Terğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler 8. Bölüm 4 Ocak 2016
4 Ocak 2016 · 57 dk
00:00 / 56:11Şu an 00:00 / 56:11
Video bölümleri
Transkript
142 satır
- 01:30
şu mübarek Rabiul Evvel ayının son haftasında sizlerle bir hadis-i şerif dersinde daha buluştuk. Hafız Mücri Hazretlerinin sahih kaynaklardan derlediği Et terhîb ve terhîb, teşvik ve korkutma muhtevalı eseridir. Bu mübarek eserde birçok hadis-i şerif mevcuttur. Daha biz birinci baptan gidiyoruz ki o da niyet ve ihlas konusudur.
- 02:05
Önümüzdeki hadis-i şerif de çok önemli bir hadis-i şeriftir. Rabbim Teala, güzel anlamaya, dinlemeye, amel etmeye, tatbik etmeye muvaffak eyle. Amin. Sahabe-i Kiram'dan buzat Ebu Kebşe Hazretleri. Bunların hepsinin özel kıssaları var teracim kitaplarında. Sahabe-i Kiram hakkındaki tabakat kitaplarında tabii ne güzel olur onlardan da biraz bahsedilse.
- 02:43
Her rabi hakkında kısa bir şey ama ne vakitler yetiyor, ne himmetler, ne azimler. Kasır kalıyor tabii bu zamanda insanlar. Ne okumayı seviyor, ne dinlemeyi seviyor işte. Böyle süsleyerek, müslüyerek lafları milleti, kulağını, kalbini işte hadis-i şeriflere celp etmek. Kendimize celp etmek değil. Yani beni dinlese, dinlemezse ne kazanacak?
- 03:09
Ama anlattığımız konuları dinlemesi için işte insanlara teşvik yapmaya çalışıyoruz. Gönül isterdi ki o rabi hakkında da kısa bir malumat verilse mesela. Her zaman bu olmuyor. Ennehu buzat semi'a işitti. Kimi Rasulallah sallallahu aleyhi ve sellem. Kainatın Efendisi'ni işitti ki yakulu buyuruyor. Çok büyük bir hadis-i şeriftir bu.
- 03:34
Tabii Hafız Münziri Hazretleri direkt hadis müsnidi değildir. Yani ona da ulaşan belki bu vasıtalarla hadisler mutlaka var. İcazeti senedi duyacak hadisler çoktur. Ama burada tabii Ahmet bin Hanbel rivayet ediyor. Tirmizi rivayet ediyor bu hadis-i şerifi. Lafız Tirmizi'den alınmış. Bu hadis-i şerif hakkında hadis hasen ve sahihtir.
- 04:01
Hasen yani hüsn derecesi hadislerdeki mertebe sahih, sıhhatli olduğuna dair. Tirmizi Hazretleri ki hadis sahasında Tirmizi'yi söz sahibidir. Onlar sahih demişler bu hadis-i şeriflere. Şimdi İbn-i Mace'de de geçiyor. Onda biraz farklı bir lafız geçiyor. Benim adetim şudur, takip edenler dersleri belki talebelerden, hocalardan vardırlarsa.
- 04:26
Ben birinci lafzı alıyorum. Yani mesela burada yirminci numara konmuş. Bu manayı bu hadiste vereceğiz. Ama aynı mealde İbn-i Mace'de farklı bir lafız. Yani tabir ve üslup farkı var ama muhteva aynı. O ikinciyi söylemiyorum. Çünkü vakitlerimiz kısıtlı. Zaten tergibü tergibi numaralandıranlar da ona yeni bir hadis diye numara koymamış.
- 04:49
Gerinin farklı lafzı diye. Dolayısıyla ben numaraları takip ediyorum. Yani şunu demek istiyorum. Vakitten tasarruf, aynı şeyleri tekrarlamak iyidir. sünnettir ama bizim önümüzde binlerce hadis var. Bu demektir ki, on sene, yirmi sene bu kitabın bitmesine, belki dersin vaktini kırk beşte değil de bir buçuk saate çıkarırsın, biraz daha hızlanırsın, onu bilmiyorum.
- 05:14
Kaç tanedir şifa dersinde bayağı bir yol aldık ama daha yolun neresindeyiz? Dörtte birini yapamadık Şifa-i Şerif'in. Aralara şeyler, engeller girdi. Onun için biz aynı manada olanlara itibar edelim. Öbür, ikinci lafsı lafız farkıdır diye mana fark etmediği için yeniden beyan etmiyoruz. Onu söyleyeyim.
- 05:35
Hani, hoca burayı okumadı demeyin, bazılarını öyle atladım. Neyi atladım? Ya aynı hadis İbn-i Muhacir'de şöyle bir farklılık var ama mana aynı. Kelimeler farklı. Ben ondan dolayı bir daha okursam yine bir yarım saat, yirmi dakika gider. Bundan dolayı burada numaralara itibar ediyorum. Yani yeni konu olduğunda hadis-i şerifi naklediyorum.
- 06:05
Ben diyor, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim. Selahaddin üç şey söyleyeceğim size. Ey benim ümmetim Uksim'i ben yemin ediyorum. Kainatın Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem ne kadar sadık, ne kadar doğru, ne kadar dürüst hiç yalanı yok, hiç yanlışı çıkmamış yani. Puzat diyor ki, yemin ediyorum diyor.
- 06:28
Yemine ne hacet? Çocuk senet yani. Mukbir-i Sadık aleyhisselam. Ama ben yemin ediyorum diyor. Aleyhine bu üç şeye yemin ediyor. Evet. Yani o sahabi yemin etmiyor. Ben de bir baktım anı sahabim mi yemin ediyor ben dinledim diye bu hadisi. Değil. Kainatın Efendisi diyor ki ben üç şeye yemin ediyorum veuhadditikum hadiden
- 06:54
şimdi size bir hadis bildiriyorum. Yani ilginç. Hiçbir hadisin başında bak şimdi size bir hadis söyleyeceğim diye de bir rivayet böyle görmedim ben. Ben bayağı da bir şeyler görmüşümdür. Ama bu ilginç değil mi? Bir defa yeminle başlaması. Bu yemin yani vallahi gibi vellezinefsü muhammedin bi yediği sallallahu aleyhi ve sellem muhammedin canı yedi kudretinde olan Allah'a yemin
- 07:18
bunlar çok geçer. Ama başında bak yemin ediyorum kasem ifadesi üç şey var bak bunlara yemin ediyorum ha diye bu şekil çok nadiren derdir. Ben hemen hemen hatırlamıyorum mislini mesela. veuhadditikum ben size şimdi haber veriyorum hadiden nasıl insanları keşke haberdar etseydiniz. Hadis-i şerif okunuyor.
- 07:39
Kainatın Efendisi buyuruyor. Cübbeli akılsızın biri. Ama olsun vazife yapmaya çalışıyor. Cübbeli duyuruyor. Kainatın Efendisi buyuruyor. Sen buyurana bak. Duyurana bakma. Takılma burada. Benim cübben mavi mi sarığım bilmem ne mi işte buradan bir şey mi çıktı falan takılma bunlara kardeşim sen ya. Sen kim buyuruyor?
- 08:01
Benden dinlersen aldanırsın. Sahibinden dinlersen kazanırsın. Ben kimim ki ne diyeceğim ya. Benim hiç hayatta buyurduğum bir şey yok yani. Duyurduğum çok şey var. Ben size bir hadis bildiriyorum diyor sallallahu aleyhi ve sellem. Fahfazu hıfz edin ezberleyin diyor. Bak hiç bu kadar hadis okuyoruz böyle bir ezberleyin talimatıyla başlayanı rastlamadık.
- 08:26
Hıfz edin, belleyin, ezberleyin huu o hadisi mi diyor. Çok büyük bir hadis. Yani hakikaten yetecek artacak. Bu dersin de konusu bu olabilir. Zaten uzun bir, yarım sayfalık bir hadis şeridir. Dört beş tane kısa hadise bedel. Manada çok sözlere bedel. Nasıl insanlara duyurmayacağız? Nasıl insanlara ulaştırmayacağız?
