06:05 / 39:43Şu an 06:05 / 39:43
Transkript
100 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Salatü Vesselamu Aleyhi Seyyidil Murselin. Muhammedin ve aleyhi ve sahibinin ecma'in. Şifa-i Şerif'ten dersimiz yeni bir fasla geldi. Faslun bu fasıl, Ficudihi, Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem, Efendimizin cömertliği ve keremihi, kerem-i iyiliği ve sehâihi sehâveti işte bonkörlüğü mü diyelim
- 00:31
onların hepsinin biraz farklarını söyleyecek. Ve semâhet-i iyi ve müşâmahalı davranışı, işte özellikle burada alışmış. Özellikle burada alışverişte müşâmaha kastediyor. Çünkü affediciliği geçen fasılda geçmişti. Alışverişte, borçta falan, müşâmahakâr oluşu, sallallahu teâlâ ve sellem bunlardan bahsedecek.
- 00:51
Şimdi buyuruyor, ve emmel cûdü, cûd cömertlik, hani lügatta manasında da, vel keramu kerem, yani kerem de iyilik, ves sehâhu, o da sehâvet, cömertlik, ves semâhetü, müşâmahalı davranmak falan, ve mânihâ, bunların manaları mütekâribetün. Hepsi birbirine yakın şeylerdir. Çok birbirine, yani haçırı farkı olup birbirinden çok ayırıcı vasıflara sahip değillerdir.
- 01:17
Fakat fakat ferraga. Ferraga ayırdı bazı um, bazı alimler, işte bu lügatçılar da, furukçular vardır bunlar yani, Furuk-ı Hakkı İsmail Hakkaz ne de var böyle bir şeysin. Furuk yani kelimeler arasındaki farklar. Yakın kelimeler ama işte bunlar müteradif midir? Yani aynı mânâda mıdır? Müteradifse hiç fark yok.
- 01:43
Yok aynı mânâda değilse o zaman mütekârib. Yani birbirine yakın. O zaman yakınsa fark ne? Farkları çıkartmak için müstakil kitaplar, ciltlerce kitap var bizde kütüphanede. Farklarla ilgili kelimelerin, Arapça çok acayip bir lisandır. Türkçe gibi öyle kelimesi de küt değil, milyonlarca kelime var. Onun için bazı alimler fark gözetmişler.
- 02:06
Bazı farklarla ayırmışlar. Mesela, kabul etmişler. Neyi? El-kerame, kerem, cüt, cömertlik, mutlak diyelim. Peki kerem ne? İyilik. İyilik de o nasıl bir iyilik demişler. El-infaka, harcamak, vermek yani fakire muhtaca veya isteyene neyse. Nefis gönül demek burada. Yani gönül hoşluğu ne demek? Sevinerek.
- 02:32
Hani verirken hiç üzülmüyor. Böyle mümbesit vaziyette, meşhur halde. Verirken bir insan daha herkeste bir ufak şey olur yani, malım gidiyor falan. Fakat o sevinerek veriyorsa, hem de fîma öyle şeyler yapıyor ki bu infakı, yâzumu büyük oluyor, khataruhu. Değeri, khatar değer demektir. Burada yani, bazı yerlerde tehlike manasına da geliyor.
- 02:56
Değeri büyük oluyor da ve nefruhu, efendim, menfaati büyük oluyor yani mesela. İşte ileride misaller verecek, yüz tane koyu veriyor öyle bir tane, yüzük değil yani. Öyle efendim, ne sana bir tane takke, biz bir tane bizden bir takke veriyoruz adama. Sanki büyük iş yapmış gibi bize.
- 03:15
Büyük iş yapmış gibi bize şey yapıyoruz, bir de ondan sonra takkemiz gitti falan, bu takkede el dokumasıydı falan, biz de yani nerede huyu ahlak sıfır? Menfaati büyük olan, kadri kıymeti büyük olan şeyleri bir de gönül koştuğuna veriyor, hiç içinden de yahu eksildi malım düşünmez. Zerre kadar da üzülmemiştir sallallahu aleyhi ve sellem.
- 03:37
Verdiklerinde yani. Bunun ileride, bu fastın bir dahaki derslerinde, bu derste de gelecek misaller, rivayetler yani sahih, zikrediliyor. Vesemmev, isimlendirmişler. Hu bu şekilde infakır, yani gönül koştuğuyla çok büyük şeyler vermeyi. Eyza, işte Kerem gibi, hürriyete, hürriyet demişler buna. Tabi Türkçe'deki hürriyet manası da Türkçe'de kullanılıyor, kelime Arapçadır aslında.
- 04:06
O hürriyet de tabi aynı manaya geliyor da şimdi biraz, işte bağımsızlık, işte kölelikten kurtuluş gibi bir manada kullanılıyor. Özgür, yani Türkçe'de şu anda özgürlük deniyor hürriyete. E bu ne alakası var adama, cömertçe, gönül koştuğuyla bir şey vermeye, ne alaka hürriyetle falan diye anlayabilirsiniz.
- 04:30
Tabi onun biraz tasavvufi manalar onu açıyor. Şimdi ondan bir şey söyleyeceğim. Ve ve o da nedir? Nezâleti. Nezâlet peltekzeyle nezâletin zıttı. Hürriyet nezâletin zıttı. Şimdi özgürlük manasında direkt gelmiyor burada. Nezâleti anlayacağız. O da nedir? Hisset ve hakaret. Yani hisset, alçak tabiatlılık.
