05:26 / 42:57Şu an 05:26 / 42:57
Video bölümleri
Transkript
93 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve salatu ve selamu ala Seyyidil Murselin Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Şifa şeriften kaldığımız destan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek elinin değdiği ve eşyalarının değdiği yerlerde hasp olan bereketlerden ve harikuladeliklerden bahseden derste ilerliyorduk.
- 00:41
Dersimiz 279. sayfadan, 5. satırın sonu ve fi hadîth-i haneşi ibn-i ukaylin Kazı Yaz Hazretleri buyuruyor. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bereketlerinin zuhuru bakımından işte burada da içtiği bir şıranın kalan kısmını içen sıradır. İçen sahabenin bulduğu bereket anlatılacak. Ve fi hadîth-i haneşi ibn-i akîlin Evet, akîl oğlu haneş, bu el-istî'ab gibi hadis
- 01:38
sahabeler hakkındaki hadisler ve sahabelerin tespiti ve isimlerinin tayini hakkında yazılmış eserler var. Onlarda bu zatın tercümesi zikredilmiş, kim olduğu zikredilmiş. Sahabe-i Kiram'dan bir zat bu, Haneş. Adı Haneş. Tabi şimdi biraz yadırganabiliyor bazı böyle isimler. Akil, akil yadırganmaz da, babasının adı Haneş ibni Akil Hazretleri.
- 02:17
Kasim ibni Thabit isimli büyük muhaddis, Delail isimli eserinde bu hadis-i şerifi zikrediyor. Bunu Haneş'ten rivayet eden sahabenin adı Misveri ibni Mahrame. Bu da önemli bir sahabede meşhurdur, radıyallahu anh rivayet ediyor.
- 02:36
Haneş anlattı diyor, seka su vardı, yani içirdi, kim ben, kim bana, kim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, ne içirdi şerbeten, şerbet Türkçeleşmiş tabi ne, yani artık tatlı olması Türkçede tatlı manasına geliyor yani şerbet deyince de esas Arapça manası da içecek bir şey manasından geliyor yani.
- 03:15
Mayhoş da olabilir vs. Şerbeten bir içecek yani. Neden yapılmış? Min sevikin, sevikten sevik, işte ne diyorsunuz, arpanın veya buğday kaynatılıyor, öğütülüyor, sonra suya konuluyor falan böyle bir şerbet, şıra yani manasında. Arpa şırası denebilir. Arpadan yapılmış bir şıra, yani şerbet, şıra manasında burada kullanılıyor, içirdi bana diyor.
- 04:03
Nasıl içirdi? Şerife kendisi içti evvela, evvela kendisi içti ve şerif diyor ben de içtim ahiraha, o şıranın sonunu da bana içirdi diyor. Yani bana bereket olsun diye verdi. Efendim sallallahu aleyhi ve sellem, tabi sünnetlerinde zaten bu sünnetleme meselesi, lafı da buradan geliyor. İşte sen bunu sünnetle yani ben başladım, sen de tamamlama anısına geliyor.
- 04:33
Efendim sallallahu aleyhi ve sellem'in çok kuvvetli sünnetlerinden birisi bu, kendisine bir şey ikram edildiği zaman, sudur, süttür, şıradır, kendi biraz içerdi, sağdaki, yandaki ne verirdi, o ona, o ona, herkes birer yudum alır, böyle mesela halaka olsa, meclisteki herkes de dönerdi, en sonu yine Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e gelirdi,
- 05:03
Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in sonunu bitirirdi. Mahmud Efendi Kudüs-i Esir Hazretlerimizin en çok uyguladığı sünnet diyebiliriz. Tabi o bütün sünnetlere halis idi, düşkün idi de, kahve bile gelse ki, kahve fincan, şu kadar fincandaki bir kahve hani, büyük bir bardak şey gibi değil,
- 05:26
o 20 kişi, 30 kişi olsa yine sağdan verirdi, dolaştırın bana getirin derdi, dibini o mübarek tamamlardı yani. Bu sünnet seniye de vardır ama maalesef şimdi kültürsüzler bu gibi hareketleri adab-ı muhaşerette zıddı zannediyor. Adab-ı muhaşerette ne demek? Yaşama, birbiriyle birlikte yaşamanın edepleri falan.
- 06:03
Onlar şimdi kimse kimsenin tabağından yemiyor, kimse kimsenin artığını içmiyor, dokunduğu yere dokunmuyor, bunu da laiklik, kültürlülük zannediyorlar. Halbuki tam bir tundunalık yani. Çünkü yemek bir çanakta gelse, 3-5 kişiydi, yuvarlak sofranın etrafında olsa, yerde de otursa kolay. Şimdiki masada tabii birbirine yetişemez birbirinin tabağı.
- 06:36
Halbuki böyle büyük tabağa diyelim ki 5 kişilik yemek, çorba konuluyor. Çorba konuluyor, 5 kişi kaç tane? Çünkü feyn-i el-berekete tenzil. Mesela tavuk, bereket ortaya yağıyor. Herkes önünden gittiği zaman etrafların hepsine bereket yayılıyor. Bereketin içinde şifa var, deva var, tokluk işi var, doyurma var, kanaat var.
