47:28 / 48:50Şu an 47:28 / 48:50
Video bölümleri
- 01:17Delilik Hastalığına Tutulmuş Bir Çocuğu Rasûlüllâh Sallellâhu Aleyhi ve Sellem İle Nasıl İyileştirdi?
- 07:22İslâm Geldikten Sonra Muhammed İsmini Alan İlk Kişi Kimdir?
- 13:09Elinde Çıkan Büyük Bir Yağ Bezesi Sebebiyle Kılıç Kullanamayan Zâtı İyileştirme Mûcizesi
- 18:02Abdülkâdir Geylânî Hazretleri, Dönemindeki Bütün Velîlerin En Büyüğü Olduğunu Nerede ve Ne Zamân Açıkladı? Kabûl Etmeyen Bir Velînin Başına Ne Geldi?
- 23:46Kerâmet İle Mûcize Arasında Allâh’ın Onu Kimin Elinde Yaratmasına Bağlı Olarak Şu Fark Vardır!
- 25:35Bağdat Medreselerinin En Büyük Müderrisi Olan İbnü's- Sekkâ Niçin İstanbul’a Gelip Dinden Döndü ve Biri Ona Bunun Sebebini Sorduğunda Kur‘ân’dan Hatırladığı Hangi Âyetle Cevap Verdi? (İbnü's-Sekkâ’nın Çok İbretlik Hikâyesi)
- 30:22Mahmûd Efendi Hazretleri’miz, Kendisinden Helallik İsteyen Bir Adama Öyle Bir Cevap Verdi ki…
- 35:36İslâm’da, Özellikle Kadınlarda Hayânın Önemi, Hayâsı Kıt Bir Kız, Rasûlüllâh Sallellâhu Aleyhi ve Sellem’den Çok İlginç Birşey İstediğinde Ne Cevap Aldı ve Sonra Nasıl En Hayâlı Hâle Geldi?
Transkript
120 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Salatu ve selam ala Seyyidi'l-Murselin, Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Kıymetli, şifa-i şerif, tersine takipçileri, biz şu anda Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in mucizelerinden, fiziki mucizelerinden, hastalara şifa vermesi, Allah-u Teala'nın O'nun eliyle.
- 00:39
O'nun eliyle, O'na bir mucize ikramı olmak üzere hastalara yiğitmesi bahsindeyiz. Fast'ın sonuna doğru geldik. Yeni fastada inşâAllah geçeriz çünkü burada az ders kaldı. O fastalara duâlarına icâb ettiği, Mevlânâ'nın kabul ettiği ve ne eserler zuhur ettiği konuşulacak. Böylece, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e karşı imanımız artacak.
- 01:09
Nur bakımından Rabbim ziyade eylesin. Amin. Şimdi dersimiz, bu mucizelerden bahsedilirken, İbn-i Abbas Radıyallâhu Teâlâ alimâ yüce sahibi anlatıyor. Cehâd geldi, İmrân-ı Cûm bir kadın. Birinin bir oğulları, yani o Bağd-i Hâdî için olur. Bir oğlunu, oğlunu geçirdi bir kadın. Kime ait o oğlan çocuğu?
- 01:37
Leha kendine ait, yani kendi oğlu demek işte. Hani başkasının çocuğunu da alır gelir, akrabasını falan, öyle değil. Leha kendinin çocuğu yani. Bir o çocuk da var. Ne var cünûnun? Delinmeşlik, aklı gidik, çocuk hiç akılsız. Ne böyle? Çocuklar var, oğlan çocuğu, kız çocuğu.
- 01:57
Çocuk, fizikleri güzel, gözleri bilmem, ne bileyim sana, şeyle gibi, yüzlerine bakıyorsun falan, ne kadar efendim yakışıklı, şudur budur. Lakin yaptığı hareketlere bakıyorsun, akıl yok. Nesi musibet? Ne güzellik para ediyor, ne boy pos para ediyor, ne kilo para ediyor, efendim. İstediğin kadar oğlum var diye millet görse, o nazar edecek.
- 02:27
Ama bir de hareketlere baksa, bu ne ya? Allah başı vermesin diyecek. Mevla'nın imtihanları işte. Kimine evlat verir? Akıl vermez. Kimine evlat vermez? İşte hidayet verir. O da illa evladım olsun diye uğraşır. Ya hayırlısın iste. Ya şerli de olsa versin. Denir mi ya? İşte. Ondan sonra imtihanı kaybedersin.
- 02:54
Bir iyi o çocuk daha, cümlünün delilik. Aldı geldi çocuğu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. Acayip hareketler yapıyor falan. Ortalığı karıştırıyor. Dediler ya Resûlullah sofra, ne sofra bırakıyor, ne yemek bırakıyor, ne içmek bırakıyor. Allah muhafaza şimdi de öyle dua isteyenler oluyor bizden tabii.
- 03:13
Dertlerini anlatıyorlar falan. Hakikaten olacak iş değil. Yine Allah bize çoluk çocuk verdi, elhamdülillah. Fakat akılsız nasip etmedi yani. Kızlarımızla, oğullarımızla akılsızlık çok zor bir şey. Kırar geçiriyor evi barkı yani. Koca çocuk geliyor, anasını babasını ortasına yatıyor. 18 yaşına gelmiş ya.
- 03:40
E yatmıyor. Normal akıl olsa böyle yapar mı? Tedavisi de çok zor bir olay yani. Akıl hastalıklarının tedavisi de yok. Bir çokları şu anda tedavi olamıyor. Femesehâ, hemen mesetli. Mesetli sıvazladı demek. Nasıl ayağımıza mesele yapıyoruz ya öyle. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. Hüve Rasûlullah'a gidiyor.
- 04:03
Sallallahu aleyhi ve sellem. Sadra o çocuğun göğsünü şöyle. Eliyle bir sıvazladı. Fese'â. Fese'â, muzaffil yani. Ne yaptı? Ondan sonra o çocuk kustu. Baştan böyle bir öksürme tuttu onu. Ve tuttu onu. Fese'â. Fese'â yese'û neyse, babını tam şimdi doğru dememiş olabilirim yani o şey değil, muzaffil. Fese'â, bazı manalarda seale yani öksürdü, kuvvetli öksürdü.
- 04:50
Bazı manalarda kustu manasına geliyor. Ne yaparak? Fese'âten, mefhulu mutlak. Tam bir kusmatla. Yani öksürükle başladığı süreç, bir kusmaya döndü, fegaraca çıktı. Nereden? Min cefî, çocuğun karnından içinden. Ne çıktı? Mislul cervil esvedi. Cerv de oluyor, civ de oluyor benim anladığım herhalde de. Ondan sonra, köpek gibi bir şey.
- 05:32
Ondan sonra, yani o cerv cerv üç türlü oluyormuş, köpek yavrusuna deniyor. Mislul cervi, ben cerv daha şey yapıyorum. Mislul cervi, köpek yavrusu gibi bir şey çıktı. Öyle köpek yavrusu ki el esvedi, kapkara bir köpek yavrusu gibi küçük yani, çocuğun içinden çıkıyor. Koca köpek çıkacak hali yok da. Köpek yavrusu hani mesela, işte ana rahminde, cenin halinde de böyle şey oluyor.