- 08:50
Nasıl tebliğ etmeyeceğiz? Bu dersler nerede bulunur? Bu hadis-i şerifler nerede duyulur? Hiçbir kanalda bir şey yok yani. Geçen gece biraz uydudan kanallar var. Ben uyduyu da açmayı bilmiyorum. Kanallarda bulmayı bilmiyorum yani. Anlamıyorum. Ne kumandadan anlıyorum ne bir şey. Olduğum ortamda açıyorlar bazı kere.
- 09:13
Yani İslami kanallar, tarikatların kanalları, cemaatlerin kanalları. Kaside, name, şiir, yan semava ver, dön semava ver, çay şöyle böyle, çay kasidesi, su kasidesi falan ya. Ölüyoruz gideceğiz. Milletin din-i imanı kalmamış. El-i sünnet itikadından haberi yok. Hadis-i şerif duymamış. Bu millete yani bir şeyler anlatalım.
- 09:40
Kasidelerle nereye kadar? Hani insan bir ferahlanmak için belki bir kasideyi bürte gibi bir şey bittinler ama yani biz bunlarla ne amel edeceğiz ya? Helal nedir, haram nedir? Kainatın Efendisi bak, saygılar, size bir hadis söylüyorum. Bak bunu hıfz edin, muhafaza edin, belleyin, ezberleyin. Sen bunu birçok insan şu anda ilk duyacak ya.
- 10:02
Kaç yaşına gelmiş adam, 80-90 yaşında bu hadisi hiç duymamış. Kur'an'daki ayetleri duymamış çoğu. Yani böyle bir zamanda yaşıyoruz. Allah size kanal kurma imkanı vermişse, paranız var imkan, bunlar zor işler, bu işleri biz de içinden geçtik. Çok zor hakikaten toparlanmak. Kolay şeyler değil bizlerin, cengin holdinglerimiz yok.
- 10:22
Müslüman cemaatler imece usulü bir şeyler yapıyorlar ama madem bu fırsatı ele geçirmişiz, iyi değerlendireceğiz yani. Ayet okuyacağız, hadis okuyacağız, millete bir şey anlatacağız, namaza başlatacağız, içkiyi bıraktıracağız, kumarı bıraktıracağız. Yani yoksa zaten adam öbür müzik kanallarında her türlü müzik var.
- 10:39
E ben müzik dinlemiyorum, ben kaside dinliyorum. Ya ben senin kaside dinlemenin de niyetin iyi olabilir. Arada salavat okuyorsun, dur zikri hatırlatıyor, dur ben sana kötü niyetlisin demiyorum. Bunu yapanlara da kötü bir iş yapıyorlar demiyorum. Hani tabii ki enstrüman iyi bir şey değil, enstrüman yasak.
- 10:55
Hanefi mezhebinde enstrümanın olmaması lazım ama çoğu da enstrümanı da kaçırıyorlar, oradan da fıkıhta işi sıkıntıya sokuyorlar. Bununla beraber ama arkadaş bunun dakikası olur, 5 dakikadır, 10 dakika olur. E şimdi sen klip kanalı gibi, sen İslami bir kanalın gibi hangi dakikada açıp da her dakikada kaside olmaz ki.
- 11:14
Ya sohbet, sohbet, sohbet. Bak bizim lale güdü, aralarda belki bir şey hafif bir şey ya veriliyor ya verilmiyor yani. Devamlı sohbetten. Şimdi demin Ali Ölve Hoca bitiyor, ben başlıyorum, o bitiyor, öbür hoca başlıyor. İlim, dünyada neler oluyor? İslam coğrafyalarında neler oluyor? E bütün dünyada Müslümanlar eziliyor, perişan halde.
- 11:32
Yani bunlardan haberdar olmamız gerekiyor. Bu kadar konu varken memleketimize iç savaş, dış savaş tehlikeleri, vatanımızı nasıl koruyacağız falan yani bunlar ilim ister. İlim nurdur. İlim ışıktır. Bu ışıksız, burada bir yer görükmez. Bu kadar kitap, hangisini seçebilirim ben şimdi ışık olmasa? E sen ilme, hidayet bulmayan, ayetten, hadisten nasibini almayan,
- 11:58
bizim bu konuşmalar yapan hocalarımız yani, ben kendimi kastetmiyorum. Yani bizim kanalda, sahirde olabilir, bazı kanallarda da olabilir. Yani ee Büyük Görükçü Hocaefendi de çıkıyor işte. Abdurrahman Hocaefendi mesela, illa bizim kanalda olmayan hocalar da var. Yani biz bunları asla reddedemeyiz. Ehl-i sünnet kardeşlerimiz, efendim kimisi yaşça büyük abilerimiz falan.
- 12:23
E bunlar ilim veriliyor. Ama sen ilme talip değilsin ki, sen istiyorsun hoppala zıppala defdüm belek yani bunları biraz azaltalım. İlme çok vakit harcayalım yani. İlim nurdur. İnnel ilme nuru ve nurullâhi lâ ihdâli as. Tabii günahlarla uğraşanlara ilim nuru hidayet etmez, hidayet edilmez. Onlar ilim nuruna eriştirilmez.
- 12:46
E çünkü bakıyorsun hakikaten böyle içkici, kumarcı, zinacı veyahut da namaz, abdest yok falan. Bu insanlar dinledikleri kafalarında kalmaz zaten dinleseler de. Çünkü ilim nurdur, nur asilere nasip olmaz diyor. Ha dinlemek nasip olabilir. Fakat ne kaldı kafasında sorsan, ders bitti, bir şey kalmadı. Ama ibadetine dikkat eden, haramlardan sakınanlar da daha fazla bir
- 13:08
konuşulandan istifade artıyor. Bunları zaten yaşıyoruz, görüyoruz insanlarda. Onun için biz günahları terk etmeli ve ibadetlere vakit harcanmalı ve ilme vakit harcanmalı. Zaten ibadet ilimsiz olmaz. Ya bilmeden itikadın düzelmez ki. İnancın olmadan, namazın kabul olmaz. Namazın farzını, vacibini bilmeden, iman-ı İslam ilmihalini okumadan, incelemeden o kadar binlerce meseleden
- 13:33
nasibi olmayan adam, ben anandan gördüğüne göre namaz kılınır mı? Üç yaşında çocuk musun, ananı taklit ediyorsun. Sen okuman gerekiyor, dinlemen gerekiyor ya. Mutlaka birbirinize, bak ben size bir hadis öğretiyorum şimdi. Açıklıyorum diyorum. Bunu hıfz edin. Kâinatın Efendimiz'in bize emirleri var ya, bak bu hadisi mi şimdi diyor be.
- 13:53
Ezberleyin diyor. Herkese aktarım bunu diyor ya. Ezberleyin ne demek? Kalsın sende. Neye yarar kalsa sende? Kendine de lazım, millete de lazım. Mutlaka bu dersimizi, bu dersimiz özel bir ders. Yani bu hadisten dolayı, benden dolayı bir şey yok. Ben aynı adamım. Ama diyor bak, yemin ediyorum size diyor.
- 14:10
Üç şey anlatacağım diyor. Bak bir hadis söylüyorum diyor. Bunu hıfz edin, ezberleyin. Kale buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem. Şimdi bu sözden, girizgahtan sonra bu hadis size emanettir. Kainatın Efendisi'nin ezberleyin diye emrettiği, hıfz edin diye emrettiği bir rivayettir. Size bu kadar. Ben de ezberleyeceğim inşallah.
- 14:31
Gerçi bir kısmını okuyabilirim yani, bir şey etmeden. Manakasa malu abdümün sadaka. Birinci madde. Senelerdir ben arzilerden okurum bunu. Bu bölümünü hep okurdum. Manakasa malu abdümün sadaka. Üç yeminin biri. İkincisi, ve ma zulümü abdün. Yani tam lafzı burada okuyabilirim. Belki de ancak okuyabilirim.
- 14:53
Ve la zulümü abdün mazlumeten fa sabara aleyha illa zadehullahu bi a'izzah. Bu ikinci madde. Ve la fetaha abdün bâbe mes'eletin illa fetahallâhu l-bâbe'l-fakri diye okuyabilirim. İlla fetahallâhu aleyhi bâbe'l-fakri'nin demiş. Zaten o da ev kelimeten nehva. Buna benzer kelimede olabilir diyor. Ravi de kendisi de söylüyor.
