40:37 / 1:06:27

  1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Sallallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ashabihi ve cema'in. Şifa-i şeriften dersimiz 276. sayfa. Alttan 7. satırın başında. Vese'lev tufeylu ibnu amrin. Âyetenlik 11. Fekalallâhu menevverlehu fese ta'alehu nûrun beynânei. Diye başladı dersimiz tabi.

  2. 00:28

    Her bir satırda Kazı Yaz Hazretleri büyük mucizeler hakkındaki hadis-i şerifleri ve rivayetleri kısa şekilde beyan ediyor. Bu kısalıktan dolayı biz de şerhe giriyoruz, hadis-i şerifin taslilatını anlatmak durumunda kalıyoruz. O da iyi oluyor, bereketli oluyor, sizin için de hoş oluyor. Ama tabi bu noktada çok ilerleyemiyoruz.

  3. 00:56

    Yani bazı yerler geliyor, hadis-i şerifin râvîlerini söylüyor falan, yarım sayfa sırf râvîlerini söylüyor falan, o zaman hızlı gidiyor. Tabi o zaman râvîlerin ismini sayıyoruz, hadis-i şerifin mutevasına geliyoruz falan. Bazen öyle bir sayfa, bir buçuk sayfaya kadar da okuduğumuz oluyordu. Kaç haftalardır?

  4. 01:18

    Geçen hafta Hindistan'daydık işte, doğacı olduk yani, yoldan dönmüştük. Şimdi dersler dört satır, beş satır gidiyor. Çünkü neden? Çok kısa, bir satır, bir buçuk satırlık bir şey rivayet ediyor, onun tafsilatı uzun oluyor. Mesela şimdi başladığımız, kaldığımız yerden başlayalım, aynı şey olacak. Bismillahirrahmanirrahim.

  5. 01:46

    Vesele, istedi. Kimden? Hu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gidiyor. Hep zamirlerle gönderiyor. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den istedi. Hazretlerinden istedi. Kim? At-Tufayl ibn-i Amr'in. Tufayl ibn-i Amr Hazretleri ne istedi? Âyetten bir mucize istedi. Kimi? Çünli kavmi, kendi kavmi için.

  6. 02:12

    Devs kabilesindendir. Ebu Reyle'nin kabilesi. Radıyallâhu anh, Ebu Reyle de Devs kabilesinden. Devs'in. Araplarda bu kabile şey çok. Birbirlerinin kabilelerini bilirler. Kendi kavmi için, yani onlara iman ettirmek için. Hani bana sen bir mucize nişan ver, tabi onu Tufayl Hazretlerine verilen mucize olmuyor.

  7. 02:35

    Ama Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem verdiği için... ...Rasûlullah'ın mucizesi oluyor. Âyete bir nişan olsun yani, alamet olsun. Likavri kavmi için yani, devs kabilesinin iman etmesi için. Fekâle buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem. Allahümme ey Allah'ım, nevvir lehu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in duası bu kadar.

  8. 02:55

    Üç kelime. Allahümme nevvir lehu. Bu kadar. Ne kadar Mevlamız'ın nezni, hatırlığı şeymiş. Allahümme ey Allah'ım, nevvir, nur ver lehu ona. Ona bir nur ver. Bir ziyah, bir parıltı, bir ışık, aydınlık ver ona. Millet baksın, kimsede olmayan nur bunda var. Bu nasıl işlesin? Ve böyle, hatta fiziki bir ışık parlasın.

  9. 03:26

    Onu görende bu hak olduğuna inansın. Sen kime inandın? Git Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem iman ettin, Mekke'ye gittin. Mekke'de Rasulullah'ı buldun sallallahu aleyhi ve sellem. Efendim ona iman ettin. O zaman millet de diyecek ki, bak şimdi bu adam iman etmeden evvel kaç senedir bizim aramızda yaşadı.

  10. 03:48

    Akrabamız. Tanıdığımız, bildiğimiz adamda hiç böyle şeyler yoktu. Şimdi Müslüman oldu, bak Allah ona böyle... Bak Allah ona böyle bir nur verdi, yani ışık verdi, saçıyor ortalığa falan, karanlık gecede parıl parıl parlayan ve millet iman etsin diye istedi yani. Kendini onlardan üstün tutmak, hava atmak, haşa için istemedi.

  11. 04:09

    Sahabe-i Kiram Hazaratı'ndan Hazreti Tufeyl. Şimdi tabi onun babasının adı Amr, onların dedesi Tarif öyle gidiyor. Tarif öyle gidiyor. Ezdi, ezdi, ezdi, Yemen'den gelen tabi soyları da Arap, oradaki, civardaki kabile adı Devs, Devs kabilesine ait olduğu için Ed-Devsî. Ed-Devsî deniyor. Bu mübarek sahabeye de Zün-Nur, Nur sahibi deniyor.

  12. 04:56

    Hazreti Osman Efendimiz'e biliyorsunuz Zün-Nur'a iki nur sahibi ama. Fiziki bir ışık meselesinden değil, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem iki kerimesiyle evlendiğinden iki nur sahibi deniyor, o ayrı. Bu diğerleri fiziki manada onlara nur verildiği için o ismi alıyoruz Zün-Nur ismini. Sahabede altı tane var.

  13. 05:16

    Şimdi onları söyleyeceğim. Ne dua etti sallallahu aleyhi ve sellem? Allahümme yallahüm nevvir nur ver leûna. Bu kadar. Fesat ağa birden parladı. Haşikâre fışkırdı. Leû onun için nurun büyük bir nur. Nerede beyn-i âne? İki gözünün arasında. İki gözünün arası şurası.

  14. 05:42

    Şimdi öyle bana bir nur verilse, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dua etseydi verilirdi. Oradan bir nur çıksa falan, karanlık gecede fil olursan gibi her yeri aydınlatıyor falan diyecekler ki cübbeli doğru söyle. İşte bu ayetler ve kerametler niye lazım?

  15. 05:58

    İşte hem düşmanların kahri için hem o kendisine keramet ikram edilen zatın yolunun hak olduğunu ve söyledikleri sözünün hak olduğunu beyan için. Burada insan nefsi için bir şey isterse diğer insanlara karşı üstünlük sağlayayım diye oradan sevap almaz. Belki helak olur. Ama ben hak üzereyim. Ayet okuyorum, hadis okuyorum, ehl-i sünneti anlatıyorum, doğru şeyleri anlatıyorum.

  16. 06:35

    Fakat benim itibarımı zedelemek için herkes bir şeyler karıştırıyor. Ya Rabbi sen beni bir kerametle teyit et. Ta ki hayatımda da ve mahkımdan sonra da insanlara bu kadar yüzlerce binlerce sohbetler, kitaplar bırakmışız. Bunlardan millet istifade etsin. Çünkü niye? Eğer onda bir keramet zurederse insanlar onun hak olduğunu anlar.

  17. 06:58

    Doğru yolda olduğunu anlar. Onun için Tufeyl Hazretleri de bana bir ayet ver, bir alamet olsun. Başkasında bulunmayan bir harikulade bir şey olsun. Kavmimi de belki bu vesileyle iman ettirebilirim dedi yani. Bunun üzerine iki gözünün ortasına bir nur parladı. O da işte yola gidiyor kavmine. Yola girdi iki gözünün ortasına bir nur parladı.

  18. 07:27

    Her tarafı aydınlatıyor. Fakat o bu sefer endişe etti. Dedi Ya Rabbi ey benim Rabbim ehhafı korkuyorum en yakulu derler. Yani benim kavmim. Ne derler? Müsletun. Orada yani hazi mahsus, müpteda mahsus orada. Hazi yani bunun alnında parlayan bir şey. Müsletun. Müslet demek bir uzvud, fıtratının tegayyuru.

  19. 07:54

    Yani gözün, kulağın, elin, ayağın neyse filan. Renginin bozulması işte baras, abraç diyorlar ya alaca hastalığı böyle. Beyazlaşıyor, deri beyazlaşıyor. İyi bir şey değil. Tıpta da pek çaresi de yok. Yani insan ondan öyle derisi öyle. Beğenilen bir şey değil.