- 06:00
Köpek yavrusu şekli de belirgin olabiliyor tabii yani. Aynı öyle sip siyah bir köpek yavrusu gibi bir şey, ağzından çıktı. Artık nasıl bir şeydi yani? Cin mi? Artık cin şeytan mı girmiş idi, veyahut o fiziki manada mı çıktı? Burada çok vizah vermiyor. Ancak siyah, efendim, köpek yavrusu gibi bir şey çıktı.
- 06:30
Bunun üzerine, feşufiye, çocuk hemen şifa buldu. Birden akıllandı. Bu bir nuskata da fese'a, bizim matbulda fese'a. Çocuk hemen koşmaya başladı, akıllandı, koşmaya başladı. Diğer bir halde, feşufiye hemen şifa buldu, yani akıllandı. El miyim, akıllanması yani. Bir elini sıvazlamakla, şu anda bütün dünyanın doktorları, hastaneleri, tımarhaneleri, takırköy hastaneleri.
- 07:06
Böyle götür bakalım akılsız bir çocuğu da, bütün profesörler hep toplansın bakayım da, nasıl düzeltecekler? Hadi bak, düzelten ancak Allah, şifa yaratan ancak Allah. Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'de böyle çok mucizeler vardı.
- 07:22
Şimdi yeni bir mucizeye geliyor. Mucizeden bahsediyor yani. Şimdi okuyacağımız hadisleri, Ebu Davud ayalisi, sahih ve müsned olarak rivayet ediyorlar. Ben kefe et. İn kefe, kefe eden geliyor, sülasi. İnfeal bağlıdan, in kefe. İn kefe, in kalefe demek, ters döndü demek. Ben kefe et, bir keresinde ters döndü.
- 07:53
Ne el-kidru, yemek pişirilen kazan. İçinde çok sıcak yemek var. Ha yakan ateş, ha o yemek. Çok kızgın ve sıcak olduğu zaman, çay suyudur, çaydır, çorbadır, döküldüğü zaman, ha ateş direkt yakmış orayı, ha o da daha da beter oluyor. Suyla beraber karışık yakınca deri meri, yani ateş yakmışlardan da beter ediyor.
- 08:25
Böylece, ben kefe et, ters döndü. El-kidru içinde, har yemek olan kazan, kimin üzerine, neyin üzerine ters döndü yani, döküldü yani, alâ cilâ Muhammed ibni Hâtibin. Muhammed ibni Hâtib, radıyallâhu anh'ın kolunun üzerine. Bu zat, Kureyş kabilesinden olup, Habeşistan'da doğan sahabedendir. Habeşistan'a hicretler oldu ya, Mekke döneminde.
- 09:00
Bu da zaten Mekke döneminin Kureyşli olduğuna göre Mekkeli. Habeşistan'da doğan bir genç o zaman, İslam'da Muhammed ismini ilk alan bu. 500 milyarlık sonra. İslam'da yani, Kur'an şeriatı geldikten sonra, Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in nübüvvet, peygamberlik verildikten sonra, Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in adı Muhammed idi zaten.
- 09:26
Ama peygamber oldu, peygamberlik geçtikten sonra Efendimiz'e nübüvvet verildi, bir yansetle. İslam şeriatı başladığında, yürürlüğe girdiğinde, Muhammed ismini alan ilk kişi bu zat. Muhammed İbni Hatıp. Babasının adı Hatıp, dedesinin adı Hâres.
- 09:47
Efendim, hatıp odun toplayan manasına geliyor, hatap odun demektir zaten, hatıp odun toplayan manasına geliyor da, artık özel isimlerde o sıfat var, mezhurdur. var, mezhuz olmaz yani, onun topluyordu, toplamıyordu, alakası kalmaz, özel isim çünkü. Bu Muhammed İbn-i Hatib, Radıyallâhu anh, Efendimiz'in kolunun üzerine çok sıcak, tamamen ateş halindeki
- 10:20
yemeğin içinde bulunduğu kazan, ters döndü ve döküldü. Ve o da tıfrün küçük çocuk idi. Zaten küçük çocuk habersizliğinde doğduysa yani, işte hicrete yakın. Ondan sonra böylece kolu tamamen yandı. Getirdiler Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem varken, kime götürsünler? Femessihâhe memessette sıvazladı aleyhi onun kolunun üzerine, Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem.
- 10:52
Ve de'a, dua yaptı, le'û onun şifası için. Da ve tefele, mübarek ağzının suyunu akıttı. Yani tükürüğüyle, mübarek şerefli tükürüyle. Yani tefeledince mübarek ağzında toplanan suyla beraber üflemiş oldu, tükürmüş oldu. Ve böylece feberâe, bere'e de oluyor biliyorsunuz, geçen derste söylemiştim. Feberâe, o çocuk Muhammed bin Hatip Hazretleri hemen iyileşti.
- 11:35
Ne zaman için? Lihînihî. Fîhînihî demektir. Lâm orada fîmâsını oluyor da. Hîn, zaman demek. Hî ona gidiyor. Yani o kendi zamanda demek, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem mübarek üfürdüğü anda, tükürdüğü anda, Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, o anda, yanık kolay mı ya? Benim bir işte çocuğumun başına geldi.
- 11:57
Bir seneyi geçti yani. Yanık. Yanıklılık kolay mı bir şey? Yangın geçirmek, Allah'a muhafaza. Yanmak. Allah dünyada da, ahirette de, yanmaktan, yakılmaktan cümlemizi muhafaza eylesin. Amin. Çok zor, tedavi çok zor. Çok çileli bir şey. Yani bizde geçen senelerde çok oldu yani. Hem de büyük yanıklar oldu mesela.
- 12:20
Kardeşimde de oldu. Kaç ameliyat? Kaç ameliyat? E, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ne yaptı? Bir sıvazladı, febera hemen iyileşti. Lihini anında göründü. Yine bir, hadis-i şerif, mucizeler. Yarım satırda, bir satırda bir mucize söylüyor. E, bunların teferruatına, tafsilatına girsin. E, Osmanlıoğlu'nun şifa-i şerifi, on cilt.
- 12:50
Çok kısa ve öz anlıyorum. Mesela sadede gelelim. Mucizelerin önemini anlatıyorum. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in elinde Mevla ne kullarına şifa yarattığını, onun da peygamberliğinin doğruluğunun delili olduğunu ifade için bunları zikrediyor bu bablarda. Ve kâinat, yine taberani ve belgiyi, senet ve esnatlarıyla ibadet ettikleri bir hadis-i şerifte, buyurun,
- 13:17
ve kâinat bulundu. Nerede? Fî keffi şurahbile. Şurahbil. Bu da sahabe ismidir. Çocuklarınıza da böyle bir şurahbil verilebilir. Şurahbile, gayrimüsalif. Şurahbil radıyallâhu anh. Avucun içerisinde, el-cunfiyyi. Cunfi. Yani bunlar, kabile adları olabiliyor.
