33:52 / 51:33Şu an 33:52 / 51:33
Video bölümleri
- 03:33Rasûlüllâh Sallellâhu Aleyhi ve Sellem'in Asâsını Dizine Koyup Kırmaya Çalışanın Ayağına Ne Oldu?
- 22:19Rasûlüllâh Sallellâhu Aleyhi ve Sellem'in Mübârek Ağzının Suyunun Değmesi Bereketiyle Baldan Daha Tatlı Olan Çorak Kuyular
- 33:23Rasûlüllâh Sallellâhu Aleyhi ve Sellem'in Mübârek Ağzının Suyunun Değmesi İle Açlık Susuzluk Çekmeyen Çocuklar
Transkript
121 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdülillahi Rabbil Alemin ve sallallahu teala ala seyyidil murselin Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecma'in Şifa-i şeriften dersimiz Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizin dokunduğu ve temas ettiği, bizzat mübarek eliyle dokunduğu veya mübarek asasıyla, değneğiyle dokunduğu veya mübarek tükürüğüyle dokunduğu vesair şeylerde
- 00:39
zuhur eden bereketler, harikuladelikler, mucizeler, onu keramet de diyor, yani işte ikram maasına keramet diyor tabi. Evliya'ya mahsus olan keramet maasına demiyor. Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'de hukubu bulan her şeye mucize denir. Keramet de deniyor. İkram, Allah'ın ona ikram maasına deniyor.
- 01:02
Dolayısıyla her mucize aynı zamanda keramettir. Ama her keramet mucize değildir. Çünkü Evliya'nın kerameti mucize sayılmaz. Haşa o mucize olması için ben Allah'ın Rasulü'yüm, Allah bana vahiy gönderdi, melek indirdi, kitap indirdi diye davası olan... davası olan bir Nebi-i Zişan'da ancak zuhur eden Harikul Adalikler'e mucize denir.
- 01:25
Bu itibarla bu konuda çok daha misaller verecek. Allah-u Teala, Resûlullah'ın ayı olan Şaban-ı Şerif'teyiz. Ve Şaban-ı Şerif, Şaban benim ayımdır buyuruyor, sallallahu aleyhi ve sellem. Onun için bu mübarek ayda O'ndan bahseden Şifa-i Şerif derslerini takip etmeniz ve devam etmeniz çok önemlidir. Hem çok önemli şeyler anlatılacak, hemen birbirinize Resulullah'ın hatırı için,
- 01:52
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hatırı bakışı için, bu derslerin dinlenmesi için, bu hadis-i şeriflerin... bu hadis-i şeriflerin tebliği için, bu mucizelerin beyanı için, Şaban-ı Şerif benim ayımdır buyurduğu için, Peygamberinizi sevdiğiniz için, Sallallahu aleyhi ve sellem, O'nun aşkı, muhabbeti için, Sallallahu aleyhi ve sellem,
- 02:11
arayın, birbirinize mesaj çekin, şifa-i şerif başladı, ders başladı diye hemen dinlesinler, dinleyemeyen sonra dinlesinler. Bu mübarek ay, ona tazim ayıdır, Sallallahu aleyhi ve sellem'e hürmet ayıdır, Sallallahu aleyhi ve sellem'e salavat-ı şerife okuma ayıdır. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sellim.
- 02:32
Allah rızası için hepiniz azami derecede istifade edersiniz. İnşâAllahu r-Rahman buyuruyor, Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mucizeleri ve kerametlerinden kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ben size dersi söyleyeyim. 278. sayfadayız. Şifa-i şeriften bu 278'in yeni baskılar çıkmadı daha, çıkacak inşâAllah da.
- 02:57
178'in, yeni baskılar çıkmadı daha, çıkacak inşâAllah da, alttan iki, dört, altı, sayfanın altından, altıncı satırdan, ve ahede, cihcâhul gıfâriyyû diye kaldığımız yerden. başlayacağız. Veheze aldı diyor. Bu bizim tabi Osmanlı baskısındaki bazı harekelerle, şehirlerdeki harekeler tutmuyor da. Onun için burada cehcah diyor.
- 03:33
Cehcah sahabeden bir zat. Fakat işte anlamadan bir iş yapmış. Veheze aldı cehcahu. Cehcah öyle cehcah ki el-gıfâriyyu gıfâri. Yani gıfar zaten Araplarda bir kabiledir yani. Bu zat Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'le beraber birçok muharebelerde bulunmuş bir sahabidir. Fakat Hazreti Osman Efendimiz'le radıyallâhu teâlâ arasında bir sürtüşme geçmiş.
- 04:22
Hazreti Osman Efendimiz'in de radıyallâhu teâlâ elinde bir küçük değnek vardı. O değnek de Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in asasıymış, kullandığı değneklerindenmiş. Herhalde Ceh Ceh, radıyallâhu anh, bunu anlamadı. İşte böyle bazı kere otururken, konuşurken, şey ederken bir diyelim, mevzu olur.
- 05:00
O arada işte onun elinden, arkadaşının elinden işte bastonunu veya bir şeysini birisi alır ya, böyle bir muamele yapmış onu. Yani artık tabii Hazreti Osman radıyallâhu anh halife olduğu için ve Hulefâ-i Râşid'in dört büyük halifeden olduğu için ve Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem onu çok methettiği için onun sünneti, benim sünnetim buyurduğu dört halifeden olduğu için
- 05:30
o müçtehit idi. Müçtehit olduğu için istihadında hata da etse müteevvil idi. Müteevvil demek yani kendine göre delili, tevhilleri vardı. Bu yüzden o istihad hatasında da olsa bir ecir alır. Fakat tabii ona itiraz edenler veya onunla uğraşanlar ona haksızlık edenler tabii ecir almaz. Çünkü orada Halife-i Râşid olan Zat'a itaat icap eder.
- 06:07
Bir şerhatsızlık olmadığı noktalarda zaten Hazreti Osman şerhatsızlık yapmaz. Bu itibarla bu Cehce Hazretleri bir zelle vuku buldu yani. Sahabe-i Kiram'da masum değiller, peygamber değiller, günahsız değiller. Dolayısıyla zelle vuku buldu. Zelle azim yani bir zelle falan ama yani Hazreti Osman Efendimiz'in gittiği elinden asayı aldı.
- 06:35
Efendim Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in asası olduğunu bilerek mi bilmeyerek mi burada tabii ihtilaf oluyorsa da benim anlayışım yani Hazreti Osman Efendimiz'e kızmış olabilir, aralarında bir kavga çıkmış olabilir. Bu anlaşılabilir yani. Ama Resulullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in asası olduğunu bildiği halde alıp da o asayı kırmak istemesini ben şey veremiyorum.