  20. 08:15

    Şimdi alnında olunca millet yüzüne de bakamaz hale geldi yani. Çünkü nur parladığı zaman kimse onun suratına bakamıyor işte filan. Ya Rabbi dedi ehhafı korkuyorum en yakulu derler ki müsletun. Buna müsle olmuş halbuki müsleyle yani ne alakası var? Ya Rabbi dedi ehhafı korkuyorum en yakulu derler ki müsletun.

  21. 08:37

    Buna müsle olmuş halbuki müsleyle yani ne alakası var? Parıl parıl parlıyor öyle alaca hastalığında zaten sen yüzüne gözüne bakabiliyorsun. Derinin değiştiğini ve hastalık olduğunu anlıyorsun. Ama burada o dedi ki yani fıtratımda tegayyur. Yani kendi bedenimde olmasın bu nur. Bedenimde olursa uzuvlarımda fiziki olur.

  22. 08:59

    Çünkü gözünün arası tam efendim başının ortasında. Ya bunun uzuvlarında fıtratında değişiklik olmuş. İşte suratından parıl parıl çıkıyor bilmem ne. Kendi azam ile ilgili bir istenmedik laflara konuşma sebebi olabilir. Sipariş vermedi yani. Dedi ki ya Rabbi korkarım şimdi müsle derler. Müsle yani bir uzuvunun yaratılışı değişmiş.

  23. 09:33

    Fıtratı bozulmuş yani falan. Böyle der demez. İşte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den dua aldığı için onun da duası yere düşmüyor yani. O nur dönüştü. İntikal etti yani. Nereye intikal etti? Kamçısının ucuna. Elinde kamçısı vardı işte. Binekle hayvanla gidiyorum memleketine. Kamçı yolda kullanıyor.

  24. 10:01

    Kamçının ucuna nur, yani bedeninden çıktı nur, eşyasından birine intikal etti yani. Kamçısının ucuna, köşesine gitti. Fekâne, başladı o kamçı, yıldayı o, fekâne oldu yıldayı o, ziya veriyor. Yani parıl parıl ortalığı aydınlatıyor. Nerede fil leyleti? Gecenin içerisinde. Öğle gece gelme zulmeti. Kapkaranlık, zifiri karanlık gece.

  25. 10:27

    Yani şimdi şehir içinde ışıklar ışıklar oluyor ama yine de mesela birçok yolda, şurada burada, kenarda köşede ışık yok yani. Bizim buraya geleceğimiz orman yolu zifiri karanlık. Kapkaranlık gece diyelim, mehtap yok, ay yok. Zifiri karanlık gecede o kamçı, kamçının ucundan bir ışık çıkıyor, her tarafı aydınlatıyor.

  26. 10:57

    Yani Musa Hacer'in yedi beyazı aynı, o elinde oldu tabii şeyinde de. Öyle bir şey oldu yani kamçısının ucunda. Fesümmiye ondan dolayı isimlendirildi bu Tufayl ibni Amr hazretleri. Ne diye? Zennuri. Z'a, Z'u yani o nasp halinde Z'a'ya dönmüş, asıl Z'u, Z'u sahip demek. Zennuri, nur sahibi olarak bu mübarek zat isimlendirildi sahabenin kibarından.

  27. 11:27

    Kibar demek büyükler demek. Türkçe'de kibar azam yani nazik işte yumuşak uyulu merhametli terbiyeli falan. Arapça'da esas kibar büyükler demek. Ve min kibari sahabeti ve min ashabi nur. Kendilerine görünen manada herkesin gördüğü nur verilen sahabeden, sahabenin büyüklerinden bunlar. Altı kişi sahabede var.

  28. 11:54

    Hüseyd ibni Hozayn radıyallahu anh hazretleri, Abbad ibni Bişir radıyallahu anh hazretleri, Hamzete ibni Amr ibni Eslemi radıyallahu anh hazretleri, Katiade ibni Numan radıyallahu anh hazretleri, bir de Tufayl ibni Amr bu bahsettiğimiz radıyallahu anh hazretleri, bir de Hasan ibn Ali radıyallahu anh hazretleri, Hazreti Ali Efendimizin oğlu Hazreti Hasan,

  29. 12:16

    Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in torunu, Hazreti Hasan Efendimiz'e de zahir iman ve nur verilmiş hepsini, kendi mahallinde kıssaları zikredilmiş diyor, zikredilecek diyor. Önümüzde de bazı bosta kıssalar onlar hakkında gelebilir. Bunun üzerine,

  30. 12:41

    Hazreti Tufayl, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e hicretten önce iman etmiş, hicret Medine'ye göçüş, ondan evvel yani Mekke döneminde iman etmiş sahabeden, kavmi devs kabilesini İslam'a davet etti. Lakin, onlar itaat etmediler. Bu davete icabet etmediler. Bunun üzerine, Tufayl radıyallahu anh dedi, Ya Rasulallah inne devsen kad asad ve ebed,

  31. 13:22

    feddu aleyha, bu bizim devs kabilesi dedi. Çok isyan ediyor. İslam'a tabi olmaktan imtina ediyor, kaçıyor. Bunlara bir beddua et dedi yani. O arada sahabe-i kiramda duyanlar var. Dediler, heleket devsün inde aleyha. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şimdi bir beddua ederse devs kabilesi bitti. Altını üstüne getirir Mevla, çoluk çocuk almaz.

  32. 13:55

    Fakat, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem durdu, beddua etmedi. Allah'ın Mehdi devsen. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, nefsinin arzusundan, canının isteğine göre konuşmaz. Mevla'dan izinsiz vahiysiz konuşmaz. Onun için, Allah'ın Mehdi devsen. Ya Rabbi, devs kabilesinin, yani halkını demektir.

  33. 14:29

    Hidayet et. Doğru yola kavuştur, yani İslam'a ulaştır. Diye dua etti. O zaman Tufayl hazretleri anladı ki Allah-u Teala, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem duası bereketiyle, onun kavmi kabilesini İslam'a hidayet edecek. Yani hemen olmasa da bir zaman sonra onlar Müslüman olacaklarını anladı. O zaman dedi ki ya Rasulullah,

  34. 14:58

    bana bir âyet ve nişan, yani senin tarafından Allah'ın verdiği bir mucize lütfedersen ben de onu onlara gösteririm. Hidayet bulmalarına vesile olur. Yani daha kolay, daha çabuk imana gelirler. Bir an önce şirkten kurtulurlar demek istedi. İbn-i Abdilber, Büyük Muhaddis Maliki fakir yanı zamanda, İbn-i Abbas radıyallahu anh'ın şöyle anlattığını naklediyor bu mesele hakkında.

  35. 15:43

    Hazretleri, kavmi içerisinde çok itaat edilen seyyid, seyyid yani kavmin efendisi, lideri yani reisiydi. Çok da belagat ve fesatlı, Arap edebiyatıyla şiir söyleyen bir şair idi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem peygamberliğini ilan ettikten sonra, Mekke dönemi yani hicretten önce Mekke'ye geldi.

  36. 16:09

    Tabi Kureyş'in ağaları var. O zaman Bedir'den sonra olabilir anladığım kadarıyla. Dolayısıyla Bedir'de zaten Ebu Cehil'ler geberdiği için, soyluların çoğu geberdi gitti, nalları dikti yani. O zaman kalanlardan artık kimler vardıysa onların yanına gitti yani o dönemdeki reislerin. Bu arada ona dediler ki sen kavminin efendisisin, müşriklerin reisleri dediler.

  37. 16:49

    Yani devs kabilesinin liderisin. Onun için korkuyoruz senin adına. Bir adam çıktı bizim içimizde. Yani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i kastediyorlar. Onunla rastlaşırsan, çünkü Kabe'nin etrafında falan, zaten oradaki meclis Kabe'nin etrafında kuruluyor yani. Herkesin evinde Darül Nedve falan böyle bir toplantı şeyi var ama genel manada insanlar nerede toplanıyor?

  38. 17:19

    O zaman da yine Kabe'nin etrafında. Oralarda rastlaşırsan, bu adam sana başına musibet açar. Çünkü dediler karıyla kocasının, ana babasıyla evladının arasına ayırıyor. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanları İslam'a davet ediyor. Bu sefer İslam'a davet edince genç iman ediyor, anası babası inkar ediyor.