- 13:50
Yemen tarafı olabilir diyorlar. İmam Zeybi'nin nakine göre, şurahbil radıyallâhu anh sahabedendir. Şurahbil el-cunfiyyi radıyallâhu anh'ın, gayrimüsalif olduğu için, esra almıyor, fetha ile harekeleniyor. Avucun içerisinde, zuur etti yani. Ne sil'atun. Sil'a yani, hudde gibi bir yağ bezesi. Deri ile etin arasında, büyüyor böyle.
- 14:26
Bundan sonra, sömür dediği tümörler, bazı görünmüyor. Tümörlerin çoğu görünmüyor zaten. Bu yağ bezesi büyük yani. Bunun, nohut kadardan başlar, karbuz kadar, yani büyüyebilir. Etler, deri arasında böyle bir yağ bezeleri olur. Tabi bunlar sıkıntı verirler yani. Öyle bir sil'a, yani yağ bezesi, elinde çıktı ki temnahu, engelliyordu onu.
- 14:58
Yani şurahbil hazretlerinin, hazretlerinin, radıyallâhu anh, neden engelliyor? El kabza tutmasından, ales seyfi, kılıcı tutmasından. Çünkü elinin içi ya, sağ eli demek ki, e, kılıcı nasıl tutacak? Burası böyle şişti. Daha neden engelliyordu onu? ve'inânid dâbbetî ales seyfi, kılıcı kabzetmesi tutmasından daha ve'inânid dizgîn demek, dâbbetî hayvan demek.
- 15:24
Hayvanın dizgini ne demişler? Elin öyle olduğu zaman hayvanı da tutamıyorsun. At biniyor, ciğarda geliyor falan. Feşekâ. O da hemen şikayetlendi, ha bu durumdan. Kime elin nebî sallallâhu aleyhi ve sellem? Acil lazım değil. Ne bileyim. Hastane doktoru lazım değil, anlamında konuşmuyorum. Ama mucize ve keramet devreye girdiği zaman, o özelde orada lazım değil yani.
- 15:52
Özelde orada lazım değil ama şimdi bizim gibilerde ne yapacak? Tahlil, laboratuvar, doktor, bilmem ne. Ondan sonra uğraş. Halbuki anında görüntü çıktı. Demin anlattığımız zaman. Anında düzeliyor. Feşekâ linne bî sallallâhu aleyhi ve sellem. Ve mâ zâle zâil olmadı. Yani daim oldu, tersten. Zâil oldu, kaydı gitti demek.
- 16:16
Zâil olmadı demek yerinde duruyorduk. Mâ zâle daim oldu. Arapçada böyle şeyleri vardır yani. Niye öyle söylüyor? Neyse karıştırma şimdi. Şeyin, yani Arap edebiyatının şeyini anlamamız gerekmiyor şu an için sizin dersiniz. Şey dersi değil. Fe mâ zâle zâil olmadı. Yani daim oldu. Nedir olma? Onun cümlesi haberi mensubesi yani.
- 16:42
Nâgısvillâh. Femâ zâle zâil olmadı. Hüve gidiyor altında ismi var. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devamlı yaptı yani. Nedir oldu devamlı? Yathânû Yathânû öğütüyor. Değirmeni öğütür gibi. Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem aldı onun elini. Koca bir şey çıkmış yani. Ne kılıç tutabiliyor ne dizgin tutabiliyor.
- 17:02
Yathânû öğütüyordu. Ha o şey. Mübarek elini sallallâhu aleyhi ve sellem aldı onun elini kendi mübarek elinin içerisine. Değirmen döner gibi böyle. Onu böyle öğüte, öğüte, öğüte. Normal bir şey değil. Şimdi olsa hemen gel operasyon. Ver narkozu yat aşağı. Öyle oğlum. O kolay yok. Mühim olan onu operasyonsuz düzeltmek yani.
- 17:30
Mucize devreye giriyor. Yathânû öğütür olma. Ha onu böyle öğütür gibi yani şey. Hatta nihayet ortadan kaldırdı yani. Ha onu sıfır. Sıfır eser. Ve lem yebkâ kalmadı lihâ o beze için büyük bir beze yani. Eferûn hiçbir iz kalmadı. Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem her an yani gündeme üç, beş, on.
- 17:59
Şimdi dünyada böyle bir tane bir olay yok. Dünyada ne kadar oldu ya? 1500 senedir yani 1500 seneye yakın oldu vefatından sonra doğumu 1500'ü kutladık da. Hatta oradan tabi 63'de yaşadığını çıkarsan 1500'e var. Yani ortalaması 1450 senedir. Bir tane mucize yok. Dünyada. Mucizesiz kaldı dünya. Çünkü peygamber yok.
- 18:31
Evliya var, keramet var. Aynı bu gibi kerametler var mı? Çok. Çok. Ama tabi onlara Ama tabi onlara mucize denmiyor. Olayın boyutu bakımından, harikuladevi bakımından, büyüklüğü bakımından Olayın boyutu bakımından, harikuladeli bakımından, büyüklü bakımından mucize ile keramet fark etmez. Ama iddiası bakımından çünkü peygamber ben Allah'ın Rasulü'yüm, nebisiyim diyor.
- 18:54
Veli, ben Allah'ın velisiyim ben Allah'ın velisiyim falan falan dememeli. dememeli, demez Demez zaten. zaten. Yani, diyen izinli Diyen izinli der. der. Ona laf söylenmez ama normalde normalde demez. demez. Sen de devam edersin. Kendi tevazu eder yani. Aç kalbi gel ağzına. Afrikalı gelazı var bir şey.
- 19:16
Kalebi. Benim bu ayağım dedi. Dünyada bulunan Allah'ın bütün velilerinin her birinin boynunun üstündedir dedi. Kürsü'den ya. Bağdat'ın ortasında. Millet şok. Dünyanın her yerinde. Ahmet Rufi Hazretleri var. Kaç yüz kilometre? Orada değil. Herkes uzatıyor başını, herkes uzatıyor başını. Mısır'da. Mısır nereye ya Bağdat'ın?
- 19:42
Abdurrahim Kınabi Hazretleri. Bütün Evliya Allah. Herkes böyle başını tutuyor. Milletin müritleri de bakıyor. Ne oluyor efendim? Bütün dünyada aynı anda. Hangi iletişim var? E o da Evliya olmasa zaten muhatap olmaz. Dediler ki, Bağdat'ta Abdülkadir Geylan Hazretleri böyle bir şey buyurdu. Biz de boynumuzu eğdik.
- 20:03
Batsın boynumuzun üstüne yani. Makamı âli olmuş. Mevla makamı vermiş ona yani. İşte, böyle işler oldu. Bir tane veli, güzel de bir veliydi. Ben eğmem kafamı dedi. O anda maneviyatı alındı bitti. Bitti. İstediğin kadar ölüyor. İzinli işler olursa, tabi olmak lazım. Bağdat izinsiz yere bir veli de ben hepinizden üstünü, haşa, kendimi yani.
