yani zengin adam da bir anda fakir olacak olaylar oluyor memlekette.
- 27:42
Zelzeleler oluyor, ihtilaller oluyor, el koymalar oluyor, istimlaklar oluyor. Yani kim kendine güvenebilir? Ancak Allah'a güvenilebilir. Celle Celaluhu Efendimiz'e sözü vermiş. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de Tabi sen şimdi dersen bana da Allah söz verse ben de cömert olurum. Sen öyle fuzuli konuşma.
- 28:01
Sen Allah söz verse bile sen dersen ki ya Allah beni unutursa tövbe ya Rabbel alemin. Senin itikadın bozuk. Yani içimize vesvese gelir demek istiyorum. Allah beni unutur diyen kafir olur. Onu demeyiz. Ama içimizde çok vesvese ve şüphe olur. Onun için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in benim halim kıyas edilir mi?
- 28:22
Haşa kella. Evet. Ve hata yine verdi. Kime el-Abbas'e. Amcası Abbas'a. Bu da Hz. Abbas Efendimiz'e. Bu da Bukhari'de geçiyor yani. Hz. Enes'den rivayette. Bukhari'de bu da geçiyor. Hz. Abbas'a verdi. Başka bir hadiseyi anlatıyor şimdi. Ne verdi? Efendim. Minezzehebi altından. Ma o kadar ki lem yutık.
- 28:55
Takat getiremedi. Ham lehu onu taşımaya. Taşıyacak gücü kalmadı. O kadar altın verdi. Hz. Abbas güçlü kuvvetli. Altını taşıyamıyor. Şimdi biz 1 kilo, 2 kilo, 3 kiloyu taşırız da. Altın taşıyamaz mıyız? 40 kilo bile belki taşırız. Keşke versinler yani. Ne olacak yani? Vur sırtıma yani. En nihayetinde.
- 29:17
Üzerime koyduğun yük altın olsun yani değil mi? Hz. Abbas taşıyamadı ya. O kadar altın verdi. Bahreyn'den yine mal gelmişti. O zamana kadar gelen malların en fazlası oydu. Ganimet ve cizye malı. Mescide saçtılar malları. Devletin ve idare ve yönetim merkezi mescid-i Rebevi. Fetva da orada veriliyor.
- 29:44
Kaza, hüküm de orada veriliyor. Mahkeme de orada kuruluyor. Hutbe de orada okunuyor. Namaz da orada kılınıyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında bütün içtimalar, sosyal faaliyetler diyelim. İstimai yani faaliyetler, hepsi mescitte görülüyor. Getirdiler, Beytül Mal'ın hazine dairesi yok ki, özel kitli odalar, şeyleri yok.
- 30:05
Mescide saçtılar malı. Hazreti Abbas geldi. Dedi ki, Ya Resulallah dedi, bana biraz ver dedi amcası. Çünkü ben dedi, bütün malımın mülkümü dedi, Bedir'de esirlikten kurtulmak için fidye verdim. Akil de vardı. O da yani Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in amcası, yani Hazreti Abbas'ın kardeşi oluyor.
- 30:27
Akil'in de fidyesini ben verdim. Onun da parası yoktu dedi. Yani Bedir'deki esirler fidye alınıp salındı ya, onu birkaç sohbette anlatmışım. Orada da acayip işler oldu. O fidyeleri ben verdim dedi. Benim ne malım kaldı, ne mülküm, çalığım çocuğum var. Onun için.
- 30:44
Şimdi şöyle bir durum var. Tabi ki Hazreti Abbas Bedir'e zorla çıkartılmıştı. Ebu Cehiller ona, hadi bakalım bizle geliyor musun gelmiyor musun, mecbursun geleceksin dediler. Hazreti Abbas Mekke'de Müslüman olmuştu. Ta biliyorsunuz Akabe biyatlarında bile Efendimiz'in yanında giderdi. Medine'den gelen heyetlerle ta yani hicretten ne kadar önce.
- 31:09
Yani Mekke döneminde bile Hazreti Abbas geceliğin Mina'da Akabe biyatları yapılan noktalarda yanında giderdi. Konuşma yapardı, Efendimiz'i methederdi. Müslümanlığını gizlerdi. Bazı rivayetlere göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sen burada dur da olan bitenden bizi haberdar edersin. Buyurmuş.
- 31:28
O da onların dini üzere gözüküyordu, ajan gibi diyelim. Müslümanlığını gizliyordu. Fakat sonra tabi Bedir'de esir düşünce diğer sahaben herkes de onun zaten öyle o bizdendir, Müslümandır bilseler yayılır. O zaman iş göremez. Kendini gizlemesi bozulur. Onun için bilmeyenlerden, o zaman fitne çıkacak.
- 31:49
O diyor benim akrabamdan bu kadar fidye parası aldınız. Resulullah'ın amcası diye buna niye özel muamele yapıyorsunuz falan. Fitne de çıkmasın. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem amcası akilim fidyesini de ondan aldı. Hazreti Abbas'ın da fidyesini ondan aldı. Bayağı da büyük bir mal fidye. Hatta buydu ki sen benim amcamsın iki kat fidye vereceksin falan.
- 32:09
Konuyu öyle yani. Bütün millet bak amcasından da alıyor şeyinde. Hakikaten de aldı. Fakat sonra Hazreti Abbas geldi dedi ki ben Bedir'e zorla getirdiler. Ben sana karşı harbe gelmemişim ki. Mükre vaziyette geldim. Şimdi de param da kalmadı. Bütün hepsini fidye verdim. Yani Beytülmala İslam Devleti'ne verdi.
- 32:30
Bana dedi bu gelen maldan bir şey verir misin? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki al bakalım dedi. Ne kadar alıyorsan. Saçılmış nasıl olsa mescide dedi. O da elbisesini topladı biraz altınları elbisesine. Sonra baktı topladıklarını taşımaya kalktı. Taşıyamadı. Sonra Hazreti Ali Efendimiz'e dedi ki Ya Ali yardım et dedi.
- 32:59
Sen kaldır dedi. Hazreti Ali Efendimiz de geldi. Hazreti Ali Efendimiz de kaldıramadı. O kadar altın ağır. Hazreti Ali Efendimiz kaybenin kapısını kaldırdı. Kalenin kapısını. O da kaldıramadı. Ondan sonra biraz yere boşalttılar. Azalsın da kaldırayım diye. Ondan sonra yine biraz boşalttılar yine kaldıramadı.
- 33:21
Ondan sonra biraz daha boşalttı. Ondan sonra taşıyacağı kadar olunca Hazreti Ali Efendimiz sana yardım etti. Omzuna yük olarak altınları verdiler. Öyle gidiyordu. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onun durumuna şaşırdı böyle. Omzunu aldı yani. Kaldıramadı. Omzunu attılar da öyle götürüyor. Böyle peşinden onu izledi böyle.
- 33:43
Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Yani giderken. Hasırlar dolusu mescitte. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlardan bir kuruş bile bırakmayana kadar kendisi açlıktan karnına taş bağlıyor. Kendisi yiyecek yemek bulamıyor. Üç ay geçerdi diyor annelerimiz. Ocak tütmezdi bir çorba sıcak bir şey pişmezdi diyor.
- 34:05
Sütle hurmayla ensardan gelen hediyelerle geçinirdik. Yemek diye bir şey yok. Harpa ekmeğinden hayatında doymamış. Buğday ekmeğini bizim gibiler gibi ekmekleri görmemiş. Sallallahu Aleyhi ve Sellem o kadar maldan kendi hakkı da var. Beşte bir. Veyahut ganimette beşte bir mesela. Bir kuruş kendisine ayırmadan bütün fakir fukaraya gecesinde gününde dağıtıyor.
- 34:31
Saniyesinde. Bu nasıl bir ahlak ya? Böyle bir şey gösterin ya. Mislini gösterin ya. Palavradan uydurmak bile uydurmamışlar bugüne kadar böyle bir adam karakteri. Yani böyle bir adam karakteri gavurlarda bile. Yani gavur müslüman fark etmez. Uydurabilen diye yok. Çünkü neden uyduramazlar ki? Akıllarına gelmez.
- 34:54
Böyle bir cömertlik insanların akledemeyi. Akledemeyeceği şeyler. Evet, Hazreti Abbas'a o kadar altın verdi. Bu da cömertlik. Yine bir madde söylüyor. Taşındı getirildi İleyhi Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e. Efendim, 90 bin dirhem.
- 35:17
Hasan ibn-i Tahhak bunu şemailinde rivayet ediyor. Bir keresinde yine ganimetlerden olabilir, cizye olabilir. Bunu kitapta söylemeden ben bir şey demeyeyim. Ama bunlardan biridir. Çünkü o kadar hediye getirilecek bir durumda hediye verecek adam yoktur yani. 90 bin dirhem getirildi. Fevzat konuldu, döküldü, saçıldı alâ hasıirin bir hasır üzerine.
- 35:45
Yani kamıştan yapılıyor ya hasırlar. Çünkü naylondan değil o zaman kamıştan. Hasırın üzerine 90 bin dirhem. Gökün tutuyor büyük bir para. O getirildi. Konuldu. Sünn-i mekâme sonra Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem kalktı İleyha. O paraların yanına geldi. Yaksimuha. Onları taksim etmek üzere. Yani sahabe arasında dağıtmak üzere.
