1. 00:26

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillah, salatu ve selam ala seyyidina Rasûlillah, sallallahu aleyhi ve sellem ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Şifa-i şerif derslerine başlamaya bida' bizi muhafaza etsin. Bizi muvaffak etti Rabbimiz, bir dakika kendisine sonsuz hamd-ü senalar ederiz. Terslerimizin devamını ve bereketli olmasını ve hitabına erebilmeyi,

  2. 00:53

    sizlerle birlikte, siz takipçilerimizle birlikte hadd-i şerifini yapabilmeyi, Rabbim cümlemize nasib-i müessene eylesin. Amin. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bizim bastığımız, tabi şimdi yeni baskı da çıktı ama eski baskıdan konuşursak 280. sayfadayız. Ta 8. satırın yarısındayız.

  3. 01:43

    İbn-i Sa'din ve berreke, fe ma teveve İbn-i Themânîne, fe ma şâbe, ve rüven mislû âdîl kısasî an gheyr-i bâhidin. Minhumus sâibu İbn-i Yezîde? İbn-i Yazîd'e ve Medlûk'un. Ve kâne yûced-i l-utbete ibn-i farqad-in tîbun. Yaghlibu tîbe nisâ'ihih. Liyannâ Rasûlullah, sallallahu aleyhi ve sellem, emmes'ab yedeyi alâ batni ve zahrihi.

  4. 02:11

    Feseletet demâ an vece'âiz ibn-i amrin. Ve kâne cürûha yevme huneynin. ve dâ'a lehu fe kânet lehu ghurratun ke ghurratil feresin. Ve mese'a lehâ râse kâise ibn-i zeydinil cüthâmiyye ve dâ'a lehu fe heleke ve bebe-i İbn-i Miyet-i Senet-i ve râs-ı ebyat-u Ve râse lehu ebyatun. ve mevzû-u keff-i-n-nebî, sallallahu aleyhi ve sellem ve mâ merred-yedu aleyh-i min-şâri-i esfedu

  5. 03:01

    Evet, Kazı Yaz Hazretleri bütün rivayetlerini de doğru söyledi. Şimdi bu ibadetleri okudum, buraların manasını inşaAllah bugünkü derste sizinle vermeye çalışacağız. çalışacağız. Beraber son bed ediyoruz. Şöyle ki, içine bulunduğumuz fasıl, yani umreden evvel ders kaldı. Fasılımızın konusu, Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in mübarek

  6. 03:35

    elinin veya asasının, işte değneğinin veya DNA'nin veya kabının, işte bardağının, ona ait bir şeyin, onun temas etmiş olduğu, ondan kendisine bereket geçen bir şeyin temasıyla. temasıyla karşı tarafta oluşan bereketler ve tekallüpler Tekallübü'l-âyân bahsindeyiz. Yani su süte dönüyor. Yani su ayrı bir şey, süt ayrı bir şey.

  7. 04:13

    Rengi de ayrı bir şey, tadı da ayrı bir şey. Mesela âyân, ayınlar, ayın mesela, su ayın. Yani bir varlık, müstakil bir varlık. Özel ismi olan, cismi olan bir şey. Yani süt de ayrı bir ayın. Yani varlık. Tekallübü'l-âyân ne demek? Su süte dönüyor. İşte normalde bu olacak. Bir şey değil. Hani süt durur bekler de, yağ döner, kaymaklanır, köpüklenir falan bir şey.

  8. 04:48

    Öyle bir şey değil. Suyun süte dönme şeyi mesela, görülmüş bir şey değil. Ne kadar beklese süte dönmez. Kaymaklı süte döner mi? Şimdi bunlar ise tekallübü'l-ahyan bahsi, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek elinin değmesiyle veyahut okumasıyla veyahut üflemesiyle veyahut herhangi bir resileyle Allah-u Teala'nın ona mucize olarak ikram ettiği ve insanlarda ve sahabesinde aşikâre zuhur eden, görünen, görünen harikuladelikler demek.

  9. 05:30

    Bu itibarla dersimiz buradan devam ediyor. Ve min zâlike, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ikram edilen bereketlerden biri, bunu İbn-i Sa'd, büyük hem muhaddis hem siyercidir, Salim İbn-i Ebi'l-Cahit hazretlerinden rivayet ediyor.

  10. 05:52

    Bunlardan biri de nedir diyor, tezviduhu, tezvid zattan geliyor, zâdı, sonu dal, zât değil, zât olursa şahıs, t, zâde, sonu dal olursa zât, azık demek. Azıkların en hayırlısı haramlardan sakınmaktır diyor ya, orada da zât geçiyor.

  11. 06:17

    Tezviduhu, zât vermesi, yani azık vermesi, kime, sahabe, o sahabesine, yani tabi bütün sahabesine değil, sahabeden bazına, azıklanacakları bir şey vermesi, yani azık olarak kullanacakları bir şey vermesi. Tabi bu suya da, yemeğe de şamil oluyor. Burada tabi su kastediliyor. Çünkü devamından o anlaşılıyor.

  12. 06:48

    Ne verdi hesabından? Bir vaat iki kişiye. Bunlar iki kişiymiş, gelmişler işte Müslüman olmuşlar. Ondan sonra memleketlerine dönecekleri vakit onlara azık olarak vermiş. Neyi vermiş? İkinci mefhuli oluyor, tezvidin, sigâ mâin, bir su tulumu vermiş. Tulum deriden oluyor ya tulum, o zaman eskiden şimdi böyleki gibi, efendim, gümüşten, bilmem şeyden, ibrikler, leğenler yok.

  13. 07:32

    Yani varsa da, yani böyle sağa sola verilecek kadar çok değil. Sigâ mâin, bir su tulumu vermiş, içine su koymuş. Bâ deen, neden sonra? Bâ deen evkâhı, evkâh-ı yûki, if'al bâbından. Zikâ da bâ demek. Bâ deen evkâh, bağladıktan sonra, neyi hû? O tulumu. Yani tulumun ağzını, kırbanın ağzını bağlıyorlar ya, yani elbiseyle, iple, ne bulursa bir şeyle dökülmesin, saçılmasın diye.

  14. 08:17

    Tulumun ağzını bir şeyle kapatmış etrafında, bağlamış. Bağladıktan sonra su tulumunu onlara vermiş. Sonra ve daha dualarda bulunmuş. Ne hakkında fîhî? O, verdiği su hakkında yani, tulumdaki su hakkında, tulum hakkında, ona ait dualar yapmış. Yani işte, Allah hayırlı yapsın, bereketin artsın falan diye vermiş onlara.

  15. 08:47

    Falan, mâne zaman Hazarat geldi onlara. Ne as-salâtu, namaz geldi. Yani namazın vakti gelince sanki namaz gelmiş gibi oluyor, vakti girdi yani. Bir namaz vakti olmuş, onlar da kırbada olanın su olduğunu bildikleri için, zaten Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem su koymuş. Belki de onların gördüğü yerde gözünü önde koydu yani, doldurdu sonra ağzını bağladı.

  16. 09:21

    Namaz vakti gelince, hani demişler, birisi herhalde abdest alayım onların, su var nasıl su demiş falan. Nezhelû indiler. Yani işte, deveyle mi gidiyorlar, atla mı gidiyorlar, neyse. Bineklerinden indiler. Fahallû çözdüler. Hû, halleden geliyor fîhî. Halle, helal oldu manası da var, halle çözdü manası da var.

  17. 09:53

    Efendim, Arapçada bir fîhî kaç mana gelir? Ondan sonra? Fahallû çözdüler. Hû, o. Sıkaya gidiyor hû. Yani su tulumunun ağzını işte çözdüler. İçindeki suyu kullanmak için. Feyzâ. Bir tane görsünler. Hû ve o. Yani içindeki su. N'edir? Lebenûn. Efendim, süttür. Süt olmuş. Ondan sonra?

