00:00 / 1:21:24

  1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil âlemin. Ve sallallahu teala alâ seyyidil murselîne muhammedin ve alâ li yasahbihî ecma'in. Şifa şerifte dersimiz bir fasıldan gidiyorduk ki orada Resûlullah sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz'in mübarek elinin değdiği yerlerde veyahut Beden-i Şerif'inden herhangi bir yerinin, veyahut

  2. 00:35

    Kamüs-i Şerif'inin, Cübbe-i Şerif'esinin, veyahut elindeki elindeki Asâ-i Şerif'in değdiği yerlerde hasıl olan bereketler, artışlar, nemâlar, ondan sonra harikulâdelikler, hasıl olan, meydana gelen şifâlar, devâlar, nurlar, güzellikler, cemâller, kemâller, bunlar anlatılıyor. Kaç derstir Şifâ-i Şerif'te konumuz bu.

  3. 01:08

    Yine bunlardan, geçen haftada söz verdim, o Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in eline niyet okunan bir Beyt-i Şerif vardı. Onu da inşâAllah size beyan edeceğim. Beyan edeceğim, Şifâ için, ondan sonra Kastebül'de de bir Beyt var, onu Seyyid İbrahim el-Ehsâi Hazretleri Efendimiz Hazretleri'nin de elini değerek okurduğu üzerine.

  4. 01:37

    O rukiyeciydi yani, hasta okuma şeylerinde de icazetliydi. Orada da bir Beyt var. Bu Beyt tabi, şimdi bunu size izah edeceğim. Dersimize bir başlayalım. Şifâ-i Şerif'ten. Şimdi yeni baskı çıktı da onu da biz de alışamadık mı, ne yaptık? Biz de onu almamız lazım. Çünkü o daha net okunaklı da, kıyaslı gitmek lazım.

  5. 02:26

    Buyuruyor, ve bata yedehu alâ râsi hanzala tebnih, hizyemin. Hizyemin ve berrake aleyhi fe kâne hanzaletu yu'ta bilracülü kad verime vecihü ve şâti kad verime dar'uha fe yu'da'u alâ mevzâke fil nebiyyi sallallahu teâlâ aleyhi ve selleme fe yedhebûl veramu. Fâ yudâ'u alâ mevzâke fîl-nebîye, sallallahu teâlâ aleyhi ve selleme, fâ yedhebûl-veramu.

  6. 02:57

    Fâ nazahâ fî vecihi zeynebe binti ümmi selemete nazıhaten min mâ'in. Fâ mâ yu'rafu kâne fî vecihi mranetin minel cemâli mâ bihâ. Ve mese'a alâ râşı sabîyin bihî âhetun feber'a. febberâ vestebâ şeâruhû ve alâ gheyri vâhidin minel sıbyâni velmerzâ velmecânîni feberâhû Buraya kadar inşâAllah dersimiz gelir diye düşünüyorum.

  7. 03:32

    Tabi çok ilerleyemiyoruz çünkü hepsinde izahlara giriyorum, kaynaklara iniyorum, şeyhlere iniyorum, hadis-i şeriflere müracaat ederek size izah yapıyorum çünkü Şifa-i Şerif'in metni, geçen perşembe sohbetinde çok güzel anlattım Şifa-i Şerif'in, katmetmenin nelere şifa olduğu, nelere deva olduğu, otuz yüz yaptık, az kaya yayınlarında.

  8. 03:54

    Az kaya yayınlarında isteyebilirsiniz. Otuz yüz yaptık, hafızlar, hocalar toplansalar hemen bir hastane üzerine yarım saatte hatim olur, üstüne hepsi üfler, suya üflerler, onu içer, ondan sonra Allah'ın izniyle hastalığı geçer gider.

  9. 04:15

    Tabi arabada bulunan Şifa-i Şerif'te hep Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bahsettiği için onun berekatıyla Musaf'tan sonra satırlarına bakmak ibadeti olan kitaplardandır buyuruyor ulema, Musaf-ı Şerif, Kur'an-ı Kerim'e bakmak

  10. 04:33

    Kur'an-ı Kerim'e bakmak ibadet. Onda şüphe yok, onda hadis var. Ama ulemanın keşfine göre Şifa-i Şerif'in anlamasan bile satırlarına bakmak bile ibadet. Çünkü hepsi Resulullah'tan bahsediyor. Sallallahu Teala Hüseyin. Bu hususta Perşembe günü yaptığım sohbette, yani yarım saatten fazla otuz beş, kırk dakika Şifa-i Şerif'in faziletlerini

  11. 04:53

    bu kitabı okumanın faziletlerini, hakmetmenin şifa, hastalıklara şifa olması bulunduğu yerde yangın olmaması bulunduğu, geminin batmaması bulunduğu, dükkanın işte hasar etmemesi, zarar etmemesi bulunduğu, işte şu andaki sistemde arabanın kaza yapmaması gibi birçok bereketleri var. Ve tecrübeyle sabitliyor.

  12. 05:16

    Bunu Şihâb-ı Hafâcîler söylüyor. Abdülhaykettânîler söylüyor. Dünya kadar ulemadan isimler İmam Hakkari'ler söylüyor. Hepsini anlattım. Perşembe günü güzelce orayı dinleyin. Şifa-i Şerif dersini takip ediyorsunuz madem. Akıska'dan şu ana çıkmış. Cep boyu çıkmış. Üzerine taşımak isteyeni arabaya koyacak.

  13. 05:35

    Torpidolar belden aşağı koymamalı. Torpidolar yüksek oluyor tabii. Arabada oturunca torpidolar yüksek oluyor. Ama belden aşağı koymamalı. İçinde çok ahet-i hadis var. Hep ahet-i hadis dese geri var. Ondan sonra bir de normal okuma boyu, ders takip edenler için. Onu da bastık. Buna en az üç çeşit. Bir de yani tabii otuz yüze böldük.

  14. 05:56

    Önemli bir hizmet yaptık yani. Diye düşünüyorum. Çünkü hastalıkların şifası, dertlerin tevası bir de musibetlerin, belaların kalkması. Mesela kuraklık var. Yağmur yağması için. Mesela pahalılık var. Gala'nın bu bu pahalılığın kalkması için. Bela bu. Bütün millet aç, sefil kaldı.

  15. 06:16

    Şimdi bütün bunların bir maddi sebepleri var. O hükümetin işi. Allah muvaffak etsin. Ve becerdirsin. Biz duacıyız. Ama bir de bunun manevi boyutu var. Manevi bereketlerin saçılması için, rahmet kapılarının açılması için Şifa-i Şerif'in hatmi mücerreptir diyor. Taşköprü zaten söylüyor. Ondan sonra Abdurrahman Bistami Hazretleri söylüyor.

  16. 06:42

    Bütün meşayih bununla ittifak etmiş. Kur'an-ı Kerim'den sonra Bukhari-i Şerif geliyor. O da hazırlanıyor. Otuz yüze olarak. O da hazırlanıyor. Asgari üyelerinden takip edin. Arayın, sorun. O da hazırlanıyor. Ama Şifa-i Şerif hazırlandı, bastıldı, çıktı. Onun için işte her satırında bazen iki mucize, üç mucize, bir satıra sığdırmış ya.

  17. 07:05

    Nasıl böyle kısa ve özet yapmış. Ama tabi kısa ve özet olan şeyler ekseriyetimizin, ben de dahilim ekseriyetle siyer ilmimiz az olduğu için burada da birçok konu siyere talip ettiği için, sahih hadislerle ilgili telal-i nübüve Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in peygamber olduğunun delilleri babında, mucizeler babında değerlendirildiği için bilmediğimiz çok

  18. 07:33

    konular geçiyor. Kazıyas Hazretleri hepsini ezberlemiş, yutmuş olduğu için bir satıra, üç taneyi sığdırıyor. Ama ben şimdi ona mana versem yani içerikte ne var, onu bilmediğimiz zaman Şifa-i Şerif dersi yapmış olmuyoruz. Yapmış oluyoruz da lügat manası veriyoruz, geçiyoruz. Herkes önüne gelen Şifa-i Şerif dersi yapıyor.

  19. 07:55

    Türkçeden açmış, Şifa-i Şerif dersi yapıyor. Arapçada haberi yok. Şerhler bilmez, bir şey bilmez. Biz kaç tane bazı kere onlarca şerhe bakıyoruz. Bu kolay bir şey midir? Din kolay bir şey midir? Din çocuk oyuncağı mıdır? Allah'tan, Rasulünden bahsetmek, Celle Celaluhu Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in her ağzının kaşığı mıdır?

  20. 08:15

    Herkesin işi midir? İlim öyle bu kadar internet hocalarının ayağına mı düştü? İbare okuduysa ibare okuyamaz. Mana ver, lügat manası diyemez. Önüne Türkçe açmış, Şifa-i Şerif dersi yapıyor. Onu herkes Türkçe okur. Türkçe bilen herkes okur onu. Sen ne ders yapıyorsun? Sen şerh bakmadan, haşiye bakmadan, hadis-i şeriflerin kaynaklarına inmeden bakıyorsun.

  21. 08:41

    Hepsinin kaynaklarına iniyoruz. Önümüzde hepsinin kaynakları var şerhlerde. Şab-ı Kafac'in şerhleri, Halukari'nin şerhleri, Tilmizani'nin şerhleri. Yani ne diyeyim sana? Burada daha saymakla bitiremeyiz. Özellikle bu şerhler, eski şerhlerden de yeni basıldı. Ondan sonra efendim, İmam Şümli'nin şerhleri, İmam İbn-i Reslan'ın şerhleri burada var.

  22. 09:10

    Sadece iki tane şerh bir kitapta çizgilerle ayrılmış vaziyette. Onun için Allah-u Teala derslerimizi güzel yapabilmeyi, güzel anlayabilmeyi, anlatabilmeyi nasip ve müesselerize. Şimdi derse başladım. Ve daha koydu. Kim? Hüve. Altında hüvesi var. Fiilin altında hüve mahsul. Hüve o. O kim? Geriden belli geliyor.