- 04:53
Yani zelillik, hakirlik, basitlik. Yani ne diyeyim sana, işte efendim çata çat, başa baş. Hani şöyle daha küçük alayım sana, ufacık bir menfaat için, ufacık. Hani bazı kere olur da atla deve mi dersin? Atla deve olur da hani bir birbirine girersin. Yani bir kuruş için, bir lira için veyahut neyse bir poğaça için bir de baktın kavga çıktı yani.
- 05:23
Adam o kadar huysuz ahlaksız insanlar var. Yani ne var yani bir simitin veya bir şey yani neyse yani bu bir araba değil, efendim çok kıymetli bir ev değil, bir şey değil. Ama bakıyorsun insanlar bugün kuruşlarla hesaplaşıyorlar ve kavgalaşıyorlar.
- 05:44
Bazı kere aileler aralarında ne basit şeylerden, ne basit maddi şeyler çıkarlar, kaybettikleri için yani sılay rahimi kesmeler, akraba kavgaları, selamı sabahı kesmeler. Neler duyuyoruz? Yahu diyorsan fındık kabuğu, doldurmaz lafı da burada kullanılabilir yani. Ya bundan sebep mi yahu, değer mi yahu falan.
- 06:05
Bu rezil rezil bir hisset ve hakaret. Bunun zıttıdır diyor hürriyet. Ne demek hürriyet? Özgürlük ya ne demek özgürlük? Nefis seni esir alamıyor. Şeytan seni köle yapamıyor. Mal hırsı seni boyunduruk altına sokamıyor. Dünyevi, şahsi, nefsani hırslar ve ihtiraslar, menfaatler ne yapamıyor seni? Tutsak edemiyor.
- 06:29
İşte onun için buna hürriyet deniyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemde bu kerem, bu hürriyet, bu özgürlük mükemmel idi. Mükemmel idi. Onu demek istiyor. Mesela hadis-i şerifeyi düşünsen ne buyurur? Teis abdü'l dinar, teis abdü'l dirhemi. Altın paranın kulu helak oldu. Gümüş paranın kölesi kulu rezil oldu, zelil oldu, mahvoldu, perişan oldu.
- 06:57
Bu hadis-i şerif hem de bedduadır. Yani paraya tutulan, altına gümüşe bağlı kalan, şimdiki markın, euronun yani markta kalmadı da euronun, doların esiri olan, bu yüzden kavga, gürültü, hatta adam öldürmeye gidiyor ya bir kuruş para için. Ne kadar ufak paralar için insanlar öldürüyorlar birbirini ya.
- 07:20
Bir bilezik için kadının kolunu kesiyor. Ondan sonra efendim evinde iki üç tane altın alayım diye yaşlı kadınları öldürüyorlar. Her gün haberler, kasteler neler yazıyor. Böyle rezil rezil ahlak var insanlarda. Çünkü bunlar hür değiller bunlar dünyaya. Efendim tapmışlar, altına gümüşe tapmışlar. Hürriyetin hakikati kemalü budiyettir.
- 07:44
Yani kulluğun mükemmelliği demektir. Ne demek şu? Yaratılan hiçbir şeyin rıkkıyeti, köleliği altında bulunmamaktır. Mükevvenatın saltanatı üzerinde cari olmamaktır. Yani bu alemde o yaratılmış hiçbir şey. Buna kralı girer, ağası girer, paşası çıkar yani. Yaratılmış yani. Bunların hiçbiri yaratan olmadığına göre yaratılmış, mükevven.
- 08:04
Mükevvenatın saltanatı onda işlemeyecek. Ne demek işlemeyecek? Kalbinde temiz duygusu olmayacak. Yani ne demek temiz duygusu olmayacak? Ağda bir, paşa da bir, fakir de bir, agır da bir, çöpçü de bir. Yani insanlara iyilik yapmak, insanlara cömertlik yapmak, insanlara iyi davranmak hususunda. Ama sen ne yapıyorsan, zengine iyi davranıyorsan, fakire hor bakıyorsan,
- 08:27
bir ağa paşa geldiğinde buyurun falan başta acaba içeri alıyorsan, başka şey oturtuyorsan, efendim bir gariban, derviş, birisi meczup geldiğinde hadi kapı kapı dışarı, haneden içeri sokmuyorsan, o zaman burada ne oldu? Kölelisin sen. Sen yaratılmışların boyunduruğu altındasın. Paranın kölesisin, kulun kölesisin, menfaatin kölesisin.
- 08:49
İşte bunlar yok idi. Bunlar rezalet ve sefalet. Sefalet de alçaklık anlamındadır. Sefil, esfel, en alçak, en düşük manasına gelir. Yani hürlük, hür, nefsinin hevası, keyfi onu köle yapmayacak, dünya onu yoldan çıkarmayacak. Bir şey verirken ılaz garaz beklemeyecek. Sonunda ne getirir, ne götürür? Bu adam yarın ileride bürokrat olur, terfi eder, ilerler, bu gençte istikbal var,
- 09:21
bu partide bu adamın önü açık görünüyor falan falan, şimdiden yatırım yapayım hesapları falan. Güdülenler, güdülerek yapılan infaklar, hayırlar, haseneler veya burs vermeler, kurs vermeler, bunların hiçbiri çerem diye, güzel ahlak diye sıfatlanamaz. Onun için memlekette kaç tane hür var arkadaş? Biz özgür müyüz yani?
- 09:44
Ben özgür müyüm, sen özgür müsün? Hacıyım, hocayım geçinen kaç tane mübarek geçinen, evliya geçinen, milletin hürmet ettiği insan hürdür yani? Nefsinin hevasında esir olmamış. Hiç içine bir mülahaza gelmiyor yani. Mülahaza gelmiyor ya. Hesap kitap yok adamda. Allah için yapıverir yaptığını.