  18. 10:33

    Süt olmuş. Öyle bir süt ki, tayyibûn. Burada tayyibûn de var. Buradaki de böyle. Halîbûn de var ama, halîbûn olsa tam içilecek süt manasına geliyor. Ama esas metinlerde tayyibûn. Çok mübarek işte. Güzel. Bir süt olmuş. Ve zübdetûn. Bir de baktılar ki ne var? Lebenûn süt var. Öyle sütü tayyibûn çok efendim, hoş ve bereketli.

  19. 11:17

    Daha ne var? Ve zübdetûn. Bir de kaymak var. Sütün kaymağı da olmuş. Nerede kaymak var? Fî femihî. Yani tulumun ağzında kaymak bağlamış derler ya. Süt bir de kaymak bağlamış. Tulumun içeri tarafında. Ağzına doğru. Fî femihî. Sıkaya gidiyor hî. Tulumun ağzında bir de kaymak bağlamış. Yani kaymak bağlaması nereden adediyor?

  20. 11:53

    Yani süt öyle su gibi süt değil. Hani süt suya dönmüş ama süt, su süte dönmüş ama sulu süt olmamış yani. Kaymaklı süt olmuş. Yani hâlis. Çok kaliteli. Makbul yani. Kaymağı olursa sütün makbul olur. Kaymaklı süt olmuş. İşte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem onun için

  21. 12:19

    tulumun ağzını niye bağladı? Yani sonradan içine bir şey koymasın. Bir şeyle karışmasın diye. Baştan su koydu. Suyu da bağladı tulumun ağzını. Verdi. Açınca açar açmaz. Ondan evvel kimse açmadı. Namaz vakti. Bir açtılar. Yola gidiyorlardı. İşte baklar hâlis, muhlis, kaymaklı süt olmuş. İşte bu Tekallübü'l-Ayân kabilinden.

  22. 12:49

    Yani varlıklar onun mucizesiyle hâlden hâle dönüşüyor. Sudan kaymaklı süt oluşuyor. İşte bu hadis kim tarafından ibadet edildi? diyor. Hammad da güzel işte çocuklara. Hammad ibni Selem'e İbn-i Dinar. Bu çok büyük bir imam. Sünnet imamlarından. Ehadü'l-A'lam. Yani İbn-i Hacer de bunu güzel methetmiş.

  23. 13:35

    Hammad ibni Selem'in rivayetinden geliyor diyor. Yani aslında usulünde böyle bir şey yok da. Çoğu yerde kimin râvisini söylemiyor, kimin yerde tahricelerini söylemiyor. Yani ekseriyete söylemiyor. Kısallığı kastediyor yani. Muhtasarlığı kastediyor tabi. Uzun 6-7 ciddik, 10 ciddik siyer kitabı değil bu.

  24. 13:53

    Onun için öyle yapıyor. Ama burada üslubunu değiştirdi. Diyor ki rivayet Hammad ibni Selem'e de bunu Hammad ibni Selem'e rivayet ediyor. Yani ne demek istiyor? Bu hadis çok güvenilir, sika. Sika demek hadisler rivayetlerine güvenilir. İmam, abid, çok ibadet edene derler. Böyle normal bizim gibi beş vakit kılana sünnetleri, işsak kuşluk kılana yani abid, şu

  25. 14:21

    bu zamana göre işsak kuşluk evvabin teheccüd kılsa abid sayılır bu zamana göre de evvelce sayılmaz. Onlar zaten yapacak. Evvelce çok ibadet, aralarda da çok ibadet yapanlar. Abid denir, zahid. Dünya'ya karşı soğuk. Bıcabud dave, duaları yüzde yüz kabul olurmuş. Maduden minel ebdel, kırklardan sayılıyormuş kendi döneminde.

  26. 14:43

    Bu Bukhari, Müslüm'den evvel bizzat Hammad ibni Selem'e yani daha belki de yüz elliliği, yüz yüz elliliği, iki yüzlü bilmiyorum. Ama Bukhari, Müslüm'den evvel. Çünkü Müslüm ondan rivayet etmiş. Müslüm, Sahih Müslüm'ün sahibi ona çok tazim eder ve ondan rivayetler alırdı. Sahih Müslüman. Evet. Bu böyle büyük bir zat diyor, Hammad ibni Selem'e.

  27. 15:10

    İşte diyor, bu rivayeti Hammad ibni Selem'e yaptı diyor. Yani bu yalan yanlış konuşacak adam mıdır diyor, haşa. Onun için bu rivayetin sahih olduğunu söylüyor. Yahya ibni Ma'in diye bir zat var. Bu büyük bir muhattistir. Aynı zamanda Ebu Hanife'nin, İmam Hazam radıyallahu anh'ın mezhebindedir, onun talebelerindedir.

  28. 15:45

    Yani onlar kavuşmuş olacak. Ama çok büyük bir muhattist. Yahya ibni Ma'in öyle diyor. Hammad ibni Selem'e öyle büyük bir zattır ki, aynı zamanda da kendisi de herhalde oğluna da Selem'e takmış ki, Ebu Selem'e. Yani künyesi de Ebu Selem'e ayrıyette. Hammad ibni Selem Hazretleri öyle bir güvenilir bir hadis sahabisidir ki, birisi onun aleyhine konuşursa diyor,

  29. 16:11

    yani bu da güvenilir adam değil, uydurdu mu acaba, rivayete bir şey mi kattı karıştırdı falan ki şeklinde, neyse. Kim diyor, Hammad ibni Selem'e aleyhine konuşursa diyor, onun Müslüman olup olmadığını sorgula diyor. Yani Hammad ibni Selem'e böyle bir şahsiyet ki, onun aleyhine konuşanın Müslümanlığını sorgula diyor.

  30. 16:34

    Kim diyor bunu? Yahya ibni Ma'in diyor, büyük muhattist. Yani o nefesat rivayet etmiş, bu suyun süte dönme hadisesine. Biz zaten inanıyoruz da, işte ravidenin bilmekte de, ziyade ilim oluyor yani, bereket oluyor. İnce zikri sâlihûn te'cizû rahmeh. Sâlihlerin adı anıldığı zaman Ahmet der ya buyuruluyor, o müjdeye nail oluyor dinleyenler.

  31. 17:02

    Evet, yeni bir konu, bu mucizelerden devam ediyor. Yani şimdi bu, deminden ibarelerini okudum, eskiden okuyordum da sonra okumama başladım, okusam çok iyi olacak, bereket oluyor tabii. Şimdi ibareli okuyorum da, böyle dümdüz araya Türkçe koymadan ibareli okudum ya demin. İşte orada kaç tane mucize var?

  32. 17:22

    Yani orada okuduğum neyse iki dakika daha okudum yani. Yani şuradan şey yaparsak, yedi buçuk satır buradan, yani sekiz desen, on dört satır. E tabii satırın şeyine göre değişir de bayağı. Kur'an-ı Kerim'deki bir satır kata var. Yani on dört satır. Zaten on beş satır Kur'an'dan bir sayfaya. O kadar okudum yani.

  33. 17:53

    Şimdi oralarda, mesela kaç tane mucize saydı şimdi? Bir tane suyun süte dönmesini saydı şimdi. Bir de, işte, bir zatın başını sıvazladı, 80 yaşına kadar ihtiyarlamadı. İki. Ondan sonra, bir zatın, işte karnına, sırtına elini sürdü, hiç koku sürmüyordu, en büyük kokulara galip geliyordu. Bir zatın yarasını temizledi, kanını çıkarttı, kan birikmiş yaranın içine.

