Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 1) 238. Bölüm 9 Eylül 2026
9 Eylül 2026 · 36 dk
25:02 / 35:49Şu an 25:02 / 35:49
Açıklama
Allâh-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de Rasûlüllâh Efendimiz'in Ashâbının Birbirine çok Merhametli ve Çok Acıyıcı Olduğunu Buyurmuşken; Ashâb-ı Kirâm’ın Sıffîn ve Cemel’de Karşı Karşıya Gelmeleri Gibi Bâzı İhtilâfları Gerekçe Göstererek Onlar Hakkında Haddini Aşan Şîa’nın Bâtıl Görüşlerine Reddiyeler Sahâbe Hakkında İ'tikâdımız ve İnancımız Nasıl Olmalı?
Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 1) 238. Bölüm 9 Eylül 2026
Video bölümleri
Transkript
88 satır
- 00:00
Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Ves salatu ves selamu ala seyyidil mursilin ve Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Mektubat şerifeden üçüncüyü ciltten itikad mektuplarıyla ilgili kaldığımız dersten devam ediyoruz. İnşallah itikad mektupları birkaç ay içinde biter.
- 00:27
İnşallah. Ondan sonra itikad mektuplarını bir kitap haline getirerek sizlerin hizmetine arzu etmek murad ediyorum inşallah. Rabbim. Hayırlı muradlarımızı tahkik eylesin. Amin. Bu mektup, el mektubu Rabi'u vel Aşrun ilel Mulla Muhammed Murad el Keşmiyye el lezi ve min huddamil mir Muhammed Nu'man.
- 00:56
Mir Muhammed Nu'man Hazretlerine, İmam-ı Rabbimize çok değer verir, ona çok mektuplar yansıtır. Onun istihsaratına, yani sorduğu sorulara cevap mahiyetinde birçok mektubatlı mektup-i şerif vardır. Onun hizmetçilerinden, yanında bulunan hadimlerinden Molla Muhammed Murad Keşmiyye'den. Bunlar hep büyük alimlerdir.
- 01:18
Büyük alimlerdir. Molla demek, o zaman da men cemais ne aşera ilme feve mulla 12 ilmi cem edecek de, işte hadis, tefsir, fıkıh, şimşaat, nehmet, sâlih. şimşas, nehimet, sâlih. 12 ilmi 12 ilmi cem edeceğince Molla oluyor. Yani Molla demek, küçük alim demek değil. Molla demek, büyük alim demek. Onun için Molla Muhammed Murad Elkeşmiyye Hazretlerine bu üçüncü zilte 24.
- 01:43
mektup rakam olarak. Tabi bazıları koymadı bu rakamları. Sonra tertip ederken tabii neyin nerede olduğu bulunsun diye doğal olarak üç zilde bölündü ve her zilte de rakam konuldu ki bizim bulmamız kolay olsun diye. Mühim olan mektubun muhtevasıdır. Fî beyân-i menâkib-i ashâb-i rasûlillâhi sallallahu teâlâ aleyhi ve selleme Efendimiz'in
- 02:11
menkıbeleri, menkıbe demek faziletli halleri, meziyetleri, üstünlükleri ve rahmetin, onların merhametleri, acımaları ve fethihim, esirgemeleri, aralarında ne kadar merhametliler, ne kadar esirgeyiciler, bunları bu mektup beyan edecek. Tabi bu hususlar Şia'yı Şenia'ya büyük bir reddiyedir. Aynı zamanda itikad meselelerindendir.
- 02:44
Çünkü sahabeyi sevmek, Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'i sevmenin şartlarındandır ve imanın alametlerindendir. Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem sevmenin şartlarındandır Şeyh-i Şiblî Kudsesi ruhu buyurdu, Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem sahabeye tazim ve tevkirde bulunmayan Resûlullah'a iman etmemiştir.
- 03:03
Onun için bu itikad mektuplarının en mühimlerindendir. Bu konu Şia'ya reddiyedir. Fitat fırkalarından, özellikle râfıza, râfızîlere reddiyedir. Çünkü onlar Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'i sevmekten emreder. Allah-u Teâlâ'nın ve sahabelerine buğz ediyorlar. Ve Hazreti Sıddık Efendimiz, Hazreti Ömer Efendimiz hakkında çok kötü konuşuyorlar.
