00:00 / 1:24:43Şu an 00:00 / 1:24:43
Transkript
192 satır
- 00:18
Euzubillahimineşşeytanirracîm Bismillahirrahmanirrahîm Elhamdülillahi Rabbil alemin, es-salâtu ve es-selâm alâ seyyidil murselîn Muhammedin ve alâ aleyhi ve sahbihi ecma'in Kıymetli kardeşlerimiz
- 00:39
Şifa-i Şerif dersinde inşâAllah buluştuk. Rabbim hayırla okumayı, anlamayı, anlatmayı, istifade etmeyi nasip eylesin. Amin. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in Resûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimizin Mevlid-i Şerif ayındayız. Tabi onunla ilgili çok konuşmamız lazım. Ne kadar konuşsak azdır ama.
- 01:04
Dersten tabi geçen hafta herhalde yapamadık. Ani çıktı. Sonra işte geçen günde mektupat yapamadık, yine mani çıkıyor. Böyle bazı kere. ama mutlaka devam etmek lazımdır. Devam ile çok bereketler hasıl olur. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem razı olur, memnun olur ve insanlara çok ilim konuşulmuş olur.
- 01:33
Onun için dersleri takip edelim. Biz de bırakmayacağız inşâAllah, derslere devam edeceğiz. Ne kadar hasta olsak da, ne kadar meşguliyetimiz olsa da dersleri bırakmamak için Allah'ımızdan yardım istiyoruz. Sizler de dua buyurun. Geldiğimiz noktada yeni bir fasla geldik. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz hakkında.
- 01:57
Faslın, bu fasıl ne husustadır, fî şecaatî. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in şecaati. Yani cesurluğu anlamına geliyor. Biraz farklı manalar verecek. Daha ve necdetihî Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Efendimiz'in necdet de ileride anlatacak. Yani ölümden korkmaması, Allah'ın kaderine teslimiyeti ve Allah'ımıza itimadı manasına.
- 02:36
Tabi bunlar herkeste yok. İnsanların çoğu Allah-u Teala'ya itimat edemiyor, etmiyor. Ve tehlikelerden kaçıyorum diye işte Mevlamız'ın emrettiği yerlerde bile duramıyor. Ama Allah'a güvenen insan, tevekkül eden insan, tabi kendi tehlikeye atmak anlamında konuşmuyorum. Ama tedbirli bir vaziyette de olsa, ölümden korkmaz ve Mevla'nın farzlarından, emirlerinden geri durmaz.
- 03:12
Kâinatın Efendisi'ne Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem bu vasıflar çok ileridir. Bu vasıflar çok ileriydi, ufasıl ondan bahsedecek. Ufasal ondan bahsedecek. Ve emmeş şecaetü ve necdetü. Şecaat ve necdet. Arapça'da necdet Arapça'da Nejdet yani tabii kelime manasını verdim, yani tabi kelime manasını verdim.
- 03:30
Türkçe'de isim olmuş yani Nejdet diye isimler de var. Ama tabii demek ki kökeni Arapça olduğunu bugün anlamış oluyoruz yani. Manasını da veriyor. فَسْشَجَعَتُ, şecaat nedir? Türkçeleşmiştir biraz. Cesaret daha çok Türkçe'de kullanılıyor. Cesaret de Arapça'dır. Cüret de kullanılıyor. Ama anılarında farklar var mıdır?
- 03:54
farklar var mıdır? Vardır. Arapçada böyle bir özellik vardır zaten. Allah-u Teala insana bir güç vermiştir. Şiddetlere, zorluklara efendim, atılmasını, tehlikelere atılmasını sağlayan bir kuvvet vermiştir. E tabi kafası çalışırsa şunu düşünecektir, bazı kere kendimi kurtarayım derken, hepten kendini helak edersin.
- 04:23
Fazla tedbirli olayım veyahut da bu tehlikeden Bazı tedbirli olayım veyahut da bu tehlikeden uzak durayım derken uzak durayım derken, bir de bakarsın o tehlike gelir seni durduğun yerde bulur. Bazı kere tehlikeye karşı yani Yani en iyi, diyorlar, savunma, saldırıdır. Bazı kere sen karşı tarafa önden davranarak, atılgan davranarak, saldırarak, aslında ne yapmış olursun?
- 04:50
En iyi savunmayı yapmış olursun. Şimdi bazı böyle geri durmaların faturasını mesela memleketimiz ne kadar pahalıdır? Pahalıya ödüyor farkındaysanız. Zamanında saldırıya geçilecek yerde PKK'ya v.s. teröristlere zamanında saldırıya geçilecek yerde savunmaya geçilmiş
- 05:12
ve adamlara yol verilmiş, yüz verilmiş işte dış güçlerin adamları, maşaları, FETÖ'leri bilmem neleri vesilesiyle, vasıtasıyla memleket bakın ne hale geldi. Neyse adam terörist, sen biliyorsun ki bu terörist, e ne oluyor biz başımıza tehlike açmayalım. Başına tehlike açmıyorsun ama adam geliyor Beşiktaş'ın ortasında işte patlatıyor 40 küsür kişiyi öldürüyor yani.
- 05:38
Bunu evin üstünde gidilip diyelim etkisiz hale getirilmek için çalışılsaydı bu tehlike olmazdı. Bu sefer ne yaptın? Adam elini kolunu sallayarak geldi bütün milletin merkezine kadar o arabayı, o da 400 kiloluk bombayı oraya getirebiliyor mesela. Demek ki böyle durup da ben tehlikeye girmeyeyim diye kenarda durayım diye olmuyor.
- 06:08
Allah Teala insana bir kuvvet vermiştir. Bu kuvvetle ona atılganlık Mevla vermiş oluyor ve tedbir takdiri bozamaz. Ama bazen de aşırı korkaklık, cesaretin tersi zaten korkaklıktır. Aşırı çekingenlik ve ürkeklik bu da adama ne yapıyor? Daha pahalıya patlıyor. Korktuğu başına geliyor bu sefer. Hem de beteriyle.
- 07:02
Onun için dengeyi de sağlamak icap eder. Şimdi feşşeciatu şecaat nedir? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e şeci' denilir mi? Denilir. Şecaatli, cesaretli. Bunun tarifini yapıyor. Nedir? Faziletü kuvvetil gazabı. Öfke gücünün fazlalığıdır. Fazilet, fazlalık demek burada. Gazap gücünün fazlalığıdır.
- 07:38
Yani sinirleniyorsun. Şimdi bir adam kızmazsa, yani adama ne yaparsan yap adam kızmıyor. Bu biraz insana benzemez yani. Ne diyor İmam Şafii Hayra? Kızdırılıp da kızmayan uzun kulaklı merkeptir diyor yani. Çünkü neden? İnsan olsa etkilenir yani. Adamdan özür diliyorsun, razı etmek istiyorsun, helallik istiyorsun.
- 08:14
Tutturduğu inadına razı olmuyor. Bu da şeytandır diyor. Şimdi bu bakımdan insan Allah Teala bir kızma gücü vermiş. Hani damarına bastığın zaman adam etkilenir meselesi. İnsansa, merkepse etkilenmez. İnsansa bu da bu gücün fazlalığına cesaret derler. Ama sadece öfke gücünün patlaması cesaret olmaz. Çünkü o ne olur?
- 08:49
Deli cesareti olur. Buna öyle genel manada olana cüret diyorlar, cesaret diyorlar. Ama bu biraz tedbirine bakmadan, karım mı var, zararım mı var, öfkeyle kalkarım, zararla mı otururum aşağı. Bu hesapları yapmadan olan atılganlık hareketleri cüret, cesaret. Umumi manada. Ama şecaat farklı bir şey.
- 09:18
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e nispet ederken mesela o kelimeleri kullanmıyor. Şecaat kelimesini kullanıyor. Çünkü Arapçada kelimelerin lügatları aynı manaya yakın gibi gözükür ama aralarında çok fark var. Şecaat ne dedi şimdi? Gazap kuvvetinin fazlalığı. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de kızmak var mıydı?
- 09:37
Vardı. Ama niçin kızardı? Nefsi için kızmazdı. Allah için gazap eder, din için gazap eder. Bunu bir defa anlayalım. Gazap kuvveti fazlaca vardı. Din düşmanlarına karşı çok öfkeliydi. Allah için. Çünkü Mevla'nın kafirlere katı ol, kaba ol, buyurmuştu Mevla'nın. vahyini diniyor.
- 10:02
Şimdi, diğer cesaretlerden, cüretlerden farkı ne oldu şecaatin? Venkıyâdihâ yani fazîletün kıyâdihâ demek o gazap kuvvetinin boyun eğmesi, teslim olması. Ne? Lil'akli akla. Yani akılcı olacak. Rastgele ben kızdım şimdi, hurra! Gidip bir tarafa bindirmeyecek. Çünkü kar var, zarar var. Öbür âyet-i kerime de, tehlikeye atmayın buyuruluyor.
- 10:28
O zaman, tamam, gazaplı, fazlaca yani, kızar, fakat, o kızmanın tesiriyle ne yapmaz? Akılsız, mantıksız, hikmetsiz iş yapmaz. Akıl süzgecinden geçirir, o öfke gücü, kızma gücü, akla boyun eğer ve böylece aklın dediğini yapar. Yani burada, bağırmakla mı? Söylemekle mi? İşte, ellen tokatlamakla mı? Yani ne buyuruyor?
- 11:10
Şerhatsızlık gören, fel-yuhayru bi'li, eliyle değiştirsin. Yani müdahale etsin, o işi engellesin, zinayı, içkiyi, kumarı. Efe'yle mes'ata, elinden güç gelmezse efe bileceğin diliyle. Yani bakıyorsun, burada benim bir gücüm yok. Kalkıp burada ağzımızı, burnumuzu dağıttırmanın, kafamızı kırdırmanın da bir anlamı yok.
- 11:34
Burada dil devreye giriyor. O zaman diyorsun, bu haramdır, bu yasaktır, cennet var, cehennem var, bakıyorsun Müslüman çocuğusun, falan filan dille müdahale eder. Fe'yle mes'ata bakarsak ki, konuşmak da pahalı, pabuç pahalı. Bir şey dersin, dayağı yersin, fe bi'kalbi'ye, o zaman en azından kalbiyle Ya Rabbi sen razı olmadınmış, ben de razı değilim ama burada bir imkanım yok.