  34. 18:34

    Ondan sonra ona dua etti işte falan. Şimdi, iki, üç, dört, bir zatın başını sıvazladı yine, beş. Ondan sonra, bir zatın yüzünü sıvazladı, ondan sonra, altı, bir zatın yüzünü sıvazladı yine, yedi. Yani, misli de var bu kısaların falan falan da da olmuş böyle dediklerini saymıyor. Yani sekiz tane mucize, şurada 14 satırda, sekiz tane mucize sayıyor.

  35. 19:16

    Şimdi birincisini okuduk. Bu, şifa-i şerif yani, bir satırda bazen iki mucize sayıyor. İhtisar üzere, icaz üzere. Yani kısa yollu, on üçünün raviverini söylemiyor, işte bu hadisi falan falan, hadis kaynakları. Kendi zaten büyük muhaddis olduğu için Kazıyas, onun kitabına geçenini zaten kaynak kabul ediyor herkes.

  36. 19:38

    O bakımdan, kendisi zaten büyük muhaddis. Ama tabii onun da aldığı yerler, var. Ama illa kitaptan alması gerekmiyor. Çünkü o zaman, onun zamanında işte beş raviyle, altı raviyle, yedi raviyle, Rasulullah'a ulaşıyorsak lazım. Arada beş, altı kişi var.

  37. 19:55

    Şimdi otuz, otuz, beş, yani. Yani en azından yirmi beş, otuz tane ravi girmesi lazım. Bizden Rasulullah, sallallahu aleyhi ve sellem'e senet zincirini, isnadı eklemek için. O zaman tabii o, dokuz yüz sene falan evvel yaşandığı için, dokuz yüz, dokuz yüz elli sene evvelki dönemde, yani arasındaki tabii senette, hadis hafızları az var.

  38. 20:18

    Yani, onun için birçoğunu da kitaptan almış değil. İmla tarihiyle, işte bir muhaddis geliyor, onun yanına gidiyor. Ya o gidiyor onun yanına, ya o, Merakeş'e geliyor, işte bir yere geliyor. Bir muhaddis, geziyorlar hani hadisleri tebliğ için, ümmete. O da onun dersine gidiyor falan, bu şekilde. Birçoğu da kitaptan değil yani.

  39. 20:44

    Birçoğu hafızadan, ezbereden, ağzından alıyor muhaddisin. Muhaddisin ağzından alıyor, çünkü muhaddis senetiyle rivayet ediyor. Ondan sonra ya da onu imla yapıyor, yani imla yazmaktır. Yazıyor yani bu şekilde. O zaman şimdiki gibi, tabii bu kadar matbul kitap, matbul kitap hiç yok da, mahdut, ya el yazma var da, tabii el yazma kitaplardan da mutlaka işte vaad etmiştir,

  40. 21:08

    ona şüphe yoktur ama, birçoğu da o zamanki sistem, gelmeselerse İstanbul'a bir hadis hafızı geliyor, ezberinden, yani on binlerce, yüz binlerce hadis bilen hadis hafızları var. Ezberinden, ondan sonra, hadis-i şerif rivayet ediyor. Ama senedi ve istadıyla, ben şundan, o şundan, o şundan diye, Kazıyaz gibiler de diyelim onlardan almışlar.

  41. 21:40

    Onun için büyük muhaddis olmuşlar yani. Çünkü ilk kaynaklara ağızdan, kulaktan ulaşmışlar. Evet. İkinci bir mucize, bugünkü ders itibariyle. Ve meseha, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mes'etti. Mes'etmek işte, ayağına böyle mes'et yapıyorsunuz, sıvazladı yani. Ne üzerine? Ümeyri bin Sa'din. başının üzerine.

  42. 22:15

    Böyle başını böyle, elini, efendim, uğrattı her yerine, değdirdi. Uzat, Ümeyri bin Sa'd. Evet. Sahabe-i Kiram'dan. Bazı rivayetlerde Amir bin Sa'd diyen de olmuş. O zaman o, Ebu Kebse'den Ensari diye bilinen meşhur sahabe oluyor. Ama tabii, metinlerimizde bizim Ümeyri bin Sa'd geçiyor. Her halükarda ikisi de sahabe'den.

  43. 22:49

    İkisi de sahabe'den. Evet. Ömer İbni Sa'd. bazı rivayetlerde Ümeyri bin Sa'd. Evet. Ama, ikisinde de bu kıssa, bu mucize zuhur etmiş olabilir. Veyahut da, Ömer veya Ömer'den birinde. İki vaka ayrıyetten yaşanmış. Çünkü Ümeyri bin Bekkar da, Ubade isminde bir sahabeye bu işin, bu mucizenin vaka olduğundan da bahsediyor.

  44. 23:35

    Tirmizhaneye Ömer İbni Sa'd'i diyorum. Yani dolayısıyla, sahabe'den, en nihayetinde, İbni Sa'd veya Sa'd. Hazretlerinin Ömer İbni Sa'd veya Ömer İbni Sa'd. Ya isimler, biliyorsunuz, sahabe-i kiramda da aynı isimler çok var. Yani sahabe ve tabi Araplarda Ömer ismi çok var. Ömer zaten çok var. Ömer de Ömercik.

  45. 24:15

    Ömer. Ömer de güzel bir isim. Sahabe'den de var. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir kere, Ömer Sa'd'a elini sıvazladı. Ala Resul Umeyr bin Sa'd'in. Umeyr bin Sa'd'in başının üzerine elini gezdirdi. Ve berrake. Berrake. Berrake olsa çöktü demek. Berrake. Berrake'nin mazharı tebrik. İşte Türkçe'de tebrik ediyorum deniyor ya.

  46. 24:45

    Bereketli olmasını, hayrının çok olmasını, artışının, mağazasının fazla olmasını, kârının. Niyaz ediyorum mağazasındadır, tebrik. Ve berrake, tebrik etti. Yani ne demek? Bereket duası yaptı demek. O, Omeyri Büsâdî Hazretleri. Bereket duası ne demek? Ömrüne bereket, sağlığına, sıhhatine bereket, işte kesene bereket derler.

  47. 25:15

    Yani paran artsın, hastaya gelir. Bereket o, artış. İşte bu duanın bereketiyle, femâte, bu zat öldü. İşte Omeyri Büsâdî, bizim metinde geçene göre konuşacak olursak. Ve hâlbuki o kaç yaşındaydı? İbn-i Temânîne, 80'nin oğluydu. 80'nin oğlu. İbn-i oğlu demek de 80'nin oğlu demek. Yani 80 yaşına ulaşmış.

  48. 25:37

    80 yaşındaydı demek. Ondan sonra, Arapça'da böyle tabirler var. 80'nin oğlu. Yani ne demek? Elle-i aleyhebâle, işte geceler hamiledir diyor ya, hamile ne garip şeyler doğuracaklar yani. Gece oluyor, sabah çıkıyorsun, ne haberler çıkacak bilmiyorsun yani. Onun için günler gecelerin oğlu oluyorsun. Yani senin ömrünün hesabı günler gecelerle ve senelerle yapılıyor o bakımdan.

  49. 26:10

    80 yaşının oğluydu. Öldüğünde yani 80 yaşına gelmiş. Yani asr-ı saadette de pek 80 yaşına ulaşanlar az yani. Sahabe-i Kiram çoğu tabii harplerde şehit olarak mesela çok hastalıklarla falan. Bakıyoruz işte. Dört halifeden bir hazreti, o sonra Efendimiz 80'i falan gördü yani geri kalan. Genç yaşta yani 60-70 arasında, 63-87.

  50. 26:41

    Vefat ediyorlar. Pusat 80'i gördü yani. Ama fema şabe, yaşlanmadı. Yaşlanmadı ne demek? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in 7 şerifesinin mübarek elinin başına değmesi bereketiyle başında hiçbir saç beyaz olmadı. Adam da yüzü falan da fiziken hep genç görünüyordu 80 yaşında, hiç yaşlanmadı yani.