  23. 09:37

    Zamirin merciği belli. Tek merciği var. Orada Rasulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri. Neyi koydu? Meful. Dev elini, mübarek elini. Bak elinin bereketleri ve elinde zuhur eden mucizelerden anlatıyor. Ne üzerine koydu? Ala rasi Hanzâle Tebni Hizyemin. Hanzâle İbni Hizyem. Radıyallâhu anh.

  24. 10:11

    Babasının adı Hizyem. Kendisinin adı Hanzâle. Bu zaten. Evet. Onun başının üzerine koydu. Bu hadis-i şerifi uzun uzadıya senediyle ve istinadıyla beraber Beyhakî, Büyük Muhaddis Beyhakî rivayet ediyor. Yani Hanzâle diyen var, Ebu Hanzâle diyen var, sahabe olduğu kesin,

  25. 10:47

    hatta oğlunun, torununun dahi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüğüne dair rivayetler var ki böyle aileler azdır. Yani babası, oğlu, torunu müslüman olan, çünkü cahiliyet döneminden sonra böyle aileler sahabe-i kiram arasında az. İki tane, üç tane denebiliyor. Mesela yani Ebu Bekir Sıddık'ın, radıyallâhu anh, kendisi sahabe olmuş, müslüman olmuş, sahabe olmuş.

  26. 11:17

    E babası Ebu Kuanfe'ye müslüman olmuş, sahabe olmuş. Oğlu Muhammed, Abdurrahman, İbni Ebi Bekirler sahabe olmuş, müslüman olmuş. Kızı Esma validemiz sahabe olmuş, Ayşe annemiz işte zaten annemiz. Böyle, ondan sonra böyle aileler az. Yani yine bunların arasında şeyi sayabiliriz, işte Hazreti Zübeyir sahabeden, Aşire İnbeşire'den,

  27. 11:47

    onun oğlu Abdullah İbni Zübeyir sahabeden, işte eşi Esma validemiz sahabeden. Ondan sonra bu gibi birkaç ailede böyle babası, oğlu, işte kendisi, babası, oğlu, yani torununa kadar gidenler var. Var ama bunlar iki üç aileyi geçmez. Bu Hanzala İbni Hizyem radıyallahu anh hakkında da bu şekilde ailesiyle birlikte dört kişinin kendi ailesinden,

  28. 12:31

    ondan sonra Hizyem el-Hanefi, bu Hanefi de Hanefi mezhebinden demek değil, o sahabe-i kiram döneminde bu Hanefi mezhebi Hanefi diye ismi yok. Bu ayrı, kabile o. Ben-i Hanife diye kabile var, oradan Hanefi deniyor. İşte her şey, her Hanefi deyince Hanefi mezhebinden demek değil. Ondan sonra babası Hizyem el-Hanefi, ondan sonra kendisi işte Hanzala İbni Hizyem, sonra onun oğlu,

  29. 13:01

    onun oğlunun da efendim sahabe olduğuna da rivayetler var. Allah-u Teala şefaatlerini nail eylesin. Amin. Ondan sonra, bu zatın başının üzerine Sallallahu Teala Efendimiz mübarek elini koymuş. Tamam mı? Ve berrake, berrake demek tebrik. Tefil babından mastarı tebrik geliyor, tebrik Türkçeleşmiş. Bereketli olmasını niyaz etmek, bereketli olmasını dua etmek manalarına geliyor.

  30. 13:44

    Tebrik ederim, ne demek işte mübarek olsun, hayırlı olsun manasına geliyor ya, Türkçede de. Ve berrake, bereket bıraktı. Bereket duası yaptı yani. Ne üzerine? Aleyhi. O Hanzala R.A.'nın üzerine. Ondan sonra, bir tane daha Hanzale var. Uhud Muharebesi'nde şehit oldu, yani o meşhur bir Hanzale var, bu o değil.

  31. 14:14

    Sahabe-i Kiram'da aynı isimde birkaç kişi, hatta bazı 20-30 kişi aynı isimde var. Haris gibi, bir sonra ne bileyim, Abdullah gibi böyle bazı şey, sadece Bedir Muharebesi'ndeki 313 kişinin içinde bakıyorsun kaç tane Haris var, kaç tane Abdullah var. Dolayısıyla isim benzerliği çok. Bu 124 bin, hemen hemen sahabe var.

  32. 14:41

    124 bin. Bunların isimleri hakkında tabii çok önemli kitaplar yazıldı. İbn-i Mekûlâ, bu işte çok önemli. İbn-i Mekûlâ'nın çok önemli bir eseri var. Ondan sonra İmam Zeybe'nin El-Müştebe var. Ondan sonra Tecrid-ül Esma. Birçok âlim bu konuda isimler yazmışlar. Çünkü neden? İsmi aynı. Peki onu ayırmak için ne lazım?

  33. 15:07

    Babasının ismini de getirmek lazım. Mesela burada, bu sefer babasının ismini de getirmek lazım. Abdullah. Kaç tane Abdullah var? İbn-i Ömer. Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah. Abdullah, İbn-i Amr. Amr İbn-i Hasun'un oğlu Abdullah. Abdullah, İbn-i Abbas. Abbas'ın oğlu. Ayırıyorsun onu. Abdullah, İbn-i Zübeyr.

  34. 15:32

    Zübeyr'in oğlu. Ayırıyorsun onu. Abdullah, İbn-i Mes'ud. Mes'ud'un oğlu. Ayırıyorsun onu. Bu gibi çok iş var. Bunların meşhurlarını biz daha çok biliyoruz. Ama on binlerce, tabii 124 bin de hepsinin belki ismi de zaptı altında değildir. On binlerce sahabe kiramın ismi kitaplarda geçiyor. Bunları fark için, birbirine ayırmak için.

  35. 15:57

    El-İstiab. İbn-i Abdülber yazmış işte ne bileyim. Üstülgabe. Karıştırabilirim. Biri İbn-i Abdülber'in Üstülgabe. İşte efendim, İbn-i Lesir'in var yine bu konuda Üstülgabe var. El-İstiab var. İbn-i Hacer'in El-İsabe. Fiz temiz-i sahabe. Bak kitabın adına bak. Sahabeyi temiz. Temiz ne demek? Birbirinden seçip ayırmak.

  36. 16:24

    Bu Abdullah mı? Hangi Abdullah? Bu Hanzala mı? Hangi Hanzala? Bu şimdi Hizyam oğlu Hanzala. Anladın mı? E peki babasının adına tutarsa, bu sefer babasının adına tutarsa dedesinin adına geçiyorsun. Çünkü babasının adına tuttu, kendi adına tuttu ne olacak? Bu bir kısa anlatılıyor bir hadis-i şeriften geçiyor.

  37. 16:43

    Bu hangisi? O zaman babasının adına anlatıyorsun. Ondan sonra o da tuttu. Babasının adına tuttu. Bu sefer dedesinin adına tuttu. Diyelim ki dedesinin adına tuttu. Bu sefer künyesi devreye giriyor. Anladın mı? Künyesi oğlundan geliyor. İlk erkek evladından künye alıyor. Mesela diyorsun ki Ebu, Ebu baba demek olsa Ebu Zeyd.

  38. 17:07

    Yani şimdi kendi ismi tuttu, babasının ismi tuttu, dedesinin ismi tuttu. Ama o birinin künyesi Ebu Amr, birinin künyesi Ebu Zeyd mesela. Biri oğluna Zeyd dediği için Ebu Zeyd olmuş, öbürünün oğluna da Amr olduğu için Ebu Amr olmuş. Bu sefer künye. Künye de yetmedi. Künye de yetmedi lakab varsa. Lakab her zaman olmaz.

  39. 17:30

    Lakab yoksa o zaman kariye, nispe. Nispe ne demek? İşte el-Hanefi, Hanife oğullarından. Et-Teymi, Teym oğullarından. Et-Temimi, Temim oğullarından. El-Kureyşi, Kureyş oğullarından. El-Hâşimi, Hâşim oğullarından. Anladın mı? Konuşuyorsun öyle. Önüne gelen senin bildiğin herhalde eleştirici değil demiş adam.

  40. 17:54

    Onda bir kısası var, vakit yok. Dolayısıyla Hanzâl-ı İbn-i Hizyem bu zat çok meşhur değil yani. Meşhur bildiğimiz Hanzâl'a radıyallâhu anh. Bir hadiste geliyor. Hanzâl'a münafık oldu Müsela, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. E bu beksittik Efendimiz'e, Rasûlullah Efendimiz'e, Efendimiz'e böyle öyle şey deme Müsela.

  41. 18:11

    Sen halis müminsin. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Uhud'a çağırdı, harbe çağırdı. Tellal bağırıyor gece. Kusul abdesti icap etmiş eşiyle Cuma'dan sonra. Kusul abdesti alma vakit fırsat dolamadan, şimdiki gibi de pratik her taraftası yok. Ondan sonra doğru Rasûlullah çağırdı diye gidiyor. Şehit oluyor Uhud'da.

  42. 18:33

    Şehit olduktan sonra Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor. Bakın diyor. Melekler gökte onun cenazesini yıkıyorlar. Halbuki şehit yıkanmaz. Şehitleri kanlarıyla, elbiseleriyle, üzerindeki yaralarıyla gömül buyuruyor. Çünkü şehitler yıkanmıyor. Şahit olacak kanları, yaraları. Mesela orada, efendim, niye şehitler yıkanmıyor, bunu niye melekler yıkıyorlar?

  43. 19:07

    İşte hanımına sorun diyor. Yani hanımına sorun. Yani kusul icap etmiş olduğunda o yıkanıyor yani şehitte olsa falan. Böyle. Hanzaleler kaç tane var. Onun için birbirine karıştırmamak lazım ama Maksat Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bereketlerinin, mübarek 7 şerifesinin değdiği yerlerde hasıl olan bereketlerin zuuru, mucizenin zuuru.

  44. 19:34

    Buradaki maksatı bu. Ama şahıs üzerinde de durmak icap ediyor. Bu kadar kitap, bu kadar ulema o zaman niye yazdı yani? ama o zaman niye yazdı yani? Ve berrake bereket duası yaptı. Tebrik. Yani bereket duası yaptı. Kimin üzerine? O Hanzal'e radıyallahu anh üzerine. Barike Allahu fike. barikellâhu fîke.