- 11:59
Bu ortamda imkanım yok dersin. E, Hadis-i Şerif 3'e bölmüş bunu. Niçin? İşte, ben kızdım bu işe, adam içki içiyor ya, hem de Ramazan gününde. Ne demek ya, falan filan. Daldı orada, 10 tane içki içene, ya sen şimdi burada dayak yersin. Bir de sen burada elinle hareket yapma durumunda değilsin. Çünkü kanunlar, sana,
- 12:26
gidip içki içene kumar oynayanı elinle müdahale etme yetkisi vermiyor. Hakkı vermiyor. Bu yüzden sen bunu yaptığın zaman hukuktan çıkarsın, kanunsuz iş yaparsın. Bu da kargaşaya sebebiyet verir. Bayağı bir insanın zarar görmesine, yani adamın içki içmesinden, kendine yaptığı zarardan daha büyük zarar, dükkanlara gelir, insanlara gelir, kul hakkına girer,
- 12:49
insanlar zarar görür, yoldan geçene. Bir atar Ramazan, öbürü yoldan geçeni öldürür. Belki buradan bir şey yapar, orada suçsuz insan durup dururken, devamlı ölüyor, görüyorsunuz insanlar, yanda duran insanlara zarar da gelir. Onun için böyle olmaz. Kanun ve hukuk çerçevesinde. Ama oğlundur, kızındır, senin evinde bir işlem oluyordur, kalkarsın, işte tavlayı, bilmem neyi,
- 13:14
kapatırsın, ondan sonra vurursun, kırarsın yani şeyi. Tavlanın aletine diyorum, çoluğunu çocuğuna vur, kır demiyorum. İçkiyi patlatırsın, şişesini ondan sonra, akıtırsın yani musluğa, hani içemesin. Bu senin oğlundur, kızındır falan, yani müdahale alanındır, bunu yaparsın. Tabii ki vur, kır, dövme falan konuşmuyorum.
- 13:39
Ama bir elle müdahale noktası. Ama şimdi ortamdasın, bir yerdesin, burada dille yapabilirsin bir şey, elin yetmez. Bakarsan ki burada dille de konuşulmaz, ne diyorsun lan sen falan, bir girişirler sana falan. Ha öyle bir durumda da kalben artık, ya Rabbim sen razı değilsin, ben de razı değilim diye bir Allahümme inna ademün kamul arda, duasını okursun.
- 14:05
Yani Arapça bilmezsen, Türkçe maali bu. Onun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Allah için gazap ederdi, Allah için kızardı. Ama o güçlü bir kızması vardı Allah için, din için. Kafirlere, müşriklere. Ama bu kuvvet fazlaca mevcut iken, özelliği neydi? Akla teslim olmuştu. Çünkü akla teslim olmadığı vakitte ne olur?
- 14:34
Aslan da öfkelenir. Affedersiniz. Kurt öfkelenir, ayı öfkelenir. E şimdi öfkelendiği zaman bunlar hayvan cinsi, gazaplanır ama buna şecaat denmez. Niye denmez? Kuvve-i gazap kuvveti ne? Kuvve-i şeheviyye, kuvve-i gazabiyye. Öfke gücü, seboye, yırtıcı, canavar gücü dersin. Çünkü ayı orada ne yapamaz?
- 15:08
Aklı fikri mantığı da olmadığı için bir hesap kitap yapamaz. Adam orada topu olsa, bir top vuracak, ayıyı paramparça edecek. Topun üzerine gider. Tamam mı? Fatih Sultan'ın topları gibi yani. Topa gider. Kurt da öyle, aslan öyle. Çünkü neden? Akıl yok, mantık yok yani.
- 15:32
Şimdi kızma gücü olup da akla boyun eğmediği zaman hayvanda da kızma gücü var. Bunun bir insana getirisi yok yani. Onun için Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellemdeki şecaattir. Peki, ve necdetu. Necdet nedir? Necdet acayip bir şey yani. Bizim Necdet Efendi'yken sohbet dinlediği yoktur belki de.
- 15:56
O da adını da öğrenemez işte. Adı ne manaya geliyor, haberi yoktur yani. Şimdi o zaman sohbet dinleseydi kazanırdı. Nedir fikatun nefsi? Bizde de birkaç necdet var ha. Hem Ümraniye'yi kastediyorum, hem Ümraniye'de gelsin sen ticarete bizim, hem de bizim öbür Necdet Efendi Aydın'da kastediyorum yani.
- 16:18
İki necdet aklıma geldi. Geri kalan bütün necdetlere gider yapıyorum yani. Bak sen burada şimdi adının manasını öğren. Çok güzel bir isminiz var. Allah isminizle müsemma eylesin. İsminiz için Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de mevcut olan bir sıfat. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem isimlerinde geçmiyor ama sıfatlarında geçiyor.
- 16:38
Şifa-i Şerif'te Gazi Yazı Hazretleri Bapaçmış yani. O zaman hakikaten önemli bir sıfat. O da neymiş? Fikatun nefsi, nefsin, insanın yani kendisinin, nefis burada insanın kendisi, kötülüğü emreden nefis anlamında konuşmuyoruz burada. İnsanın ruhu, özü, benliği, canı vs. ne dersen. İnsanın kendisi yani.
- 17:00
Bunun güvenmesidir necdet. Neye güveniyor, ne zaman güveniyor? İndestir saliha. Salı bırakıldığı zaman yani salı bırakılması demek çok yanaşmış. Eşiğine gelmesi demek. Eşiğine geldiği zaman nereye salınmış, gönderilmiş? İlel mevti.
- 17:20
Ölüme, ölümüne gitmiş bir işe üstüne ve ölümle burun buruna diyelim Türkçesi, ölümle burun buruna geldiği bir anda o insanın nefsinin yani kendisinin güvenmesi. Kime güvenmesi yani? Allah'ına, Rabbine güvenmesi. Rabbine güvenmesi. Bütün ölüm sebepleri Mayıs yağmuru gibi yağıyor, koklar, mızraklar, silahlar vs.
- 17:49
vs. O diyor ki ecel gelmeden ölüm yok, tedbir takdiri bozamaz, takdir tedbire gülermiş. Ha bu mantıkta imiş. Bu mantık ile haythu yuhmedu beğenilen bir durumda, yani o işi yapması beğeniliyor. Efendim, min gayri havfin, hiç korku ona, o kendi ölümün üstüne düşmüş veya ölüm sebepleri gelmiş onun üstüne düşmüş, hiç ona aldırmadan, korkmadan, mutmain bir şekilde, özgüvenli bir şekilde Rabbine itimat etmiş, tevekkül etmiş.
- 18:31
Çünkü şunu anlamış ki Allah Teala bana iki güzelden birini verecek. Bu iki güzellikten biri nedir? Kalırsam zafer, İslam ordusu adına zafer kazanacağım. Vefat edersem de şehitlik kazanacağım. Ya sa'id ve bahtiyar ve mutlu olarak gazi olarak veyahut da İslam ordusuna fetih kazandıranlardan biri olarak bu saadete ermiş bir kişi olarak sa'id ve mutlu bahtiyar olarak yaşayacağım.
- 18:58
Ya da ölürsem şehit olarak öleceğim. Bu bilinçle Rabbine itimat etmiş ve korku diye bir şey tanımaz halde, tabii ki harbe giden için bu geçerlidir. Tabi ki harbe giden için bu geçerlidir. Çünkü Allah yolunda cihada gittiyse ve iki ordu birbirine karşı karşıya geldiyse ve iki ordu Bismillahirrahmanirrahim artık harbe girdiyse burada tehlikesizlik düşünülemez ve burada tedbir
- 19:27
yani nasıl tedbir alacaksın? tabi ki zırh giymek sünnettir, tedbir vardır, sünnette var. Zırh giyersin. Ondan sonra miğfer takarsın kafana. Ondan sonra tabi adam kılıç varsa, senin kılıcın olur. Okratıyorsun, senin de okun olur. Yani bunlar tedbirdir, bunlar sünnettir, bunlar sahabede de mevcuttur Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'de bunları kullanmıştır.
- 19:49
Bu, yani tedbir almak tevekküle mani değildir. Adama zaten ne kadar tedbir alırsan al, adamda necdet yoksa.. Necdet sıfatı bir adamda yoksa, o adama zaten her tarafına zırh giydir, her tarafını zırhlı arabaya koy adamın, adam yine ödü kopar. Durup dururken değil mi? Yani öleceğim, öldürüleceğim, ben nasıl harbe girerim, nasıl savaşırım, beni doğuracaklar kesin.
- 20:17
çiçekler. Korku çok acayip bir şey. Onun için tabii ki, böyle, tabii ki böyle ben gözü bakarak ölüme giderim şeklinde olsa, o da intihar. Onun için, sıfat göre, onu yapmanın beğenildiği yerde, yani her yerde değil, her yerde ne demek istiyorsan, Boğaz köprüsünden sark aşağı, ya da ben Boğaz köprüsünden atlarım, bana bir şey olmaz hesabım.
- 20:49
Bu intihardır. Yani kendini ölüme bırakmış, ben Allah'a güvendim, ölüme saldım kendimi. Salındığı vakit, ölüme. Salındım ölüme ben, hiç. Ama bu seninki iş değil ki bu. Bu intihar. İslamiyet bunu beğenmez. Necdet'in farkı ne? O işi yapmak, İslam'a göre memduh mudur, değil midir? Beğeniliyor mu, beğenilmiyor mu?
- 21:15
Harpteki cesaret beğeniliyor mu? Beğeniliyor. Sen durup dururken ben çok cesurum, köprüden attım aşağı, bu beğenilmiyor. Ama kafirlere karşı beğeniliyor. Şimdi, bir muharebede, daha ordular savaşa başlamadan evvel, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda, yani sahabeden biri atladı ileri.
- 21:41
Karşı tarafa ki, o taraftan ok yağıyor. O hazreti atladı ve şehit oldu mesela. Bazıları dediler, kendisini tehlikeye attı. Sahabeden. Hani ayet-i kerimeye uymadı gibi. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de buyurdu ki, hayır tehlikeye atmadı. Ebu Ayyubel Ensari Hazretleri de oradaydı. Hald-i Müzeyd Radıyallahu Anh dedi ki, siz ayete yanlış mana verdiniz.
- 22:07
Çünkü ayet-i kerimede, cihatta cesur olmayın, atılgan olmayın, öne geçmeyin diye anlamayın ayetini. Bu ayet bizim hakkımızda indi. Esas cihattan geri kalanlar kendini tehlikeye atıyor. Çünkü biz dedi Medine'de evlerimizi, barklarımızı düzelttik, İslam Devleti'ni kurduk, Mekke meşiklerini de geberttik, işte Bedir olunca artık İslam'da rahatladı biraz falan.