  51. 27:13

    Tipine bakarsan aynı genç duruyor. Yaşı gitmiş ama güzelliği gitmemiş. Yani zaten yaşlanmadı deyince hem fiziken bedeni çökmedi anlamına da geliyor. Aynı zamanda başındaki kıllar vesaire işte sakalındaki neyse beyazlamadı yani. Çünkü böyle bir elini bir gezdirdi başından, mübarek duası yaptı, işte dedim ya mübarek elinin şerefli uzuvlarından herhangi birinin temasıyla

  52. 27:54

    hasıl olan bereketler ve harikuladelikler. Şimdi adam 80 yaşına gelip de saçına sakalında bir tane beyaz yok, yüzünde de hiçbir buruşukluk yok, gencecik duruyor, bu pek olacak rastlanmış bir şey değil. İşte bu da bir mucize. Üçüncü bir mucize de tabi burada veruiye rivayet olduğu misli ve hadil kısası da olur, kasası da olur.

  53. 28:21

    Kıssanın cebisidir. Bu kısalar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bereketleriyle bu gibi şeylerin sahabe kiramdan bazılarında hasıl olduğu, rivayet olunduğu birin dışındakilerden bir sahabeden değil, birçok sahabeden, birden fazlasından demek istiyor. Ondan sonra yani bir değil ne demek? Çok demek.

  54. 28:51

    Birin gayrinden yani birden fazla çok kişilerden bu gibi kıssalar kıssa derken yani yaşanmamış hikayeler, paravlar, haşa, uydurmalar değil haşa haşa haşa. Kur'an-ı Kerim'de kasas suresi var. Kıssalar, Musa aleyhisselam özellikle anlatıyor kıssasını uzun uzadı ya. Ondan sonra le kıtkâne fî kasasıym emiratü'l-evliyü'l-elbat diyor Yusuf suresinde.

  55. 29:25

    Halis akıl sahiplerine büyük ibretler var diyor. Peygamberlerin kıssalarında buyuruyor. Yani o kıssalar yaşanmış yüzde yüz kesin içerisinde birçok mucize peygamberlerle ilgili olursa, birçok mucize velilerle ilgili olursa, birçok keramet barındıran yaşanmış olaylar yani. Bu gibiler rivayet olunduğu an gayrı rivayettir.

  56. 29:50

    Birden fazla çok sahabeden, kim minum onlardan biri Es-Sa'ibu'l-Yezide Ondan sonra bir tanesi, efendim, ve Medlûk Hazretleri, bu da, efendim, İbn-i Süfyan el-Fezâri, meşhur İbn-i Süfyan değil ha, o Ebu Süfyan'ı karıştırmayın, bunlar ayrı kişiler. Medlûk İbn-i Süfyan el-Fezâri Hazretleri, bunlar, bu azatlılardanmış.

  57. 30:39

    Yani köle olarak esir alınmış, sonra Müslüman olmuş, azat olmuş. Bazı rivayetlerde Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tarafından azat edilmiş. Rivayetlerine güvenilir, bizzat İbn-i Hükman, ona fikat güvenilir, raviler arasında zikretmiş. Şam'da bu mübarek yerleşmiş, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelmiş, Müslüman olmuş.

  58. 31:04

    Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona dua etmiş, onun da başını sıvazlanmış mübarek eliyle. O işte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinin dokunduğu yerler sif siyah kalmış, başının diğer yerleri bembeyaz olmuş, bu Medlûk Hazretleri'nin. Dolayısıyla bu gibi kıssalar diyor, aynı şey, Sâib İbn-i Yezîd Hazretleri, bu meşhur bir zattır evvelce de bahsi yapıldı.

  59. 31:30

    Onda da böyle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek elinin değdiği yerler bembeyaz kalmış. Şey sif siyah kalmış diye diğer yerler beyazlamış, o işte oraları ağarmamış. Medlûk Hazretleri, Medlûk el-Fezâri, işte bu da kimin de Ebu Süfyan el-Fezâri, kimin de İbn-i Süfyan el-Fezâri mühim değil, Medlûk el-Fezâri yani diyelim.

  60. 31:56

    Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelenlerden. Burada yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu kişilerin başlarını sıvazladığı, mübarek elinin değdiği yerlerde onun bereketinin kaldığı, veserinin zahir olarak elinin değmediği yerler bembeyaz olmuş, mübarek elinin değdiği yerler ne kadar yaşadılarsa ölene kadar hiç beyazlamamış.

  61. 32:27

    Bu kaç kişide olmuş yani bir kişide değil. Burada aslında üç tane mucize olmuş oluyor. İlk Hümeyra ibn-i Sa'd'den, sonra Sahab-ı İbn-i Yezid, sonra Medlûk el-Fezâri. Üç tane mucize var burada. Üç kişide ayrı zuhur etmiş bu. Hepsinin efendim ayrı ayrı başına gelenler hakkında rivayetler var. Yine yeni bir mucize rivayet ediyor.

  62. 33:01

    Taberani-i Beyhakî bunu da kaynakladı. Ben şerhlerden onu söylüyorum. Tabii kendisi kaynak söylemiyor. Çünkü kendi kaynak. Vekâne olmuş idi. Nedir olmuş idi? Yüce idi, bulunur. Kimisinin ütüpeti Ebni Fergâdin. Ütüpe İbni Fergâd Hazretleri. Bu İbriyar, bu Es-Sülemiye sahibi Hayber'de. Hayber'in fethinde bulunmuş sahabe-i kiramdan.

  63. 33:34

    Ondan sonra Musul'da Hazreti Ömer Efendimiz zamanında Musul valiliği yapmış. Kainat Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in halifeleri de tabii valiler tayin ediyor. Hazreti Ömer Efendimiz vali tayin etmiş onu Musul'a. Ama Rasulullah Efendimiz'de sohbet-i sahabeliği var mı? Var. Çok şerefli, kıymetli eşraftan bir zat imiş.

  64. 34:11

    Musul'da büyük bir konak bina etmiş, bir de mescid bina etmiş. Bir de oğlu varmış. Amr isminde, bazı valilerde Ömer isminde. O da Amr, Evliyaullah'tan, Evliyaullah'ın büyüklerinden sayılıyormuş. Tabii o tabinden olur babasını gördüğü için en azından oğlu. Utbe-i İbn-i Ferkad Hazretleri, Amr İbn-i Ferkad çok meşhur.

  65. 34:40

    O da çok büyük valilerden, her kitapta geçer yani. Bu Utbe Hazretleri için bulunuyormuş. Ve kâne oldu yüceli. Oldu yüceli, bulunur. Kim için? Utbe-i İbn-i Ferkad'in. Utbe'te gayrimüsalefise olmuyor, esra almıyor. Ferkad oğlu Utbe Hazretleri için. Ne bulunuyormuş ondan, ne hissediliyormuş, ne fark ediliyormuş?

  66. 35:08

    Tıyb'ın çok muazzam bir hoş koku. Bedeninden, oturduğu zaman bir meclise bedeninden hoş kokular salınıyormuş. Şimdi orana ut sürüyorsun, burana gül sürüyorsun. Bilmem ne, bilmem ne. O kadar koku sürüyorsun, yine oturuyorsun meclise. Başkalarının kokuları ya seni bastırıyor ya da senin kokunu onlara bastıramıyor yani.

  67. 35:32

    Böyle bir kokunun herkese bastırması kolay bir şey değil. Yani keseye de zararı var. Ben o zaman arı sütü almaya gittim. Kaç sene evvel bir Adem Efendi vardı Gölcük'te. Onda bir de abisi vardı, onun adını unuttum. Arı sütü alıyorum, sabahlar içiyordum bağışıklığım için. Bir şişenin içine koymuşum, bir şişeyi içiyorum.