- 07:02
Çünkü o Resulullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in asası, Hazreti Osman'a kızdım diye yani sana bunu yapmanı caiz kılmaz. Çünkü onun elindeki asa Resulullah'ın asası. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Ama benim anladığım Cehcihan Radıyallâhu anh şey yapmadı. Hazreti Osman'a bir kızgınlığı vardı. Oradan onun elinden asayı aldı, kırmak istedi.
- 07:33
Kırmak da kıramadı. Kıramadı ama dizinin üstüne koydu, kırmak istedi. Dolayısıyla onun Resulullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in asası olduğunu anlamadı. Yani bilmedi. Bilmeden yaptı yani. Onun için ama Hazreti Osman Efendimiz'e karşı bir hareket yaptı yani bu bir zelle oldu. Büyük bir zelle oldu. Bunu tabii ki kabul etmemek mümkün değil.
- 08:03
Orada bizim dersimizin konusu ne? Ve ne aldı? Cehcihan, Cehcihan-ı Gıfâriyyu. Cehcihan-ı Gıfâriyyu ismindeki zat efendim sahabede meşhur yani. Öyle bilinmeyen biri de değil. Neyi aldı? El-kazıbe. O kazıbe aldı. Kazıp dal demek böyle bir ağaç dalı gibi. Fakat Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in kullandığı bir dalmış.
- 08:30
Hazreti Osman Efendimiz'e kadar radıyallâhu anh intikal etmiş. Onu aldı. Nereden aldı? Miyyedi-i Usmân'a radıyallâhu teâlâ. Hazreti Osman'ın elinden aldı. Niçin aldı? İşte bir kızgınlık anında. Liyek sıra, kırmak için aldı. Neyhu o kazıbi yani o dal parçasını kırmak için aldı. Ne üzerinde kıracak? Ala rükbeti dizin üzerinde.
- 08:56
Hani böyle kuvvetli bir dal. Şeyde kıramadı. Dizinin üstüne dayayınca kuvvet alıyorsun ya. Dizinin üzerinde kırmak için aldı o arada. Fakat baltayı taşavurmuş oldu. Çünkü neden? O dal kimin elinde Hazreti Osman'ın elinden aldı ama o dalı kim kullanmıştı değnek olarak? Rasûlullah sallallahu teâlâ Hazreti Efendimiz kullanmıştı.
- 09:26
O da onu demek fark etmedi Rasûlullah'ın olduğunu. Sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem. hutbe okurken yani hutbe irad ederken cuma günleri özellikle Minber-i Şerif'e çıkıp konuşma yaparken o dala dayanıyordu. Yani değnek yerinde kullanıyordu onu. Onun için yani onun nasıl fark edemediği tabi sinir, hiddet arız olunca insana biraz aklı gider yani insanın gazap olunca zaten
- 09:59
zaten normalde yani aklımız her şeyi anlamıyor. Bir de sinir basınca aklın melekelere dumura uğruyor yani onun için de olabilir. Aldı, dizinin üzerine işte dayayıp kırmak istedi. Liyek sıra kırmak için. Hû o kazıbi, kazıp dal demek. Yani değneğiydi, Resûlullah'ın değneğiydi de Hazreti Osman'ın elindeydi.
- 10:23
Allah'ın Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile kaç sene sonra bu Hazreti Osman'ın halifeliği yani. En az 13-14 sene sonra. Onun için sen misin Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in değneğini kırmak isteyen? E tabi anlamayarak da olsa. Efendim kabağın sahibi var demiş yani değneğin sahibi var.
- 10:45
Bunun üzerine belki Hazreti Osman o da sahabeden, o da sahabeden. Sahabenin sahabe arasındaki şeyi mağfurdur, mağfurdur. Ona biz karışamayız. Yani onların aralarına girmeyin buyurduğu için. O da Cehceh'de radıyallahu anh sahabeden olduğu için bütün muharebelere Resulullah ile sallallahu aleyhi ve sellem katıldığı için mesela.
- 11:06
Şimdi orada dikkatli konuşmamız icap ediyor. Normal bir vatandaş değil o da Cehceh Hazretleri. Bunlar tamam. Ama şimdi o değnek dal kimin dalı? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kullandığı. İşte iş nereye gitti? Yukarı gitti. O zaman Mevla buna ne yapmadı? Kusamağı göstermedi. Benim Resulümün sallallahu aleyhi ve sellem elinin değdiği,
- 11:31
mübarek yedi şerifesiyle itimat ettiği yani istinad ettiği, dayandığı. İtimat dayanmak demek Arapçada. Dayandığı o gazibin sen öyle çekip alıp kırmaka kalkarsan. Fekadet hemen yakaladı. Fekadet tuttu demek, aldı demek. Fekadet yakaladı yani tuttu. Kimi hu ondan sonra o Cehceh'i ondan sonra Fekadet yakaladı.
- 12:06
Hu Cehceh'i nerede? Fiha dizinde. Fiha rükbeye gidiyor. Rükbe diz demek. Fekadet yakaladı. Kimi hu Cehceh'i nerede? Fiha dizinde. Ne yakaladı? El akiletü. Akile yiyici demek. İşte ekele yedi ya. Akiletü yiyici hastalık. Yiyici hastalık. El akiletü ne diyor? Kangren. Kangren de gavurcu herhalde de Türkçe'de öyle kullanılıyor yani.
- 12:39
Uzvu yiyor ya ondan sonra alttan başlıyorsa nereden başlıyor? Etrafını yenmeye başlıyor. Eğer ki sen onu kangren olduğu zaman ayağını kesmezsen o yukarı doğru sirat ediyor, işliyor. Bütün bedeni götürüyor yani insanı öldürüyor. Onun için kangren olanı ne yapıyorlar? Kesiyorlar. Ne demişler şairin bir sözünde?
- 13:03
El kat'u tıbbü külli uzvün fasidî. Her bozuk uzvun yani azanın, organın tıbbı yani onun doktorluğu ilacı yani. İlacı demek nedir? Kesmektir. Kangren olanı ayağı keseceksin derler. E kesmezsen bütün beden gider. Onun için fe gazet yakaladı hu cehca fiha dizinde el akiletü. Yiyici hastalık yani kangren yakaladı.
- 13:30
Fe kat'a o da kesti cehca niha ayağını kesti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek el-i şerifinin dokunduğu dalı kesmeye kalkarsan dizinin üstünde Allah da dizini keser. Ve mate ve böylece öldü kabri el-havli bir sene dolmadan. Tabii kangren oldu ayağını kesti ama yine de ölümden tabii zaten kimse ölümden kurtulamaz ama Allah'u alem o hastalıktan vefatı geldi.