- 20:29
Ama izinliyse de Mevla, söyle dedi. Ama bunu kim haber vermişti? İşte bizim silsilemizin büyüğü Yusuf-u Emme Dâni Hazretleri. Abdülkadir Geylan Hazretleri. Çıçıktı. Üç talebe Bağdat'ta medreseden çıktılar. Çok büyük evliya gelmiş. Kavs gelmiş dedi. Yusuf-u Emme Dâni zamanın Kavs'ıydı. Kaddesallâhu aleyhi ve sellem.
- 20:53
Çok büyük. Ziyarete gidelim derken. Üç yoldan giderken birisi dedi ki İbn-ü Sekka dedi ki, çok zeki talebe. Üçü de talebe. Medrese talebesi. Dedi ki ben ona bir soru soracağım dedi. Şimdi Kavs'mış, göreceğim dedi. Yani ilmi, zahiri ilimden.
- 21:19
Abdülkadir Geylan Hazretleri estağfurullah dedi. Ben hikmet isteyeceğim, teveccüh isteyeceğim, dedi. Şöyle bir tane daha var, onu da şeyini unuttum, yakabını. Onun çok bir şey dediğini bilmiyorum. Yani o aleyh de bir şey demedi yani. Hainlik ile bir şey konuşmadı da. Geldiler, tam ziyaret ettiler. O şimdi soru soracak.
- 21:43
Senin dedi İbn-ü Sekka'ya. Sen bana bir şey sormaya kalktın dedi, bir hazırlık yaptın bana dedi. Senin dedi, kafir olarak öldüğünü görüyorum dedi. Hristiyanlaşacaksın dedi, kafir olarak öldüğünü görüyorum şu anda dedi. Öbürü ne dedi, sen de dedi malamülke, işte padişahın bilmem nesi modası falan, paraların içinde kalacaksın dedi.
- 22:08
Altınlar, gümüşler bilmem ne oradan oraya, oradan oraya. Sen de dedi, dünyan çok dünyan olacak ama sıkıntı dedi yani. Sen de işin dünyalığa dönecek dedi. Abdülkadir Geylani Hazretleri dedi ki ben bu çocuğun dedi Bağdat'ta kürsün üzerinde benim bu ayağım Allah'ın bütün evliyasının boynunun üzerindedir dediği günü görüyorum dedi.
- 22:31
İşte bizim silsile de böyle bir şey yani Yusuf Emre Dağı'nın, bizim Nakşibend silsilesi de böyle bir zaptandan geliyor. İşte böyle yaptı. Onun için ben o benim silsile, yazdığım silsile de kırmızılarla koydum. İşte el mübeşşir, zuhuri Abdülkadir Geylani'nin zuhurunu müjdeleyen diye, Yusuf Emre Dağı'nın sıfatını öyle yazdım oraya ben.
- 22:51
Çok önemli. Abdülkadir Geylani çocukken onun hakkında bu kerameti göstermek verilmez. İşte o kalsın. Çünkü Yusuf Emre Dağı'nın öyleydi. İki kişi geldiler ve ondan sonra sohbetin ortasında biraz hakaret edip bir şey soracağız hakaret mi bilmem ne ölün yeriniz dedi. İkisi anında öldü. Böyledi. Meşayih'ten uğraşılmaz.
- 23:15
Kılıca sünger verirken saplamayacak. Mucize ne ise keramet aynıdır. Yaratan ancak Allah'tır. Peygamberi de verirse mucize olur. Evliyanın elinde gösterirse keramet olur. Bunların ikisini de yaratan Allah olduğu için ve burada ölüyü diriltmekse mucizede var, keramette de var. Kayıptan haber vermekse, bak ne diyor?
- 23:37
Bu sözü söyleyecek diyor. Abdülkadir Geylani onu belki de 50-60 sene sonra söyledi. 50-60 seneyken geldi yani. E şimdi bak, kayıpta Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem nasıl İstanbul fethedilecek? 700 sene evvel. Şu şöyle olacak, bu böyle olacak. Kayıptan haber vermek mucizede, evvelki derslerde geçti yani.
- 23:57
İşte o mucizeler ne cinsten? Kayıptan, yani gelecekten haber vermek ister. Allah'tan başkası kayıptan bilemez. Resul diyor Kur'an. Sevdiği, seçtiği Resullerin müstesna. Tefsirleri, ahl-ı sülale ne diyor? Peygambere bildirmesi, mucize. Evliya da onlara tabi olduğu için, peygamberin ümmeti, tebiiyeti itibariyle tufuliyet manasını benzetti.
- 24:25
Yavrusu, yavruluk itibariyle. Ona da aynı şeyi verir diyor. Ayetler Resulü'ne müstesna diyor. Dolayısıyla Cin suresinde Ve mâ kânellâhu Diyutlu akmalel gayb. Allah size gelecekten haberler verecek değil diyor. Velâkinne Allâhe yecdebîmi Rusulîmen yeşâ. Resullerinden dilediğin seçer bildirir diyor. Her kayıbı bildirmeyebilir.
- 24:51
İstediği kayıpları bilir. Ama çok kayıplar bildirmişler. Kıyamette olacaklar hakkında bir sürü der ki binlerce hadis-i şerif vardır. Hepsi kayıptan haber verdi. Onun için işte 6 saat kıyamet alametleri bahsinde binlerce hadis-i şerif var. Bunların hepsi kayıptan haberdir. Daha bazıları çıktı, bazıları çıkmadı.
- 25:10
Daha çıkacak mesela. Bu noktada kayıptan haber verme mucizesi. Peygamber'e mahsus. Ama aynı kayıptan haber verme. İleride ne olacak? Bu adamın sonu ne olacak? Bu çocuk böyle olacak. Bu şöyle olacak. Anladın mı? İşte o, ona da keramet deniyor. Ama şey aynı. Etkisi, boyutu aynı yani. Harikuladeliği yani.
- 25:36
İbn-i Sakkar ne oldu? İbn-i Sakkar Padişah Konstantiniye'ye elçi heyet gönderiyordu alimlerden. O zaman da bu İbn-i Sakkar çok büyük alim olmuş. Heyetin içine bunu da koydu. Bu da işte bir heves etti yani Konstantiniye'ye. Yani Konstantiniye'ye hem gezelim gidelim de Padişah'ın şey olduğu için, güzel ağırlanıyorsun ya böyle protokolüden gidersen falan uçaklanmıyormuş.
- 25:58
Şimdi nasılsa o zaman da aynı yani. Sen gidiyorsun Konstantiniye'ye, canın çıkar yani. Yollardayız derdi. Orada rahat rahat dedi, gideyim dedi. O da gitti ondan sonra. Orada bir Padişah'ın kızına mıydı neydi işte bize? Kraliyet Emiri'nin kızının yüzünü görünce nasıl bir aşk oldu, nasıl bir aşk oldu?