- 03:25
Hatta Âişe Annemiz hakkında. Rıdvanullâhi Teâlâ Aleyhime Cümâen. Onun için bunların sapık itikadlarına, bozuk itikadlarına meyleden çok hocalar var. Şu anda ehl-i sünnet geçinen, tam şî'î, râfizî diyemiyorum ama müteşeyyî, yani şî'âlaşmaya meyilli insanlar var. Hatta tarikat şefleri var. Nakşibendi olup, Halid'i olup, Müceddili olup
- 03:51
şu imam-ı Rabbânî'nin tarikatından şef olan bir insan. İnsan, kalkıp da sahabe neler yaptı bilmem ne der mi yahu? Bunu kulaklarımdan duydum. Onun için ne şefi yahu? Bunlar mürit değil mi? Eli sünnet bile olamaz, sünni bile olamaz. Sahabe hakkında, sahabe şöyle yaptı, sahabe böyle yaptı. Sana ne sahabeden?
- 04:14
İdâ zükerâ sahâbî fe emsikû. Sahabemin adı anıldığı zaman dillerinizi tutun. Onlar da masum değildi, peygamber değildi. Ama sana mı düşmüş, Kur'ân-ı Kerim'de methedilen, bütün hadîs-i şeriflerde menkıbeleri beyan edilen Zevât'ın şeyi. Zemmi sana yaptırılıyorsa, demek ki senin hakkında kusran murad ediliyor.
- 04:42
Mevla senin zararın için. Mevla seni hidayet etmek isteseydi, onları medet ederdi. Şimdi onun için mektuba başlıyorum. Kâlellâhü tebâreke ve teâlehâ. Rabbimiz tebâreke ve teâlehâ buyurdu diyor. İmam-ı Rabban Hazretleri direkt mektuba, âyetle başladı. Birçok mektuba biliyorsunuz, hamd ile başlar, salât ile başlar.
- 05:00
Selamla başlar, hikmet-i ilâhiyye. Demek onları telaffuzî olarak, lafzî olarak hamd-ü senâda bulundu ki bazı kere öyledir yani. Mesela, bazı âlimler, kitapların başına bakarsın, hamd ile yok, salâfat yok. O zaman lafzîdir. Yani lafız olarak hamd ve salât-ı şerîf yapmışlardır, lafız olarak, kâid olarak yazıya başlamışlardır.
- 05:23
Bu böyle, kâide budur. Ne buyurdu? Fetih Sûresinin son âyet kelimesinde Es-Sü'edü billâhi Muhammedun Resûlullah. Muhammed Allah'ın Resûlüdür, elçisidir. Ve lezîne ma'ûn. Onunla beraber olanlar. Eşhüddâ ve alel küffâr. Kâfirlere karşı çok sert, şiddetli, öfkeli, acımasız. Ama ruhemâ, o çok merhametli, meveddetli, acımalı.
- 05:58
Nerede? Beyn-i um, kendi aralarında. Şimdi, Allah-u Teâlâ Kuran-ı Kerim'de sahabe-i kiramın birbirine çok merhamet ettiklerini âyetle beyan ederken, sen kalktın, sahabe birbirine neler ettiler diyorsun. Sen Allah'ımı tekzip etmek istiyorsun. Allah'ımıza yalan mı konuştu demek istiyorsun. Senin şerhliğin, müritliğin, tarikatını bırak.
- 06:21
Sen müslüman kalabilir misin yani? Onun için bakın, iman-ı muhafaza ile başladım. Meddeh Allâh-u Şübhânehu. Allâh-u Şübhânehu meddetti fiyâ zilâeti. Bu âyet-i kerimede, ashâbe hayri'l-beşeri, aleyhi ve aleyhi müssalâtu vesselâm. Beşerin en hayırlısı Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem sahabesini bi kemâli rahmeti bazihim.
- 06:45
Bazısının mükemmel şekilde acımasıyla. Kime? Libâzın. Diğer bir kısmına mükemmel bir şekilde acıdığı için. Elletî. Öyle rahmet ki kânû onlar bulundular, aleyha o rahmet üzerine bulundular, yani yaşadılar ve hayatlarını o rahmet, yani merhamet, şefkat, esirgeme, acıma üzerine kurdular. Fe innel rahîm.