- 15:16
Bak üç madde okudum size. Selâzün uksimu aleyhine. Şu anda ben de sizden açtım. Misafirlerim vardı. E Seyyid Ammar Fuad Hazretleri gelmişti. Nakşibendi Şeyhi. Halid-i Müşahhı'ndan. Efendim Irak Samerra'da Ehli Beyt'in makamıdır. Allah şiadan muhafaza etsin. Şeyhi Şeyh Abbas. El-Haseni'nin Nakşibendi Hazretleri'nin halifesidir.
- 15:39
Bana da şifaatlerinden Şeyhi İcazet göndermiş. Altı şifaatlerini okuyup yazmak için manevi özel evliyaullah'tan izin. Seni çok seviyor diyor. Bu adam iyi, mübarek adam, iyi adam diyormuş yani. Buna ben dua ediyorum. Ehl-i Sünnet müdafası yaptığımızı bütün dünyada gösteriyorlar.
- 15:57
Şimdi bu internetler çıktı. Çocukları o Şeyh Efendi'ye açıyor. Onlar açamaz. Ben bile açamıyorum bu yaşta. 75 yaşında zaten internet. Biz açamıyoruz ki. Çocukları göstermişler. Benim bazı şeylerimi dinletmişler falan. İşte özel dualar göndermiş. Özel işte bu şifaatlerinden icazet verdiler. Elhamdülillah.
- 16:13
Yapıyordum, yazıyordum ama özel bir usta icazetim yoktu. O daha nasip oldu. Ondan sonra onlarla meşgul idim. Yani buraya geldim. Ben hiç kitaba da bakamadım. Şimdi siz iki dakika evvel açtık kitabımızı. Beraber okuyoruz. Ha, benim kafamda kalabilir. Ben Arapça'ya biraz şeyim. Aşinayım. Bir de hadisleri eskiden beri okuduğum için.
- 16:35
Siz belki bunu üç dakikada yapamazsınız. Otuz dakikada yaparsınız. Ne olacak yani? Otuz dakikada olsun. Üç şeye yemin ediyorum. Size şimdi bir hadis buyuruyorum. Bunu hıfzedin, ezberleyin. Sadakası mal-i amdim min sadaka. Hiçbir kulun malı ve parası sadaka vermekle eksilmedi. Bu hadisleri eskiden beri okurdum.
- 17:01
Bu bölümünü okurdum. Hiçbir kulun malı. Şimdi burada ne yapıyorsun? Sadaka vermek. Vermek cebinden bir şey çıkıyor. Kasandan bir şey çıkıyor. Yani nerenden veriyorsan artık. Buğdayından veriyorsan. E buğdayın eksiliyor. Hurmadan veriyorsan hurman eksiliyor. Neyse malın, mülkün. Kumaştan veriyorsan dükkanda manifeturacısın, bezzatsın efendim.
- 17:22
Yani hoca efendim bu nasıl bir hadis? Eksilmedi diyorsun ama bizim bayağı on metre gitti. İşte senin kafan o kadar basıyor. Ayet-i kerime ile mukayese yaparak daha iyi anlayalım. Ne buyuruyor estağfirullah? Ve man fektüm min şeyin. Yani siz Allah yolunda ne verirseniz. Fe ve yukılifu. Allah onu dolduruyor.
- 17:46
Yerini dolduruyor. E bu ayettir. Hadi hadisin kaynağını arıyorsun. Ayet elinde kaynak soracaksın. Kurandır bu. Yerini dolduruyor. Kainat-ı yaratan yerini doldurduğunu söyledikten sonra sen hala ne konuşuyorsun? Yeri dolmakla kalmıyor. Yani on metreye on metre gelmiyor. Ayet-i kerime'de ne buyuruyor?
- 18:05
Okullar ki benim rızam için hayra harcıyorlar. Türi'l-ün eve cellâ. Allah'ın cemalini ve rızasını arayarak verdikleriniz. feulâke umul mud'aifûn. İşte onlar kat kat artıranlardır. Bak yerini doldurur öbürü ayet. Bu ayet ne diyor? Kat kat koyanlar, yerini artıranlar. Buna karşına buyuruyor. ve mâ teytum bi-rriben.
- 18:33
Hangi faiz alıp veriyorsunuz? yiyarbû fi-envâlin nâs. İnsanların mallarında artış olsun diye. Yani faiz alan on veriyor, on beş alıyor. Diyelim. Ya bu şimdi ne oldu görünüşte? Beş fazla kazandı görünüyor. felâherû indi Allah. Allah indinde bu artmadı diyor. Ne demek? Bereketi gitti. ye'muhakkû. Başka ayet okuyalım şimdi.
- 18:57
ye'muhakkûllâhu ribâ. Allah faizli alışverişin bereketini sildi diyor. Ve sildi de demiyor, siliyor diyor. Sıralı siliyor diyor. ve yurbi-s-sadakat. Sadakaları da büyütüyor diyor. Riba artış demek zaten, faiz artış demek. Yurbi büyütüyor. s-sadakat, sadaka zekâtları. Bu ne manadır yani? Ama şimdi biz bunu yaşadık.
- 19:21
Çevremde yaşadım. Ben babamın işleri itibariyle tabii ki 7-8 yaşımda, 10 yaşımdan beri dünya işlerine gitmedim, fabrikalarına falan çok gitmişliğim yoktur, sayılıdır. Herkes de bilir, 300 işçi, 400 işçi çalıştırdığı zamanlar oldu. Benim pek işim olmazdı orada. Ama tabii aile evi dostluklar oluyordu, evimize çocuktuk, biz gelen iş adamı oluyordu.
- 19:44
Bizim tanıştıklarımız babamın yanında oluyordu, bayramıdır, şusudur, busudur. İnsan babasının yanında bulunduğu zaman şey diyor. Ama bu insanların birçokları tanıdığım, ettiğim yakın çevremde yani bunlar oldu. Faizcilik, tefecilik işte benim banka ile işi olan çünkü büyük iş adamları, demir tüccarları, çivi fabrikatörleri babam demirciydi o zaman.
- 20:09
Ama başka işlerde yapanlarda tanışları var. Böyle hakikaten faizle iş yapanların birer birer battığını, iflas ettiğini, kredi alanların, bu kredi işlerine girenlerin, tabii bunlar büyük kredilerde adam tabii, 1000 ton, 2000 ton demir kredisi yani. Ha tabii küçüğü de aynı haram haramdır da faizli şey almak, vermek ama hiç batacak demediği insanlar battı gitti.
- 20:40
Banka sahipleri şunlar. Daha yakında biri vefat etti. Allah taksiratını affetsin. Müslüman idi, ben Müslüman olduğuna şahidim yani. Allah rahmet etsin ama günahkarlar olabilir insanlar. Yani Türkiye'de bile kalamadılar. Bunların çoğu yurt dışlarına kaçmak durumunda kaldılar. Bunlar Türkiye'nin bütçelerini yöneten büyük bankaların sahipleri idiler.
- 21:05
Kimini çeşitli vesilelere tanıyorduk, ediyorduk. Kimini hiç tanımıyoruz ama haberlerde görüyoruz. Ne oldu bu, bu milyon dolarlar, milyar dolarlar konuşan adamlar? Aç açık perişan, kimi hapiste, kimi kaçakta, kimi şurada, kimi burada cenazeleri zor geliyor yani. Niye? Çünkü faizle iş yapanların Allah bereketini mahvedecek diyorum.
- 21:32
Sadaka ve zekat ve hasenat yapanları artıracağım Allah buyuruyor. Vermek gibi, Efendi Hazretlerimiz şöyle tabir ederdi. Sadaka ve zekat vermek gibi görünüyor, halbuki almaktır. Faiz almak gibi görünüyor, halbuki vermektir. Yani manevi tarafını gördüğün zaman bereket ayrı bir şey. Adam beş lirayla beş lirayla beş çeşit yemek yiyor.