- 36:14
Kalktı paraların yanına geldi. O arada isteyenler geldi. Fakirler geldi. Dilenenler geldi. 90 bin dirhem para. Femâ radde Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem geri çevirmedi sağ ile. Hiçbir dilenci. Hatta feraha boş kalıncaya kadar minhâ. O malın kısmetinden, taksiminden boş kalıncaya kadar. boş kalıncaya kadar, yani taksim işini bitirene kadar
- 36:45
Sallâllâhü Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendim, ayakta durdu, gelene verdi, gidene verdi, geçene verdi, isteyene verdi. Bir kuruş yine kendisine ayırmadı. Kendi açlıktan karnına taş bağladığı halde. Buraya dikkat edelim. Yani böyle bir cömertliği anlatmak da mümkün değil, anlamak da mümkün değil. Hayal gücümüz buna yetişmez yani.
- 37:09
Şimdi bir daha rivayet ediyorum. Tirmizi'nin Şemaili'nde geçiyor bu. Tirmizi Hazretleri'nin bir meşhur hadis kitabı. Altı kitaptan, kütüphesiteden Süneni var. El-Câmiu's-Sahih diye de adı geçiyor. Süneni-Tirmizi diye de adı geçiyor. Bu o değil. Bir de Tirmizi Hazretleri'nin Şemail kitabı var. O bir cittir.
- 37:28
O da Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in ahlakını, ev sahafını, niteliklerini, fazalini zikrediyor. O da çok önemli bir kitaptır yani. Ders yapılması gereken bir önemli bir kitaptır. Keşke onu bakalım bir tercüme edilse de insanlar... Yani Tirmizi'nin Şemaili en üstündür bu meselede. O da zikrediyor bu rivayeti.
- 37:45
Kazı İyaz Hazretleri de Şifa-i Şerif'in metninde alıyor şimdi. Veca'a geldi. Hu Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e racülün bir adam geldi. Fesehele bir şeyler istedi. Hu ondan. Dedi ki bana bir şeyler ver. Bu çok acayip bir şey yani. Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e gelip herkes bir şey istiyor diyor.
- 38:04
E bu kadar insana nasıl yetişecek yani? Kendisi de zengin değil. İşte sadaka geliyordu, zekat geliyordu. Sonra ganimetler başladı. Sonra cizye vergi ödeyen devletler oldu tabii. Müslüman olmayınca cizyeyi kabul ettiler. Bahreyn gibi. Yani o Bahreyn de şimdiki Bahreyn değil ha. Haritadaki Bahreyn devletinin Bahreyn'i.
- 38:29
Ehsa bölgesi. Çünkü daha öbür Bahreyn uzakta çok. Medine'ye. Ehsa daha yakında. Yani belki bin kilometre felandır. Öbür taraf daha uzundur. Çünkü o zaman daha İslamiyet yeni yayılıyordu. Yakınlarda işte Müslüman olmayanlara vergi bağlıyorlardı. Vergiyi de vermem diyene o zaman savaş açılıyordu. Yani o zaman başkaldırmış oluyordu.
- 39:00
Yani harbi kabul etmiş oluyordu çünkü. Efendim bir adam geldi. Şey istedi. Yani muayyen bir şey. Herhalde dedi ki mesela şu kadar dirhem borcum var dedi mesela. Çünkü dağıtıyordu. Geleni gece geçmeden gün geçmeden dağıtıyordu. E şimdi dedi ki benim yanımda bir şey yok. Nasıl yapacağız? Ama zaten benim yanımda da yok falan.
- 39:27
Ne benden istiyorsun der mi? Haşa. Çünkü hulukul Kur'an. Ahlakı neydi? Kur'an idi. Ahlakını bana sormayın burada haşa annemiz. Kur'an okumuyor musunuz? E Kur'an-ı Kerim ne diyor ona? mübdiğâe rahmetin bi-rabbike tercûhâ İsrâ suresi. Habibim o anda yanında para olmaz İsra suresi. Habibi muanda yanında para olmaz.
- 39:51
ama umarsın bir şeyler gelir sonradan. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in yanı boş kalmaz. Bir şeyler gelir diye ümidin varsa, o fakire de bir şey veremeyip de yüz çeviriyorsan, hani böyle, ne yapayım ya, gitmek işine benim de yok yani. Ben ne yapayım? Yalan değil ki. Yalan değil. Bir yüz çevirme, yani hani verememe meselesi olursa,
- 40:10
ama ümidin vardır ki Allah'ın bir rızkı rahmetidir. Ne gelecek tabi ki illa ki? O zaman fe kullehum kavlem meysûra. Çok böyle latif, hoş, gönül alıcı bir söz söyle. efendim, bir söz söyle. Burada tefsirler diyorlar ki, hem inşallah bana gelir, ben sana veririm falan şeklinde, efendim, yani benim de yanımda yok, özür dilerim, kusuruma bakma şeklinde alttan olarak, fakire karşı,
- 40:37
alttan alarak yumuşak muamele var. Bir de söz ver. Nasıl söz ver? Mesela umduğun bir zaman vardır mesela. Çünkü vergilerin de senede geldiği dönemler belli. Bir harp olursa ganimet oluyor. Yani ona göre bir tahmin yürüterek, şu vakit sen bana bir gel. Ama olmadı, yine tekrar edersin gelmediyse. Ama bir vakit vererek gönder.
- 41:00
Ucu açık, boş gönderme. Sulu bırakma. bunu bırakma. Şimdi bu ad-ı kerimeye göre Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem hareket eder. Çünkü ahlakı Kur'an ya. Dedi ki benim yanımda bir şey yok. Ne yapacağız? Velâkin iptam. Sen bir şeyler satın al, Aleyh'e, benim üzerime borç olsun. Yani beni borçlandır dedi.
- 41:23
Efendim, Hazreti Ömer Efendimiz de orada olaya şahit olur. Hazreti Ömer'e vermiş de, böyle şeyleri biraz sevmez yani. Çünkü Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'e sıkıntı veriyorsun yani. Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'e de adam ısrar etmedi ki bir şey. Dedi ki, bana bir şey verir misiniz? O da dedi ki, Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem benim yanımda bir şey yok.
- 41:46
Adam ısrar etmedi ama Hazreti Ömer yine de yani hemen ayrıl git yani, konuyu kapat yani, duruyorsun. Durunca Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bir şey demek icap ediyor. Demesi zorunda. Diyor ki işte, benim adıma sen ne yap? Bir şeyler satın al, beni borçlandır. Efendim, yani git birinden borç al, para.
- 42:09
Ne kadar alsa al, ucu açık yani. Ödemesi benim borcum olsun. De ki Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem, adına beni gönderdi, borç istiyorum. E Resulullah'ı kim duysa verir. Parayı al, git ye, yiyip yat aşağıya. Ben de borcu öderim. Buyurdu Sallallahu aleyhi ve sellem, aleyhi ve sellem. Çünkü Efendimiz'in vaatleri, sözleri kesindir.
- 42:33
Yani, onda hulf olmaz, bozulma olmaz, unutma olmaz. Böyle cemaat bir insanın sözü borç demektir zaten. Söz veriyorum da, efendim, borcum olsun da aynı şey. Helva tükettiğin, zaten söz borç gibidir. Fakat tabii fıkhı hükmü bize göre değişir. Yani biz bir adama söz verir, sonra durumumuz mümkün olmaz.
- 42:57
Adam o kadar borcumuz olur mu? Fıkha bakınca, e fıkhı diyebilir ki, sen buna söz verdin, ama şimdi durumun da bozuldu, sen de müflissin, seni kim yedirecek? O zaman senin borcunu nasıl çıkaracak fıkhı? Ama Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'in durumu başka. Onun sözü kesin. Çünkü söz verdiği vakitte artık geldi, gelmedi, verdi, vermedi yok yani, o borcu ödeyecek.
- 43:19
Sallallahu aleyhi ve sellem üstüne aldı yani. Çünkü tabii bunu beytülmal da ve devlet de ödemek durumunda kalır. Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'in çünkü sözü İslam devletini de bağlar. Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in vefat ettiği vakit Ebu Bekir Radıyallahu anh Efendimiz ilan etti. Ne buyurdu?
- 43:38
Men kâne lev indâ rasûlillâhi idetun evdeynûn Sallallahu aleyhi ve sellem felyetine. İşte vefat olduktan sonra nasıl ki şimdi helal ediyor musunuz? Alacak verecek haklarınızı falan ilan yapılıyor. Buyurdu ki kimin Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'den bir sözü varsa yanında söz almışlığı bir şeye söz aldı ama vefat etti şimdi bir daha veremeyecek veya borcu var
- 44:03
yani Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem ondan borç almış adamın hakkı kalmış bize gelsin dedi. Sahabeden Cabir Radıyallahu anh çıktı geldi dedi Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bana şu kadar şu kadar şey vereceğine söz vermişti dedi şimdiki vefat etti. Tamam dedi o devletin kasasına ait Resulullah'ın borcu bizim borcumuzdur dedi devletin borcudur dedi
- 44:26
yani söz vermiş ona bir şey vereceğim diye para almış borcu değil de onu ona teslim etti. Onun için Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem o zata dedi ki benim yanımda şu anda bir şey yok ama fena bir şey yok bizim benim yanımda şu anda bir şey yok ama geldiği zaman kazayna öderiz onu öderiz dedi Sallallahu aleyhi ve sellem Ömer'u, Ömer radıyallâhu anh buradan biraz şey yaptı,
- 44:58
Resûlullah'a acıdı yani, böyle ne kendini zora sokuyorsun ya Resûlullah diyecek oldu. Dedi, mâ kellefe, mükellef tutmadı keseni Allah'u Allah, yani Allah sana zorlamadı ki mâ o şeylere lâ tektirû, güç yetiremiyorsun aleyhissalâtu vesselâm. o şeylere. Gücün olmayan işlere Allah seni mükellef mi etti?