- 14:04
Havli sene demek kabri el-havli bir sene dolmadan öldü. Zaten orada Hazreti Osman Efendimiz radıyallahu anh vefat etti. Hazreti Osman Efendimiz'den bir sene sonra dolmadan Hazreti Osman'ın radıyallahu anh vefatından bir sene dolmadan da cehca. Radıyallahu anh diyelim. O da vefat etti. Böylece kefaretini dünyada ödemiş oldu.
- 14:27
Kefareti dünyada ödemiş oldu. Ben yine de onun Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kullandığı bastona dala hakaret için bunu yaptığına asla inanmıyorum. Çünkü o Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu ya hatırlayamadı ya da o sinirle fark etmedi. O Hazreti Osman radıyallahu anh'a bir şeyden sinirlenmişti.
- 14:47
O öyle yaptı. Ama sahabe arasında oluyor böyle şeyler. Ebu Zerri Gıfari, Ebu Zerri Gıfari, bu Cehca'da Gıfari, mübarek bu Gıfariler. Bu Gıfariler, radıyallahu anhü mecmâin, kurban olurum sahabenin hepsine, yani Ebu Zerra Hazretleri de büyük hareketler yaptı yani tabii.
- 15:07
E şimdi sahabe arasında olan şeylere bizim girmemiz, yani ne diyorlar, aslanlar kavga ederken tilkinin çakalım, biz tilki çakal hükmünde bile değiliz o aslanlara göre. Tilkinin çakalın konuşacağı bir şey yok, yapacağı bir şey de yok. O etrafta bile duramaz öyle, korkup kaçar. Onun için onlar, tabii tabii Hazreti Osman radıyallahu anh'a Ebu Zerri Gıfari'yi kıyas edemeyiz.
- 15:31
Yani Cehca Gıfari'yi mukayese mümkün değil. Osman radıyallahu anh'ın aşırı inbeşireliği ayrı, dört halifeden olması gibi, dört halifeden olmak hiçbir sahabede olmayan bir özellik yani. Dört halife demek, onun sünneti benim sünnetim buyurmuş yani. Hazreti Osman'ın faziletler hakkında bir kitap yazılacak kadar hadis-i şerif ve rivayetler var.
- 15:51
Onun için diğer sahabenin de hepsinin hakkında genel, özel bazı faziletler olabilir. Ebu Zerri hazretleri hakkında bayağı var yani diğerlerine nispetle. Ama burada Mevla neyin acısını tattırdı? Benim peygamberimin, Peygamberi Zişan'ımın sallallahu aleyhi ve sellem kullandığı bir şeye, ya ben bilmedim ama olsun onun kullandığı bir şeyi aldın kırmaya kalktın.
- 16:19
O zaman sen bilsen de bilmesen, ben sana bir ceza kestim Mevla buyurdu ve böylece ayağını kestirdi. Evet. Bu dizinin üzerine koyunca fesaha oraya atlamışız bak. Yiyek sıra kırsın diye hu okazı bir dalı ala rükbeti dizinin üstünde fesaha bağırdı. En nasuh insanlar, kime bihi ona.
- 16:43
Yani diğer sahabe orada vardılar çünkü Allahu alem cuma günüydü, Hazreti Osman Efendimiz minberin üzerindeydi. Yani bayağı bir sahabeden de cemaat vardı. O Hazreti Osman Efendimiz'in elinden o dalı almak için yeltenince fesaha bağırdı. En nasuh insanlar bihi ona bağırdı. Ne yapıyorsun ya o Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem gazibidir, değneğidir falan.
- 17:10
Fakat işte o onu tam kırmak üzere ama o şimdi onun elinden aldı dizinin üzerine koydu kıracaktı. Kıracaktı o zamana kadar fark etmedi. O arada insanlar ona bağırdı dediler ne yapıyorsunuz falan kırmadı. Kırmadı, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu duyunca kırmadı. Kırmadı ama onu işte o öyle hareket yapması bile.
- 17:44
Arada birkaç kelime atlamışız geri döndüm. Bu da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e temas eden, mübarek elinin dokunduğu dalınındaki harikul adelik ve Allah-u Teala'nın ona temas eden her bir eşyaya ne kadar bereket verdiği ve onlara ne kadar Allah-u Teala'nın hürmet verdiği ve dokunulmazlık verdiği hakkında büyük bir delil teşkil etmektedir.
- 18:15
Evet yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in tabi çok mucizeler devam ediyor. Ve sekebe bir kere Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz döktü. Nereden? Min fazli vazuihi. Fazıl fazlalık der. Türkçede de fazla. Fazilet de oradan geliyor. Fazla sevap yani. Min fazli vazuihi.
- 18:35
Vazu abdest suyu demek. Vuzu ötürü olsa abdest demek ve fetha ile okunursa vazuihi. Abdest suyunun fazlasında yani abdest aldı. E artan kalıyor ibrikte falan. Abdest suyunun kalanından fi bi'ri kuba in. Kuba in de olur, kuba e de olur. Mutsarif, gayrimutsarif işte oluyor. Kuba'da bulunan bir kuyuya.
- 18:59
Kuba biliyorsunuz Kuba Mescidi var işte Medine-i Münevvere'ye birkaç kilometre ileride. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem her cumartesi ziyaret ettiği mescit var orada. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kuba'da bir kuyu vardı. O kuyu ara sıra kuruyordu, suyu kuruyordu. Sallallahu aleyhi ve sellem bir kere orada abdest aldı.
- 19:17
Abdestinden artan suyu sudan bir parça döktü. Nereye döktü? Fi bi'ri kuba, kuba kuyusuna döktü. Fema nezefet artık kurumadı o kuyu. Hiye kuyuya gidiyor. Bir mühennestir, gayri hakiki mühennestir. Fema nezefet o kuyu artık kurumadı. Neden sonra? Ba'dü ondan sonra. Ba'dü zammı üzere mebliğidir. Yani ba'de, sekbihi demek yani.
- 19:41
Gerideki fiilinden zamir, gerideki şeye gidiyor. Mebliği çözerse ba'dehu oluyor. Ba'dehu'nun hususunda sekbe gidiyor. Yani o Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sekebenin masasına gidiyor yani. Dökmesinden sonra abdest suyunun fazlasından Kuba's kuyusuna döktü. Kuba's kuyusuna dökmesinden sonra artık o kuyu kurumadı.
- 20:02
Bu da büyük bir mucizesidir sallallahu aleyhi ve sellem. Yani burada yarım satırda bir mucizeniz, yarım satırda. Halbuki bunlar icabında sayfalar dolusu izah isteyen, tabii hadis-i şeriflerin rabileri var, vesairesi var, istifrenin tahrifleri var, kaynakları var falan. Şu anda bizim onları şeyhler yapıyorlar ama tek tek yani anlatmamıza pek vakit olmuyor yani.