- 07:06
Yani bereket öyle bir kelime ki içinde cilt dolusu kitap çıkar. Şimdi herkesin tabağı ayrı. Sünnete muhalif. Hal-i kaşığın tamam, anladık da. Bir tabaktan gelse biz Mahmud Efendi Hazretleri'nin sofrasında büyüdük yani. Çocukluğumuzda, gençliğimizde hep çorba biter. Bu sefer tabakta kalma şansı yok çünkü kaç kişi bir andayır.
- 07:42
O biter, ondan sonra öbür yemek gelir. Fasulye çok gelirdi mesela. Fasulye, lanet çorbası ortada, ne bereket. Allah'ın en büyük velisi, en büyük dostluğunu beraber yiyorsun yani. Onun bereketini Mevla'nın yağdırdığı rahmetten nasip alıyorsun. Ama sen şimdi herkes kendi ayrı tabakta yese, o bereketi alamaz.
- 08:09
Bereket ortasına iner diyor. Herkes önünden yesin diyor. Sağ elinden ye, sağ elinle ye diyor. Ve kül mü'ma ilike seni takip eden taraftan, senin önünden ye diyor. Herkes gelip müstakil tabaktan yiyince, önü arkası yok ya zaten bir tabak. Onun için sünnet seni yeden ne kadar uzaklaşıldıkça, bereket ve rahmet ona göre evden, ocaktan soyutlanıyor.
- 08:41
Şimdi adam biraz bir şey içse, sonra yanındakine sende iç diye versin. Ne içeyim arkadaş, tip içeyim, hareketler bunlar bilmem ne. Yani sünneti anlatmaya korkuyoruz. Korktuğumuzdan değil, kimseden kimsenin ne demesinden çekindiğimizden değil. Adam daha böyle de şey diyecek falan, hakaret edip kafir olacak.
- 09:08
Yani şimdi adamı gavur etmeyelim diye, gavur etmeyelim diye. Sallallahu aleyhi ve sellem, mutlaka parmaklarını yalardı, parmağıyla yani parmaklarını yalardı. Gazet parmaklarındadır veya birine yalatırdı diyor. Mesela bu yalatırdı meselesinden neler kopardılar. Ne rezillikler çıkardılar, adamlar İslamiyet'in seresine tahammül edemiyorlar.
- 09:31
Ha şimdi Milliyetin Bakanı Yusuf Bey, işte Ramazan programı kendine göre yani, artık bize göre yetersiz de. Ama olsun adam hiç kimsenin yapmadığı bir şey işte, Ramazan'da çocuklar camiye gidecekler. İşte efendim, camide gördüklerini işte not yazacaklar. Günlüklerine, Ramazan'ın işte şeyleri, aktivitelerinden falan bir şeyler.
- 09:53
Ondan sonra böyle bir şeyler yayınlamış. Kalktı ayağa, sözcük. Her şey. Sözcük, televizyonun şunlarını. Kalktılar ayağa. Psikolog çıkmış. Psikolojisi zaten kendisinin bozuk. Çocukları çok kötü etkileyecek bu işler. Dini fonulara çocukları antin sokmamak lazım. Paleo yapsa bir şey demiyor. 6 yaşında kız erkek dans etse, bu çocuğun psikolojisini etkiler.
- 10:22
Ona bir şey demiyor. Camiye niye götürülüyormuş çocuklar? Oruç tutanla tutmayanla. Yahu o zaten 5-6 yaşında çocuk. Oruç mu tutacak? Üniversiteye hazırlananların şeyi bozulacakmış. Konsantrasyonu bilmem neler. Yahu desene ki ben dinsizim, ben imansızım, kitapsızım. Ya bir Ramazan çocuklar
- 10:48
İslam'ın örfünü, adetini, ecdadımızın, atalarımızın, bu memleketin geleni, göreneğini dışlıyor. Cadılar bayramı olsa, Çocuklar ne kadar cadılar bayramında, şeytanlar bayramında, sevgililer günde, manyaklar günde, işte bak moralleri düzeldi falan. Onlara teşvik ediyor, Allah'ın Ramazan'ı şey. Odalara inşaat mühendisler odası seçimi kazandı.
- 11:14
42 seneden sonra Solcular'dan işte efendim dindarların eline geçmiş adamlar, Allah'u Ekber tekbir ediyor. Ya biz de bir konuşma bekliyorduk, herifler tekbir getiriyor. Yahu Allah'u Ekber'e ne düşmanlığın var senin? Seni yediren Allah, yaşatan Allah, nefes aldıran Allah, istese seni bir anda gebertir yahu.
- 11:32
Sen Allah'u Ekber dedin, ne var Allah'u Ekber'de yahu? Ama işte böyle, kim düşman? Onun için sünnetleri, bazı sünnetleri yani korktuğumuzdan değil, milleti kâvur edeceğiz endişesiyle, şimdi bu sünneti bilmese dinden çıkmaz. Ama şimdi o sünnete hakaret etse, peylede sünnet mi olur, ne biçim bir şey,
- 11:55
buna siz hastalıkları yayıyorsunuz, bu peygamberimiz de ne biçim bir şey yapmış falan, haşa ve kellaş, bu sefer kâfir olacak. Böyle dese kâfir olur. Onun için işte dengeli gidiyoruz yani. Şifa-i Şerif'te herkesin anlayacağı dersler değil, böyle şeyler oluyor mesela, böyle konular geçiyor falan. Onu izah etmeye çalışıyoruz tabii, sizin anlayacağınız seviyede konuşmadan.