- 45:16
Paran varsa vereydin. Ya Resûlullah, yoksa sen şimdi ne söz veriyorsun adama? Bir daha gel bize. Bir daha uğraşacaksın onunla. Var mı yok mu bir daha, o da belli değil. Gelecek mi sana ne zaman? Yani bunlar... Yani bunlar bu zahmete katlanmanın bir gereği yok dedi. E orada da isteyen adam da orada şimdi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.
- 45:36
Çok ahlaklıydı. Hani tarif ederken diyor ya peçesinin altındaki bakireden daha hayalı. Yani bu bakire olanlar çok hayalı olurmuş. Efendim yani örf adeti konuşuyoruz tabii şimdiki. Ne bakiresi kalmış ne dulu kalmış. Herkes sokakta cırıl cıplak yüzüyor. Onu boş ver. O zamanın demek örfü. Tabii Osmanlı'da da bu örf vardı.
- 46:02
Demek ki bakire olanın eline erkek eli değmemiş meselesini. O ne kadar hayalı olurmuş. Yani bir şey konuşulduğu vakit ve ondan bir tariz bile yapılsa hani. Bu kızımızı ne zaman evlendiriyoruz baş göz ediciye falan. O zaman utancından kıpkırmızı olurmuşlar yani. Örf böyleymiş yani. Hatta tabii onu da millet görmüyor da.
- 46:24
Peçesin içindeydi tabii. Annesi görüyor veya kız kardeşi görüyor yani. Haya zirvedeymiş yani. Yani en ufak bir evlilik lafı çıtlatılsa bir şey olsa yani. Şimdi ohoo evlilik programına çıkıyor. Var mı beni alan? Efendim almayana seviyor. Bilmem ne. Bu ne rezillik ya. Nereden nereye. Onun için Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i tarif ederken Şemal kitaplarında ne diyor?
- 46:53
Peçesinin içindeki bakireden daha hayalı. Yani pes pembe olur, kıpkırmızı olur suratı sallallahu aleyhi ve sellem. En ufak bir mesele. Şimdi Hazreti Ömer de orada çekeyim şunun kafasını demedi yani. Hazreti Ömer biliyorsun münafık mütehassısıdır. Hemen çeker yani. Ama burada o durum yok yani. Bir şey verir misin?
- 47:14
Dedi bir şeyim yok şimdi ne yapacağız? O zaman dedi bir daha gel bize. Bir şey gelirse vereceğiz inşallah. Yokla dedi ara sıra gel git dedi yani. Sor dedi yani. Bir söz de vermiş oldu tabi burada. Hakkını ara demiş oldu yani. O zaman Hazreti Ömer efendim ya Resulallah yani. Şu anda paran var mı? Yok.
- 47:32
Yani olmayan bir şey Allah sana sormaz. Gücün yetmeyen bir şeyi Allah sana teklif etmedi, mükellef tutmadı. Yani şimdiki bunu niye yaptın ki? Bu Efendimiz'e acıdığından dedi. O da adama da karşı bir hareket çekmedi yani. Fakat o zatın gönlü kırılmış olabilir.
- 47:48
Şimdi Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem onu tamir etmek meselesi. Bir şey veremedi ona. Bir de şimdi bu Hazreti Ömer'in de bu lafı demesi Efendimiz'i üzdü şimdi. Efekerihe kerih gördü. Ennebiyü sallallahu teala aleyhi ve aleyhi ve sellem. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu durumu biraz soğuk karşıladı yani.
- 48:08
Hazreti Ömer'in bu sözüne hafif bozuldu yani. Çünkü neden? Dilencinin yani isteyenin hatırı kırıldı şimdi. Bunlara dikkat edelim yanımızdaki hareketlerde şimdi. Ben demedim ki ona o lafı. Yahu kardeşim sen demedin ki ama
- 48:22
şimdi senin yanında olan bir şey de adam kırıldığı zaman sana da bir tamirat düşer. Bu sünnet. Dört bin sünnet diyorsun. Ne dört bini ne sekiz bini yani. Aha bir sünnet. Çıkartabilirsen ahlak sünnetleri hepsini geçer. Dedi ki o zaman dedi racülün bir adam Ensar'dan biri veyahut da o isteyenin kendisi.
- 48:48
Çünkü İhya Ümmettin'de diyor İmam Gazali dedi ki diyor o adamın kendisi demiş. Fakat bazı rivayetlerde Bilal Hazretleri dedi bunu. Buhari'de de Hazreti Bilal hakkında bir rivayet var. Efendim yani ama Ensar'dan biri deyince Bilal'e uymuyor. Bilal muhacirlerden sayılıyor. Yani o da demiş olabilir. Ensar'dan biri de demiş olabilir.
- 49:13
İkisi aynı anda demiş olabilir. En nihayetinde. Dedi ki ona Ya Resulallah ey Allah'ın Resulü enfik ver dedi. Yani sen söz ver. Varsa ver. Yoksa söz ver. İnfak et. İki rivayet var. Korkma. Arşın sahibi yüce Allah zengin Allah'dan korkma. İlk lala. Yani senin gelirini azaltacağından korkma yani. Ya Resulallah sen çekinme ver dedi.
- 49:46
Bütün mülk arşın sahibine aittir Subhanehu Teala. O halde Yani orada Hazreti Ömer Efendimizin o çıkışına karşı ensardan biri de bir çıkış yaptı, çıkışa çıkış yani. O da dedi ki, ya Resûlullah ver dedi, arşın sahibi, zengin Allah, sana az mı verecek dedi, her şeyi sana verecek dedi. Söz ver, gelir sana dedi.
- 50:05
Deyince, fe tebesseme, hemen tebessüm etti. Sallâllâhu teâle aleyhi ve sellem. gülme havası, tebessüm etti. Halbuki bu laf biraz daha şey. Hazreti Ömer'inkine biz tebessüm ederiz. Niye? Bana acıyor, beni kolluyor, adama karşı yani beni efendim, rahatlatıyor. Halbuki Resûlullah Efendimiz Halbuki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize uymuyor ahlakı, tersini yapıyor bak.
- 50:26
bize Hazreti Ömer'in sözü onu kayırıyormuş gibi oldu, onu beğenmedi. Ama bu zatın sözü, ver ya Resulullah diyor, arşın sahibi Cengin Allah, seni fakir etmez, korkma falan. Şimdi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem korkma. Falan bu mesela normalde biz bunu biraz, sen Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme ne biçim konuşuyorsun korkma falan, Resulullah korkar mı?
- 50:48
Hani, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem samimiyete bakar yani. Burada Hazreti Ömer Efendimiz de samimi, bunu diyen de samimi, iki taraf da samimi. Ama dilencinin hatırını düzeltmek için Hazreti Ömer Efendimiz'in sözüne yakın gelmedi Efendimiz yani böyle ciddi durdu yani. Ne zamanki bu zat dedi ki, ver korkma ya Resulullah falan bir çıkış yaptı,
- 51:09
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tebessüm etti ve Urif'e görüldü, anlaşıldı, el bişru, sevinç. Böyle yüzünde güller açtı yani. Sevinç de anlaşıldı, fi veci, mübarek cemalinde yanakları böyle al gibi alal oldu. Zaten dedim ya yani, o şeyin, dilencinin hatırı kırıldı bu meselesine çok utandı yani.
- 51:28
Ahlaka bak. Onun için böyle, ve kale buyurdu, bihaza, işte ben de bununla ümirtü emrolundum. O ensardan olan zata dedi ki, ver dedin ya, korkma ver dedin. Allah da bana böyle emretti zaten. Sen Allah'ın emrini bana hatırlatmış oldun dedi. Vallahi unutmamıştı da. O arada Cibril de geldi yani. Cibril de, o zatın istişaresine uygun, ya Resulullah sen söz ver, korkma yani.
- 51:56
Mevla sana verecek. Zekâra zikretti bu hadiseyi. Bakayım burada ibaretli de var mı? Evet, var. Zekâra zikretti bu olayı, kaynak söylüyor Kazı İyaz da, bazı kere kaynak veririz, yoksa kendi de kaynak zaten ama, et tirmizi yiyor. Tirmizi bunu bahsetti. Fakat tirmizi deyince biz ne anlıyoruz? O 5 çitlik Sünneni'ni anlıyoruz, meşhur kitabını anlıyoruz.
- 52:20
Onu orada demiyor, tabi bu tirmiziyi de arasan bulamıyorsun bunu. O zaman bulamayınca tirmizi böyle bir şey demedi. Yahu Kazı İyaz yanlış yaptı diyemezsin. Çünkü tirmizi'nin sadece senin bildiğin kitabı yok. Tirmizi'nin daha doğaçlandığı kitabı var. Onun için tirmizi Şemail isimli kitabında bunu zikretti.
- 52:38
İşte bu Hadisciyim diye geçinen Ecehelü Menfil Arzular, bir kaynakta bir şey bulamadıkları zamanlar diyorlar ki bu yok. Halbuki Bukhari dediğin zaman illa sahih Bukhari'de olmaz. Bukhari'nin daha dünya kadar kaç çit kitabı var? Bende bile var. Tarih-i efendim Sagiri var, Tarih-i Kebiri var. Daha dolu Bukhari'nin 15 çit, mesela bir kitabı.