- 26:14
Ondan sonra da işte kızı istiyor diyor, sen Müslüman alimsin. Gelmişsin İslam şeyinin heyetiyle. Hristiyan kralın kızı sana kim verir yani falan. Ondan sonra bunu madem heyetten gelmiş, çok zekide olduğunu anladılar falan. İşte Hristiyan ol kızı vereyim dediler. O da Hristiyanlık yapmış. Ondan sonra işte kızı da verdiler Mehmed'den ve helak oldu gitti.
- 26:40
Sonra o arkadaşları, üç arkadaştan, işte bu meseleyi bilenler, Yusuf Emre'den Hazretleri'nin bu kerametine şahit olanlar bu işi takip etti yani. Adam geri dönmedi yani. Resmi heyetle gidip dönmeyince tabii zaten o göze batar. Herkes ne oldu der yani. Bir de meşhur alim, müderris medreselerde yani. Bir tanesi gitti ben bunun peşine düşeceğim dedi.
- 27:07
Geldi Konstantiniye'ye. Yani o zaman Konstantiniye, bu İstanbul'a da Konstantiniye deniyor, Şam'da da ama Şam fethedilmiş. İstanbul oluyor o zaman. Çünkü Şam ve Abdullah gelen zamanında oralarda daha Hristiyan hükümeti kalmamıştı. Ama İstanbul duruyordu yani. Fethi'den öncesi bunlar. 900 senelik iş.
- 27:28
Abdullah Genazi'nin vüfatı hemen hemen. Ondan sonra arandı, şey etti ya buraya bir heyet gelmişti bir zaman bilmem ne, burada böyle bir adam vardı bilmem ne, buradan döndü mü dönmedi mi, öldü mü, ölmedi mi böyle bir şeyler. Bunu bir aradılar yani. İstanbul'a geldiler. Baktı. Sorun kapısının dibinde biri dileniyor.
- 27:54
E şimdi Allah dinini değiştirir de dünyasını da alır yani. Öyle buyuruyor Ebu Bekir Turtuşi Hz. Turtuşi Hazretleri, çok büyük bir hali, Hazretleri. Çok büyük böyle. Kazıyaz Hazretleri'nin şeyhi. Öyle buyuruyor. Karşınıza iki iş çıktığı zaman İzâ razâ lekum emrâni, fakad limul âhirete alettir. Ahiret işini dünyaya tercih edin.
- 28:13
Eğer Eğer ahireti öne alırsanız Zuhasr lekum üd-dünyâ. Dünya işiniz otomatik olacak. اِذَا رَزَلَكُمْ اَمْرَANِ فَقَدِّبُ الْاَخِرَةَ عَلَى الدُّنْي Dünya işiniz otomatik olur. Yok eğer dünya işini öne alayım da hele bir şunu halledeyim de sonra ahiret işine bakarım, namazımı kılarım, şunu yaparım, bunu yaparım.
- 28:27
Dünya işini öne alırsanız ahiret fevk olur. Ahiret fazileti, ahiret kaçar elinizden. Dünyadan da bir şey gelirse de yani onu öncelik verdiğiniz için onun da bereketini göremez. Dünyayı öne alan iki tarafı da kaybetti. Ahireti öne alan iki tarafı da kazandı. Onun için orada işte bir kıza tav oldu işte.
- 28:52
Allah kalplerimizi kaydırmasın bu acayip bir şey. Ama Meşayih'e itiraz, Evliyaullah'a itiraz, son nefes tehlike. İşte Üslü Hatime kitabını yazacağım, yazıyorum, uğraşıyorum. Şimdi Şifa Şerif'in kitabını yazıyorum. Kazıyaz Hazretleri'nin, bu sabahlı kaç gündür sabahları bu 5 saat, 10 saat çalışıyoruz.
- 29:12
Gece çalıştık, dün gece 3.30'da çalıştık yani. Kazıyaz Hazretleri'ni size güzel tanıtalım. Şifa Şerif'in faziletleri. Biz Şifa Şerif'i hiç tanımadınız kadar. 250 dersi geçmiş. Ta Şifa Şerif, Şifa Şerif. Ne yani Şifa Şerif? Maddi, manevi bütün millet onunla Şifa'yı bulmuş. 800'lere ayıracağız onu işte.
- 29:30
Hatimler yapılacak, hastalara falan. Bunu Taşköprü zaten 500 sene evvel yazmış yani Osmanlı'da. Millette ilim kalmadı. Bir şey yok. Meşazı Sünnetleri terk edilmiş yani. Tıp çözemiyor işte. Birçok hastalığı çözemiyor. Ne yapacağız yani? Şifamızı Kur'an Sünneti arayacağız. Şifa Şerif, Şifa Şerif. Hadis-i Şerif hep.
- 29:51
Siyer-i Nebi. Ama tabii her kitapta olmaz. Dolu siyer kitabı var yani. var yani. Bu şifa-i şerife, Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in özel muamele buymuş. Ondan uğraşıyorum. İmam Efendimiz'in tartışışı sözünü de orada gördüm. Şeyh derini yazıyordum, Tâzı Yazı Hazretleri'nin. İşte bak, Dünya'yı tercih etti yani, kıza tav oldu.
- 30:11
Sıfır iman da gitti, ahirette gitti. Ama bu sebebi nereden? İşte bak, Evliyaullah'a giderken bir soru soracağım dedi, oturtacağım dedi yani. İmtihan edeceğim dedi. Evliya'yı imtihana kalkan lanetlenmiştir diyor Haldi Bağdadi Hazretleri. Onlar kaç casuslardı, neyi imtihan ediyorsun? Efendimiz Hazretleri'nin.
- 30:32
Neler gördük yanında yani. Girdik çıktık, bu kadar insan geldi gitti yani. İmtihan edilebilecek bir turum mu var o makamda yani? Sen nesin ya? İçini dışına vurup paçavraya çevirip gönderir. Gönderdi de kaç kişiyi. Hiçbir şey demediler ki. Birisi geldi, ikinden sonra hapşerif yaptırıyordu pazar günleri.
- 30:51
O zaman Beykoz'a gidilmediği günleri. Herkes çıktı hapşeriften. Ben oturuyorum kenara, birisi geldi dedi. Efendim Hazretleri hakkınızı bana helal edin. Yine ben de normalde helal olsun falan. Ben de şimdi öyle yapıyorum sokakta. Milletle mi uğraşacağım yani? Ne yapmışlar yapmışlar yani. Helal olsun falan.
- 31:06
Çok pişman olan da var yani. Ben dedi senin şeyhinin aleyhine hiç konuşmadım. Sen benim alemine niye konuştun dedi. Adam o kerameti görünce ne helallik isteyebildi ne de efendim sana helal ettim demeden adam kalktı gitti. Sonra çıktım oradan gidiyorum karakolun oradan otobüs durağına doğru baktım. Böyle rezil vaziyette duruyor.
- 31:30
Sen ne yapsın? Taptan pazara helal ettim der. İşi kalsın der. Deşti mi de deşer yani. Kimin dediği deşiyordu. Çok fena. Deşerse de bittin. İtteku firasete, müminin firasetinden sakının. Feyni uyan zülbini uren. Allah'ın nuruyla bakan. Allah'ın nuruyla bakana bir şey gizli kalır mı? Onun için mucize ile kerameti birbirinden ayırmayın.