- 20:30
Efendim sallallahu aleyhi ve sellem'in bu bapta mucizeleri çoktur diyor Şahab-ı Kafacı Hazretleri. Yani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'de biliyorsunuz zaten Hüdeybiye'de bir kuyu vardı. Oraya da mübarek tükürüğünü bıraktı, ağzının suyunu saldı. Ondan da sular fışkırdı yani. Tebuk'ta bir kuyu vardı.
- 20:57
Orada da o kuyu da kurumuştu. Ona da işte abdest suyundan bazı döküyordu. Bazı mübarek ağzının suyundan döküyordu sallallahu aleyhi ve sellem ve böylece kuyular yani fışkırıyordu. Ve ondan sonra da o kuyular hiç kurumuyordu. Tabi çorak tuzlu su, bazı kuyuların suyu çorak, tuzlu. Bazılarının ki acı, milh tuzlu demek, ücaç acı demek mesela.
- 21:31
Bazı kere tuzdan acılanmış, bazı kere kendi su acı, böyle acı sular var. Ondan sonra işte bütün bunlar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin mucizeleri. Bu mucizelerin haddi hesabı yok yani. Haddi hesabı yok. Ben size dedim 4000'e aşkın Delali Nübüve var. Mucize, peygamberliğinin delilleri olarak.
- 21:55
Yani Beyhakı Delali Nübüve'de toplamış, Harküşi. Ondan sonra Şerefül Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem toplamış, Ebu Nuaym Delali Nübüve'de toplamış. Daha da dünya kadar bu ustada bir, Khasaisul İmam Süeytinin dolu var. Khasaisul Kübra'sı var, El Khasaisul Suğra'sı var. Dolu bunlar. Hepsi içice. Bitirmek mümkün değil yani.
- 22:17
Biz şifa şereften ders takip ediyoruz. Ve Bezeka bir kere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bucakını, bucak demek ağzının suyu demek. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem tükürdü. Tükürme lafı Türkçe'de biraz ters kaçıyor diye. Ağzının suyunu bıraktı yani, diyelim. Nereye? Birin bir kuyunun içerisine.
- 22:41
O kuyu neredeydi? Kânet bulunuyordu. Hücidet manasına, burada tahammedir. Hücdet bulunuyordu. Nerede bulunuyordu? Fidari Enes'in. Meşhur Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem on sene hizmet eden küçük çocukluğundan annesinin yanına bıraktı. Enes İbni Malik radıyallahu anh Efendimiz'in evinde, işte annesiyle kaldığı tabi evinde, bir kuyu vardı.
- 23:01
O kuyunun içerisine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ağzının suyunu bıraktı. Ki o zamana kadar o su tatlılıkla maruf tanınmış bir kuyu değildi. Çünkü kuyular biliyorsunuz orada susuzlukta olduğu için o yörede kuyular çok iş görüyor. Bütün bostanlar, bağlar, hurmalıklara çok su lazım. Onların hepsi kuyuların sularıyla.
- 23:23
Şimdi bile Medine'de birçok kuyu işlektir yani. Ve Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanından kalan kuyulardan da hala işlek olanlar var. Hala oluk oluk su basıyorlar bostanlara yani. Onun için felem yekün olmadı, bulunmadı yani. Nerede bilmediğine, Medine'de. Oradan, fe orada takip ediyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem
- 23:52
Allah'ın bahçesindeki kuyunun içerisine mübarek ağzının suyunu bıraktıktan sonra felem yekün artık bulunmadı. Bilmediğine, Medine'de. Bu azebe yazılacak, azebe okusak daha iyidir yani. Çünkü Medine'de bulunmadı. Daha tatlısı. Neden? O kuyudan suyu daha tatlı bir kuyu Medine'de artık bulunmaz. O zamana kadar hiç adı sanı yok.
- 24:20
Tatlılıkla milletin methettiği bir kuyu değil. Ama ondan sonra Medine'de en tatlı su hangi kuyuda var? Eres'in evinde var. Radıyallahu anh. İşte bu da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in mucizelerindendir. Yine hadis-i şeriflerde zikrediliyor. Ve mera Rasulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz uğradı.
- 24:45
Neyin yanına? Ala ma'in bir suyun yanına uğradı. Yani Bu Su demek yine kuyu, kuyuların yanlarında havuz yapıyorlar develer de içsin diye. Zaten kuyudan çıkan sudan artık o zaman şimdiki gibi pompalarla şeyle basamayabilirler de artık kovalarla alıyorlar. O suları da çünkü deve gelip kuyudan su çıkaramaz yani.
- 25:18
Onun için kuyuların yanlarında hep havuz olur. Adet böyledir Hicaz coğrafyasında. O havuzdan işte kuyudan sular oraya konuyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'de yine böyle bir seferdeydi. Yolculuklar, çok yolculuklara çıktı biliyorsunuz. Sallallahu aleyhi ve sellem gazalara çıktı. Mera uğradı yani.
- 25:43
Ala ma'in bir suyun üzerine yani bir suyun yanından geçiyordu. Fese'le sordu anhu o sudan. Dedi bu suyun adı ne, sanı ne, durumu ne yani falan. Tatlı mı, tuzlu mu. Fekile denildi lehu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem. İsmuhu bu suyun ismi yani bu kuyunun ismi. Ondan sonra Beysanu. İsmi Beysandır.
- 26:09
Ondan sonra Misan da geçiyor, Beysan da geçiyor. Beysan daha anlaşılır bir şey diyor. Kuyunun ismi Beysandır dediler. Ve ma'u suyu da milhun, çok tuzludur, çoraktır dediler. Şimdi Beysan da Elif'nin mezidattan herhalde Beysanu. Gayri musarrafı Elif'nin var sonunda da. Beysanu yani temin olmuyor. Gayri musarrafı olsa teminsiz olur.
- 26:46
İsmi Beysan dediler. Suyu çok tuzlu dediler. Şimdi Beysan da Efendim sallallahu aleyhi ve sellem bu isimlerden çok tefaül yapardı. İsimlerin kelimelerinden hatta harflerinden tabi taalluk ediyor. Tabi harflerden taalluk ediyor çünkü kelimeler harflerden mürekkeptir. Dolayısıyla Beysan da Be'ez. Hemzenin de ya'ya kalbi çok var Arapçada.
- 27:08
Dolayısıyla yani Be'ez. Kur'an'da da geçiyor. Be'ez zorluk demek, şiddet, savaş falan demek. Onun için Beysan'ın ismi tabi sudan da istifade edilemiyor. Suda tuzlu, çorak ya. İsminde de Beysan Büs'ten, Be'ez'den gelmesine yordu. Sallallahu aleyhi ve sellem ismini değiştirirdi. Böyle insanların ismini değiştirirdi bir şeylerin ismini.