  39. 17:50

    Bu sefer ana babasıyla arası açılıyor, düşman oluyorlar birbirine. Ondan sonra veyahut anası babası iman ediyor, oğlu kızı isyan ediyor, ana babasına tepki veriyor. Hakkı haykırmak ve doğruyu anlatmak zorundayız. İşte sen bir rabıta dedin, Efendi Hazretleri'nin oğlu muhafaza rabıta falan tutturdun. Öbür taraftan İsmail ağa da cemaati böldün.

  40. 18:20

    İşte onlar da batılda birleşeceğimize, hak ile batıl olarak ikiye ayrılmamız evladır. Çünkü bütünlük ve birleşme her zaman için iyi değildir. Çünkü batılda birleşme dünya ahiret balaldır ve hasardır ve helaktır. Hakta birleşiyorsan birleşelim, püsak üzereyiz. Ama hakta birleşemiyorsak, sen bunları konuşursan anlatırsan,

  41. 18:49

    orada o karısıyla kocası birbirinden zihniyet olarak ayrılacaklar, birbirine aralarında husumet olacak veya ortaklar işleri ayıracaklar veya ana baba, bacı kardeş birbirine girecek. O beni alakadar etmez. Çünkü taslami matumaru, emrolunduğun şeye haykır buyuruyor. Sen doğruyu söylediğin zaman, o doğruya tahammül edemeyen kendi ayrılı giderse sen de ondan kurtulursun.

  42. 19:19

    Doğruyu ikna edersen, hidayet bulunsa zaten birleşirsin. Ama sen doğruyu söylediğin zaman o hakkı kabul etmeyip ayrılacaksa zaten ayrılması lazım. Aksi takdirde kan kıran olur, kan kıran olduğu zaman bütün bedeni götür. Ayağı kesersin, bedeni kurtarsın. Bak, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem için ne diyorlar?

  43. 19:41

    Karıyla kocanın arasını açıyor. E, cahiliyet devam etsin. Şirk düzeni devam etsin. Putlara tapmak devam etsin. Bir olan Allah'a ibadete davet etmesin mi? İlahi vahittir, tektir. Tektir, Allah'a haddir demesin mi yani? Ha o mesele, ha bu mesele. Hak olarak bildiğin bir şeyi söyleyeceksin. Darılan yatağına açarsın.

  44. 20:11

    Bak, aynı şeyler bize söyleniyor. Karısının, kocasının, anne babasının arasını açıyor, bilmem ne açıyor. Kimsenin bile açtığımız yok. Kırk sene, elli senedir hizmet ediyoruz. Kimsenin arasını açtık. E, şimdi sen kendin ayrıldın. Batıla tutundun. Batıla tutunduğun için, haktan koptun yani. Biz hak üzerine devam ediyoruz.

  45. 20:31

    Kopan sensin. Kopuk sensin. Bir kopuk değiliz. Şimdi dediler, sakın bu adamla görüşme. Görüşürsen çok sıkıntı çıkaracak. Ortalığı karıştırırsın. Sana da bela musibet gelir. Kureyş'in, Tufayla Hazretleri kendi anlatıyor şimdi bu yaşadıklarını. Kureyş'in reisleri, o dönemde, devamlı benim, sakın durdular, sakın durdular, sakın Mescid-i Haram'a gitme, sakın Kabe'ye yanaşma,

  46. 21:03

    sakın Kabe'nin oralarda o dolaşıyor, bir görürsün, helak olursun diyorlar. Ha bir Rasulullah'ı sarsın, sahabe olacak, dünya ahirete kurtulacak ve kurtuldu zaten. Kurtuldu, sahabenin de büyüklerinden oldu. Ama adamlar, aman görme, görüşme. Aman dinleme. Niye? Seni ikna eder. Ya ben manyak mıyım, affedersin.

  47. 21:24

    Saçma sapan şey ikna olayım ya falan. O da tabii şimdi etkilendi biraz. Dedim ki diyor, Mescid'e girersen kulaklarımı pamuklarla tıkayacağım. Onu görsem de, konuştuklarını, ondan sonra, okuduklarını, Kur'an okuyor falan ya, efendim yeni vahiyler geliyor mesela, Mekke dönemi, onlar okuyor. Yok dedi, kulaklarımı tıkatacağım Mescid'e, ondan sonra, öyle gireceğim.

  48. 21:52

    Dedim diyor, ancak ikna edebildim. Yoksa beni bırakmıyorlar Mescid'e gitmeme. Kulaklarımı tıkamadan Mescid'e girmeyeceğim ya. Amma beni korkuttunuz dedim diyor. Sonra kulaklarımı da, pamukları tıkadım, ben de gittim Mescid'e. Mescid'e girdim. Mescid'e derken işte üstü kapalı, ne işindeyiz biz Kabe'nin içinde, değil de işte civarı Mescid.

  49. 22:21

    Tabi Kabe'nin içi de açık olabilir o zaman. Kabe'nin kapısı vardı yine, tabi içine de giriyorlardı. Zaten 360 put koymuşlardı içine. O zaman Mekke dönemi, putlar Kabe'de duruyordu yani, Fetih'ten önce bu. Feyzi Efendi, Rasulillah Sallallahu Aleyhi Vesselam, gaimen, gariben, bir de baktım, şerhten okuyorum bunları.

  50. 22:41

    Bir de baktım, Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam ile karşılaştım. Çok yakınıma geldi, rastladı artık. Yani ben onun yakınına gittim, ben ayakta duruyorum. Ben de kulaklarıma pamuklar tıkamışım, duymayayım diye. Allah da, Celle Celaluhu, engelleri kaldırdı. İlla da benim kulağıma, O'nun okuduklarını, sözlerini, konuştuklarını duyurtmayı murat etti.

  51. 23:09

    O arada, ben O'nun okuduklarının bazılarını duydum. Kulağı pamukla tıkalı olduğu halde. Kendisi de şair olduğu için, çünkü şair olmaz, çok önemli. Şiir ve edebiyatı bildiği için, belagat fesansa, belig olduğu için, Kur'an'da muciz olduğu için, bütün şairlere aciz bıraktı, mislini meydana getirmekten.

  52. 23:33

    Onun için, bu ne büyük mucize ya. Bir duydum, hangi ayette denk geldiyse, bu nasıl bir şey? Bu kelamın mislini kimse söyleyemez. Allah hidayet yaratacak ya, bir insanın kalbinde hidayete meyil olursa, Mevla da yaratır. Hakka kitli olmayacaksın. Batıla şartlı olmayacaksın.

  53. 24:01

    Doğru bulursam, anlarsam, döneceğim niyetinde olacaksın. Hakka döneceğim, diye. Allah senin kalbinin niyetini böyle bilecek. Dediğim dedik, çaldığım düdük, bu iş böyle, falanca sahtekar şey, falanca bilmem ne, ben buna şartlanmışım. Dünya kadar delille ispat etseler, ben de dönmeyeceğim. Dönmemeye karar veriyor.

  54. 24:33

    Kulağını pamuk tıkayandan beter. Pamuk tıkayan bile duydu, döndü yani. Senin kulağın açık olsa ne olur, gözün görse ne olur? Yanı başında da göz görmez, hak ortada yani. Lakin, şartlanmak, bu zatı hidayetli nasıl buluyor? Çünkü, kalbi açık yani. Bakayım nedir ya? Tamam, kulağını pamuk tıkayalım.

  55. 24:56

    Tam kulağına pamuk tıka da onlardan etkilendi ama Mevla da onun hidayete meyilli olduğunu bildiği için, hakkı arayış içinde olduğunu bildiği için Mevla da ona işittirdi. Öbürünün kulağında pamuk yok, işitiyor. Niye iman edemedi Ebu Cehil? Ebu Leb işte bak. Bunun kulağında pamuk tıkalı, pamuk tıkalıyı işittiriyor Mevla.

  56. 25:15

    Öbürünün kulağı açık. Hee, hidayet arayana yaratır Mevla. Hidayet aramayan da lanette kalır. Şimdi diyor, o arada dedim ki diyor, Bunun okuduğu muciz yani aciz, bırak hiç kimse bunun mislini kimse yapamaz ya. Ya ben, ayağı yere basan bir adamım. Araştırmacı bir adamım.