- 21:55
Kendine göre, benim babaannem rahmetli yarım kilo kıymayla üç dört çeşit yemek yapardı. Artık ona biraz böreğin içine hafif serpiştirir, çiğ börek olur, biraz çorbaya katar kıymalı çorba olur. Yani beş çeşit yemek yapar, yarım kilo. Ben şimdi böyle kadınlar biliyorum, on kiloyla bir yemek çıkaramıyor.
- 22:12
Eti de murtar ediyor yani. Bereket ayrı bir şeydir. Adam beş lirayla doyar, öbürü beş milyarla doymaz. Bereket yok. Adam ayda on bin, yirmi bin, yüz bin, beş yüz bin kazanan var, tabii trilyon kazanan da var aylığı. Fakat o adama sor, mutsuz, huzursuz, işte faiz, kredi, haram karışıksa, gece rahat uyuyamaz, ertesi gün çek, senet alacak, verecek, kafa telaş.
- 22:43
Ve bu adam yani mutlu bir hayat yaşayamaz. Öbürü iki bin lira maaş, hatta asgari ücret bin, üç yüz bin oldu şimdi, yeni oldu daha, belki de millet almamıştır hiç. Yani yedi yüz lira felan da, sekiz yüz lira. Ya adam mutlu ya. Vuruyor soğanın kafasına, basıyor tuzağa. Benden iyi yiyor. Benden rahat adam.
- 23:04
Çünkü helal da huzur var. Hele bir de hayır hasenat yapabiliyorsak, en durumuna göre bir lira da sadakadır ya. Allah illa bin liradan aşağı sadaka kabul etmiyorum demiyor ki Kur'an'da. İttekun nârule bişikkirtemrû. Yarım hurmayla canınızı cehennemden sakının diyor. Yarım hurma. Bir hurma bile fazla geliyor diyor.
- 23:25
Yarım hurmayla kurtulabilirsin. Yeter ki geliyoruz işte, niyet, niyet, niyet. Niyetin Allah rızası olsun. Niye beceremiyorsun ya? Eksiliyor. Ne eksiliyor ya? Hiçbir kulun malı sadakayla eksilmez. Ben çok insanlar tanıdım. İsimlerini verip reklam yapmama ihtiyaç yok. Kimi öldü, kimi sağdı, kimin oğulları var.
- 23:45
Hâlâ oğulları bile yemekle bitiremiyor. Müşteriler kuyrukta. Hâlâ. Çünkü babalarının kurduğu düzende hep talebeye, fakire, fukaraya vermek üzere kurdu adam. Adamların malı böyle tırınk parayı yatırıyor, üç ayda adam mal bekliyor. Ve müşteri de kuyruk. Hiç bankayla işleri yok. Hiç. Ben böyle insanlar tanıyorum.
- 24:05
Bir değil, iki değil, üç değil, beş değil. Bu faizli bankaları kuran, bu kadar adı meşhur zenginler, yani birçoğu intihar eden, hapse giren, yurt dışına kaçan, hiçbirinin akıbeti hayır olmadı ki. Topbaş ailesi var. Allah selamet versin. Efendim Musa Efendi, Rahmetullah Hazretleri.
- 24:27
Şimdi Osman Efendi var. Mesela ben çocukluğumda Bahariye işte falan duyardım yani. Fakat kimse boş dönmez derler. Ha ben yardım ihtiyacım olmadı. Babamın durumu iyiydi. Ben yani bir kimseden yardım istemedim. Şahsıma bir yardım istemedim. Kurslara falan da çok böyle bir yardım toplama gezmiş biri değilim.
- 24:45
Ama tabii medreseye ise talebe okutanlar, Allah rızası için talep ediyorlar. Ne yapsınlar? Onlar da talebenin beş yüz tane, bin tane talebesi olan var yine. Fakat yani bu bu. Onlar da Allah için hizmet ediyorlar ama Topbaş Efendiler de mesela gelen alır, giden alır. yani zekat, sadaka, kainat, hiç banka iş yerini bilmem, kredi, faiz duyulmamış yani.
- 25:05
Ha şeylerde bazı tokbaş fayatları hissesi olan, onlar finans kurumudur. Finans kurumu caizdir. Finansı faizden karıştırmayalım. Efendi Hazretleri finans kurumlarına fetva vermişler. Keşke şubeleri artsa da bu millet onla iş yaparken bile şubesinden dolayı Anadolu'da, Taşlı'da öbür bankalar aracılığını kullanmasalar, onların şubesinden şey olsa dediğine şahidim ben.
- 25:27
Ama finansla faizi karıştırmayalım. Bazı finans kurumlarında, bazı muamelelerde yanlışlıklar fıkha göre olabilir. Bu ayrı bir şey. Ama temel yani niyet, faizden milleti kurtarmaktır yani bu. E şimdi bu aileler, yani benim de yaşım, ben de hemen hemen kırk senedir duyduğum konular bunlar. Ama şimdi bu adamlar, elhamdülillah maşallah la kuvvetelleh, Allah nazardan muhafaza etsin.
- 25:52
Benim de çok bir samimi görüştüğüm birileri de değiller yani. Hiç pek. Görüştüm, birkaç kere rastladığım var hayatımda. Ama bir örnek verilebilecek bir aile yani. Yurt dışında, yurt dışında yurtlar, şeyler, camiler, talebeler. E şimdi verenler bu kadar vermekle eksilmediler ya. Gözümüzde gördük. Almağa kalkanlar battılar faizlerle.
- 26:19
Bu verdiklerini duyduğum, bunun gibi birkaç aileler de tanıyorum. Bunlar da parayı koyacak yer bulamıyor. Halbuki verdikçe veriyor adam ya. Çünkü, Allah'a iman etmiş arkadaş, nasıl Müslümansın ne verirsen yerini dolduruyorum diyor. Sadakaları büyütüyorum diyor. Faizleri siliyorum diyor. Bereketini mahvediyorum diyor.
- 26:41
E ben iki bin lira kazanırım ama ilacım olmaz, hastanem olmaz, masrafım olmaz, israfım olmaz. Ama sen iki milyon kazanıyorsun ama bir hastalık veriyor Allah bir bela, bir ameliyat iki yüz bin TL. Bir bilmem ne cihaz bilmem ne, böbrek nakli üç yüz bin. Bilmem cihaza bağlandı, efendim beş yüz bin. Ne oluyor böyle?
- 27:05
Çünkü haram adamı iflah etmez, faiz alıyor gibi gösterir ama öte taraftan cenaze masrafına gider, hastane masrafına gider. Bilmem trilyonluk arabalarına bir kazalar bir belalar tabu topar Allah sana en kıymetli evlerini, arabalarını. Onun için az sadaka çok bela hedef eder. Ver ya be mübarek muhtaç dolu, muhacır dolu, fakir dolu ya, sefillik içerisindeler ya git bul ya.
- 27:39
Hiçbir kulun malı sadaka vermekten sebep eksilmemiştir. Bu mucizevi bir hadistir. Bu denenmiş bir olaydır. Bunu kim takip ederse etsin, Allah için hayıra niyet edip verenlerde hiçbir batma söz konusu olmamıştır. İşleri güçleri batmamıştır. Zekatını doğru hesap edip verenlerde Allah'ın sigortasındadır.
- 28:05
En büyük sigorta şirketlerine Amerika'nın bilmem nesinin en büyük sigorta şirketi bile batmıştır. Sigortalıları da batırmıştır. Ama Allah'ın sigortası batmamıştır. Hassını emmâlekum bizzekâti hadis-i şerifinde. Mallarınızı zekatla koruma altına alın. Yani yeni lafta sigortalayın. Mallarınızı zekatla koruyun.
- 28:27
Yani vermek korumak oluyor. Vedavû mardâkumu sadaka. Hastalarınızı sadakayla tedavi edin. Yani sadaka vererek ne alakası var ya? Gideyim ilaç alayım bulayım. Mitkisel mitkisel doktordan tedavi böyle olur. O başka. O zahiri sebeptir. Manevi tarafını söyleyecek olursak hastalığın tedavisinde sadakayı kullanın diyor.
- 28:53
Verin diyor. Sadaka çok belaydı efendim. Sadakayı tez verin erken verin diyor. Fe innel belâ lâ tegabbâ. Çünkü sabah erken ne kadar erken verirsen bir bela da yola çıkmış. Kazadan kaderden gökten inerken bela sadakayı geçemez diyor. Yani erken verirsen önlemini tedbirini önce almış olursun. Bu böyle bir hadisler.