  68. 36:00

    İstersen de yarısını iç, yarısını öbür gün iç dedi falan. Dedim bir tane içsem ne olur? Veyahut da iki tane içebilir miyim? Keseye zarar verir dedi. Ben de zannederim safra kesesine. Halbuki pahalı yani. Onun için burada da şimdi hoş koku bir meclise girdiğin zaman on kişi, yirmi kişi, otuz kişi, elli kişi oturan yerlere giriyoruz.

  69. 36:25

    E senin kokunun, hepsinin kokusunu bastırması yani tabii ki kokuyu Allah rızası için Müslümanlara hoş koku hissettirmek için sürmek lazım. Riya için gösterilsin sürenler de yarın ahirette leş kokusundan kötü gelir. Maaşları çıkar diyor. Mallar zan sürenler maaşları da bütün alemi kokutur yani. Ama şimdi güçlü bir, hakiki bir ot, hakiki bir amber, hakiki bir misk

  70. 36:54

    çok pahalı, dolarlarla çok pahalı. Hakikini ben biliyorum da paramın yettiği kadar alıyorum paramda. Hepsine yetmiyor ya. Bazıları hediye ediyorlar bana da. Bunlar çok hakiki olursa meclisteki kokuları bastırır. Ne kadar sürdüğüne bakalım. Ne kadar sürdüğü de keseye zarar verir yani. Onun için bir kokunun öbür kokuları bastırması kolay iş değil.

  71. 37:22

    Güçlü olması lazım, hakiki olması lazım, orijinal olması lazım ki kalıcı olsun. Orijinal olmayanlar kalıcı olmaz. Kimyasallar. Milletin nefesini tıkatır geçer gider. Şimdi bu Kutb-i Ebn-i Ferkad Hazretleri için Hazretlerinin Tıyb'in bir kokusu varmış. Ondan sonra. Öyle bir koku ki Galiba çalıyormuş.

  72. 37:49

    Hanımlarının kokusunda Galiba çalıyor ne demek? Galip geliyor yani baskın çıkıyor. Hanımlarının kokusu ne demek? Şimdi o zaman kadınlar kocaları için çok hoş kokular sürüyorlar. Şimdikilerde parfüm süküyorlar. Hep kimyasal nefesini tıkatıyor. Alerji yapıyor vesaire. Ben bir adam, adamlar da sıkıyor şimdi parfüm.

  73. 38:15

    Bir asansörde bir parfüm sıkmış olsam hemen ağzımı burnumu kapatıyorum. Ondan asansörde rastlasam böyle yapıyorum. Hiç burnumdan koku çekmiyorum ağzımdan. Sabrediyorum asansörü kapısı açılana kadar. Çünkü neden? Bir içime çekersem 3 ay öksürürüm. Alerji var benden. Bu alerjilerle olanlar var. Kimisinin toza kimisinin halı tozu kimisinin ağaçların polenlerine vesaire.

  74. 38:44

    Mevsimselde bu alerjiler tetikleniyor biliyorsunuz. Şu anda benim de başımda yani omreden alerjim tetikledi. Elhamdülillah. Onun için diğer kokulara galiba çalıyor. Kadınlarının 3 tane hanımı varmış. Delal-i Nübüve'de bir de İbn-i Abdülbeli'nin El-İsti'ab sahabe hakkındaki rivayetleri toplayan kitaplar bunlar.

  75. 39:17

    Utbe-i İbni Ferkad Hazretleri'nin eşi Ümmü Asım annemiz. Ümmü Asım tabi künyesi Asım'ın annesi. İlk doğurduğu çocuktan künye alıyor. Ümmü Asım zevcesi şöyle anlattı. Biz Utbe-i İbni Ferkad'ın hanımıydık. 3 tane zevcesi vardı. Bizim 3'ümüz de kokuya çok meraktık. Tabi kadın kokuyu sürüp dışarı çıkıp yabancı erkeklerin yanından geçerse onun kokusu hangi

  76. 39:53

    Hangi erkeklerin burnuna vurursa onlar burun zinası yapmış olur. erkeklerin var? Ellerin zinası tutmaktır. Burnun zinası koklamaktır. Gözlerin zinası bakmaktır. Ayakların zinası zina yapmaya yürümektir. Hadis-i şerif var. Zinel ayne'nin nazar. Onun için kadının erkeği için, kocası için, eşi için, tabi babasıdır, oğludur, mahremleri için.

  77. 40:19

    Güzel, hoş kokuyor. Bunlar meşru şeylerdir. Sünnet de denebilir. Annelerimizin sünnetidir. Ama eşinin dışındaki biri için bunu yapması haramdır. Eşi derken mahremlerinin dışındaki yani. Yani oğluna haram değil, babasına haram değil, erkek kardeşine haram değil. Ama namahreme diyelim, için koku sürmesi haramdır.

  78. 40:48

    Onun için biz üç kadındık diyor, onun eşleriydik diyor. Hepimiz ona karşı yani, kocamıza işte suçlu görünme, kadının kocasına suçlu görünmeye gayret etmesi, hoş kokular sürmesi. Bunlar hem erkeğin ona olan sevgisini, bağlanmasını artırır. Nefret etmez, ikra etmez, kötü koku duyarsa hele ki Cuma anında lezzeti kaçar, keyfi kaçar.

  79. 41:14

    Sonra bu da iyiye gitmez yani, adamın takvalarını bozar, gözü dışarıda kalır, başka şeyler düşünmeye başlar. Ama eşi onu tatmin etmeye çalışırsa, mutlu etmeye çalışırsa tabi bu hem eşinin yuvasını muhafazası, kendisinin yuvasını muhafazası hem de eşinin haramlardan sakınmasına yardımcı ve destek olur.

  80. 41:42

    İslam'ın teşvik ettiği amellerdendir, kadının kocası için koku sürmesi. Efendim işte biz de diyor çok gayret ederdik, Utbe İbn-i Farkat kocamız için. Ben isterdim ki kumandan daha hoş kokuyum, öbürü isterdi benden daha hoş koksun. Yani eşini daha mutlu ve memnun etsin. Tabi bu da beni daha çok sevsin, o beni daha çok sevsin.

  81. 42:10

    Bunlar normal şeyler yani. Bunda bir gayrimeşruiyet durumu yok. Burada anlatılmak istenen nedir? Üçümüz de çok güzel, o zamanki kokular hakiki, o zaman sahte koku yapamazsın. Şimdi hakiki koku bulmak zorlaştı. O zaman da bir şeyin sahtesini yapamazsın. Sahte nasıl yapacaksın? Her şey hakikat. Sahte daha pahalı yani o zaman.

  82. 42:36

    Bu hakikiler işte, hamberler misler, utlar, kül yağları falan ki o zamanda da bulunuyordu. Utbe diyor, yani Ümmü Asım annemiz kocası için, Utbe diyor hiç koku sürmezdi. Çünkü hanımı bilmez mi yani üç tane hanımı, hiçbiri koku sürdüğünü görmemiş. Dışarıda da yani koku sürdüğünü gören yok. Koku sürmezdi.

  83. 43:00

    Ama hepimizden güzel kokardı. Öyle bir kokardı ki bir mecliste oturduğu zaman onun kokusu her yeri bastırırdı. Halbuki biz özel kokular sürüyorduk yani diyor. Ama o zamanki böyle geniş geniş odalar yok. Onun kokusu hepimizin kokusundan hoş gelirdi. Bir de herkesten, her kokudan fazla güçlü olurdu diyor.

