46:43 / 50:01Şu an 46:43 / 50:01
Video bölümleri
Transkript
115 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve sallallahu teala alâ seyyidil murselin ve Muhammedin ve alâ âlin ve sahbih ecma'in. Şifâ-i Şerif'ten yeni bir faslı başlıyoruz. Allah-u Teala tamamına erdirsin ve devamını müyesser eylesin. Ve Şaban-ı Şerif ayı da yaklaşıyor. Resûlullah, sallallahu aleyhi ve sellem'in Şaban şehri,
- 00:27
Şaban-ı Meryem'dir, buyurdular da da Şifâ-i Şerif dersleri daha bir mana kazanacak. Ve Ramazan-ı Şerif'e kadar zaten devam ediyoruz, biliyorsunuz Ramazan-ı Şerif'te her gün sohbet olduğu için Ramazan'da bir ara veriliyor. O zamana kadar 5-6 dersimiz daha var. Rabbim haddini de görmeyi nasip eylesin.
- 00:47
Amin. Faslun, hâzâ demektir, hâzâ faslun yani bu bir fasıldır. Ne hususta bu? Fî kerâmâtihî, sallallahu aleyhi ve sellem'in, hî Efendimiz'e gidiyor kerametler hakkında. Şimdi kerametle mucca meselesi karışmasın. Burada ikisi de hârikul âde olay demektir. Hârikul âde demek, âdet Türkçeleşmiş, hârikul âde deniyor Türkçede.
- 01:13
Âdeti yaran, delen, geçen demektir. Âdet demek normal, mutad demek. Mutad da Arapça. Mutad da Arapça. Yani alışıla gelen demektir. Alışıla gelen bir şeyin dışında bir şey olursa, bu evliyada olursa keramet oluyor, enbiyada olursa mucize oluyor. Hokkabazlarda olursa, sihirbaz, büyücü, kâhinler, misaliler, bunlara da istidraç deniyor.
- 01:37
Bunlar, keramet tabiri ikramdan geliyor. İkram, yani velinin de kerameti Allah'ın ona verdiği özel bir ikram anlamına geliyor. Dolayısıyla ikram da Türkçeleşmiş. Yani Allah'ın o ikramasına değer vermek demektir. Kerim değerli demektir. Allah-u Teala kuluna değer verdiğini göstermek için ona bir hârikul âdelik bahşediyor.
- 01:57
Dolayısıyla her mucize aynı zamanda keramettir. Yani çünkü Allah'ın ikramıdır o peygambere. Ama her keramet mucize değildir. Çünkü evliyaya verilene mucize denmez. Peygamberlere verilene mucize dendiği gibi ikram da denir, keramet de denir. Ama velilere verilene sadece keramet denir, mucize denmez. Bunu anlatmış olalım.
- 02:26
Bunun farkı nedir? Farkı şudur. Mucizede tehaddi vardır, meydan okuma vardır. Çünkü bütün peygamberler müşrik kavimlerine meydan okuyor. Meydan okumuşlardır. Onlar da Fetih, Nebüvvâ, Tevhid, Güleyn, Küttebî, Nesâdîkîn. Doğru konuşuyorsan getir bakalım, tehditlerini uygula bakalım bilmem ne demişlerdir.
- 02:46
Ondan sonra da tufan olmuştur, kasırga olmuştur, şu olmuştur, bu olmuştur. İşte Nuh aleyhisselam, Hud aleyhisselam, Sâlih aleyhisselam, Şuayb aleyhisselam, bütün kavimlerin helakları Kur'an'da zikrediliyor. Dolayısıyla orada tehaddi vardır, orada meydan okuma vardır, orada iddia vardır. İddia nedir?
- 03:04
Nübüvvet iddiası var. Çünkü peygamber ben Allah'ın Rasûlü'yüm diyor. İnnî Rasûlûn min Rabbil Alemin diyor. Benim evliyalarımı Allah gönderirse, İnnî lekum Rasûlûn emîn diyor. Birçok ayetlerde Rasûl olduğunu söylüyor. Ama evliyada ne yoktur? Tehaddî yoktur, meydan okuma yoktur, ondan sonra iddia yoktur, ben veliyim demez.
- 03:23
Zaten veliyim diyorsa ondan şüphelenmek lazım. Dolayısıyla burada fark vardır. Mucize ile keramete fark vardır. Burada Rasûlullah'ın kerameti derken bir de nübüvvetten önce olanlar vardır. Yani nübüvvetten, peygamberlikten sonra verilenlere mucize denir. Kırk yaşına kadar da Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem yağmur dualarına çocukken çıkarıyor olur.
- 03:46
Dedesi Abdülmuttalip Efendimiz, on sonra falan hep onun çıktığı yağmur dualarında yağmur yağıyordu falan bunlar da oluyordu. O harikulade olaylar çocukken de oluyordu. Ta doğum gecesi, mevlid gecesi neler olduğunu okumuyor muyuz? Mevlid kandilinde neler anlatılıyor. Dolayısıyla bütün bunlara, onlara da irhasat deniyor.
- 04:09
İrhas, peygamberlikten evvel olan harikuladikler, irhas, gözlühe, irhas, peygamberlikten sonra verilen harikulade olaylara morcize, bunların hepsine keramet denir mi? Denir. Allah'ın ikramları manasında denir. Ama velilerde olan da böyle veli olmadan önce, veli olmadan sonra, böyle bir şey yok. Veli olduktan sonrası var sadece.
- 04:31
Onun da adına sadece keramet deniyor. İras ve mucize tabiri kullanılmıyor. Bunları beyan ettikten sonra, daha ne hususta bu fasıl ve berakatihi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bereketleri, bereketleri demek, bereketi epey anlattık, bereket ziyadelik demek, artış demek, ondan sonra yine harikulade mesela, artışın da harikuladelikleri var.
- 04:56
Şimdi bir artışın, bir normal artışı var. Ondan sonra bir normal bir bereket var, bir de mutadın dışında artışlar var. Şimdi işte burada anlatacak, bu fasılda bunun çok örnekleri geçecek. Yani bir yorgun bir deve, hiç yürüyemiyor, edemiyor. Sen şimdi bunu, buna bir dua edersin, bir bereket duası yaparsın, bir okursun, üflersin falan deme, biraz normale gelir.
