00:00 / 44:58

  1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Sallallahu Teala alâ Seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecma'in. Şifa-i Şerif'ten dersimiz 281. sayfa. Tabi yeni baskı yaptık. O yeni bastığımızdan artık sayfa vereceğim inşallah. Ve lakin, şu anda eski Osmanlı baskısı 281. sayfadayız. Okuyorum.

  2. 00:27

    Kaldığımız yerden inşallah-u Rahman. Buyuruyor ki, Kazıyaz Hazretleri, Ve âlâ gheyr-i vâhidîn diyor. Şimdi ve âlâ gheyr-i vâhidîn diye orada kaldık. Bu ve âlâ da vâv ile âlâ arasında bir mahsuf var yani. Şerhlerde o açıktan da yazılıyor. Hep geriden beri Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in mübarek elinin değdiği yerlerde

  3. 00:57

    zuhur eden mucizeler, ve hârikul âdeliklerden bahsettiğimiz için. Ve, ve meseha demek yani. Orada mahsuf olsun. Atıf harfi gerideki mesahaları buraya da getiriyor. Ve mesetti yani sıvazladı mübarek eliyle sallallâhu aleyhi ve sellem. Âlâ gheyr-i vâhidîn. Birden gayrisine. Birden gayrisine demek çok kişiler yani.

  4. 01:18

    Bir tane değil yani. Kimden onlar? Münasıbiyânî, sabilerden, çocuklardan. Dâ vel merzâ. Sıbiyân, sabinin cemi. Vel merzâ, hastalar, merîz'in cemi. Merîz, hasta. Merzâ, hasta. Dâ vel mecânînî. Mecânîn, mecnûnlar. Mecnûn, cinnet geçirmiş, delil demek. O da mecnûn'un cemisi. Bunların hepsi çoğul. Çocuklardan, hastalardan, delilerden birçoğuna sıvazlama yaptı.

  5. 01:46

    Hemen iyileştiler. Beriye'de okunuyor ama Berâ'ya da şey deniyor. Feberâû. Hemen iyileştiler. Yani iyileşmenin eseri, sallallâhu aleyhi ve sellem'in... elinin bereketiyle zahir oldu, diyor. Ve etâ, yine mucizelerden, diyorum sana Gazi Yasif Hâşer'de bir satırda bazen mucize sığındırır. Kısa ve öz konuşur.

  6. 02:11

    Kaynakları söylemiyor yani... Bu hadise şu rivadetti, bu hadise şu rivadetti, rabisi şudur, takrici budur. Zaten kendisi hüccet olduğu için. Özgüvenli olan insanlar böyledir. Yani hadiste hüccet olduğu için... Mesela bir hadis zikrediyor. Bugün onu sabah derste yazdırdım.

  7. 02:37

    İşte Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e bir hasta oldu, bir tabak, Cebrail Aleyhisselâm bir tabak getirdi. Tabakta narla üzüm vardı. Ondan sonra Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem işte tabağı eline aldı. Tabağı eline alınca tabaktaki narlar, üzümler, Sübhanallâhu Aleyhi ve Sellem diye, Sübhanallâhu Aleyhi ve Sellem sesle tesbih etti.

  8. 02:57

    Bu duyuldu. Yani bunu zikrediyor. Cafer-i Sâdık Hazretleri, babası Muhammed Bâkır Hazretleri'ne rivâyet ediyor. Ondan sonra... İşte orada İmam Delci var. Düleci de deniyor da Delci o da şarihlerden yani. Şarihlerden yani. Şifa-i Şerif'i eski şerh etmiş. O da diyor ki yani... Ve lâ edrîmen zekerâhû. Yani bu hadisi gibi zikrettiğini kaynak bulamadım diyor.

  9. 03:27

    İşte Ali-el-Kâri, Rahimullah büyük muhaddis. Ali-el-Kâri de diyor ki... yekfiyye ne'urâvâ'l-musaddif. Yeter sana zaten diyor. Kazı İyâz Hazretleri rivâyet etti ya. Başka ne kaynak arıyorsun? Ve ve min ekâbiril muhaddisîn. Muhaddislerin en büyüklerindendir Kazı İyâz Hazretleri diyor. Ve levlem ve kullehu aslûn le mâ zekero.

  10. 03:48

    Bu hadisin aslı kaynağı olmasa onu zikretmezdi. Sen bulamadın diye Kazı İyaz'ın döneminde o zamanki kitaplara... kitaplara, tahrişlere vakıf mısın? Geri gittikçe ilim daha fazla yani. Şimdi de ilim sebepleri çoğaldı ama ilmin aslı geride daha fazla. Çünkü orada tabi hafızalar çok kuvvetliydi. Unutma diye bir şey yoktu.

  11. 04:10

    Ve şimdi herkes ilmini mektebeye, şamileye, işte ne diyorsun, bilgisayara dayandırıyor yani. Bu da hatalara, azim hatalara sebep oluyor. Onun için Kazı İyaz Hazretleri'nin muhaddisliği tartışılmaz yani. İkmâl-ül Mu'lim diye hatırlıyorum. Bir fevâdi müslim, sayı müslüme şerh yazmış. Kaç yıl? 6-7 yıl.

  12. 04:33

    Onun için Kazı İyaz'ın Şifa Şerif'inde bir şey varsa bitti. Kaynak sormaya gerek yok. Kazı İyaz'ın kendi muhaddis. Sen kaynak soruyorsun. Yok İbn-i Mâce rivayet etti. Ebu Davud rivayet etti. Tamam da Kazı İyaz neci yani? Kazı İyaz da şey mi? Pazarcı mı yani? Çarşıda şey mi? Fırıncı mı yani? O da muhaddis yani.

  13. 05:00

    Bunlara itibar edilir diyor. Aliülkarî büyük muhaddis. O söylüyor bunu şerhte. Onun için rivayetlerin hepsinde ezere kadar şey yok yani. Tahriç aranmaz bunda. Bu kitap çok muhaddis. Zeynettin-i Râkî hafız, büyük muhaddistir. İhyâ-ül-Ummettin'in hadislerinde tahriç yapmış mesela. Ona demişler, Şifa-i Şerif'teki Kazı İyaz'ın hadislerinde bir tahriç yap, kaynaklandır falan.

  14. 05:25

    Sonra baktım diyor, bütün ümmet bunu kabul ile telakki etmiş. Hadis-i Şerif'leri şimdi tahriç yaparken tasnif yapacaksın, sahi midir, asem midir, zayıf midir falan, pişman. Milletin itikadını bozmamak için diyor, bütün ümmet kabul ile telakki etmiş. Zaten bu zat güvenilir bir âlim. Burada rivayetleri tahriçe tabi tutmadan vazgeçtim diyor.