- 22:30
E biraz oturalım da evimizi, barkımızı tamir edelim. Baya döküntü oldu. O zaman bu ayet geldi. Kendinizi tehlikeye atmayın. Ne demek? Cihadı terk ederseniz, Allah ve Rasulünün emrinden kalırsanız, esas o zaman tehlikeye atılırsınız. Yani Allah yolunda, cihatta, gazada, işte diyelim 15 Temmuz'da bir darbe teşebbüsünün karşısında tankın üstüne çıkan tehlikeye atmış olmadı yani.
- 22:57
Esas çıkmasaydı tehlikeye atılacaktı. Neden? Çünkü vatan işgal edilecekti, FETÖ'nün eline geçecekti devlet. Ve bu da Yahudi'ye yarayacaktı. Yahudi'nin işgaline uğrayacaktık yani. Onun için necdet neye deniyor? Tamam ölümle karşı karşıya geldiğin zaman, ölüme yaklaştığın zaman Allah'a itimat etmeye deniyor.
- 23:18
Allah'a itimat edeceksin. Ama Allah'a itimat ederek o işe girişeceksin. Fakat bu nerede olur? İslam'ın beğendiği yerlerde teşvik ettiği, malınızla, canınızla cihad edin, kafirlere saldırın, bunları katledin düşmanları, bu emirler üzerine olursa buna necdet denir. Öbür türlü avanaklık denir. İntihar edecek şekilde, ben çok cesurum hareketleri yaparak ölüme gitmek, bunun İslam'da
- 23:47
beğenilen bir tarafı yok. Aksine cennette ona haram ettim Allah'ı bu. Faderane abdümin nefsi haramta aleyhi cennet. Kulum kendi kendine bana gelmeye kalktı, intihar etti. Ben de ona cennette haram ettim buyuruyor. Onun için bunları farklı değerlendirelim. Her kelimeye de mana vermenin faydası bu yani.
- 24:07
Çünkü ihtiras kaydı var, her türlü ölüme, göz göre göre ölüme git anlamına gelmiyor. Beğenilen yerde, İslam'ın beğendiği noktada bunu yap. Ve kâne, İdris sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz minimuma bu iki vasıftan, yani şecaat ve necdet sıfatlarında bilmek yani illezi öyle bir makamdaydı ki la yücelu efendim o bilinmeyen bir şey değil.
- 24:39
Yani Efendimiz'in cesurluğu, Allah'a güvenmesi, tevekkülü, itimadı herkesin bildiği bir şeydir yani. Hiç bilinmeyecek bir şey değil yani. Bu mütevatir bir konu yani. Çünkü Kad-i Hazara, sallallahu aleyhi ve sellem, hazır bulundu nerede el-mevâkıfe, mevkıflerde, yerlerde, mekanlarda bulundu. Öyle yerlerde ki, el-sahbete, çok çetin
- 25:16
Petir Muharebesi'nde bulundu, Huneyn Muharebesi'nde bulundu, Uhud Muharebesi'nde bulundu. Yani 27 kere seriye göndermiş, seriyeleri var, gazaları var. Hiç durmamış ki sallallahu aleyhi ve sellem, Medine dönemi 10 senelik bir dönem. Bu 10 senede yani ki o zamanın biliyorsunuz şartlarıyla zaten 2 ayda gidiyorsun, 3 ayda gidiyorsun.
- 25:41
Senenin yarısı gitti bir seferde, senenin yarısı gidiyor. Hal böyleyken yani rakamlar yüksek, 34'ten bahsediliyor. Gazalarından yani seriyeleri 30 küsurdan bahsediliyor. Gazaları 10'a keza, onlarca. Onun için hiç kaçmamıştır ve geri durmamıştır. Yani öyle zor ve çetin yerlerde bulundu ki. Veferra kaçtı oralarda.
- 26:10
Kimler? El-Kümatü. Evet. Kümat. Kaminin cemi. Efendim, pehlivanlar. Pehlivanlar kaçtı. Vel-Ebtalu. Efendim, güreşçiler. Güçlü adamlar kaçtılar. Anhu. O, Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'in yanından ayrıldılar, kaçtılar. Aynı muharebeye girmişler. Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'e yardımdan.
- 26:42
Anhu yani al-müsaadeti. Efendimiz'e yardım etmekten kaçtılar. Gayra merradin. Hem de bir kere olmadı bu. Bir kerenin haricinde. Çok defa bu yaşandı. En güçlü pehlivan dediğin adam kaçtı. Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem kaçmadı. Halbuki Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'den zahiren daha boylu, bozlu, yarı, güçlü, kuvvetli görünüyor.
- 27:02
Görünüyor. Ama kaçtılar. Oralarda Kainat Efendisi kaçmadı. Sallallahu Teala Aleyhi Vesellem. Sabitün. Harp meydanında, er meydanında sebat etti. La yevrahu. Yerinden ayrılmadı. Ve mukbilun. Hem de düşman az. Yerinde durmak değil. Bir de düşman üzerine gitti. Hiç sırtını dönmedi. Kafirler sırtını dönmedi.
- 27:32
Yerinden sallanmadı, sarsılmadı, kıpırdamadı. Kaç kere oldu bu? Huneyn'de oldu. En büyük mesele Huneyn'de. Herkes dağıldı gitti. Uhud'da oldu. Yine Uhud'da kaçtı gittiler. Yani bunlar yaşandı. Hiçbir pehlivan yoktur ki İlla var ise mutlaka Fakat ruhsiyet Zapt edilmiştir, sayılmıştır, rastlanmıştır. Lehu kendisi için ferratün.
- 28:01
Hangi bir pehlivan vardır ki hiçbir işten bir kere bile kaçmamış. İlla bir kaçtığı bir iş olmuştur. Değil mi? Ve hufızat bellenmiştir. Kainu kendisinden cevletün. Şöyle bir dolanma payı. Yani bir yerimde durursam sıkıntı olabilir. Hele bir esneyim şöyle. Bir daha bir sol yapayım yani. Diye bir dolaşması olmuştur.
- 28:26
Yerini terk etmesi, mahallini terk etmesi, mevzini yani. Mevzileri muhkem tutalım derler askerde, savaşta değil mi? Mevzileri bırakma, mevziyi terk etmek çok büyük hem günahtır hem suçtur. Mevzi terk edildiği zaman ne olur? Düşmana mevzi açarsın. Cevletin yani mevzisini terk edip savaşmaya yapanlar olmuştur.
- 28:52
Sıvahur Rasulullah'tan başka. Sallallahu aleyhi ve sellem. Yani onun yaşadıklarını yaşasalar hangi pehlivanı getirseler illa bir kıpırdanır yani. Bu usta bir rivayet diktiriyor. Kendisi. Kazıyaz Hazretleri. Haddesena ile. Yani Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hakkında yani. kendi sözü buyruğu olmasa da onun hakkında gelen bir konu ve rivayette hadis demektir.
- 29:21
Çünkü ondan bahsedecektir. Bu hadis-i şerifte de kendisinin senedi var. O senedi zikrediyor. Diyor ki Haddese ne yapacak haber verdi. Kim? Ebu Ali el-Ceyyani. Ebu Ali el-Ceyyani bu bazıları Hayyani'de yazmış ama Ceyyani olan daha ağır basıyor. O hadis hafızı Ebu Ali el-Ghassani el-Ceyyani diye geçiyor.
- 29:52
Efendim Fima Fîmâ, bize anlattı, Fîmâ o şeyde ki Ketebe yazdı, Lîbânâ. Bu zat diyor bizzat bana yazdı. Hattesenâ yani o diyor ki şimdi icazet yazdı ona yani bir hadis rivayetinde izin verdi yani o diyor ki izin veren zat Kadı Ebu Ali Hazretleri, hattesenâ bize haber verdi ki Sıra Cibne Abdülmelik isminde bir zat, vefatı 508 hicri Sıra Cibne Abdülmelik, o da kâzı
- 30:39
bunlar hep kadı yani, şeriat devletinde hâkim çok yüksek âlimler o anlattı, o diyor ki hattesenâ bize anlattı ki Ebu Muhammed'in Esîliyyu Ebu Muhammed'in Esîliyi anlattı, Esîli Fas'ta bir beldenin adıdır, El Esîl Endülüs, yani şimdi tabi Fas'ın evvelce karşı tarafı yani, denizin karşı tarafı ne diyorsunuz oraya?
- 31:13
İki denizin de birleştiği yer Cebel-i Tarık, Cebel-i Tarık'ın karşı tarafı da Endülüs devleti zaten şimdi İspanya o Endülüs şehirlerinden birisiydi, Esîli onun için bu El Esîli, oralı bu zat o bize anlattı diyor, o diyor ki hattesenâ bize haber verdi ki Ebu Zeyd-i Nilfakîh'u Ebu Zeyd-i Mervezi Hazretleri, bunlar hepsi büyük muhaddisler
- 31:40
yani Kâzı İyâz Hazretleri'nin gerisinde, yukarı doğru gidiyoruz o bize anlattı diyor, hattesenâ o da dedi ki bize haber verdi ki Muhammed İbni Yusuf Muhammed İbni Yusuf Hazretleri, o da diyor ki hattesenâ bize bildirdi ki Muhammed İbni İsmail Muhammed İbni İsmail Hazretleri, şimdi Muhammed İbni İsmail deyince anlamadınız onu kimdir, işte geldik dayandık kime?
- 32:01
Bukhari, meşhur İmam-ı Bukhari'nin Bukhari şehrinin nispesidir, adı Bukhari değil ki, adı Muhammed'dir, babasının adı İsmail'dir İsmail oğlu Muhammed diye geçiyor ama İsmail oğlu Muhammed desen kimse Bukhari anlamıyor bazı kere işte lakaplar, nispeler ne yapıyor, ismi geçiyor işte Bukhari ismi geçti, o da diyor ki bize İmam-ı Bukhari anlattı, İmam-ı Bukhari diyor hattesenâ bize
- 32:28
haber verdi ki İbni Beşşar, İbni Beşşar Hafız Ebu Bekir Muhammed Bin Beşşar Hazretleri, Bender diye marufmuş lakabı 6 kitap, hadis kitabı, kütüb-ü sitte dediğimiz 6 kaynak bu kişiden rivayet etmiştir sene 252'de vefat etmiş geri gittik bak daha 500'lüden birkaç kişi geri gidince onun vefatı sene 252'ye gitti 80 yaşında vefat etmiş efendim, o diyor ki hattesenâ
- 32:58
bize haber verdi ki Günder'un, Günder Günder kimmiş? Muhammed Muzaffer El Hüzeli'ymiş hadis hafızlarından, hadis hafızlarından yine 6 hadis kitabı, kütüb-ü sitte de onun rivayetleri var Günder Hazretlerinden, Radıyallâhu anh 6 hadis kaynağında rivayet almışlar ondan o da 193'te vefatı, geri doğru gidiyoruz, o kimden rivayet etti?