  84. 43:27

    Bir kere ben kendisine dedim diyor. Dedim yani ne hikmettir biz bu kadar koku sürüyoruz, senin gibi kokamıyoruz. Sen de hiç koku sürmüyorsun. Bedeninden çıkan rayi tayyibe odayı kaplıyor sarı böreğe. Yani bunun hikmeti nedir? O da dedi ki diyor, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında çok ağır bir hasta oldum.

  85. 43:51

    Vücuduma bir zarar, musibet dokundu. Gittim Resulullahın yanına sallallahu aleyhi ve sellem. Herhalde fiziki sırtında, göğsünde falan bir şeyler de belirmiş artık. Yara mıdır, hastalık neyse. Sallallahu aleyhi ve sellem beni önüne oturttu. Otur şuraya buyurdum. Sonra elbiselerini soy çıkart buyurdum.

  86. 44:14

    Avretlerleri kapalı tabi. Elden yukarsın. Soyundum diyor. Ne yaptı? Mübarek bir eline, sağ eline diyelim, içine tükürdü. Mübarek ağzını suyunu bıraktı. Ondan sonra bu diğer eliyle şöyle ovaladı diyor. Hani krem sürersin, böyle yaparsın. Sabun sürersin böyle. Böyle yaptı. Ondan sonra iki mübarek elini sırtımdan başladı böyle iki eliyle sıvazladı.

  87. 44:45

    Bütün sırtıma dokundurdu, değdirdi. Oradan önüme geçti. Yani önümü çevirdi. Bir de buradan işte boğazdan aşağı. Boğazdan aşağı bütün efendim karnımın üzerine mes yaptı. Ondan sonra bu fark ettiğiniz, benden hissettiğiniz, hangi mecliste oturursa bütün meclisi kaplayan o koku bende hasıl oldum. Aleni bir şey.

  88. 45:14

    Bu adam terlemiyor mu? Kimbekçe Medine gibi yerlerde, o kadar sıcaklarda, bir de onlar hareketli insanlar. Yürüyorlar tarlaya, bahçeye, mescide gidiyorlar, geliyorlar. Sahabe-i kiram çok hareketli. Yani terlememesi kaçınılmaz. Terlemesi kaçınılmaz. Terlememesi düşünülmez. Terleyince de biliyorsunuz kokular çıkıyor.

  89. 45:40

    Onun için işte dedi, bu bende gördüğünüz bu hoş koku, o Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem beni sıvazlamasındadır. İşte bunu diyor. Ya gidi bu onun kokusu üstün gelirdi, tıy beni sahi. O kadar koku sürmüş olan hanımların kokusunu bastırırdı. Halbuki kendisi koku sürmezdi. Niye? Yine Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, mesaha sıvazladı bir yedeği.

  90. 46:09

    İki mübarek eliyle. Nereye sıvazladı? Batlı'yı, Utbi Hazretleri'nin karnını sıvazladı ve Zahri'nin sırtını sıvazladı. Onun üçüncü yolunda öyle bir koku peydalandı ki, başka bütün kokulardan kuvvetli geliyordu. Yine böylece diğer bir mucize için söylüyorum. Ve selete. Yine mübarek eliyle sıvazlayarak çıkarttı.

  91. 46:41

    Selete, yani mesaha olsa sıvazladı, ahiret olsa çıkarttı. Selete fiili, Arapçada selete. Yani böyle sıvazlayarak, sıkarak, bastırarak çıkarttı. Neyi çıkarttı? Et demek, kanı. Nereden? Bu isim de güzel, Aiz. Sığınan demek, Aiz. Avucu sığınıyorum ya, avucudan geliyor.

  92. 47:20

    Muavviz. Bunlar güzel isimler, sahabede var. Aiz bin Amr Hazretleri'nin yüzünden bastırdı, mübarek eliyle bastırıp, kanı çıkarttı. Çünkü vekâne Aiz radıyallahu anh olmuş idi. Nedir olmuş? Harace çıkar olmuş. Yani harace değil bu, bence cüriha burada yani. Bakıyorum. Evet, burayı düzeltmek lazım. Bu işte baskılarda çok kitaplar yanlış yazıyorum.

  93. 48:06

    Cüriha. Efendim, vekâne Aiz radıyallahu anh, cüriha yaralanmıştı, olmuştu. Nedir olmuştu? Cüriha yaralanır olmuştu. Ne zaman yaralanmış? Yevme Hüneyn'in. Hüneyn gününde, Hevazin kabilesiyle vaki olan Hüneyn Muharebesi biliyorsunuz. Hicretin 8. senesinde. Yani Mekke fethedildikten sonra, Mekke Hicretin 8.

  94. 48:32

    senesi. Fethedildi. İşte ondan sonra, Medine-i Münevvere'ye dönmeden, bildiğim kadarıyla, Mekke-i Mükerreme'de biraz toparlanıp, Mekke fethedildikten sonra, Taif tarafından, çünkü Taif Mekke'ye yakın, 90-100 kilometre. Orada bir harp oldu biliyorsunuz. Kur'an-ı Kerim'de de ondan bahseder. Ve yevme hüneyni ne'cebetkum kesulatuk.

  95. 48:57

    Çokluğunuza güvendiniz. Fe lem tuhni hankum şeyen. Çünkü 15 bin, İslam ordusu çok artmıştı, 15 bin olmuştu. Bedir'de 313'ü zor buldular. Hicretin 2. senesinde 313'ü zor buldular. Anladın mı? Mekke fethi senesinde 15 bin kadar oldular yani. Ama bu sefer de, biz artık azlıktan yenilmeyiz dediler. Fe lem tuhni hankum şeyen.

  96. 49:23

    Çokluğunuz size bir şey ifade etmedi. Allah'u kat'alekumul azim ve rahmet. Genişliğine rağmen dünya size dar geldi. Sonra, Sübmevellehü müddin. Kaçtınız efendim, saygıllı Allah'a. Beyaz kartınız üzerinde. Kaçmadı. Birkaç keside yanında kaldı. Geri kalan sahabe giren birçoğu, yani uzaklaştılar. Kur'an-ı Kerim bunu beyan ediyor.

  97. 49:47

    Hüneyn gününde, çıkan Arbede'de, Hazreti Hâiz İbn-i Amr Radıyallâhu anh Efendimiz Müzeyne kabilesindenmiş. Bu hadis-i şerif tabaranında geçiyor. Aynı zamanda Ashab-ı Şecere'denmiş. Ashab-ı Şecere'den ne demek? Yine Fetih Suresi'ne geçiyor. Radıyallâhu anhil mü'minin eydübâ yevneketi ateşe celâ.

  98. 50:19

    O ağacın altında seninle biat edenlerden, ölümüne müşriklerle savaş sözü verenlerden Allah muhakkak razı ol. Yani Hudeybiye'de oldu bu iş. Onun için ne buyuruyor? Bedir'de bulunan veya Hudeybiye'de bulunan hiç kimse cehenneme girmeyecek. Müslümin şerif hadisidir. Sahih kaynaklarda var. Len yedhulen nâra.

  99. 50:40

    Asla cehenneme girmeyecek. Kim? Menşeyde Bedran ve Hudeybiye. Bedir ve Hudeybiye'de bulunan. İkisinde birden veya ikisinden birinde de bulsa yeter. Bedir'de bulunan 313 küsurdu. Hudeybiye'de bulunan 1400, 1500 civahatte var. 1400 civahatte daha kuvvetli. Kişiden biriydi yani cennetle müjdelenmişlerden.

  100. 51:14

    Onun için Aiz radıyallâhu anh Huneyn günü sonra Hudeybiye'de bulunmuş da Hudeybiye'de yaralanan, berelenen olmadı. Ama Huneyn'de bir savaş patladı yani. İşte bu zat da Huneyn daha sonra Hudeybiye biatı, ağacı altındaki biat, hatırladığım kadarıyla İzzet'in 6. senesi yani. 7. senesi Hayber fethi, 8. senesi Mekke fethi.