  15. 05:46

    Çünkü kitabın şanla şerefine bir halel getirmeyelim. Çok ince işler, ince işler. Şifa-i Şerif böyle bir kitap yani. Verteha geldi ki mehu Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem racülün bir adam geldi. Böyle adam, bihi onda var. B, fi manasına geliyor. Bihi, fi demek. Onda var. Üdüratün. Üdüratün demek, hayalarında insanın, erkekler tabi erkekte olur, hayalarında şişme var.

  16. 06:14

    Böyle içine yel giriyor veya bir şey oluyor. Bu bir hastalık. Şimdi yani şifa olması için getirdiler. Sallallahu aleyhi ve sellem. Enyen zace. Enyen zaha. Nezaha'dan geliyor. Evet. Enyen zaha. Sertmesini. Ondan sonra nereye? Ha. Ha, üdreye gidiyor. Yani hayalarını tabi kendi avretlerini, milletin içinde açamaz da.

  17. 06:50

    Boş yerde. Açacak üstünü. O hayalarına serpecek. Neyi serpmesini emretti? Bima'in. Bir su. Peki o su ne özelliği var? Normal su mu? Değil. Min aynin. Öyle su ki kainin. Hep onlar mahsum. Minlerin, harfi cellerin hep gerilerinde mahsum şeyler olur. Müteallaklar olur. Bima'in kainin demek yani. Nereden oluyor o su?

  18. 07:14

    Min aynin bir gözeden. E o gözenin ne özelliği var? Hangi göze? Pınar yani. Göze pınar demek. E pınar derken şey yani böyle kuyu gibi de hep fışkırıyor. Medce. ağzının suyunu bıraktı. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ağzı, mübarek ağzı femse adetlerinde suyu topluyor ya ağzında. Bizde olsa tükürük deniyor tabi.

  19. 07:38

    Medce ağzının suyunu bıraktı. Nereye? Fihi. Fihi o gözenin içine. Fihi de var. Fihi ha da var. Fihi ha olursa ayn mühendestir. Mane mühendestir. Onun için ha gidiyor. Hi olursa ma. Gözenin içindeki ma'ya gidiyor. Ma müzekkeh. Medce ağzının suyunu bıraktı. Nereye de? Fihi o suyun içine yani. Burada fihi olursa ma.

  20. 08:06

    Bir gözeye mübarek sallallahu aleyhi ve sellem ağzının suyunu toplamış, içine bırakmış. O gözenin suyundan al dedi. İşte o belli bir göze. Onu hayalarına o şişme olan hastalık yani sancılı bir dert. Onun üzerine sert dedi böyle. Sertti. Fefeale adam hemen bunu yaptı. Yapmaz mı ya? Şifa bulacak. Febera hemen iyileşti.

  21. 08:37

    Bütün ne şişme kaldı ne efendim ağrı kaldı ne sancı kaldı. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ve an tabusin. Bak ve an diyor burada. Ve an. Orada yine mahsup. Mahsuslarla gider bu iş yani. Ve ruviye demek. Mesela an ebi hurayrete ne demek? Ruviye. An ebi hurayrete rivayet olundu yani. Orada ruviyeler ekseri olmaz.

  22. 09:00

    Anla başlar hadislerin çoğu. Orada ruviyeler mahsustur. Ve an tabusin. İmam-ı Tabus'tan rivayet eden bir hadis-i şerifte İmam-ı Tabus şöyle buyurdu. İmam-ı Tabus kim onu tanıyalım? İbni Keysan. Babasının adı Keysan. El-Yemani. Yemenli. Künyesi Ebu Abdurrahman Hazretleri. Çok meşhurdur. Aslı Fars. Fars milletindendir.

  23. 09:22

    Esas özel ismi Zekvan. Tabus biraz bir yani kuş adı. Tabus kuşu onun için reisul kurra. Yani niye tabus dediler ona? Tabus çok güzel bir kuş. Yani cennette bile tabus kuşu olacak. Bütün kanatlarında rengarek. O ne renkler Allah-u Teala yaratmış. İşleme yapsan öyle renk menk işleyemezsin yani tabus kuşu.

  24. 09:45

    İşte burada Kur'an'ı okuyan Kur'an alimlerine kurra deniyor. Bu mübarek zatın lakabı tabusul kurra. Kur'an'ın tabusu. Ne demek tabusu? En ziynetli, en güzel en süslü olanı yani. Manevi süsten bahsediliyor tabii. Yani ilminin büyüklüğünden ve heyetinin, şeklinin, sıfatının güzelliğine de delaat ediyor.

  25. 10:11

    Bu zat tabiinin büyüklerindendir. Tabiin ne demek? Çok sahabe görmüş. Hepsi bir sahabi de görse tabiinden olur da. Bu çok sahabe görmüş. İbn-i Abbas Hazretleri'ni görmüş, Ebu Reyla Hazretleri'ni görmüş. İlmin reislerindendi. Şeriat ilimlerinde başı çekiyor. Amelde de çok ileriydi. Zühd'de de çok ileriydi.

  26. 10:35

    Dünyaya karşı çok soğuk, çok ibadet yapıyor. Kırk kere haç yapmış. Kırk kere haç yapmış. Çünkü Mekke-i Mükerreme'de bulunuyordu zaten. Sonra sabahın, bak yatsının abdesiyle sabah namazını kılmak mevzusu, İmam-ı Azam Ebu Hanife Rol'da çokça nakledilen, sabit bir faziletidir. Efendimiz Muhammed Efendi Hazretleri çok anlatsın İmam-ı Azam hakkında.

  27. 11:00

    İmam-ı Tabusu pek bir millet bilmez. İmam-ı Tabus da yatsının abdesiyle sabahı kırk sene kılmış yani. Dolayısıyla zaten sene 105'de veya 106'da vefat etmiş, 105-106'da İmam-ı Azam Efendimiz'den. Belki muasır 10-15 sene, 20 sene onu görmüş mü bilmiyorum. Ama İmam-ı Azam Efendimiz'den çok evvel vefat etmiş yani.

  28. 11:25

    İmam-ı Azam 150'de, ondan 45 sene evvel vefat etmiş. Onun için zaten Tâbi'nin dünyaya çıkarken çok soğuk, çok ibadet eden, Tâbi'nin en büyüklerinden Mekke-i Mükerreme'de vefat etmiş. Mutlaka Cennet-ül Mâlâ'dadır yani. O Cennet-ül Mâlâ'da Allah, Allah, Allah. Ne kadar sahabe-i Tâbi' var. Rıdvanullahü Teâlâ.

  29. 11:53

    Aleyhim ecmaim. Bu mübarek Tâbus Hazretleri buyuruyor. O naklediyor bu konuda, bir rivayet yapıyor şimdi. Ona geldik. Lem yü'te getirilmedi. Kim? Ennebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem getirilmedi. Yani ona kimse gelmedi manasına geliyor. Kim getirilmedi? Bir ahaddin herhangi bir kimse.