  57. 25:47

    Kendi kendine düşünüşünü, kulağında pamuklar dağıtırıyor. Ya güzelle, çirkin bana gizli kalmaz. Yani şöyle, ben aklı başında bir adamım. Adamın okudukları veya anlattıkları veya davet ettikleri, yani gel sen de buna inan derse bana, bu güzel midir, çirkin midir, bu bana gizli kalmaz, ben bunu anlarım ya.

  58. 26:09

    Yani özgüven geldi ona. Kendine güvendi önce. Aklına güvendi. O zaman, e akıl vahyi tespite yaramaz. Ama inen vahyi, okunan vahyi dinlediği zaman anlamaya yarar. E ben de akıllı bir adamım. Bir şey güzel mi, çirkin mi, bana gizli kalmaz. Vallahi dedi, ben bunun okuduklarını artık neyse ne kadar efendim, sen orada okuyacaksan mesela bulunacaksın.

  59. 26:40

    Vallahi dinleyeceğim. Anlattıkları şey, rüşd ise, rüşd demek doğruya isabetli. Tam doğru, hak. Maddi, manevi, doğruyu gösteren bir şeyse, e gazdu, alacağım, kapacağım, inanacağım, amel edeceğim. Evanean, yok sıkıntı, zahmet veren bir şeyse.

  60. 27:10

    Zorluk manasında değil de, doğruya isabetli değil. Üskül bir şey yani. İnsana bir şey vermiyor. Hidayet alameti vermiyor yani. Zahmet veriyor ancak. Taraktu, o zaman terk ederim. Dinlerim, dinlerim, dinlerim. Baktım hayra isabetliyse, doğruyu gösteriyorsa, alırım. Değilse bırakırım. Dedim diyor. Unüze nefe nezatü mâ büzüneyye, kulaklarımdaki pamukları çıkarttım diyor.

  61. 27:46

    Allah Allah, bayağı pamuk tıkarmışlar. Hani böyle az bir şey tıkarsan, kendi kendine de çıkıyor biliyorsun. Ves semâetü lehu, sallallahu aleyhi ve sellem'i iyice dinledim. Kulağımı verdim. Ne okuyor? Felem esbâbi ehsene ve ehlâ min mâ gâlehu. Onun söylediği şeylerden, herhalde tabi aileler gelmiş, ayet okuyor.

  62. 28:08

    Hadis olarak da bu şeyleri anlatabilir de, muciz olması rasibiyle, zahiri mucizi, lafız mucizeli Kur'an'da olduğu için, hadisler de mucize de, mânâ olarak, lafızdaki mucizelikle meydan okuma taaddî Kur'an'ın lafzıyla ancak kafirlere mislini getirin buyuruldu ya, onun söylediklerinden daha güzel, daha tatlı bir kelam hiç işitmemişim.

  63. 28:37

    Halbuki adam Arapların meşhur şairlerinden. Fertezatü sallallahu aleyhi ve sellem hatten sarafet. O anda yanına gitmedim diyor. Demek ki tabi müşriklerin büyük ümran olduğu, dönem olduğu için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de gidip millete, kabilelerden Kâbe'ye o zaman yine misafirler geliyor, ziyaretçiler geliyor Mekke'nin merkezi yani Kâbe'ye.

  64. 28:59

    Onun için tabi şimdi onların da yanına gitse, onlara tebliğ yapsa veya da onlar onun yanına gelse zaten gözetim altında baya bir kargaşa çıkarıyorlar ve eziyet ve işkence yapıyorlardı falan. O da demek ki zaten onu tembihlediler sakın gitme, gelme, şöyle yapma, böyle yapma. O da zaten şartlı kulağıma pabuk tıkarım da girelim dediği için orada bekledim diyor.

  65. 29:25

    Yanına gitmedim diyor. Hatten sarafet sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem mescitten döndü artık evine gidiyor, nereye gidiyorsa ve demiyor ki ben de peşine gittim diyor. Tufayl ibni Amr hazretleri. Gittim gittim evine gittim. sallallahu aleyhi ve sellem. Ben de evine girdim. Mahu onunla beraber Mekke dönemindeki evinde yani annemiz evli olduğu evidir zaten ama

  66. 29:55

    artık hicretten ne kadar evvel olduğuna bağlı hicretten zaten bir iki sene evvel Hacca annemiz vefat etti artık orada Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem evi var Mekke'de. Evine girdim diyor. Ya Muhammed dedim diyor sallallahu aleyhi ve sellem. Senin kavmin yani senin kavmin Kureyş'in işte ileri gelenleri şöyle şöyle şöyle senin hakkında bana neler anlattılar.

  67. 30:31

    Ben sonra mescitte senin söylediklerini işittim. İçime düştü ki kalbime geldi ki senin söylediklerin hak. Ben bunu anladım. Dinini bana arz et. Neleri emrediyorsun neleri yasak ediyorsun. Bak bak ne kadar kısa ve üstüferim namraz. Bu sahabe-i kiramın hepsi böyle ya. Ne kadar dünyadan akıllı insanları ya.

  68. 30:56

    Ne kadar özlü konuşuyor ya. Dinini neyi emrediyorsun neyi yasak ediyorsun. Bana arz et, zulüm yap. Tefane diyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem İslam'ı anlattı. Feslemtü bende müslüman oldum. Sümme kudüsü ona dedim. Ya Resulullah inni raciun li devsi ve nefihim seyyidim muta'un. Ya Resulullah ben kabilem olan devse döneceğim.

  69. 31:23

    Ben onların içerisinde reis konumundayım ve itaat olunan sözü dinlenen biriyim. Ben onları İslam'a davet edeceğim. Allah'a dua etti. Allah bana bir ayet versin bir alamet bir nişan versin. O ayet benim onlara laf anlatmama, laf dinletmeme, onları İslam'a davet edince tesir etmeme için bana yardımcı olsun.

  70. 31:59

    Diye dua istedim. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ondan sonra diyor. Tabi kıssaların farklı rivayetleri de var. Ben diyor. Yola çıktım. Resulullah da dua etti. Ya Rabbi ona bir ayet ver. Ya Rabbi ona nur ver. Gittim gittim. Kabilenin yakınına geldim. Yaşlı bir babam var. Bir hanımım var.

  71. 32:48

    Çocuğum var. Tepeye geldim. Tam o tepeye gelene kadar daha bir şey olmaz. Yani Mekke'den çıktı. Artık ne kadarlık mesafeyse onu da belki tespit edebiliriz ama şu anda araştırmadım. Tez kabilesinin konumunu. Gelince diyor tepeden artık görüyorum aşağı yani köyü, kasabayı.

  72. 33:32

    İki gözümün arasında bir nur çıktı ama kıvılcım gibi çıkıyor yani şey gibi. Şipşek nasıl? Böyle şipşek çakar gibi bir nur çıktı. Ya Rabbi bunu yüzümde yapma da yüzümün başka yerinde yap. Çünkü korkarım. Diyecekler ki bak sen bizim dinimizden ayrıldın. Adamlar ayettir, mucizedir, keramettir anlamayacak.

  73. 34:02

    Diyecekler ki bak sen bizim dinimizden ayrıldın. Ayrılır ayrılmaz suratında böyle bir şey çıktı. Bizden seni ayırdı, farklılık çıktı. Ondan sonra parası mı oldun, hapraş mı oldun, suratın değişti bilmem ne. Bir şeyler derler. Ya Rabbi diye. Dua ettim işte başka bir yerimde sen bu nuru parlat. Kamçımın tepesinde, elimdeki kamçının başında nur parlamaya başladım.

  74. 34:37

    Ben köye doğru yaklaşıyorum. Kendimi görüyorum, yürüyorum. Sanki kamçımın tepesine yani şimdi baston kullanıyoruz, bastonun başına yani elimizi tuttuğumuz yer. Orada sanki bir kandil var, oraya asmışlar kandil. Kandil parıl parıl parlatıyor her tarafı. Öyle parlıyor.