  101. 51:52

    Aynı zamanda Taif fethi yani Huneyn fethi. Orada yaralanmış idi. O geldi Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de işte yarasına kan toplanmış, oraya mübarek eline sıvazladı, bastırdı, kanı çıkarttı. Çünkü o kanın durması biliyorsunuz çok büyük mikroplu hadiselere ve bir uzun kaybına kadar götürebilir.

  102. 52:19

    Kan kıran olur yani. Kan içinde de kalırsa falan. Ve daha dua etti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Kim için? Lehu. Aiz İbn Amir Hazretleri'ne neden dolayı? Allah yolunda cihat ettiği için ve yaralandığı için ona dua etti. Fekanet birden oluşu verdi, peydalandı yani. Fekanet, F'ye takip ediyor.

  103. 52:50

    Hemen peşine, o duasının peşine. Lehu Aiz Hazretleri için. Ne? Hurratun. Beyaz bir nur. Yani bir beyazlık ama parıl parıl parlayan. Ne gibi ki? Hurratil Feresi. Atın işte alnındaki böyle siyah atın veya neyse koyu renkli bir atın alnında böyle bembeyaz bir şey olur. Parlak, nurlu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem elini sıvazlayınca mübarek elinin eseri kaldı.

  104. 53:31

    Alnında parıl parıl parlayan, yani Musa aleyhisselam'ın yedi beyza mucizesi var ya. Elini koltuğun altına koy. Takrut Bey, daa bembeyaz çıkacak. Küneşin ışığını söndürecek, mucize. Ondan sonra, yani alaca hastalığı var ya, bedende böyle deride beyazlık hasılı olur. O alaca hastalığı, o bir şey değil.

  105. 54:06

    Onun gibi bir beyazlık değil. Parıl parıl parlayan bir cephe, alnında bir nur oluştu. Bunu da herkes tarafından görülüyordu. Bu da bir başka mucize, Aiz ibn-i Amir hazretleri ile alakalı. Ve nasıl yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mes'etti. Bunu da İbnül Kelbi duayet ediyor. Ne üzerine? Ne üzerine?

  106. 54:36

    Ala Rasul Kaysi ibn-i Zeyd'in Alâ Rasul Kaysi ibn-i Zeyd'in, Kaysi ibn-i Zeyd hazretleri, Kays da güzel şimdi, Kays. Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'e heyet halinde gelen sahabelerden biri kavminin efendisiydi. Bazı nushalerde karşısında Yezid de geçiyormuş. Yani, Zeyd veya Yezid. El-Cüzamiyye kabilesi.

  107. 55:05

    Cüzam, bir kabilenin adı. Cüzamiyye Hazretleri. Zeyd el-Cüzamî Hazretleri. Cüzam da meşhur bir kabile. Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem onun başı nasıl fazla bir münasebetle artık? Onu şu anda burada şehirlerde onu... vecih hikmetini şey edemedim. Ondan sonra fe hele ki sonra o öldü. Hele ki helak oldu da yani Türkçe.

  108. 55:39

    Türkçe'de helak oldu deyince akıbeti kötü oldu. Hani Allah'ın azabıyla yok oldu gibi manalar çıkıyor. Arapça'da öyle değil. Bir adam helak olursa yani ölürse işte çocuğu yoksa, çocuğu varsa. Mirası anladık. Bir adam helak olursa yani ölmek demek. Arapça'da mutlak azapla helak olana da deniyor, normal eceliyle ölene de deniyor.

  109. 56:06

    Ve de aleyhussallâllâhu aleyhi ve sellem Kayseri bin Zeydil Cüzami Hazretleri'ne dua yaptı. Sağlığı bahçe kalsın, afiyette daim olsun diye. Fe hele ki o da öldü. Yani öldü derken eceli gelince öldü. Ve o kaç yaşında? İbn-i Hümeyt Senet'in. Yüz senenin oğluydu. Yani. Yüz yaşındaydı. Yüz yaşında öldü.

  110. 56:33

    Rasûl'ün başı hep yazı bembeyaz. Ben böyle beyazladım da altmış küsur yaşında. Yüz yaşında ne olur? Başı oldu bembeyaz. Ama Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mübarek elinin avucunun mevzii yani değdiği yer da ve ma o yerler ki ne yedu? Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem eli nerelere uğradı? Yani hangi saçların, hangi tüylerin üzerinde geçtiyse, onlara

  111. 57:07

    inanmak nasip olduysa, oralar ne oldu? Esvedü. Sipsiyah kaldı. Adam yüz yaşına vardı. Saçıcakalı İspirin dağları gibi bembeyaz oldu. Ama Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mübarek elinin değdiği yerler avucunun değdiği temas ettiği yerler Esvedü mevzunun haberi. Ve mevzudur ki Efendimiz ne yedi?

  112. 57:33

    Sipsiyah kaldı. Bir tane onun için bu kişi oldu nedir oldu? Aha çağrılıyor. Çağrılıyor yani Hüsemma demek isimlendiriliyor. Ne diye? El-Egharra. Çok nurlu parlak zat. Onun lakabı ne olmuş? El-Eghar. Eghar hurralı yani. Nur gibi parıl parıl parlıyor. Yüzünde çok nur vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mübarek yani aynı zamanda bembeyazdı.

  113. 58:07

    Beyazlığı da çok nurluydu. Ama Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elinin değdiği yerler sipsiyah. Böyle bir mucize zuhur etti. Ve ruhiye rivad oldu. Hikâye deyince kıssa deyince böyle palavra sıkma zannetmeyin. Haşa haşa haşa. Sahih hadis bunlar. Bu da Beyhakî rivad etti bu hadisi. Bunun gibi bir kıssa.

  114. 58:29

    Onun için Amr ibn-i Salibe Hazretleri'nin el-Cüheyniye Cüheyne kabilesinden. Bu da çok meşhur bir kabiledi Araplarda. Mensuplarına Cüheyniye derler. Amr ibn-i Salibe Hazretleri'nin yüzünde ve başında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elinin değdiği, dokunduğu yerler aynı kaldı. Nasıl ki Kaysi ibn-i Zeyd hiç sağlığı saati bozulmadan hasta yatağına düşmeden

  115. 58:57

    sabah sağlam yaşadı. Aynı şekilde Amr ibn-i Salibe Hazretleri efendim bu şekilde bir mucizeye mazar oldu. Kendisi anlatıyor. Delal-i Nübüvede, Beyhakîni kitabında Lakîtu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir seyal etti. Seyale denen bir yer var. Medine-i Münevvere'ye çok yakın seyale bölgesi var.

  116. 59:27

    Orada Rasûlullah'la rastlaştım. Feslemdü müslüman oldum. Yani ilk gördüğümü orada görüyor. İslam'a girdim. Ömer Sahin ağabeyciğim benim yüzümü sıvazladı diyor. İşte aynı onda da şerften okuyorum bunu, Beyhakîden. Yani almış. illa salli Allâhu aleyhi ve sellem ve min vecihi ve rasîlih. Bu Amr ibn-i Sanib Hazretleri de 100 yaşına yaşanmış, bereket duası alıyor ya,

  117. 59:57

    bereket duası alınca ömrü uzun oluyor. Enes ibn-i Malik Hazretleri de bereket duası yaptı. Allahumme yattali humrahu. İşte ömrünü uzun et buyurdu. O da 100'ü geçti yani. Ona ve kestirveledir. çocuklarını çok et buyuruyor, yüzlerce çocuğu oldu. Sırf kendi sağlığında yüz çocuğunu, seksen çocuğunu, yüz çocuğunu vebalarda, salgınlarda kendi eliyle defnetti yani.