- 05:24
Bunu anlarsın. Ama bütün develeri, bütün atları geçecek duruma gelirse, demin yürüyemeyen yorgun deve, ona işte harikuladelik denir, anladın mı? Bu arada onun için, senin benim yani başka bir normal dua, bereket duası ile falan bir şeyler artış olur falan, bunların dışında konuşuyoruz bunu. Da ve berekati, Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem'in
- 05:51
bereketleri, da ve gılabila yani ayınların inkılabı, inkılab dönüşüm demektir, kalpten geliyor, kalebeden. Ayan zatlar demektir. Zatlar mesela işte bu o kürsü, tahta, bunun zatı, şahsı yani şey olarak, canlı mağazda konuşmuyorum, yani ham maddesi var, bilmem nesi var, eliyle, elle tutulan, gözle görülen, yani kendi başına kendi ayakta duran, ayan ona deniyor, anladın mı?
- 06:24
Bunların dönüşmesi, kim için lehu? Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'de böyle, bu mümteni bir şey değildir, yani hakikatinin ve mayiyetinin ve suretinin tebettülü. Bunlara da örnekler gelecek. Ondan sonra efendim, bu fasıl bayağı bir işlemli bir fasıl. Ondan sonra, yani örnekleri şu anda önümüzde mesela bir tane ona misal vereyim, öbür bereketlere çok
- 07:03
misal önümüzde geliyor, bu derste de geliyor da ondan sonra, diyelim kılıcı kırıldı, sahabeden birinin harpte getirdi, ondan sonra aldı onu, elini bir değdi, verdi ona, kılıç eskisinden ziyade kesmeye başladı veyahut da bir dal verdi ona, odun parçası verdi, git dedi, bununla savaş dedi, odun parçası neresini iyi kesecek?
- 07:28
Ondan sonra oldu, kılıca döndü. Mesela tahta, kesici olmayan bir tahta kesici bir alete döndü mesela. Demek ayınların yani müşakkas varlığın dönüşmesi var. Yani mahiyeti dönüşüyor. Mahiyeti ne demek? Onun mahiyeti tahta. Tahtanın mahiyeti kesmez. E oldu, kesici alet. Mahiyeti döndü. Kim için? Lehu. Lehu Efendimiz'e göre, sallallahu aleyhi ve sellem'in
- 08:01
kerametlerinden, mucizelerinden, harikuladeliklerinden olarak hangi şeylerde bunların olduğuna dair bu fasıl? Fima o şeylerde ki, lemese Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dokundu. Lemese dokundu. Neye? Hu o şeylere, ma'ya gidiyor. Fima o şeylerde zuhur eden kerametleri, harikuladelikleri, bereketleri ve varlıkların dönüşmeleri hangi şeyler hakkında?
- 08:37
Fima o şeyler hakkında ki lemese dokundu sallallahu aleyhi ve sellem. Neye? Hu o ma'ya. O şeye dokundu. Ev yahut da bağışara, mübaşeret etti. Yani ilgilendi. Neyle? Hu onunla. İlgilendi derken ille dokunması şartı yok. İşte diyelim cübbe olarak onu giyinmişti. Veyahut mübarek sakalı şerifinden bir parça veyahut da saçı şerifi tıraş edildiğinde saç şerifini dağıttı ya sahabeye.
- 09:13
Saç şerifinden bir parça. Yani ille onu kendi dokunması lazım değil. Onun bedeni şerifine temas etti. Yani bağışara temas etti de denebilir. Lemese dokundu. Hu ona. Ev yahut da bağışara temas etti. Kime? Hu ona. Sallallahu aleyhi ve sellem. Bu şekilde onunla ilgisi ve ilişkisi oldu. Manasına geliyor.
- 09:35
Yani mübaşeret burada Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e taalluk etti. Onunla ilgili bir şeysi var. Bunlarda ruhur eden kerametler, bereketler ve dönüşümler hakkında bir fasıl açtı. Şimdi burada rivayetini yapıyor. Haddes senalı bir rivayete Haddesenalı bir rivayete girdi şimdi Kazıyaz Hazretleri.
- 09:57
girdi şimdi Kazı Yazı Hazretleri. Akbara ne yapacak? akbara ne yapacağı haber verdi, yani hadis olarak bildirdi ki Muhammed ibn-i Muhammed'in Muhammed oğlu Ahmet'ten bahsediyor. Bu sene 508'de vefat etmiş, onun şeyhi. İbn-i Ghalabun el-Khawlani. Kazı yazın şeyhi bu. Hadis'te ve sahir fenlerde ilimleri var.
- 10:19
dinlerde asrının imamıydı. O dedi ki diyor, benim Şeyhim Muhammedil Kavlani, hadis olarak defa dedi ki, ben ne yapacağım? Haddese hadis olarak rivayet etti ki ben ne yapacağım? Ebu Zerrinil Hereviyu Ebu Zerrinil Hereviyu, Ebu Zerrinil Herevî Hazretleri Ebu Zerrinil Herevi hazretleri icazeten, icazet olarak yani o hadisi bize rivayet etmemizi
- 10:38
başkalarına kendisinden nakletmemize izin vererek tahdis etti. Hadis rivayet etti. Sonra başka bir taraftan giriyor. Şimdi bu kanaldan bu hadisi rivayet ediyorum diyor. Bir de ve haddese ayrıca hadis olarak rivayet et ne yap bize? Yani bu şeyhinden söylüyor. Bir tarık bu. Bir yoldan daha geliyor diyor bu hadis bana.
- 11:01
Ve haddese ne? Yine bize hadis olarak. Ve vav var başında. Vav olmasaydı, haddese ne olsaydı? Ebu Zerrinil Herevi demiş olurdu. Halbuki Ebu Zerrinil Herevi'nin şeyhidir. O önündeki Kazı Ebu Ali. O Kazıyaz'ın şeyhi. Onun için vav olduğu için bir vav nelere mal oluyor? Ve haddese ayrıca hadis olarak rivayet et.
- 11:19
Aynı hadisi başka kanaldan hadis olarak rivayet et. Kime ne yapacak? Kime? Kazı Ebu Ali. Kazı Ebu Ali İbni Sekre. Ondan çok bahsediliyor. O da Kazıyaz'ın şeyhleri ve şeyler hakkında önemli bir şifa-i şerife hazırladım. Baskıntı o da. Onda çok ilimler yazdım da. Türkçe tarafına yeni baskının. Ama bir de Kazıyaz Hazretleri'nin tercümesini yaptım.