- 10:08
Karşılık istemiyoruz. وَلَا شُكُرًا تَشَكُرًا beklemiyoruz. Yani en aciz hocası bugün adama bir borç veriyor. Zaten borç veren de kalmadı da. Karzahsen sadakadan 18 kat eftal. Miraç gecesi cennetin kapısında gördü. Sallallahu aleyhi ve sellem bunu bize hadisette naklediyor. Ya şaşırdı yani. Borç veren geri alacak.
- 10:25
Niye 18 kat eftal oldu? Halbuki sadaka veren geri almayacak. Yani çünkü sadaka veren, bazı kere sadaka isteyen adam zenginken de isteyebiliyor ama borç isteyen geri vermek için istediğinden hem geri verecek hem niye sana karşı rezil olsun boyun büksün yani geri vereceği bir şeyde? Demek çok sıkıştı.
- 10:44
Çok sıkıştı. Öbürü belki alışkanlık haline geldi. Apartmanı var hala, dilenenler var. O zaman sen burada borç veriyorsun, karşılık beklemeyeceksin falan. Teşekkür beklemeyeceksin. Adam verdi bir Hacı abi bir zaman. Hurma alacaktı bir arkadaş. Dedi Ramazan geliyor Hacı abi de. Ondan durumu çok iyi değildi.
- 11:05
Birkaç kamyon hurma alacağım dedi. Fatih Ağa'nın kapısında satıyordu. Yani borç istedi. O zaman mübarek, meşhur bir insan. O da ona gitti, borç verdi. Ondan sonra bana da dedi ki, ben de o zaman gencim. Ya dedi gidelim Hacı Efendi'yi sen de seviyor. Borcunu geri ödeyeceğiz yani dedi. Ramazan geçti işte kazantım kazandım.
- 11:27
Allah mübarek etsin. Borcumu vereyim dedi. Gitti borç verdi. Borcunu geri verdi falan çıktık gittik. Ondan sonra o Hacı Efendi bana dedi ki, onun yanında demedi. Ya ne terbiyesiz adam ya dedi. Niye dedim Hacı Efendi? Ya dedi insan bir kilo hurma getirir dedi ya.
- 11:43
Şimdi mesela hâlbuki o bir kilo hurma faize girerdi. Kulluk arzın carrane fain feveri ben. Fayda menfaat gelmeden ödünçler ribadır diyor hadis-i şerif. İmam-ı Azam Efendimiz onun için alacaklısının kapısının gölgesinde durmamıştır. Gitmiş güneşe durduğu meşhur kıssa var biliyorsunuz. Hani ilmi yoktu belki Hacı Efendi'nin ama yani hani karşılık istemiyoruz,
- 12:06
hani teşekkür beklemiyoruz, sırf Allah için veriyoruz, ediyoruz. Nerede? Hürriyet budur. E nefsani şeylerden hür olmak kolay iş midir yani? Kerem iyilik demek, infak iyilik yapmak. E bunun hürriyetle ne alakası var? Çünkü hürriyet demek insanların başa kalkmalarından halas demek, kurtuluş demek. Yani sen bir iyilik yaptığın zaman insanlara başına
- 12:35
kalkıyorsan, başına kalkıyorsan keremli değilsin. Çünkü neden? Hür değilsin, özgür değilsin. Ne yaptın? Nefis seni kandırdı, adamdan iyilik bekletti, teşekkür bekletti, karşılık istetti. Evet. Onun için hür olduğun zaman başkasını tercih edersin. Efendim, kendi ihtiyacın olan bir şeyi bile başkasını tercih ederek ona kullandırırsın, ona verirsin.
- 13:02
Mahlukattan hiçbir şeyi hesaba kitaba katmazsın. Efendim, hürriyet şehvetin, nefsani arzuların, gazabın, öfkenin, sinirin, efendim, ta bunun gibi. Mesela insanda istek oluyor, o istekte başkasını tercih etmek. Gazap oluyor, sinirleniyorsun efendim, orada yine Allah için öfkeni yutmak. Bütün bunlar keremle özdeşleşiyor.
- 13:35
İşte hürriyet de bütün bu eksik noksan, rezil sıfatlardan azat olmak, halas bulmak demek. Onun için kereme hürriyet de demişler. İlginç, lügatta çıkmayabilir bu. Kerem'in hürriyetle alakası tasavvuf ehlinin. Onun için İmam Kurtubi'nin bir kitabı varmış, Ubeydül Hoca Aras'ın o kitabı. El münteka min kelam ehlittuka fit tasavvuf.
- 14:00
Bu kitapta İmam Kurtubi bunları açıklamış. İmam Kurtubi neler yazmış, neler demek. Daha biz adını duymamışız, bugün duyuyorum yani. Tasavvuf hakkında. Bu hürriyeti de orada açıklamış. Onun için şair ne demiştir? E temennâ alez zemâni muhâlen entera mukletâ ye tal'ate hürri. Ya zamandan bir muhal, bir şey arzuluyorum.
- 14:21
Zaman, yaşadığım sürece bir muhal. Yani pek olacağını da imkan vermediğim bir şeyi temenni ediyorum. Ah keşke görebilsem. Neyi görebilsem? Şu iki göz bebeğim diyor. Bir hür olan birinin cemalini görebilse de öyle ölsem. Ya ne demek? Herhalde ölene kadar bir hür kişiyi göremeyeceğim. Çünkü ya birisi nefsinin kölesi, ya altının kölesi,
- 14:43
ya gümüşün kölesi, ya paranın kölesi, ya karının kölesi. Efendim, ya şehvetin ya gazabın illa bir kötü sıfatın kölesi olmuş. Nerede hür kalmış? Onun için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hürlerin de efendisi. bütün nefsani hislerden ve dürtülerden azat olmuş insan. Sallallahu teala aleyhi ve sellem.