  75. 35:03

    Şimdi yanlarına geldim. Gelir gelmez babam geldi. Babama dedim ki ilekani, benden uzak dur. Felestümün kevelestemini, ben senden değilim, sen benden değilsin. Yani babasını reddetmiyor da ben senden doğdum, senin zulmünden, suyundan geldim ama dinimiz ayrıldı şimdi. Bak, din ayrılığı, itikad ayrılığı nasıl bir mesele?

  76. 35:30

    Ben senden ayrıldım, sen benden değilsin, ben senden. Fe inni eslemtü vettebâtü dîne muhammedin sallallahu teâlâ. Ben müslüman oldum, Muhammed'in dine tabi oldum, sallallahu teâlâ. Babam diyor baktı diyor, fe gâledir ey büyüneye dînüke dîni. Olcağızım yavrum dedi, ne telaş yapıyorsun, senin dinin benim dinim.

  77. 35:50

    Ben de dönerim. Fe esleme ve ahsune esleme, o da müslümanlığı kabul etti. Çok da güzel müslümanlığı yaşadı. Bak o da ne kadar kıymetli bir zat oldu. Sümmet etti, sahip etti, sonra eşim geldi. Fe gultulâke mâ gultulevî. Babama dediğim lafın aynısını ona da söyledim. Ben Muhammed'in dine tabi oldum, sallallahu teâlâ.

  78. 36:13

    Uzak dur benden, sen benden değilsin, ben senden değilim. Zaten nikah da bitiyor çünkü cahiliyet şeyinde. Hanımı müşrike olduğu için. Ondan sonra müslüman olunca müşrikeyle nikah da aradan kalkıyor. Fe esleme ve ahsune esleme. Kusura bakma hanımım da dedi, ne var yavrum Allah Allah. Senin dinin benim dinim, ben de müslüman olurum dedi.

  79. 36:43

    O da İslamiyeti çok güzel yaşadı. Kusur abdesti aldı. Sonra çıktım gittim Sümme Devse. Devs kabilesini topladım. Kabilenin lider konumunda ya. Mekke'ye gitmiş, gelmiş herkes merak etti, toplandılar falan. İslam'a davet ettim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dinini anlattım. Febet ve teâsat aleyye.

  80. 37:07

    Yok ya öyle şey olur mu bilmem ne, sen de din değişiyorsun biz. Yani şey bırakamayız. Artık putlarımızı veyahut neyse. Yolumuzdan dönemeyiz dediler. Bunun üzerine, Fetih Rasulallah sallallahu aleyhi ve sellem. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim, o Mekke'deydi. Yani yine icret olmamış. Tabi şimdi gittim geldim derken burada aylar geçiyor veya bilmiyorum sene geçmiş.

  81. 37:35

    Ama mesafeler bâit yani, arası uzak. Bir de vasıtalar. En fazla at, deve yani. Yeniden döndüm. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'deyim. Fakult, Ya Rasulallah. İnne devsen galebe aleyhe zina ve riba feddu aleyh. Ya Rasulallah bu devs kabilesi. Davet tebliği hiçbir şeye fayda etmiyor. Zaten çok zina yapıyorlar, bir de faiz alıyorlar.

  82. 38:05

    Veriyorlar falan neyse. Bunlarda kötü huylar galip gelmiş. Bir beddua et de şunlardan kurtulalım. Fekale sallallahu aleyhi ve sellem. Allah'ın mehdi devsi. Resulullah da buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem. Devse idare etmez. Bukhari'den hatırlıyorum sanki burada yoktu. Onları getir yani. Yola getir, bana getir.

  83. 38:27

    Devamında öyle bir hadiste de var. Ben de geri döndüm. Aralarında ikamet ettim. Onlar İslam'a devam davet ettim. Sonra icabet edenler icabet etti. Davetimi kabul edenler İslam'a girdi, Müslüman oldular. Hepsi birden olmadılar. Tedricen olanlar oldu. Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye icret etti.

  84. 39:06

    O sırada Medine icretten sonra zaten Bedir vakası oldu. Ondan sonra Uhud vakası oldu. Sonra Handek vakası oldu. Sonra ben diyor Uhud'dan sonra Handek'den sonra Medine-i Münevvere'ye geldim. Ehli beytimden yani kendi ailemden, kabilemden 80 kişiyle beraber Medine-i Münevvere'ye geldim. Ama baya müteahhir.

  85. 39:33

    Yani Handek'ten sonra. Olduğuna göre yani işte hicretin altın yedinci seneler. Ama Mekke fethedilmemiş. Yani Mekke fethedildiğinden önce Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine'deyken Medine-i Münevvere'ye 80 ailemde 70-80 kişi aldım geldim. Hatta Feth-i Alp Mekke Mekke fethedildi. Yani o Medine'ye benim gelişimden sonraki dönemde Mekke fethi 8.

  86. 40:03

    sene. Ondan sonra Amr ibn-i Humeve diye birinin putu varmış. Şey, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mekke fethinden sonra kabilelere tabii daha gücü yetti. Çok gücü yettiği için putları da yıkmaya, yakmaya başladı Mekke fethine kadar. Tabii kabileler de müşrik kabileler çok var. Mekke'de tabii müşriklerin merkezi olduğu için oradan da destek alıyorlardı kabileler.

  87. 40:37

    Fethinden sonra Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zaten bütün kabilelere artık hükmünü geçirdi. Tufayl ibn-i Amr Hazretleri'ne dedi ki o Amr ibn-i Humeve'nin putunu yakmaya gitti. Seni görenler, o da gitti. O putu yaktı ki onların ilahları yani ilahını yakıyorsun adamı.

  88. 41:00

    Ondan sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat edene kadar Hazreti Tufayl aldığı zaman Medine'de durdu. Yani Mekke fethinden sonra iki sene kadar bir dönem. Sahabe-i Kiram'ın arasında Medine-i Münevvere'de durdu. Demek Devs kabilesinin şeyine dönmedi. İkameti Medine'de yaptı. Sonra Ebu Bek Sıttık radıyallahu anh halife oldu.

  89. 41:32

    Ebu Bek Sıttık radıyallahu anh'ın hilafetinde Hazreti Sıttık mürtedlerle savaştı biliyorsunuz. Müselim-i Tülkezzam Yamame'de Sade Peygamber ortalığı karıştırdı. Bazı Arap kabileleri dinden döndü, İslam'dan döndü mürted oldular. Zekat meselesi özellikle sorun oldu biliyorsunuz. Namaz kılarız, oruç tutarız, para vermeyiz, zekat vermeyiz dediler.

  90. 42:00

    İslam Devleti'nin tahsildarlarına karşı geldiler falan. Hazreti Sıttık Efendimiz biliyorsunuz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde verdikleri bir oğlak keçi, keçi yavrusu yani. Bir oğlağı bile, çünkü biliyorsunuz koyundan zekat var işte şeyden, deveden, hayvandan şeyden, paradan vs. Devlet tahsildarlar gönderiyordu.

  91. 42:25

    Hazreti Sıttık Efendimiz de bir keçi yavrusunu bile eksik verseler yani zekattan onlarla harp edeceğini buyurdu. Hazreti Ömer Efendimiz baştan namaz kılıyorlar, acaba karıştırmasak mı dediyse de Hazreti Sıttık Efendimiz'in görüşü ağır bastı ve hak olan oydu zaten. Hazreti Ömer Efendimiz de tamam, Allah benim de gönlüme genişlik verdi, doğru söylüyorsun dedi ve ona itaat etti.

  92. 42:50

    Ve böylece ehl-i riddetle savaşlar Hazreti Sıttık döneminden aldığı Allah Efendimiz o savaşları yapmasaydı şu anda kadar İslam'da zekat diye bir şey kimse bilmeyecek. Ve İslamiyet yarım yamalak öyle değil mi olur? İslam'ın şartları var yani, şartın biri yok ikisi yok, din kalmaz.

  93. 43:12

    İşte Hazreti Sıttık'ın o mücadelesi ve cesareti, hatta ehl-i kıble beş vakit namaz kılan, cemaatle namaz kılan adamlarla savaştı. Karşı taraf batıla gittiği zaman, karşı taraf batıla gittiği zaman taviz verilmeyecek. Halbuki orada adam ben dinden çıktım demedi bak. Kafir oldum demedi, puta tapmağa dönmedi.