- 29:17
Hepsi mucize. İkinci. Yemin etti buna. Üç şeye yemin ediyorum. Kâinat Efendisi yemin ettiği bir şey asla tekallüf eder mi? Tersi düşünülebilir mi? İkinci şey. Belleyn dedi buyurdu. Belleyn yemin ediyorum buyurdu. Velâ zulime zulme uğratılmadı abdüm bi kulna zlemeden. Tam bir zulme uğratılmakla yani.
- 29:38
Benim gibi mesela. Verebilirim kendimle. Bana kurulan kumpasta o polisler 45 dakika gün kadınları bekletmişler. Hiç tanımadığım, görmediğim, bilmediğim kadınlar. İlle buraya imza atacaksınız. Biz hocayla buluştuk, görüştük. Şöyle etti bize, böyle etti bize. Bir o evde kapattı bizi. Efendim hürriyetimizi tahtit etti falan filan.
- 30:01
Saldırdı falan. Kafayı mı yedik biz ya bu saatten sonra? Bunlara imza atacaksın. Ya atmam diyor. Bir gün, iki gün, üç günde bir olay ifade alınmaz mı ya? İfadelerin üç gün ve uzatmalım uzatmalı beş gün yani. 45 gün kaldılar orada. FAST'tan, mahkemeden gelen kayıtlar benim dosyamdadır. Dosyamda duruyor.
- 30:24
Türk polisinden şikayetçiyiz diyor. Bize diyor boğazımızı sıktırıyor. Ya avukat istemişler. Onların ifadelerinden okuyoruz bunu. Yeminli bu tercümanlarla ifadeyi buradaki özel yetkili kapatıldı şimdi Allah şerlerinden muhafaza etsin o özel yetkililerin. Gittiler. Beni yargılayan hakim de açığa alındı.
- 30:45
Hepsi açığa alındı. Beni alan polisler hepsi kodeste şimdi. Böyle bu iş. Zulüm yapmayacaksın. Şimdi bu adamlar kadınların boğazına çıkıyor. Ya diyor avukat lazım dedik diyor. Avukat yok dedi diyor. Bir defa kanuni hakkı. Kumpas bu demek yani. Avukat gelse bir şey yapsa şahit olacak. Şahidi yok olayın.
- 31:09
İki ya ben Arap'ım sen Türksün. Nasıl tercüme edeceğiz? Yeminli tercüman lazım değil mi? Yeminli tercüman lazım. Yeminli tercüman. Çünkü adam ne diyor? Orada bir laf adamı yakar ya. Şahitlik bu. Tercüman yok. Polisin birine demişler sen Arapça biliyor musun? He. Ne Arapçası? İşte Aksaray Arapçası herhalde o.
- 31:27
Yabancılar şu Aksaray derler. Aksaray Arapçası yani. Demiş ben Arapça yok. Tamam. Al ifade. Avukat yok. Yeminli tercüman yok. Savcıya gidelim ifade. Savcı ifade yok. Savcılık ifadeleri yok. Hiçbir şey yok. Bir polis oturmuş orada Arapça biliyorum dediğine neye göre Arapça biliyorsa kırk beş günde bu ifade alınıyor.
- 31:52
Kırk beş gün. Ve bir daha güneş yüzü göremezsin diye sıkıyorlar şeyini boğazlarını. Vuruyorlar duvara bunlara. Dokuz saat ifade vermişler fazla. Resmi ifade mahkemeye geldikten sonra bizde gördük tabi. Ben Arapça anladığım için dosyanın Arapçasını gördüm. Şaşırdım. Tabi yeminli tercüman Türkçede de yapıyor mecburen mahkeme istiyor ya.
- 32:12
Tabi tercüme baktım aşağı yukarı aynı tabi. Yani orada tabi yanlışlık yapılamaz. Mahkeme resmi gelmiş. Adalet bakanından oradan geliyor. Elden gelmiyor yani. Oranın adalet bakanı buraya geldiği için hani avukatların eli değmiyor buna.
- 32:27
Şimdi böyle bir zulme uğradım. Lafımı derdimi anlatamadım. Yahu ben kimin hürriyetini sınırlayacağım? İnsan ticareti. Bir de kendim efendim sarkıntılık etmişim saldırmışım yetmemiş. Pazarlamışım. Satmışım yani. İşim bitmiş bir de satmışım. Ya hakim bey diyorum hürriyet satan bizden değildir yahu. Hadis var ben bu hadisleri okuyamadım.
- 32:55
Kim kimi satıyor yani. Hakime söylüyorum. Evet. Böyle bakıyorum ulan diyorum. Müslümana benziyor. Suratı da nurluya benziyor diyorum. Abdestli namazlığa benziyor. İnşallah bana zulüm yapmaz diyorum. Herif. Tutuklay. Bu paralelcilik çok kötü bir şeydir ya. Çok kötü bir şeydir. Dinine imanına bakmaz. Mossad'dan gelen emre bakar.
- 33:21
Müslümandır, hacıdır, hocadır. Bu adam karı satmaz. Demez. Mossad'a bakar. Paralel böyle bir şey. Bana bu kumpası kurdu bu paralel. Ondan sonra efendim savcıya gidiyorsunuz. 58 sene. 58 sene. Mevzu ne? Kara gömlük çetesi, şu memleket çetesi, şu çetesi. Azmettirme, şantaj, tehdit, tahdit. Satma, alma.
- 33:49
Bir dosya çıktı. Allah Allah. Biz bunları ne zaman yapmışız? Ömrümüz yetmez ya. Ben büyük zulme uğradım. Ve burada bir sene yattım. Ve bu arada annem sapasağlam ayaklarına basarak geldi. Beni gördükten sonra yemekten, içmekten kesildi. Beyni çöktü üzüntüden. Kadın resmen eridi gitti. Benim çocuklarım söylüyor.
- 34:13
Hastanede oturuyormuş. Biz yanından geçtik diyorlar. Bir ay içinde. Yanından geçtik diyorlar. Odaya gittik. Boş. Nerede babaannemiz dedik diyorlar. Döndük baktık diyorlar. Orada oturan kadınmış. Kenarda oturuyormuş diyorlar. Kadını tanımadılar. Bir ay daha. Böyle, böyle ortadan gitti. Beyni kilitlendi kadın üzüntüden.
- 34:31
Kim ödeyecek bunu şimdi? Sebeptir, eceldir ama sebeptir. Tamam da kurşun da sebeptir. Sen adama kurşunu sıkıp öldürüyorsun. Yani onun ecelidir ama sen katil olmuyor musun kardeşim? Onun eceli ondandır. Üzüntüdendir, sebeptendir. Ama buna müsebbip olan katil olmuyor musun? Vallahi katilsin. Billahi katilsin.
- 34:53
Sen öyle iki sene, üç sene hapiste yatarak, çıkaraktan bilmem ne, interpol arandı da bulundu da getirildi, iade edildi kurtaramazsın ki. Allah indinde vallahi, billahi katilsin. Ben bu suçları yapmadım ya. Bunu bana iftira atarak anamı öldürdün. Bunun katillik nasıl oluyor ya? Bu kadın hiçbir hastalığı yok.
- 35:13
Git Cerrah Paşa'ya raporlan bak. Zahiri bir şey bulunmuyor. Şimdi ben zulme uğradım. Bir kul, ben kendimden misal verdim. O arada bazı gerçekleri ilk olarak bu kadar detaylı. Kısa da olsa konuştum. Bir kul zulme uğramaz. Uğrar da yani ben uğradım. Saber hale ya. Bundan dolayı sabrederse. Hakikaten sabrettik.
- 35:37
Bir senedir içeride yattığımız sürece kimseye dalmadık, ona buna saldırmadık. Bazı bildiklerimiz varsa söylemedik. İnsanlara zarar vermek istemedik. Müslümanları işte lekelemek istemedik. Genel manada hükümete zarar vermek istemedik. Yani yaptık bunları. Bizim bir senelik yazdığımız mektuplar yakında basılacak.