- 11:43
Hayat tercümesini, bütün hocalarının, şeyhlerinin onları da bitirdim. O da inşallah yakında Kazıyaz Hazretleri'nin adına çıkacak. Bunların hepsi orada şeyhlerin bilgileri kısaca geçiyor. Kazı Ebu Ali İbni Sekre diye geçiyor. O da bize hadis olarak rivayet etti. Sema'n. Sema'n demek ondan işittik. Yani o okudu, biz duyduk.
- 12:11
Bazısı hat yoluyla, yazıyla oluyor. Bazısı icazet yoluyla bunu nakledebilirsin diyor. Bazısı da hadisin lafını da ondan işitmiş oluyor. Böyle tahdisin ve ikbarın, akbar anağların, haddes anağların böyle yolları var, usulleri var. Ondan da Sema'n işittik diyor. Ondan sonra daha kim bize rivayet etti?
- 12:35
Vel Kazı Ebu Abdillah. Kazı Ebu Abdillah diyor. O da kim? Ebu Abdillah Künyesi yani. Kadıymış o da. Bunlar kadı. O zamanki Kurtuba'da, Granada'da Endülüs İslam Devleti o zaman. Kazıyaz dönemi. O zaman oraların kadıları. Kadı demek o zamanki şimdiki Osmanlı'daki Şeyhülislam gibi. O dönemin hem mahkeme-i şeriede, şeriat mahkemesinde hüküm verme yetkilisi.
- 13:05
Çünkü en büyük alim, fıkıh alimi, hadis alimin en büyük alimi olacak ki onu kadı yapsınlar. O zaman ehliyet ve liyakata göreydi işler biliyorsunuz. Ondan sonra Kazı Ebu Abdillah kim? Muhammed İbni Abdirrahman. Daha fakat Roma o ikisinin dışında onun oğlu da var diyor. İbni Abdirrahman ayrıyetten var diyor.
- 13:31
İbni Hüseyin o da Künyesi. Ondan sonra Kalu dediler. dediler manasına geliyor. Çünkü öbürü iki olsak hala derdi. Son iki şeyden bahsediyor. Yani kimden bahsediyor? Ebu Zerlerevi, Kazı Ebu Ali, Kazı Ebu Abdillah. Bunlar Kalu hepsi birden dediler diyor. Onların da üç tane yani Kazı yaz. Üç ayrı şeyhten muhaddisten işittim diyor.
- 14:03
Ama diyor üçü birden de kimden işitmiş? Onlar yukarıda nerede birleşiyor. Kalu dediler. Hatta Senabiz'e hadis olarak rivayet etti. Ebu'l-Velid Künyeli, El-Kazı. Meşhur Kazı Ebu'l-Velid. El-Baci diye. Bu da hadis hafızalarının önemlilerindendir. İmam Baci. El-Münteka diye. Zannedersem İmam Malik var ya meşhur müçtehit.
- 14:23
İmam Malik'in muvattasına şer yapmış. Ben de o eser, ben kırk sene evvel onu almıştım. O kitabı. Ondan bazı şeyler de ta Ruhul Furkan'ı 80'lerde yazarken, 80'lerde bile o El-Münteka'dan bir kaynak vermişim yani. Düşünün. O Münteka'nın sahibi. Ebu'l-Velid-i Baci Hazretleri. Onlar yani benim duyduğum üç şeyh de Ebu'l-Velid, El-Baci'den hadis-i şerifi rivayet etmişler.
- 14:51
O da dedi ki Baci kimden rivayet etmiş? Hatta Senabiz'e hadis olarak rivayet etti. Ebu'l-Zer. Ebu Zer, ondan sonra rivayet etti diyor. Ondan sonra Ebu Zer-i Herevi, Ebu Zer-i Herevi o bacini de şeyhiymiş. Bu deminki kâlû dediler üç tane kâlû dediler. Kim o zaman? Kazı Ebu Ali İbni Seker
- 15:18
Zekreyle Kâzı Ebu Muhammed Abdurrahman ve Gheyrûma, ikisinin dışındaki İbn-i Sa'id var bir de, o üçü dediler. Ebu'l-Velid-i Bâci bize rivayet etti. Ebu'l-Velid-i Bâci ne dedi? Dedi ki, Hattâ Senâb-ı Zerrin, Ebu'l-Zerrin'e rivayet etti. Dedi ki, Hattâ Senâb-ı Zerrin Ebu Zer-i Herevi O dedi ki, Hattâ Senâb-ı Zerrin'e rivayet etti.
- 15:32
rivayet etti. O dedi ki, Hattâ Senâb-ı Zerrin Ebu Muhammed Es-Seraksî Hazretleri rivayet etti. Da ve Ebu Şâk Ebu Şâk, bunlar daha gerideki muhattisler, künyeleri ve bunların hep bazılarının şeylerini biz eski derslerde söyledik. İsimlerini kaçta vefat ettiklerini baş olmaz tabi. Sonra ve Ebu Leysem'i Ebu Leysem, Keşmi-i Henî.
- 15:58
Bu Keşmi-i Henî çok meşhur. Bukhari'nin ravilerindendir. İmam-ı Bukhari ile arasında bir ravi var. İmam-ı Bukhari'den onun arasında o Keşmi-i Henî İbn-i Karim onlar dediler, yani Ebû Muhammed, Senâkis, Ebû Şâk, Ebû Leysem dediler. kavli onlar dediler. Yani Ebu Muhammed Es-Seraksî, Ebu Şâk, Ebu Leysem dediler.
- 16:13
Hatta Senâb-ı Hâdis olarak rivayet etti. Kim? El-Firebriyyû, Firebri. Hattâ Senâb-ı Zerrin hadis olarak rivayet etti. Kim? El-Firebriyü Firebri çok meşhur. Firebri kim? Bukhari'yi rivayet eden. Sayı Bukhari hadisleri var ya. İmam-ı Bukhari var ya Sahih Bukhari hadisleri var ya, İmam Bukhari var ya, meşhur muhaddis.
- 16:25
çok da meşhur muhaddis. İmam-ı Bukhari'nin çok tabi yüzlerce binlerce belki on binlerce hadis ondan alan muhaddis var ama Sayı Bukhari diye bildiğimiz Sayı Bukhari'nin ravilerinin en meşhurlarından biri Firebri'dir. İmam Firebri'nin de den de alan Keşmi-i Henî. Keşmi-i Henî nüshalerde çok geçer. Çünkü çok nüshaler var.