  118. 1:00:20

    Çünkü, sallallahu aleyhi ve sellem, ne dua ederse ele düşmez. Bu zatı da işte dua etmişti. Amr-i İbn-i Salim Hazretleri, bu da ayrı bir mucize yani. Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem, elinin değdiği, yüzünün neresinde, başının neresine sallâllâhu aleyhi ve sellem eli değdiyse, o kıllar oraya, onun temas ettiği kıllardan hiçbiri beyazlaşmadı, ağarmadı.

  119. 1:00:45

    Böyle bir mucizeler yahu. Ve Mesââ sallâllâhu aleyhi ve sellem, yine sıvazladı alametçi Ahar'a. Başka bir adamın, bunun bazıları, ismini bilmiyoruz diyorlar, bazıları Hüzeyme bin Sevadî bin Hâris diyorlar, olabilir. Bazıları Talha İbn-i Ümmü Süleym diyorlar. Bu da, bunların hepsinde var. Bunlar, yani ihtilaftan doğmuyor, farklı farklı kısalar.

  120. 1:01:16

    Çünkü Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem, Hüzeyme Hazretleri'nin de yüzünü mes'etti, eliyle sıvazladı, bembeyaz bir hurrası. Bu artık, Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem, bu bereketin mucizesi, çok kişide zuhur etmiş. Alnında parıl parıl nur parlıyor. Perşembe deniyor, Nasî'ye alın saçı, şu alnında olan.

  121. 1:01:35

    Bazıları uzatıyorlar, doğru değil tabii. Kesersen aynı derecede keseceksin, salarsan her tarafı eşit salacaksın. Yani buralarını kesip de alnının burasına biraz saç bıraktılar. Bunlar Amerikan, bilmem ne. Kâvurlarının tıraşlarına benziyor. İslamiyet'e göre caiz değildir, haramdır yani. Bu saç tıraşının da çok önemi var.

  122. 1:01:53

    Ama tabii saçı olanın alnında da saçı oluyor tabii. Perşembe deniyor, Nasî'ye dedi. Talha İbn-i Ümmü Süleym Hazretleri'nin de alnını sıvazladı. Femâ zâle, zâil olmadı. Yani hiç eksik olmadı. Nerede alâvetçi, uzatın. Yani Hüseyin Bey İbn-i Sevad Hazretleri olsun, Talha İbn-i Ümmü Süleym Hazretleri, hangisiyse.

  123. 1:02:14

    Kimin mübarek eliyle yüzünü sıvazladıysa, başını sıvazladıysa, Femâ zâle, zâil olmadı. Hiç eksik olmadı yani. Alâvetçi onun yüzü üzerinde, nurun. Büyük bir nur, Rasûlullah Efendimiz'in elinin eserinden parıl parıl parıl. Devamlı onur gözüküyordu. Elini, eliyle sıvazladığı zatların. Ve Mes'a sallallahu aleyhi ve sellem'i sıvazladı.

  124. 1:02:39

    Mes'etti yani şöyle. Nereye? Vecce katâde tebni milhâne. Katâde İbn-i Milhân. Katâde de önemli bizim. Sahabelerde çok var. Katâde tabiinde daha fazla var. Katâde İbn-i Milhân Hazretleri. Sahabe-i Kiram'dan. Bu zat. Evet, bunun da, ondan sonra,

  125. 1:03:09

    mübarek veccini, yüzünü sıvazladığı zaman, fekâne oldu li vecihi, o zatın yüzünde, berîkun. Berîk, Berk'ten geliyor. Berk, şimşek çakıyor, çok parlak ya, insanın gözünü alıyor. Bakamıyorsun, gözünü kapatıyorsun, o kadar parlak çakıyor. Berîkun, çok büyük bir parlama oldu. Öyle bir nur ve parladı ki yüzünde, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in, Yedi Şerifesinin,

  126. 1:03:42

    üzerine dokunmasının, eseri olarak. Derisine, derisi parıl parıl oldu. Hiç yaşlanmıyor, ihtiyarlanmıyor, buruşmuyor, kırışmıyor. O zaman yüzünde öyle bir parlaklık suretti. Hatta, o kadar ki, kehane oldu, yunzar'a bakılıyordu. Fi vecihi, yüzüne. Bir adam geliyordu, onun yüzüne bakıyordu. Ne gibi kemâ?

  127. 1:04:05

    Yunzar'a bakıldığı gibi, fil mir'âti, aynaya. Yani aynaya bakıyorsun, ayna parıl parıl zaten. Senin yüzün onda çıkıyor, sen kendi yüzünü, aynada görürsün. İşte bu, Katade Hazretleri'nde, öyle bir, elini yüzüne sallallahu aleyhi ve sellem'in, sıvazladığı vakitinde, öyle bir nur parladı ki, aynaya bakan gibi, sen gidiyorsun, onun yüzüne bakıyorsun.

  128. 1:04:29

    Yani onun parlaklığından, kendi yüzünü göreceksin, onun yüzünde. O kadar parlıyor, ayna gibi. Cam gibi parlıyor. İşte bütün bunlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in, mucizelerinden, Şimdi bak, bir derste saydık, hani ben sekiz dedim ama, o örnekleri, o örnekleriyle beraber, onda da böyle oldu, onda da böyle oldu dediklerimizle beraber

  129. 1:04:53

    on bir, on iki mucize, sırf şu anda, bugünkü derste en az on bir mucize saydık yani. Çünkü aynı hadise şunda da zuur etti, şunda da. İki tanesi oradan misal verdi. Sekizden zaten o ikiyle on oldu. Burada da Hüseyin'e min sevat meselesi, Talha ibn-i Müsüleym meselesi nikattığı zaman, Katiade Hazretleri de.

  130. 1:05:15

    Yani şu, on iki mucize. Şurada, bir saat, beş dakika olmuş, yedi dakika olmuş. Bir saatlik dersimizde, on iki tane mucize, sallallahu aleyhi ve sellem, harikulade olaylar, kimse yapamaz. Misli kimsenin elinden zuur etmemiş. Kimsenin elinde onun eli gibi bir bereket yok. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek elinin değmesiyle

  131. 1:05:45

    şifa bulanların, efendim, bereket görenlerin, nura gark olanların haddi hesabı yok. Onun için, şeyde var da, şimdiki aklımda yok. Mucize Zayiat kitabında, bunu haftaya söyleyeyim size. Elinin bereketi, hem şifasıyla ilgili, hem de kendi elini, Mucize Zayiat kitabım geçseler var da, Mucize Zayiat'ta Obeytler var.

  132. 1:06:22

    Ben de onu okuyordum da, şimdi bir zamandır okumuyorum işte, şifa için. Böyle Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in elini kabul ederek, onun eline niyetle sürülüyor, Obeyt okunuyor. Obeyt okunursa bütün derdi değdiği yerlerden, kendi elini kendin sıvazlıyorsun kendine. Veya bir başkasının işte başı ağrıyor falan şey yapıyor, sıvazlıyorsun.

  133. 1:06:45

    Sıvazladığı vakitte, o beytin bereketiyle ondan sonra, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in elinin uğraması bereketiyle, Obeyt'te o mucize anlatıldığı için yine şifa asıl oluyor. Bizde onun eli yok ama, işte niyet. Obeyti bulurum inşallah, önümüzdeki dersi şimdi hazırlarım. Önümüzdeki derse o çünkü biraz daha devam edecek.

  134. 1:07:12

    Hastalıklara şifa verdiği mübarek elinin temasıyla, ondan sonra onlar hakkında inşallah efendim, maddi manevi şifalara, demalara ulaşmamızı Mevla müessere eylesin. Sallallahu aleyhi ve sellem.