- 27:37
Yörenin ismini değiştirir işte ne bileyim böyle. Eşyanın ismini değiştirir veya ona yeni isim takar. Sallallahu aleyhi ve sellem böyle çok sünnetleri vardı. Onun için dedi, halini sordu suyun. Dediler adı Beysan, suyu da çok çoraktı. Fekale buyurdu ki bel, doğrusu. Ve bu su, işte bu kuyunun suyu neyse işte.
- 28:01
Ne'manu. Bu ne'man olsun dedi. İsmini ne'man atıyor. Ne'man rivayeti de var ama fasih olan, meşhur olan da isim isme tekabülü. Müşareket için tilm-i saniye ne'manı tercih etmiş. Çünkü neden? Tekabül önemlidir yani. Beysan'ın mukabilinde Beysan, ne'man.
- 28:24
Şimdi Beysan'a ne'man dediğin zaman o da olur mu olur bazı rivayetler var ama biz meşhur rivayeti konuşalım. Onun için bizim kitaptakini okumuyorum ya. Bel, bilakis o ne'manu. O ne'mandır. Ve ma'u, onun suyu da tayyibun. Çok tatlıdır, çok hoştur dedi. Halbuki bu su yok ortada. Adı Beysan'dır dediler, suyu çoraktır.
- 28:51
Kimse istifade edemez dediler. Ne buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem? Direkt yani, bu kadar basit. Hepsini Allah yapıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hatır-ı bahşi için. Fekale buyurdu, bel bilakis. O öyle değil dedi ya. O su ne'man. O ne'man nereden geliyor? Nimetten geliyor. Çok iyilik olacak bundan sonra millete nimet olacak bu su yani.
- 29:11
Ve ma'u, suyu da tayyibun. Bal gibi tatlıdır, çok hoştur bu. Tayyip çok hoş demek, çok temiz demek. Evet, bunun üzerine böyle buyurur buyurmaz Fethullah ağabey. Hemen bir içtiler suyu, su olmuş bal gibi. Bir içtiler suyu, soğumuş bal gibi. Bu kadar basit ya. Bu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem.
- 29:30
Sen kimden bahsediyorsun? Sallallahu aleyhi ve sellem. Tüm peygamberlerin. Üç tane, beş tane, dokuz tane mucizesi var. Koca Musa sallallahu aleyhi ve sellem. Ve lev edâteynâ Mûsâ. Tes'âyâtin beyinâ. 99 mucize verdik buyuruyor. Buraya bak. Bir sayfada 99 mucize sayılıyor. Ya Şifa-i Şerif'in, Şifa-i Şerif'in sayfaları çok.
- 29:52
Yani bu baskı itibariyle tabi. Baya satırları fazla ya. Satırları fazla ya, ya bir sayfada bazı 99 mucize var ya, bir sayfada ya, buna 600 küsur sayfada. Şu mucizelere bak yahu, sallallahu aleyhi ve sellem. Büyüttü ya Resûlullah'a getirildi bir delvin bir kova, min mâ-i zemzeme zemzem suyundan, fe medce fîhî.
- 30:13
Fe medce sallallahu aleyhi ve sellem, medce demek ağzındaki sudan, yani mübarek tükürük şerifinden bıraktı fîhî o kovanın içerisine. Şimdi zemzem zaten mübarek bir su, zaten tatlı bir su, velakin zemzem şerifte tadı çok güzeldir, içimi çok güzeldir ama böyle koku yoktur. Hani bazı suların içine kafur katarlar, nane katarlar, mesela içine yani koku veren bir şeyler katılıyor ya,
- 30:50
Arabistan'da hâlâ bu örf devam ediyor. Ondan sonra zemzem şerif çok tatlı ama kokulu değil. Yani zemzem koklasan bir koku değil ama tadı bal gibi, dünyanın en güzel suyu. Ama Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ne yaptı? Biraz ağzına aldı veyahut da ağzına almadan kendi mübarek ağzının suyundan o kovanın, zemzem kovasının,
- 31:15
çünkü Medine-i Münevvere'de bulunduğu zaman da şimdiki gibi Mekke'den Medine'ye tırlarla zemzem taşınan zaman değil, kırbalarla şeylerle taşınıyor. Yani dolayısıyla Mekke'den Medine'ye, Medine'de zemzem bulunması, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında çok zemzem bulunmaz. Medine'den Mekke'den 450 kilometre, o günkü yolculuklarda 2 haftada, 3 haftada geliyor.
- 31:39
Yanında suyu taşımak kolay bir şey değil. E taşısa da az bir şey taşır. Omreden Haç'tan, Veda Haç'tan falan teberrüken bereket için taşıyorlardı. Ama şimdiki gibi Medine'de zemzem bolluğu nerede var? Onun için zemzem çok bulunan bir şey değil Medine'de. Bir kova zemzem getirildi. Bir kova zemzem getirilince sallallahu aleyhi ve sellem tabii çok sevindi, sevinmez mi?
- 32:03
Mübarek ağzını suyunu bıraktı zemzem içerisine. Fesara o kovanın zemzem, o kovada bulunan zemzem oldu. Daha hoş, koku bakımından, koku. Yoksa zemzem zaten bal gibi. Ama burada daha hoş oldu. Miski, miski amber kokusundan. Şu andaki piyasadaki misk falan, mis gibi bilmem nedir. Onları ye, geç onları ye.
- 32:28
Onlar adam o zehirler ya. Kimyasal yani. Onu konuşmuyoruz. Hakiki misk. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kullanıldı. Onun için onlar biliyor tabi sahabe döneminde hakiki miskler var ortalıkta. Şimdi de var da da çok pahalı. Bulunmuyor. Çok aldatmamak tabii kokusu var da. Onu geç. Kovanın içine ağzından, mübarek suyundan biraz bıraktı.
- 32:51
Fesara oldu o zemzemin kovanın içindeki zemzem suyu. Daha hoş kokulu. Yani öyle bir rayıha çıktı ondan herkes tabii içiyorlar. Koku zaten içmesen de dışarı vuruyor. Bu da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin mucizelerinden addedilmiştir. Evet. Ondan sonra yine bir mucize bahsediyor. Ve hatta Resulullah verdi sallallahu aleyhi ve sellem.
- 33:29
Kime? El-Hasene. Hazreti Hasan Efendimiz torununa. Daha Hüseyin Efendimiz torununa. Neyi verdi? Lisane-i dilini. Suy bulamadılar. Hasan Hüseyin Efendilerimiz torunları sallallahu aleyhi ve sellem evine giriyorlar çıkıyorlar. Fatma Annemizin evine Hüseyin Saadetler yan yana. Ondan sonra baktı ki ikisi de susuzluktan bitap düşmüşler.