- 16:51
Onlarda Keşmi-i Henî nüskası. Bize ulaşanlarda onlar çok mesela İbn-i Hacer, Feth-ül Bahri'de bu Firebri'yi, Keşmi-i Henî bunları çok alır. Çünkü neden? Bukhari'nin şehrinde nüskalere göre, rivayetlerin tariklerine göre çıkarımlar yapıyor. Şehriler yapması gerekiyor. Peki Firebri ne demiş? Hadis olarak rivayet etti ki el-Bukhariyyu.
- 17:14
Geldik İmam-ı Bukhari. O da ne dedi? Hadis olarak rivayet etti. Kim? Ya bu da Bukhari'nin şehri. Yezid-i İbn-i Züray'ın Yezid-i İbn-i Züray Hazretleri. Bu tabi külyesi Ebu Muaviye'miş. Basralı. Düşün. Sene 101'de doğmuş. Sene 186'da vefat etmiş. Ne kadar geri gidiyor? İmam-ı Bukhari'ye gidince, İmam-ı Bukhari'den gerisi artık Tabi'ine yaklaşıyor.
- 17:45
Tabi'in tabakası. Sonra burada Kazı İyaz bir tane ravi atlamış. Çünkü Bukhari'de burada haddesene Yezid-i İbn-i Züray dedi ki, bize hadis olarak rivayet etti Abdülalâ İbn-i Hammad ravi varmış. Yani Bukhari Yezid-i İbn-i Züray'dan direkt rivayet etmemiş. Yezid-i İbn-i Züray Bukhari'nin şeyhinin şeyhiymiş.
- 18:07
Kazı İyaz burada bunu atlamış. Çünkü Bukhari'ye bakanlar onu görmüş. Bukhari'de daha sayı olduğu için böyle bir durum var. Artık yazarken müstesnikler mi atlamış? Kazı İyaz'ın kendi atlamış olabilir. Arada bir ravi daha var. O ravi kim? Haddesene Abdülalâ İbn-i Hammad. Abdülalâ İbn-i Hammad Bukhari'ye bunu anlatmış.
- 18:27
Ona kim anlatmış? Haddesene Yezid-i İbn-i Züray yani. İşte bu kitaptaki bir ara Yezid-i İbn-i Züray anlatmış. Bukhari'ye musallifin kaleminde bir ravi düşmüş diyor. Ondan sonra o kimden rivayet etmiş? Yani Yezid-i İbn-i Züray. Hazreti Katede'den, tabinden meşhur. O kimden rivayet etmiş? Geldik sahabeye.
- 18:53
Enes İbni Malik R.A. 10 sene hizmetinde bulunan meşhur sahabi. Çünkü onlara dayanmadan Rasulullah S.A.V. hakkında hangi rivayette ne konuşabilirsin? Ne olmuş şimdi? Ne olmuş? Ravi'lere takıldık, boğulduk. Boğulmadık. Salihlerin ismini anıldığı zaman rahmetler yağar. Bunların hepsi ulema, evliya, sulaha, muhaddifun, müfessirun.
- 19:16
Çok büyük insanlar. Allah şefaatlerine nail eylesin. İsimleri bereketiyle cümlemizi mağfiret eylesin. Amin. Şu mübarek Receb-i Şerif haramayın gecesinde. Mevzumuz ne şimdi? Bakıyoruz. Efendim S.A.V.'in temas ettiği, dokunduğu eşya, hayvan, insan, canlı, cansız. Bunlarda ne kadar zulade bereketler zuhur ediyor.
- 19:45
Bunu anlatıyorum. Enne ehlel medineti. Medine ahalisi fezi'u panik oldular. Fezi'u feryat figan bağıran çağıran bir şey oldu. şey oldular, bağırmalar koptu yani. Ne zaman? Merraden. Merraden bir kere. Burada ne olmuş, ne olmamış meselesini şeyler diyor. Bir gürültü, Medine'nin bir tarafında, herhalde gece vaktiydi, gece vakti olduğu anlaşılıyor, bir gürültü çıktı.
- 20:25
Büyük bir gürültü ses tabii. Şimdi tabii şehir hayatında her taraf gürültü olduğu için çok o kadar fark edilmiyor ama sakin yerde, sakin zamanda büyük bir gürültü olduğu zaman ne oldu? Herkes panik olup, düşman hücum etti diye zannetmişler. Yani bir düşman saldırısı aniden, herhalde gece yarısı baskınlar yaparlar ya düşmanlar, bir baskın yedik zannettiler.
- 20:47
Bunun üzerine bütün millet sokağa tükürdü yani evlerinden çıktılar, bağırıyorlar, çağırıyorlar ne oldu diye. Şimdi burada o kadar sahabe var. Ne bileyim Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Medine döneminde en az Medine'de on binden fazla sahabe var. O kadar gençler var, ondan sonra güçlüler var, kuvvetliler var vs.
- 21:13
Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem Medine dönemi artık 55-60 yaşlarına yaklaştığı dönemler veyahut da o yaşlarda yani. Fakat herkesten önce Resulullah'a atlar, Sallallahu Aleyhi Vesellem. Hiçbir şeyden korkmaz kalp, hiçbir şeyden üşenmez. Sallallahu Aleyhi Vesellem. Hemen çıktı Hane-i Saadetler'den, Hücre-i Saadetler'in dışarıya çıktı, baktık millet bağırış var, çağırış var.
- 21:41
Ne oluyor ya? Şuradan ses geldi, bir gürültü oldu. Düşman mı geldi, baskın mı oldu? Ya tek başına bari toplanalım da beraber gidelim. Yok. Ebu Talha Hazretleri'nin atı vardı. At da Ebu Talha, eğeri de yok, üzerinde eğeri de yok. Ebu Talha künyesi. Adı Zeyd ibni Sehl el-Ensari. Enneccari el-Sahabi el-Bedri.
- 22:05
Bedri demek Bedir'de katılınmış demek. Sahabi demek zaten Resulullah'ı görmüş demek. Neccari, Neccar oğullarından demek. Mekke muhacirlerden değil demek. Adı Zeyd'miş, babasının adı Sehl'miş. Künyesi Ebu Talha. Ebu Talha diye meşhur. Akabe gecesinde Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldiler ya Medine'den heyetler, Mekke'de gizli, Mina'da Akabe tepesi, yüksek yerde
- 22:35
Mina'da gizli buluştular ya, Akabe biatları vardı ya, işte orada Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne küpler seçti. Ondan sonra elçi yani Medine'deki ensar-ı kirama işte temsilcileridir. Onlardan biri de bu Ebu Talha Hazretleri'ymiş. Uhud'da da çok büyük cengaverlikler göstermiş. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'le beraber bütün harplere, gazalara katılmış.