  30. 12:14

    Öyle kimse ki bi-i onda var. Fih-i manasına işte. Bi-i onda var. Ne var? Mes-sün. Mes var. Mes demek dokunma demek. Dokunma, cinler çarpıyor işte. Dokunuyor, şeytan dokunuyor, cin dokunuyor. Aklı gidiyor. Bu aklı gidenlerin, işte şimdilik otizm diyorlar, bilmem ne diyorlar, şudur budur, aklı yarıya gidik, yarıya gelik.

  31. 12:33

    Bunların çoğuna cin, şeytan çarpması var. Onun için 23'ünde okumamız var işte. 23 Mayıs Cumartesi. Akşam azanında bir saat kala. Yani hatta bir saat bir çeyrek kala. Saat 7'de Bakara Suresi okuyacağız. Orada şimdi cinlerle ilgili, içine cin kaçanlar, musallat olanlar, cin, şeytan çarpması yüzünden aklı giden çocuklar,

  32. 12:59

    işte aklı, otizm, otizm, aklı gitmiş, işte tıbbenin izahı yok, ilacı yok falan. Bunların hepsine tabii ayet ve hadislerde şifalar var. Para istemiyoruz, re istemiyoruz, bir şey istemiyoruz, Allah rızası için okuyoruz. Kimseden bir şey istediğimiz yok. Yeter ki millet cincilerden, büyücülerden kurtulsun.

  33. 13:19

    İşte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e kendisinde mes bulunan, mes, mesela Kur'an'da faiz diyenler kıyamette kalkacaklar, mahşere nasıl, orada da bu kelime geçiyor. Mes, dokunmak demek. Aslında messe'ye, messüden geliyor. Ne buyuruyor?

  34. 13:38

    Dünyada faiz diyenler kabirlerinden kalkamaz, illa kalkarken, mutlaka kalkacak, herkes dirilecek de, o kimse gibi kalkacak ki, onu çarpıyor, eşşeytanı, şeytan onu haptetmiş, aklını gidermiş. Neden dolayı yapmış bunu, nasıl yapmış şeytan bunu, şeytan cin? Minel messi, dokunmaktan, o çarptı deniyor ya, o çarptı lafı koca kara lafı değil yani,

  35. 14:06

    Kur'an'daki mes dediği, mes dokunmak demek, dokunuyor yani, çarpıyor ona, onunla aklı gidiyor. Yani sarı hastası işte birilerine yıkılıyor falan, şeytan çarpmış adam gibi yani, faiz diyenler kabirlerinden mahşere kalktığı zaman, dümdüz gidemeyecek yani, bir sana vurmuş gibi yerlere yıkılacak, ondan sonra çırpınacak, mıpınacak,

  36. 14:24

    sonra bayılacak, sonra bir daha ayılacak, biraz daha gidecek, küt aşağıya bir daha vuracak yere, yani bütün mahşer halkı anlayacak ki bunlar dünyada faiz yemişler. Adamın tipinden, şeklinden işte bazı suretinde tahkuk eden hallerinden, dünyada yaptığı günahlar anlaşılıyor, ahirette böyle bir durumlar var.

  37. 14:43

    İşte orada da mes diyor. Onun için İmam-ı Tavus diyor ki, lem yü'üt'e getirilmedi, nebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem, nebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem'e getirilmedi. Kim? Bir adin, hiçbir kimse, öyle bir kimse ki bihi onda var, mes'ün, için çarpması, dokunma var yani, şeytan çarpması.

  38. 14:58

    Yani şeytan çarpması, cin çarpması, dokunma varsa, kim getirildiyse, yani getirilmedi demek yani, kim getirildiyse Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in fesakke hemen vurdu. Böyle şiddet, böyle bir vururdu. Nereye? Fî sadrî, onun göğsüne. Çünkü kalpler de göğüs mıntıkasında, bu göğüs mıntıkasında, kalp de zaten sol göğsün, memenin iki parmak altında.

  39. 15:20

    Şey olarak yani, çam kozalağı gibi, etten olan kısmı burada tabii, bunun bir de hakikati var. Akıl oraya bağlı. Beyin, akıl, her sistemin kalpte irtibatı var. İşte o kalp, bütün insanın uzuvlarının yönetim merkezi olduğu için, Sahih Buhari'de geçtiği üzere, İzâ salihat salâhı'l-cesedü güllü. Bir parça var, innefil cesedile muzgaten.

  40. 15:49

    İnsanın cesedinde, bedeninde bir et parçası var. Küçük şu kadar bir şeydir yani, yumruk kadar. İzâ salihat salâhı'l-cesedü güllü. Düzeldi mi bütün beden düzelir. Ve izâ fesedet, fesedel-cesedü güllü. Bozuldu mu bütün beden bozulur. Elâ veyyel kalbi. Orası kalp, ona kalp deniyor. O yönetim merkezi.

  41. 16:06

    İşte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de kalbin bulunduğu göğüs bölgesine, hangi bir deli, mes olan, dokunma, çarpma olan bir hasta getirildiyse, tasakke vurduysa, şiddete böyle bir vururdu, şöyle şurasına, fî sadriyi onun göğsünün üzerine vurduğu anda, illâ mutlaka zehebe. Zehebe ne demek? Hüve gidiyor altına, messe gidiyor geride.

  42. 16:31

    Zehebe. O delilik hali, çarpılma hali, zehebe giderdi. İllâ mutlaka, kim getirildiyse bu vaziyette, mutlaka zehebe giderdi. Vel-messû, orada vâf yok ama aslında vâf olması lazım. Yani vâf olmayabilir. El-messû, bu İmam-ı Tavus'un rivayetinde geçen mes kelimesi. Dokunmadır, lügat manası, çarpma, dokunma.

  43. 16:54

    Ama istilâhî manası yani, tabir olarak ne anlama geliyor? Bizim anlayacağımız el-cunûnü. Cunûn, cunûn, delilik. Mecnûn da oradan geliyor. Dokunma demek cunûn. Yani şeytan ve cinin dokunması neticesinde o, işte kimse adama katına ne geliyor? Delilik geliyor. Yani aklı kayboluyor. Ya tümden kayboluyor, ya kısmen kayboluyor.

  44. 17:19

    İşte bazı %20, %30 falan. İşte otizmde de böyle ölçüyorlar şu kadar, bilmem ne. El-messû, o dokunmadan maksat nedir el-cunûn? Delilik. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mucizelerinden bu. Biz hangi fasıldayız? O faslı bitiriyoruz. Sallallahu aleyhi ve sellem, eliyle kime dokundu, yani temas ettiyse onda ne bereketler zuhur ediyor?