- 33:22
Anebi İshak'a, Ebu İshak Hamdü'l-Nâbi'l-Hac, Sebu'l-i Ehmed Dâni'l-Kufi Hazretlerinden, hadis alimlerinin biriciğidir sahabeden de görüşmüş almış, sahabeyi gören tabakadan da hadis rivayet etmiş 300 tane şeyhi var o kadar hadis şeyhleri bulmuş ki imam Zühri var meşhur onun da çok şeyhi vardır imam Zühri'nin imam Zühri gibi şeyhlerinin çokluğuyla meşhur bu zat çok oruç tutarmış
- 33:56
çok tehdit kılarmış, sabahlara kadar uyumazmış cihada çıkarmış, büyük bir zat yani alim olur da cihada çıkmak kolay değil 10 kere gazaya çıkmış, 10 kere gazaya gitmiş, harbe yani, ölümüne gitmiş yani 10 defa cihada çıkmış, bu ilmiyle beraber sıralı oruç tutuyormuş, gece tehdit kuruyormuş bu zat Ebu İshak, Berâ-i Nâzim'i de duymuş Semiha'yı işitti kimden?
- 34:29
El-Berâ'a Berâ Hazretlerinden, yani bu dediğimiz tabiinden, sahabe görenlerden sahabeden kimden duymuş? Berâ-i Nâzim, bu meşhur bir sahabedir sahabidir, yani ismini duymuş olmanız gerekiyor, Berâ-i Nâzim ondan işitmiş, vesileyle sormuş Berâ Hazretlerine, racülün bir adam o sahabeden zata bir adam sorarken o da duydum diyor.
- 34:55
Ne sormuş? Eferartum kaçtınız mı Yevme Hüneyn'in? Hüneyn günü, yani sahabeye diyor, Hüneyn günü kaçtınız mı? Ar-Rasûlillâh Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem. Hüneyn günü Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'den siz firar mı ettiniz? Onu yalnız bırakıp kaçtınız mı? diye soruyor. Berâ Hazretleri de cevap verirken Buzat, bu Ebu İshak Hazretleri o cevabını duyuyor.
- 35:20
Diyor ki, cevapta Kale dedi. Lâkin Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Lâkin Allah'ın Rasûlü lem yefirra kaçmadı. Şimdi kaçtık demiyor. Kaçmaz olur muyuz demiyor. Bela demiyor. Neam demiyor. Tabi demiyor. Evet demiyor. Değişik biçimde kurmuş Berâ-i Nâzim büyük sahabeyi tabi ki o da boş konuşur mu?
- 35:46
Yani şunu demek istiyorum. Biz kasıtlı kaçmadık. Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'i bile bile terk etmedik. Ama Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem ani bir panik oldu. Bu panikte neden oldu? Hüneyn'de orduyla karşılaşacaklarını hesap ettiler. Gâvur ordusu dört bin kişi kadardı. İslam ordusu bir rivayet on altı bin.
- 36:14
Bir rivayet, yani üç rivayet var. Bir rivayet on bin. En düşüğü on bin. Mekke yeni fethedilmişti. Hicretin sekizinci senesi Şevval ayı olarak hatırlıyorum. Efendim, çünkü Hac ayıydı. Biraz da orada işte haram ayda harp edilir mi edilmez mi fetvası da oradan çıkıyor. Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Hüneyn'deki harbi haram ayda yaptı.
- 36:43
Çünkü mecburiyet olursa, haram ayda olsa cihat devam eder. Şevval ayında hicretin sekizinci senesi. Mekke fethedildi. Mekke fethedilince insanlar tabi esir alınmadı, serbest bırakıldı. Birçok insan Müslüman oldu. Bunlara da Tuleka deniyor. Hüneyn'de azat edilenlere Oteka deniyor. Mekke'deki Mekke fethinde azat edilenlere Tuleka deniyor.
- 37:14
Serbest bırakılanlar. Şimdi bunlar da Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem ile beraber oldular. Hüneyn'e geldiler. Şimdi burada bir bozgun söz konusu değil ama bir panik hadisesi oldu. Bu da neden oldu? Çünkü dört bin kişilik önde duran ordu, yani karşıda bir ordu var diye gördüğün, hani derler ya gözümle gördüğüm hiçbir şeyden korkmam hesabı.
- 37:38
Ama işte gözümle görmediğimde ne yapayım demektir o laf. Şimdi gözümle görmüyorsam sıkıntı var demektir. Gözümle gördüğüm hiçbir şeyden korkmam. İşte onlar dört bini görüyorlardı hesabı ona göre. Zaten üç misli. İki, üç misli yani. Korkacak ne vardı ki? Fakat yolda bir bunların öncü birliği gizlenmiş.
- 38:00
Bunlar da ok atmakta çok meşhur. Sekif kabilesi. Oku şaşmaz yani. Sen on bin olsan ne olur? On beş bin olsan. Serçe gibi av var. Hiçbir ok boşa gitmiyor. Sen buradan on ok atıyorsun. Bir tane isabet ediyor. Oradan atıyor. On tane on isabet ediyor. Bu sefer ne oluyor? Dört bin ama yani boş yok. Boş yok.
- 38:20
Sen on bin ama boş var. Onun için bunlar bir gizli birlik önden koymuşlar. Müslümanlar da bu gizli birlikten dağın arkasına gizlemişler. Bunlar da haberleri yok. Uhud'daki gibi yine bir kumpas. Ve bir ok şeyine başladılar. Tulaka da var idi. Yani yeni serbest kalanlardan. İşte İslam'a daha yeni ısındırılan müellefe-i kulüpten.
- 38:47
Ondan sonra Müslüman oldum demiş ama kalbimde hala İslam yerleşmemiş. Daha mucize görmemiş, bir şey görmemiş. Daha Mekke fethi olur olunmaz. Hadi Huneyn'e çıkmışlar. Mekke'de böyle bir sohbet. Emri bil maruf. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerini dinleyememişler yani. Çünkü fetih olur olmaz.
- 39:06
Huneyn sıkıntısı çıktı. Hemen Huneyn'e gitmeleri lazım oldu. Çünkü Mekke'nin güvenliği için. Mekke'yi fethettiler ama Huneyn'de baya bir ordu var. Müşrik. Bunlar Mekke'yi ne yapabilir? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in Medine'ye dönerse Mekke'de pek İslam ordusu kalmıyor. Ekseri Müslümanlar sahibi Medine'ye dönecek.
- 39:27
Mekke'deki az bir birlik Huneyn'den ani bir baskın olursa Mekke'yi koruyamaz. Kabe var orada yani. Bundan dolayı ne yapılması gerekiyor? Mekke'nin yakın civarındaki tehlikelerin bastırılması gerekiyor. Haydi Huneyn'e gidiyoruz buyurdu. Sallallahu aleyhi ve sellem kalktı ki çıktılar. E burada yeni Müslüman olanların, efendim serbest bırakılanların,
- 39:50
kalbi ısındırılanların falan panikleri çok oldu. Panikleri çok oldu. Muhacir ve ensar gibi değiller yani. Şimdi ne ensar sayılıyorlar ne muhacir oldular Mekke'den Medine'ye. Bunlar Mekke'de fethinde işte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in işte şefkati merhameti sayesinde yani canları bağışlandı.
- 40:13
Ama İslâm'ı daha tam anlamamışlar. Onun için birden o sahana başlayınca bunlar korktular yani. Bir kaçış oldu yani. Bu sefer de ne olduğunu anlayamadı. Öbür sahabeden de insanlar tabi burada. Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem nerede kaldı?
- 40:31
Şimdi kalabalık olunca da kontrol azalıyor. Sen şimdi Bedir'desin 313 kişi. En nihayetinde bir 313 kişi başı sonunu takip edebilir. Görürsün 16 bin kişi dediğin zaman Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e bunun herkes etrafında olamaz. Hani bir de şu lafta ebesi çok olan boğulur hesabı. Yani bir ebesi olur onu kontrol eder.
- 40:52
Şimdi 16 bin kişilik bir ordudan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem nerede? Belli ki birkaç bir yerde. Yani 16 binin hepsi onun etrafında nasıl olabilir? Olamaz. Sayı çok. Sayı çokluğunun etrafında olanlar mevzuyu görüyor olayı. Geri kalan bir taraftan bir panik havasıyla bir kaçış. Ama bu kaçış düşmanı görüp de, orduyu görüp de harpten kaçış değil.
- 41:18
Yine kaçışı bu. Nereden geldiği belirsiz. Sen hedefi almışsın buraya. Bir de buradan bir şey geldi. Ben ne yapıyorum? Ben hesabımı buraya göre yaptım. Hesapsız bir saldırıya uğradım şimdi. Zaten bu hesapsızlıktan dolayı bir panik hali oldu. Onun için Bera Hazretleri'ne bir adam geldi sordu. Ya siz Resulullah'ı bıraktınız da kaçtınız mı?
- 41:44
Bera Hazretleri kaçtık der mi yani? Kaçmayı kabul eder mi? Sahabe Resulullah'ı terk etmeyi kabul eder mi? Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem neredeydi o zaman? Mevzu neydi? Düşmana gidilirken yandan bir saldırıya uğranılınca ne oluyor ya hesabı? Bir kaçış oldu. Bir kaçış oldu.
- 42:03
Harpten kaçmak başka, ummadığın yerden gelen beklenmedik saldırıdan dolayı panikleyip tedbir almak için sığınmak başka yani. Böyle bir durum oldu. Bera Hazretleri dedi ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yerinden ayrılmadı, kaçmadı. Onlar biz de kaçtık demiyor. Bazı azat olanlar, yeni serbest kalanlar, kalpler İslam'a sığındırılanlar, ihlassız olanlar sahabede değil.
- 42:38
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem görmüş ama İslam kalbine girmemiş daha, kalbine girmemiş yani. Bu durumdakiler de panik yaptılar, bu panik nedeniyle yerini terk etti, sahabede kaçtı demeyelim çünkü harpten kaçmak kebairdendir. Büyük günahlardandır. Burada onu sahabeye isnat etmiyoruz çünkü cumhur var, genel bir sahabe var, burada bir kişi kişi değil.
- 43:05
Sahabenin cumhuru bunu yapmaz. Ama burada ne var? Tamam, ahadet-i kerimede söylüyor. Hatta sahabeden birisi radıyallahu teala dedi ki, biz bugün azlıktan dolayı yenilmeyiz. En sardan biri, len nuhle vel yevme han kıllet. Ya sayımız o kadar fazla ki artık sayımız az diye biz burada yenilmeyiz. Ama Allah-u Teala bu söze razı olmaz.