- 33:52
O arada da tabii pek Mescid-i Nebevi'nin çok yakınlarında ben kuyu duymadım. Yani etrafta kuyular var. Kuba tarafında baya kuyular var falan. Uhud tarafında var ama demek ki oradan su gelmesi gitmesi veyahut o anda su bulunmadı yani şimdiki gibi.
- 34:12
Şimdi bile insan bir evde şurada burada bile bakıyorsun su yok. Musluktan da içmiyorsan ondan sonra mecbur olursan içersin tabii de mecbur olmazsan iyi su içeyim falan. Şişe su içeyim, cam şişe de içeyim. Plastikte bile içmemek istiyor insan. Yani tabii ki camın sağlığı daha güzel de küpteki daha iyi diriliğini koruyor su falan canlılığı.
- 34:37
Tamam da şimdi bile yani bazı kere istediğin suyu bulamıyorsun yani. Şu anda şehir ortamındayız. Mesela su bitmiş üst katta at kattan getir. Üşeniyorsun. Efendim Hazreti Hasan Hüseyin Efendilerimiz susamışlar yani. Bunun için... Ağlıyorlar, ağlıyorlar. Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem verdi lisane-i dilini.
- 35:00
Mübarek dilini verdi emsinler diye. Bu dilini, mübarek dilini Hasan Hüseyin Efendilerimize emdi şey vardı, efendim, verirdi. Femassâ onlarda emdiler. Massâ emdi demek. Massâ ikisi emdiler. Hû Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem diline gidiyor lisan-ı şerif. Ya ne bahtiyar bu Hasan Hüseyin Efendilerimiz.
- 35:24
Ne bahtiyar. Ne bahtiyar. Nasıl kıydılar onlara, şehit ettiler onları. Nasıl kıydılar. Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem dilini emzirtiyordu onlara. Femassâ ikisi de emdiler hû dilini. Vekânehâ halbuki evvelce idiler, yebkiyâni ağlıyorlar. İkisi de ağlıyorlar oturmuşlar. Neden ağlıyorlar? Ataşen susuzluktan.
- 35:46
Hararet basmış onlara, su bulamamışlar. Susuzluktan öyle. Nerede şimdi? Şimdiki gibi her yerde su. Efendim, susuzluktan ağlıyorlar. Ağlayınca, Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem de mübarek dilini verdi, emsinler. Biraz emdiler. Feseketâ. İkisi de sükût ettiler. Ta bunlar bebekken. Yani çünkü Hazreti Hasan Efendimiz yedi yaşında falan.
- 36:08
Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem vefat etmeden yedi yaşına geldi. Yedi yaş az bir yaş değil. Hadis rivayet edecek duruma geldi. Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem de hadisler rivayet etti yani. Hazreti Hasan Efendimiz, Hüseyin Efendimiz de olabilir. O biraz daha aralarında yaş farkı var yani.
- 36:27
Hüseyin Efendimiz daha küçük olduğu için. Bu tabi hepten bebekken ağlıyorlar. Hararet, susuzluk oldu. E anneleri yanından dolmazsa, emzirmezse falan küçük bebekse ağlar. Bebekler ağlar. Feseketâ. İkisi de sustular. Hemen sustular. Neden? Hararetleri geçti. Evet. Yine mucizelerden olarak addediliyor.
- 36:50
Vekâne varıdı l-ümm-i mâlikin. Ümm-i mâlik denen sahabede bir annemiz var. Tabi ümm-i anne demek. Ümm-i mâlik bu efendim şeyler künye olmuş oluyor. Ebb-i künye, ümm-i künye. Mâlikin annesi diye geçiyor. Bu annemiz Ensardan. Ondan sonra efendim kendisinden hadis rivayet edenler de var. Hatta İmam-ı Tâvûs da meşhur tabiinin uğurlarından.
- 37:21
O da ondan hadis rivayet etmiş. Atâ ibni Sehab rivayet etmiş falan. Bu annemizin nesi vardı? Okketun. Okke demek bir deriden tulum gibi bir okketun bir tulumu vardı. Bu tulumun içine eskiden tulumlar çok kullanılıyordu. Ondan sonra deriden, deriden bir kap. Deriden bir kap. İçine yağ falan koyuyorlar.
- 37:50
Deri tulumu yani. Sonra tulum peynir falan da yapılıyordu bazı derilerde. Ondan sonra okketun bir tulumu vardı. Deriden bir kapı vardı. Tühti'yi hediye ediyordu. Fîha o tulumun içinde Kime l-innebî sallallâhu aleyhi ve sellem efendim sallallâhu aleyhi ve sellem'e semlen, semlen yağ. Tereyağı gibi işte sütten, kaymaktan olan katı yağ.
- 38:16
Yağ hediye ediyordu. Çünkü biliyorsun tulumun içinde sütü koyduğun zaman falan biraz bekleyince peynir olur, yağ olur işte öyle. Efendim sallallâhu aleyhi ve sellem'e yağ hediye ediyordu. Bir kere geldi Efendim sallallâhu aleyhi ve sellem'e tulumun içine biraz yağ getirdi fakat yağ şeydi yani azdı. Ondan dolayı da biraz da mahçup oldu.
- 38:43
Yani az bir şey getirdim diye. Ama o zaman böyle bolluk olmadığı için az da olsa insanı bir öğün doyurur, iki öğün doyurur. Efendim sallallâhu aleyhi ve sellem'de şeyin içine hiç yani sıkacak, sıkıp işte yağ çıkaracak. İçinde de biraz az yağ olduğu için mahçup oldu. Efendim sallallâhu aleyhi ve sellem'de onu fark etti.
- 39:07
Zaten mucizesiyle her şeyden haberi var. Onun için onun onu sıkmasına müsaade etmeden fe emre emretti. Kime? Ha o Ümmü Malik annemize. Kim? Ennebi sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'e. Ne emretti? Enlâ teâsûra. Teâsûra da olur, teâsûra da olur. Sıkmamasını. Ha o tulumu, o kabı sıkmamasını emretti.
- 39:32
Dedi sıkma dur. O da gelmiş Efendim sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında sıkacak, yağı bırakacak yani. Dedi sıkma. Sonra ver bana dedi. Aldı sallallâhu aleyhi ve sellem. Sadece eline aldı. Yani bir şey yapmadı. İşte Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in mübarek elinin temas ettiği şeylerde hasıl olan bereketler.