- 12:18
Çalışıyoruz. Ne diyor Haneşi İbn-i Akkî Hazretleri? Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'e diyor, bir arpa şırası şerbet getirildi. Şerife evvela, evvelini o içti ve şerifi ben içtim ahıra sonuçta, kendi veriyordu. İkram olaraktan. Tabii şimdi şunu da söyleyelim. Bulaşıcı hastalık dönemi ise,
- 12:52
Yani İslamiyet'te şimdi fırtına var, yağmur varsa adam cemaata gelmese, evinde kılın buyuruyor, cemaata gelmeyin buyuruyor. Çünkü neden? Sele kapılacak falan mesela. Yani cemaat kadar önemli bir, bazı Hanbeli'de farz, bizde Hacı Bayan'ın da sünnet falan, onun bile şeyi var. Dolayısıyla tehlike anlarında, bulaşıcı bir hastalık var,
- 13:17
mesela Efendim Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem buyuruyor, uyuzlu deveyi sağlam devenin yanına getirmeyin. Tabii ki o deve, o öbüründe uyuzluğu yaratmıyor. Yaratan ancak Allah. İstediğinde yaratır, istediğinde yaratmaz. Ama tek bir sünnettir. Tek bir de sünnet olduğu için diyor ki, hastalık, oğlum yani şimdi koronalı adam öbür adamların yanına gitmesin
- 13:40
veya koronalı adam cemaata gitmesin. Bir cemaata gitmek çok önemli. Ama şimdi sen korona hastasısın, şu anda gitme diyoruz değil mi? Kaç ay camilere cemaat, Cuma kılamadık ve millete ilan ettik, dedik ki Cuma cemaata falan gitmeyin. Saflarda mesela metreler arası konuşuyor. Halbuki safta öyle o kadar açıklık olsa bidat olur, mekruh olur namaz.
- 13:59
Ama ne dedik? Arkadaş burada tehlike var, iki metre araya, üç metre. Hatta biliyorsunuz camilerde çizgiler çizildi, bilmem ne, metrelere bölündü yani. Yani İslamiyet de sana, sen hastayken bulaşıcı hastalık varken, sen bütün millete de içir, sünnet diye herkese, yani bu yaratan Allah, bulaştırmazsa bulaştırmaz, o illaki hastalık, kendi kendine bulaşmaz bir defa,
- 14:23
kendi kendine bulaşır dese kafir olur kendi kendine. Hiçbir şey kendi kendine olmaz. Her şeyi Allah yaratıyor. Dolayısıyla bu ayrı bir konu yani. Ama normal bir ortamdayız, hastalık yok, bulaşıcı yok, bir şey yok. Bunlar sünnetlerdir. Efendim sallallahu aleyhi ve sellem ikram ederdi. Ve şeriftü ben de işte mağriben sonunu, bereket hasılı olsun diye, ondan sonra, Fema berihtü.
- 14:53
Ben zail olmadım. Zail olmadım, ceval bulmadım, ne demek? Daim olmadım. Yani bu iş burada zail olmadı, ne demek? Kaybolmadı. Yani burada kaldı yani demek. Arapçadaki böyle tabirler var. Fema berihtü, ben daim oldum, yani özeti. Onun artığını içtikten sonra sallallahu aleyhi ve sellem. Nedir olma? Ecid-ü bulma.
- 15:14
Neyi? Şibe'ha. Onun tokluğunu. Yani o içtiğim şıranın bana verdiği, hissettirdiği tokluğu, ne zaman? İdaha cü'ntü. Her ne zaman acıktıysam, her ne zaman acıktıysam, o şıra geliyor bana tokluk veriyor. Daha neyi bulma daim oldum? Ve riyyaha. Riyyaha suya kanmışlığını, yani su ihtiyacı hissetmemeyi, susamamayı hissi.
- 15:51
Susamamayı hissi olursa insan da su içmesine lüzum kalmaz. Suyu da bulamadığı zaman olsa, su bulunmadığı yerde de rahatsız olmaz. Çünkü neden? Susuzluk hissi çekmiyor. Ve riyyaha, suya kanma halini buldum. Ne zaman? İdaha ateş cü. Her ne zaman susadıysam. Çünkü biliyorsunuz, Mekke-Medine ortamları, yolculuklar özellikle seferlerde falan,
- 16:26
şimdiki gibi böyle, şimdiki gibi bir zamanda bile yolda her zaman istediğin yerde içecek su bulmak kolay değil. Kendini arabaya koyuyorsun ki, hani yolda aramayayım diye. Ki oralarda o zaman da zaten böyle imkanlar az. Her ne zaman susasam, Allah Allah, içimde suya kanmışlık hissi bulur oldum. Daha neyi bulur oldum?
- 16:51
Ecidü'ye gidiyor, oraya atıf ediyor. Ve berdaha, serinliğini bu hisseder oldum. Ne zaman? İzazamidü. İzazamidü. Ondan sonra susadığım zaman, yani hararet yaptığım zaman, susadığım zaman hararet yapıyor. Hararet yapınca, tabi sen dudakları kuruyor falan, ağzı yapışıyor falan, o zaman hemen bir serinlik bulur oldum.