- 52:58
Yani onun için Bukhari illa rivayet etti deyince, Bukhari rivayet etti ama senin meşhur bildiğin kitapta olmaz da, senin bildiğine rağmen leziz değil derler adama yani. Ondan sonra rezil olup kalırsın. Ama bunlar o kadar cahil ki rezil de olmaz. Ne dersen de suratına pişmiş kelle gibi sırıtır. Çünkü çok cahilliler yani.
- 53:18
Bunlarla konuşmak, muhatap almak doğru değil. Evet. Ve yine Zükir'e zikrolundu. Yani naklolundu. Tirmizi Hazretleri Şemailinde yine bunu da zikretmiş diyor. Efendim, Şemail'deymiş, bir de Taberani'de de varmış. Şihab Hazretleri söylüyor. Halil Kahri söylüyor. Kimden? Muavvidi İbni Afra'e. Muavvizi İbni Afra Radıyallahu anh'tan naklediliyor.
- 53:52
Şimdi bu Muavvizi İbni Afra Muavvizi Hazretleri Bedir'de şehit oldu. Baştan Ebu Cehil'i katledenlerden başlıyor. İbni Mesud sonra kelleyi kesmeye geldi ama Ebu Cehil'i katledenlerden biridir. Muavvizi İbni Afra Radıyallahu Teala. Bedir ehlindedir ve Bedir'de çok şehit yok yani. 313'e göre 14 şehit var.
- 54:18
Yani 14 şehitten biridir Radıyallahu Teala. Efendim, hani ben Bedir ehli isimler yazarken şehitleri kırmızı renkten ayırıyoruz yani. Ona şehit diyoruz yani. 313'ü sayarken. Bu onlardandır. Bu zaten naklediliyor. Şimdi fakat şöyle bir mesele var. İşte İşte şey diyor ya, yani Ebellâhü'l-asâ kitabı. Allah kendi kitabının dışında
- 54:50
her kitabın dışında hiçbir kitabın yanlışsız olmamasına karar verdi. Her kitapta bir yanlış çıkacak ki Kur'an'dan farkı çıksın. Onun için Kazıgıyaz Hazretleri'nin buradaki nakli muavvizden yapıyor. Bütün nüshalerde öyle. Fakat şarihler diyorlar ki, bir şey getirdi, Efendimiz ona altın tabaklı hediye verdi, altın verdi falan.
- 55:15
Bu olay Bedir'den önce olamaz. Çünkü Bedir'den evvel İslâm yeni dağ başlamıştı, ganimet falan gelmiyordu. Çünkü Bedir'den evvel İslâm yeni dağa gelmiyordu. Cizye Cizye, vergiye de bağlanan devlet yoktu. Onun için bu zat da Bedir'de şehit olduğuna göre, bu Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'den de bu usta hiçbir rivayeti yok.
- 55:32
Kitaplarda diyor, kaynaklarda. Onun için bu muavviz İbni Afra olmayabilir. Ya nedir diyor? E oluyor yani. Dedim ya size, Allah kendi kitabının dışında her kitapta bir efendim hata payı bırakmış kurban olduğum. Bu Allah'ın kararıdır Celle Celaluhu. Hadisler buna girmez, hadisler vahiydir çünkü. Vahiyde olmaz hata.
- 55:52
Bu diyorlar, muavviz hazretlerinin kızı yapmış bunu, kitaplarda. Yani Taberani'de de geçiyor, Tirmizi'nin şemalinde de geçiyor. Kızının adı ne? Rubeyye. binti muavviz İbni Afra. Anladın mı? Bu itibarla burada biz bunu söyleyelim ki sonra ben benim için yanlış söyledi, manlı söyledi derler. Ben tabi Kazı İyaz hazretlerine bir hata nispet edeceğim.
- 56:25
Kendime bin tane hata nispet etmeyi yeylerim. Ama şimdi buradaki şeyi de şarihlerin dediğinde size şöyle söylemek zorundayım. Onun için bu hadisede kitapta muavviz İbni Afra'dan bahsediyor. Nakledildiğinde halbuki kaynaklarda yani ilk kaynakları söylüyoruz. Tirmizi ve Taberani gibi kaynaklarda. Kimden geçiyor?
- 56:47
Rubeyye radıyallahu anha validemizden. Yani bu muavviz hazretleri Bedir şehidimizin kızı. Anlatıyor. Konu bu. Ne anlatıyor? Şimdi konu anlatacağız yani. Mevzuda fark yok. Mevzu aynı mevzu. Rivaat edenle ilgili konuyu söylüyor. Dükkâne dedi ki diyor, tabi kalet olacak o zaman o duruma göre. Eteytü geldi ben Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim.
- 57:12
Getirdim demektir bu. İleride bağ var. Bir tabak. Hediye getirmiş yani. Kına kelimesini anlamazsanız işte onun manasını tefsir ediyor. Türkçedeki tabak Arapça'da tabak yani. Çanak tabak. Tabakan yani Arapça'dır aslında demektir bu. Bir tabak yaş hurma getirdim diyor. Yine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in cömertliğinden bahsediyor.
- 57:48
Dane getirdim ve ecrin kabak getirdim. Kabak derken bu Atabazarı büyük tatlı kabağı değil. Küçük kabaklar var ya, kabak yemeği vardır böyle. Ona kıssa diye. Kur'an-ı Kerim'de de geçiyor. Bakara suresinde İsrailoğulları dediler ya kudret helvası bıldırcın yemekten biraz kabak yok mu soğan sarımsak dediler.
- 58:14
İşte o ayette de geçiyor kıssa kelimesi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'de çok severdi. En çok onu severdi. O kabağın çok güzel yemeği olur ha. Zeytinyağı falan çok güzel yemeği olur. Türkiye'de de var yani. Ecrin kabak demek zuğbinde hafif tüylü. Onun üstü hafif böyle tırtıllı olur hafif tüylü.
- 58:32
O hafif tüylü demek çok taze olduğu zaman olur yani. Kuruduğu zaman tüyleri dökülür. Anladın mı? Hafif tüyleri var yani. Çok taze böyle. Teri taze böyle yani. Hemen dalından koparttım hesabı. Geçirdim diyor. Hediye getirdim. Bir yaş, bir tabak yaş hurma bir de bir iki tane kabak. Bunlar tabii o zaman da makbul şeyler.
- 58:58
Çok. O da bana Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de verdi diyor. Avucunu doldurdu. Mücevherler, takılar. Şimdi bir tanesi olsa kapalı çarşaf, borsa çöküyor. Yani 1400 senelik antika bir takı. Biliyorsun çok para ediyor değil mi? Takılar derken zümrüt yakutlar takı. Vezeben altın. Aldı diyor böyle avucunu.
- 59:26
Doldurdu avucunu diyor altınları. Takılar, mücevherler diyor. Ganimet gelmiş. Ben bir tabak hurma götürüyorum. O bana bir tabak altın. Bir avuç dolusu altın verdi. Sallallahu aleyhi ve sellem. Yani burada ne anlatılıyor? Nasıl bir cömertlik oldu? Nasıl bir mukabele oldu? Biz bize hediye verene hediye bile hediye verene hediye bile geri vermiyoruz.
- 59:51
Hiçbir şey vermiyoruz. Halbuki hediyeleşmek sevgiye vesiledir. Tehâder, tehâbbû. Yani hediyeye karşılık bir hediye de yapılmak icap eder. Ama burada ne oluyor? Bir yaş un maya, bir avuç dolusu altın. Yani Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in sünnetine bakarsan, durumun müsaitse, sen daha pahalı hediye verirsin.
- 1:00:09
hediye vermelisin, sünnet. Sünnet arıyorsan al sana bir sünnet. Sen ne yapıyorsun? Ben hocayım zaten, o bana verecek. E o sana verecek diye mecbur mu? Yani Yani o da bir Allah rızası ile bir hediye yapmış. Sen de ona bir şey ver. Adam sana götürür, efendim, kıymetli bir baston veya kumaş veya cübbe falan.
- 1:00:26
Sen ona verirsin. Triska'dan bir takke falan. Yani sünnete muhalif işler esasen. Ama ne, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e her dakika isteyen geliyordu. Bu nasıl da olacak? Yani, nasıl bir cömertlik kurban olduğum Allah'ım işte. Bize de bir nebze, bir zerre Allah sehavetten, cudundan, kereminden ihsan eyleyen.
- 1:00:48
Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin. Ve alâ alîhi s-salâtu ve sellem. Ve alâ nesin adı ya ulan? Bu babı bitireceğim inşâAllah. Hz. Enes Efendimiz'den rivayet, Kânen Nebîn Sallâllâhü Teâlâ Aleyhi ve Sellem, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in bir sünnetini söylüyor. Ama çok zor bir sünnet. Benim diyen hacı hoca, böyle orta seviyeli evliya da dahil.
- 1:01:12
Bu sünneti yapamaz. Ne yaparmış? Kâne-i dîh, lâ yeddehîru, stok yapmaz. Şey en hit bir şey. Ne buğday, ne arpa, ne un, ne şeker. Bizim dolaplarda bir aylık malzeme var. Ben hanıma diyorum, hanım burası Türkiye. Uşaklar kafamızdan yeni geçti. Birkaç çuval bir un koyalım. Memleket antika bir memleket diyorum yani.