  45. 17:42

    Bundan evvel artışlar, bereketler, ziyadelikler ve anlat anlat anlat, şimdi faslın sonunda da şifalar. Mübarek elinin değdiği, dokunduğu yerlerde hasta olan şifalardan bahsediyorum. Yine sallallahu aleyhi ve sellem ve medce, mübarek ağzının suyunu bıraktı, medce. Nereye bıraktı? Hani ağzından suyu toplanıyor, onu bıraktı.

  46. 18:02

    Fidel bin bir kovanın içerisine, o kovayı nereden aldı? Min birin kuyudan, yani kuyudan su çekti, veya çektiler, sahabeden çektiler. O kuyunun suyunun içine, mübarek ağzının suyunu bıraktı. Simme sonra sabbe, o kovayı döktü. Bir kovada mübarek suyunun ağzını karıştı ona, sonra o kovanın tümünü döktü, boşalttı, nereye?

  47. 18:30

    Fiyaha, bu sefer kuyunun içine. Çünkü kuyudan aldı, bir daha kuyuya geri döktü ki kuyunun suyu tatlansın, kokulansın, hoş olsun, güzel içilsin diye. Fefaha, o fe'ler ne demek? Hemen. Fefaha, faha, kokmaya başladı. Fe, hemen. Faha, kokmaya başladı. Hemen kokmaya başladı. Mina o kuyudan, zihul miski. Mis kokuları ki dünyada ondan daha güzel koku yok.

  48. 19:00

    Bütün kuyunun suyu, evvelce bilmiyorum çorak mıdır, acı mıdır, neyse. Mis kokuları, bal gibi oldu. Böyle bal gibi olan dolu kuyu var. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bal gibi yaptığı kuyuların Mekke-Medine arasında, Mekke-Medine'nin içinde ve arasındaki yollarda hadde sahibi yok. Ondan Osmanlar, Gharisler, ondan sonra neler.

  49. 19:27

    Ve Hz. Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kere aldı. Ne aldı? Kabzaten. Kabza bir tutam şöyle. Neden? Min tura bin toprak. Yerden bir topraktan bir avuç aldı. Ne günü? Yevme Huneyni. Huneyn günü. Huneyn Muharebesi'nde biliyorsunuz, tabii 15 bin sahabe vardı Mekke Fethi'nden sonra olduğu için. Sahabe çok artmıştı, Müslüman sayısı Mekke Fethi'nden çok artmıştı.

  50. 19:54

    Fakat ne kadar kalabalık oldukları halde, hiç o kadar da kalabalık belki olmamıştı. O kadar da kalabalık belki olmadılar. Ama bir bozguna uğrama durumu oldu. Orada bir çokluklarınız diyor, izâcebetüküm, kesretüküm diyor Kur'an. Çokluğunuz sizi biraz hayran bıraktı. Artık yenilmeyiz. Zaten sayımız çok dediniz.

  51. 20:13

    Ama fazâkat, aleykumulâvvudum ve rahmet. Genişliğine rağmen dünyası da dar geldi. Sonra bir kısmınız kaçtınız diyor. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem kaçmadı. Kaçar mı? Haşa da birkaç da sahabe kaldı yanında falan. İşte o zaman müşrikler, kafirler yürüyorlar. Taif'teki kafirler, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in üzerine doğru geliyorlar.

  52. 20:31

    Ordu da dağıldı. Hemen Hunengül'ü eline topraktan bir avuç tutam aldı ve ramağı attı. Bihâ o toprağı böyle. Orada var binlerce kafir. Şu kadar toprak zaten oradan oraya bile gidene kadar havada düşer yere. Onları attı. Nereye? Fî vücûhü'l-küffârî. Kafirlerin yüzlerine doğru şöyle bir attı bıraktı. Vekâle buydu ki, şâhetil vücûh.

  53. 20:58

    Şâhet, çirkin oldu. Kötü oldu. Ne? El vücûhü, o yüzler. Bu yüzler kötü oldu. Bu bedduadır. Bunu ilk konuşan âlemlerde Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'dir. Bu Hizbulbağır'da falan çok yaşar. Şâhetil vücûh, şâhetil vücûh. Ben okuyorum ya. Şâhetil vücûh, suratlar kötü olsun. Ne demek kötü olsun?

  54. 21:17

    İşte mağlup olsunlar, yenilsinler, perişan olsunlar, defolsunlar gitsinler diye kafirlerin suratına şâhetil vücûh diye attı. Şâhe, fiil yani. Şâhe, müzekkeri. Vücûh cemi olduğu için, mühendis olduğu için şâhet. Kötü oldu. Kabuhet yani, el vücûh. Ama dua manasındadır. Yüzler kötü olsun. Bir attı böyle.

  55. 21:35

    E şimdi binlerce kafire bir avuç toprak attığı zaman nasıl olacak? Elindeki mucizeler, kerametler. Keramet yani ikramlar manasında. Yoksa peygamberde olduğu için mucizeler. Femzara bu. Hemen kaçtı hepsi. Bir şey yok. Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in yanında üç kişi kalmış. Bütün on beş bin kişilik ordu kimlerde belli değil.

  56. 21:57

    Dağıldı gitti Huneyn'de. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem beyaz katırın üstünde. Beyaz katır çok meşhur. Çünkü neden? Katır koşamaz. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'de katırabilmiş. Halbuki en iyi ata binseydi, kaçar. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in kitabında kaçmak var mı? Herkes kaçar, o kalır.

  57. 22:15

    Korku diye bir şey yok. Onun için beyaz katırın üstünde duruyor. Bütün sahabete aldı. Binlerce gavur geliyor. Aldı elinin varı. Şâhetil vücûh. Bir toprak aldı bir avuçta. Suratlar kötü olsun dedi. Hepsi birden kaçıyorlar. Adamlar geliyordular, bir şey yok. Üç kişi var orada. Niye döndü bunlar? Hemen geri döndüler.

  58. 22:42

    Hepsi siliyorlar. Mes'ed diyorlar, siliyorlar. Neyi? El gaza. Toprakları. Toprağı siliyorlar. Nereden? Gözlerinden. Binlerce gavurun hepsinin gözüne topraklar dolmuş. Ve topraktan gözünü açamıyor. Sağa bak, hemen sola bak. Hepsi böyle yapıyor. Geri gidelim diyorlar, kaçıyorlar. O arada da Müslüman ordu toparlandı.

  59. 23:06

    Onlar kaçarken. Allah Allah. Onun için E gidi kardeşlerim. Ama işte mesele. Ne buyuruyor? Kur'an bu hususta. Estaizübillah. Felem tektülühüm. Siz onları öldürmediniz. Velâkinne Allah katelihüm. Kâfirleri Allah katletti. Siz sebep oldunuz. Habibim. Ve ma'ra meyte izra meyte. Sen aldın bir avuç toprağı attığın zaman sen atmadın.