- 15:11
Ondan sonra Vessemâhetü. Semâhete de olabilir. Ceâl-ü semâhete nasb olarak atf olabilir. Müpteda olarak Vessemâhetü diye de başlayabilir. Vessemâhete, semâheti de kabul etmişler, tefsir etmişler. Neyle? Et-tecâfiye. Uzak durmak. Uzak durmak derken burada manası yani bulaşmamak, işte efendim tenezzül etmemek diyelim.
- 15:39
Yani buranın lügatı zordur. Ama ben size bu şekilde anlatmam daha kolay olacak. Tenezzül etmemek. Uzak durmak ne demek? Tenezzül eden uzak durmaz, bulaşır yani. Tenezzül etmemek Amma o şeyden hak ediyor, kim elmer o kişi inde gayri. Başkasının efendim yanında hak ettiği bir şey var. Yani nedir? Ondan alacağı var.
- 16:06
Başkasının yanında hak ettiği bir istikâkı var. Alacağı var. Ya nakit ödemesi var. Nakit konuştuğu, pazarlık ettiği bir nakit alacak. Veya geciktirmeli, bir ay sonra, iki sene sonra ödeyeceğinin vadesi gelmiş. Gelecek, vadesini isteyecek falan. Bunda uzak duruyor. Neyle uzak duruyor? Bıtıyı binersin gönül hoşluğuyla.
- 16:29
Yani ne demek gönül hoşluğuyla? İki aylığına mesela vermişsin parayı. Adam sana getirmeli. Adam sana bunu getirip ödemeli. Hatta gününden de birkaç gün evvel getirmek istiyor insan. Yani ben mesela borcum oldu zaman falan hemen para elime geçer geçmez. Vadesine iki hafta var demem. Böyle hiçbir huyum yoktur.
- 16:47
Hemen elime gelir gelmez yani ölüm var kalım var. Ben adam bir an evvel hakkından kurtulayım. Ama diyelim vadesine kadar söz bozmak olmaz. Günü vardır, saati vardır. Bu saate kadar da şey eder. Fakat esas semahat demek yani müsamaha ne demek biliyor musun? Bir ay vadesi doldu. Mesela bir gün evvel arıyorsun, bir saat evvel arıyorsun.
- 17:10
Vadesi dolmasına iki saat kaldı. Haa falan filan. Bu da biraz çok müsamahalı davranışa yakışmıyor. Hakkındır hakkındır ama her hakkın olan şeyi de hakkını sonuna kadar almak da hakkını sonuna kadar aramak, sormak da semahattan değildir.
- 17:25
Şimdi şerahatta bir hak var, hukuk var. Bir de şerahatta üstün ahlak var. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in indemâ bi-ûsri l-yutemme kârimel ahlak. Ben ancak üstün ahlakı tamamlamak için gönderelim. Geçmiş peygamberlerde de üstün ahlak var idi. Ama üstün ahlakta da biliyorsunuz peygamberler bir duvarın tuğlaları gibi düşünürsen duvarda bir tuğla eksikti diyorum.
- 17:48
Fekûti mebiyen nebiyyûn. Nebilerin duvarı benimle tamama erdi, hitama erdi. Ben oraya yerime yerleşince nübüvvet kemalatı tamama erdi. Şimdi semahat, adam mesela vakti geldi, vaktinden evvel adamı aramıyor. adam Vakti geldi yine aramıyor. Vakti geçti yine aramıyor. Yahu bir ay, iki ay oldu adam arayıp sormuyor, benim borcumu ödemiyor falan filan.
- 18:13
O da ne yapıyor? Müsamahalı davranıyor, hakkını aramaktan uzak duruyor. Ama uzak dururken hani adamdan korkuyorsun ağadır, paşadır, mafyadır falan filan. Veyahut da şu bozulur, bu bozulur. İşte damattır. Kızımla arası açılır. Yok, kızımı boşar. Böyle çok numaralar var biliyorsunuz. Kızımı boşar hesabıyla.
- 18:32
Kayınpederleri, kayınvalideleri. Ne sıkıntıya sokanlar var. Şimdi bu adam müsamahalı olan adam ne yapar? efendim başkasındaki hak ettiği alacağını da istemez. İstemez ama isteyemez değil. İstemeye gücü de var. İstemiyor. Niye? Adam rahat hareket etsin. Durumunun müsaitliğine göre versin, getirsin diye düşünüyorum.
- 18:58
Ama burada gönül hoşluğu yine. Bir tıy bir nefsin işi karıştırıyor. Çünkü geri kalan, bizim içimizde de bazı kere böyle vadesini sormayan, biraz ileri atan, veresin ya, ödersin ya şekle bir iyi hareketler çeken Müslümanlar var gibi görünebiliyor. Ama içi ne diyor? Bir tıy bir nefsin var mı? Bir tıy bir nefsin ne demek?
- 19:18
İçinden bile bu ne biçim adam ya? Ne kadar yavaş adam. Ne kadar borcunu ödemekte geciktirmeli adam diye geçirmek bile geçirmiyor. Bir tıy bir nefsin. Gönül hoşluğuyla müsamahalı davranıyor. Ve ve ve bu da ya bu semahat kelime olarak nasıl ki dedi ki Kerem dedi nezaletin zıttıdır. Anlattım demin. Burada da zıttıyla her şey zıttıyla daha belirgin hale gelir.