  45. 19:55

    Yani Allah sana bereket versin. Hayrını artırsın. şeklinde bir dua yaptım. Fakat bu duanın eseri olarak ne oldu? Bak neler oldu şimdi, fe kâne i'di hanzâletu Hanzâler Radıyallâhu anh oldu. Nedir oldu? Yü'ten getiriliyor. Ona yani, yü'ten altında ve var, kendisine getiriliyor yani. O Hanzâler Radıyallâhu anh Efendimiz'e getiriliyor.

  46. 20:28

    Ne getiriliyor? Bir racülü, herhangi bir adam mesela bu ahd-i zihni içindir. Erracüldeki elifler ahd-i zihni için. Ahd-i zihni nekre hükmündedir. Yani ne demek? O adam değil. O adam olsa belli bir adam. Burada herhangi bir adam, bir racülü, herhangi bir adam getiriliyor. Ama adamın özelliği ne mesela?

  47. 20:47

    Kalp muhakkak verime şişmiş, verime. Fil bu, fil-i mazi bu. Ondan sonra ne vecû, vücû şişmiş. Ondan getiriyor. Tâ veş-şâti. O şat, vav ile beraber bir racülüye atfedilir, esre. Yü'ten bir racülü ve biş-şâti demek yani. Veş-şâti mesela bir koyun getiriliyor. Herhangi bir koyun. Ama özelliği ne? Kalp muhakkak verime şişmiş.

  48. 21:20

    Dar oha. Memesi. Hayvanın, koyunun neyse, herhangi bir hayvan da olur. Süt veren hayvanın yani. Memesi şişmiş. O da onu çok rahatsız ediyor, çok hasta ediyor yani. Senindeki, bendeki, belki de idrar tıkanması gibi ne olsa patlarsın yani. İşte mesela çok büyük bir hastalıktır o. O şişmenin. Çünkü boşalması lazım.

  49. 21:44

    Sütü şey yapması lazım. Akıtması lazım. Rahatlayacak o zaman. Şimdi mevzu ne? Hanzala radıyallahu anh'in başına Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sıvazlamış ve ona bereket duası yapmış. Bunun üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in Feyyuzav o adamın işte neresi şiştiyse yüzü şişmiş diyelim.

  50. 22:12

    Yüzü Feyyuzav konuluyor. Veyahut koyunun neresi şişmiş? Memesi. Memesi konuluyor. Nereye konuluyor? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hanzala radıyallahu anh'in başında başının neresini mübarek eliyle sıvazlattıysa zaten oralar yaşlanmıyor, beyazlanmıyor, dökülmüyor, sökülmüyor. Onları geçen dersi dinleyin.

  51. 22:39

    Geçen derse neler anlattık neler. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mübarek elinin değdiği yerin üzerine adamın şişen yüzü, kolu, eli neyse koyunun memesi oraya değdiriliyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem eline değil Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yok. Efendimizin vefatından sonra da oluyor bu iş.

  52. 22:59

    Mucize devam ediyor. Böyle Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in varlığıyla da bitmiyor. Çünkü elini değiyor. Geçen derste dinlemediniz mi? Yüz yaşına kadar yaşıyor. Yani Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra belki de kırk sene, elli sene, altmış sene, yetmiş sene yaşıyor. Genç olduğunu düşün Efendimizin zamanında.

  53. 23:17

    Yaşarsa yetmiş, seksen daha yaşar. Yaşadığı halde yüz yaşında Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in elinin değdiği yerler beyazlamıyor, dökülmüyor, farklı duruyor yani. Altmış, yetmiş sene Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra da bu mucizelerin devam etmesi meselesi. Onun için o Hanzala razı olanın başının neresine mübarek elini koyduysa zaten orası belli oluyor.

  54. 23:46

    Kiminin başına değdiyse o belli zaten, kalıyor. Yaşlanmıyor. Dolayısıyla orası belli. Bir adam hasta olmuş, yüzü şişmiş, öbür koynu memesi şişmiş falan. Hemen getiriyorlar Hanzala radıyallahu anh'ın başının Hanzala radıyallahu anh'ın kendi elini sürmüyor onlara. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in elini sürdüğü başındaki mevziye getiriyorlar yere.

  55. 24:14

    Tam onun üzerine o şişen bölgeyi hasta olan işte neyse acı veren, elem veren bölgeyi koyuyorlar. Anında gidiveriyor. Ne? Şişlik demek Arapçada. Bir anda şişlik kaybolur. Görüyor musun? Şimdi onun için burada böyle meseleler var. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ondan sonra bereketiyle o uzakta efendim koyulurken şey ne diyorsun

  56. 24:56

    O hasta bölge, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in avucunun değdiği yere konulurken, o zat da tabi Bismillah diyor. Ondan sonra, Bismillah alâ mevzûke fî Rasûlillah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Ne diyor? Bismillah, Allah'ın ismiyle bu işlem yapıyoruz. Yaratan ancak Allah çünkü.

  57. 25:30

    Alâ mevzûke fî Rasûlillah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in mübarek elinin avucunun değdiği yere teberrüken, ondan bereketlenmek ve teşeffiyen ve ondan şifa elde etmek, onun bereketiyle, vesilesiyle, şifa yaratması niyazıyla ve itikadıyla dediği anda, Bismillah alâ mevzûke fî Rasûlillah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem dokunuyor.

  58. 26:09

    Dokunduğunda fe yezzebü hemen gidiveriyor. El varır. O şişlik, ağrı, sancı, elem, veca, zahil oluyor. Zahib oluyor. Yezzebü gidiyor yani. Yine böylece, ve ne daha bir kere Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz su sertti. Şöyle yapıyorsun ya, elini ıslak böyle yaparsın. Karşındakine, suratına falan su parçacıkları vurur, isabet eder.

  59. 26:43

    Ve ne daha su sertti. Kime? Neye? Fî veci Zeynebe. Zeyneb-i Gayrimüsalef de, onun için kesra okunmuyor. Zeynebin yüzüne. Ama bu hangi Zeyneb şimdi? İşte hangi Zeyneb? Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in eşlerinde iki tane Zeyneb var. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in kızlarında, kerimelerinde Zeyneb validemiz var.

  60. 27:13

    Eşlerinde, Ezra-ı Teala'da annelerimiz var. Yani dolu Zeyneb var. Hatta Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in gelirdi, işte Zeynebin oğlu hasta, işte bir ziyaret eder misiniz, okur musunuz? Ya çocukları öldü falan. Ondan sonra,

  61. 27:34

    Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem bile sorardı, ey yüz Zeyanibi, ey yüz Zeyanibi, hangi Zeyneb? Onun için bunların hepsi, devamı ister yani. Kimin oğlu, kimin kızı, külyesi ne, lakabı ne, nispesi nereye, nereliye falan. Zeynebin yüzü ne, kimdir o? Hani hangi Zeyneb şimdi? Binti Ümmü Selemete, Ümmü Seleme'nin kızı.

  62. 28:08

    Ümmü Seleme kim? Radıyallâhu Teâlâ'na validemiz, annemiz. Habeşistan'a hicret etti. İlk hicret edenlerden. O zaman eşi sahaydı, Ümmü Seleme annemizin. Sonra ondan Zeyneb isminde kızı oldu. Ümmü Seleme, Ümmü Mümine'nin annemiz. Zeyneb, Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in rabibesi. Rabibe ne demek?

  63. 28:49

    Üvey kızı. Şükür eden Ümmü Seleme validemizin. Bir de Ümmü Seleme validemizin adı ne? Ümmü Seleme validemizin adı Bir Vahit Hind ismi yani. Ümmü Seleme, Seleme'nin annesi demek. Ümmü Seleme, künye isim değil. Ebu başında Ebu ve Ümmü olursa onlar künye. Felanın babası, felanın anası diye geçiyor. Onlar künye isim değil.

  64. 29:14

    Hepsinde bir de isim aramak lazım. Mesela Ebu Ureyre, Ebu Ureyre, Ebu Ureyre. Adı ne yani? 36 tane rivayet var ismi o kadar ihtilaflı yani. Herhalde en kuvvetlisi Abdurrahmanol diye gördüm kitapta da hatırladığım kadarıyla şu an. Mesela Ömer isim, Osman isim, Ali isim. Ebu Bekir isim değil. Künye. Çünkü Ebu Bekir razı Allah'ın ismini kimse bilmiyor.

  65. 29:38

    Ebu Bekir Rasûlullah'ın ismini kimse bilmiyor. İsmi Abdullah. Ondan sonra künyesi Atik. Atik cehennemden azat edilmiş demek mesela. Meselâ. Bunları bilmek meselesi. meselesi. Dolayısıyla bu Ümmü Seleme annemiz aynı zamanda da Abdullah bin Zübeyir'in süt kız kardeşiymiş bu Zeynep. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in de üvey kızı.

  66. 30:16

    Ümmü Seleme validemizin, yani annemizin, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ve üvey validemizin öz kızı. Ondan sonra adı adı Zeynep. Ama Bint Ümmü Seleme, Ümmü Seleme'nin kızı demezsen hangi Zeynep olduğu anlaşılmayacak. Bu tabi

  67. 30:45

    annemiz, Zeynep annemizin yüzüne Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sus etti. Ne yaparak? Mefhul-i mutlak geliyor. Ve ne daha su serpti. Resûlullah, üvey, hep altında üvey var. Resûlullah'a gidiyor sallallahu aleyhi ve sellem, su serpti. Nereye? Zeynep'e, Zeynep'in yüzüne. Hangi Zeynep? Bint Ümmü Seleme'dir.

  68. 31:05

    Ümmü Seleme'nin kızı. Annemizin kızı olan Zeynep. Yani üvey kızının yüzüne. Ne yaptı? Haten. Neden? Min ma'in sudan. Bir parça su serpti. Ondan sonra sema Fema o şey ki kâne oldu. Ya da fema yuğrafı Fema yuğrafı Bir nüskatı fema kâne yuğrafı. O daha doğru anlaşılıyor. yanda da yazmış bak, fe mâ kâne yu'rafu diye Yanında da yazmış bak.