- 07:14
Rahim kelimesi. Ellezî oki huvev vâhidur ruhemâ. Şimdi âyet-i kerimede ne buyuruyor? Ruhemâu beynev. Şimdi ruhemâ cemidir, çoğuldur. Ruhemânın müfredi, tekili, rahimdir. Tabi rahim aynı zamanda rahmanirrahim Allah'ın isimlerindendir, rahim bile var ama burada insanların birbiri hakkında kullandığı merhametli manasındaki rahimden bahsediyoruz.
- 07:37
Çünkü Allah-u Teala rahimdir, Allah-u Teala ruhemâ olmaz. Çünkü Allah-u Teala tektir. Zatında da tektir, sıfatlarında da tektir. Sıfatları tektir demiyorum. Sıfatlarında zatı tektir. Allah'ın sıfatları çoktur, isimleri çoktur. Ama o isimlerle sahip olan zat tektir. O sıfatların mevsufu olan zat tektir.
- 07:59
Onun için rahim sıfatında Allah tektir. O errahimdir, eliflemle kullanılıyor. Ama insanlar birbirine rahim der, abdurrahim der, o ayrı bir şey. Abdurrahim dersen rahim yine Allah'ın olur çünkü Allah'ın kulu demek. Ama adama sadece rahim dersen merhametli manasına gelir, onun cemisi olur. Mesela dersin bu adamlar ruhamâdır.
- 08:17
Yani merhametli adamlar dersin. Ayette sahabe için ruhamâ diyor. Allah hakkında olan cemilenmez, çoğul olmaz. Şahs, fertler hakkındakiler olur. Yani ruhamâ kelimesinin müfredi yani müfredi, tekili rahim gelir. Peki rahim ne demek? Bu kelime çok merhametli demek. Çünkü sıgayı faildir. Sıgayı fail, faile benzemez.
- 08:43
Mesela fail, iş yapan demek. Fail, çok iş yapan demek. Rahim, acıyan demek. Rahim, bunlar tabii sıfatı müşebbe oluyorlar. İsmi fail yerine geliyorlar, sıfatı müşebbe deniyor falan. Bunlarda ne vardır? Ziyade mana vardır. Bu rahim kelimesi Mütazammînûn içine almıştır, zımnında bulunduruyor. Neyli-l-mubâlegat-ti firrahmeti.
- 09:08
Acımaktan mübalağa. Mübalağa demek fazlalık demek. Yani normal acıyana, merhametliye rahim denir, rahim denmez. Ama çok merhametli olursa bir adam ona rahim denir. Onun için Mevlânâ buyuruyor ki çok acıyorlar. İmâm-ı Rabbânî, Allâmi-cihân, Kaddese Allâhu Sirruhus-Sâmi.
- 09:35
Sıfatı müşebbeyenin nesi var? Delâleten. Ennenin ismi sonra geliyor burada. Haber mukaddem oluyor. Harfi celle gelirse haber mukaddem olur, isim sonraya kalmıyor. Burada yani benim baskıda emzenin altına emze koymuş. Ondan dolayı inne okumayın. Çünkü cümle Haysun'un muzafileidir.
- 09:59
Ondan sonra harfi takıktir, lisfet-i müşebbeyti onun haberi mukaddemidir, delaleten onun müptedâ-i müahkarıdır. Onun için cümlenin sonu enne, haberiyle müptedâsıyla beraber, Haysun'un muzafileidir. Muzafile olduğu yerde inne okunmaz, enne okunur. Mademki sıfat-i müşebbeyinin vardır, delaleten, delilliği vardır, delaleti vardır, ne alel-istimrâri, sürekliliğe, eyzağa.
- 10:33
Eyzağa ne demek? Mübâleğa olduğu gibi. Şimdi sıfat-i müşebbeyde iki tane farklı mana çıkar. Rahim dese acıyan. Rahim dediği zaman iki tane ona ziyade mana çıkar. O da nedir? Birincisi, acımakta fazla, ziyade acıyan. Çok acır insanlara. Bir de istimrar vardır. İstimrar, süreklilik ve devamlılık demektir.