- 19:48
Burada da zıttını söylüyor. Tabii zıttı da kendinden zor tabii ayrı dava. Çünkü biz nezaleti yani yeni duyuyoruz veyahut da neyse. Şekaseti yeni duyuyoruz. teşakisi, üneyi, Kur'an'dan biliyoruz da şekaset, burada benim önüme pek ilk geldi bu kelime, bu kadar sene kitap okuyorum. Zıdd-ü şekaseti. Şekasetin zıddıdır diyor.
- 20:09
Şekaset ne? Şekaset, surûbet-ül huluk ve muzayaka. Yani ahlakı ters. Hani derler ya, ne derler? Ters adam. Aksi adam. Aksi, ters. Muzayaka, tazzikçi. Yani ne demek? İnsanları sıkboğaz etmek. Şekaset. Sıkboğaz eden adama. adama, muzayeka, sıkboğaz etmek. Muzayaka, sıkboğaz etmek. Onun için Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'de
- 20:33
Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'de semahatın zirvesi var. semahatın zirvesi var. Çünkü Çünkü Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'de buyuruyor, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ne buyuruyor? Rahimallâhu men semehâ fil bey'u veş-şirâ vel-kazâ vel-iktizâ Yani mesela Aliülkarî Yani mesela Ali-ül Karim bu hadisi rivayet ediyor, bu da mâne rivayettir ha.
- 20:47
Hadis-i şerifin zahiri lafı bu değil. bu değil. Çünkü mâne rivayet yaygındır, ben dünkü derste de söylerim. zâhirî lafı. Mühim olan duman doğru çıksın, mânâ olsun yeter. Yani, Rahimallahumme Rahim, Yani Allah o kişiye rahmet etsin ki, alışığında müsamaha alın. Mesela adamı sıkboğaz ediyor. Adam diyor yahu diyor on lira diyor.
- 21:07
o da diyor O da diyor mesela dokuz olmaz mı? Mesela 9 olmalı. Hadi olur diyor, sekiz olmaz mı? Yedi olmaz mı? Yahu herif bari hediyesin ya. İndire indire yani. Adamın bir kuruş karı var zaten. İki tane patates alacaksın. Beş saat konuştun yahu. Onun için alırken de ne olacak? Ya on lira dedi. Ver on lira ya.
- 21:25
Baktın adamın hali perperişan. Ya al sana on bir lira, bir lirasta kalsın yahu. Bu kadar soğukta bilmem ne pazarda, çarşıda canın çıktı falan. Müsamahalı alışverişinde, satışında, ondan sonra borç alışında, ondan sonra borç ödemesinde, ondan sonra borç istemesinde veyahut alacağını istemesinde. Bütün bunlarda müsamahalı olan insana Allah Teala rahmet etmiştir.
- 21:48
Hadis-i Şerif'te buyuruyor işte. Ne buyuruyor es-Sahabe ve'inkâne zü'ûsratin ayette fe nezzuratun ilâ meyserâ Eğer güçlük sahibi ise yani ödemesi zorsa geniş zamana kadar adamı alacaklısını yani kendisine borçlu olanı tehir eder diyor. Bu ayet-i kerimede bunun güzel ahlaktan olduğunu bildiriyor. Bu ayet-i kerimenin tefsirine hadis-i şerif yazdım.
- 22:14
Ruhul Furkan'da var hadis-i şerifler. Bu hadis-i şeriflerde ne buyuruyor? Adamın çok günahı vardı. Hatta kebair büyük günahları da vardı. Salih amelleri de yetişmedi. Yani defter şeyde, mizanda günah tarafı ağır basıyordu. Fakat bir ameli onun sevap tarafını tefkil etti mizanında. O ameli de neydi? İnsanlara borç verirdi.
- 22:36
Alacağı zamanda ne yapmazdı? Sık boğaz etmezdi. Adam tehir istese faizsiz tehir ederdi. Geciktirirdi. Adam gelse desek ödeyemeyecek haldeyim. Tamam o zaman hiç ödeme. Ben sana bağış ettim derdi. Hal böyle olunca efendim nedir mevzu? Hal böyle olduğu zaman Allah Teala Hazretleri de mizanda ne yaptı? O kulunu, sevabını ağır getirdi.
- 23:04
O kadar kebair büyük günahları aşağı indirdi. Ne sebeple? Alışverişinde müsamaha. Aksilik yapmayalım. İnsanlara ters olmayalım. Bir lira için, beş lira için kavga gürültü çıkartmayalım. Hele ki fakir insansa bilmem neyse senden gitsin demek lazım. Ama müslümanlarda böyle bir ahlak kalmadı ki. Onun için Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de bunlar zirvedeydi.
- 23:28
Ondan sonra Vessegâu Segâ ile cüdün farkını söylüyor. Cüd, cömertlik, segâ da segâvet. Türkçe'de işmiş. Türkçe'de segî derler, segâvetli derler. Yani tabii şimdiki gençler çok kullanmıyor bunları ama 40-50 yaş yukarısı bunları hemen hemen hepsi bilir. Segâvet neymiş şimdi? Cüd, cömertlik, genel manada cömertlik.
- 23:50
Onu zaten şer etmedi. Lügatı, cömertlik. Ama fark nedir derken Kerem'in farkını söyledi. Semahat'ın farkını söyledi. Yani normal cömertlikten. Bir de o sıraya lef ileştirip müretteb yapmadı. Bir müşefeş oldu ama sonuna segâ'yı getirdi şimdi. Ve segâ, segâvet nedir? Sühuletul infak. Kolayca verebilmektir, yardım yapabilmektir.