  69. 31:41

    Fema kâne yuğrafı diye. Yanında da Osmanlı basını yazmış. yanda da Osmanlı basını yazmış. Yani fe mâ yu'rafu Yani fema yuğrafı anlaşılmıyordu. Yani fe mâ yu'rafu anlaşılmıyordu. Kâne anlaşılır olmadı yani. Kâne de oraya gidiyor. Fe mâ yu'rafu anlaşılır olmadı. Mâ nâfiyye Fema yuğrafı anlaşılır olmadı.

  70. 31:58

    Ma nafiye. Nefiri. Fema yuğrafı anlaşılır olmadı. nefîli. Fe mâ yu'rafu Ne anlaşılmadı? Kâne olduğu yani. Nerede? Fî ve cimrâdin herhangi bir kadının yüzünde. Bilinir, anlaşılır bir şey olmadı. Ne? Neden? Minel cemâli güzellikten. Yani hiçbir kadının yüzünde güzellik anlaşılır olmadı. Ne kadar? Ma o kadar ki biha O Ümmü Selem annemizin kızı Zeynep binti Ümmü Selem'e de olan

  71. 32:30

    ibareler zor yani. Şifahi Senef çok zor bir kitap. Tamam mı? Anlaşılır olmadı. Ne? Ma o güzellik ki biha kimdedir? Biha fîha demek. Biha Zeynep binti Ümmü Selem'e de. Ümmü Selem annemizin kızı Zeynep'te olan güzellik o saatten sonra hiçbir kadının yüzünde bilinir, bulunur, görünür olmadı. Bunu kimler anlatıyor?

  72. 32:55

    Onun o güzelliğini kadınlar anlatıyor. Zaten sen diyelim ki bir kızla evleneceksin. Bilmem ne. Onun bedenini, fizikini, güzelliğini görücü usulünde bir şey yapamazsın ki. Ta de yüzünü hani şey derler falan. Tabi yüzden de sinyal verir. Güzel mi, çirkin mi yüz? O onun aynasıdır. Bedenin aynasıdır ama ama ne yapıyorlar mesela?

  73. 33:18

    Güzelliğini tam tespit için Osmanlı döneminde böyle şeyler duyuluyor. Kadınlar hamamına kadınlar götürürlermiş kızı. Sonra tabi o kızın herhalde damat olacağın annesi de var veyahut işte yakınları. O onu anlatıyor. İşte şöyledir, böyledir. Ona göre onlar da alalım mı, almayalım mı? Evlenelim mi, evlenmeyelim mi?

  74. 33:37

    Karar veriyor. Dolayısıyla burada gören kadınlar söylüyor. Yani bütün erkekler yüzünü açmış da bütün erkekler onun yüzünü görüyor da efendimiz, sahabe-i kiram da annemizin kızı, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin üvey kızı rabibesi Ümmü Selim'in annemizin kızı yüzünü açar mı? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem evinde büyümüş.

  75. 34:00

    Hoca-i Saadet'te, Ravza-i Mut'ara'da Ümmü Selim annemizin yanında kalıyordu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Ümmü Selim annemizin yanına nöbette gidiyordu ya eşine gittiği zaman işte perdelerle, şeylerle ayrı olar. Böyle geniş bir odalar falan yok. Hoca-i Saadet'te zaten dokuz eşinin, tümünün şeyi şu andaki demirlerin içindeki bölge yani ki

  76. 34:25

    orada Hazreti Ali Efendimizin, Fatıma Annemizin evi de var. Sadece o yeşil demirlerini Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hoca-i Saadet'te demirlerin içinde dokuz eşiyle kaldığı hücurat var, Hoca-i Saadet'te de var bir de onun arka tarafında yani yine demirin içinde kalıyor Esam Sofa'nın önündeki demirlerin içinde kalıyor.

  77. 34:43

    Hazreti Fatıma, Hazreti Ali Efendimizin evi de var. Yani düşün, on tane hane var orta. E bu Zeynep radıyallahu anh'a da Ümmü Selim'e annesiyle kalıyor yani. kalıyor yani. Onun için Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem gittiğinde geldiğinde evde yani. İyi hatta bir gün böyle ortaya yatmış. Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem mübarek ayağa değmiş ona.

  78. 35:08

    Ondan sonra biraz karanlık tabii şimdiki ışıklar şey yok. Ayağa değmiş ona. Ondan sonra... Bu da ağlamış, küçükmüş, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem buyurmuş, yani Ümmü Selim Annemize yani, biraz duvara doğru kenarda yani duvar derken işte o zamanki perde vesaire şey. biraz duvara doğru kenara

  79. 35:33

    Ortaya yatırma bir kenara falan yatır yani o kadar küçük yani. Ama Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem evinde büyüdüğünü anlatmak istiyorum yani. Biraz kenara yatırın, bir köşelere bir yere yatırın yani. Ortada koymayın çocuğu yatmış buraya uyumuş buyurdu Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Dolayısıyla yine bir gün Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem işte abdest alıyor.

  80. 35:56

    Abdest alıyorken bu Ümmü Selim Annemizin evinde tabii olacak bu iş. Çünkü çıkıp da her tarafta kız çocuğu peşine gezmez. Abdest alırken yanına geliyor. Yanına gelince Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem abdest suyundan şöyle bir serpiyor. Ondan sonra ona bir güzellik geliyor, bir güzellik geliyor.

  81. 36:23

    Bütün kadınlar onu konuşuyor. Kadınların meclislerinde onun cemalinden bahsediliyor. Mükemmeliliğinden bahsediliyor. Hiç bir kadında ondaki güzellik yok. E ne oldu bu? Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem bir su serpti yüzüne. Bunlar yaşanmış hadiseler. Evet. Ve o gençlik suyu, iksir gibi hani hayat suyu derler ya.

  82. 36:54

    Zülkarneyn çok aradı bulamadı. Hızır Aleyhisselam ağabey hayat, ağabey hayat, hayat suyu yani. Ağabey hayattan içtiği için Hızır Aleyhisselam hala yaşıyor. Zülkarneyn çok aradı ama parayla malla mülkte saltanatla değil. Malla kuvvetle ona ulaşamadı. Ağabey hayat. Burada da ma-i şebab diyor. Yani gençlik suyu, yani hayat iksiri onun yüzünde devamlı kalmış.

  83. 37:20

    O Zeynep annemizin, Ümmü Seleme validemizin kızının. Yüzünde kalmış. Yaşlanmış. Uzun yaşamış yani erken ölmemiş. Koca karı kötü bir tabir değil. Koca karı yaşlı kadınlara deniyor. Yaşlanmış, büyümüş, koca karı olmuş. Abdullah Müzem'a çok önemli bir zat idi. Sahabeden diyebiliyorum. Abdullah Müzem'a'nın nikah altında sonra evlendiğinde onunla evlenmiş.

  84. 37:50

    Ona çocuk da doğurmuş. Zamanında bulunan kadınların en fakihesi. Fekanet min efkaya eyli cemalâ. Ne demek? En fazla fıkıh ilmi bilen. Ve akalihim en akıllısı. En akıllılarından bir annemiz. Ümmü Seleme annemizin kerimesi. Zeynep ismindeki annemiz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzüne sus etmesinden böyle bir cemale kemale böyle bir mucizeye nail olmuş.

  85. 38:24

    Bu da çok önemli. Zaten bu Zeynep validemiz Habeşistan'da. Annesi Ümmü Seleme validemiz eşiyle beraber Habeşistan'a hicret ettiğinde. Eşinin vefatından evvel, Ebu Seleme'nin vefatından evvel Habeşistan'a gittiklerinde bu Zeynep radıyallahu anh'a orada doğmuş. Hicret yurdunda Habeşistan'da doğmuş. Sonra annesi Habeşistan'dan almış getirmiş işte.

  86. 38:55

    Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Seleme'nin şehit olmasından sonra kim benim kocam gibi Ebu Seleme gibi nerede adam bulacağım artık. Sahabe arasında bile öylesini bulamam diye tertlenmiş. O arada Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizden işittiği bir hadis-i şerif aklına gelmiş.

  87. 39:19

    Kimin başına bir musibet, bir vela, bir üzüntü gelirse kocası şehit, kocası ölmesi kolay bir şey. Bir kadın için dul kalmak kolay bir şey. Büyük bir sıkıntı. Ondan sonra bir de evlenir mi evlenmez mi küçük çocukları var onlara nasıl bakacak, işte geçimidir vesairesidir. Onlar musibet. Çoğu kadınlar maddi imkanları olduğu zaman evlenmiyor çocuğuna bakıyor mesela.

  88. 39:45

    Evet, kadınlarda evlenmeyen bu manada çok. Erkeklerin çoğu evleniyor karısı öldükten sonra ama kadınlarda kalanda çok var. var. Çünkü neden? Kadın çok, çoluk çocuk telaşesine düştüğü zaman yetimlerini büyütmeye baktı. Onda çok sevabı var, çok fazileti var hadis-i şeriflerde. Evlenmeyip çoluk çocuğuna baktı.

  89. 40:07

    Geçimi durumu, ana babasından bir şey kalacak, bir şey olacak da evlenmeden bakacak. bu türlü ne yapacak? İslam'a göre kadın çıkıp çalışıp erkeklerin arasında para kazanamaz ki. Onun için işte böyle durumlar var. Ümmü Selemanemiz de dertleniyor yani. Nereden bulacağım Ebu Selema gibi diyor. O arada Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerif hakkında geliyor.

  90. 40:31

    Kimin başına bir musibet ve üzüntü gelirse şu duayı okursa. Bu çok önemli bak. Hep ağzınızda bu olsun. Benim başıma ne bela gelse bunu elhamdülillah Allah hemen aklıma getirir. Bir salavat-i şerife çekiyorum. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sellim. Çünkü salavatlar arasında dua kabul olur, salavatsız dua reddolur.

  91. 40:47

    Onun için başına hemen bir salavat okuyorum. Peşine. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn. Allah me'curnî fî musibetî ve ehliflî. Birincisi ayetten, öbürü ayetten dua ver. Biz Allah'a aitiz ancak O'na döneceğiz. Mülk O'nun, hüküm O'nun. Kocanı aldı, karını aldı, çocuğunu aldı. Biz razıyız. Yani Allah'a teslimiz.