- 43:33
Benim yardımıma mı itimat ediyorsunuz, sayınızın çokluğuna mı itimat ediyorsunuz? Ha tabii bir kişinin sözü de bir sıkıntı gelince herkese şamil oluyor. Bazen de bir cemaatın içindeki bir kişinin sözünün yanlışlığı da herkese mal oluyor, bir sıkıntı getiriyor yani. Bu itibarla ahadet-i kerimede öyle.
- 43:54
Çok yerde Allah size yardım etti. وَيَنْ وَحُنَينٍۜ Hüneyn gününde de size yardım etti. Çokluğunuz sizi biraz şaşkına çevirmiştir. Ne kadar çoğuz ya bugün. İlk olarak böyle 10 binin üzerinde orduyla harbe gidiyoruz. Ama felem tuh ne hakkı bir şeye. Çokluğunuz sizden bir şey def edemedi. Bir saldırıya uğradınız.
- 44:14
Sil yavrusu gibi dağıldınız. Dağıldınız diyelim. Dağıldınız. Vazâkaten aleyküm ve rahmetullah ve rahmetullah. Geniş dünya daraldı size. Oğalara vadilere sığmadınız. Sümme velleytüm döndünüz, müdmireyin sırtınızı döndünüz, gittiniz. Döndünüz müdmüriyin sırtınızı dönüp gittiniz. Sırtınızı dönüp derken.
- 44:32
Düşmana sırtını dönüp. Harpten kaçtınız anlamına gelmiyor. Durduğunuz yerden Mevziler yani yerlerinizi değiştirdiniz. Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yerinden ayrıldı mı? Kımıldamadı. Burada bu anlatılıyor. Şimdi bunu da düzgün anlamamız lazım. Sümme kale ondan sonra. Berâ-ı Nazım radıyallâhu anh söylüyor.
- 44:56
Lekad râitû elbette muhakkak ben gördüm. Hû, Resûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem, alâ beghletihî, katırının üzerindeydi. Katırı da yavaş gider, mübarek hayvan. Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem de Huneyn Muharebesinde katırabilmiş. Huneyn'de de Feci bir saldırı başladı, herkes panikledi. E katır da gitmiyor.
- 45:17
Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e katıra kasıtlı binmiş. Bir şey olursa, zaten geri gitmeyeceğim için. cağurlara neyi gösteriyor? Kaçmak için gelseydim ata binerdim. Bak katıra bindim. Ayrılmak yok. Sizi yenmeden bırakmayacağım. O mesajı veriyor yani. Beyaz katır meselesi.
- 45:38
Şimdi beyaz katırın adı neymiş? Bir rivayet Mukavkisi'nin hediye ettiği. Adı dülgüldür. Türkçede de bu dülgül çok geçer yani. Arapça, yani Efendimiz, sallâllâhu aleyhi ve sellem katırın adıdır. Yedi tane katır var. Bu katırlarından birisidir. Ben diyorum, bu beyaz katırın sahibi diye, Efendimiz, sallâllâhu aleyhi ve sellem hakkında, bu da geçer yani, rivayetlerde.
- 46:08
Beyaz katırın sahibi ne demek? O Huneyn gününde kaçmayan insan demek. Efendimiz, sallâllâhu aleyhi ve sellem'in kaçmama sıfatı o. Beyaz katırın sahibi. Kaçmayan bir ok aldı. Onun için ondan bahsediyorum. Sallâllâhu aleyhi ve sellem. Dülgül bayağı yaşlanmış. vefatından sonra yaşamış yani. O katır ta Muavey, radıyallâhu anh, zamanına kadar yaşamış.
- 46:37
O kadar da uzun yaşamıyorlar, benim bildiğim ama. Sonra Efendimiz, sallâllâhu aleyhi ve sellem onu Ebubekir Efendisi, radıyallâhu anh, hibe etmiş. Şimdi, ben diyor Resulullah'ı gördüm, sallâllâhu aleyhi ve sellem. Bazı rivayetlerde de Ferve bin efendim, Nüfâfe isminde bir el-Cudâmi o kabileden birisi hediye etmiş Efendimiz'e.
- 47:05
İki rivayet var. Ama bizim millet düldünü bilir. Yani ben onun için o rivayeti öne aldım şimdi. Efendimiz'i gördüm diyor, beyaz katırın üzerinde diyor, Hazreti Berâ, radıyallâhu anh, Ebu Süfyan, ağızını tutmuş, bir licâmiha. Katırın geminden tutmuş yani. Ağzından sarkan, ağzının bağlandığı ipten tutmuş.
- 47:29
Bu Ebu Süfyan, Hazreti Muhafiye'nin babası olan, Hazreti Hind'in eşi olan Ebu Süfyan değil. Bu Ebu Süfyan kim? Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem'in süt kardeşi. Halime annemiz, Sakif kabilesinde Efendimiz süt evlat olarak verildiği zaman Halime annemize, Halime annemizin emzirdiği yerinden biri de bu Ebu Süfyan.
- 47:58
Bu Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem'in amca oğlu. Yani Abdülmuttalib'in oğlu. Abdülmuttalib biliyorsunuz. Yani Abdülmuttalib'in yani Efendimiz'in dedesinin oğullarından birisinin adı Haris. Yani Haris Haris kimin kardeşi yani? Hazreti Abbas'ın, Hazreti Hamza'nın diyelim. Dede, Abdülmuttalib'in oğlu.
- 48:28
Haris. Bu Haris'in oğlu da Efendimiz, yani Rasulullah sallâllâhu aleyhi ve sellem'in amcasının oğlu. Haris, Abbas gibi amcası yani. Ebu Süfyan. O şeyde yatıyor. Hemen cennetül bakıyağına girdiğimiz zaman İmam Halik Efendimiz'e gelmeden Ehl-i Beyt'ten sonra Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem'in işte kızları geliyor.
- 48:49
Kızlarından sonra eşleri geliyor. Annelerimiz. Onlardan hemen sonraki de ilk sahada yani orada Akil İbni Ebu Talib de var. Oradadır bu Ebu Süfyan, kabri şerifi. İnsanlar onu nübüvvetten evvel onu çok severlerdi. Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem'e de çok benzer. Amca oğulları bazen birbirine benzer yani.
- 49:11
Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem'e de çok benzer. İnsanlar da onu çok severlerdi. Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem'de arası çok iyiydi. Şairdi de güzel. Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem'in İslam'ı ishal edince iş bozuldu. Çok düşmanlık etti yani. Bir de Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem'in aleyhine hicivler yazdı yani.
- 49:29
Kötüleyici şiirler yazdı. Hasan İbni Sabit Efendimiz'in müdafaaçısı olan şair. Şair sahabi Hasan ona cevaplar verdi. O zamanki savaşlarda şiir savaşları var yani. Şiir savaşları. Şair millet yani. Edebiyat zirvede. Arap Edebiyatı. Hasan Hazretleri ona cevap veriyordu. Sonra Ebu Süfyan Müslüman olduktan sonra da çok güzel Müslüman oldu yani, çok iyi bir Müslüman oldu.
- 50:00
Öyle ki Hunen günü herkes çil yağlısı gibi dağıldı gitti. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in etrafında kimse kalmadı. bir de amcası Hz. Abbas kaldı. Bu amcasının oğlu Ebû Süfyan kaldı, bir de Hz. Abbas kaldı. Geri kalan kimse yok. Yani kargaşa var, kargaşa. Harpten kaçmak değil, kargaşa oldu.
- 50:26
Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'i nerede bile anlamadılar yani. O Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'i diyor, Berâib Nazîb diyor, beyaz katırının üzerinde gördüm, Ebû Süfyan katırını geminden tutuyordu. Ve Nebî Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, Yakûl-i Şöle diyordu.
- 50:44
Bu çok önemli bir şeydir. Enen Nebî Lâkedîm, Enebnü Abdülmuttalip, yani Vezâde Gayrû diyor. Başka rivayetlerde Berâ Hazretlerinden gayrısı bu söze ilave yaptı. Enebnü Abdülmuttalip, ben Abdülmuttalip'in oğluyum. Şimdi Enen Nebî Lâkedîm,
- 51:08
Ben peygamberim, bende yalan yok. Yani ne demek, Allah bana yardımını söz verdi, zaferi söz verdi, bende yalan yok. Biz bu harbi kazanacağız. Herkes gitmiş, kalmış 3 kişi. 16 bin kişi kargaşa var. 3 kişi kalmışlar. Yine diyor ki, ben peygamberim, bende yalan yok. Vahiy geldi, biz kazanacağız. Enebnü Abdülmuttalip, ben Abdülmuttalip'in oğluyum.
- 51:32
Şimdi, demiyor ben Abdullah'ın oğluyum. Esas babası Abdullah. Ama dedesine nisbet ediyor kendisini. Ben Abdülmuttalip'in oğluyum. 20-21 yaşında vefat ettiği için babası maruf değil. Yani babasının ünü şanı Sekif kabilesine Huneyn'de, şurada buradayız, bırakmamış. Ama dedesi Abdülmuttalip, bütün Araplarda tanınıyor.
- 51:58
Biliyorsunuz Ebrehe'ye posta koymuş. Yani fil ordusuna karşı çıkmış bizzat. Radıyallâhu anh Abdülmuttalip Efendimiz. Onun için, dedesi çok cesurluğuyla meşhur. Yani fil ordusunun karşısına herkes kaçmış. Abdülmuttalip demiş, benim develerimi versene sen demiş ya. Neymiş benim develerimi aldınız demiş ya.
- 52:22
Bu nasıl diyeceksin? Canını bağışladığına şükredersin. Deveni istemenin zamanı bu. Koca fil ordusundan kalkmış, kafa tutmuş. Onun için ben Abdülmuttalip'in oğluyum. Benden kaçmamı beklemeyin diyor. Dedem kaçtı mı? Kaçmadı. Bu mesele var. Bir de tabii Abdülmuttalip'in bir rüyası var. O rüya da çok meşhurdur.
- 52:44
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Abdülmuttalip vefatına işte 7 yaşlarında falan yetişti. 7-8 yaşlarına kadar dedesiyle durabildi. Şükür dedesi vefat etti. Ama o zaman o rüyayı anlattı. Altınoluğun altında Kabe'nin o yuvarlak dairenin içinde, Altınoluğun altında sırtlarını Kabe'ye verirlerdi. Araplar orada meclis kurarlardı.
- 53:05
Güneş öbür tarafta olduğu zaman orası gölge olur. Kabe'nin gölgesinde otururlardı. O zaman öyle şey yok tabii. Yeşilbeli gibi çadırlar, çataklar. O gölgede otururlardı. Arapların, yani Kureyş'in ileri gelenleri mecliste bulunurdu tabii. Meclisin efendisi Abdülmuttalip olurdu hep. Yanında konuşulmaz.