- 24:15
E karibe, e canibe yani yakın akrabaya, uzaklara, komşulara, fakire, zengine. E zengine niye veriyorum? Ya var gıdım zengin de icabında bir yemek verirsin, bir zengin de gelebilir. Hoş adak kurbanı değil ki zengin yemesin yani. Evinde bir yemek olur. Aşure pişirirsin, komşuya veriyorsun. Komşuda belki zekat veren, zaten istihkaka göre zekat veren zengindir ya.
- 24:35
Yani illaki adam katır trilyon olmak mıdır? Bir aşure vermeyecek miyiz yani? Zengin diye bir aşure verilemez mi? Veya bir ikram yapılamaz mı yani bir yemek, bir şey? Ha dolayısıyla burada fakir, zengini de ayırt etmeden, e uzak, yakın ayırt etmeden kolayca sühuletle verebilmek.
- 24:56
Şimdi, onun için cömertlikten bir farkı var. Mesela, istemeden veren, diyelim ki cüdda istediği zaman veren, bir adam dilendi, istedi, verdin, cömert. cömertsin, cüdd sahibisin diyelim. Ama sen, sehavette ne oluyor? İstemeden veriyorsun. Veya bunun tersini düşünelim. Mesela ne diyor? Ama sen
- 25:26
Vemel cevâdu men yu'ti idâ mâ seltehu velâkin men yu'ti bi gayri suâli. İstedikten sonra verene cevat demezler. Cevat, cömert demek. Ama cevat olmak için, bir adama cömert denmesi için istemeden verebilendir. İstedikten sonra verene cevâd demezler. Cevâd cömert demek.
- 25:40
Yani ne demek? Adamı istetmeyeceksin. İstemeye mutaat etmeyeceksin. Çünkü o adam da zelil oluyor. O adam da efendim, sana karşı eğik duruma düşüyor, ezik kalıyor. Buna bu şeyi vermemek, cömertlik mesela. Ama bunu cüd ile diyelim, tefsir ediyor.
- 26:27
Mesela az verene Sakhi denir. Çok verene Cevat denir. Tümünü verene Kerim denir. Ne güzel oldu. Bak tariflerin farkları çıktı. Anlatabiliyor muyum? Ve cüd, mevcudu vermektir. Mefkudu beklemektir. Yani elimde bu var, veriyorum. Ama iki gün sonra gel, başka da gelecek. Hani Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor.
- 26:51
Yanında o anda para olmaz veya yemek olmaz, buğday olmaz, un olmaz. Ama sen bekliyorsundur, ganimetten mal gelecek devlet hazinesine veya senin şahsına hediye gelecektir. Öyle bir beklenti içindeysen, Gönderirken fakiri ona de ki, ben sana vereceğim, işte birkaç gün sonra gel. Çünkü benim elim o zaman bollaşabilir.
- 27:16
Mevcudu vermektir, mefkudu beklemektir. Mağbuda itimat etmektir. Diyelim. Onun için mesela diyor, bir kısmını verene Sekhi denir, çoğunu verene Cevat denir, tümünü verene Kerim denir. Bunlar güzel. Yani sen fazla mal varken verirsen, Semahat buna cömertlik denmez. Ya sen yanında az bir şey bile yok, olanı biteni verirsen, buna denir.
- 27:47
Ha, oraya da geliyoruz. Sekha neymiş? Kolayca vermek, zorlanmadan vermek manasa geliyor. O şeyleri kazanmaktan uzak durmak ki, Övülmüyor. Övülmeyen şeyleri kazanmaktan uzak durmak. Yani ne demek? Cimriliği kimse sevmez. Cimri adamı, oğlu da sevmez yahu. Babam demez yahu. Cimrilik acayip bir şey. Hiç sevilmeyen bir şey.
- 28:22
Gavurda da sevilmez, Müslümanda da sevilmez. Ondan sonra cimrilik. Ondan sonra, insana kötü sıfatlar kazandıracak, ne diyeyim sana, stokçuluğu kimse sevmez. Kimse beğenmez. Yani yığmış, yığmış, yığmış. Yemez, yedirmez. Ondan sonra efendim, bozulur, küflenir, çürür de birine vermez. Böyle insanlar dillere destan olmuştur yani.
- 28:48
Bu ne biçim bir mezmum adam. Ne rezil adam yani. Evi çöplük eve dövmüş, her şeyi biriktiriyor. Hiçbir şeyi vermiyor falan. Bunlar kötü sıfatlar. İşte seha, bunların bu kötülüklerden uzak olmakta, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zirvede. En uzak o. Kim ne kadar uzaksa o kadar ona yakın yani. Sıfatlardan kim ne kadar uzaksa, Resulullahın mertebesine o kadar yakın.
- 29:13
Sallallahu aleyhi ve sellem. Ve bu nedir muradif olarak? Seha'nın muradifi, eşdeğer manası, el-cuducu, cömertliktir diyor. Yani burada sanki cud ile seha arasında şey yoktur diyor. Yani çok da bir fark Efendim bu Ali'l-Kahri'nin şerhine göre muradiftir diyor. Yani aynı manaya gelirler cud ve seha. Ve seha ve cud manasındaki seha, ikisi aynı şey.
- 29:45
Seha ve zıdd-ü tektir, infakta tazdik yapmanın zıddıdır. Yani harcamayı geniş yapmak, aynı zamanda israf da yapmamak, çok aşırıya da kaçmamak. aşırıya da kaçmamak, çok da sıkmamak, orta derecede, zaruret, lüzuma göre vermektir, verebilmektir, diyor. Fekâne sallallahu teâlâ efendim, sadede gelelim. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem neydi?