- 10:59
Onun için burada yani hem çok acır ama bir anda çok acır, ondan sonra soğur. Ondan sonra vazgeçer, ondan sonra nefret etmeye başlar. Öyle değil. Rahim olduğu zaman hem çok acır manası var, hem de acıması devam eder. Yani öyle bir kerelik, iki kerelik merhamet değil. Onun tıynetinde, tabiatında tescil edilmiştir o.
- 11:22
Tamam mı? Cibilliyetine konmuştur. Çok acımak ve sürekli acımak. Burada eyzağa dediğim, mübâleğa, ziyadelik olduğu gibi bir de istimrar var. Yani devamlı acır. O zaman ne anlamamız lazım? Yembeğe icap eder. En yekûne olması, yani olduğunu anlamamız icap eder. Neyin? Rahmetü bâzîm. Onlardan bir kısmının acıması bazen diğer bir kısmına,
- 11:48
alâ sufet-i devâmi, devamlılık üzere, vel-istimrâri, süreklilik üzere. Yani bir kere acıdılar, sonra acımadılar. Bir yerde birbirine yemek verdiler, bir yerde birbirine aç bıraktılar. Bir yerde birbirine sarıldılar, kucaklaştılar, öbür tarafta savaştılar. Bu mânâ, bu âyet-i kerîmedeki rûhemâdan çıkmaz.
- 12:11
Rûhemâdan ne çıkar? Birbirine rahîm oldukları. Bu da ne mânâya gelir? Acımaları çok fazladır birbirine karşı ve süreklidir. İnkıtağa uğramaz. Yani burada işte Efendimiz'in zamanında onlar böyleydi. Efendimiz vefat ettikten sonra, Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in ahirete irtihalinden sonra, sahabe sapıttı, haşa, birbirine girdiler, haşa diyen zındıklar var.
- 12:41
Bunlar zındıktır. Onun için burada diyor, isterse Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in hâli hayatında ve huzuru şeriflerinde olsun, yahut Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in ahirete intikâli ve irtihalinden çıkar. Rasûlullah vefat etti, öldü dememek lazım. İrtihal, dâri mekâ irtihal ve intikâli vardır.
- 13:00
Yoksa hayattadır, aynen diridir. İrtihalinden sonra da aynı merhametleri sahabenin birbirine devam etmiştir. ve kullu mâ herne şeyki huve münâfin münâfiyun idi, nâfâ-i münâfi, nefîden geliyor. Münâfiyun idi, o yağ düşüyor, işte esne ona telâhüt ediyor. Münâfin, ters düşen, hangi şey ki ters düşen, lirâhmet-i bâzihim, sahabeden bazısının acıdığına,
- 13:27
kime bazen diğer bir kısmının acıdığına ters düşen bir rivayet gelirse, râfızî kitaplarından veya ehl-i sünnet geçinip de müteşeyyih olanların kitaplarından veya ise yok murûcîni, yok mes'ûdîni, murûc-i zeybinden bilmem nesinden, bunlar şiâleşmiş, ehl-i sünnet geçinen şiâleşmiş siyerciler. Özellikle murûc-i zeybde falan çok var.
- 13:57
Bunlardaki rivayetlerden bakarsan ki bir rivayet var, sahabeden biri diğerine merhamet etmemiş, acımamış diye bir şey anımsatıyor, ima ediyor veya tasrih ediyor veya açıkça ifade ediyorsa, yenbegî lâzımdır en yekûne o rivâyetin meslûben, o rivâyette geçen acımasızlık, kötü davranış, gaddarlık, harp etme gibi şeylerin kabul edilmemesi lazım.