- 36:01
Yani 700-800 sayfa buradaki zaten ifadelerimizden başka biz kendimiz konuşamıyorduk. O mektuplarla konuşuyorduk milletle. O mektupların ifadelerini de görürsünüz yani. Sabır ifadelerini. Sabrettik. İlla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yemin ettiği ikinci husus. Bir kul bir zulme uğrar da sabrederse illa zadehu mutlaka Allah ziyade eder.
- 36:24
Kim? Hu onu Allah Allah ne bakımından? İzzah. Şeref bakımından ziyade eder. Peki ben girdim. Bütün millet böyle bir acaba ne yaptı bu hoca ya dedi. Birkaç ay öyle bir acabalarla iş gitti. 3-4 ay sonra dosya çıktı. Dosyayı görünce hadi ya dedi. Hoppala bu bunu yapmaz dedi. Tabii zaman benim cemaatim hiç zaman inanmadı ama genel halkı söylüyorum.
- 36:47
Kamuoyu çünkü haberlere yansıdığı için kamuoyu oluşuyor. Bu noktada insanlar hakikati anlamaya başladı. Ondan sonra benim itibarım daha da artmaya başladı. Mahkememize 10 bin 20 bin kişi kapılarda yağmurun altında 8 saat duracak kadar fedakarlık etti. O zamanki ağalara, paşalara itibar nasip olmadı.
- 37:07
En büyük paşalara 50 kişi 100 kişi karşılamadı. Bize 10 bin der karşıladı. Ondan sonra hafizden çıkarken ki durumu gördünüz 10 dakika canlı yayınlar 10 dakika veriyor. Hem de muhalif kanalı 10 dakika canlı yayın. Ne olmuş ya cübbeli çıkmış yani. Niye veriyorsun 10 dakika? Tabii ki hemen çık hoca efendi.
- 37:25
Niye işte alt yol doldu, üst yol doldu, tem doldu, e5 doldu. Şimdi buralar bütün her yer kilitlenecek. Bir an evvel çık git diyor bana. Gardiyanlar. Ne oldu? Allah itibarına atırdı. Sen sabredersen zulme uğramışsan Allah itibarına ben benim mahkememe verahatıma lüzum yok. Benim verahatımı halk vermiş.
- 37:44
Çünkü neden? Zaten ben eğer ki bu günahları yapmış bir adam olsaydım Allah o kadar Müslümanın salih ve saliha insanların bu kadar dindar insanların 10 binler 100 binler beni bu hususta desteklediler. Milyonlar da diyebiliriz. Tabii Türkiye genelinde bu işe inanmayan milyonlar var. Bu insanlara Allah kalbine soğukluk verirdi.
- 38:04
Ne verdi? Aksine sevgi verdi. Aksine. Ve ondan sonra benim itibarım arttı. Efendi Hazretlerimiz her sözü hadis gibi olan bir zattır. Yani ben çıkıp yanına geldiğim zaman da ne buyurdu? Şerefin arttı. Şimdi bunu sonra ben bu hadisi görünce ya bu Efendi Hazretleri her konuştuğu bir hadis ya. Çünkü neden?
- 38:25
Zulme uğrayanı şerefi artar diyor. Dedi ki şerefin arttı. Ben onu Efendinin sözü olarak aldım kabul ettim. Sonra bir de baktım hadismiş. Ve siz bunu gördünüz, yaşadınız. Dört beş senelik olaydan bahsediyorum. Siz burada benim itibarımı izzetimin arttığını yaşadınız. Artık bu hadis şerifin ne kadar sayı olduğunu yani üç şeye yemin ediyorum.
- 38:47
Bir kul zulme uğrar. Onun için hanım kardeşlerim kocalarınız size zulmediyor olabilir. Evlatlar, yavrularımız ana babalarınızdan haksızlık görüyor olabilirsiniz. İş yerinde patronuzdan memur olan amirlerinden vesaire. Bürokraside olsun. Diğer alanlarda sahelerde olsun. Medreselerde olur. Talebe hocadan sıkıntıya düşer.
- 39:09
Yani bazı hocalar kıskanç olur. Yani her sahada zulüm söz konusudur. Mahkemelerde çok zulüm var. Yani insanların çoğu hakkını alamıyor. Alıyorsa da üç sene beş sene sürüyor. Geciken adaletten bir fayda çıkmıyor. İnsanların ömrü yetmiyor bazı kararları görmeye. Adamın malı gasp edilmiş. Bu benim diyor.
- 39:30
O benim diyor. Yani bir mahkeme ne bileyim ben arkadaş. Birisi ki 6 ay diyeyim bir sene bitmeli değil mi? Yani 10 sene sonra yargıtayı bilmemsi bozması düzmesi. Arkadaş bazı 10 sene 20 sene süren davalar var. Şu benim içeri girdiğim dava şu anda 4 seneyi doldurdu. 12, 13, 14, 15 bitti. 11'in sonunda girdik yav.
- 39:53
4 seneyi doldurdu. Karar yok. Yani dikkatini çekerseniz bu benimki en basit hepsine geldi. Dosya tekamül etmiş. Savcı beraat istemiş. Mesela. E şimdi halka bakıyorum yani. Milletin hiçbir davası çözülemiyor. Bu zulümdür. Bunlar zulme uğratılmış oluyorlar. Çünkü adama sen tarlasını iade edeceksin ama adam 40 yaşındayken o davayı açtı.
- 40:16
Adam 60 yaşında da adam diyor ki tarlayı versen ne olur kardeşim? Sürecek süpürecek, ekecek biçecek gücüm kalmadı yani. 20 sene sonra mı muhtarla bana verilir? Ya halletsene bunun işini. Bilir ki şişsini şuşunu koca devletsin. Adalet makanızması, adalet sarayı diyorsun ya. Bunlar zulümdür. Yani zulüm şu demek.
- 40:37
Ona hakkını verse de zulüm. Neden? Geciktirmekten. Ben şimdi alırsam karnımı doyuracağım veya bir işime yarayacak. Ben bunu 10 sene sonra ne yapayım arkadaş iş işten geçiyor. Bir adamın çocuğunu öldürmüşler. Kim öldürmüş? Katil belli değil. Adam 10 sene dışarıda geziyor. Öbürü katil değil. İçeride yatıyor boşuna.
- 40:56
20 sene sonra aa pardon o çıkartılıyor. Zulümdür. Bunlar çok yaşanıyor. Çok suçsuz adam yatan var. Suçlu dışarıda dolanan var. Ya burada ana babalar perişan haldedir. Kızlarını kesmişler, doğramışlar. Bu katil kim ya? Veyahut yardım eden bulunamıyor. Burada ana babaya zulüm oluyor. Neyse. Bir kul bir zulme uğrarsa ve buna da sabrederse sabretmek şu demek yani
- 41:23
Allah'a karşı gelmeyecek. Ya Rabbi beni mi buldu bu iş demeyecek. Razıyım kaderine diyecek. Allah'a karşı rızasızlık ve tahammülsüzlük insanı helak eder. Hadis-i Kudsi'de. Kazama rıza göstermeyen, belama sabretmeyen göklerimin altından çıksın kendine kendinden gayrı Rab arasın diyor. Ben senin Rabbinsen var bunda bir hayır diyeceksin.
- 41:53
Razı geleceksin. Sabrın en başı Allah'ın kaza ve kaderine karşı Allah'tan şikayet etmeyeceksin insanlara. Beni mi buldu demeyeceksin. Ben namaz kılıyorum, abdest alıyorum ya bu kadar belalar hep beni buluyor. Rabbim niye bana yapıyor böyle bir şey ya? Efendim heriflerde din yok, iman yok. Herifler geziyor, dolanıyor.
- 42:10
Ben böyle hapislerde sürünüyorum. Allah niye bana böyle yapıyor falan. Hani Vestese kabilinden kalpten gelen geçende mesuliyet yok. Ama dile gelirse bu yazıya geçiyor. Onun için sabır. Evvela Allah'tan razı olmak demek sabır. İkinci taşkınlık yapmayacaksın. Yani sen şimdi efendim somada senin kocan öldü, oğlun öldü, madende tamam hakkını arayacaksın.