- 1:01:42
Uçağa biner mi? İhtilal yapmaya kalkıyor yani. Onun için diyorum yani. Bilmiyorum yapıyor mu, yapmıyor mu. Harpler olur, olaylar olur, savaşlar olur falan filan. Yani bir iki çuval, birkaç aylar insanı götürür. O zamana kadar da ya ölürüz ya kalırız diyorum yani. Ama Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in ahlakında yok işte.
- 1:02:06
Lâ yeddehîru, stok etmez. Hiçbir şey. Şu anda bizde dolaplar var çekmeceli. İki, buzdolabı var. Onda da mal kalıyor. Yemek bir şeyler. Artı, kiler var. Ekseriyetimizde kilerler var. Yani şimdi bu Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'de çekmece yok ya. Bir şey koyacak oraya yarına bir iki hurma ayırayım.
- 1:02:36
Çekmece yok. Tabağı koymuş bir kapaklı tabak yok. E sen ne yapıyorsun? Çekmece yetmedi. Buzdolabı yetmedi. İki buzdolabı var. Benim buraya çok gelen giden oluyor. Kusura bakmayın. Birkaç buzdolabı var yani. Ne yapayım ya? Gelene gidene hurma veriyoruz. Ne yapalım şimdi? Herkese baklava börek de veremiyoruz.
- 1:02:57
E hurmalar bozuluyor. Kurtlanıyor yahu. Birkaç buzdolabımız var. Öyle yani zahmet oldu. Ama çekmecesi yoktu Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in. Çünkü yarına iki hurma ayırma yok ki sünnette. O zaman buzdolabı falan yani buzdolabı derken bir buzdolabı yetmiyor ya çoğu eve. Bir de artı kiler. Bayağı bir küçük oda kadar.
- 1:03:24
Kiler. Allah'ım versin Müslüman zengin olsun. Ben bir şey diyemiyorum. Ama Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in ahlakı başkaydı yani. Farklıydı. Onun için ne dedim? Orta seviyeli evliyayı da soktum buraya. Orta seviyeli evliya da yapamaz bunu. Stok yapmama meselesini. İlla birkaç günlük bir şey evde kalır yani.
- 1:03:44
Kim gece uyuyamayacak da uyanıp da onu dağıtacak uykum kaçtı diyecek yani. Ayrı bir şey. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Niye ulaşılamıyor o zaman? Peygamberler yetişemiyor. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem biz mi yetişeceğiz? Fâkan nebiyyine fî halkın ve fî huluki fânihû fî ilmin velâ kerâmin Mevla'ya salli ve sellim daimen ebede alâ habibike gayril halke küllîmen.
- 1:04:09
İmam Buhsiri ne diyor? Hem yaratılış fizik hem ahlak ve huy bakımından bütün peygamberlerden üstün olduk. Ne ilminde yetişebildiler ne cemertliğinde, güzel huylarında yanaşabildiler diyor. Yanaşamazdılar. E şimdi onun için siz ben zaten kıyasla değiliz burada da yani. Yani orta seviyesi yani. Yüksek seviyeli evliyayı da katıyorum ha şimdi.
- 1:04:30
Madem peygamberler yanaşamadılar Kutup olsan da olur, gavz olsan da olur. Burada Muhammed Mustafa'dan bahsediyoruz. Sallallahu Teala'ya sellem. Bu ahlakı olabilir mi sende? Peygamberler yanaşamıyor. Başka bir şey. E burası yarına bir hurma ayırmak bir hurma ayırmak, iki günlük bir unun kilerin olsa, birkaç günlük unun olsa, bunlar caiz yani.
- 1:04:56
Bunlarda mekruhluk yok ki. Başka bir şeyden bahsediyoruz. Mevla tevekkülden bahsediyoruz. Ve cömertlikten bahsediyoruz. Bir tane saklayamıyor ki. arıyor, dağıtıyor. Bir gecede bitiriyor yani dünyanın şu andaki devlet bütçesi kadar parayı bir gecede dağıttı. Bahre'nden gelen ganimetleri. Ondan sonra hiçbir şeyi ayırmazdı, ne yenecek bir şeyi
- 1:05:22
Ne yenecek bir şeyi ayırırdı, ne içilecek bir şeyi ayırırdı. ayırırdı. Sallallahu Teala Aleyhi Vessellem. Evet. Fakat mesela burada bir şey çıktı şimdi. Şehre bakmazsan rezil olsun. Burada çoluk çocuğu için bir senelik nefaka ayırdığını söylüyor. Yani neden? Eşleri var. Eşlerinin hesabı belli. Ama onlara vermiş.
- 1:05:51
Burada ne demek ayırmazdır diyor. Kendi nefsine has. Özel kendisi için ayırmaz. Buraya da dikkat edelim. Kendine ait bir para. Bir kuruş. Bir direm. Yani birine verdiyse zaten o onundur. Yani nefaka ayırması efendim harcamasını yani hanımına işte bir bütçe diyorlar ona nefaka. Bütçe şimdiki lafla. Bir bütçe ayırmasın.
- 1:06:15
Bir senelik bir bütçe yapardı. Sallallahu Teala Aleyhisselam. Ama o eşlerinin hakkı yani. Değil mi? Çoluk çocuğunun hakkı ayrı bir şey. Ama özel kendi şahsı için nefsi için yani kalimetlerin beşte biri yani. Beşte biri ne demek? Bütün Beytülbal'ın beşte biri bir kuruşu yoktu. Kendine ait bir kuruşu da yoktu.
- 1:06:34
Bir yemeği de yoktu. Bir efendim hurmayı da sabaha ayırmamış. Kendine. Geliyordu eve. Bir şey var mı? Diyordu işte hangi hanesindeyse o gün saadetlerinde. Diyorlardı yok ya Rasulallah bir şey. Bir hurma da mı yok? Dedi bir hurma da yok. Tamam oruca niyet edelim. Sallallahu Aleyhisselam. Oruca niyet ediyordu.
- 1:06:53
Çünkü eşlerinde de bir cömertlik vardı. Aman ya Rabb'e la. O kolay mı Rasulallah Sallallahu Aleyhisselam'a eş olmak? Her kadına nasip olmuş bu. Yani çünkü orada onların özelliklerini de anlatan kitaplar var müstakil. Ben Şecere-i Nebeviye kitabımda biraz yazdım. Şecere-i Nebeviye kitabının adı. Mevlid ayındayız.
- 1:07:15
Tam okunacak bir kitap yani. Çok da uzun değil. Orada bazı annelerimizin ahlakı söyleniyor. Yani o kadar cömertmişler o kadar cömertmişler. Onlar da yarına bir şey bırakmıyor. Mesela geçen anlattım haşihanemiz hakkında. Abdullah İbn Zübeyir yeğeni oluyor. Esma validemiz kardeşi ya kız kardeşi. Esma validemizin oğlu.
- 1:07:34
Mekke emiriydi ya. 9-8 sene, 9 sene halife oldu. Emevilere karşı burada Mekke devleti kuruldu ya. Sonra Cacız Ali Mancenik kurdu falan meselesi. Abdullah İbn Zübeyir Hazretleri teyzesi yani teyzesine bayağı bir mal gönderdi. Yani o kadar bir altın mal şey gönderdi yani eve, ocağa sığmadı. Her tarafı altın.
- 1:07:58
Dağıtın şunları dedi. Dağıttı, dağıttı, dağıttı. Hepsini dağıttı. Şimdi aşağıya annemiz olmak kolay mesele mi şimdi? Dağıttı, ondan sonra akşama o gün de oruçluydu. Cariyesine dedi ki bir yemek getir iftarlığa dedi. O da yani zeytinyağı mı ne getirmiş? Az bir şey. Daha bir şey yok dedi. Dedi hiçbir yemeğimiz yok mu dedi iftarlığa.
- 1:08:24
O cariyesi, onun geçimsiz cariyeleri olurdu biraz. Hatta o ölünce de üzüldü çok yani. Ben böylesi nasıl bulacağım hep zıttıma gidiyordu, beni sabrettiriyordu diyordu. Ondan sonra o da dedi bu kadar para geldi dedi bugün. Abdülhamid Zübeyden, Halife'den ev almadı altınları dedi. Ondan sonra bir kuruş bir şey ayırsaydın ya dedi burada bir şey yerdik.
- 1:08:49
Dedi aşağıya annemize. O da dedi ne bağırıyorsun ya dedi. Ben oruç tutuyorum sen bağırıyorsun dedi. Ben bir şey diyor muyum dedi. Allah aşkına dağıttık işte ne konuşuyorsun. Dedeseydin belki dedi bir ekmeklik bir şey yani bir kuruş, iki kuruş ayırırdık dedi yani. Hatırlatmadın dedi biz hepsini dağıttık ne var dedi.
- 1:09:10
Yani annelerimiz de aynı mesele yani. Evde ocakta bir şey yok derken stok etseler olurdu herhalde. Bir şeyler geldiğinde stok etseler, üç ayda ocak pişmez mi yani bir evde? Tuman tütmez mi? Acayip bir ehlibeyt, acayip bir aile düzeni yani. Hepsinde cömertlik zirve. Bir tane cimriden ne kesten zaten ne peygamber olur, ne veli olur,
- 1:09:35
ne peygambere nasip olur, ne evliyaya nasip olur yani. Eve ocağa lazım değil yani. Cimrinin belası olsun bu yayılır bir şey. E ne olacak ver Müslümanlara paylaş bir şeyler. Yedir yani ne var? vel hayru vel haberu, vel haberu, haberler. Haber demek, hadis-i şerifler, rivayetler, efendim bir, cudihi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in cömertliği hakkında
- 1:10:26
ve keremî, iyi huyları hakkında ne kadar rivayet var dersen, kesîrun. ciltler dolusu kitaplar, müstakil yazılmış Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in cömertliği hakkında. Onun için, bizim bir sohbette, iki sohbette anlatacağımız kabilden değildir diyor. Yani, Hacı İlyas Hazretleri de birkaç misal verdim diyor.