- 53:25
Aşiret kültürü tabii. Kabile kültürü. Abdülmuttalip o zaman bir rüya gördü. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem çok küçük iken. O rüyasını da tabir etmek için o zamanki gibi çok iyi rüya tabir eden bir zat vardı. O rüyanı tabir etmeye gitti. Hazreti Abbas onun oğlu yaptı Abdülmuttalip Efendimiz'i.
- 53:46
Hazreti Abbas diyor ki yani o tabii Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den yaşlıca amcası. Ben diyor kalkıp rüyayı anlattıktan sonra ben bir tabirciye gideyim. Bunu bir tabir ettireyim. Dediği zaman Hazreti Abbas diyor ben de peşine gittim tabirciye. Onun için rüyanın tabirini de dinledim diyor amcası yani.
- 54:03
Bu zaten rivayet bize oradan ulaşıyor. Abdülmuttalip'in rüyası ve tabiri. Şimdi bu rüyaya göre Abdülmuttalip ne görüyor? Siz de hatırlayacaksınız ben anlatacağım. Efendim bir gümüş zincir görüyor. Halkaları olan zincir. Gümüş zincir Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin şey dedesi Abdülmuttalip'in belinden çıkıyor.
- 54:24
Yani sulbü diyoruz ya. Belinden çıkıyor. Bir ucu göğe o zincir çekiliyor, çekiliyor, çekiliyor. Göğe kadar gidiyor. Bir ucu yere bir ucu zincirin tarafı doğuya, bir ucu batıya gidiyor. Sonra o zincir bir ağaca dönüşüyor. Şecere. Şecere ağaç demek. Arapçada şecere ağaç demek. Şecere yani
- 54:50
Sallâllâhu aleyhi ve sellem'in şeceresi yani dininin, davasının bir ağaç misali kök salacağı, bütün dalları dünyayı tutacağı mealinde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ve o ağaç bir ucu gökte, bir ucu yerde, bir ucu doğuda, bir ucu batıda. zincir ağaca dönüşüyor. Ağacın üzerinde yapraklar var, her yaprağın üzerinde nur parlıyor.
- 55:18
Doğulardan, batılardan herkes ona tutunuyorlar. Şimdi biz mesela işte Şimdi mesela işte Mekke-Medine'ye göre... Mekke-Medine'nin neresine düşüyoruz biz? Kıbleye döndüğümüz zaman efendim, güneşi solumuza alıyoruz yani. Güneşi şimdi Türkiye'deki kıble iyi bulmak için en kolay yöntem, kıbleye bakarken güneş doğuyu soluna alman gerekiyor mesela.
- 55:48
Ne oluyor o zaman? Mekke-Medine tarafında kalıyoruz yani. Diyelim yani, biz ne ehliyiz yani? Şark ehli miyiz, Garp ehli miyiz? Şark ehliyiz. Diyelim yani Irak tarafı falan Şark oluyor tabii. Irak, bizim de bu taraf o tarafa dönüyor biraz. Tam belki Şark değilse de Şark sayılır. Şark'tan, Garp'tan, Doğu'dan, Batı'dan Irak tarafı bizim sınırımız, onun için dedim.
- 56:18
Herkes o ağaca tutunuyor. Abdülhutalip bu rüyayı anlattı. Bu rüya Araplar arasında çok yayıldı. Bütün herkes bu rüyayı konuştu. Sonra gitti tabirciye. Tabir ilmi olan kişi de dedi ki senin bu rüyan sadıksa, yani ne demek istiyor? Doğru söylüyorsan. Çünkü belki de görmedin, uyduruyorsun. Ama senin bu rüyan sadık ise senin sulbünden bir çocuk doğacak.
- 56:48
Bu çocuğa Doğu Batı halkının tümü tabi olacak. Gök ve yer ehli onu methedecek. İşte Efendimiz'in ismi Muhammed. Çok övülen demek. Mahmud çok beğenilen demek. Bu isimlerin hepsi Ahmet, çok hamd eden demek. Hamdden geliyor ama gök ve yer ehli yani. Melekler de Efendimiz'i seviyor. Methediyor, beğeniyor.
- 57:10
Yerdeki Müslümanlar. Onun için adı zaten Muhammed oldu. Sallallahu Teala. Abdülmuttalip Efendimiz'e ne ismi taktı? Muhammed ismi taktığı zaman. Abdülmuttalip'e dediler ki senin babalarında, atalarında, kavminde, kabilende, Kureyş'te Muhammed adında biri yok. Sen bu ismi niye taktın? Dedi Rezültü en yehmedi ve ehlül semavil gök halkının da, meleklerin de, yerde yaşayanların da
- 57:40
onu methetmesi ümidiyle çok methedilen ismini taktım. Çünkü herkesin isminden nasibi var. İsimler semadan nazil olur. Kades'te göre. Ben dedi bu ismi niye taktım? İsmin manası, müsemması tutar diye taktım. Ve tuttu. E tabi. Bu itibarla Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem o Huneyn Muharebesinde diyor ben peygamberim bende yalan yok.
- 58:06
Ben Abdülmuttalip oğluyum. Yani ne demek istiyor bir manada? Araplara çok meşhur Araplarda bu rüya ben o rüyayı gören zatın torunuyum. Yani ne demek istiyor? Benim davam sizinle size yenilerek benim davam bitmez. Çünkü gök ehline, yer ehline, şarka, garba ulaşacak. Daha sizden uğraşırken yenilirsem bu dava tamamlanmaz.
- 58:34
Onun için de ben yenilmeyeceğim haberiniz olsun. Ve kaçmayacağım. Diyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Şimdi ama tabi bir panik oluyor. Herkes bir tarafa gidiyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bakıyor yanında Ebu Süfyan var. Yani amcasının oğlu. Diyor, sen kimsin? Diyor, Ebu Süfyan senin kardeşinim işte Amca oğlu, kuzen mi?
- 59:04
diyorlar şimdi. Ben senin kardeşinim. Ama sütten kardeşi olduğu için kardeşinim demesinin manası ne? Süt kardeşinim diyor. Süt kardeşin Ebu Süfyan diyor. Anam babam sana feda olsun. Halbuki evvelce ne kadar hicretten şiirlerde yazmış. Tamam müslüman olduktan sonra iyi müslüman oldu yani. Anam babam sana kurban olsun diyor.
- 59:26
Efendim sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor. Peki kardeşim diyor. Şu yerden biraz bana şey al. Çakıl taşları yani. Küçük taşlar al topraktan. Aldım diyor. Kendisine uzattım diyor. Ondan sonra şahitil vücuh düşman ordusunun suratlarına ordusunu düşman suratlar kötü oldu yüzler berbat oldu işte yüzler yenildi mağlup oldu bu suratlar ne halindeki âyet-i kerime
- 1:00:01
den de iktibası var o âyeti okuyarak yani şahadetil vücuh buyurarak o bir avuç şöyle elindeki toprak, taşlı toprak onu saçıyor, karşıda var dört bin kişi fakat her birinin gözüne o topraktan giriyor, her bir kişinin gözüne giriyor ve birden bozguna uğruyorlar evet o arada da süt kardeşi Ebû Cübyan ile amcası Hazreti Abbas Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e acıdıkları için
- 1:00:37
hem akrabalık şeyi var, hem peygamberleri olması Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'den dolayı onu kayırmaları, korumaları lazım işte Hazreti Ebû Cübyan geminden tutuyor Hazreti Abbas üzengisinden tutuyor katına buradaki maksat ne? yani düşmana Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem çok atlamak istiyor, saldırmak istiyor Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem tek başına
- 1:01:07
yanında iki kişi var, dört bin kişilik orduya saldırmak istiyor yani tutamıyorlar yani, o kadar cesaret var onun onlar da ona acıyorlar yani dört bin kişilik bizim ordu daha toparlanamadı, panik oldu tek başına gitmesin onların üzerine diye üzengiden ve geminden hayvanı tutuyorlar ki hayvan sürmeye kalkarsa özelliğini tutalım diye böyle bir cesaret abidesi şahsiyet
- 1:01:37
Muhammed Mustafa Sallâllâhü Teâlâ Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem şimdi karşıdaki düşman Hevazin kabilesi, Sakif kabilesi de deniyor, bunlar yani öyle bir düşman ki okları şaşmıyor, harp sanatını taktiklerini en iyi bilen kabile burada ordu derve çatma yani, Tulak ağadan var efendim müellefe-i kulüpten var, yeni müslüman oldum deyip daha içinden müslüman olmamış
- 1:02:11
nifak durumu olan var böyle karma çorman bir durumla gidildi üstlerine, karşıdaki ordunun çok atış tatbikatı var, deneyimleri var, tecrübeli bir ordu ondan dolayı böyle oldu biraz gizli bir yerde pusuya yatmışlar, efendim Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem önce zırhını giydi, miğferini girdi harp saflarını dolaştı, onlara harbe teşvik etti, bak vefalı olursanız
- 1:02:41
sebatkar olursanız, sabrederseniz müjdeliyorum, Allah bana vahyetti, bak müjdeliyorum kim kaç kişi olursa olsun, kazanacaksınız fetihle müjdeliyorum buyurdu efendim böylece harp başladı fakat bir panik havasıyla sahabe-i kiramdan da sevat-ı kiram olmak üzere birçoğu yerinden ayrıldı 300 kişi kadar sebat eden var ama alan saha geniş tabi dağınık
- 1:03:13
yerlerde, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in etrafında da yani 2 kişi özellikle zikrediliyor ama 5-10 kişi geçmiyor 4000 kişilik ordunun atışlarının karşısında Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem yerinden zerre kadar kıpırdamadı, sağa bakıyordu solda uzaklaşanlara bakıyordu Ey Allah'ın dininin yardımcıları sahabesine söylüyor Ey Allah'ın Resulü'nün yardımcıları diyordu
- 1:03:43
Ben Allah'ın kuluyum ve Allah'ın peygamberiyim yani dönün gelin diye Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem onları ne yapıyordu teşvik ediyordu sonra Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem baktı olmayacak kendisi mızrağıyla beraber insanların önüne geçti ve işte bir avuç taş toprak istedi ona okuyup attığı anda düşman bozguna uğradı fakat o arada diğer rivayetlerde Bukhari'nin dışındakiler
- 1:04:27
deki geçen rivayette Resulullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem sadece katırın üstünde sabit kalmadı katırından indi bu hepten başka cesaret dört bin kişi var orada sen yaya iniyorsun yani katırından da indi Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem sonra onların yüzlerine doğru Şahidil Vücuh diye okudu bu rivayete göre inerek kendi aldı yerden toprağa
- 1:04:53
ve her birinin gözünün, iki gözünün içi bir avuç topraktan dört bin kişinin gözünün içi toprakta oldu. Mucize meselesi. Âyet bu yahu. Enfâl Sûresi olacak. Habibim attığın zaman sen atmadın ki sen atsaydın bir kişiye zor denk gelirdi. Lakin Allah attı. O zaman Allah attığı zaman ne yapar? Tutturur. Böylece Ne zaman karşı karşıya geldi Müslümanlar
- 1:05:33
Ha şurada bir ibaret atlamıştık yahu. Ehadün bir fert sahabe içinde Kâne-i Eşhedde daha güçlü minhu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem der. On altı bin kişi de kâinatın efendisinden daha cesur, şecaatli ve atılgan ve güçlü bir kişi görülmedi. Bir kişi yok. Orada küçük sahabe var yani. Ama kâinatın Ama kainat efendisi gibi bir cesaret görülmedi.