- 17:15
Ne diyor şimdi bu ya? Bir şey anlamadım. Ne anlamadın ki? Cahil misin? Ne anlamadın? Şunu anlatıyorum. Bir kere Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem arpa şırası içti, sonunu da bana bıraktı. Keri kalanını ben içtim. Onun arttığını içmekten, zaten müminin arttığı şifadır biliyorsunuz.
- 17:38
Müminin arttığı şifadır ama işte bunlar şu anda diyorum ya adabım var, şerefsizlik, kültürsüzlük, görgüsüz, ne görgüsüz adam ya. Arttığını bırakmış millete içiriyor falan. Halbuki sünnet, müminse, müminin arttığı şifadır. Ama vel mahu aleyhi davran, üstüne su katmak hasal, derttir. Onun için arttık kalan da o arttık içilecek.
- 18:05
Su azalmış üstüne katayım da öyle içim dersen arttığın üstüne bir şey koyarsan hastalık yapar diyor. Ama sen kalan arttığı bitir. Üstüne bir şey katma yani. O arttığın sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin arttığı, normal müminin arttığı şifayı olursa, Ya Resulullah'ın arttığı sallallahu aleyhi ve sellem öyle bir bereket buldum ki diyor.
- 18:32
Bak ondan sonraki hayatım boyunca diyor. Öyle bir dakikalık, bir günlük, iki günlük bir günde içtikten sonra hemen susamadım, acıkmadım. Onun bir kalıcılığı yok ki yani o içtikten hemen sonra olabilir. Ama o şunu diyor, ben devamlı bu hal üzere daim oldum. Yani ondan sonraki hayatımda o arttığının bereketi sallallahu aleyhi ve sellem'i bana ne verdi diyor.
- 19:06
E bir insan yemedi mi bir zamanı var müddet vermedi mi bir zaman sonra acıkır. Acıkıyordum diyor. Ama acıktığım anda o mübarek arttığı sallallahu aleyhi ve sellem'in arttığını içtiğimden dolayı acıktığım anda tokluk hissi geliyor. Susadığım anda suya kanmışlık hissi geliyor. Ağzıma hararet yapıyor, ağzıma birden sanki ağzımda klima var serinlik yapıyor.
- 19:32
Mesela bende çok olur şekerden hararet mesele. Nerede öyle? Anında serinlik gelecek de ağzımı rahatlatacak yani. Ama o diyor ki bu hal benden ayrılmadı hiç. Her ne zaman bunlara maruz kalsam hemen doyardım, suya kanardım diyor ve hararetim giderdi diyor. Sallallahu aleyhi ve sellem. Bu da büyük bir mucize.
- 20:03
O kişi de bunu rastgele konuşma olsun diye, laf olsun diye konuşmuyor. Bu çünkü çok önemli bir mucize. Nerede görülmüş böyle bir şey? Nerede görülmüş? Kimin artığını istersen sende bu bereketi hasıl ol. Yine devam ediyoruz ve Âta verdi sallallahu aleyhi ve sellem. Bu say hadis, Ahmet ibni Hanbel Müslim'de say hadis diyor.
- 20:26
Ebu Şaid el-Hudriyye rolu Allah'tan rivayette geliyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve Âta verdi. Kime? Katede'de. Katede hazretlerine. Katede meşhur sahabede. Birkaç Katede'de var tabi. Yani şimdi sahabede aynı isimde. Bazı üç tane, beş tane, on tane olabilir. Bunları ne ayırıyor? Babasının ismi.
- 20:50
Babasının ismi de denk gelebilir. O zaman muhacir mi, ensar mı? Oradan ayırıyor. Ensardaysa evsi mi, hazreci mi? Kabileye ayırıyor. Böyle ayırılır. Bu Katede Tebne-i Nurmani. Katede-i Nurmani ibni Zeyd. Dedesi de Zeyd yani. Ebu Amr. Künyesi Ebu Amr. Tabi çoğu kere, künye niye lazım? İlk oğlundan, ilk çocuğundan baba künye alıyor Araplarda.
- 21:19
İlk çocuğundan künye alıyor. Ona bakarsan benim künyem Ebu Muhammed. Çünkü ilk oğlumun adı Muhammed. Eminim. Ebu Muhammed oluyor. Mesela benim künyem. Şimdi künye niye ayırıyor? Adamın adı Ahmet oluyor. Onun da adı Ahmet oluyor. Babasının adı Yusuf oluyor. Onun da babasının adı Yusuf oluyor. Ayıramıyorsun.
- 21:37
Bu sefer künyede onun künyesi yani ilk çocuğundan aldığı künye Ebu Muhammed oluyor. Öbürününki Ebu Said oluyor. O zaman o künye ne yapıyor? Farık oluyor. Ayırıcı oluyor. Bu zatın künyesi Ebu Amr'mış. Katede İbni Ömer. Sahabi meşhur. Meşhur sahabeyi kiramdandır. Hicretin 23. senesinde vefat etmiş. Yani Efendimiz 13 sene daha yaşamış.
- 22:06
Hazreti Katede Ömer Radıyallahu Anh döneminde vefat etmiş. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh Efendimiz biliyorsunuz cenaze namazını kıldırmış. Yani emirül mümin olarak. Meşhur ben bunu size anlatırdım. Türk-i Meknun kasitesinin şerhinde de geçiyor. Gözü aktı bir muharebede. Gözü yanağının üstüne. Yumurta nasıl akıyor şeyi.