  92. 41:14

    İstircad deniyor buna. Ancak Allah'a döneceğiz. Herkesin sonu ölüm. Ahirette buluşuruz. Allah cennette ayırmasın. Mealen bu mülazalarla söyleniyor. Peşine Allahümme curnî ey Allah'ım bana sevap ver. Ecir ver yani ecir. Me'curnî diye dönüyor. Allahümme ü'curnî. Ama geçişte Allahümme curnî. Ya Rabbi bana ecir ver.

  93. 41:38

    Sevap ver. Fî musibet. Başıma bu musibet geldi. Ben de sana itiraz etmedim. Teslim oldum. Bana sevap ver. Ve ehlif, halef ver. Halef yerine. Ehlif, halef ver. Lî benim için. Yerine ver. Neyi ver? Hayran, daha hayırlısını ver. Neden? Minha, musibete gidiyor. Yani başıma gelen bu musibetten ama malına mı geldi, canına mı geldi, dükkanına mı geldi, işine mi geldi.

  94. 42:02

    İşte senin hapse mi düştün. Her türlü musibet insanın başına, malına, canına, sevdiklerine, çocuğuna, torununa, karısına, kızına, oğluna geliyor. İşte hangi şey seni üzdüyse, hemen vay anasına, bilmem ne, habalata şey, yok efendim, bu da nereden çıktı, efendim, beni mi buldu, haşa. Beni mi buldu dese zaten kafir olma.

  95. 42:27

    Bu lafların yerine İslam bize neyi getirmiş? Ki eski ümmetlere bile bu duayı öğretmemiş. Mevla, istircad. Onun için, Yakup aleyhisselam bile bu duayı bilmiyordu diyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Bilseydi diyor, Yusuf aleyhisselamın kaybolduğu haberi, işte kurt yedik haberi gelince, ne dedi?

  96. 42:55

    Ey Yusuf'a üzüntüm. Halbuki bu duayı öğretilmiş olsaydı ne diyecekti? Allah mecurni fi musibeti ve ahliflihi hayran mina. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Allâh'ın meczurûni fî musibetî ve ahlifliği gayrammînâ. Ya aynısı geliyor, o musibet telafi oluyor. efendim, yani eşin gibi mutlu olacağın bir eşin...

  97. 43:16

    Ya daha iyisi geliyor. Veyahut araban gibi, araban kaza, bilmem ne, bunu okudum. Ya araban düzeliyor, aynı oluyor. Veyahut onun gibisi geliyor. Veyahut ondan daha iyisi, nasip oluyor. Her konuda kıyas edebilirsin. Bütün üzüntün kederin kalbinden zail oluyor. Bu dua çok önemli. Mevlamet ediyor. İşte bu duayı, başına musibet gelende,

  98. 43:46

    derler diyor, musibet isabet, benim dostlarım diyor. O sabredenlere müjde ver diyor. Çünkü mülk Allah'ın, hüküm Allah'ın diyor, itiraz etmiyor. Peşine de bu duayı okuyor. İşte onlara salavat yağıyor, feyizler, rahmetler, bereketler yağıyor diyor Kur'an. Şikayete erenler ancak onlardır.

  99. 44:07

    Öbürleri şikayetleniyor, ona anlatıyor, derdini buna anlatıyor, git derdini Marko Paşa'ya anlat demiş. Kimsede derman yok ki. Yaradan ancak Allah. Onun için Ümmü Selim'in annemiz bu duayı okuyor. Bu duayı okuyor ama ya dengi bile gelse, hani çocuk yoluna bakacak, evlenmesi lazım. Dengi bile gelse onu bile tasavvur edemiyor.

  100. 44:28

    Ebu Selim'in dengi nereden olacak diyor. Ondan sonra ama duayı okuyor, itikad ediyor, şey yapıyor. Daha hayırlısı hiç ummuyor. Bir de zaman geçiyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem geliyor. Ona yani talip oluyor. Nişan için onunla evlenmek istediği. istediğini Ebu Selema Vâlidemiz'e Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem

  101. 44:56

    hatip oluyor, arz ediyor yani nişanlamak için gidiyor. Bunun üzerine yani bu hadis-i şerif mucize. Ben diyor ne bileyim Ebu Selema'dan daha hayırlısı nerede gelecek diyordum. Allah bana kimi verdi diyor yahu Rasûlullah'a verdi Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. rastgele işler değil. Hepsi Allah'ın emriyle evleniyor.

  102. 45:15

    Hepsi Mevla ismini bildiriyor. Ondan sonra hicret etmesi, Mekke dönemindeki zulümleri, Mekke dönemindeki zulümleri, eziyetlere kapılması, çekmesi oradan Habeşistan'a hicret kolay mı? Mekke nereye Habeşistan'a? O zamanki imkanlarla işte sahilden şeylerle boğulma tehlikeleri atlatılıyor. Ondan sonra deniz yoluyla geçtiler Habeşistan'a öyle hatırlıyorum.

  103. 45:39

    Ve bu kadar çileler çekiliyor. Bir de Necaci Hazretleri'nin Allah'ın yanına gidenlerden işte Habeşistan'a iki hicret var tabi. İki kere yani sahabe-i kiram Mekke'den çıkış yaptı. Medine-i Münevvere'ye hicretten evvel. Medine-i Münevvere'ye hicretten evvel. Sonra da Müselâ annemiz tekrar dönüyor. Medine-i Münevvere'ye de hicret ediyor.

  104. 46:00

    Habeşistan'a hicret ediyor. Sonra orada kızı oluyor bu Zeynep Radıyallâhu anha. Sonra onunla beraber geliyor Medine'ye götürüyor. Sonra Uhud'da eşi şehid oluyor. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem talip oluyor. Ve Ezb-i Tahirat Ümmet-i Mü'minin'den en kıymetlilerinden, annelerimizin en faziletlerinden onlar hakkında bir kitap yazmayı düşünüyorum.

  105. 46:22

    Hepsinin kendine göre çok müstakil faziletlerini toplayacağım inşâAllah. Çok merak ediyorum bu annelerimizin. Kitapları çok okudum da size bir şey yani toplayıp aktara başlara hizmet olur ama işte nerede vakit. Ve böylece işte bu Ümmü Selim annemizin Habeşistan'da doğurduğu Zeynep Radıyallâhu anhaya Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendim o zaman adını Berre takmış.

  106. 46:47

    Yani adı Zeynep değilmiş. İsmini de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vermiş. Yani Ümmü Selim annemizin kızının adını Berre. Ama efendim sallallahu aleyhi ve sellem bu Berre ismini değiştirirdi yani. Çünkü Berre çok takva, çok şâli böyle kendini methetme sıfatı var Berre'de. Onun için Berre ismini iyi görmezdi.

  107. 47:05

    Berre takmayın buyurdu. Berre'nin yerine sallallahu aleyhi ve sellem ona Zeynep ismini takmış. İşte o Zeynep bu Zeynep. E şimdi bunları anlatmak lazım. Öbür türlü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ümmü Selim'in kızı Zeynep'in suratına yüzüne bir efendim susertti. Ondan sonra o çok güzelleşti. Tamam da bu Zeynep kim?

  108. 47:28

    Ümmü Selim'e kim? Bu Zeynep Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e nesi oluyor? Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ne münasebetle nerede gördü onun suratına susertti bir kızın, kadının neyse. E bunları anlatmadan ders olur mu ya? Onun için hızlı gidemiyoruz. Yani hızlı konuşuyoruz da dersi süratle götüremiyoruz.

  109. 47:50

    Her şey detaylı ama ne ilimler çıkıyor ne ilimler çıkıyor. Evet. Dolayısıyla Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mübarek gelenin bir mucizesi daha. Böylece zuhur etmiş oluyor. Oluyor ki o da bu Zeynep Rasûlullah'ın yüzünden gençlik suyu gençlik iksiri yaşlansa da koca karı olsa da asla zail olmuyor, kaybolmuyor ve o bereket, o gençlik güzellik, o cemal

  110. 48:20

    hiçbir kadında bulunmayan o güzellik ölene kadar kalıyor. Dünyanın en güzel kadını olsa bir yaştan sonra buruşuyor, kırışıyor yani esnediklerine bilmem ne uğraş. Hiç aslı gibi olur mu yani? Ondan sonra 60 yaşında 70 yaşında 18 yaşının güzelliği kalır mı yani? Ama kalıyor işte. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mübarek eli de değmedi yani.

  111. 48:43

    Eli de değmedi. Halbuki ondan sonra Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mahremi yani. Mahremi Çünkü... Sizin evinizde olan ondan sonra eşinizin eski kocasından olan sizin üvey kızlarınız ama eşinin bir kadınla nikahlandığı zaman onun üvey kızı da eğer o eşinle de cemaat değilsen yani zaten niye evlendin cemaat diyorsun?

  112. 49:16

    Onu da Kur'an özellikle duhul kaydını da koyuyor. Bu da bunlar sizin ebediyen nikahı size haramdır. Ebediyen nikahı haram olan yani hiç onlarla evlenilemeyecek olan kadınlara ne dönüyor? Mahremlerin dönüyor. Annen gibi, kız kardeşin gibi, anadamı teyzen gibi, halan gibi. Bunlar ebedi nikahı haram olanlar.

  113. 49:43

    Bunlar mahrem oluyor. Yani nikahı haram. Namahrem mahrem değil. Nafarsada yok demek. Namahrem mahrem değil. Mahrem değil ne demek? Onlar nikah edebiliyorsa yani edebiliyorsun, yani evlenebiliyorsun. Ama üvey kızından, yani eşinin, eski kocasından olan kızıyla evlenebiliyor musun? Evlenemiyorsun, Kur'an-ı Kerim haram olduğunu beyan ediyor.

  114. 50:02

    İşte bu Zeynep radıyallâhu anhâda, Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'i böylece üvey kızı ona da böyle bir mucize, bereket olarak bırakmış. Sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem. Yine böylece, ve mes'aha sallallâhu aleyhi ve sellem sıvazladı. Mes etti. Mes sürmek, elini sürmek, sıvazlamak. Ne üzerine sıvazladı?

  115. 50:29

    Ala râşı sabîyil. Bir sabî çocuk, biliyorsunuz onu. Sabînin râz baş. Çocuğun başına mes yaptı. Öyle çocuk ki, bî, fîh demek. Bak burada fîm azaldı. Harfi celler birbiriyle çok kullanılır Arapçada. Bî, o çocukta vardır. Ne vardır? Âhetün. Âhetün demek, bir musibet var. Âhet, hastalık. Âhet, aynı, âfet değil.