- 31:54
Güçlü bakımından, kuvvet bakımından. Yaratan ancak Allah olduğuna göre o veliye niye verdi o kerameti? O peygambere tabi olduğu için. Onun için her velinin kerameti aynı zamanda tabi olduğu peygamberin yani kendi geçmiş dönemlerde çok peygamber olduğu için böyle konuşuyoruz şimdi Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem'den başka yok da hangi dönemde hangi veli varsa
- 32:19
hangi kerameti gösterdiyse aslında onun kerameti tabi olduğu peygamberin mucizesidir. Çünkü neden? Mahmud Efendi Hazretleri'ne biz bu kadar keramet gördük yani. Buradan ne oldu? Bizim Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem'e imanımız arttı. Çünkü neden? Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem'e bakıyorsun 4 bin sünnet, 4 sünnet terk etsen Mahmud'un arkasına kılmayın.
- 32:34
Devamlı sünnete itibar, sünnete itibar. Şimdi Mahmud Efendi keramete ermiş. Nereden ermiş yani? Diyorsun ki Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem'e sünnete tam tabi olmuş ondan ermiş. E şimdi Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem hak olmasa onun izini izleyen bizzat bu kerametler ile mi verilmez? Esasen bütün evliyanın kerameti
- 32:51
Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem'in mucizesi olduğu için Resulullah'a imanımız artıyor. Her yol ona çıkıyor yani. Kur'an'ın her ayetindeki mucize Resulullah'ın mucizesi. Çünkü neden? O hak peygamber olmasa böyle bir kitap ona indirilir miydi yani? Onun için şifa-i şerif bütün meseleleri getiriyor, getiriyor.
- 33:07
Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem'in mucizesine bağlı. Çünkü neden? Allah'tan sonra Resulullah'a bağlanmaz. Başka yok yani. İnsanın bu şuur olması için şifa-i şerif derslerini mutlaka dinlemesi lazım. Yoksa imanı kemal bulması Resulullah'ın sevmesinden bağlı, sevmesi tanımasından bağlı. Tanımadan sevemez.
- 33:23
Buna anlaşılmadı kıymeti. Şimdi o kitabı yazdım bakalım. Bir iki günlük işim var. Orada çok deliller koydum yani. Bütün ulema biliyor. Böyle bir şey yok diyor ya. Böyle bir şey yok. Kazı yazarlarının kitabı. Resulullah'dan sonra şey yapmış. Ona nasip etmiş yani. Ona inmek buyurmuş. O da bunu tehlife muvaffak olmuş.
- 33:47
Yani hemen hemen işte yüzde kırkını geçmişiz yani. Şu anda yarıya yaklaşıyorum. Allah tamamlanmayı nasip eylesin. Sonra İbn-i Sekra işte gitti adam buldu. Baktı dileniyor. Dedi ki bu ne hal dedi ya. Ne oldu sana dedi. Öyle yaptı. Biliyor da yani. Başına gelen de bilmiyorum. Başıma nereden geldiğini biliyorum dedi.
- 34:12
Resulullah Mehmet Hazretleri'nin imtihan şeyine bak. Başıma nereden geldiğini biliyorum dedi. O adam da onu bildiği için. Bu ne hal dedi yani. Başıma nereden geldiğini biliyorum dedi. Ya dedi hafız adamsın. Allah'ın adamıyım dedi. Bağdat Abdülkadir Geylan'ın arkadaşıyım ya. Böyle kayıyor yani ayaklar, kalpler.
- 34:32
Sonra dedi hiç Kur'an'dan bir ayet kaldı mı dedi kafanda dedi. Kafasını zorladı zorladı. 6666 tane. Bir ayet kalmış dedi kafamda dedi. O da ne biliyor musunuz? Cehenneme girdikleri zaman kafirler dedi. Ah keşke Müslüman olsaydı. Ya onu da okuyorlar. Müslüman olamıyorsun yani. Hidayeti ancak Mevla yaratır.
- 35:01
İlimden, amelden, ihlasla, gösterişten değil yani. Pat gitti. Onun için kardeşler, Efendimiz buyurdu ki uslu kul olalım, haddimizi bilelim. Ulema-i Evliya'yı ziyade tazim eyle bu necatı diyor. Çok hürmet tazim edeceksin kurtulasın. Böyle. Hafıza hürmet yok. Halim tanınmaz, veli tanınmaz, derviş tanınmaz, meczup tanınmaz bilmem ne bir şeyler.
- 35:29
Bir çarparlar adamı ondan sonra gitti. Allah muhafaza. Yine bir hadis-i şerif Taberani Ebu Muhammed'e rivayet ediyor. Mucizeler fiziki, mucizeler anlatılıyor yani. Ve se'elet istedi. Kimden? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den. Bu da ayrı bir mucizede. Bu da değişik bir şey. Fiziki ama farklı.
- 35:58
Cariyetin bir kız çocuğu geldi. Yaşı küçük yani. Medinelilerden birinin hizmetçisi bir kızmış yani falan. Tamamen bir yemek istedi yani. Ve halbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün yemek yiyordu. Efendim sallallahu aleyhi ve sellem yemek yiyordu. Zaten ne yiyordu yani işte birkaç lokma bir şeyler.
- 36:16
Bir kız da geldi dedi ki bana yemek ver dedi. Efendim sallallahu aleyhi ve sellem biliyorsunuz. Hiçbir şey isteyeni reddetmeme şeyi var yani. Mucizesi diyelim o da mucize. İsteyeni reddetmemesini bizden de herkes bir şey istiyor. Arkadaş ne yapacağız yani? Millete bak o diyor cübbeni var o diyor bilmem ne var.
- 36:34
İzmit'ten gelene kadar cübbe sarık gitti. Yani şey gibi geleceğiz artık milletin her istediğini yaparsak da cübbeni verir misin? O diyor boynundakini verir misin? O cebindeki tesbihini verir misin? Tam dazlak buraya mı dönelim Adapazarı'ndan? Mübarek adam yani şimdi bir şey isterken ya tamam diyorum ben sana tesbih göndereceğim diyorum falan.
- 36:51
Yine boş çevirmemeye çalışıyorsun. Efendim sallallahu aleyhi ve sellem'in şeyini yapabilmek mümkün mü? Kim yapabilir yani? Ne istiyorsa veriyor ki ya. Bir şeyci de yok yemeğe, içmeğe yani zahire. İstedi bir yemek. Efendim sallallahu aleyhi ve sellem tam yemek mi? Fe navele uzattı. Navele uzattı demek.
- 37:11
Ha o şeye, kıza. Min beyni yediği önündeki yemekten sallallahu aleyhi ve sellem önünde biraz yemek vardı. Neyse onu söylemiyor, hurma mıydı süt müydü? Verdi uzattı. Rek'anet o kız da idi kalil etel hayai. Hayası çok azmış utanması. Halbuki sahabe annelerimizden tabi işte de. Çünkü küçük kız ama sahabe oluyor.