- 22:31
Sarısı şey. Suyu çıkıyor ya yumurtanın. Gözün öyle suyu çıktı böyle. Buraya aktı. Göz burada. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e geldiği şey. Hatta işte ben hanımıma düşkün biriyim. Öyle bir rivayette var. Hanımım şimdi benim bu vaziyete görürse işte benden soğuyacak. İster istemez. Yani Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmişti.
- 22:59
Öyle de bir şey hatırlıyorum. İstersen böyle kal da cenneti sana vaad edeyim. İstersen falan. Ya Rasulallah ikisini birden de yapamaz mısın? Yaparsın. Hem bunu düzelt. Hem cenneti vaad et falan. Böyle şeyler kadar böyle şeyler oldu yani. Hazreti Ketâde de, İmam-ı Azam Ebu Hanife oldu yani Hazreti Katede.
- 23:13
İmam-ı Azam Ebu Hanife adıya Allah'ın Aziz Allah'ın dürüm mektubunu yazan, orada öyle buyuruyor. buyuruyor. Ve reddette ayne ketâdete ba'del amâ ve şefeytemnel huseyni bişifâkâ. O hepsi onları kâ kâ diye biter. Katede'nin gözünü diyor Ketâdenin gözünü diyor, kör olduktan sonra, göz bunu yaktıktan sonra görmez ki, kör olduktan sonra.
- 23:32
Göz burayı aktıktan sonra görmez ki. Kör olduktan sonra geri çeviriyor. İade ettin diyor. Bir gün olsaydı ne derdi? İbn Husayn'e de diyor işte hastalığına şifa verdin diyor. İşte o Hazreti Katede bu. Gözünü yerine taktığı yani. Ondan sonra Hazreti Katede ne diyor? O diyor sol gözüydü herhalde. Efendim sonrasında yerine taktığı gözüm diyor o öbür sağlam gözümden daha
- 23:59
güzel görün. Ölene kadar. Yani halbuki büyük bir arıza almasın. Hani yerine takmak tamam da belki biraz görüş kaybolur. Hiç görüş kaybolmadı diyor. Öbürü sağlam gözümden daha güzel gözümde, daha güzel gördüm. gördü. Hz. Kati Adem Hazreti Katede verdi verdi diyor, neyi verdi demeden evvel ne halde verdi onu söylüyor ve salla o arada kılmıştı.
- 24:29
Hazreti Katede Hz. Kati Adem Mahur Rasulullah Efendimiz ile beraber Efendimiz'le beraber neyi? El-Akşâh, yatsı namazını kılmıştı. neyi? El aşağıya yatsı namazını kılmıştı. O zaman diyor O zaman diyor, hangi, ne, ne vakitte, fi leyletin bir gecede, ne vakitte? muzlimetin, ezlemeden gelir, zulmet, zulmet karanlık, muzlimetin karanlık bir gecede, matîraddin, matîraddin
- 24:52
Çok yağmurlu bir geceydi. O arada Hz. Katiade Yasin namazına gelmiş, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ona ne verdi? Urcûnen, bir hurma dalı, urcûn, kel urcûnil kadîm diyor Yasin'de, eski hurma dalı gibi diyor. O öyle yay gibi bükülüyor eskidikçe, şey söylüyor işte, Kur'an-ı Kerim.
- 25:30
Hz. Katiade diyor ki, radıyallâhu anh, Ebû Sa'di Kudrî radıyallâhu anh ile rivayet ediyor. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem bir gece Yasin namazına için namaza çıktı. O arada gök, yüzü karardı, zaten Yasin namazı vaktinde karanlık olur da, yani mehtaplı olursa falan yine bir aydınlık oluyor. O zaman bulutlar kaplayınca tabi, bulut kapladığı zaman, gece zaten karanlık,
- 26:01
bile bulutlar da kapladığı zaman ne yıldız görüyor ne ay görüyor, hepten karardı diyor. Ondan sonra şimşekler çakmaya başladı, zaten yani yağmur geldi. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, Hz. Katiade'yi görünce, dedi ona, Katiade, sen Katiade misin? Dedi diyor, ne yapıyorsun Rasûlullah? Evet dedim diyor.
- 26:25
Şimdi öyle yağmurlu gecelerde, millete cemaate gelmeme izni vermiş, yani yolları uzakta olanlara, hasta olan, yaşlı olan, yolları uzakta olan falan, çünkü o zaman da şey olduğu için, oralar toprak ve kumluk, kumluk olduğu için, yağmurda tabi çamur olduğu için, zaten bacakları çamura batıyor falan, şimdiki gibi böyle botlar motlar, nerede yani, ne halin bulsa öptü başına koy,
- 26:54
onun için ayaklar da bulaşıyor yani falan. Yağmurda izin vermiş Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, yani demek istedi ki, nasıl geldin hani, niye geldin, nasıl geldin hani yağmur var falan, o da anne mübarek efendim, dedim ki diyor, ya Rasûlullah,
- 27:13
şimdi bu yatsı namazında hava yağmurlu, cemaat az olur, gideyim de Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem cemaatini bir artırayım. Her şey niyet, dedim diyor. Bu gece özellikle geldim diyor, senin yanında bulunmak sevdim, diyorum. Efendim Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, giden sarraf tefeytinde, tamam namazı kılalım dedi, namazdan sonra bana gel.