- 42:36
Bunlar da bir an evvel tespiti lazım, bunları da rahatlatmak lazım ayrı bir şey. Bunlar mahkemelerin uzamaları falan bunlara haksızlık oluyor. Ama sen şimdi benim mahkemeden çıktım, mahkeme attı bilmem kaç ay sonra ya. Ya bu mahkeme niye attı işte benim. Ta yandaki cama bir tane vur. Sinirlendim. Senin böyle sinirlenme hakkı yok ki.
- 42:57
O cam kimi bilmem çorbacının, köftecinin. Yani bu adam ne yaptı sana? Madenin sahibi bu mu? Değil. Ne vurursun adamın camına? Bunlar taşkınlık yani. Böyle olayları görüyorsunuz. Önüne gelen nişantaşına çıkıyor. Taksime çıkıyor. Bilmem ne. Enerjinin camını kır. Simitçinin tezgahını dağıt. Ya o da gariban orada dükkan esnaf yani sen.
- 43:17
Doğu'da görüyorsunuz PKK'yı. Bilmem ne. İkide bir yürüyüş yapıyorlar. Yok bilmem ne. E yürüyüş yapıyorsun. Her tarafı dağıtıyorsun. Bütün dükkanlar senden korkusuna alışveriş yapamıyor, kapatıyor. Adam bir günlük rızkına mani oldu. Beş gün, on gün bak sokağa çıkma yasağı. E adamlar dükkan açıyor. E devlet ne yapsın?
- 43:34
Mecbur sokağa çıkma yasağı yapmasa terörist yakalayamayacak. Sokağa çıkma yasağı yapınca yirmi gün adam dükkan açamıyor. Ne yiyecek ne içecek bu adam? Kalp krizi geçirmiş hastaneye ambulans yetişir mi? Kazmışsın endekleri. E neymiş efendim? İşte benim kocam faili meçhule gitti. İşte benim oğlum faili meçhule kayboldu.
- 43:51
Ne oldu bu belli değil. Ben de böyle yapıyorum. E şimdi bu sabır mıdır? Tabi ki hakkın arasında şudur budur. Zulmeden Allah belasını zaten verecek. Ve lakin sen şimdi senin başına gelen bir şeyden sebep o hamile kadının efendim hastaneye yetişmesine yetişememesine sebep oluyorsun. Senin buna ne hakkın var?
- 44:11
Kalp krizi geçen yolda ölüyor. Adam endeği atlayamıyor yol tıkandı. Buna ne hakkın var? Esnaf tüccar dükkanını açamıyor senin yüzünden. Asker polisi ne iş var? Senelerdir asker polisi orada sokağa çıkma yasağı yapıyor muydu? Yani sen karıştırıyorsun. Çıkıyorsun onu. Milleti korkutuyorsun. Haraç alıyorsun.
- 44:30
Adam zaten devlete vergi verecek. Bir de sen haraç alıyorsun. Sen kimsin? Ben terör örgütüyüm. Terör örgütü demiyor tabi ki. Özgürlük bilmem. Ne özgürlüğü ya? Memleketin askeri var polisi var. Yani şimdi buna uyan halktan bahsediyor. Terörist zaten Allah belasını versin katil, eşkıya. Ama halktan da bunların sözüyle hareket edip yürüyüşe gelenler var.
- 44:49
Neymiş? İşte ben sinirliyim bu devlete. Niye sinirlisin? İşte benim kocam işte seksenlerce defa elime söyledi. bir adamın bir şeyidir, Allah belasını versin, askerse de, polisse de, kim faali meçhul cinayet işlediyse de, ateşle doldursun kabrini öldüyse de, bana ne? Ama buradaki asker, felan kadının Manisa'dan oğlu.
- 45:12
Bu asker bir şey yapmamış ki senin babana, oğluna. Bu çocuğa niye taş atıyorsun? Bu sabırsızlıktır işte, burada sen bu itibarı kaybediyorsun. Allah sana şeref vermez. Çünkü Allah'tan razı değilsin. E şimdi suçsuz insanlara saldırıyorsun, sebepsiz yere, yolları ende kazıyorsun, dükkanları kapattırıyorsun, ne oldu?
- 45:31
Sabretmiyorsun. Çünkü böyle bir sabır olabilir mi? Gayrimeşru şekilde, efendim, benim derdim var, milleti kırarım, geçiririm. Derdin varsa sabredeceksin. Milleti kıramazsın ki sen. Gidersin dilekçeni versin, bilmem ne, avukat tutarsın, hakkını ararsın. Oldu olmadı, bunun ahireti de var. Her şey, kimsenin yanında kar kalmayacak yani.
- 45:50
Sabrederse Allah şerefini artırır. E sende sabır yok ki hacı. Sende hiç sabır yok. Aksi adamsın sen. Senin şerefin artmaz. Bir sabreden, ben bir itibar kazandımsa, sabrımdan kazandım. İki, Velâfete abdün bir kul açmaz. Neybâb-ı meseletin dilenme kapısını. Yani bir adam istemeye başlarsa, tabii ki çoluk çocuğun açlıktan ölecek raddeye geldi,
- 46:16
sen de açlıktan perişansın, bir ekmek bulamıyorsun, bir lira bile kazanamıyorsun, bir ekmek de kimse vermedi sana, fitredir, fidyedir, sadakadır, bir şey de yok. Ölmek üzeresin, o müstesna. O müstesna. Ama yani bir ayakkabın var, ayağını yerden kesmiş, sen bir ayakkabı daha alayım diye bir inletten istiyorsun.
- 46:34
Niye istiyorsun? Bir ayakkabın var, ayağını yerden kesmiş. Efendim bir ekmeğin var, yok efendim yanında kavurma da olsun. Ya arkadaş olsun, ben de isterim, olsun keşke de. Yani olmuyorsa da dilenmeye lüzum yok ki arkadaş. Yani belini doğrultacak kadar, namazda kıyam yapacak kadar, çoluk çocuk da açlıktan ağlamayacak kadar yani.
- 46:55
Bir imkanın var, yeter yani. Bir elbisem var, ne yapalım, bir katırsın, kurutursun. Yani ikinci, üçüncü için istenmez, dilenilmez yani. Kazanılır, çalışılır. Paran helal kendine, al, üç al, beş al, ben bir şey demiyorum. Ama dilencilik yani, bunu niye istiyorsun adam? Fazladan istiyorsun yani. Fazlalığım olsun diyorsun.
- 47:15
Hani dilencilerin çoğunu biliyorsunuz yani. Bir götürüyorlar bilmem ne, her tarafından para çıkıyor. Bazı on bine, on beş bin lira para sayıyorlar bir adamın üstünde, neredesine sokuyor. Yani bir kul diyor, zaruri ihtiyaçları dışında, zaruri hani ölmeyecek kadar dediğimi anlayan, avretini örtüyecek kadar zaruri budur ya.
- 47:34
Bunun dışında bir var bir daha olsun, bunun için dilenilmez ki, çalışılır. Bir kul dilencilik kapısını açarsa, illa fetehallahu aleyh, mutlaka Allah onu açar, bâbe fakrin, fakirlik kapısını açar. Bir dilenci isterse, günde yüz bin lira kazansın. Bazı dilenciler var öyle merkezi yerlerde, şurada var.
- 47:55
Bir adam haksız yere, zarureti yokken istemeye başlarsa, bu adamın iki yakası bir araya gelmeyeceğini yemin ediyorum diyor, bunu iyi belleyin, kavrayın, ben size diyor Allah'tan duyuruyorum, bildiriyorum buyuruyor, sallallahu aleyhi ve sellem, mutlaka o adam, öbür adam çalışıp, asgari ücretten yedi yüz TL'den muhtaç olmaz, bu adam günde yüz bin lira
- 48:20
dilenmekten kazansın, günde fakirlikten kurtulamaz diyor. Allah devamlı onu muhtaç edecek, oradan bir şey buradan bir şey, devamlı muhtaç olacak. Onun için istememek, yani Mevla Teala isteyenleri sevmiyor, ancak zaruretin olursa o da isteyeceksin çünkü Kur'an-ı Kerim'de de diyor, zenginlerin mallarında bilinen bir hak var, yani zekat hakkıdır, sadaka hakkıdır, fitre hakkıdır.