- 39:55
Bahsindeyiz ya. Hangi fasıldayız? Mucizelerin hangi faslındayız? Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in mübarek beden-i şerifini ve eli şerifini vs. temas etmesi. O temasındaki bereketlerden zuhur eden harikulâdelikler. Yani zahiren olması mümkün değil. Kimsede olacak işler değil. Mucize oluyor onun için.
- 40:17
Sünme sonra defa teslim etti yani iade etti. Ha o okkeyi, okke tulumu ileyha Ümmü Malik annemize teslim etti. Aldı. Dedi dur sıkma dedi yani. Yağı çıkartma dedi. Ver dedi. Aldı mübarek sallallâhu aleyhi ve sellem. Verdi ona geri.
- 40:35
Şimdi bak bakalım dedi. Feyzâye birdenbire o tulum memlûetün, dolmuş. Halbuki az diye utanıyordu bir an önce, biraz evvel. Semlen yağlar ile dolmuş. Onu dedi al götür. Sen bize hediye getiriyordun. Getirdin. Al da bu da bizden de sana hediye olsun dedi. Ama dedi sen bunu dedi sıkıp dedi yağı çıkartma dedi.
- 41:00
Sıkma dedi bunu. Devamlı içinden aç alırsın dedi. Yani o anda yağ dolup da bir kerelik dolmadı. Mucize devam ediyor. O gitti evine. Zaman geçiyor. İşte F.Y.T. geliyordu. Ha Ümmü Malik Annemize Benuha. Allah-u Teala'nın yeryüzündeki herşeyi tefsir edenlerden birleştirebilirsiniz. Zeytin katık, peynir katık, tereyağı katık.
- 41:31
O zaman şimdiki gibi bir sofrada üç tane beş tane kahvaltılık yok. Bir ekmek bulsan öp başına koy. Ekmeğin yanında bir zeytinyağı bile bulsan bambağa. Oho! Kralsın. O zaman öyle. Fakirlik var. Üdüm dal cezimli. Katık manasına geliyor. Feyyetî geliyordu. Ha Ümmü Malik annemize Benûhâ. Oğulları Yeselûne istiyorlardı.
- 41:55
Ondan El-Üdüm'e katık istiyorlardı. Çünkü veleyse bulunmuyordu onların yanında şey. Yenecek evde, ocakta hiçbir şey yok. Dolayısıyla bir katıktan biraz yağ bulsalar, tereyağı bulsalar oho! Onları besler. Onlara kalori verir. O zaman fakirlikten bazı kere Hasan Hüseyin Efendilerimiz yemeksizlikten, açlıktan iki gün, üç gün bir şey bulamıyorlardı yemeğe.
- 42:22
Bebekler, çocuklar ayakta kesilecek halleri kalmamış. Ondan sonra Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in hemen onlara işte sahabe-i kiramdan bir şey istiyordu veyahut işte onlara dua ediyordu işte mübarek dilini onlara emziriyordu vesaire bir şey yapıyordu da onları ayakta tutuyordu. Çünkü kıtlık vardı. Yemek yoktu.
- 42:45
Ümmü Malik annemizin çocuklarının yanında da evde hiçbir şey yoktu. Onun için geliyorlardı, diyorlardı açız açız. Feth-i Ahmed'i hemen kastediyordu. Amide-i Ahmed'i. Tehmid-i de olur, tehmed de olur. İstediği şeyin babında yani. Feth-i Ahmed'i hiye. Hiye nereye gidiyor? Ümmü Malik annemize gidiyor. O Ümmü Malik r.a.
- 43:07
kastediyordu yani kalkıyordu gidiyordu. İleyha, o tulumun yanına gidiyordu. Feth-i de buluyordu fiyat tulumun içinde. Sem'den bol yağ buluyordu. Çocuklar ne zaman geliyorlardı yağ açız bir şey yok mu? Gidiyordu tulumun yanına hemen içinde yağ buluyordu. Feth-i Ahmed idi, olmuştu yani o Ümmü Malik annemiz.
- 43:31
Tukim'i ikame ettiriyordu. İkame yani idame ettiriyordu, devam ettiriyordu. Neyi devam ettiriyordu? Üdmeha, o tulumun katığını yani tulumun içinde bulunan katığı annemiz ne yapıyordu? Efendim, devam ettiriyor, devamlı buluyordu. Ondan sonra ne zamana kadar? Üdmehüm de okunuyor, çocuklarının katığı. Hüm olursa çocuklarına gidiyor yani çocuklarının katığına gidiyor.
- 44:15
Üdmeha olursa o zaman tulumun içindeki katığı oluyor. Tulumun katığı olursa tulumun içindeki katığı oluyor. İzafet zarfiye için oluyor. Hüm olursa o iki nüsha var yani. Feth-i Ahmed idi, Ümmü Malik annemiz tukim'i devam ettiriyordu bulmaya. Neyi? Üdmeha, o tulumun içindeki katığı sürekli buluyordu. sürekli buluyordu.
- 44:40
Ne zamana kadar? Hatta bir zaman asara çıktı. Hâ tulumu bir gün böyle işte anladı mı anlamadı mı ondan sonra devamlı devamlı bulunca içinde, artık ne kadar zaman, devamlı içinde yağ var, devamlı içinde taze yağ var. Nihayet bir gün işte anladı, anlamadı neyse, hatta asalat nihayet sıktı, ha tulumu şöyle bir sıktı, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ona ne emretmişti?
- 45:08
Sıkma. O arada, artık ondan sonra... tulumun içindeki yağ bitti. Niye? Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in emrine muhalefet ettiği için. Kasıtlı etmedi isyan etmek günahı. Burada Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem namaz kıl dedi de o namaz kılmadı da günaha mı girdi yani? Burada günah icap ettiren emre muhalefet yok.
- 45:25
Burada günahı icap ettiren... Ama işte unutuyor insan. Zamanlar geçiyor bilmem ne, bir bakayım nasıl oldu bilmem ne, bir sıkayım bakayım ne olacak. İşte böyle şeyler oluyor. Emre muhalefetten bereket kaçtı. Bereket kaçınca bir daha tulumun içinde şey bulamadı. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Evet. Vekâne Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'de yetfili, tefele yetfili.
- 45:52
Ondan sonra yetfili de okunabiliyor yani iki lügat şey babı var. Yetfili de okunabiliyor, yetfili. Tükürüyordu, ya Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem mübarek ağzının suyunu bırakıyordu. Kime fî efvâhi sıbyâni. Sıbyan sahibinin cemisi. Sıbyan, sabi sıbyan derler Türkçe'de. Sıbyan çocuk, küçük bebek. Efvâh fuhun cemî.