  60. 23:30

    Aslında sebep olarak fiilen o attı. Ama velâkinne Allah'a rama. Sen atsaydın herkesin gözüne bir avuç topraktan binlerce adamın gözüne toprak sokamazdın. Attın ama bak attığın zaman sen atmadın. Dikkat et. Sen atmadın demiyor. Attığın zaman sen atmadın. Yani fiilen sen attın. Ama o astın da sen atmadın.

  61. 23:54

    Velâkinne Allah'a rama. Velâkinne Allah atarsa tutturur. Onun için ama o mucize niye sende bende yok? İşte çünkü biz peygamber değiliz. Veli değiliz. Kerametimiz yok. Bir şeyimiz yok. Mesele budur yani. Ve şeka. Şikayet etti. Kime? İleyi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Kim? Ebu Hureyre'de. Ebu Hureyre Hazretleri sahabe olduktan sonra

  62. 24:17

    4 sene kaldı Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında Efendimiz peygamber olduktan sonra 23 sene yaşadı. 13 sene Mekke, 10 sene Medine'de. 23 sene yanında bulunan sahabe var. Ebu Bekir Sıddık Efendimiz gibi, Hazreti Ömer falan. O biraz 1-2 sene belki geçti Müslüman olması ama hemen hemen ortalamaları muhacirlerin.

  63. 24:35

    Yani 20 sene falan. 20-23 sene bile kalanlar var. İlk Müslüman olanlar 23 sene. 4 sene. Ebu Delâ radıyallâhu anh kaldı, 4 sene. Ama en çok hadisi o rivayet etti. Nasıl iş oldu? Ebu Hureyre radıyallahu anh kaldı. 4 sene. Ya işte. Ya işte, hiç unutmuyorum. Hiç unutmuyorum. Çünkü neden geldi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem?

  64. 24:48

    Hiç unutmuyordu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şikayet etti. Ne de en nisyâne, unutkanlıktan. Dedi ya Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem. Neden? En nisya ne? Dedi ya Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Resûlullah Efendimiz'e ne hadisler söylüyorum ama unutuyorum. Deyince, fe emera hemen emretti Huvâna Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem.

  65. 25:04

    Neyi emretti? Bir bastı sevbi. Elbiseni, üzerindeki elbise işte cübbesi neyse veyahut da eskiden böyle şimdiki gibi kumaşlar fazla, fakirlik falan var. Üstündeki elbise, ihramın üstü gibi hani üstüne bir şey alıyor böyle, altına da bir peştemal gibi doluyorlar. İhram gibi düşün. Ekseri sahabenin kıyafeti o şekillerdeydi.

  66. 25:23

    Üstündeki şey dedi, üzerine aldığın elbiseyi, yay şuraya bakalım dedi, say hadis. Hemen yaydı. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ne yaptı biliyor musun? Aklın durur. Ve garafe böyle bir avuç yaptı. Nereden? Bir yediği eliyle şuradan yandan şöyle bir şey yaptı. Burası boş ya, boşluk. Boşluktan şöyle bir yaptı.

  67. 25:47

    İşte bunlar keşifle anlaşılıyor. Orada manevi neler dönüyor. Oradan eliyle şöyle yaptı. Burada ne var? Burada hava var. Havadan neresini alacağım havanın? Ben böyle yaparsam, ondan sonra elbisenin içine koydu, ondan sonra kapat dedi. Ondan sonra şöyle yaptı. Git dedi. E ben yapsam ne olacak şimdi? Hikaye.

  68. 26:11

    Hikaye yani böyle hareketler. Ama Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem manevi şeyleri, görünmeyen şeyleri işte alem-i misal. Hep onu anlattım. O mektubat dersleri 18-19 ders oldu. Orayı anlamayanın ruhaniyeti açılmaz. Tasavvuftan, tarikattan hiçbir neşvesi olmaz. Orayı anlayacaksın. Alem-i misal. Alem-i misal Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem orada manen var,

  69. 26:37

    ilim var, hikmet var, unutkanlığı giderecek şifa var, deva var. Boşluk. Şöyle yaptı. Ve garafe, bir avuç aldı, bir yediği eliyle. Sonra onu böyle sürdü. Bir şey görünmüyor. Süt yok, su yok, bir şey yok. Nereye yaptı onu? Fihi, elbisenin içine şöyle yaptı. Sümme ondan sonra Emre'ye emretti. Hû Ebû Reyre'ye bir zammî.

  70. 27:03

    Tamam dedi şimdi, zam katmak demek. Zamm-ı sure diyorsun ya, sure katıyorsun. Zamm-ı sure. Yani Fatiha'ya sure kat. Zamm. Bir zammî'yi, katmayı emretti. Dedi ki kapat, kat üstüne dedi. Giyin. Büründün mü? Büründün. Fefâle, Ebû Reyre Razıyallâhu Anh'ta bakıyor. Hemen şey yaptı. Giyindi. Femânesi'ye artık unutmaz oldu.

  71. 27:28

    Neyi şeyi? Hiçbir şeyi unutmuyor. Neden? Sonra Bâdû, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem onu yapmazdan sonra. Ya unutmak nedir diyor. Nasıl unutuyorsunuz arkadaşlar? Ben unutmak nedir bilmiyorum. Bu unutmayı bana da bir tarif edin diyor yani. Unutamıyor ki. Onun için Ebû Reyre Razıyallâhu Anh öyle buyuruyor yani.

  72. 27:46

    Ben dört sene kaldım ama diyor. Hep mescitte kaldım. Hepinizin dükkanınız vardı, karınız vardı, çocuğunuz vardı. Ben Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem zamanında işim yoktu, küçüğüm yoktu, çalışmıyordum. Bir karın tokluğu. Karın tokluğu da yok da. Azıcık bir ekmek için. Günlerce aç. Az bir ekmek bulursa Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem

  73. 28:06

    bir parça ekmek bulsa Ebû Reyre'ye veriyordu. Kaç gün mescitte diyor. Yatıyordum, yuvarlanıyordum. Karnıma taş bağlıyorum. Karnım bir ağrıyor açlıktan. Oraya gidiyorum, yatıyorum, geçmiyor. Buraya geliyorum, yuvarlanıyorum, geçmiyor. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem çıkıyor. Anlıyor benim halimden.

  74. 28:24

    Biraz bir ekmek dedi. Bizim evde de ekmek yok. Ben de kaç gündür açım diyor. Ondan sonra bir parça ekmek bölüşelim diyor. Onlara baktı Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. O zamanlar ben diyor, dükkanım yok, karım yok, çocuğum yok, bir yere gitmedim. E sen 23 senedir buradasın ama. 23 senedir işine gücüne gidiyorsun.

  75. 28:42

    Arada geliyorsun yani. Namazlara geliyorsun. İşrak bekliyorsun. Ama ben 4 sene sıralı buradayım. 5 vakit namaz hep ne buyurduysa. Ama mesele ne? Unutursan hepsi gider. E unutmaya da çare bulmuş. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem aldı eliyle şöyle. Havadan bir avcı. Havadan olur mu? Sen havadan zannediyorsun.