- 37:36
Daha Efendimiz'e göre Müslümansan. Sahabe otomatik oluyorsun zaten Müslümansan. Öylece dilekçe yazmana gerek yok sahabe olmak için. Müslümansan sahabe ol. Hayası azmış. Yani şöyle. O zaman için. Yüzsüz arsızmış yani. Vekahet diyor. Vekahet demek yüzsüz arsızlık demek. Yani böyle versene şunu ver onu ver.
- 37:57
Böyle biraz girgin girişkiymiş yani. Kız çocuğuna da biliyorsunuz haya çok yakışır. Bu da tam tersiymiş yani. Biraz da milletin içinde böyle önüne gelene konuşuyormuş yani. Hani haşa namus mazlum bilmem ne küçük kız yani. Şey değil. Ama böyle ileri geri yani. Hani normalde çocuk dediğin biraz utanır, çekinir büyüklerden.
- 38:17
Bu öyleymiş. Vekahet. O kız dedi ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. İnnema ancak üridü ben istiyorum dedi. Minellezi o yemekten ki fi fiike. Senin ağzındakinden dedi istiyorum dedi. 13'ün dedi buna bereketleneceğim dedi. Neyse senin dedi mübarek tükürüğün yani ağzına değmiş ağzının içinden çıkarıp da bana vereceksin dedi.
- 38:41
Aslında kötü bir şey de istemiyor ama edebe muhalif. Ya sahabe-i kiram rahatsız oldu yani. Edebe muhalif. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir şey yiyor yani. Hadi bir şey ver dedi. Verdi yani eliyle mübarek eli. Değdi zaten yani verdiğine. Yok dedi ağzının içinden istiyorum dedi bu sefer yani.
- 39:01
Normalde biraz edeb şeyini zorladı bu iş yani. Ondan sonra feneavele uzattı ha kadına, kıza. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Hiç sertlik yapmadı. Ona mahrum etmedi. Kimse bir şey yapmasına da izin de vermedi. Ağzının içinden yediğini çıkarttı. Ah keşke bize verseydi yani. Verdi ona. Sallallahu aleyhi ve sellem.
- 39:29
Zaten Resulullah değil idi. Yücel'ü istenir kendisinden şeyen. Onun huyu şöyleydi. Yücel'ü istenir. Yani biri bir şey istemezdi şeyen. Hiç kimse ondan bir şey istemezdi ki feyemna mâne olsun o ona. Yani engellediği vakidi. Kim ne istiyorsa engellediği vakidi. Bundan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mahzerevliyatı yapacağı işte yani.
- 39:53
Onun için, felemma ne zamanki istekarra yemek yerleşti, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mübarek ağzından çıkarttığı yemek, fî cevfeâ, o kızın karnına girdi, yani yiyince, yuttunca, ülkeye ilka edildi, bırakıldı. Yani Allah ilka etti demek için.
- 40:21
Öyle bir hayâ, bir anda yani, yemeği içine girer girmez bir utangaçlık, bir sıkılganlık, bir kaçma göçme, bir acayip hayâ geldi ki, mâ o kadar ki lem tegün olmadı imrâ dün hiçbir kadın bilmediğine, Medine'de ne kadar kadar hep sahabe annelerimiz doluyor, her taraf sahabe annemiz. Ama Medine'de hiçbir kadın bile olamadı, eşetle daha güçlü, hayâen, utanma bakımından mînâ.
- 40:50
O Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek tükürüğünün ağzından çıkarttığı yemeğin mucizesinin bereketi sebebiyle, Medine'de o kızdan daha hayâlı bir kız, öncesini de biliyorlar, sonrasını da biliyorlar, bir dakikada otomatik ne oldu yani, ne değişti? İşte böyle, mucizeler ile sallallahu aleyhi ve sellem ümmetini yetiştiriyordu.
- 41:15
Çünkü diyor, kirleti hayâ, yani utangaçlığın azlığı musibetlerden, pis huylardan, cibilliyetlerdendir ve bu zevali zor olan bir hastalıktır diyor. Utanmamak, hayânın azlığı, onun için el hayâ min el iman bakımından, utanmak imandandır diyor. Men el cilbâbel hayâ, felâ gıybeteluh.
- 41:41
Bir adam hayâ örtüsünü yırttıysa diyor, utanmayı terk ettiyse diyor, onun gıybeti olmaz, yani onun gıybetinde zarar olmaz, onun alene konuşulur diyor. Çünkü o ortalığa vermiş diyor yani, alene dökmüş diyor rezilliğini diyor yani. Bir insan utanacak yani, insan günah da yapabilir, küçük büyük, herkes günahına düşebilir ama bir insan utanacak ya, bile var insanlar ortalığında.
- 42:01
Hiç utanmamak o da acayip bir şey. Onun için la hayâ, la iman elmin la hayâ, hayâsı olmayan imanı yoktur diyor yani. Bu utanma duygusu çok acayip. Utanmamak utanmazlık, yani hayânın azlığı da diyor, öyle bir cibilli, habis, pis bir fıtrat ve genetik,
- 42:20
veyahut da işte neyse insanın kendi özünde, belki anasından babasından geçmemişse bile, kendi özündedir ki diyor, tedavisi çok zor. Yani hayâsızı hayâlandırmak kadar zor bir terbiye yöntemi yoktur. Burada onun için çok büyük bir mucize zuhur ediliyor. Ağzındaki yemeği onun ağzına verdikten hemen sonra olması.
- 42:42
An meselesi diyor, bütün Medine'i o kadını konuşuyorum. Öyle bir hayâlı bir insan görmedim. E nasıl oldu bir dakika, insanı düzeltebiliyor musun ya? Oğlumuzu çocuğumuzu düzeltebiliyor musun ya? Kimin huyunu değiştirebiliyor? Can çıkar, uy çıkmaz demiş ya. İşte mucize der, böyle bir şey. Bu da tabii fiziki bir şey, ne diyeyim sana, mucize.
- 43:06
Ne bakayım daha fiziki bir mucize? E huyları hemen değişti. Görünen bir şey yani. Bir de mesele nedir? Şifa ile ne alakası var? Şifa ile ne demek ne alakası var ya? En büyük belamı bu sebep. Şimdi benim bir kızım olsa, elhamdülillah kızlarım hep hayâlı çıktı da, bir kızım olsa, hayâsız olsa yani, ne olacak, 13 yaşında olsa, 15 yaşında olsa, o kadar ufak kızım da yok da,
- 43:29
böyle erkeklere işte şurada burada gelse, haiii bir hareket, ne olurum be? Rezil olurum yani. Zaten girme buraya, çıkma buraya, kapıyı açar, bin memle gelir, ona bir laf söyle, buna bir eşini versene, bunu yesene. Aaa rezillik. İnsan ölmeyi tercih eder ya böyle bir kız olup da erkekler içinde beni rezil edecekse insan.