- 23:08
Radıyallahu Teala çok da hadis vaat etmiş. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hicretinden 34. senede yani Medine'ye gelişinden sonra 34. senede vefat etmiş. Zaten 30. senede Hazreti Ali Radıyallahu Aleyhi ve Sellem'de vefat etti. Yok. Onlar hicretten değil. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından 30 sene sonra.
- 23:32
Bu hicretten 34 sene sonra. Yani hemen hemen Hazreti Osman'ın son dönemlerine rastlıyorum. Vefata. Çünkü Efendimiz'in vefatından sonra hilafet 30 sene ya onu baz alıyorum. Bu da şeyden, hicretten olduğu için hicretten olunca Efendimiz 10 sene. Bu demek 24 sene sonra işte vefat etmiş. Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatında 24 sene.
- 23:59
Hicretten 34 olursa Efendimiz'in vefatından sonra 24 olur yani. İşte nereye gelir? Hazreti Osman Efendimiz'in son dönemleri 1-2 senesi kalmış yani. Zaten Hazreti Ali Efendimiz 4.5-5 sene kadar yaparak 30 sene tamamlandığına göre hesap yapıyorum. Bu Ebu Talha Radıyallahu Aleyhi ve Sellem'de bir atı varmış.
- 24:17
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de hanesinden çıkmış millet panik bağıran çağıran Ebu Talha'nın atını bulmuş atına binmiş. Resulullah'a hemen bindi. Kim için olan at? Ebu Talha Hazretleri'ne. Fakat üzerinde eğer meğer de yokmuş. At binilmeye hazır değil ki. Gecenin bir vakti yani. Yolculuğa gidilmeyecekse hayvanın da üzerine yüklemezler.
- 24:47
bindi ki o sesin geldiği tarafa, Medine'nin bir tarafına doğru gidecek. Ondan sonra bindi ki o sesin geldiği tarafa Sesin duyulduğu taraf, ondan sonra Ondan sonra kâne, o at öyle bir atmış ki kâne imiş, kâne idi yani, kâne idi, nedir idi, efendim yak tufu,
- 25:16
yak tufu, yak tufu gecikiyor, yani at hızlı yürümüyor, yani her at hızlı gitmez ki. Evyahut da râvî dedi ki, yani bihi atta varmış, ne varmış, kıtâfın, yani ya kâne yak tufu dedi, ya bihi kıtâfın dedi, o şey değil, mânâın şey. Kâne at idi, nedir idi, yak tufu, gecikme yapıyordu.
- 25:40
Evyahut da dedi ki, bihi atta vardı, ne vardı, kıtâfın, teğkur vardı, geri kalma vardı, yani adımlarını böyle uzun uzun atamıyorum, kısa kısa atıyor, dar atıyor, kısa kısa atarsa hızlı gidemez. Efendim sallâllâhu aleyhi ve sellem de ne olduğu belli olmayan, millet panik olmuş gürültüden, oraya gidiyor,
- 26:03
yani atının da hızlı olması lazım ki, çünkü belki kaçmak icap eder, orada efendim dönüş yolunda falan, hiç efendim sallâllâhu aleyhi ve sellem'e ne lazım, zaten bütün bereketler onda, kerametler onda, mucizeler onda, karikulâdelikler onda, binde ata at denk gelirse, at da yavaş gidiyormuş, dediler eyvah, yani efendim sallâllâhu aleyhi ve sellem keşke iyi bir at verseydik falan.
- 26:35
Vekâle dedi gayruhu, Enes adıyanlardan başka râbileri de var bu olayın, çünkü herkes dışarı çıkmış, bir kişinin gördüğü bir şey değil. Diğerleri de burada kelime olarak ne kullandı? Yübetta'û, yübetta'û fiilin kullandı. Betta'e geciktirdi demek, ekhara manasına. Yübetta'û geciktirir. Men betta bi amelû lem yusri'û bi nesebû.
- 26:58
Sahih hadiste bu kadar da var ya. Betta'e geciktirdi demek. Bunu meçhul sırası ile kullanılıyor. Burada yübetta'û yani gecikmeye nispet ediliyor. Yübetta'û geciktiriliyor. Esas lügat manasına baksan geciktiriliyor. At geciktiriliyor diye bir şey değil. Mana o değil. Atı başkası engelliyor manasına değil yani.
- 27:18
Yübetta'û yusebû ile'lbut. But yani yavaş gitmek, geri kalmak. O at da yübetta'û, tef'il babında nispet şey vardır. Yübetta'û gecikmeye nispet ediliyor. Yani herkes diyor ki ya bu geç gider, bu yavaş gider, bu at iyi gitmez, bu at hızlı yürümez falan. Neyse, dediler. Yani yusufu bilbutu ve yusebû ile'lbutu en nispet ediliyor.
- 27:44
Yübetta'û o demek. Herkes de bekliyor böyle. Efendim sallallahu aleyhi ve sellem gitti tek başına. Yanında kimse yok. At, hızlı giden at değil. Nasıl gitti, nereye gitti, neresi dönecek falan. Felemmâ ne zamanki raci'â Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem döndü. Zaten yolda insanlar da yola çıkmışlar.
- 28:12
Efendim sallallahu aleyhi ve sellem'in peşine doğru gidiyorlar. Çoğunun işte atı matı yok işte yayanmayan. Efendim sallallahu aleyhi ve sellem ne tarafa gitti diye. Gidiyorlar. O arada Efendim sallallahu aleyhi ve sellem dönüş yoluna geçti. Dönerken lenturâû. Korkmayın, korkmayın. Korkmayın bir şey yok, bir şey yok.
- 28:31
Orada işte bir ses olmuş ama. Yani düşman baskını gibi sizi ilgilendiren evinizde, ocağınızda rahat yatmanıza zırh sıkıntıya sokacak bir durum yok yani. Buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem. Felemmâ ne zamanki raci'â döndü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. Bu sefer Ebu Talha ile karşılaştı. İşte atını verecek ona.
- 28:53
Kâle, Ebu Talha'ya dedi ki sallallahu aleyhi ve sellem. Şimdi o da diyecek ya Rasûlullah kusura bakma benim atım çok hızlı giden kaliteli bir at değil. Ama siz onu bulmuşsunuz, ona binmişsiniz. Tabii ben şey yapamadım. Siz binerken bulunamadım. Onun için diyecek. Ta o bir şey demeden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki.