  76. 29:04

    Maneviyattan aldı böyle. Koydu içine. İçine iyi gidi kardeşler. Bir tek diyor Abdullah İbni Amr İbni As var. 4 Abdullah'tan biri sahabede. Ebu Ureyre'de Allah'ın buyuruyor, yani benden fazla hadis rivayet etmesi bir tek Abdullah İbni Amr tanıyorum diyor. Başka sahabe benden fazla yok. Sıddık'ın bile Ebu Ureyre'den fazla rivayeti yok.

  77. 29:28

    Hazreti Ömer'in bile yok. Hiçbirini yok yani. Niye? Hiç unutmuyor. Abdullah İbni Amr'da unutmamaktan değil unutmama mucizesini bende zuur etti diyor. Abdullah İbni Amr Hazretleri yazıyordu. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ona yazmaya izin vermiş. Ebu Ureyre herhalde yazmada bilmiyor olabilir. Arap kabilesinden, Devs kabilesinden gelmiş.

  78. 29:54

    Abdullah İbni Amr yazma biliyordu. O zaman herkes ümmi, okuma yazmaları yok. Onun için Abdullah İbni Amr'a yazma izni verdi. O yazdığı için benden fazla biraz olabilir diyor, yazdığı için. Ama geri kalanın hepsinden fazla, çünkü ben hiç unutmuyordum. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem bana böyle yaptı. İşte böyle yapıyor Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem.

  79. 30:13

    Şu kadar. Ne yapıyor böyle? Allah Allah, kimse bir şey görmez. İşte bu işler, arkadaşlar bu işler, bu işler farklı işler. Böyle buyuruyor. Şihâb-ı Hafâcî Hazretleri, bu diyor manevi bir şeydir diyor. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e görünen alemde de tasarruf verilmiş, manevi alemde de tasarruf verilmiş.

  80. 30:38

    Görünen alemde tasarruf, mübarek ağzının suyunu kovaya boşaltıyor. Kovayı da kuyuya boşaltıyor, mis kokuyor, bal gibi oluyor. Çorak suyu, hiç kimse içemiyor. O kuyu bal oluyor. Bu görünen alemde, çünkü ağzından mübarek suyunu bıraktı oraya. Bunlar görünen, bu alemi şehadet. Görünen alemdeki tasarrufları sayfalarda sayıyor.

  81. 31:05

    Aylardır konuşuyoruz. Bir de görünmeyen alem, alemin manada, kayıp alemin. Kayıp alemine misaline işte böyle yapıyor. E şimdi burada kimse bir şey gördü mü? Öbüründe mübarek ağzından suyunu gördü, en azından fiziki bir şey var. Ama burada ne var? İşte bu kayıp alem, manevi alem. Sen görmüyorsun ama orada manevi ilim ve hikmet var.

  82. 31:25

    Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem aldı, boşalttı. Bunlar diyor, çok ince sırlardır diyor. Manevi keşfi olanlar ancak vakıf olabilir. Sahabe-i Kiram'ın da nefsine keşif yoktu. Orada keşfi olan sahabe olsa, orada görüğünü aldı. Herkes göremez, sahabet olsa. Mevzu budur yani. Ve ma o rivayetler ki, hadisler ki, yurva rivayet olunuyor.

  83. 31:45

    Aynı Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'den, fiyaza, bubapta kesiyor onu. Nedir kesiyor? Çok. Mübarek elinin değdiği, dokunduğu, değneğinin dokunduğu, elbisesinin dokunduğu, yani bunu aylardır bu konuyu konuşuyoruz. Fasıl bitiyor. Ve darabe yine vurdu bir keresinde. Nereye vurdu? Sadra, Cerir İbni Abdillah.

  84. 32:06

    Cerir İbni Abdillah diye meşhur bir sahabi var. O şair var bir de, Cerir. Şair Cerir, bu o değil. Bu Cerir İbni Abdillah başka. Cerir İbni Abdillah Hazretleri'nin, ondan sonra, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, Elbeceli diyor burada da, Elbeceli. Meşhur. Onun göğsüne vurdu. Şöyle. Böyle vururdu.

  85. 32:35

    Kiminin cinini çıkartmak için, kiminin şeytanını çıkartmak için, kiminin sırtına vururdu. Vurdu diyor. Ve dua yaptı levona. Onun durumu neymiş? Vekâne idi. Züküre anlatılmıştı. Zikredildi, anlatılmıştı. Efendimiz'e dediler ki, Ya Resulallah. O, Cerir. Duramıyor. Sebahat edemiyor. Atın üzerinde duramıyor.

  86. 33:03

    Yani at binmeyi bilmiyor. Harplere gidiyoruz, cihada gazaya gidiyoruz. Yani attan düşüyor. Atın üzerinde sebahat edemiyor. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, gel bakayım. Bir vurdu göğsüne. Hazreti Cerir İbn Abdillah oldu. Min Efresil Arabi. Efres, en iyi ata binen demek. Feresat demek Arapça'da.

  87. 33:23

    Arapların, Arap atları da çok meşhurdur, cins atları var. Arapların en iyi ata binenlerinden oldu. Daha ve esbetihim. Esbet demek sebahattan geliyor. Atın üzerinde durabilmek kolay bir şey değil. At çok hızlı gidiyor. O bir beceri ister. Yönetim ister. İşte attığın üzerinde en sabit duranlardan oldu.

  88. 33:45

    Bir kere vurdu, o kadar bitti. Sen eğitim, eğitim, eğitim, eğitim. Bir şey yok. Adam yine hiçbir kabiliyet sahibi olamıyor. Yine Vemessaha Sallallahu Aleyhi ve Sellem sıvazladı. Bir keresinde neyi? Rase Abdurrahman İbni Zeydibni'l-Khattabi. Zeydibni'l-Khattabi'nin oğlu Abdurrahman'ın başını.

  89. 34:05

    Şimdi Abdurrahman İbni Zeydibni'l-Khattab kim? Tanıyalım. Khattab Hazreti Ömer'in babası. Zeydibni'l-Khattab Hazreti Ömer'in kardeşi. Ömer İbni Khattab var, Zeydibni'l-Khattab var. Zeydibni'l-Khattab büyük bir sahibiydi. Hazreti Ömer'in kardeşi. Hazreti Muaviye'den evvel oluyor. Şam Valisi Zeydibni'l-Khattab idi.

  90. 34:27

    O Hazreti Zeyd'in oğlu Abdurrahman var. O Abdurrahman Hazreti Ömer'in nesi oluyor? Yeğeni oluyor. Hazreti Ömer onun amcası yani. O Abdurrahman'a gel dedi. Onun başını sıvazladı. Ve o sanıyorum küçüktü. Küçüktü ama vekâne idi. Demimen. Demim manası yani büyümüyor, yetişmiyor. Küçük çocuk ama hani diğer akranları uzuyor, boyu uzuyor.