  94. 43:38

    Namazı da kılıyor, orucu da tutuyordu. Ama zekat işindeki, İslam'ın bir şartındaki, hani adamın biri zekat vermez, gavur olmaz ama orada sistematik olarak kabileler toptan bayrak açtı, kazan kaldırdı yani. Bu sefer ne oluyor hem İslam Devleti'nin otoritesi sarsılıyor, hem de İslam şartlarından biri olmasa olura dönüyordu yani.

  95. 44:02

    Onun için savaştı. Ve birçok sahabe o savaşlarda şehit oldu. Bak şehit oldu. Yani Hazreti Ömer adıyaların baştan çekimsel kaldı yani. Namaz kılanlarla mı savaşacağız şimdi de? İşte Hazreti Sıddık'ın büyüklüğü oradan geliyor. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra bir peygamber vazifesi yaptı.

  96. 44:24

    Orada şey olsaydı, en ufak taviz olsaydı, ondan sonra da İslam ne beş şartı ne bir şey. Şorap söküğü gibi gidecekti. Bak şu kadar ahir zamanın bedder dönemindeyiz, yine bile bir zekat var yani. Yani bir Müslüman bir zekatın farz olduğunu biliyor. Ta oradan bu iş bozulsaydı ne olacaktı şimdi? Onun için biz balığı başından tutmaya çalışıyoruz, suyun başında durmaya çalışıyoruz.

  97. 44:49

    Birisi buradan sapıdı sen anlamıyorsun, o sapıklık ondan sonra nereye kadar? Adama ne diyor? Sonra Kâbe'ye doğru bak, iki ayağını böyle namazla, böyle yapma, hastaysan başka. Şöyle yap, şimdi böyle biraz yapıyor, halbuki bütün uzuvlar kıbleye dönmesi lazım. Vel yuhavvilel kıbreti mestedâmi azâi. Uzuvlarından gücü ettiği kadar hepsini kıbleye döndürecek.

  98. 45:14

    Namaz nasıl sen? Kıble böyle, sen yüzünü böyle bakarsan namaz olur mu? Ayaklar da böyle olacaktı. E şimdi şu kadar oluyor. İşte bak, şimdi buradan şu kadar, ya bir şey değil ki kıble böyle şu kadar, şu kadar ama bu Kâbe'ye gidene kadar kaç yüz kilometre var, kaç bin kilometre var bak, şu kadar. Burada şu kadar.

  99. 45:34

    Ama Kâbe'ye gittiğin zaman Kâbe burada kalır, sen burada kalırsın. Şu anda adam tarikatı, şeriatı bozuyor, bidatı bozuyor, rabıtayı bozuyor, efendimiz yok. Ya şu kadar şeyden şey yapmayın ya, ne fitne çıkarttın, tarikocadan ayrılıyorsun. Şu kadar. Burada bu kadar. Biraz sonra bizden sonra, şimdiden İncil'i soktular medreseye, ondan sonra görürsün ne yapacaklar.

  100. 46:02

    Daha neler olur. Olacak zaten, olmaya başladı zaten. Onun için taviz yok. Biz Hazreti Sıttık'ın tarikatındayız. Bizim tarikatımız Sıttık'ı. Hazreti Sıttık taviz vermiyor, namaz kılıyorlar. E ne yapayım dedi namaz kılıyorsa? Yolu bozuyor, şartlardan birini bozuyor. Şartlardan birini bozdu mu, çorap sökü gibi bütün şartlar gider.

  101. 46:23

    Hazreti Sıttık'ın, radıyallahu anh, mürtetlerle savaşı İslam tarihinin en büyük olayıdır Resulullah'tan sonra. O olmazsa Hazreti Ömer İslam devleti kuramaz. Devleti işte Hazreti Ömer kurdu, tamam sistematiği kurdu, hazineleri, her şeyi Hazreti Ömer'den başladı. Devletin Resulullah'tan başladı.

  102. 46:46

    Hazreti Ömer sistematiği kurdu ama o Hazreti Sıttık, o mürtetlerle savaşmasaydı, Hazreti Ömer hangi devlet sistemi kurabilirdi? Onun için ne diyor Hazreti Ömer radıyallahu anh? Benim bütün amellerimi toplasa Hazreti Ebu Bekir'in bir sevabı hasenesine satabilirim diyor. Yani onun bir hasenesini almaya razıyım diyor, Ömer'in tümünü veririm diyor.

  103. 47:13

    Bunu Hazreti Ömer söylüyor. Hazreti Sıttık olayı anlamadılar. Baştan anlamadılar ya sen şimdi niye kitle çıkaracağız, sabah sabah çıkaracağız, adam namaz kılıyor zaten bırakalım bilmem. Ama keçi yavrusunu, buna da anak diye geçiyor, keçi yavrusunu vermesini göreyim dedi. Çünkü neden? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yeni vefat etti.

  104. 47:35

    Bir düzen bozulursa da o efendi hazretleri yeni vefat etti. Bir bozdu mu gitti işte. Gider. Ne buyurduysa onu devam edeceksin kardeşim. Canının pahasına ölümü, ölümün pahasına. Çünkü sana yol emanet etmişler, vasiyet etmişler. O zaman senden niye vasiyet etmişler, adam yere koymuşlar seni? Bir iş yapasın diye.

  105. 47:56

    İşte ne yaptı? Hazreti Sıttık r.a. Müseylemetül Kezzab ile savaş açtı. Sonra Tufeyli İbn Amir bu deminden beri anlattığımız r.a. hazretlerini de o savaşa gönderdi. Yemame, Yermuk. Hazreti Ömer'in halifeliği döneminde Yermuk rivayeti varsa da benim gördüğüm daha kuvvetli rivayetler Yemame vakasında, Mürtetlerle savaşta Tufeyli İbn Amir r.a.

  106. 48:26

    şehit oldu. Sağolun ey Rabbim. Çoğu hep böyle şehit. Kendi devs kabilesinde zaten mekhefet edildi. Kabilesine Müslüman oldu. Zaten orada lider konumunda. Oturayım aşağıya, cemaatle namazları kıldırayım. Cuma'yı kıldırayım. O güzel. Bizim hocaların çoğu öyle. Düzenim kurulu buradasın. Ama oradan adam dili bozdu.

  107. 48:55

    Oradan adam şeriatı bozdu. Oradan adam tarikatı bozdu. Ya ben şimdi düşman kazanmayalım. Fitne çıkartmayalım. Kim ne yaparsa yapsın bize ne. Allah istersin. Öyle mi yaptı sahabe? Bak medeni bırakmadı. Gidip kavmin içinde yan gelip yatmadı. Ondan sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat etti.

  108. 49:19

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki git Yemame'ye. Bak gitti. Şehit olmayı göze aldı ve şehit oldu adamlar yani. Çünkü neden? İslam'ın bize ulaşması için, kıyamete kadar devam bekası için fedakarlık lazım kardeşim. Herkes evinde yatarsa, derneğinde oturursa aşağı nasıl olacak?

  109. 49:36

    Bu çok büyük bir sahabe-i kiramdaki şu Tufayl Hazretleri'nin deminden beri anlattığımız kıssasında ne kadar ibretli dersler var. Allah tesimi kalbi eylesin. Ve dea. Şimdi ikinci. Şu anda bir şey anlattım size. Yani bir mucize. Bu mucize ne hakkındadır? Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in duasının kabulü.

  110. 49:56

    Ne dua etti? Allahümme nebûl, Yarabbi ona nur ver dedi. İşte gitti kamçısının tepesinde bir nur peydalandı. Her tarafı aydınlatıyor. Bütün millet dedi ki bunu. İşte milletin imanına sebep oldu o mucize. Mucize, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem için mucize oluyor. Tufayl Hazretleri için keramet oluyor.

  111. 50:18

    Ama burada şu mesele de var. Demek Allah'tan harikulade şeyler istenebilir ki insanların irşadına vesile olsun, konuştuğumuz sözün tesir olması için. Belki bir keramet nasip olsa bize, o kerametti görenler ne yaparlar? Ulan bu doğruymuş derler. Kâr yine konuşana dönmez. Yine o kendi namaza başlar. İmana gelir, idâde gelir, ezbere gelir.