- 1:10:46
Bu babta ben hepsini yazdım, zannetmeyin diyor. Çünkü o kadar çok ki diyor, saymak zaptım mümkün değil. Ben nasıl diyor, kitaba sığdırayım. Evet. Yine bir rivayetle bu bab bitiyor. Vâneb-i Ureyre, radıyallahu teâlâ, Ebû Ureyre Hazretlerinden rivayet ediliyor. Etâ geldi, racülüm bir adam. Ennebiyye sallallahu aleyhi ve sellem'e geldi.
- 1:11:08
Yes, elû, bir şey istiyor, hu ondan. Yani, bana bir şey ver. Böyle işte, deminden beri bir şey ver diyenleri anlatıp duruyoruz. Başından beri ders öyle gidiyor. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir şey verecek bulamadı. Yani, yanında bir şey saklamamıştı. Festelev'e borç aldı Leo onun için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.
- 1:11:32
Nisfı veskın. Viskın da oluyor. Yarım vesk. Yarım vesk nedir diyor? Altmış ölçek. Sağ. Şunlar, sağ demek. Geçen gösterdik resmini. Altmış ölçek ediyor. Bu da bayağı bir para ediyor. Yarım vesk. Borç aldı. Fecae geldi. Erracülü adam.
- 1:12:08
Şimdi birisi istedi geldi. Ona dedi gitti. Birine dedi ki, sen dedi bana dedi. Yarım vesk işte diyelim. Altmış ölçek. Çok büyük bir mesele. Kaç aylık ekmek çıkar? Altmış ölçek onun için. Orada ekseriyi burada demiyor ne aldığını. Benim anladığım hurmadır yani. Ekseriyi hurma piyasada işliyordu. Mal olarak.
- 1:12:34
Altmış ölçek. Sen de arpa alırsın. Mesela hurma veriyorsun. Arpa alıyorsun. O zamanki çarşı pazar. Altmış ölçek hurma. Borç aldı gitti. Dedi ki sen bunu bana ver. Sonra sen gel benimle borcunu al. Benim şimdi elimde imkan yok. Borç dönmek yok ya. Borç alıyor yine veriyor. Demin de bir rivayette öyle yaptı.
- 1:13:00
Verdi. Adam geldi. Bir zaman geçti. Yeter kaza. Borcunun ödenmesini istiyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Borcunuzu öder misiniz diyor. Efendim. Biz olsak ki diyoruz. Cemaattan birinden bir şey istiyoruz. Adam nasıl olsa benden geri dönüp bunu istemez. Ver şuna bir koku felan diyorsa hediye.
- 1:13:24
Adam ona onu veriyor. Adamın gönlünden kopup hediye yapmamış ki. Ver dediğin zaman sen ona borcun oluyor. O anda paran varsa veriyorsun. İndirim yapabilir ayrı dava. Paran yoksa. Ver deyip de o adam ona o hediyeyi verdiği zaman. Sen ona onu borçlanmış oluyorsun. Çünkü bir adama sen verdiriyorsun. Bu hediye vermedi ki bu adam buna.
- 1:13:46
İstedin mi borçlandın yani. Bunlara da dikkat etmiyoruz. Nasıl olsa beni seven adam. Nasıl olsa bizim cemaattan benden geri dönüp istemez. Olmaz ki. Yani adam hediye ediyorsa etsin. Efendi babamızın daha bir hassasiyeti vardı. Bir şey istediği zaman bir soda getir. Adam alıyor geliyor bir soda. O bayla bayla geliyor.
- 1:14:06
Mürşidi istemiş veya hocası istemiş. Adam kasayla getirecek yani. Soda nedir yani. Fakat hemen çıkarıyordu parasını veriyor. Olur mu efendi hazretleri çok ayıp olurum. Yok. Sen bana gelip de bir kasa soda getirsen ben kabul ederim. Hediyeyi kabul ederim. Ama bunu ben istedim. Ben istediğim zaman kuruşunu da ödeyeceğim.
- 1:14:26
Ha ben hediye ettim ya sen istedin ama ben gönlümden ettim. Hakikaten ettim yani. Zerre kadar bir şüpheniz olmasın falan. Yok. Efendi hazretlerinde bunu gördüm ben. Biz istedik derdi. Biz isteyince parasını vereceğiz. Alacaksın mecbur yani. Yoksa al götür ya. Yani buralara dikkat etmek lazım. Bak Resulullah s.a.v.
- 1:14:46
Allah sallallahu aleyhi ve sellem, yani koca bir peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geliyor, sahabeden birinden bir şey söylüyor. Ama o da kalkıyor, geliyor, ya Resûlullah, hadi borcunu öde bakalım, diyor. Durum budur yani İslâm'da, sünnet budur yani. Sen çünkü ver dediğin anda, benim adıma ver demiş oluyorsun.
- 1:15:02
Yani borcumdur demiş oluyorsun. Fıkıh budur. Maalesef yani özellikle bu dervişler, sofiler, böyle aralarındaki hareketlerde bu hareketler hiç iyi bir şey değil yani. Onu ona ver diyor, göğe hayır yaptım. Hayra telalet eden, hayır yapan gibidir. Bir daha da sokuyor ha. Bir de hadis okuyor ha. Niye? O garibana ben şunu verdim.
- 1:15:22
Ulan ne hayır yaptırırdın sen? Sen burada adama borçlandın. Adamın bir şeyden haberi yokken ona para ver diyorsun. Ondan sonra sen adamı ödemiyorsun. Neymiş? Ya hepimiz dervişiz işte arkadaş, ne var senin dükkanın var, benim dükkanım da yok. Konuyu kapatalım. Böyle şey olur mu ya? Adam ona vermeye mecbur muydu?
- 1:15:40
Yani bir de hayır yaptı sayıyor kendini. Halbuki günah yaptı ya. Ve adama alacak. O adamın içinde kalsa bu iş, zahiren demese, ahirete haklı çıkar. Alacaklı çıkar yani. Şeriat çok ince bir meslek yani. Şeriat öyle, rastgele. Biz derviş olduk, bilmem ne, tasavvufa girdik, tekkedeyiz, Mekke'deyiz. Herkes birbirini yesin içsin, sofra müşterek.
- 1:16:01
Böyle bir şey yok yani. Tamam, sofraya koyulursa müşterektir. Ama adam buzdolabına koymuş, benim Tali Hoca'nın helvalarını yemem gibi yani. Olmadı ki şimdi, anlatır onu yani. Şeker hastasıyım diye benden şüphelenmiyor. Bir yaz helvası almış, ben çok severim.
- 1:16:16
Şimdi yiyemiyorum daha, hepten perize girdim yani, yaz helvası. Koymuş, Hasan Efendi, Mustafa Efendi, Tali Hoca, ben. Dördümüz aynı odadayız. E şimdi kahvaltıda oturuyoruz, herkes ortaya koyuyor şeyleri. Bu da helvasını koyuyor, öbürü peynir koyuyor, öbürü kavurmasını koyuyor. Hepimiz yiyoruz.
- 1:16:32
Şimdi ortaya konan da, sen iki lokma ye, beş lokma yeme mesele olmaz. Ortaya konan istediğin kadar yedir. Ama şimdi adam aldı malını, herkes dolapta bir yere koyuyor. Ben de gidiyorum, güveniyorum onun tabii bana helal edeceğine ama, yiyorum, şekerim düşüyor, Mekke'de çok düşer. Zemzem içiyorum, bir de tavaf hareket var ya, terden şeker düşüyor.
- 1:16:53
Mekke'de hiç yükselmez yani. Şekerim düşüp duruyor. Düşünce başka da bir şey bulamıyorum. Helvaya dayanıyorum, yiyorum. Ondan sonra geliyor, böyle açıyor dolaba bakıyor, diyor, bu helva azalıyor diyor ama diyor, ben diyor kahvaltından koyduğumda diyor, şu kadardı. Bu kahvaltıdan sonra da biz bunu sofraya koymadık.
- 1:17:13
İkide bir diyor Hasan'a, şimdi benden hiç şüphelenmiyor. Şeker hastasıyım ya. Hasan Efendi, Mustafa Efendi kaç yaşında adam, onlar ne yapacak, şu ikide bir helva mı yiyecek? Onlar da diyor, ya bu odaya biri giriyor diyor bana. Ya niye giriyor hocam diyor, bu helvayı kim yiyor diyor ya. O orada anlayamadı falan.
- 1:17:30
Bir gün ben yine şekerim düşmüş helvayı yerken, pat diye geldi. Bir gelince cürmü meşrut oldu. Vay anasını yakaladım diyor. Şimdi onu anlatır o. Muhabbetlerde de anlatır. Yani tabi vesile oldum işte bu arada. Helallaştık, şubayrı devam. Yani böyle Mekke'deyiz, her şey müşterek. Odada herkesin, adamın yani.