- 1:06:01
Evet. Ve tek yara Müslüm'ün, Müslüm, sayın Müslüm sahibi Cigret, Anne Abbas, Zikret Anne Abbas Abbas Efendimiz'den, Hazreti Abbas da yanında bulunduğu için yanında bulunduğu için ondan naklediyor. Gâle Hazreti Abbas Hz. Abbas'a anlatıyor, felem mele tegâh, ne zaman ki? anlatıyor. Karşı karşıya geldi.
- 1:06:19
El-Müslümûne Müslümanlarla vel küffâru kâfirler Vella, işte arkasını döndü El-Müslümûne Müslümanlar İşte arkasını döndü. Müslümanlar yerlerini terk ettiler. yerlerini terk ettiler, müdbirin Müdbirin efendim, sırt döndü. sırt döndüler. Nereye? Mevzilerine. Bulundukları yerlere hepsi arkasını dönüp uzaklaştı.
- 1:06:43
Çünkü okçular birden efendim ok yağmuruna tuttular orduyu. Beklemedikleri yerden. Bunlar önüne bakıyor. Sağdan soldan mevzilenmişler. Adamlar çok iyi atıcı. İki taraftan bir salgın gelince bir oraya, o oraya bütün ordu dağıldı. Dağılınca Fetafika başladı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. Hürkizu sıçratıyor mübarek beyaz katırını nehvel küffar katırı sürüyor
- 1:07:09
kafirlerin üstüne doğru. Halbuki herkes başka tarafa gidiyor yani. Kafirlerin üstüne giden bir işi yok Rasulullah'dan başka. Sallallahu aleyhi ve sellem. Normalde akıl mantık işi mi yani? Akıl mantık vahyi vahyi geldiği zaman biz hep ne diyoruz? Akıl vahyi vahyi geldikten sonra vahyi anlamaya çalışır.
- 1:07:31
Ama vahyin bildirdiğini akıllan çözemezsin. Sana akıl der ki burada tedbir al. Tehlikeden kaç der. Ama vahyi ne dedi? Üstüne git. Yahu dört bin kişinin üstüne bir kişi hem de katırılan nereye gidiyorsun? Ama bu iş böyle. Vahyeye inanırsan Allah'a itimat edeceksin. Celle Şanü Celle Celaluhu. Ve ene ben diyor Hazreti Abbas.
- 1:07:57
Ah hüzün tutmuştum. Yani hayvanın geminden tutmuştum katırı. E küffü engellemeye çalışıyorum ha hayvanı. Çünkü hayvan da panik de ne olur? Hayvan da sıçrar. Bir tarafa doğru yönelir. İradeti ellâ tüsrâ. Hızlı koşmasın diye. Çünkü koşarsa Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kafirlere daha çabuk yaklaşmış olacak.
- 1:08:19
Daha büyük tehlikeye gidiyor. Tabi biz onu diyor korumak adına hayvanı zapt etmeye çalışıyoruz ki gitmesin kafirlere. Sonra da bu rivahette tam tersi. Hazreti Abbas ne yapmış? Geminden tutmuş ve Ebu Süfyan Ebu Süfyan yani süt kardeşi ah hüzün yakalamış bir iki ağabeyi. O da üzengisinden tutmuş. Yani rivahettin birinde ama iki kişi yani.
- 1:08:45
Hazreti Abbas'la süt kardeşi Ebu Süfyan. Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem seslendi. İnsanlara seslendi fakat seslenmeden evvel evvela Hazreti Abbas'a dedi ki Zümenade yani Abbas radıyallahu anh seslendi. Çok sesi güçlüydü. Hazreti Abbas'ın sesi Davudi yani. Gür sesi vardı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona emretti.
- 1:09:19
Dedi ki ya Abbas, ağaç altında bana tebiat edenlere seslen. Yani Beytül Rıdvan Fetih suresine geçen ağacın altında seninle sözleşenlerden muhakkak Allah razı olsun. Kaç kişiydiler o zaman? 1500 kişi. Yani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki ya bu 16 binin içinde yeni müslüman olan var, münafık olan var, müellefe-i kulüp var, tuleka var, azatlılar var falan filan.
- 1:09:47
bu iş karıştı. Ey Abbas diyor, senin sesin güçlü. Sesten kime seslen? Ağacın altında biat yaparken onlardan ne söz aldı? Asla Resûlullah'ı terk etmeyecekler. Ölseler de terk etmeyecekler. Canlarını feda edecekler. Resûlullah'ın yanından ayrılmayacaklar. Harpten ayrılmayacaklar. Bırak onlar sağlam, çünkü o bin beş yüz kişinin hepsi cennetlik.
- 1:10:12
Bedir'de ve Hudeybiye'de, işte o mesele Hudeybiye'de bulundu ağaç meselesi. Hudeybiye'de bulunan adam bir tane cehenneme gitse girmeyecek. Len ye'li cennârahim. Min meşeyde bedran ve le hüd. Bedir'de ve Hudeybiye'de hazır bulunanlardan asla bir tanesi bile cehenneme girmeyecek. Tabi sahabenin hiçbiri cehenneme girmeyecek.
- 1:10:31
Ama o şekilde inanıyoruz. Fakat burada nas var. Yani nas var, delil var. Şimdi onun için Hazreti Abbas'a diyor ki sen önce ağaç. Ey ağacın ahalisi. Hani Allah'ın rızasını vaat ettiği. Cenneti vaat ettiği o ağacın altındaki biat ehli. Neredesiniz? Ya lel müslimin. Müslümanlara çağırıyorum. Ya sahabe-i semur'a.
- 1:11:04
O ağac semur ağacıydı. Ey ağacın ashabı. Gelin diye. Böyle Hazreti Abbas Efendimiz Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem'in emriyle efendim nidalar yaptı, seslendi, çağrılar yaptı. Neredesiniz ağacın ehli diye. Onlar efendim Hazreti Abbas'ın sesini duyunca bir hayvanın diyor yani hadis-i şerifler
- 1:11:36
çocuklarına acıması gibi, şefkati gibi bir koyunun yavrularına, bir keçin yavrularına veya bir ineyin yavrularına acıması gibi, eğilmesi gibi onlar hemen ya lebbeyk, ya lebbeyk. O dedi, ya lel müslimin. Neredesiniz ey Müslümanlar ağacın altında biat edenler? Hani bırakmayacaktınız? Onlar da dağılmışlar, ne olduğunu anlamadılar ki, mevzuyu anlamadılar.
- 1:11:59
Duyunca sesi ya lebbeyk dediler. Hemen geliyoruz dediler. Ve böylece kafirlerle savaştılar. Savaşa girdiler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'de bir avuç toprak aldı, demin anlattığımız gibi o toprakla da beraber. Tabi İsa İbni Cübeyr radıyallahu anh diyor ki burada melek orduları da devreye girdi mi?
- 1:12:23
Girdi. Çünkü hadis-i kerimede ne buyuruyor? Sümmen zelallahu sekinetü alâ rasûli ve eyyeduhu bi cürüdü illa bi tarafa. Ve alel mü'minîne. Değil mi? Rasulüne sekinet indir, sümmen zelallahu sekinetuhu alel mü'minîne de direk olabilir. Mü'minlere feyiz yağdırdı, huzur yağdırdı, bu paniği geçirtti Allah Teala.
- 1:12:46
Ve enzele cürüdü illa bi tarafa. Eee ve azzebel lezîne keferû ve dehal ki cezâl kafirin olacak. O başka. O Tevbe'de herhalde. E bu sümmen zelallahu sekinetuhu alel mü'minîne. Rasulüne sekinet indirdi. Mü'minlere de feyiz yağdırdı. Ve enzele cürüdü illa bi tarafa. Sizin görmediğiniz melek orduları indirdi.
- 1:13:15
Said-in Cübber hazretleri buyuruyor ki beş bin melek ordusu yardıma geldi. Bir melek bütün dünyanın altını üstüne getirebilecek kuvvete sahip. Beş bin niye geliyor? Manevi feyiz yağdırmak için geliyor, bereket için geliyor yani. Beş bin de melek ordusu indirdi. Ve böylece Şakif kabilesi yenildi. Hüneyn'de yine kaybedilen savaş zaferle neticelendi.
- 1:13:39
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ben peygamberim, bende yalan yok sözü vahyin doğruluğu yeniden tescil edilmiş oldu. Ama burada esas mesele neyi anlatmak istedi? Efendim Kazi Hazretleri bu rivayeti naklettiğinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin en büyük özelliklerinden biri düşmana karşı sabır, tek başına da kalsa asla kaçmamak.
- 1:14:07
Bu onun en büyük özelliğiydi. Ve tam şeyin savaş kızıştığı zaman yani öyle de bir sözü var bazı sohbetlerde el an hamiyel vatis vatis şey diyorlar herhalde kazan kaynadı yani şu anda kazan kaynadı buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem yani harp kızıştı demek o tabiri de oradan kaldı yani Hunen'deki o baya bir ortalık karışınca buyurdu ki sallallahu aleyhi ve sellem
- 1:14:42
kazan kaynadı yani altı kaynadı Kızıştı bu iş, savaş kızıştı, savaş kızıştı, Allah Teâlâ'dan yardım istedi ve Mevlâ da yardımını gönderdi, melek ordularını gönderdi, kendisi de okudu, onların üzerine attı, ama ne yapmadık, yerini terk etmedi, bir adım geri gitmedi, sebat etti, sabretti, üzerlerine vücud kızıştı buyurdu.