  91. 34:54

    Şekli güzelleşiyor. Hani serpiliyor derler. Bu serpilmiyor. Büyümüyor. Küçük kaldı böyle. Efendim, gelişmiyor yani. Hazreti Ömer'in yeğeni, Abdurrahman Hazretleri. Gel dedi. Getir dedi şu çocuğu. Getirdi. Başına şöyle Bismillah dedi. Bir sıvazladı. Veda, dua ettiler ona. Bir bereketi. Bereket duası yaptı.

  92. 35:14

    veda, duâ, dile, ona, bir bereketi. Bereket, bereket, bereket. Bereket ne demek? Artış. Bereket, güzelleşme. Bereket, ziyadelik. Evet. Ondan sonra, efendim, feferâ. Feferâ, hemen. Bak hemen. O fe'lere dikkat edin. efendim, fefer'a

  93. 35:38

    Feferâ fiil. Ama başındaki fe harfe atıf, takip için. Feferâ hemen uzamaya başladı. Feferâ, aslında uzama değil. Feferâ, galip geldi. Yani baskın çıktı. Kime? Erricâne. Bütün adamlardan baskın çıktı. Ne bakımdan? Tûlen. Uzunluk bakımından herkesten uzamaya başladı.

  94. 36:02

    Daha ve tamamen uzuvları tamamlaştığı, mükemmelleştiği, şekli sureti güzelleştiği, herkesten daha serpildi, güzel oldu. Neyle? Gel bakalım. Bu kadar. Bir el var ki, sallallahu aleyhi ve sellem, onun için size bir, geçen derste bir beyt öğrettim. Şimdiki sayfasını unuttum. O beyti okuyorsun. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in eline niyet ediyorsun.

  95. 36:25

    Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in elini, kendi elini onun eline niyet ediyorsun. Böyle her sabah akşam veya ne zamansa veya bir çocuğun üzerine emrâr tükeffet, sebbehâd fîhel hasâ ve razvetil ceyşe bil mâin tâhirî, alâ mâşî ve mâdî ve alâ zürriyeti ve zâhirî ve bâtınî dediğin zaman, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in eline niyet ediyorsun.

  96. 36:50

    Ondan sonra çoluğun, çocuğun, herkes belalardan kurtuluyor ve şifa buluyor, bereket kazanıyor. Çocuğun boyu uzanıyor, büyüyor. Ben de yapayım bak bazı çocukların boyu kısa kaldı, çok üzülüyorum. Bak, yani kel ilaç olsa başına sürür demiş. Halbuki bende dolu ilaç var. Hatırlamıyorum işte. Allah hatırlatmayınca hatırlamıyorum.

  97. 37:12

    Halbuki bu beyti geçen hafta anlattım. Sayfasında söyledim de. Şimdi aklımda değil. Geçen dersi şifa edinirseniz, şifa şerifinde ne şifalar var. Ama o muciz hayat kitabımda benim. O beyti ezberleyin veyahut da resmini çekin kitaptan. Ondan hem kendinizin korunmanız için çoluğun çocuğun üstüne, ona niyet ediyorsun.

  98. 37:34

    Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in eli oluyor. Önce salavat okuyorsun. Salavat şerifeden sonra sıvaz diyorsun her yerine. Nerede ağrı var oraya sıvaz diyorsun. Bak dünyama, ahiretime, zürriyetime, çoluğuma, çocuğuma, zahirime, dışıma, batırıma, içime diyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in elini gezdirdim diyor.

  99. 37:51

    Bu çok önemli bir şey. Bir tane daha var onu diyecektim. Geçen sefer yine hazırlayamadım. Bu hafta inşallah arkadaşlar unuturmasın. O da Kaside-i Bürde'de. Seyyid İbrahim Ahsen Hazretleri ondan icazet vermişti bana. O da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hep göğsüne, her tarafına okurdu böyle.

  100. 38:07

    Orada da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in elinden bahsediyor. O beyti de okursan hemen şifa alıyor. Bütün ağrılar, sancılar. Elhamdülillah Rabbil Alemin. Bir fasılın başına geldik. Bir faslı daha bitirdik. Bu geçtiğimiz fasıl, bilmiyorum 5-10 ders var.

  101. 38:22

    Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mübarek elindeki sırlar, mucizeler, hikmetler, şifalar, devalar, bereketler kullanıyor. Hepsini anlattık. Yani misalleri çoktur. Birkaç tanesini gazi yazmaktır. Şimdi yeni bir fasla geldik. Bu fasıl çok acayip. Geleceğe dair bu kayıptan verdiği haberler. İşte zındıklar bunu inkar ediyor.

  102. 38:44

    Resulullah kayıpı bilmezdi. Ne bilmezdi? Sallallahu aleyhi ve sellem gelecekleri Allah ona bildirdi. Allah bildirmeden bilmezdi dersen doğru olur. Ama Allah bildirmedi dersen kafir olursun. Çünkü Kur'an'da Resulüme bildirdim diyor. Hadis-i şeriflerde ben gökte yerde ne varsa her şeyi bana bildirdim diyor.

  103. 39:02

    Tirmizi hadisi. Onun için Allah bildirmedi kayıpları dersen kafir olursun. Ama Allah bildirmeden bilemedi, bilemezdi. Bu doğru bir laf. Bunu ben de söylüyorum. Ama Allah bildirdi mi bildirmedi mi? E bunu Allah'a soracağız kardeşim. İstihara yapacak halimiz yok. Kur'an var ortada. Ve lâkinne allâhe işte bîmîn rûsûli men yeşâ.

  104. 39:23

    Resullerine bildirdi diyor. Çin suresinde diyor. İllâ men urtazâmîn rasûl. Resulünün seçti, razı olduğu resullerine. Sadece Efendimiz'e mahsus değil. Diğer peygamberlere de bildirdi. Ama en fazla kayıpları Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bildirdi. Bu fasıl çok önemli. İtikadımızı tatsih bakımından.

  105. 39:38

    Bu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e inanmak bakımından. Mustafa İstanbul'un milletin itikadını bu noktada bozdu. Bütün Mehdi hakkındaki hadisler, İsa as'ın yaşadığı, İsa as'ın ineceği, bütün kıyamet alametlerine dair hadisleri inkar eden ilâhiyatçıların bazıları, zındıkları. zındıkları, bazıları neye dayanıyor?

  106. 39:57

    Gelecekte ne olacağını bilemezliğe dayanıyor. İşte bu fasıl, şifa-i şerifin bundan sonraki dersleri, bu hem ehl-i sünnet itikadımızı Resûlullah hakkında tavsiye edeceğiz, gözden geçireceğiz, hem de o zındıkların cevaplarını verecek. Bildirdi mi, bildirmedi mi? Bak da gör bakalım. İnanmayana bir şey yok arkadaşlar, inanmayana yani.