- 1:17:53
Sofraya koyarsa müşterek. Kenara koyarsa müşterek değil. İzin almak lazım, helallik almak lazım. Bir de yemeden. Benimki neden oldu? Benimki şeker düşünce çok tehlikeli bir durum tabi. Zarurettir artık. Helal edeceğine güvenerek. Zaruret oldu, birkaç kere yemiş oldum ama hakikaten şekerim çok düştü.
- 1:18:13
Keyfine de oturup yemedim. Bir zaruret olursa ayrı bir şeydir. Şimdi sen adam, orada meyve suyu var, şekerin kırka düşmüş. Adamdan helallik alana kadar canın çıkacak zaten, komaya gireceksin. O ayrı bir şey. Sonra tabi parası da olsa verirsin yani. Para istiyorsa da verirsin. Bu ayrı bir şey ama böyle yani İslamiyet'in ölçülerini buradan anlayalım yani.
- 1:18:33
Ver şuna bir şey dedi. Sonra adam geldi, ya Resulallah ver oradan benim alacağımı dedi. İşte sahabedeki sistem buydu yani. Fıkıh buna bağlıdır yani. Fıkıh buna bakar. Biz çok muhabbetliyiz, arkadaşız. Aramızda teklif yok. Bu laflar İslam'da geçerli değil yani. Böyle al adamın arabasını git. Adamdan habersiz yemeğini ye.
- 1:18:55
Yani bunlar böyle bir muhabbetten oluyor diye bir şey yok İslam'da bunlar. Tehlikeli şeyler. İzinsiz, rızasız, şeysiz. Olmamalı. Ondan sonra adam geldi alacağını istedi. Fata verdi o gelene veskal. Ondan yarım veskal almıştı. Yani 60 ölçek almıştı. Verdi ona bir vesk. Yani ne demek? 120 ölçek. E şimdi siz hemen tabi çok uyanıksınız ya hemen aklınıza geldi.
- 1:19:24
Faiz olmadı mı? Şimdi demiş kafanız çalışıyor. Ama boşa çalışıyor tabi. Ve kâle buyurdu ki sallallahu aleyhi ve sellem hemen nisfu. Bana bak dedi. Bu yarım vesk kazağın borcun vefasıdır, ifasıdır. Bu borcundur. Ve nisfu yarım ölçek daha kattım sana dedi. Nailün hediyemdir. gelin hediyemdir, benim sana hediyemdir, benim durumuma bana biraz para geldi dedi,
- 1:19:50
ben sana bunu yapıyorum, neden? Çünkü sen orada benim lafımı tuttun, o garibanı dilenciye hemen istediği anda verdin, ben de orada memnun kaldım, boş çevirmemiş oldum, sana da yarım yani altmış ölçek, az bir şey değil yani, altmış ölçek, Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. hediyesi, yani aldığı borç kadar da hediye veriyor.
- 1:20:08
Sallâllâhü Teâle Aleyhi ve Sellem. Evet, bu da Kâinat Efendisi'nin cömertliğinden beyanında zirve olmuş oluyor. cömertliğinden bahsettiği, beyanında zirve olmuş oluyor. Bu bab bitti. Burada ekseri nüshalerde olmayan bir ilave var diyor. Burada
- 1:20:23
Yani hakikaten bu metinde yok. Diğer belki bilmiyorum Osmanlı baskısına bir bakalım, benim bastırdığıma yani. Ona bir bakmam lazım. Orada da var mı onu merak ettim şimdi. Bunlarda yok. Yani yeni baskılarda yok. O nüshayı da okuyalım teberrüken. Çünkü bir nüshada bu ilaveyi yapmış. Veketkâl ebu alîn-i dekkâku.
- 1:20:41
Ebu Ali Dekkak. Evliya Allah'ın reislerinden. Efendi Hazretleri çok anlatırdı. Dekkak kapı çalan demek yani. Herkesi kapıdan çalardı ya. Neyi kaçırdığını biliyor musun diye böyle namaza çağırır, ibadete çağırır. Kapı tokmaklarını vurarak gider camiye gelir. Ebu Ali Dekkak Hazretleri. Min şuyuhil mutasavvüfeti, tasavvuf şeyhlerindendir diyor.
- 1:21:01
Kazıyaz Hazretleri. El meşahir, çok meşhur diyor yani. Tasavvuf şeyhlerinin en meşhurlarındandır kendisi. İmam Kuşeyri duymuşsunuz çok. İmam Kuşeyri'nin şeyhidir yani. Risale-i Kuşeyri'ye ki tasavvufun en büyük kitabıdır. O İmam Kuşeyri'yi yetiştiren zattır. Evvela fıkıhla, İmam Kafal'den fıkıh okumuştu.
- 1:21:25
Sonradan tasavvufa geldi. Zamanının seyidi oldu. Efendisi oldu. Evliya Allah'ın reisi oldu. Kaddesallahu Teala Sirro. Şimdi ben tam şeyine biraz bakayım ama. Acaba senesi var mı? Evet var. 405 senesinde Zilcihan'de vefat etmiş. 405 senesi ne kadar eski anlıyorsunuz değil mi? Bin senelik bir mesele yani bu.
- 1:21:46
O da vefatı yani. Hayatı tabii daha önce. O ve ulemâihim. Tasavvufçuların alimlerindendir. En nehâriri. Nehrir demek en derin alim. Tasavvufu en iyi bilenlerden biridir. Ebu Ali'nin de kalktı. Kendisi konuştu fil fütüvveti. Fütüvvet. Ahilik diyorsunuz şimdi Osmanlı'da bir ahilik teşkilatı. Fütüvvet delikanlılık esasen.
- 1:22:11
Cömertlik, sehavet. Bu fütüvvet kelimesinin lügatı delikanlılık. Fakat istilahta gâetül kerâm. İyi huyun zirve noktası. Vel îzârî. Efendim tercihin zirve noktası. Alâra'îm. Tasavvuf ehlinin görüşüne göre. Vestulâhîm. Kullandıkları tabirlere göre. Fî elfâzîm. Kendilerine göre her ilmin fıkıhçıların geliştirdiği kullanım tarzları vardır.
- 1:22:41
Tefsirde ayrı vardır. Tasavvufta ayrı vardır. Fütüvvet diye bir tabir fıkıhta yoktur mesela. Diyelim ama tasavvufta fetâ derler. Yani hakiki delikanlı. Hakiki delikanlı demek cömertlikte zirve. Yani başkasını kendine tercih eder. Kendi hakkını orada feda eder. Ama başkasını öne geçirir meselesi. Değil mi?
- 1:23:00
Onun için efendim tasavvuf ehliyle uğraşmak zor yani. Zamanın padişahına şikayet ettiler ya. Bunları işte tekkeler kurmuşlar ayrı ayrı. Şu tarikat bu tarikat falan. Tabi Cüneyd Bağdadi vesaire zamanlarında şimdikiler bu kadar düzgün adam olamayabilirler. Yani en nihayetinde padişah da bunlar devlete zarar verecek zannetti.
- 1:23:24
İşte efendim bunlar ne ya bu kadar müritler toluyorlar. Binlerce on binler falan. Bunların aile başlarına zarar zannetti. Cüneyd Bağdadi var vesaire. Evliyaullah'tan zatlar da var. İdam etmek üzere yani. Ondan sonra baktı ki idam olacaklar. Şimdiki idamda da kendine başkasını tercih ediyor. Halbuki biraz sonraya kalmayı insan ister.
- 1:23:43
Çünkü ne sırada on tane meşayih var. Ben istiyorum şimdiki. Şimdiki meşayih mi kaldı da. Bir tanesi diyor ki ben önce idam edin. Öbürü diyor ki ben önce idam edin. Halbuki orada arada var ya bazı kere beş on idam arasında af olan oluyor. Çünkü karar değişiyor bir haber geliyor adamın. Yani diyor tamam ya çok kan döktük bu da kalsın.
- 1:24:07
Yani kader ecel meselesi ama. Orada sona kalmak yine bir şanstır yani. Ama hepsi diyor ki ondan sonra efendim beni idam edin. Ya diyor bizim tasavvufta mezhebimiz fütüvet. Fütüvet, isar. Isar başkasını kendine tercih. Onun için onun hayat hakkını tercih ediyorum. Ben ondan evvel ölmek istiyorum. Padişah dedi ulan sizin gibi adamlar.
- 1:24:34
Nerede bulunur dedi ya bunlar. Fıkıhçılar şikayet etmiş yani o zamanki fıkıhçılar. Ulan dedi sizin gibi fıkıhçılar dedi. Kimi asayım deseniz hepiniz birbirinizi astırırsınız dedi. asdırırsınız dedi. Bu adamlar ne mübarek adamlar, hepsi önce beni astıyor dedi. Ya böyle adamlardan, vatana, millete zarar gelelim dedi ya.
- 1:24:52
Yani bu çok büyük bir şey. Halbuki onlar gerçekten öyle yaptılar yani. Kendilerinden önce idam olmak istiyorlar. Fütüvet budur. Onun için Ebu Halit de bu beş ayakın öncülerinde. Bu noktada mevzular anlatmış, hakiki delikanlılık nedir, başkasını tercih falan anlatmış, hakiki delikanlılık nedir, başkasını tercih etmektedir.