- 29:23
Senin atını bulduk bahran. Deniz gibi bulduk. Bahran deniz demek. Senin atını deniz derya bulduk. Ne demek deniz derya bulduk? Yani öyle süre atlı giden denizin dalgası gibi hem sühuletle yani üstündekini yormadan koşuyor. Hem üstündekini yormuyor hem dalga yetişemiyor. Senin atını deniz derya bulduk diyor.
- 29:55
Ya bulduk diyor. E Resûlullah bindi, sallallahu aleyhi ve sellem, Erbakan Hoca'nın meşhur at sahibine göre kişiler. Ya, Hazreti Ebu Talha'da radıyallahu teâlâ şaşırttı ya. Bu nasıl bir şeydi? Şimdi böyle bulduk dedi. Ondan sonra atı verdi şey, Ebu Talha Hazretleri'ne verdi.
- 30:26
E verince ne oldu? Fekâne oldu o at, ba'dü, ba'dü zammı üzere mebnidir. Ba'de kavlin nebi sallallahu aleyhi ve sellem. O zaman muzaf oluyor, kavlin nebi muzafile oluyor. O muzafile hasp edilince mebni oluyor zammı üzere. Fekâne oldu, ba'dü, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu sözünden sonra,
- 30:46
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bereketiyle senin atını derya bulduk dedi ya. Oldu. Nedir oldu? Lâ yucârâ. Cârâ yucârî. Ceri'den geliyor. Ceri, cereyan da oradan geliyor. Cereyan akış. İşte elektrik akışı, cereyan çarptırıyor. Cereyan akış işte, elektrik akıntısı. Ceri, cereyacri, cereyan.
- 31:10
Cereyan akmak demek, akıp gitmek. Şuradli. Yani suyun sıfatı akışlı olur. Hayvana derler, işte efendim, sular seller gibi akıyor gidiyor. At mesela hızlı koştuğu zaman. İşte o at oldu, fekâne oldu, ba'dü, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu sözünden sonra. Nedir oldu? Lâ yucârâ. Hiçbir yarışta geçilemez oldu.
- 31:33
Hiçbir süratte, müsabaka de, asla hiçbir at onu geçemiyor. Halbuki bütün millet derdi ki, Ebu Talha'nın atı çok geç gider. Yorgun at yani. Lâ yucârâ. İşte bu hadis-i şerif Bukhari'de de rivayet edilmiştir, şerhlerinde. Çok tafsilat bu at hakkında verilmiştir. Ve ondan sonra, atın adı da mendub imiş.
- 32:01
Bak atları olanlar var tabi, at yarışı, it yarışı bunlar da. İşi kumara çevirmişler ayrıca, o da haramdır tabi ayrıca. Atın adı mendub imiş. Mendub var ya, müstehap, mendub, müstehap. O mendubdan. O atın adı da var. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bindiği at. Ne demek?
- 32:18
Şimdi yine Bukhari Müslümin bu türden rivayet ettiği, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bereketiyle Harikulade'ye zuhur eden hallerden biri. Ve ne kese, bir kere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dürttü. Dürttü derken, yani elinde, mübarek elinde bulunan bir değnek ile, değneğin ucu ile dürttü.
- 32:47
Şöyle biraz dokundurdu. Neye? Cemile Cabir'in, meşhur sahabi Cabir, İbni Abdillah el-Ansari. O Cabir İbni Abdillah çok meşhur. Büyük hadis-i rabi ile çok hadis rivayet eden sahabeden biri. Hazreti Cabir. Cabir Hazretlerinin babası da çok büyük. Uhud'taki şehitlerden. Cabir İbni Abdillah babası. El-Abdullah el-Ansari.
- 33:11
Üf! Hakkında ayetler nazil oldu. Uhud şehitlerinin büyüklerinden. Hazreti Cabir'in devesine şöyle bir dürttü. Vekâne idi o deve, kad e'ya. E'ya, yu'yi if'al babından da. E'ya yoruldu demek. Yani yürüme hareketleri zayıflamış, çok yorgun düşmüş deve. Artık senelerin yorgunluğu veyahut da bir yolculuğun yorgunluğu da olabilir.
- 33:45
Yaşlılığın yorgunluğu da olabilir. Ve böylece deve yorgun, geri kalıyor. Hatteler, Zatürrika gazvesinde. Zatürrika, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in katıldığı gazvelerden, gazalardan, harplerden birisinin adı Zatürrika. Bu gazvede bulunuyorlardı. Cabir İbni Abdillah radıyallahu anh efendimiz de o gazvedeydi.
- 34:12
Şimdi devesi geciktiriyor onu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ordusuna yetişemiyor. Deveyle gidiyor, deve de geciktiriyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem onun yanından geçerken dedi, Halin nedir, vaziyeti nedir, nasılsın falan, iyi misin? Dedi, Ya Resulallah, devem yorgun oldu dedi, beni de geciktiriyor size, ben nasıl yetişeceğim şimdi bu hattı dedi.
- 34:42
Ondan sonra geri kaldım sizden dedi. Bunun üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem elinde, dedi ki in dedi. Hazret-i Câbir İbn-i Abdillah deveden indi. Ondan sonra sallallahu aleyhi ve sellem elinde bir şey vardı, değnek gibi. O değnekle devenin arka tarafına doğru şöyle deveyi dürttü. Dürttü ve buyurdu ona işte irkep, hadi şimdi yeniden bin dedi.
- 35:14
Bakalım deveni tanıyacak mısın? Hazret-i Câbir bir daha bindi. Bunun üzerine feneşıba yenşabu, dördüncü baptan, feneşıba deveye bir neşat geldi, ne diyeyim sana, heyecan geldi, sürat geldi. Zimâ, yani merkebin üstüne binen yularından tutuyor ya, birden alır gider başını uçurumdan aşağı atlasa ne olacak?
- 36:21
Yularından tutuyorsun ya, durduruyorsun. Öyle bir sürat geldi ki deve gitmiyordu hiç. Herkesten geri kalıyordu, bırakıyordu Hazret-i Câbir'i. Fakat bu sefer ne oldu? Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem in dedi, kendi binmedi. Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem binmedi. Sadece bir değneğinin ucuyla dürttü.
- 36:42
Ondan sonra bin dedi, işte bağışarahu. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e dokunduğu veya fastın başında söyledik ya, dokunduğu şeyler ya da dokunmadı da temas etti. Yani temas edenle temas etti. Devenin kendisine de dokunmadı. Ama elindeki baston, yani asa, değnek deveye dokundu. Yani oradan oraya geçiyor.