- 27:37
Şimdi onun eve nasıl döneceğini, hava karanlık ya, yollarda ışık yok, bir şey yok, vurur bir tarafa, yani gözü görüyor ama, zifiri karanlıkta o zamanki, yol ışığı yok, hiçbir şey yok. Havada zifiri karanlık olduğu için hani bir gökten de bir aydan, yıldızdan da bir şey yok, fayda yok. Onu düşünüyor bak.
- 28:00
Sen namazı bitirince bana gel, dedim. Efendim ben de diyor, gittim diyor işte, bana diyor bir hurmatalı verdi diyor. Hurmatalı mı yapacak? Bak ne yapacak. Orcuna bir hurmatalı, vekâle dedi ki diyor, yani namazdan sonra yanına gittim diyor, eve gidiyorum ya Rasûlullah, vekâle bana dedi, hurmatalını verdi, bana dedi, in talik, yürü git bir buruna, bunun yanına götür.
- 28:31
Ne olacak? Fe innehu şüphesiz şan, o hurmatalı, hu şey şan değil, hu hurmatalı, orcuna gidiyor. Hurmatalı seyruzuyu yakında aydınlatacak. Efendim, kime leke sana, sen için, aydınlık yapacak dedi. Ondan sonra, ne kadar aydınlık yapacak? Allah Allah. Min beyniye deyke iki elinin arasından, iki elinin arası, demek Arapçada iki elinin arası,
- 29:07
iki elin burada ya, iki elinin arası, önüm yani. Min beyniye deyke önünden ağrı, baştan on zira. Ve bir zira bu kadar. Yani hemen hemen iki zira bir metreye yakın gelir. Dolayısıyla, on zira nereden baksan, dört beş metre. Önünden dört beş metre çok iyi bir rakam. Göz gözü görmüyor, şişekler çakıyor, yıldırım var.
- 29:36
Ve mihalfike arkandan da açsan, on zira da arkandan, Allah'ım arkanı da göreceksin, baktığın zaman biri mi ne oldu, biri mi geldi, düşman mı şey yaptı, arkandan, bak şimdi bak bak, sallallahu aleyhi ve sellem. Öyle bir tane olur mu? Olur mu? Bir hikmet olur mu? Bir işte kaç mucize var, kaç kayıptan haber var?
- 30:03
Tabi olmadı ki, olacağını söylüyor. Olmasa ayrı mucize, olmadan evvel böyle olacak demesi ayrı mucize? Sen bir şeyden haberimiz yok, olandan haberimiz yok. Olmadan evvel ne haberimiz olacak, olandan haberimiz yok. Feyzâdehalte girdiğin zaman beyteki evine, sen şimdi git evine gireceksin buyurdu.
- 30:26
Feseterâhı göreceksin, sevâden bir karaltı göreceksin böyle, seni korkutacak bir karaltı gelecek. Şey gibi, ifrit, cin karaltısı. Faldırıp vur, hu ona. Hemen diyor bu, yani bu sana yolunu aydınlatacak ama eve girdiğinde de iş var. Orada bir karaltı karşısına çıkacak, eve girer girmez bir vur ona dedi, buyurdu.
- 30:50
Hatta ekûrce, ta ki çıksın. Çıkana kadar vur, vur, vur, evden dışarı at. Fe innehu çünki o eşşeytan. Büyük bir şeytan sana musallat olmuş evine yani. O şeytanın da diyor, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in verdiği sopu ya, yoksa normalde bizim evdeki bastonlarla şeytana vursan şeytan sana güler ya.
- 31:12
Şeytana değmez bile. Ama Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in bastonu olduğu vakit onu yakar. O da şeytanı vurdu. Fendâlebi o da gitti. Sonra anlatıyor yani, gittim diye de şimdi, ondan başka sahabe anlattığı için, onun başına gelenleri. Fendâlebi o da yürüdü gitti. Fena dağa aydınlatma yaptı. Levon için el-urcûnü.
- 31:36
O elindeki hurma dalı. Bir parladı. İflâresan öyle ışık yapmaz. O onun aydınlığıyla beraber, hattâ dehele nihayet girdi beytehu evine. Yani eve kadar sağlam geldik. Işıklı vaziyette. Ve vecede buldu, es-sevâ demeden baktı karaltı. Hemen önüne bir karaltı çıktı. Karaltı yani siyah bir şey.
- 32:05
Fendâlebi bir vurdu ona. Hattâ karaca. Sonra bir daha bir daha onu ile attı şeyden. Çıkana hattâ nihayet karaca çıktı. İşte o neydi? Rasûlullah buyuruyor, Sallâllâhü Teâlâ Aleyhi ve Sellem, şeytan idi. Allah Allah. Buradaki şeytandan maksat, azgın cinlerden biri. Azgın merede. Kur'an-ı Kerim'de de geçiyor.
- 32:34
Ondan sonra. Mârit. Mârit merede, onun cemisi geliyor. Mârit merede, azgın cinler. Veyahut, bu hadis-i şerifte bir aynı iblis, yani hepsinin atası olan var ya, Adem Aleyhisselam'a seyredecek, iblisin kendisi evine gelmiş. Bazı rivayetlerde, şerhlerde öyle yazıyor. Yani Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ona, vur vur çıksın buyurdu.