- 30:12
Kainatın Efendisi. Lâ yuvâzâ. Asla dengi bulunmayan bir zat idi. Kendisi ile kimse ne yapamazdı? Boy ölçüşemezdi. Lâ yuvâzâ. Boy ölçüşemezdi kimse onunla. Fîmîs fîhâzîl ahlâkil kerîmeti. Bu keremli huylar, işte deminden beri sayılan kötü huyların zıtları olan cömertliklerde kimse onunla boy ölçüşemezdi.
- 30:38
Velâ yubârâ. Kimse ona denk düşemezdi. Emsal getirilemezdi. Örnek olarak o da şurada Efendimiz'e benziyor. Denemezdi. Çünkü neden? Eşi yoktu. Bihâdâ işte bütün bu üstün sıfatlarla vasafet sıfatlamıştı. Hu Rasûlullah Efendimiz'i sallallahu aleyhi ve sellem küllü menher o kimse ki Arafa onu tanımıştı.
- 30:57
Onu tanıyan herkes kendisine bu sıfatları efendim yakıştırmıştı. Şimdi burada bir hadis ibadet ediyor. Kâzı İyâz Hazretleri'nin de muhaddis olduğu tabi burada da zaten kaç kere derse geçti. Haddesenâ bize haber verdi. Yani işte râvîleri sayacak. Râvîler Hazret-i Câmire gelene kadar işte 6-7 tane ya çıkar ya çıkmaz 6-7 şeyle Rasûlullah Efendimiz'e ulaşacak.
- 31:19
Bize anlattı, haber verdi. El-Kâzı Şehidu Ebu Ali Sadefiyyü Rahimeullah Ebu Ali Sadefi Hazretleri diyor. Hem kadıymış hem de şehit diyor. Tabi burada Hafız İbni Sükre esas ismi buymuş. Hakkında başka bir ma'lûmât Kayraban'dan demek ki yine Fas, Maghreb meşayıhından, ulemasından bu zattan ben işittim.
- 31:47
Haddesenâ o dedi bize anlattı. El-Kâzı Ebu'l-Velîdi'l-Bâciyyü Kâzı Ebu'l-Velîdi'l-Bâciyü çok mühim bir âlimdir. El-Müntekâ isimli eseri var. Muvatta isimli İmam Mâlik'e şerhi var. hatta isimli İmam Malik-i Şerh'i var. 5-6 cittir bende var. Ebu'l-Velid-i Bâci de ona haber verdi. Hattâ Sena bize bildirdi Ebu'l-Zerril-Hereviyyû.
- 32:02
Haddesenâ bize bildirdi. Ebu'l-Zerri'l-Hereviyyü Ebu'l-Zerril-Hereviyyû, tabi o da onun şeyhidir. Hepsi birbirinden okumuşlar. Bu zatın bahsi geride geçti diyor. Bende sohbetlerde anlatmışımdır. Hattâ Sena bize haber verdi Ebu'l-Heytem'in. Haddesenâ bize haber verdi. Küşmiheniyyü Tabi o nereli olduklarından dolayı memleketlerin isimleri oluyor.
- 32:21
Ebu'l-Heysem Hazretleri Ebu Leysem Hazretleri, Ebu Muhammed Serahsi, Ebu İshak el-Belhiyyu, Ebu İshak el-Kalu. Ebu'l-Muhammed'in-Serahsiyyü Ebu'l-İshâk'el-Belhiyyü Ebu'l-İshâk'el-Belkâlü Bu üç kişiden duymuş. Ebu'l-Zerri'l-Hereviyyü Üç kişiden duymuş ayrı ayrı. Onlar dediler ki Haddesenâ bize anlattı.
- 32:36
Hattesena bize anlattı Ebu Abdillahi'l-Firebriyyü. Ebu'l-Abdillâhil-Firebriyyü Ebu Abdillahi'l-Firebriyyü Hazretleri bize bildi. Hazretleri bize bildirdi. Hattesena, o diyor, o bize anlattı kim? El-Bukhariyyü. Bukhari'yi bize anlattı. Meşhur Bukhari. Bukârî bize anlattı. Meşhur Bukârî Anlatma lüzumu yok.
- 32:52
Bukârî dedi Haddesenâ bize anlattı. Muhammed İbn-i Kesir Bukârî'ye anlatmış. Bukârî dedi Haddesenâ bize anlattı kim? Süfyânü Efendim Süfyan Hazretleri bana anlattı. Bakayım ona bir şey okuyayım. Süfyan-ı Sevrî diyor. Bir de o yayına var da karıştırmayayım diye baktım. Süfyan-ı Sevrî anlatmış. O da kimden?
- 33:15
An-İbn-il-Münkedir İbn-i Münkedir Hazretleri Cabir-i Münkedir Tabiidir. Yüce bir tabiindendir. O tabi sahabeye ulaştı şimdi. Semi'tü işittim kimi? Cabir-i Rabn-i Abdillâhi Vâhin Enes'in ve Seyyidul Sa'din Hazreti Enes'ten Seyyidul Sa'd diğer sahabeden de mislu buna benzer rivayetler Müslim hadis-i şerifinde rivayet edilmiştir.
- 34:08
Ondan sonra efendim Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'den kim bir şey istediyse mutlaka ona vermiştir. Varsa değilse gel şu vakitte ben temin edeyim sana. Bana biraz hediye gelir veya nafaka gelir. Onu sana vereceğim demiş. Söz vermiş. Adam geldiğinde de sözünü yerine getirmiştir. Onun için mesela Deve istediler.