- 14:30
O sıfatın meslûben, yani soyulup alınması ve def edilmesi lazım, kabul edilmemesi lazım. Kimlerden? Anımonlardan. Alet devam, süreklilik üzere. Yani bir yerde böyle oldu, sıffinde birbirine acımadılar, yok cemalde birbirine acımadılar, öyle bir şey yok. Oralarda hep İbni Sebe Yahudisinin katması karıştırmasıyla çıkan fitnelerde,
- 14:55
birbirini öldürme kastı olmaksızın ve birbirini... ve birbirini öldürmek ve birbirleriyle savaşmak kastıyla gitmediler oralara. Hakkı meydana çıkartmak için gittiler. Fakat Yahudilerin, İbni Sebe'i Yahudisinin ve ajanlarının müdahaleleriyle bu savaşlar koparıldı. Dolayısıyla kör bir savaş oldu. Yani kimin kimi vurduğu anlaşılmadan birçok şehadetler hasıl oldu.
- 15:24
Hz. Ali Efendimiz'e, radıyallahu anh'a ne buyurdu? Katlâneâ ve katlâhum fil cennet. Onların tarafında ölen de cennettedir, bizim tarafımızda ölen de cennettedir. İhvâneâ ve ghevâleyneâ. Bunlar bizim kardeşlerimizdir, bize karşı bir çıkış yaptılar ama. Mâhum bi keferatin ve lâ fesakatin. Kâfir de değiller, günahkar, fâsık da değiller.
- 15:43
Limâ levum minet tevhid. Çünkü onların da tevhidi var. Bunu kaç defa anlattık. Tekrar etmeye lüzum yok. Bu işin karşı tarafında, esas haklı tarafında olan Hz. Ali Efendimiz. Onlar bizim kardeşlerimizdir. Onların da tarafında ölenler cennettedir. Buyurduktan sonra sana ne düşer, bana ne düşer. Kraldan bedel kralcılık yaparsan helak olursun.
- 16:04
Şimdi burada münafıklardan bahsetmiyoruz. İki tarafın içinde de münafıklar var mıydı? Vardı. Sahabe olmayıp da para için, ganimet için gelen var mıydı? Vardı. Biz bunlara tabii ki şehit demiyoruz. Biz sadece sahabe hakkında bunu konuşuyoruz. Sahabenin dışında da tabi nizamdan, o sahabeye tabi olarak Allah rızası için gelmiş olan varsa, o da cennettedir.
- 16:28
Ama içeride kocaman ordular, on binlerce kişilerden bahsediyoruz. Burada münafık girmiş midir? Girmiş olabilir. Burada İbni Sıfır Yahudi ajanları kesinlikle var. Peki burada mal için, ganimet için gelen var mı? Sahabeden yoktur. Ama sahabenin dışındakilerde ganimet alayım diye gelen var mıdır? Kim kazanırsa bakarız, ona göre ganimet toplarız.
- 16:50
Onlar şehit olamaz. Bunları birbirinden ayırmak lazım. Bu işte çok ilim ister. Az ilimle bu işler olmaz. Şimdi diyor, eğer bir rivayette gelirse ki sahabe birbirine acımamış, merhametsizlik yapmış, gaddarlık etmiş, hainlik etmiş, vefasızlık etmiş, haşa. O zaman Allah mı doğru söylüyor, sen mi doğru söylüyorsun?
- 17:13
Allah-u Teala buyuruyor, ruhamau beynum. E sen onu tahsis edemezsin ki bu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken ruhamai diler. Resulullah vefat ettikten sonra bu haza oldular. Sen bunu uydurmaya bir hakkın yok. Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin okuduğu bu ayetteki ruhamau sıfatı müşeffehidir.
- 17:29
Rahimin cemisidir. Rahim de çok birbirine acırlar demek, bir de sürekli acırlar demek. Sürekli acıdıklarına göre bu onların hayatı boyunca devam eden bir merhamettir. Merhametten, acımadan bahsetmektedir. Sen Allah'ın Kur'an'ını mı tekzip ediyorsun? Sahabenin aleyhine konuşarak. Onun için bu çok önemlidir.
- 17:51
Bir rivayette ve küllü ma ve münafilli rahmet bazen birbirine acımaları nefh eden acımadılar diye geçen bir rivayet gelirse yenbegı en yekune mesluben anhum alet devam Devamlı surette o sıfatları sahabeye kondurmamak lazım. Onlardan selbetmek lazım. Selbetmekle zaman bu sıfatlar bunlarda bulunamaz. Niye?