- 33:02
Ya onu çıkartmak mümkün değil. İblisin, cinlerin kuvvetiyle sen baş edebilir misin ya? Seni paçavraya çevirir. Alır, kapar, götürür, çöle atar. Ama Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in verdiği değnek, mübarek eli değmiş. Mübarek eli değdikten sonra bütün mucizeler zuhur ediyor. Sallâllâhü Teâlâ Aleyhi ve Sellem.
- 33:26
Evet. Yine böylece, ve minhâ Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in bereketlerinden. Bu bereketler ve kerametler ve mucizeler hangi konularda, bu fastın özelliği ne? kalb-ül ayan dedi, başta. Hatırlarsanız birkaç dersler geride. Kalb-ül ayan ne demek? Ayan, varlıklar, müşahede, varlıklar, müşahes varlıklar, kalp demek, dönüşüyor.
- 34:03
Yani mesela, tahta, kılıca dönüyor. Tahta kılıcı olur mu ya? Tahta keser mi? Odun. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem mucizelerinin bu kısmını, bu fastını ihtiva ediyor. Bunlardan birisi de diyor, beyhakî rivayet ediyor, senediyle, esnadıyla, defruhu Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in vermesi def etti derler yani, def etti, uzaklaştırma hastaneye geliyor.
- 34:32
Ama, eline vermesine de geliyor yani, verme hastaneye geliyor. Defruhu Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in vermesi, efendim, hu Rasûlullah Efendimiz. Kime verdi? Ökkeş, biliyorsunuz Maraş tarafında çok Ökkeş adı vardır. Hazret-i Ökkeş'in orada dağda da bir kabri var. Dağda da bir kabir-i şerifi vardır, öyle bir rivayette var ama
- 34:58
Şimdi Sâmi Bey-i Kirâm'da da birkaç tane Rukkâşe var. Ama isminin adı Rukkâşe de olur. Yani kâfşettesiz Rukkâşe, kâfşet deli, ikisi de olur. Ama Ökkeş tabii artık Türkçe'nin bozmalarından yani yoksa Ökkeş diye bir şey yok yani. Ama tabii şimdi oradaki çocuklara çok Ökkeş ismi takılıyor. Tabii Rukkâşe Hazretleri'nin bereketi için takılıyor tabii.
- 35:25
İnşâAllah bereketine nail olurlar. Ama asıl ismi Ökkeşedir yani. Hadisette şart değil Rukkâşe. Hazretlerine def'u vermesini biliyor Rukkâşe'de Rukkâşe İbni Mihsan. Babasının adı Rukkâşe İbni Mıhsan Hazretleri. Evet. Bu biliyorsunuz önemli bir sahabedir. Radıyallahu Teala Efendimiz ne vermesi ona? Cizle hatabin.
- 35:57
Ondan sonra cizil kelimesi ağaç kökü. Yani bir dal verdi. Odun gibi yani bir dal böyle. Kök parçasından. Cizle hatab odun demek. Cizil de kök demek. Parça demek yani. Bir ağaç odun parçasının kökünü verdi. Hazreti Rukkâşe'ye vekâle buyurdu ona ki ıdırı vur. Kafirlere. Biri bununla vur. Darbe indir. Ama darbe indir derken odunun kafasına vur anlamında değil.
- 36:43
Kılıç olacak yani. E ne zaman verdi bunu? Hinen keser'a. İn keser'a da o geçişte tabi vasıl düşüyor. Hinen keser'a kırıldığı zaman. Ne seyfu o? Kılıcı. Ne zaman? Yevme Bedir'e. Bedir gününde Hazreti Rukkâşe Bedir'e katılanlardan Bedire'den kılıcı kırıldı. Kırılan kılıçta iş görmüyor. O da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e geliyor.
- 37:11
Gözü çıkan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e geliyor. Kolu çıkan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e geliyor. Ayağı kırılan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e geliyor. Bismillah. Hadi gidiyoruz. O ne var? Odunu, kök odunu verdi. Odunun kökünü verdi. Feade hemen dönüverdi. Dönüşüverdi.
- 37:31
Bak. Mucizelerin hangi kısmı bu? Varlıklar farklı şeylere dönüşüyor. Feade hemen dönüşüverdi. Hazreti Rukkâşe'nin elinde seyfen kılıca döndü. Şöyle bir kütük verdi. Kütük verdi ona. Seyfen kılıca döndü. Ondan sonra öyle kılıç ki sârimen. Sârimen demek katan. Çok keskin. Ondan sonra hiç kesmeyen odun keskin kılıca döndü.
- 38:07
Küçük bir odun parçası, tabiiler kâhmeti, boyu uzadı. Kılıç oldu böyle. Kaç tane mucize var? Erbiyaza odun beyaz olmaz. Bembeyaz oldu. Şedîd el-Metni. Metin adam derler. Metin muhkem demek. Şedîd el-Metni kuvveti çok şiddetli oldu böyle. Hiç esnemiyor. Kaç tane kâfiri kesse, biçse doğrar. Şedîd el-Metni.
- 38:37
Şedîd çok güçlü demek. Metin de muhkemli, sağlamdı. Fekâtele o da savaştı Bedir'de. Neyle bihi? O kılıçla. Sümme sora lem yezel. Zahil olmadı. Yani daim oldu o kılıç. İnde'u onun yanında. Hazreti Hükâşe'nin yanında durdu. Yani o mesela o had bitti, o yeniden oduna dönmedi. Bak bu Musa aleyhisselamın asasından daha büyük mucize diyor.