- 37:07
Kuvvet, bereket, harikulâdelik. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e dokunana dokunursan, ohoo, o ne demek ya? Ne bereket ya? Dokunduğu şeye dokunmak ne demek? Biz bilfiil kendisine dokunamıyoruz, sahabeden değiliz. Rızûanallâhu Teâle âlimecmâk. Böylece Hazreti Câbir, lâ emlikü mâlik olamayacak hâle geldi.
- 37:29
Zimâmı yularına elinde tutamıyor. Yani hızlı gidiyor, o kadar hızlı gidiyor ki o yularıyla zapt edemez hâle geldi. Bu da Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in temas eden şeylerin bereketlerinden. Ondan sonra Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in devesine, Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in en önde giden, kafirede en önde giden gazada şeye yetişti.
- 38:06
Hiç onlardan geri kalmadı. Sonra Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem buydu ki, ya senin bu deven şimdi çok kıymete benziyor, ben bunu senden satın alayım dedi. Sonra ondan parayla satın aldı deveyi. Ondan sonra yeniden Hazreti Câbir'e girdi, sana da deve lazım olur dedi. Çok güzel sana hediye ediyorum dedi.
- 38:28
Hazreti Câbir'e para kazandırmış oldun, deven değerlendi dedi. İşte iyi parayı aldı ondan. Sonra Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem tekrar deveyi ona hibe etti. Kaç paraya aldı? Orada biraz farklı görüşler var. Yani burada Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in bereketi meydana çıkıyor.
- 38:47
Ona temas eden, değneğe bile temas eden devenin şaşıracak şekilde, şaşırtacak şekilde süratli koştuğu gözüküyor. Ondan sonra Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in sahabesiyle olan şakalaşmalarını, latif ve hoş muamelelerini, keremini, cömertliğini. Efendim ne anlatalım ya, Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem.
- 39:12
Nasıl bir üsve-i hasene, nasıl bir örnek, nasıl bir efendim nümuneyim, Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Yine bir rivayet, Mustafa Beyhakî rivayet ediyor. Ve sani'a Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem yaptı. Sani'a yani fa'le. Neyi yaptı? Misledil halke. Aynı bunun bir benzerini, yani Hazreti Cabir'in devesine yaptığı muamelenin bir mislini yaptı.
- 39:42
Bir ferasin, bir ata yaptı. O at kime aitti? Lî Cûail'in. Cûail'da sahabeden bir zatın. ismi Cuail İbn-i Ziyad. Ne kadar sahabe var ya. Bazı rivayetlerde ismi Semuray'miş. Cuail, yahut Künyesi gibi bir şeyler ama ismi Cuail diyen de var. Cuail el-Eşca'îyî. Eşcağ kabilesine mensup. Araplarda kabileler var biliyorsunuz.
- 40:18
Eşca'î deyince Eşcağ'a mensup. Eşcağ kabilesine mensup. Sahabeden Cuail radıyallahu teâlâ hazretleri atına da aynısını yaptı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gazvedeydi. Yani birçok gazaya çıktı, harplere çıktı biliyorsunuz siz. Hani Bedir'i biliyorsunuz, Uhud'u biliyorsunuz, Hende'yi biliyorsunuz filan da dolu onlarca gazası var.
- 40:46
Seferi var. Bir gazvesindeydi yine. Cuail el-Eşca'îyî radıyallahu anh'ta bir atın üzerine binmiş. O da Resûlullah aleyhissallahu aleyhi ve sellem o muharebeye katılmış. Fakat atı çok zayıf. Yani kemikleri sayılacak. Kurumuş böyle. Artık bakımsızlıktan veya neyse. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem atı gördü.
- 41:15
Görünce fehafeka kafakanlar bahsederler. Kafaka oradan geliyor. Kafakan aslında kalp çarpıntısına deniyor. Yani çarpıntı manasına lügatı geliyor da darp manasına esasında. Darp vurmak yani. Fehafeka böyle bir vurdu, dürttü yani. Neyi ha? Neye vurdu ha? O ata yani. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
- 41:44
Efendim neyle vurdu? Bir mihfakatin. Mihfaka vurma aleti. Vurma aleti demek yani artık elindeki efendim bir çubuktur, bir değnektir, bir asadır. Neyse elinde bulunan bir şeyle mihfaka, kafaka vurdu ya. Mihfaka vurma aleti o yani. Neyle vurabildiğine herhangi bir şeye mihfaka denir. Kiminle beraber vardı o mihfaka?
- 42:11
Mağbub Resûlullah Efendimiz'le sallallahu aleyhi ve sellem beraber yani. Onun eline değiyoruz. Onun eline değenin bereketleri. Sallallahu aleyhi ve sellem vurdu şeye, ata böyle. Ondan sonra veberrake ve bereket duası yaptı. Berrake tebrik. Tebrik işte berrakenin mastarı. Tebrik çükçeleşmiş ya. O tefail babının mastarı.
- 42:31
Tefail, tebrik. Berrake gibi berrik gibi geliyor. Ondan sonra veberrake bereket duası yaptı. Aleyha atın üzerine. Ondan sonra felem yemlik. Cuayil Eşcihir R.A.'ya malik olamadı. Neye? Seha atın başına malik olamadı. Yani başını durduramıyor. Geri çekemiyor. Yularıyla onu zapt edemiyor. Altı başını gidiyor derler ya.
- 42:59
Başını tutamadı yani. Ne demek? O kadar zayıf taşıyamayacak derecede kurumuş, kupkuru kalmış. Öyle bir at bir anda Felem yemlik malik olamadı. Cuayil Eşcihir atın sahibi. Neye? Seha atın başına başını yularla falan o kadar hızlı gidiyor ki çekiştiriyor, çekiyor, tutamıyor. Yani gücü yetmiyor. İşte neden dolayı neşâtan mef'unun lehu, min şiddeti neşâtan.
- 43:37
Neşâtan neşat onun hareketlenmesinin artmasından ve tembelliğinin gitmesinden ve efendim güç bulmasından dolayı. Sonra o atın ata bereket duası da yaptı ya o vurmak şimdi gayri bir şey. Elindeki değnek ile böyle dürttü, değdi. Vurmak deyince dürtüyor. Ondan Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem ona bereket gelsin diye.