  116. 50:54

    Âhet de âfet manasında. Mana aynı. Âhetün, ey âfetün. Âfet, musibet yani. Musibet, bela. Âfet Türkçe ne demek? Âfet. Âfet, kurum kuruluş bile var Âfet diye. Âfet işte, Âfet'in cemisi. Âfetler. Ve hastalık var çocukta. Ondan sonra böylece febera hemen iyileşti. Ne hastalığı varmış? Kelmiş. Yani çocuğun kafasında, genç çocuk ya, yani biraz yaşlanınca başının kelleşir, açılır.

  117. 51:30

    Ama bu çocuk, onun için kel olmaz tabii, bir hastalık sayılıyor. Ondan sonra. Çocuğun ismi bilinmiyor şerhlerde. Bilinmeyen bir şeyi kimse kafadan uyduramaz. Ama mevzu ne oldu? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e getirdiler. Hemen başını sıvazladı. Febera, o çocuk hemen iyileşti. İyileşti, yani hastalığı iyileşti.

  118. 51:58

    İyileşen ne yani? İleriden anlaşılıyor şimdi. Öbür türlü olsaydı, burada bıraksaydı, ne hastalığı vardıysa iyileşti ama hastalığını da bilmiyor. Çocuğun ismini de bilmiyor. Ama burada onu rahatsız eden Âfet, anlaşılıyor. Çünkü vestevâ, vestevâ düzgün oldu demek. Müstevî, düzgün demek. Yani ne şâruhu, istersen ayn-ı fetayla oku, istersen cezimle oku.

  119. 52:23

    Şâruhu da olur, şâruhu da olur. İkisi de caiz. Şâruhu saçları demek. Cins tutuluyor burada. Kıllar, tüyler gelir ama, cins tutulunca tüyleri demektir. Vestevâ düzeldi. Yani kafasında bitti. Saçları bitti, tüyleri bitti. Hem de çok güzel oldu, mükemmel oldu. Yani kel olan birinin ondan sonra, yani başına birkaç kıl tüy çıkarsa bile, e şimdi saç ektiriyorlar, bilmem ne diyorlar,

  120. 52:53

    yine tutturamıyorlar. Çoğu tutturamıyor yani. Zaten de caiz değil. Saç ektirmek caiz de değil de, yani fetva, Şurân Fıkhı'ya ettiği fetva vermiyor tabii ki. Kalender Hocam, yani ararsanız, saç ektirmeye cevaz vermiyorlar. E şimdi bu, hiç başında tüy yok, gelir gelmez, mübarek elini bir sürüyor, ondan sonra, hemen vestevâ, feberâ iyileşiyor.

  121. 53:27

    Yani o, saçında kellik yapan, derinin altındaki bir şey bu. Çünkü tüy niye bitiyor, niye bitmiyor. Bende niye bitiyor, İşte o, derinin altındaki bir sorunla, bir hastalıkla alakalı. O da bir hastalık. İşte o feberâ hemen iyileşti o hastalık. İyileşince ne oldu? Vestevâ düzgün çıktı. Şâru, saçları, tüyleri.

  122. 53:51

    Ve böylece, efendim, ve mislû, buna benzer bir kıssa rûhîye rivayet edildi. Fîhaberil mühelleb ibni kabâlete, İsimli, bir zat hakkında. Bu, buna da, aynı böyle, efendim, mühelleb ibni kabâle. Efendim, bu zat, da neymiş, efendim, saçı yokmuş. Efendim, mübarek elini sürmüş, sıvazlamış. Mühelleb, sahabenin ismi yani, kabâlete, kabâlet babasının ismi.

  123. 54:43

    Bu zat hakkında da, aynı rivayet geçiyor. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, heyet halinde gelmiş. Bak işte hepsinin, mesela aynı isimle başkası olsa, babasının ismini de tutsa, o zaman ne diyeceğiz? İşte At-Tâ'î, Tâ'î ne demek? Tay kabilesinden. Araplardaki meşhur kabile. İşte o zaman onu ayırt ettiriyor işte, diğerlerinden temiz ediyor.

  124. 55:14

    Bu mühelleb hazretleri de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş. Başında hiç tüy çıkmıyor. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, başını efendim, sıvazlamış mübarek eliyle. Onun için hemen onun da kafasında saçlar, tüyler bitmiş ve çok güzel bir şekilde yetişmiş. Böyle rivayetler çoktur diyor.

  125. 55:39

    Dolayısıyla Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yani sıvazladığı, mübarek eliyle sıvazladığı çok çocuklar, hastalar, deliler, iyileşenler, maddi hastalıklar, manevi hastalıklar, akıl kayıpları, saralar. Ne tip, ne şekil hastalık varsa, mübarek elini değmesi yetiyor. Veyahut mübarek ağzının suyunu değdirmesi yetiyor.

  126. 56:10

    Mübarek ağzının suyunu kuyuya döküyor, o kuyudan su çekiyor, o sudan içen iyileşiyor ya. O sudan içen hiç iyileşiyor ya. Niye? Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ağzının suyu, kuyunun suyuyla karıştı. Böyle ne kuyular var? Efendim Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, ooo

  127. 56:26

    şimdi Gharis kuyusu işte efendim Osman kuyusu, şu kuyusu, bu kuyusu dolu. Medine-i Münevvere'de, Mekke-Medine arasındaki yollarda ne kuyular var? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ondan sonra, Erih de belki olabilir ondan sonra, dolu. Kuyu dolu. Hepsinde şifa var. Niye Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem?

  128. 56:56

    Tup tuzlu çorak, kuyunun suyu çorak. Bir kere mübarek ağzının suyunu bırakmış kuyunun içine, oldu baldan tatlı. Kaç tane böyle kuyu var? Çorak, içilemez, hiç istifade edilemiyor. Ama su bol, ama fayda yok. Bir mübarek ağzının suyunu bırakmasına bakar. O anda bal oluyor. Ondan sonra, dolu. Bunun örnekleri dersimize buradan, ve mes'aha'dan devam ederiz.

  129. 57:29

    devam ederiz. Yalnız kalem bulmalıyız, işaretimizi koyalım, efendim. Ancak şimdi size vaat ettiğim Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem mübarek elinin değmesi hususundaki beytleri, yerini göstereceğim, ezberleyelim. demiştim. Bu ara biraz maalesef unutkanlıklarım oluyor yani. Tabii şekerden de yeniden ezber tazele yiyelim.

  130. 58:01

    İnşa'Allah. Burada tamam. Kitaplardan işaretlerimiz tamam. Şimdi, bu Risale'miz, 46. Risale'm, benim şu anda 111 oluyor, 111 çıkacak yakında inşâAllah. 46. Risale'm, Peygamber Efendimiz'in, sallâllâhu aleyhi ve sellem, Mevlid kıssası ve muciz.

  131. 58:37

    Özlü hayat, peygamberi yumuşak ye yapmak lazım, mesela hemen bir tahsif buldum, peygamber, farçadır peygamber, onun için yeye yumuşak ye koysun, Hasan Hoca'ya duyuru, hemen biriniz onu arayın ve uyarın. Kitabın kapağı hakkında tahsilat.

  132. 58:59

    Şimdi bu eserin Hocada çok ilimler var. Bu siyer, diyorlar ki Hoca ben siyer yazdım mı? Ya Berzenci Mevlid'i Zaten siyer. Ben de Berzenci Mevlid'inin Üzerine Yine İmam Berzenci'nin yaptığı şerh var. O şerhi tercüme ettim. O şerhi tercüme edince bu kitabın kıymeti bilinmedi. Öyle bir Siyer çıktı. Öyle bir efendim Seyyid Cafer İbni İsmail el-Berzenci efendim.

  133. 59:38

    Bu torun, torun Berzenci. Bu Elkevkevü'l-Enver Alaeddin Ceverfi Mevlidini bilenler. isimli eserlerden de aldım. Birçok şerlerden topladım. Efendim, bunu yaptım. Birinci bölüm, Berzaneci Mevlid'in metninin tercümesi. Sonra şerleri var. Efendim, birçok ilim ve başlık var. Bu kitap, yani, muhtevası bakımından 760 küsur sahibi yani, yani, hadi firisti çıkarsam,

  134. 1:00:21

    firisti çıkarsam bile, 740 sayfa. Tam 740. Firisti çıkarırsam, firisti de 760 gibi geçiyor. Şimdi burada, çok önemli ilimler var. Mesela, bütün, Efendim, doğumundan vefatına kadar, yani, vefat konusu çok fazla işlenmemiş ise de, Siyer'i işlenmiş. Hicret'in üçüncü yılı, dördüncü yılı, Hicret'in sekizinci yılı.

  135. 1:00:57

    Artık vefatı da işlenmiş. Kısaca, vefatı da işlenmiş. Çünkü Efendim, sallallahu aleyhi ve sellem, Hicret'in onuncu yılında vefat etti. Yani muazzam bir Siyer kitabı. Şimdi diyorlar ki, Cübbeli Hoca, Siyer yazdı mı? Bir Siyer kitabı yazsın. Yan bağırarak yazacağım. Güzel bir Siyer'de yazacağım ama, bu Siyer, bundan daha güzel Siyer'i nerede bulacaksın?

  136. 1:01:21

    Hicret'in bütün senelerinde geçen olaylar. Hicret'ten evvel Biaset'in. Biaset'ten evvel Viladet-i Seniye'nin. Yani, doğumundan sonraki olaylar. Sonra, 40 yaşında Biaset. Biaset, peygamber olarak gönderilişi. Sonra, 53 yaşında Hicret. Ondan sonra Hicret'ten sonraki olaylar. Hicret zaten, Hicret'in son efendim, 10 şeyi yok.

  137. 1:01:48

    Vefat da güzel işlenmiş. Vefat da uzun işlenmiş. Vefatından önceki vasiyetleri buyuruluyor. Bunlar, sene sene bazında ele alınmış. Dolayısıyla, efendim, Hicret'in 11. yılına geçiyor. Vefat 11. yıla geçiyor. 11. yıl tamamlanmıyor da. Vefat ediyor. 714'lerde Hicret'in 11. yılı vefat başlıyor. 714'ten 740'a kadar.