  112. 50:40

    Efendi rabıtasına dönerse, ateşeyi bırakırsa falan. O zaman yine kâr ona döner. Çünkü zarar edecekti. Ama Allah hakkı konuşana bir keramet verirse, o keramet de yani dinlenilen sözün tesirine vesile olur. Buradan da bu da çıkıyor. Böyle bir dua talebi de Mevla'da istenebilir. Peygamberlik istemiyorsun, vahiy istemiyorsun yani.

  113. 51:02

    Ama ya Rabbim de bir keramet izah et de, bu millet benim doğru yolda olduğumu anlasın. Bu dua demek ki meşru bir dua olmasaydı, Hz. Tufek bunu istemezdi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de icabet etmezdi. Bu da bana büyük bir delil oldu. Çünkü kafana göre dua yapmak da iyi bir şey değil. İzinsiz dua.

  114. 51:23

    Acaba hatta açmak olur mu? Çünkü, Rabbinize yalvararak, yakararak, gizlice, ondan sonra dua yapın. Ama peşinde diyor ki, Allah hattı aşanları sevmez. Peki niye duanın peşinde söylüyor onu? İşte orada hadisler vs. bunu şerh ediyor, izah ediyor. Dua yaparken hattı aşanları sevmez. Yani sen şimdi ya Rabbi bana vahiy gönder, Cebrail aleyhisselam'ı gönder diye dua yapamazsın.

  115. 52:00

    Bu duada hattı aşmak olur. Ya Rabbi bana ölümsüzlük nasip et. Allah buyurmuş herkes ölecek yani. Bana ölümsüzlük nasip et diye dua yapamazsın. Duanın da nesi var? Meşru zemini var. O bakımdan hattı aşmak, bir peygamber makamı istemek, ondan sonra vs. günah şeyler istemek, masiyet şeyler istemek işte Efendimiz'e.

  116. 52:30

    Fitne fesat istemek, insana helakin istemek. Bunlar Hasan'a birisi zulmeder. Senin ona beddua etme hakkın doğar. Özelde ayrı bir şeyler onlar. Ama Allah Teala'nın kanunları var, kararları var. Sen şimdi Mevla Kur'an'da beyan etmiş, kıyamete kadar bunları yaşatacağım diye bilmem. Sen Nuh aleyhisselamsın.

  117. 52:53

    Nuh aleyhisselam bile 950 sene sabrettiyle dua etmedi. Dua etmeye izin vermeden Mevla dua edemedi ki. Dünya tufana kalk oldu, herkes helak oldu vs. Şu anda zaten toptan bir azap yapmayacağını bildirmiş ümmetlere. Bu şekilde birbirine kırdıracağım buyuruyor. Sonra ahirette cezasını vereceğim buyuruyor.

  118. 53:09

    E şimdi sen kalkıp da efendim Ya Rabbi bütün gavurları bir anda helak etmeme. Tamam böyle bir dua ediyorsun da, aslı yok, astarı yok yani. Boşuna gidiyor. Mevla'nın yapmayacağını bildirdiği bir şey var Kur'an'da. Sen şimdi bunun tersine bir dua yaparsan bunları hattı aşmak olur yani. Ama tabii Ya Rabbi bana da güzel bir ameller nasip et.

  119. 53:28

    Bana da, bende de bir keramet-i zarete yani. Nefsime de kaptırmadan, döneri yağlı kestirmeden, onun millete konuştuğum lafların tesirine vesile olsun falan. Tabii Mevla da senin kalbinin niyetini bilir tabii yani. Buna göre verir vermez yani. Ama insan bir şey dua etmek meşru umudu değil midir? Bak Hz.

  120. 53:46

    Tufeyl bunu istedi yani. Sonra yine Resulullah'ın duasının sallallahu aleyhi ve sellem müstecap oluşuyla ilgili mesela o kadar kısa bak bir satır yok. Neden? Okudum birkaç saniyede. Bir satır yok. Koca bir mucizeyi böyle kısa getiriyor yani. İşte Şifahi Serif'in özelliği bu. Çünkü hepsini cem etmiş.

  121. 54:20

    Ama tabii izah etmeyince de kimse bir şey anlamıyor. Ve deha beddua etti. Deha dua etti demek. Ala var önünde. Ala ile kullanılırsa beddua etti oluyor. Lamla kullanılırsa deha dua etti. Lehu onun için. O zaman lehu lehine oluyor. Ala ile kullanılırsa aleyhine oluyor. Ve deha beddua etti. Kime? Ala Muzar'a.

  122. 54:38

    hattı kime? Ala Muzar, Muzar kabilesine. Muzar, Kureyş kabilesinin de üstü yani. Dedelerinin ismiyle isimlenmiş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in nesep soyu silsilesini sayarken Mutar geliyor yukarılarda, onun babası Ma'at geliyor, onun babası Adnan geliyor. Zaten Adnan'a kadar, Adnan dedesine kadar nesebi kesin.

  123. 55:01

    Adnan'dan sonraki isimleri sayarken ihtilaflar olabilir ma'atlerde. Adnan'a kadar da ihtilaf yok. E tabi Adnan'da baya geri gitti ki bir dedesi yani. Ma'at ibni Adnan yani. Ma'at çok önemli yani, Adnan'ın oğlu ma'at. Ma'at ibni Adnan daha Musa aleyhisselam dönemindeki dedesi. Yani Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ma'at dedesi, Musa aleyhisselam döneminde yani.

  124. 55:27

    Çünkü Musa aleyhisselam işte bir harp etti, birilerini harp ediyordu. Sonra ona vahiy geldi yani. Bunlar ahir zaman peygamberinin kendisinden geleceği ma'at isimli dedenin çocuklarıdır, bunlarla harp etme diye. Yani daha o zaman ma'at'ın çocukları vardı yani, Musa aleyhisselam dönemindeki Musa aleyhisselam.

  125. 55:47

    Yani buradan nereden baksan 4 bin senedir. Dolayısıyla Adnan dedesine kadar yani epey bir şey yani. O arada zaten İbrahim aleyhisselama dayanan şey kalıyor, İsmail aleyhisselama. O aradaki dedelerin isimlerinde ihtilaflar olabilir. Adnan'a kadar ittifaklı Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendi saydı yani.

  126. 56:09

    Orada tamam. Adnan'da durdu yani. Onun için o Adnan dedesinin torununun adı Muzar. Muzar. Muzar, Kureyş daha aşağıda geliyor. Kureyş'in adı Fihir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem nezheb zincirinde Kureyş adı geçmiyor. Kabilesinin adı Kureyş ama babalarının, atalarının adındaki Fihir'in lakabı Kureyş.

  127. 56:37

    Yani isim olarak ararsanız Kureyş'in karşılığını babalarında Fihir. Geriden doğru gidiyorsun işte Abdullah, Abdülmuttalip öyle gidiyorsun. Oradan giderken Adnan'a kadar sayıyorsun. O arada Fihir geliyor. O Kureyş demek. Muzar daha yukarıda. Muzar'dan sonra Mehad geliyor, Mehad'dan sonra Adnan geliyor.

  128. 56:59

    Atalarının hepsi Müslüman. Adnan dahil. Adem aleyhisselama kadar atalarının hepsi Müslüman. Yedi tane de peygamber var. Arada peygamberler de var mesela. İdris aleyhisselam var. Şiş aleyhisselam var. İdris aleyhisselam var. Nuh aleyhisselam var. Nuh aleyhisselam zaten otomatik ikinci baba olduğu için.

  129. 57:18

    Nuh aleyhisselamdan sonraki herkesin babası da. Ondan sonra İbrahim aleyhisselam zaten var. İsmail aleyhisselam zaten var. Yedi, sekiz tane de peygamber var atalarında. Adem aleyhisselama kadar. Dolayısıyla Muzar Kureyş'in üstü yani. Kureyş, Muzar'ın altında. Muzar daha büyük at olduğu için onların tabi soylar dağılıyor, dağılıyor, dağılıyor kabileler.