- 44:06
Mucize zuresini dürtüyor. Fakat peşine de bu da bereket duası yaptı. Şimdi o dürttüğünden at çok süratlendi. Diyor ki çekiştiriyorum baş edemiyorum, gücüm yetmiyor. Başını tutma ki aldı başını gidiyor. Ama bereket duasından ne zuhur etti? Sonra at doğurdu. O at. Kaç batın doğurdu ve ben ona sattı? Cuayil Eşcihir Radıyallahu Anh'a sattı.
- 44:32
Min bat mı ya o atın karnından. Atın karnından ne demek? Karnından doğurduklarından. Onun batından yani karnından çıkan neslinden yani. Karnından sattı ne demek? Karnından çıkan nesilden sattı. Efendim baya bir yavruları olmuş o atın. o atın ne kadar rastlattı? Bisney aşağı 12'ye. Ne cihetine? Elfen bin cihetine.
- 44:58
12.000 artık dinar mıdır, dirhem midir? Sen ne diyorsan. O kadar 12.000 artık o zamanın parasıyla. Efendim, yavrusunu sattı veya yavrusunun yavrusunu sattı, o attan çok hayır ve bereket gördü. Hem binmekle şiddetli akış gördü, hem de doğurduklarından satış gördü, çok da bereketlere nail oldu. şiddetli akış gördü.
- 45:30
nail oldu. Bu hadis-i şerifin eserini zikrediyor. İbn-i Abdilber de, El-İstihab isimlerinde zikrediyor. Bu mucizeyi, şerifeyi. Evet. Ve yine İbn-i Sa'd'ın tabakat-ı kübra sahibi, Eser İbn-i Abdilhamid'in Ebu Talha'dan rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ve rakibe yine bindir, sallallahu aleyhi ve sellem, himaran bir merkebe bindi.
- 45:57
Efendim, sallallahu aleyhi ve sellem, tevazuusun alametidir. Merkebe de bindi, eşeğe de bindi yani. Katıra da bindi. Eşeğe de bindi, ata da bindi, deveye de bindi. Sallallahu teala aleyhi ve sellem. Ve rakibe bindi bir kere, himaran bir merkep, eşek. Eşek zaten çok hızlı gitmez de. Ama bu da hepten öyle eşekmiş ki, katufen.
- 46:19
Katufen demek artık bunları böyle küçücük küçük atıyor, birbirine yakın atıyor. Yani demek ki hiç süratli gidemiyor. Katufen o demek. Demek ki kıtafın da oradan geliyordu. Kime aitti bu eşek? Lisead İbn-i Ubadete. Sead İbn-i Ubade radıyallahu anh, işte ensari, ensardan Sead İbn-i Ubade hazretleri, meşhur sahibi, ona bindi.
- 46:43
Sonra Ferad de iade etti. Yani biraz bindi mesela, diyelim al eşeğini geri. Ferad de iade etti. Neyi? Hu eşeği. Sallallahu aleyhi ve sellem. Biz biraz bindikten sonra onu iade etti. Ne olduğu halde iade etti onu? Himlacen. Himlac, Farsçadan Arapçaya geçmiş. Farsçadan Arapçaya geçmiş, muarrab demek. Muarrab, Arapçalaşmış.
- 47:07
Farisiydi, muarrab oldu. Yani Arapçaladık. Anladın mı? Himlacen. Himlac öyle bir kelime. Yani o kadar süratli giden ve ondan sonra Türkçeleşmiş, Rahvanat derler, Rahvan. Rahvan böyle özel bir gidiş tarzı da vardır onun, süratli gider, Rahvanat. İşte Himlac, Türkçede şu anda Rahvan ile tercüme ediyor.
- 47:30
Yani süratli şeye döndü. Eşeğe döndü, merkebe döndü. Yani şimdi bizde de Rahvan herhalde ata kullanılıyor, eşeğe kullanılmıyor ama burada süratliyi kastediliyor. Rakibe bindi, himarın bir merkebe gitti. Katufen, çok yavaş gidiyordu. Taratte, iade etti. Eşeği geri verirken nasıl geri verdi eşeği? Hiç eskisinden eser yok şimdi.
- 47:56
Himlacen. Çok süratli gidiyor eşek. Öyle süratli gidiyor ki, la yusayaru. La yusayaru ne demek? Seyir. Seyir, seyri sefer derler. Seyir Türkçeleşmiş. Seyir yürümek demek. La yusayaru, hiçbir merkep, hiçbir eşek, himar onunla eşek atamıyor. Yürümek yürüyemiyor. Yarışa giremiyor. Yarışa girse kazanamıyor.
- 48:21
Hiçbir merkep onu geçemez halde süratli koşuyor, giderek gider vaziyette onu geri iade etti. Burada Taratte iade etti manasında geliyor, sayyarı manasında geliyor. Sayyarı olursa manası şöyle. Taratte dönüştürdü o merkebi. Neye dönüştürdü? Himlacen. Çok süratli koşan bir eşeğe dönüştürdü ki, la yusayaru, kimse onunla yürümekte baş edemiyor.
- 48:48
Yani onu ona sayyarı olması lazım. Taratte o ya da geri verirken onu iade ettiğinde bu vaziyette iade etti. İki manaya da geliyor. Burada kalalım. Daha önümüzdeki derslerinde ne mucizeler, ne güladelikler Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den duyalım, duyuralım, ulaşalım, ulaştıralım, sallallahu aleyhi ve sellem'in sevgisini
- 49:11
açlayalım, mucizelerini anlatalım, onu tanıtalım, onu konuşalım, onu sevelim, onu sevdirelim, çoluk çocuğumuza onu anlatalım, fuzul işlerle uğraşmayalım. Şu derste ne kadar sallallahu aleyhi ve sellem, salavat okuyorum. Ben okurken siz de okuyorsunuz mutlaka ki okunmuyorsanız yazıklar olsun size tabii.
- 49:30
Hep bu sallallahu aleyhi ve sellemler ile yaşayalım, salavat ile ölelim, salavat ile dirilelim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ve yine Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in şefaatine mahşerde kavuşalım. Ve sallallahu aleyhi ve seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ve sellem.
Benzer sohbetler
1:23:21Şifâ-i Şerîf Dersi 299. Bölüm 12 Ekim 202612 Ekim 2026 · 84 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 12 Ekim 2026
1:16:13Şifâ-i Şerîf Dersi 298. Bölüm 5 Ekim 20265 Ekim 2026 · 77 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 5 Ekim 2026
44:07Şifâ-i Şerîf Dersi 297. Bölüm 28 Eylül 202628 Eylül 2026 · 45 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 28 Eylül 2026