  138. 1:02:18

    Vefat da çok uzun işlenmiş. Hicret'in bütün yılları 10. yılda ne olmuş? Vedaatçe yapılmış. 9. yılda ne olmuş? Tebuk kazası. Mescid-i Zırar yıkılmış. Heyetler gelmiş. Ondan sonra, bütün burada bak, Hicret'in 8. yılında yaşanan hadiseler. Hicret'in 7. yılında yaşanan hadiseler. 6. yılı, 5. yılı. Hepsini okuyun.

  139. 1:02:41

    Burada yeni bir şey söylüyorum şu an. Cübbeli Hoca, Cübbeli veyahut hocası fazla Siyer yazdı mı? Yazdı. Hangi Risalem? 46. Risalem. Peygamber Efendimiz'in sonrası Mevlid kıssası ve muciz hayatı. Kısaca muciz hayat da deniyor buna. Muciz ne demek? İcaz. İcaz özlü. Özlü ne demek? Muhtasar. Muhtasar ne demek?

  140. 1:03:08

    Kısaltılmış. Yani her şeyi Arapçadan kurtulamıyorsun. Nereye gidersen git, Türkçe yetişmiyor. Kelime yetişmiyor yani. Bunu yazdık. Burada özellikle 662. Sahibinde, bakın burada kapak var. Bu kapakta Mührü Şerif var. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sırtındaki Mührü Şerif'teki tüylerinden, çizgilerle yazılan yazılar buydu.

  141. 1:03:35

    Ondan sonra deve kuşu yumurtası gibi böyle. İki omzu şeriflerin arasında nübüvvet mührü var. Oradaki şekil bu. Yazı böyle. Mührü Şerif'e itikad ve hürmetle bakmanın faziletleri 661-663. Kitabı alsan rafa koyup kaldırma. Böyle arada bak. Özellikle cuma geceleri, cuma günleri. Pazartesi günü, doğduğu gün, pazartesi gecesi, pazartesi günü.

  142. 1:04:03

    Allahümme salli ala seyyidina Muhammed ve ala seyyidina Muhammed. Bu Mührü Şerif, kitabın kapağının arkasında. Mührü Şerif'te neler yazıyor. Manalarında neler yazıyor. Orada Mührü Şerif'in özelliği yazıyor. Efendim. 661'den başlıyor. Mührü Şerif'te neler yazdığı. Tirmizi radıyallahu anh'dan ifade ediliyor.

  143. 1:04:25

    Mührü Şerif'in özellikleri var. Sabahleyin. Çünkü abdestliyse zaten abdestli. Değilse de abdestsiz bakmasın demek istiyor. Yani haram değil ama da faziletine eremez. Abdestli vaziyette ona bakarsa Allah-u Teala onu akşama kadar muhafaza eder. Akşamleyin bakanı sabaha kadar hıfz eder. Koruması altına alır.

  144. 1:04:45

    Ayın başında bakanı senenin sonuna kadar bakar. Her ay başına bakalım. Ayın başında bakanı sene sonuna kadar tüm belalardan korur. Yani o zaman Muharrem ayının başı olması lazım. Çünkü İslâm'a göre sene hicri senedir. O da Muharrem ile başlar. Zülhice ile biter. Onun için demek ki senenin başında baksa senenin sonuna kadar belalardan korur.

  145. 1:05:12

    Değil mi? Ayın başında baksa ayın sonuna kadar. Nazar edenin yolculukta bakarsa, nazar eden demek bakan demek. Yanlış anladım. Parantez koymak lazım buraya. Yolculukta nazar edenin, yani nazar edenin bu mührü şerifi kitabı yanında götürse, yolculukta baksa veya onun resmin içerisindeyse. Ama burada tabi ilimler var, manalar var.

  146. 1:05:35

    O seferi mübarek olur. O sene baktığı sene ölse imanla çene kapamak nasip olur. Bak bunu Hüsnü Fatih Bey'e almamız lazım. Murat Hoca'ya duyurulur arkadaşlar, Murat Hoca'ya bu şeyi atsın. Sayfe 663. 46. saniye sayfe 663. Ömründe bir kere muhabbet ve imanla bakanı Allah, kendisine kavuşuncaya kadar istenmedik her türlü beladan hıfzeder.

  147. 1:06:01

    Yani ne demek muhafaza eder, korur. Onun için bu mührü şerif var. Bir de bu 661-663 arası. Bunu anlattık, bundan istifade edin, faydalanın. Bir de ne var? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mübarek elinin deminden beri anlattığımız eski birkaç ders, belki en az üç ders, belki dört ders. Mübarek elinin değdiği yerlerde zuhur eden bereketler,

  148. 1:06:33

    mucizeler, nurlar, rahmetler, şifalar, nevalar, cemaller, güzellikler. Bunları anlatıyoruz. Yine bu noktada Halime-i Sadiye, süt annesinin yanında bulunduğu sıralarda o Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yormamak için hep evde otururdu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem evde dinlensin, otursun.

  149. 1:06:57

    Küçük, iki yaşta, üç yaşında. Dört yaşına kadar orada kaldı. Bir gün annesine dedi ki, kardeşlerim nerede, süt kardeşleri var. Kardeşlerim nerede dedi. Onlar işte koyun gidiyorlar bizim senden. Biz seni Mekke'den alana kadar annenden ne koynumuz vardı, ne keçimiz vardı, ne sütümüz vardı, ne otumuz vardı.

  150. 1:07:22

    Senden sonra bir bereket oldu bize, sürülerimiz oldu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bereketler. Zaten zayıf deveyle geldiler. Ayak akamıyor deve, kemikleri sayılıyor devenin açlıktan. Benisat yurtundan geldiler Mekke'den. Kıtlık senesi. Ama kainatın efendisini buldular. Halime annemize nasip oldu.

  151. 1:07:44

    Onu sonra aldılar. Aynı deve koşa koşa gidiyor. Birden şişmanlaştı, bereketleşti. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem oturdu üstüne. Daha iki yaşında, bir yaşında. Onun için dedi ki, ama o zaman adaletli davranmıyorsun dedi. Ben oturuyorum serin serin yerlerde dedi. Süt kardeşlerim gölge görmüyor.

  152. 1:08:09

    Ondan sonra ben burada sütleri içiyorum. Bal gibi suları içiyorum. Kardeşlerim sıcakta kalıyorlar. Adaletine bak. Ta iki üç yaşında. Onun için sen bana böyle yapma dedi. O evladım, oğulcağızım dedi. Halime annemiz. Ben bunu sana niye yapıyorum? Düşmanlar sana saldırabilir. Bak ta o yaşta. Ta oradayken Cebrail aleyhisselam geldi işte.

  153. 1:08:33

    İslam aleyhisselam ile Mekke aleyhisselam. Ameliyat ettiler kalbini çocukken. Melekler geliyor ameliyat ediyor. Fiziken, fiziken. Kardeşi görüyor. Süt kardeşi bayıldı düştü. Geldi anne anne ne oluyor? İşte Kureyşli kardeşim diyor. Efendim sana söylemek Kureyşli diyor. İki adam geldi yatırdılar. Fiziken gelmişler melekler.

  154. 1:08:58

    Yatırdılar diyor, şey yaptılar diyor. Bir elini aç, yardılar. Annesine kadar korkuyor, ödü kopuyor. Ama manevi işler. Manevi işler bakıyor, bir şey yok. Geliyor eve diyor anne korkma korkma bir şey yok bende diyor. Onun için ben korkuyorum. Oğlum diyor. Seni çok güzelsin. Nurlardan parlıyorsun. Senin bu cemalini görürlerse, nurlarını görürlerse dayanamazlar biri seni kaçırır

  155. 1:09:26

    alır gider. Onun için diyor. Anneciğim diyor. En iyi koruyan ne güzel Allah var diyor. Beni Allah'a teslim et. Allah'a tevekkül et. İki üç yaşında. Ayetleri okuyor. Allah'a iyi gelmemiş. O ne güzel Mevla, ne güzel yardımcıdır. Allah ki beni koruyor, sen artık masum olma. Bütün dünya halkı toplansa bana ulaşamazlar diyor.

  156. 1:09:57

    Ondan sonra, merağı otlak. Bırak ben de otlağa çıkayım diyor biraz koyun güdeyim diyor. Evde yemek yerken, süt içerken, süt içerken de ortak oluyorum. Ama hiç olmazsa sıkıntıda, zahmette, sıcakta, hararette de ortak olayım diyor. Bunun üzerine, ertesi gün eline bir asa alıyor. Çobanlı yabanlar eline baston, değnek tutuyor ya.

  157. 1:10:24

    Bir de azık torbası alıyor, dönene kadar acıkırsa yemek için. Yola çıkıyor. Efendim, süt kardeşi anlatıyor. Ondan sonra, Damra. İsmi Damra, tabi müslüman olmuş mu sonradan olmamış mı o mesele var. Onu şu anda tabi tam bilemeyebilirim. Diyor ki, Muhammed geliyor sallallahu aleyhi ve sellem. Ben de yola çıktım, merağın yolunu bilmez diye.

  158. 1:11:02

    Baktım diyor, nurları önünde geliyor. Her taraf parıl parıl. Koyunlar, bütün koyunlar gitmiş ona sığınmış. Ondan sonra süt kardeşinin bir koyunu yaralanmış. Ondan sonra, o yaralı koyun gidiyor. Resulullah'a sokulmuş, mübarek eliyle koyunun dizini tutmuş. Sanki hiçbir kırığı çıkığı yok, koyun hemen düzdük.

  159. 1:11:24

    Yürüdü, kosuyor. Sonra annesi diyor ki, süt kardeşine, Damra'ya dedim ki, Kureyşli kardeşini nasıl buldun? Yani, ilk olarak meraya çıktı, otluğa geldi. Koyun gütmeye size yardım etmek istedi. Beni de mecbur bıraktı, ben de gönderdim. Nasıl buldun? Diyor, ey anneciğim, hangi taşın yanından geçiyorsa, hangi ağacı yanından geçiyorsa,

  160. 1:11:52

    hangi düzden, hangi tepeden geçiyorsa, hangi vahşi hayvanın, hangi kuşun yanından geçiyorsa, hepsi diyorlar ki, Esselamu Aleyküm ya Resulullah, ey Allah'ın Resulü sana selam olsun. Ta o zaman iki yaşında, süt kardeşi söylüyor. Velâ yatağum eldâin. Nereye ayağını basıyorsa. İllâ melebedre hoşbu fî. Kup kuruyor, yemyeşil oluyor, otlar bitiyor.