- 1:25:16
demiş, ennehâdel huluk, bu bir ahlaktır ki, lâ yekûnû olamaz bi kemâli, mükemmel manada. Şimdi Cüneyd-i Bağdâdî de olabilir mi? Diyelim en mükemmel, Cüneyd-i Bağdâdî, Beyazıd-i Bestamiyye, Muhammed Rabbânü diyelim. Diyelim diyelim. Veyahut İbrahim Aleyhisselam diyelim. İsa Aleyhisselam diyelim yani.
- 1:25:34
En mükemmel cömertlikteki zirve ahlak. Olamaz illâ li rasûlillâh, sallallahu aleyhi ve sellem. Tek isim konuşacaksak diyoruz, zirve, Rasulullah'tan başkasında olamaz. fe inne kullâ haddîn. Çünkü herkes fil kıyâmeti, kıyamet günü, yakûlû, ne diyecek? Nefsi, nefsi, beni kurtar, başka bir şey. Ya bu tasavvuf eli de var ya, bir şey dediği zaman bir delil getirir,
- 1:25:57
hepsini oturtur aşağıya yani bak. İstediğin kadar zahiri âlim ol bak. Çünkü delil bulamazsın yani. Bak nasıl delil buldu. Kıyamet günü herkes ne diyecek? Beni isterim, ya Rabbi beni kurtar. İbrahim Aleyhisselam diyor ki nefsi, ya Rabbi beni kurtar. İşte dünkü dersteydi. Perşembe sohbetinde geçti bu konu nizahı.
- 1:26:16
Çünkü onların günahlarına affolduğunu, kesin affolun, günahsızdırlar ama Mevla garanti vermemiş, korksunlar biraz diye. Ondan nefsi diyorlar. Bir tek Efendimiz ne ayetle sabit ki garanti vermiş. O da dün Sultanul Enem Aleyhisselam'ın kitabında dedim ya, ben dedim bu konuyu ilk bu kitapta öğrendim. Kitap da dün geldi bana yani.
- 1:26:36
Dün ders yaptık Fezail bahsine, Mevlüt Aleyhisselam'ın münasebetiyle. Kıyamet günü herkes ne diyecek? İbrahim Aleyhisselam işin içinde dahil olsa, Musa Aleyhisselam beni kurtar ya Rabbi, ümmetimi ne yaparsan yap, manasına biraz geliyor tabii, nefsi, nefsi derken. Ve kul hüve sallallahu teala sellem.
- 1:26:54
Bir tek Muhammed Mustafa sallallahu teala sellem, ümmeti, ümmeti, ümmetimi isterim, ümmetimi isterim diyecekse, bu kesinse, ki hadis sahih, o zaman bu delikanlılık, cömertlik, sekavet, semahat, yud, kerem, say da say, kemaliyle kimde vardır dense, mükemmel zirvesi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'dir.
- 1:27:19
O noktada da ortağı yoktur ha. İşte Efendimiz, Efendi Hazretlerimiz mektubattan naklen çok derdi ki, âlem-i vücutta, alem-i vücutta, Allah Teala'nın şeriki naziri ortağı olmadığı gibi, alem-i imkanda, yani yaratılmışlar aleminde de, âlem-i imkanda, yani yaratılmışlar âleminde de, Resûlullah Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sallâllâhu aleyhi ve sellem'in şeriki naziri
- 1:27:39
şeriki nazırı yoktur. olmadığı gibi, İşte Bayram Hoca Efendi, Şehit Bayram Hocamız Rahmetullah Aleyh, hocamızın, hani eşittir meselesini anlayamayanlar, tasavvufun ruhunu bilemeyenler var ya, maalesef hocalarımızdan da var. Yani bu işte ilim, zahir ilim yetmiyor. Mesele o inceliği anlamak. Bayram Hoca'nın orada sözünde eşittir'in manası nedir?
- 1:28:02
Vücup alemin eşsizlikte. Eşsizlik ne manada? Yaratıcılıkta Allah'ın eşi olmadığı gibi, yaratılanlarda da Rasulullah'ın eşi yok yani. Bu lafı bu şekil, güzel anlayabiliriz. Ne var? Demiyor mu Kastiyabür Dede İmam Busiri? Münezzehûne an şerîkin fî mihâsini. Ne olacak şimdi İmam Busiri müşrik mi oldu haşa?
- 1:28:24
Güzel ve üstün vasıflarında Rasulullah, şerikten münezzehtir diyor. Aynı Allah için kullandığımız şerikten münezzeh lafını, Kastiyabür'de bütün ulema evliya ittifakla kabul etmiş. Metinya ne diyor? Bütün güzelliklerinde şerikten münezzehtir. Yani Rasulullah'ın ortağı yoktur. Cömertlikte ortağı yok. Burada yaratıcılıkta haşa, Bayram Hoca gibi ayaklı kütüphane,
- 1:28:49
yani allame bir adam bunu der mi yani? Bir insanın lafından ziyade konuşana bakacaksın. Konuşanın lafını, sahibine göre değerlendireceksin. Bir cahil değil ki bu insan. Değil mi şimdi? İlk bahar sebzeyi bitirdi. Buna diyor, eğer diyor, müşrik biri diyorsa, o zaman hakikaten doğa kanunu tabiat, ilk bahar bitirdi demiş olur.
- 1:29:14
Ama diyor, eğer bunu söyleyen mümin ve muvahhitse, o zaman bahar sebzeyi yetiştirdi derken, bahar sebep oldu manasını kastediyor. İsnad-ı mecazi, isnad-ı hakiki. Aynı laf söyleniyor. Birinde isnad-ı hakiki oluyor, birinde mecazi oluyor. Neden? Çünkü Müslüman hiçbir zaman ilk baharın, mevsimin, güneşin, toprağın, yağmurun müstakillen yarattığına itikad etmez.
- 1:29:38
O zaman burada da bir laf söylendiyse bunu söyleyen kim? Bayram Hocalı Ahmetullah Ali. O zaman şimdi bu kadar ilim sahibinin... bu kadar ilim sahibinin her bakımdan allame, o zaman burada böyle bir yanlış manada murat etmiş olduğunu düşünmek bile akla ziyan. Akla ziyan ama tabii memlekette çok fitneci var,
- 1:29:54
vehhabi akımları var falan, bunlar tabii kocaman değil de bu şekilde şey etmek istediler. Beni de, bana da aynı bir lafımı buluyorlar göğe, ortaya vuruyorlar ama e tabii onu bari herşeyin vefat ettiği için onun hakkında konuşmak hepten kul hakkına girer. Herşeyi bana konuşan konuşsun. Nasıl olsa atış serbest, ben de atışa devam ederim yani.
- 1:30:11
Reddiyelerim devam eder. Ama Hocafendi'yi burada bu vesileyle yad etmiş olalım. Allah kabrin nuru eylesin. Bunu da özel bir not halinde de inşâAllah bu ilk konuşuldu. Başlık yapalım, atalım. Buna cevap mahiyetinde olsun. İmam Busurî'nin de sözüyle bitirelim. Güzelliklerinde Resûlullah şerikten münezzehtir.
- 1:30:32
Yani ortağı yoktur. Hiçbir peygamber ortak olamıyor. Fe cevherul hüsn-i fîhi, gayrunun kasimi. Ona verilen güzellik cevheri bölünmeden verilmiştir. Yusuf Aleyhisselam'a güzellik yaratılmış böyle bir bütün. Diyelim ki bir portakal. Yarısını kesmişler, bütün güzellere vermişler. Bütün güzellere yani alemlerin hepsinde ne güzellik varsa
- 1:30:55
yarısı Yusuf Aleyhisselam'dan, kalan yarıdan bölünenden kendi hissesine düşen. Ne kadar güzel varsa. İnsan, cin, melek, felek, arş, kürsi, sidratü'l-münâ, yani güzellik nerede varsa hepsi Yusuf Aleyhisselam'a verilenin yarısından. Ama Resulullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem buna dahil değil. Çünkü neden?
- 1:31:14
Ona diyor hiç bölünmeden müstakil tam bir güzellik verilmiş. Yusuf Aleyhisselam'ınki yarılanmış, onunki yarılanmamış. Rabbim şefaatlerine nail eylesin. Sallallahu Teala Aleyhisselam pazar akşamı inşallah hep birlikte Yahya Kemal Bey adlı salonunda Kainatın Efendisi Mevlid-i Şerif'ini ihya etmek, idrak etmek ve ondan bahsetmek üzere toplanacağız.
- 1:31:36
Allah Teala hepimize yol selametleri ihsan eylesin. Sohbetimizi şimdiden feyizli, bereketli eyleyip insanları orada cem eylesin, kalpleri kulakları o sohbete tevcih eylesin. Ve böylece Kainatın Efendisi'nin Sallallahu Aleyhi ve Sellem bereketlerinden, rahmetlerinden o mübarek geceler ve mübarek ayda o mübarek gecelerde, mübarek ayda
- 1:31:54
azami derecede cümlemizi müstefid ve müstefiz eylesin. Amin. Ve sallallahu teala ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi s-sahbihi sallama teslimen katira velhamdülillahi rabbil alemin.
Benzer sohbetler
1:23:21Şifâ-i Şerîf Dersi 299. Bölüm 12 Ekim 202612 Ekim 2026 · 84 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 12 Ekim 2026
1:16:13Şifâ-i Şerîf Dersi 298. Bölüm 5 Ekim 20265 Ekim 2026 · 77 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 5 Ekim 2026
44:07Şifâ-i Şerîf Dersi 297. Bölüm 28 Eylül 202628 Eylül 2026 · 45 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 28 Eylül 2026