- 1:15:06
hüküm etti, saldırdı, mızrağıyla önlerine saldırdı, mızrakla ya. Sallallahu Teala aleyhi ve sellem. Onun için insanların en şecaatlisi kimdir? Muhammed Mustafa Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem. İnsanların en necdetlisi kimdir? Yani Allah'ın vaadine güvenen, Rabbine itimat edip Allah için atılan Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem.
- 1:15:28
O'nun faziletleri, O'nun meziyetleri bitmez. Vakı ile denilmiştir ki ve kâne Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kâinatın Efendisi idi. İdâ gıdı ve kızdığı zaman, kızar mıydı? Kızardı. Çünkü zaten kızmasa... cesurluk oldu, şecaat gelmez. Kızardı ama parantez içi velâ ye'zabu, kızmazdı illâ lillâh, ancak Allah için kızardı.
- 1:15:58
Şeriatçı inanırsa kızardı, haram işlenince kızardı, had cezası gerektiren bir günahlar Şeriat cezası gerektiren bir günahlar işlenince kızardı. işlenince kızardı, nefsi için Nefsi için adam hakaret etmiş. boynundaki efendim cübbesini çekmiş, Boynundaki cübbesini çekmiş, boynuna iz yaptırmış. Sen ne biçim adamsın demiş, ya borcunu ödesene ya sen falan demiş.
- 1:16:16
Yani hakaretlere, terbiyesiz davranışlara, bedevi tarzlarına çok müsamahalıydı. Çok müsamahalıydı, kızmazdı. Kızdı mı ancak Allah için kızardı. Kızdığı zaman lem yakum duramazdı li gazabî, onun gazabı karşısına şey, hiçbir şey. Zaten şuradan damarı çıkardı, alnındaki damarı hemen kabarırdı. Sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve onun kızmasının karşısında kimse tutunamazdı.
- 1:16:46
Dünya için kızmazdı, nefsi için kızmazdı. Ama Allah için kızdığı zamanda da asla onun düşmanı yenmeden, o suçun cezasını vermeden sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem geri durmazdı. Vakal-i İbn-i Ömer radıyallahu teâlâ, İbn-i Ömer hazretleri tarimini rivadetti. Sahip padişah da buyuruyor.
- 1:17:33
Vela eftale, faziletlerin meziyetlerin kendisine toplandığı kişiler olarak. Daha üstününü görmedim. Min Rasûlillahi sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den daha üstününü, faziletlisini, cesaretlisini, keremlisini, efendim Allah'ına güvenen, tevekküllüsünü görmedim.
- 1:17:54
Kimse de görmedi. İbn-i Ömer ki yanında duruyordu, İbn-i Ömer görmediyse başka kim görecek? Onun için Allah teâlâ şefaatlerini nail eyletsin, iyi tanımayı nasip eylesin, faziletlerini, ahlakını güzel anlamayı, ona tabi olmayı, ona benzemeyi, ona uymayı, efendim onun üstün ahlakında bir nebze tahsil etmeyi, tatbik etmeyi ve şu mübarek Mevlid ayında şefaatlerine erişmeyi,
- 1:18:19
ondan bahsetmemiz hürmetine, onu konuşmamız hürmetine, onu anlatmamız bereketine, sizin de onunla ilgili dersi, şifa-i şerif dersi dinlememiz hürmetine, maddi, manevi marazlarımıza, hastalıklarımıza, illetlerimize, Allah bu şifa-i şerif ismiyle müsemma olan kitabı, onun içinde okuduğumuz, dinlediğiniz bu ilimleri hepimize şifa eylesin,
- 1:18:41
dertlerimize deva eylesin, Allah sıkıntılarımızın feraha çıkmasına vesile eylesin ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şefaatine erişmeye, yakınlığını kazanmaya, hoşnutluğunu, rızasını kazanmaya, benim ümmetlerim şifa-i şeriften benim derslerimi okumuşlar, benden bahsetmişler diye her sabah akşam arz ediliyor.
- 1:18:59
Bu akşam da bizim isimlerimiz, babalarımızın adıyla beraber, kainatın efendisine bu dersi dinlediğimiz, iştirakimizin arz edilmesine vesile eylesin. Amin. Hasan Kaya kardeşimiz, bizim sevdiğimiz, hizmet ehli bir kardeşimiz, annesi Nazife Kaya hanımefendi, birden yani ayaktayken işte herhalde yapıkta attı vesaireyle, ani bir ölümle vefat etmiştir.
- 1:19:24
İyi insanlar için, namazlı, abdestli, zikirli insanlar için, ani ölümler rahmettir buyuruluyor. Ve o annemiz için. Bir de Nesibi Hoca, kurs hocalarından idi. Çok çileler çekti. Geçen, yakında birkaç ay evvel oğlunu, çok üzücü bir durum ile oğlunu kaybetmişti. Oğlun da hafız idi.
- 1:19:44
Şimdi kendisi de ağzından kan gele gele vefat etti. kan gele gele vefat etmiş. O da şehitliktir. O da şehitliktir. Şimdi o diğer annemizin de ağzından kan gelir. Şu ağızdan kan gelmek bir şehadet emaresidir. Bu itibarla bu annelerimize, Nazife annemize ve nesibe hoca hanım kardeşimizin ruhları için bir şehadet buyurun istiyoruz.
- 1:20:03
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû. Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah Fî kulli lem hetibu ve nefessin âdede mâ vise'hu ilmullah. Allah, Allah, Allah. Ya Rabbi bu şehadetler ve tevhidlerimizi hasıl olan ecru ve subahatı fazl-ı kerem ile kabul e karin eyleyip bu annelerimizin, bacımızın
- 1:20:28
hoca kardeşimizin ruhuna hediye eyledik, ruhlarına, erbana hediye eyledik. Şu saatte vasıl eyle, kabirlerine nur eyle, derecelerine âni eyle. Kuldurlar kusurları vardır. Rahmetinle muamele eyle, seyyahlarını mahveyle, hadseneata tebdil eyle. Ne olur bu şehadetler hürmetine onlara lütfunla muamele eyle.
- 1:20:46
Amin. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim. Dün size açıklamış idim. Efendi Hazretlerimizin oğlu Ahmet Hoca'mızın da başında bulunduğu, Hasan Efendi ve Mustafa Efendi hocalarımızın efendim, teşrif edemediği fakat telefonla iştirak ettiği bir celse burada, tefsir hanesinde yapıldı.
- 1:21:08
Ve Ruhul Furkan tefsirinin devamına tekrar karar alındı ve başlandı. Ahmet Hoca'mızdan ben de böyle bir konuşma yapacağını beklemiyordum yani. Önceden bir hazırlıklı bir şey konuşmamıştık. Kendisi, ben de şaşırdım tabii. 2000 ve 2002 sürecinde benim cezaevine girdiğimi, tabii o zaman deprem vaazından dolayı, 28 Şubat'tı.
- 1:21:31
28 Şubat'ın hemen peşine olmuştu. Erbakan Hoca'nın hükümeti rahmetullah ile devrilmişti. Çok tehlikeler atlattık. Külliyemize el kondu. Vaktimiz kapatıldı. Başımıza gelmeyen kalmadı. Babam iflas ettirildi vs. O süreçte bize 2 sene 7 ay ceza verdiler. Bunun da 13 ayını ben bir fiil yattım. 2000'de bir yattım.
- 1:21:51
2002'de bir 10 ay yattım. Hocamız 10 ay işaret etti. Ben tabii onun, bilmiyordum onun da şahit olduğunu. Hoca Efendi dedi 2,5 sene kadar bir sebeple diye. Yani o tabii tam kanunun şeyini bilemediğinden o zamanki işte 312 maddesiyle yani işte deprem vaazı, deprem ilahi ikazdır meselesini 312'ye soktular.
- 1:22:13
Sonra 312 kaldırıldı ben hapisteyken. Başkaları çıktı yararlandı. Beni ondan da yararlandırmadılar. Sonuna kadar yatırdılar. Kalkan bir madde cezası kalktı. 312 suç olmaktan çıktı. Bizi yine devam ettirdiler. Böyle bir zulümler yaptılar. O sebeple biz içeri düştüğümüzde tefsir biraz geri kaldı 2 sene kadar.
- 1:22:34
Efendi Hazretleri'ne gittik diyor. Bu Cübbeli Hoca'da beklemeye mecbur muyuz yani? Başka bir ekip hocalarımız var. Onlardan devam etseler yavaş yavaş. Sonra Cübbeli Hoca çıkınca o devam eder falan. İşte babam diyor tabii. Babama söyledik. Babam dedi ki yok. Biz onu beklemeye mecburuz. Çünkü manevi işaret ona verildi.
- 1:22:54
O yazacak diye. Ben tabii Meşayih senden başkasının yazmasına razı değil. Kulağımla bunu duydum. Bu ayrı bir şey. Ama Ahmet Hoca'nın da bu şahitliği, bu şekilde şahitliği olduğunu bilmiyordum. O şahitlikle duyulmuş oldu. Sizlerin de sevindiğinizi haber aldım. Dünyanın her yerinden de tefsirin devam edeceği Efendi Hazretleri'nin tefsirinin ölmeden inşallah tamamı erdirmemiz için
- 1:23:17
dualarınızı bekliyoruz. Allah ömrümüze vaktimize bereketler ihsan eyleyip tefsir kaldığı yerden inşallah bu marifetin tökezlemelerini Allah fırsat vermeden bunların engellemelerini bertaraf ederek kurban olduğum Rabbim tefsirin hakkında konuşan, düşünen, hesap plan peşinde olanları Allah bertaraf ederek bu hizmetin devamı için Allah'ım sebepler halk eylesin.
- 1:23:42
Sizler de duacı olun. Allah Teala dualarınızı kabul eylesin. Nazarlardan muhafaza eylesin. Bir an evvel yeni ciltlerin ümmete ulaştırılmasını bize müyesser eylesin. Amin ve sallallahu teala ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve selleme teslimen kathiran elhamdülillah rabbil alemin
- 1:24:02
E bu tabi Ahmet hocamızın konuşması ve İsmail Ağa Büyük İstihare Eyyeti'nin açıklaması bizim Facebook kanalımızda mevcuttur. Onu oradan dinlemek isteyenler dinleyebilirler. Bu usta kafasında soru işareti olanlar veya mevzuyu anlamak isteyenler oradan bizzat dinleyebilirler. Evet Paşta Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ve ehli beytinin ve sahabesinin
- 1:24:28
Silsilemiş Şahı Huzur'un babamızın kaddesi Allah'a şükür ve Şifa-i Şerif sahibi Kazı Oyaz Hazretleri'nin ve bugün bu celsede isimleri geçen Nazife annemizin ve Nesibe Hoca kardeşimizin Ervah-ı Tayyibeler için el Fatiha. İzlediğiniz için teşekkür ederim.