  161. 1:12:14

    Ve idâ segaynâ min birin. Bir koyunun ağzına geliyoruz, su dibine çekilmiş. Süt en üste kadar, ağzına kadar çıkıyor. Biz hiç sabah çekmeden kuyunun ağzından su içiyoruz. Aslanlar, kaplanlar, vahşi hayvanlar. Olduğu bir vadiye girdik. Büyük bir aslan, canavar çıktı. Gacca mâ nefese huk. Böyle aslan nefesini topladı böyle.

  162. 1:12:49

    Yani üzerimize saldıracak. Liyetibâ leynâ. Felem mâ nezrâ ilâ hînâ muhammedin. Sallallahu aleyhi ve sellem. Tabi o zaman sallallahu aleyhi ve sellem o demeyebilir, bilmiyordur onu ama. Muhammed kardeşime bakar bakmaz. Tekaddebe ve haddâne veren mâ nefşânel arz. Geldi, onun yanına sokuldu, kendini yere attı.

  163. 1:13:06

    Onu görmeden evvel topladı nefesini böyle, saldırmak üzere. Düzgün bir kelam ile bak. Aslan, kaplan konuşuyor, düzgün bir kelam. Esselâmu aleyke ya Muhammed. Vay sana selam olsun. Tekaddebe geldi yanına, kulağına bir şeyler söyledi. Yani Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, küçük çocuk bir iki yaşlarında, üç yaşlarında.

  164. 1:13:30

    Aslan kulağına bir şey söyledi. Aslan memnun vaziyette, seyirte seyirte koşa koşa. Gitti, anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor. Bu sefer bundan Halime validemiz endişeleri arttı. Çünkü neden? Böyle harika radelikler varsa bu çocukta, bizim bunun muhafazamız zor. En ufak bir şeye sıkıntı gelmemesi lazım buna dedi.

  165. 1:13:57

    Üktüm azâne elke dedi ki, o evladım dedi, ailenden insanlardan bunları gizle. Sakın Muhammed şöyle oluyor, böyle oluyor mu yani, mucizeler zor etmemek. İrhâsat deniyor onlara, nübüvvetten önce olanlara diyor. Evime yerleştirdim diyor. Ondan sonra evime bir koku geldi. Benisat yurdunda, kabile. Hiçbir evde öyle bir koku yok.

  166. 1:14:18

    Bir misk kokuyor orada. O evden kokan misk kokuları kabilenin hiçbir evinde yok. Evde koku da sürmüyoruz. Misk o zaman hakiki misk nereden bulacak, kaç para, o her zaman pahalı hakikisi. Ondan sonra misk koku yok. Onun sevgisi herkesin kalbine ulaştı diyor. Kime ağrı isabet etse, bak kimin kabile, Benisat kabilesi.

  167. 1:14:40

    Kime bir ağrı gelse, sancı gelse, başına, eline, ayağına. Hemen geliyor, onun elini tutuyor. Onun elini ağrıyan yerin üzerine koyuyor. Bismillahirrahmanirrahim ağrı gidiyor ve yara varsa, hastalık varsa hemen iyileşiyor. Hasta bir deveye, hasta bir koyuna yapsalar yine aynı tesir zuhur ediyor. Daha çocukken aynı tesir.

  168. 1:15:01

    Yani şu anda anlattıklarımız nübüvvetten sonra Medine döneminde, şifa-i şerifte anlatılanlar. E bu 2 yaşında da öyleydi. Sallallahu Teala aleyhi ve sellem. İmam Muhammed el-Bintani, çok büyük alimdir. Medaric-ü Suud, İlektişah-ı Burud. Kıymetli bir eser. Eski Osmanlı baskısı da bende var. O eserde bu rivayetler takrif ediliyor, naklediliyor.

  169. 1:15:28

    Onun için Allame Davudi Hazretleri buyurmuş ki, o mübarek elin sınırsız ve sayısız mucizelere imza attığı, dost düşman herkes nezdinde mukarrerdir. Yani kesin bir bilgi. Deminden beri şifa-i şerifteki bütün bu dersler, mübarek elinin de zuhur eden bereketler, şifalar ve mucizeler.

  170. 1:15:48

    Hicret yolunda Ümmü Muhammed'in koynuna dokunduğunda bir damla sütü olmayan koyun, bir cemaati doyuracak çanağı sütle doldurmadı mı? O şerefli elinde çakıl taşları, Sübhanallahü Behamdi diye tesbih okuduğunu bütün sahabe elinden duymadı mı? O mübarek elinin parmaklarının arasından çıkan suyla 1500 kişilik ordu abdest almadı mı?

  171. 1:16:10

    Suya kanmadı mı? O iki keremli elde nice hastalıklar iyileşmedi mi? İyileşti. Uhud Muharebesi'nde yaralanan Katari R.A.'nın gözünü mübarek eline iade etmedi mi? Onun için bizim meşayihımızdan aldığımız icazete göre Allame Davudi Hazretleri, bizim de onlardan dolaylı olarak senetlerde şeylerimiz var, onlara ulaşan, efendim, o mübarek elin faydaları hala müşahede edilmektedir.

  172. 1:16:38

    Nasıl müşahede edecek efendim, sallallahu aleyhi ve sellem, eli çıkmıyor kavmine, sen Ahmet Rufayi misin, mübarek eli çıksın da öpesin? E sana bana eli gözükmüyor ama bereket devam et. Onu anlatmak istiyorum, geçenlerce anlatayım böyle ezberden kafama her şey kalmaz. Kaç sene evvel yazdım bu kitabı.

  173. 1:16:54

    Hangi ağrı olursa olsun, bir yeri ağran kişi kendi elini ağran bölge üzerine koyup İbnül Verdi, büyük velilerden, ulemalardan, Allame Can, İbnül Verdi Hazretlerinin, ondan sonra Yusuf el-Nebani, Cevahirül Bihar'da da bu var, Muhammed el-Bintani, Mederci Usulü'de de var, kaynaklarını burada vermişim, sayfa 343.

  174. 1:17:23

    Arapça beyti okumak ister, nasıl okuyacak? 343. Alacak, o beyti ne yapacak? Ağrıyan yerinin üzerine sürecek. Ait olan beytlerini okuyacak, biiznillah afiyet ve şifa bulacak, sabah akşam umumi muhafaza için okunabilir. Benim ağrıyan sistemde bir şeyim yok, sabah bir muhafaza olayım diye kalbimin üzerine şöyle bir görsünler, okuyorum, güzel.

  175. 1:17:49

    Akşam okuyorum, olurum. Hatta saate sabah oku, haftada bir oku. Hayat ağrın oldu, ağrını oku. Böyle yapıyorum. Mesela buranın ağrı yok. Bunu okuduğun zaman çoluk çocuğunun da torunlarına kadar koruma gidiyor. Çünkü ne diyor, bir el ki içerisinde çakıl taşları tespih etmiştir. Bir el ki tertemiz bir suyla orduyu suya erdirmiştir.

  176. 1:18:29

    İşte o mübarek eli dünyam ve ahiretimin üzerine uğrattım ki onu içime de dışıma da zürriyetimin üzerine de böylece uğrattım, geçirdim, sıvazladım diyor. O niyetle. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem eli niyetiyle. Ameller niyetleri böyle. Amellerin içi çeken itikad. Tam itikad olacak. Ne yapıyorsun?

  177. 1:18:57

    Başında bir salavatçı. Allahümme salli ala seyyidina Muhammed ve ala. Ezberi eskiden biliyordum. Hemen hatırladım, hemen okuyorum. Bakmadan okudum. Allahümme salli ala seyyidina Muhammed. Şifa salavatları var onları okudum.

  178. 1:19:34

    Böyle yaparsın. Veyahut Allahümme salli ala seyyidina Muhammed. Bitti. Hastalar, ağrıya sancıya dayanamayanlar, bas bas bağıranlar, Muhammed Mustafa nerede kaldı salli ala seyyidina Muhammed? Senin niye onunla irtibatın yok? Nasıl ki Allah-u Teala'dan şifa yaratması istiyorsun, Resûlullah'ın hürmetine isteyeceksin.

  179. 1:20:01

    Resûlullah salli ala seyyidina Muhammed'e vesile yaparsan, Allah Resûlü'nün hürmetine sana şifa yaratır. Bu arada da ne yapacaksın? İşte bu beytleri okuyacaksın. Sayfe 343. 46. Risale. Risalenin adı Peygamber Efendimiz'in Mevlid kıssası ve muciz hayatı. Bir siyer. Baştan sona siyer. Dünya kadar ilim var.

  180. 1:20:21

    O zamanki böyle Şamileler yok. Yazdığımda Adem bana yardım eden arkadaşlarım yok. Hiç kimse yok. Tek başıma bunlar nasıl yani Allah bana nasip etmiş. Bu kutap 700 küsur sayfa, 760 sayfa. Şu anda imkanlarım çoğaldı. Şu anda da bir göz gitti. O zaman da gözümü iyi görüyordu. Kendi bütün kitapları taşıyordum, kaldırıyordum, indiriyordum.

  181. 1:20:45

    Allah-u Teala, İbn-ül Verdi radıyallahu anh'a ait olan bu mübarek beyt-i şeriften cümlemizi azami derecede müstefid ve müstefiz eylesin. Amin. Bir de kasideyi burada da var. Şimdi vakit çok geçti. Kasideyi burada da okunacak beytler var. İbrahim Hazretleri'nden ondan icazetliyim. Onu da haftaya ki derste yine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem elinin değdiği şifa buldu.

  182. 1:21:08

    Fasıl bitiyor. Haftaya bir derste daha kaldı inşallah. O fasıl bitirince de o beyt-i şerifleri size talim ederim. Allah cümlemizi amele muvaffak eyleye. Amin. O sallallahu aleyhi ve sellem.