- 46:14
Ağızlar demek. Küçük çocukların ağızlarına Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ah ah ah bizim ağzımıza da ondan bir bir zerre değseydi. Bizim çocuklarımızın, torunlarımızdan bir zerre değseydi. Ne kadar bahtiyar olurduk, sahip olurduk. Cehennem bize değmezdi, haram olurdu. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. O sahabe-i kiram döneminde ne kadar bahtiyar insanlar.
- 46:35
Çolukları, çocukları. Berekete gark olmuşlar yahu. Vekâne Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'de yetfili tükürüyordu fî efvâhi sıbyâni. Küçük sabilerin, bebeklerin ağızlarına. Öyle bebekler ki el merâzı'i. Merâzı' kelimesi, nurzağın cemisi. Murda, radı'ın cemisi de oluyor ama o zaman gayri lafzî oluyor. Min lafzî olursa, nurzağın cemisi.
- 47:01
Murza, emzirilen bebek demek. Murza, erzağa emzir diyor, erzağa yurdur. Murda'ul ismeful. Murzağın cemisi, merâzı' geliyor. Ve harramne aleyhi merâzı'a. Kur'an'da da geçiyor. Orada tabii süt emziren anneler masada geliyor. Bunun vezdi, mesâcid vezdidir diyor şerhler. Merâzı, mesâcid vezdidir. Murzağın cemisi, merâzı geliyor.
- 47:23
Öyle çocuklar ki el merâzı'i emzikli. Yani süt emmeye devam eden çocukların ağızlarına tükürüyordu. Niye tükürüyor? Çünkü açlık var, yoksulluk var. Anasının sütü yok. Anası hurma yemeyince, süt içmeyince, yemek yemeyince anasının da sütü olmuyor. Anasının sütü olmayınca küçük çocuklar, annesi emziremeyince çocuklar ağlıyor.
- 47:46
O zamanlar fukaralık var. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in âdetiydi. Böyle küçük çocuklara hem bereket olsun diye, hem ağlamasınlar diye. Feyyüzzi'ü yeterli geliyordu. Ne Rikû sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mübarek Rikav'ı yazmış, yanlış burada. Feyyüzzi'üm onlara yeterli geliyordu.
- 48:10
Rikû Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek tükürü. Onlara yeterli geliyordu. Ne zamana kadar? İleleyli. Geceye kadar yeterli geliyordu. Yani ne demek? Sabahleyin diyelim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ağzına tükürüyordu. Çocuğun sallallahu aleyhi ve sellem'in ağzına suyunu bırakıyordu.
- 48:29
Geceye kadar o çocuk daha ağlamıyordu. Meme aramıyordu, süt aramıyordu. Özellikle bunu ne zaman yapıyordu biliyor musunuz? Ahşura günleri yapıyordu. Ahşura günleri özellikle Hasan Hüseyin Efendimiz'de yemek yemesinler. Ahşura günü oruçlu geçirmenin öneminden dolayı çocuklar da yemesinler diye. Halbuki çocukların yani mükellef değiller ondan sonra.
- 48:51
Ramazan orucu olsa bile farz değil. Nerede kaldı ahşura orucu sünnet olsun? Yani onun bebek, bebek olduğu için yani yoksa normalde bize sünnet de. İşte onun için özellikle ahşura gününde bunu yapıyordu. Sahih hadislerde de geçiyor. Sallallahu aleyhi ve sellem mübarek ağzının suyunu bırakıyordu bebeklerin ağzına.
- 49:09
Onlar da hiç yemek istemiyorlardı. İftara kadar en azından akşam zaten gece, iftarda gece oldu. Geceye kadar yetiyordu yani. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ömür biter, ders biter, saat biter, vakit geçer. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bereketleri bitmez. Şun bari Şaban-ı Şerif hürmetine Allah-u Teala cümle berekatından
- 49:36
cümlemizi müstefid eylesin, azami derecede müstefiz eylesin şefaatlerini. Nail eylesin, ruhaniyetini haberdar eylesin şu mübarek Şaban'a. Bizden hoşnut ve razı eylesin, ferahat gecesine kavuşup günahsız çıkmak nasip eylesin. Hayırlı, kaza, kaderler takdirlerini nasip eylesin. nasip eylesin. Ya Rabbi şu şifa-i şerife vakit ayıranlar, şu mübarek dersi dinleyenler, dinletenler,
- 49:57
bu mübarek dersi tebliğ edenler, link atanlar, mesaj atanlar. Ya Rabbi her birerlerin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şu mucizelerini dinlemek için, vakit verdikleri için, bu dersi dinleme, vakit ayırdıkları için Sen de onların bereketlerini ziyade eyle. Beraat gecelerinde onlara hayırlı kazalar kaderler, sevdikleri hakkında da, onlar hakkında da takdir eyle.
- 50:19
Madem bu insanlar, milyonlarca, milyarlarca insanlar âyet dinlemiyor, hadislerden yüz çevirmişler, şifa-i şerif dersleri dinlemiyorlar, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i dinlemiyorlar, bu işe bakın. dairmiyorlar, filmlerle, sinemalarla, internetlerle ömürlerini tüketiyorlar. Bu kardeşlerimiz az bir cemaatiz, az bir garip bir cemaatiz.
- 50:40
ama Ya Rabbi, Habibin sallallahu aleyhi ve sellem'e aşığız Ya Rabbi, onun mucizelerine hayranız Ya Rabbi, Şaban-ı Şerif ayına tazim ediyoruz Ya Rabbi, beraat gecesini bekliyoruz Ya Rabbi, şu ders hürmetine Ya Rabbi, lütfe eyle, kerem eyle, Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi, beraat gecesine şifa-i şerife bağışla da,
- 50:58
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i mucizelerine bağışla da, her birerlerimize bir senelik hayırlı kaza ve kaderler takdir eyleyip, şerlerden, musibetlerden bizleri mahfuza emin eyle, o sallallahu aleyhi ve sellem Muhammedin ve aleyhi ve sellemi. Amin. Bu dersi dinleyenler, dinletenler kazandı inşallah, ona göre insanlara bu dersi tebriğ edin, ulaştırın,
- 51:19
bir hafta içinde herkes dinlesinler, hepinize Allah hidayet vesilesi, sizleri de bizi de kullarının hidayetine vesile eylesin. Amin, o sallallahu aleyhi ve sellem Muhammedin ve aleyhi ve sellemi.
Benzer sohbetler
1:23:21Şifâ-i Şerîf Dersi 299. Bölüm 12 Ekim 202612 Ekim 2026 · 84 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 12 Ekim 2026
1:16:13Şifâ-i Şerîf Dersi 298. Bölüm 5 Ekim 20265 Ekim 2026 · 77 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 5 Ekim 2026
44:07Şifâ-i Şerîf Dersi 297. Bölüm 28 Eylül 202628 Eylül 2026 · 45 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 28 Eylül 2026