- 39:05
Çünkü Musa aleyhisselamın asası, Musa aleyhisselamın elindeyken iş görüyordu. Musa aleyhisselamın elinden çıktıktan sonra, Musa aleyhisselamın vefatından sonra o asayla başkası bir iş görmemedi. Ama bu odun kılıca döndü. Uzun boylu, bembeyaz, safa sağlam, keskin kılıca döndü. O kılıç kaldı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem vefatından sonra da kaldı.
- 39:24
Yine kılıç. Yine kesiyor. Yeşhedü, Hükâşe Hazır oluyor. Yeşhedü şahit oluyor. Demek ki hazır bulunuyordu. Biri onunla beraber onu alıyordu çıkıyordu. Nerelerde? Mevkıflerde. Mevkıf yani harpte durulacak yerler. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra da harpler çıktı ya. Mürtedlerle, Müseyle ve Türkiye'den sonra adamlarıyla falan.
- 39:46
Harp etti ya. Mürtet olanlar zekat vermeyiz dediler, dinden çıktılar falan. Oralarda Bütün harplerde o kılıçla gidiyordu. Ne zamana kadar? İla en üstüşide, İsteşede'nin meçhulü, üstüşide, emze-i vası düşüyor yine. İla en üstüşide şehit edilinceye kadar. Hazreti Hükâşe şehit oldu.
- 40:09
İşte onun için bu Maraş'taki Hazreti Hükâşe, yeri sabit olabilir, Hükâşe Hazretleri olabilir ama başka Hükâşedir. Çünkü nerede şehit oldu? Mürted ehli, yani dinden dönme ehli olanlarla savaşta. Mürted ehliyle savaşmış Müseyle ve Türkiye'den. Bu tarafı Suudi Arabistan'da Yemame bölgesinde.
- 40:37
Şimdi orada şehit olup Maraş'ın dağına gelmesi, yani o zamanki şartlarda falan, yani cesedinin olacak iş değil. Onun için bu, kesin anlayabiliriz ki Maraş'ta bulunan işte Antep'ten sonra oradaki Hükâşe Hazretleri, Hükâşe İbn-i Mihsan olan değil. Ama başka Hükâşe Hazretleri olabilir. Çünkü sahabede başka Hükâşeler, sahabinin de olabilir, var.
- 41:03
Ve kâne, İdi Hazreti Seyfu bu kılıç, Hüsemma isimlendiriyordu. El Avne, Avn isminde. Avn ne demek? Yardım demek. Bu kılıcın ismi Yardım. Hangi harpte bu kılıçtan girse kazanıyordu, kafirleri kesiyordu, biçiriyordu ve nihayet şehit oldu. Tabi Allah ona şehadet nasip etti bu Hükâşe Hazretleri. Radıyallahu anh Efendimiz tabi biliyorsunuz meşhur hadise.
- 41:30
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki cennete, el-kulü cennete, sebune efendi bir kadar hesap, hesapsız, kitapsız, sorgusuz, sualsiz yetmiş bin kişi girecek. Bunu deyince Hazreti Hükâşe kalktı dedi. Ya Rasulallah dedi. Dua et de dedi. Beni de Allah onlardan yapsın dedi. En temennim dedi. Hadi sen onlardan alsın dedi.
- 41:48
Sonra ikinci bir adam kalktı cemaatin içinden. O dedi ki ya Rasulallah bana da bir dua et beni de onlardan yapsın. Sefaka kebbiye Hükâşe, Hükâşe seni geçti dedi. Sana dua yok dedi. İşte burayı kimse anlamıyor da burada. Dünya kadar tefsirlerseler. Bunun en açıklaması şu. O münafıktı. O ikincisi münafık olduğundan.
- 42:09
Dedi ki o önce istedi tamam merkeze yapamam dedi. Halbuki herkese isteyene yapmaz mı? O münafık olduğundan diyor İbn-i Abdülbel Hazretleri öyle açıklıyor. Münafık olduğundan ona yol vermedi diyor. Çünkü sahaben de münafık. Sahaben içinde münafık. Sahabede münafık yok. Sahaben arasında münafık dinsiz, münafık kafir demek.
- 42:29
Ve böylece Rasulallah sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek elinin değdiği odunun nasıl kılıç olduğu mucizeste zuur etti. Önümüzdeki derste inşallah Ramazan-ı Şerif'ten sonraki pazartesi gün olarak 23 Mart'a geliyor. 23 Mart pazartesi akşamı bayramdan sonraki pazartesi Şifa-i Şerif'ten dersimiz kaldığımız yerden devam edecek. Sallallahu aleyhi ve sellem.
Benzer sohbetler
1:23:21Şifâ-i Şerîf Dersi 299. Bölüm 12 Ekim 202612 Ekim 2026 · 84 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 12 Ekim 2026
1:16:13Şifâ-i Şerîf Dersi 298. Bölüm 5 Ekim 20265 Ekim 2026 · 77 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 5 Ekim 2026
44:07Şifâ-i Şerîf Dersi 297. Bölüm 28 Eylül 202628 Eylül 2026 · 45 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 28 Eylül 2026