  107. 40:18

    Nasıl inandıracaksın? Kâfir olan, cehenneme giden de gidecek yani biz. Herkesi müslüman edemeyiz, hidayet yaratmak Allah'a ait, bize ait değil. Biz sohbetimizi, dersimizi yapıyoruz. Şifâ-i Şerîf, sadra şifâ, hem maddi fiziki,

  108. 40:31

    şimdi üç boy basıldı, cep boyu basıldı, arabaya, eve, ocağa, her yere konacak. Asla zarar olmaz. Şifâ-i Şerîf'in konduğu yerde hasar ve zarar, dükkan, ev, araba, gemi, uçak, Şifâ-i Şerîf'in olduğu yerde hasar ve zarar olmaz. Yanma, yakılma, boğulma, batma olmaz diyor. Ulema böyle söylüyor. İtikad, itikad etmezsen bir şey olmaz.

  109. 40:52

    Bir de otuz yüz yaptık hastaya okunması için. Otuz hafız veya güzel okuyan toplanırsa, bir saatte bir Şifâ-i Şerîf katında, iyileşti geçti. Ben kendime yaptıramadım da. Şimdi talebeleri, hocaları toplayacağım. Otuz yüz yaptım şimdi, öbür türlü otuz tane kitap dağıtmak zor.

  110. 41:09

    Şimdi otuz yüz yaptım, o da basıldı, Akışkan yayınlarında hepsi var. Bir tane de büyük boy yaptım, bilgisayar hattıyla yazdım ki, kendi okumak isteyen, kendi katim yapmak isteyen harekeleri düzgün okusun. Çünkü Osmanlı baskıları harekeler iç içe. Bilgisayar hattı daha açık olduğu için, yeni çıktı bu bilgisayar sistemi, harfler daha okunaklı oluyor.

  111. 41:30

    Yani pek ilmi olmayanlar için o daha rahat. Bu safta bile insanlar Osmanlı baskılarını zor okuyor. Yani şimdi ekseri, şu andaki insanlar gördüğüm kadarıyla bilgisayar hattını tercih ediyorlar. Çünkü neden? Harekeler daha seçik, belli. Öbüründe Osmanlı hattatlar böyle sanat sergilemiş ama tabi harflerine harekeler iç içe giriyor.

  112. 41:54

    İçe içe girince adam esreme ötreme karıştırıyor. Onun için bir boy öyle bastık. Çok güzel. Zaten önümüzdeki hafta o kitaptan derse başlayacağım. Ondan kaldığım dersin artık sayfasını, bu zamana kadar Osmanlı baskısı, altı yüz sayfa Osmanlı baskısını size takdim etmiştim.

  113. 42:11

    Şimdi kendim dizdirdim, yaptırdım. Harekelerin güzel, sizin okumanız için. Üç boy halinde. Üç boy derken otuz yüz takım. Böyle kutusu var, içinde otuz yüz var. Bütün medreseler alması lazım. Kız medreseler, erkek medreseler, hepsi. Çünkü neden? Bir hasta var, yardım ediyor kız medresesine. Kadıncağız yardım etmiş.

  114. 42:31

    Veyahut daire bağlamış. Veyahut gelmiş hocaların maaşını veriyor. Eşi hasta olmuş. Oğlu hasta oluyor. Kızı hasta oluyor. Ne yapacağız? Ne iyilik yapabiliriz? Onlar bize yardım ediyor. Biz onlara paramız yok. Yardım da edemiyoruz. E bari bir iyilik yap. Mübarek adam. Madem bir Müslümana faydası olan insana hastası gel.

  115. 42:46

    Yani özel tabii hani bize hasta okuma, medreselerde hasta okuma seansı başlatın demiyoruz. Ama insanların, bir hoca hanımın çocuğuna bir şey oluyor. Veyahut bir talebenin kendi hastalanıyor. Hemen toplanırsın. Şifa işlerim. Cüzleri dağıtalım arkadaşlar. Hemen otuz yüz, otuz kişi okuduğun zaman yarım saatte okur.

  116. 43:06

    Yani bir saat sürmez, hatim biter. Ama bir kişi tek başına okuma kalkarsa, altı yüz sayfa, yani ne kadar hızlı okusa, sekiz, on saat sürer yani. Onda başı olmaz. Yapıcısı var, namazı var. İnsanların işi var, gücü var. Bunu da Bukhari'de de yapacağım. Bukhari'yi de otuz yüz yaptım.

  117. 43:23

    Şimdi Efendi Hazretleri Bukhari hatmi yaptırırdı. Yirmi sekiz Şubat'ta o şerler, ihtilal darbe neyle önledi Efendi Hazretleri? Bukhari hatmiyle önledi. Ya. Medineli Şeyh Sekeri Hazretleri vasiyet etti. Efendi Hazretleri geldi buraya. Hemen otuz yüz yaptı. Ama cüzler kayboldu.

  118. 43:39

    Şimdi onları yeniden yaptırıyorum. Otuz. Bukhari. Bak. Kur'an-ı Kerim hatmi şerifi, ikinci Bukhari hatmi şerifi gelir, üçüncü Şifa-i Şerif hatmi şerifi gelir. Ama Tirmizi hatmi, Ebu Davud hatmi, bazı fıkıh kitapların hatmi, bunlar Osmanlı uleması meşayih yapmış. Bulaşıcı Hastalıklar Kitabı'nda bunları tafsilatıyla zikrettim.

  119. 43:58

    Bulaşıcı vebanın kalkması için işte korona. Onlar var orada. Ama en meşhurunu söyle. Kur'an-ı Kerim hatmi, sonra Bukhari şerif hatmi, sonra Şifa-i Şerif hatmi. Bu kadar. Yani mütedavel olan, yürürlükte olan meşayih arasında budur. Bunları artık yeniden canlandıralım. Başımız beladan kurtulmuyor. Bereketlerimiz kaçtı.

  120. 44:19

    Evde ocakta bereket kalmadı. Dükkanda bereket kalmadı. Ha Şifa-i Şerif. Onun için bütün bunları ben size Allah için anlatıyorum. Eski büyüklerimizin yolunu yürütmeye çalışıyorum. Canlandırmaya çalışıyorum. Kaç kişi dinliyor sohbet? Kaç kişi amel ediyor? Ben ne yapayım? Allah bana sormaz. Ben Efendi Hazretleri'nin yolunu, Selefi Salih'in yolunu yürütmeye çalışıyorum.

  121. 44:41

    Kim amel eden kazanır. Amel etmeyen kaybeder. Bana ne? Dünyasında zarar eder, ahirette zarar ederse, ben ne yapabilirim? Sohbetleri dinleyin, Şifa-i Şerif derslerini dinletin, maddi manev şifanız bundadır. maddi manevi dinleyin. Ve sallallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve selleme.