- 43:48
Ölmeyi tercih eder ya, sen belayı anlıyor musun şimdi? Hayâsızlık bir baba için, bir kızı hakkında veyahut amcanın, dayının, bir yeğeni hakkında, hayâsız bir kadının kızın, tabi erkeğin de hayâlı olması lazım ama kadına da lazım. Dolayısıyla musibet, bela, hastalık ya.
- 44:09
Şimdi bak adam desek yine, yani icabında hayâlı olsun da bilmem ne hastası olsun, yok hayâsız olsun da sağlam olsun. Ulan sağlam olsa neye yarar? Rezil etti bizi aleme de. Onun için büyük bir şifa olmuş oldu yani. Şimdi diyor yani Şâb-ı Hafâdî, Buhab'da Kazıyaz Hazretleri, işte bu fasılda diyelim, baya bir hadis-i şerifler zikretti yani.
- 44:35
Her derste 3-5 mucize konuşuldu en az. Ama diyor o kadar hadis-i şerif var ki, Delâl-i Nübüve'de 4 bin mucize var yani, Fiziki, Karkuçi'de var Nisâb-ı Uriye'nin, Şeref-ül Mustafa'nın kitabından sonra Ebu Nâbi'sinin, sonra Ebu Nâbi'sinin, Delâl-i Nübüve'ler daha dolu yani, siyerler de dolu. Yani 4 bin en azı yani, bu fiziki mucize.
- 45:00
Biz burada tabi kaçını saydık bilmiyorum, bir elliye yakın var. Onun için diyor bu Usta Damranc, ben aslında Beyekini, Delâl-i Nübüve'sini ders yapayım dedim yani, o var ya yani. Tabi 7 ciddi abi ne zaman bitecek ama, yani aklınız şaşar ya, ne mucizeler o. Hiç duymadan öleceksiniz. Biz yine epey kitap karıştırıyoruz yani, anlatamasak da kendimiz görüyoruz.
- 45:24
Yani o kadar üzülüyorum ki sizin adınıza ya. Şu gördüklerimin hepsini sizinle paylaşmak istiyorum. Ya ne vakit yetiyor, ne sağlık yetiyor, ne bir şey. Yani şu Beyekini, Delâl-i Nübüve'yi, ne bileyim ben Türkçe'ye tercüme edeceğim, tercüme ederek çok güvenmiyorum tabi gerçi de, yani kendim anlatmam başka.
- 45:40
Yani o mucizeleri okumadan git, şey etmeden, hele bu sahabenin siyeri hakkında falan, hiç bilmediğimiz, bildiğimiz, duyduğumuz var ya, bilmediğimizin zekatı olmaz yani. Millet Mehmet Efendi'nin, bilmem siyerci diye kalmış eline yani, adam ancak Kerbela'yı anlatıp, Şia'yı, Şia'yı müdafası yapıyor, Ehl-i Sünnet'e bir şey sağlıyor.
- 46:01
Yani bunlar siyerci diye milleti şey ettiler yani. Esas siyer, esas mucizeler, Delâl-i Nübüve'ler, bunlar hiçbiri millete anlatılmadan, ben de öleceğim, siz de öleceksiniz. Kaç yaşına geldik? Çoğumuz yaşadı, biz kadar yaşayamayız. Yani ne yazık ya, ne yazık yani şu televizyonlara, bir açık oturma, hani gazetenin haberi, ben de merak ediyorum,
- 46:24
bir saat eskisi imzaladığında, 3-5 dakikada bir bilgi alıyoruz yani. Ama arkadan, işimiz var, güçümüz var, dünya kadar ilim var, size vermemiz de gereken kitap yazıyormuş, Erol Furkan'la uğraşıyoruz. Yani şimdi siz bunların hiçbirine, hemen hemen çoğuna vakıf olmadan, öleceksiniz, bu durum onu gösteriyor.
- 46:42
Ben de bunların çoğunu görsem de anlatamadan gideceğim. Bundan büyük hasar ve huslan olurum ya. E ne yapmamız lazım? Şeyh Efendi Hazretlerimizin buyurduğu reçeteye başvurmamız lazım. 8 saat dünya mesafesinde yemesi içmesi, 8 saat yemesi içmesi, uyuması uyanması, çoluk çocuğun anasını yemesi, 8 saati verebilsek, 8 saati ilme, şerhat, tarikat, zikir, ibadet falan,
- 47:08
o zaman ahirette zengin gideriz. Ama şimdi bizim şu kafayla namazları ayırdığımız, abdest, kusur, taharet, namaz desen 1 saat. 1,5 saati bulmuyor yani. E ne oldu abi ya? Hiç ilme vakit yok. Sohbet dinleyen adam epey bir şey öğrenir. Hazıra konmuş olur. Ben bunları hazırlıyorum size. Bu kadar şeyi nereden toplayacaksın?
- 47:28
Arapça bilmezsin. Ama ona da vakit vermiyor. Onun için mutlaka sohbetleri, şifa dersleri, meczuba dersleri, perşembe sohbetleri, terkibü terkib dersleri, hepsini dinleyin. Dinleyin, dinletin. Link atın. Sitemiz yeniste. Gazeteden dolayı bir tarafa ihtar verdiler. O siteler, çıkarmıyoruz. Bildirimler yapılamıyor.
- 47:49
Şimdi buradan elhamdülillah, Allah razı olsun hepinizden. Yeniden öne çıkartmaya, önermeye başlandı. Bildirimlerimizi açın. Dinleyin, dinletin, link atın. Allah rızası için ölmeden evvel insanlara faydalı olalım. En hayırlı insan olalım. Allah şifa-i şerif hürmetine maddi manevi hastalıklarımıza, dertlerimize şifalar, devalar ikram eylesin.
- 48:09
Amin. Yine öbür fasta gelemedi. Fasta geldik ama bitti. Şimdi dualarına icabet. Öyle bir ders var ki önümüzde. Hazreti Enes İbni Malik ile hala sultan, Kıbrıs'ta yatan teyzesi, Ümmü Haram annemiz, Ümmü Süleyman annemiz, kendi annesi falan. O ne mucize ya. Bir dua etmiş sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Enes'e.
- 48:28
Aklınız duracak duanın, tezahüratın. Bu gece hazırlamıştım onu da. Yani vakitler şeydi. Ben de tabii nefeslerimi biraz idareli kullanıyorum. Her gün ders var. Allah efendimizden razı olsun. Haftaya kaçırmayın şifa-i şerifi. Hazreti Enes hakkında duyacaklarınız, aklınızı uçurtacak mucizeler var. O sallallahu aleyhi ve sellem, seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve selleme.
Benzer sohbetler
1:23:21Şifâ-i Şerîf Dersi 299. Bölüm 12 Ekim 202612 Ekim 2026 · 84 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 12 Ekim 2026
1:16:13Şifâ-i Şerîf Dersi 298. Bölüm 5 Ekim 20265 Ekim 2026 · 77 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 5 Ekim 2026
44:07Şifâ-i Şerîf Dersi 297. Bölüm 28 Eylül 202628 Eylül 2026 · 45 dkŞifâ-i Şerîf Dersleri · 28 Eylül 2026