- 34:34
Tabi harbine gelecek sahabeler yaya gidemezler. Ben sizi üzerine yükleyeceğim deve şu anda imkan bulamıyorum mesela. Ama müstakbelde, gelecek zamanda umarım bana birisi getirir bir şey, Sizi ona yükletirim. Buyurmuştur. hulafa ve ahbari furafa diyor. Böyle bir kitapta Enes Radıyallâhu anh'dan rivayet ediyor.
- 35:00
Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Hazreti Zübeyre buyurmuş ki İnne mefâtiha rizk makrûnetun bi bâbil arş. Rızkın anahtarları arşın kapısına yakın yerde duruyor. Rızkın anahtarları, hepimizin yiyeceğimiz, içeceğimiz. yunzilullâhu teâle arzâke l-ibâde alâ kader nefekâtihim Allah kullarının rızıklarını neye göre indirir?
- 35:20
Harcamalarına göre indirir. Hakikaten öyle ya. öyle ya. fe men kessere kessere aleyh ve men kallele kallele Çok dağıtana, çok rızık ayırmıştır. Fazla çoluğu çocuğu olana çok rızık yazar. Az verene az rızık yazar. Çünkü ve mâ fıgdum minşeyfü fe yuhlifu. Ne verirseniz Allah yerini dolduruyor harcarsanız.
- 35:38
Hanıma harcadığımda girer mi? Girmez olur. Çocuğuma harcadığımda girer mi? Girmez olur mu? En başta girer. Ama yeter ki sen hanımın, çocuğun çocuğu harama kullanmasın. İsrafa harcamasın. Zaruri bir ihtiyaç ise. Hatta neftali nefakatilme. Yani kişinin yaptığı harcamaların ve sadakaların en faziletlisi, hanımının ağzına koyduğu lokma.
- 35:59
Ve çoluk çocuğuna yedirdiği, giydirdiği, aldığı, harcadığıdır. Bu da Buhari Hadis-i Şerifinde var. Onun için melekler her sabah dua diyor. Bu da Buhari Hadis-i Şerifindedir. İki melek iner. Allahümme hatı münfiken halefâ. Bir melek dua der. Ya Rabbi harcayanın verenin. Hayra yani. Zarurette çoluk çocuğun.
- 36:18
Hepsi hayır. Hayra harcayanın yerini doldur. Öbür melek amin der. Bu sefer bu melek dua der. Allahümme hatı münfiken halefâ. Ya Rabbi sıkan, tutan, kesen. Milletin rızkını daraltanın. Sen de telef ver. Malına, mülküne. O melekin bedduası reddolmaz. Öbür melek de amin der. Onun için Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem devamlı istenenlere vermiştir.
- 36:42
Onun için Hassan Resulullah'ın şairi Sallallahu aleyhi ve sellem'in Hassani Bithabit ne buyursun bir efendim şiiri vardır. Yani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'de la yok yoktu. Ancak la nerede vardı? Ettehiyyatı okuduktan eşhedü en la ilahedeki la. İlah yok derdi. Allah'tan ilah yok derdi. Yok orada kullanırdı.
- 37:13
Tehiyyat olmasa az kalsın la la duymayacaksın. La la yani yok dediğini Ama tabi ki bu isteyenlere vermek hususundadır. Yoksa efendim bu helal midir? La. Yok helal değil. Onu der. İsteyenlere verme hususunda kendisinde yok kelimesi yok idi. Onun için yine başka bir şair ne demiştir sallallahu aleyhi ve sellem hakkında
- 37:45
Elinde canından başka bir şey olmasa ya bir şeyim de yok ne yapayım al sana canımı vereyim. Sana köle olayım bari sat beni der. Yani o kadar canı kalsa canını verecek. Onun için ondan bir şey isteyecek olan kişi dikkat etsin. Allah'tan sakınsın. Yani zaten bir şey yok. Fakir sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz maddi bakımdan imkanları çok dar idi kıtıydı.
- 38:06
Kendi öyle tercih etmişti. Onun için isteyen de sakınarak istesin. Yani gidip de azgınlık arsızlık diyelim. Arsızlık da yapmasın. Çünkü o zaten bir şey olsa verir. İstemeden verir ama olmadığında da ne yapacak? Canı olsa canını verir. Sallallahu aleyhi ve sellem. Dersimiz burada kalsın. Buradan sonra misaller verecek Kazıyaz Hazretleri
- 38:29
daha Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in cudu, keremi, iyiliği, semahati, müsamahalığı, müsamahalı alışveriş davranışları ondan sonra tolerans diyorsunuz siz. Güzel ahlakı, cömertlikte ne kadar cömert? Artık dünyada bir daha gelmemiş. Gelmiş geçmiş insanlardan Adem Aleyhisselam'dan beri ondan cömerti yok.
- 38:52
Efendim neler vermiş? Kimlere ne kadar vermiş? Akıllar duracak kadar vermiş. Onun için bunların hepsi sizlere inşallah şifa-i şerif derslerinden takip eder. Kardeşlerimize okunacaktır. Allah-u Teala Kainat Efendisi'nin ahlakından bir nebze bir zerrede bu mübarek saatler hürmetine bizlere de ihsan eylesin.
- 39:11
Cümlemizi nezaletten, şekasetten, yani efendim hissetten, denaetten, hakaretten, rezillik çıkartmaktan, 3-5 kuruşu hesap edip insanlarla darılmaktan, gücenmekten, yani bu gibi kötü huylardan muhafaza eyleyip, Efendimiz Üstün ahlakından bizleri de ona ümmet olmak ve ona tabi olmak hasebiyle bir hissedar eylesin.
- 39:35
Amin. Ve sallallahu aleyhi ve sellem ve ala alihi ve sahbihi selleme teslimen kathira ve elhamdulillah Rabbil alemin. Amin.