- 48:46
Kime veriliyor bu paralar? İsteyen için. E şimdi hiç de isteyen olmasa o zaman da bu ayetle kim amel edecek? Yani isteyen olacak ki veren de olsun. O istemeyi beceremez, sen araştırırsın, muhtara sorarsın, şudur budur, mahallede bir araştırma yaparak bakarsın, kenarda duruyor da hiç istemiyor, halbuki isteyen ondan bin katı iyi, durumu.
- 49:09
Onun evinde iki zeytini yok, bunun var biraz. Hala istiyor, öbürü hiç yok, istemiyor. Allah'ın böyle mübarek dostları da var. Onun için insanlardan istemeyen fakirler diye Kur'an-ı Kerim onları methediyor. Böyle ısrarla, versene, versene, versene, camı kapıyı aşındırarak insanlardan istemezler, Kur'an buyuruyor.
- 49:37
Öyle iffetli davranırlar, istemekten o kadar utanırlar ki hallerini bilmeyen onları zengin sanır, diyor. Ayet bunlar hep. Böyle kullar da var. Ama isteyen de var. İstemek mecburiyeti de kalan da var. Her isteyen de yani çok var demek manasına gelmiyor. Efendimiz Hazretleri'nin sözlerinde şüphelenirsen az ver, şüphelenmezsen çok ver, yani hiç verme diye bir sözü yok.
- 50:03
At üstünde gelse de isteyene verin. Yani bu ne demektir? Mercedes jiple geldi, ondan sonra açtı elini, senden istiyor. Ya arkadaş ben burada yaya gidiyorum, sen Mercedes jiptesin. Ne istiyorsun? Belki yolcudur. Belki yolda kalmıştır. Belki nakiti bitmiştir. Belki benzin koyacak hali yoktur. Başına bir iş gelmiştir.
- 50:23
Soyulmuştur, çarpılmıştır. Bir yerden parası gelene kadar oradan oraya bile gidemeyecek kadar benzini bile yoktur. Peşon kuruş lazımdır. Onun için tipe, şekle de aldanmamak lazım. Hani hadis-i şerif diyor, at üstünde gelse de. Yani ne demek? Ya bu ne ya? Dilencilik mi olur at üstünde? Ya adam itibarlı adam ki, ata biniyor.
- 50:40
Atın varsa ne istiyorsun? Demeyin, belki atı vardır, ekmeği yoktur diyor. O andaki bir zaruret vardır diyor. Bundan dolayı eşlamiyet her zaman vermeye teşvik etmiştir. Ama sen diyor isteyen tarafına bak şimdi. İstenilen taraf versin diyor. Ama o zayi olmaz. Dilenciyi isteyeni kovma diyor Kur'an. Bir kere geldi istedi.
- 51:09
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem verdi bir şey. Bir daha geldi istedi. Yani uzun da bir kısası var. Bir daha verdi. Bir daha istedi. Ya dilenci misin, tüccar mısın dedi. Bir şaka yaptı. Hemen ayet geldi. İsteyeni kovma. Bu isteyene karşı hassas olmak. Hadi git Allah'a versin hele. Bu çok tehlikeli.
- 51:30
Allah'a versin. Kafirlerin sözü olduğunu Yasin de söylüyor. Kafirler ne derler? Allah isteseydi yedirirdi bunu. Allah yedirmediğini ben mi yedireceğim? Allah vurmuş zaten herife. Allah'ın yedirmediğini ben mi yedireceğim? Allah istese yedirirdi. Bunu kafirler söyledi diyor. Allah versin falan laflar insanı çok tehlikeye sokar iman bakımdan.
- 51:53
Veremedi bir de sana yolladı aşağı. Sana imtihana yolladı. O zaman vermek lazım. Az çok bir şey vermekle, boş çevirmemekle fayda vardır. Ama isteyen tarafından konuşuyoruz biz şimdi. İstenileni anlattık. İsteyenin durumu ne? Eğer böyle ölüm kalım meselesi zarureti yokken istemeyi alıştırdıysa kendini alışkanlık haline getirip bu usta bir kapı açtıysa kendine
- 52:20
Allah da ona fakirlik kapısını açmıştır diyor. İstediği kadar toplasın fakirlikten kurtulamayacak Allah bereketini silmiştir diyor. Bu şeye yemin etti Hadis bitmedi ama benim vaktim bitti. Veuhadditukum hadisen size bir hadis daha söyleyeceğim diyor. Aynı hadisin devamında fahfazuhu. Bu hadisi çok iyi ezberleyin diyor.
- 52:41
Şimdi siz zaten altını okusaydım haftaya kadar ezberleyemezsiniz. Şu üstünü bir ezberleyin bakalım üst satırı. Ezberleyin Arapçasını. Hocalar, talebeler, mollalar, kız erkek medresede okuyalım. Şu üstünü ezberleyin. Haftaya kadar bunu ezberleyin. Burada kalalım. Veuhadditukum hadisen devamında bir hadis daha söylüyorum diyor.
- 53:02
Fahfazuhu onu da ezberleyin. Bu da esas uzun kısmı yani. Buraya kadar üç satır okutacak. Beş satır attılar. Onun için izah ister. Ben izahsız şey edemem. Ders veremem. İnşallah önümüzdeki derste de Rabbimiz Tebareke Teala devamını okumaya bizlere muvaffak eyler. Rabbim Tebareke Teala malların vermekle eksilmediğine bize inanmayı nasip eylesin.
- 53:26
Amin. Allah Teala başımıza gelen belalara karşı sabrı ve rızayı bize ihsan eyleyip izzetimizi şerefimizi ziyade eylesin. Amin. Allah Teala bizi dilencilik yapmaktan muhafaza eylesin. İsteme kapısını kendimize açmaktan muhafaza eylesin. Fakirlik kapısı üzerimize açılmasından muhafaza eylesin. Allah'ım ya Rabbim en büyük dua kimseye muhtaç eylemesin.
- 53:48
Beni de ya Rabbim dinleyenlerimizi de şu hadis-i şerif hürmetine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin şu yemin ettiği cümleler hürmetine onun kasemleri, yeminleri hürmetine Allah'ım Allah'ım beni de bu dinleyenler, sevenlerimizi de müteallakatımızı da beraber bu dualara ilhak eyle ki senden niyazımız odur ki Allah'ım elden ayaktan düşürme Allah'ım.
- 54:12
Kimselere muhtaç etme Allah'ım. Ölene kadar rükû secdeyi yapabilecek kudret nasip eyle Allah'ım. Hafızamızla, aklımızla, gözümüzle kulağımızla, böbreğimizle. Bütün huzurlarımızla bizi ölene kadar faydalandır Allah'ım. Allah'ım kimsenin ellerini ocaklarına düşürme Allah'ım. Kimseden dilendirme, muhtaç bırakma Allah'ım.
- 54:29
Kendi rızkımızla kanaat etmeyi nasip eyle. Helal rızkımızla geçinmeyi nasip eyle. Allah'ım kimseye yüz suyu dökmekten bizi muhafaza eyle. Kurban olduğum izzetimizi, şerefimizi muhafaza eyle. Allah'ım senden gayrına muhtaç eyleme Allah'ım. Ya Rabbi onlar da sana muhtaç ya Rabbim. Ya Rabbi muhtaçına muhtaç etme.
- 54:48
Muhtaçız ama ancak sana muhtaç olayım diyenlerdeniz Allah'ım. Bu şiirin sahibinin sözleri üzere bize muamele eyle. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Amin. Amin. Amin. Amin. Amin. Amin. Amin. Amin. Amin. Amin. Amin. Amin.
Benzer sohbetler
1:34:01Terğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler 78. Bölüm 6 Ekim 20266 Ekim 2026 · 95 dkTerğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler · 6 Ekim 2026
1:33:48Terğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler 77. Bölüm 2 Haziran 20262 Haziran 2026 · 94 dkTerğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler · 2 Haziran 2026
1:40:41Terğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler 76. Bölüm 5 Mayıs 20265 Mayıs 2026 · 101 dkTerğîb-ü Terhîb'den Hadîs-i Şerîfler · 5 Mayıs 2026