  130. 57:46

    Yani Muzar hepsinin şimdi mesela Kureyş kabilesi var. Ve Mekke'de sadece Kureyş kabilesi yok ki. Şimdi Mekke'de de işte Temmim oğulları var, bir Mümeyye oğulları var, şu oğulları var, bu oğulları var. Haşim oğulları yani bir de alttan indikçe boylar çoğalır. Soylar çoğalır. Yukarıda daha birleşir. Bu Mudar Ekseriyetle tabi Kureyş'in boyları Mudar'a dayanıyor.

  131. 58:13

    Efendim sallallahu aleyhi ve sellem'e tabi Çok şey yaptıkları için Eziyet ettiler. Onu hicrete Zorlayana kadar neler ettiler yani. Bunun üzerine Efendim sallallahu aleyhi ve sellem'e beddua etti, veda beddua etti ala Muzar'a Muzar kabilesi yani işte o kendi Mekke müşriklerin ana hattı onlar. Allahümme cealâ aleyhim sinîne kesinî Yusuf'e, bu Bukhari'de de geçiyor.

  132. 58:48

    Vesayir kaynaklarda da geçiyor, Ahmet bin Hanbel'de falan. Ya Rabbi, Yusuf aleyhisselam'ın kıtlık seneleri gibi tohumu attılar, tohumu bile geri alamadılar. Hiç mahsur vermedi ya. Nuh aleyhisselam'ın seneleri gibi onlara da kıtlık yaptı. Buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem bir beddua etti. Beddua edince feukhidu ekhadu da olabilir.

  133. 59:12

    kahta uğratıldılar yani kıtlığa uğratıldılar olabilir. Onlara kıtlık isabet etti. Yani yağmur kesildi yağmur. Hiç yağmur yağmayınca helak olacak duruma geldiler. Hayvanları, develerinin tamamı bu susuzluktan helak oldu kırıldı. Ekhadu da olabilir. O zaman hemze sayruret için olur. Sayruret için ekhadu dehalu fil kahtı yani kahtın içine girdiler, dönüştüler.

  134. 59:37

    Kıtlık haline dönüştüler olabilir. İkisi de olur. Ukhedu diye meçhul okursan hemze taadiyet için. Yani ukhedu, kıtlığa uğratıldılar o. Malum okursan, bina-i fa'il üzere, feekhadu kaht haline dönüştüler olur. Yani kıtlığa uğradılar. Hatta nihayet neticede istatafet, Kureyş kabile ismi olduğu için, kabile hakiki mühendis olmasa da,

  135. 1:00:13

    kabile takdiriyle deniz olduğu için istatafet diyor oraya. İstatafet hiye yani. Önünde Kureyş var yani. İstatafet, atafet istedi. Atafet demek şefkat, merhamet istedi. Kimden? Rasûlullah Efendimiz'den. Sallallahu aleyhi ve sellem kim? Kureyş'in Kureyş kabilesi. Onlara acımasını istediler, başlarına gelen belayı söylediler.

  136. 1:00:37

    Ve böylece Rasûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem'den bu belanın ve kıtlığın ve kuraklığın başlarından kalkması için dua etmesi istediler. Müşrikler, kendileri müşrikler. Velakin sıkışınca, sıkışınca işte peygambere muracaat etmek zorunda kaldılar. Ondan sonra efendim, hatta Ebu Süfyan olacak. Yok, Ebu Süfyan veya Kâbe-i Mümüre ikisinden biri.

  137. 1:01:16

    Rasûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem'e geldi. Öyle bir kıtlık oldu ki yedi sene. Mekke'ye damla damlamadı. Yine arada yağmur yağıyor. Mekke'de şu anda da sel bile oluyor. Yağmur çok lazım. Yağmur yağmadı mı ne kuyu kalıyor, ne bir şey kalıyor. Kuyudan sular çekiyorlar.

  138. 1:01:38

    Çekirgeleri yediler. Kan içtiler. Hiç yiyecek yok. Ne hale geldi. Yedi sene kıtlık oldu Mekke'de çok. Yani bunu Kur'an-ı Kerim'de de buna işaret var. Allah bir kasabayı, bir şehri misal veriyor. Çok emin. Mekke eman şehri. Beledile emin. Çok eman içinde, güvence içindeydiler. Huzur içinde, rahatlık içindeydiler.

  139. 1:02:17

    Her taraftan rızkı geliyordu. Her şeyin meyvesi oraya git, toplanır diyor Kur'an. İşte öyle bir kariyenin durumu ibret olsun diyor. Allah'ın nimetlerini küfrettiler, menkörlük ettiler. Ahir zaman peygamberini gönderdi, onu inkar ettiler. Allah da onlara açlık elbisesini tattırdı. Korku elbisesini giydirdi.

  140. 1:02:44

    Halbuki en güvenilir yerdi, en korkak onlar oldular. Sonra en bolluk yeriydi. Her yemek oraya geliyordu. Ondan sonra aç kaldılar, kemik yediler, leş yediler. Yaptıkları şirk ve inkar ve nankörlük ve Resulullah'ın peygamberlerine eziyet tembih oldu. İşte o ayette onu anlatıyorum. Bu hadis-i şerifte de Nihayet Kureyş ondan merhamet dilendi.

  141. 1:03:17

    İsteğtafet merhamet istedi. Bu Resulullah, Kureyş'in Kureyş'i. Geldi Ebu Süfyan, belki Abdülmurrah. Dediler ki sen Salahirrahim'i emrediyorsun. Akrabanızı arayın, sorun, gözetin. Fakir fukaranı elinden tutun, yardım edin diyorsun. E senin kavmin akraban. Dinlerimiz ayrı ama yine de biz senin soy bakımından kavminiz, akraban oluyoruz dediler.

  142. 1:03:44

    E biz helak olduk yani. Dua etti. Ondan sonra bir yağmur yağsın, bir şey olursun, bir ot pişsin yani, yiyecek bir şey kalmadı. Dediler. Bunun üzerine kitaptan okuyorum şimdi. Fedeha Resulullah dua ettiği ile umurlar için. Fesugu Seka su vardı. Su verdi maalesef. Seka. Seka eski. Meçhul sıkası sukiye.

  143. 1:04:15

    Su verildi. Sukiye sukiye. Fesugu. Onlara su varıldı. Ne demek su varıldı? Yani yağmurları ve suları gönderildi Allah tarafından. Resulullah'dan dua etseydik. Sallallahu aleyhi ve sellem dua etti. Gaysen Meryan, tabakan, gadekan, acilen, gayrolayet, neafen, gayrolbarin. Ya Rabbi onlar bize su var. Bol yağmurlarla, acil olsun.

  144. 1:04:43

    Gecikmeli olmasın. Faydalı olsun. Zarar vermesin. Yani sel götürmesin ortalığı. Böyle dua ettik. Böyle dua etti, bir hafta geçmedi, bir cuma geçmeden yağmurlara ve yeniden bolluğa kavuştular. Bu şekilde Ebu Nuaym Üspani, Delâl-i Ünlübe isimli eserinde bunu zikrediyor. Onun için kardeşlerimiz, bakın şurada dört satır okudum,

  145. 1:05:15

    anca dört satır yapmalı ama bir saattir sohbet yapıyoruz. Çünkü neden? Kısayı çok özet söylüyor ama teferruatını biz anlatmasak bunun o zaman al tercüme oku, şerhe lüzum yok. O zaman bizim ders yapmamızın bir anlamı kalmaz. Ders niye yapılır? Meseleleri vüzuha kavuşturmak için yapılır, oradan manadan istifade çıkartmak için yapılır.

  146. 1:05:41

    Önümüzdeki derste de daha ne duaları var, ne bedduaları var, dünya çapında ne olaylar var, Kisralara, Kayserilere, Allah Allah, ne buyurduysa Allah onu kırmadı, Resulünün dualarına icabet etti ve bundan çok mucizeler zuhur etti. Allah-u Teala biz O'nun ümmetiyiz, bizim ümmetimiz hakkında da yaptığı bütün duaların eserlerini

  147. 1:06:07

    ve şefaatlerinin eserlerini ve şu anda da meclislerimizde hazır ve nazır bütün alemleri kaplamış Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin dünyada da ümmetlerini elimizden tutmasını nasip ve müyesser eylesin. Amin. Ve sallallahu aleyhi ve sellem ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ve selleme.