- 18:17
Ben Allah'a mı inanacağım, sana mı inanacağım? O rivayetler kimler kimlerden geliyor bilmem ne. Kaynakları meçhul. Ondan sonra şiilerden geliyor, hafızilerden geliyor, şuradan buradan geliyor. Biz onlara itibar edemeyiz. Allah'ın a'ati var burada. Onun için ne olması lazım? ve yekune yani yenbegı en yekuneye atfediliyor ve yekune olması lazım ihtimalül buğzi kızgınlık ihtimali
- 18:49
vel hıkdi, kin ihtimali vel hasedi birbirine kıskanma, birbirine kin tutma birbirine kızgınlık taşıma birbirine nefret etme gibi ihtimaller daha ve adavetü bazimdi bazin onların birbirine düşman oldukları ihtimalü adaveti onu da esre okuyalım. İhtimalül buğzi daha ve hıkdi, kin daha ve hasedi, haset ihtimali adaveti bazimdi bazin sahabeden bir kısmı diğerlerine
- 19:17
düşmanlık olma ihtimali müntefiyen anhum onlara yakıştırılamaz kondurulamaz buğzda gelen rivayetler kabul edilemez itibara alınamaz onlara bu yakıştırılamaz hem de öyle Resulullah'ın hayatındaydı sonrasındaydı, Cemel'de öyle olmadı öyle bir şey yok ala sebilil istimrari süreklilik yolu üzere kesinlikle onlar bundan münezzehtir bizim itikadımız, elbette itikadı budur
- 19:49
şimdi fe izâkâne madem ki oldu cemiyu sahabetil kirâmi kıymetli sahabenin sahabenin tümü muttasıfîne sıfatlanmış oldular bihâzî sıfetil merzîyeti tümü bu Allah'ın razı olduğu, methettiği makbul sıfat o da nedir? eşiddâu elel küffâr, kâfirlere karşı sert, sevgisiz, muhabbetsiz, ruhamâu beynehum, kendi aralarında sahabe birbirine çok merhametli
- 20:18
madem ki Allah'ın kabul ettiği bu sıfatla sahabenin tümü muttasıftır sahabenin içinde münafıklar vardır, e münafık vardır, münafık sahabe değil ki münafık kim sahabe demiş? dolayısıyla sahabenin tümü bu sıfatla mevsuf olduğuna göre kemâv-ı muktazâ kelimeti vellezîne çünkü ayet-i kerimede ne buyuruyor?
- 20:40
vellezîne meâhû vellezîne kelimesi ism-i mevsulün cemisidir, ellezînin cemisidir, çoğuludur vellezîne o kimseler ki kiminle beraber der? meâhû Rasûlullah'la beraber peki bu kelimenin muktazâsı nedir? yani anlamamız gereken manası nedir? ellet-i bu kelime hiye bu min sıyıgh-il umumi sıyıgh, sıyığanın cemidir, sıyıgh sıyığalardan ne sığası?
- 21:07
Arap lügatında bu kelime ne manaya konmuş bir sığadır? lafızdır yani el umumi, genel manaya konmuş vellezîne o kimseler ki peki o kimseler ki peşinden ne gelecek? meâhû Rasûlullah'la beraber Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemle bir kere bile beraber olmuşları hepsi buraya giriyor mu? Müslümansa Müslüman olarak, münafık olmayarak
- 21:30
müşrik de Efendimizle buluşmuş olabilir, müşriği konuşmuyoruz ehl-i kitap Yahudisini konuşmuyoruz münafığı konuşmuyoruz ama imanlı olarak meâhû Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemle bir kere bile beraber olursa bu sığa nedir? umumi ifade ettiğinden buna dâhil midir? dâhildir ve bu da sohbet şerefine, sahabe unvanına nâil midir?
- 21:50
nâildir daha bu sığa nelerdendir? vel-istigrâki istigrak, istigrak ne demek? konulduğu mânânın hiçbir ferdini dışarıda bırakmaksızın hepsini kaplayarak, boğarak içine almış yani nasıl gibi su her tarafı içine almazsa istigrak olmaz, her tarafı kaplarsa su istigrak olur gark yani, gark oldu ne demek yani?
- 22:13
su her tarafını kapladı istigrak ne demek? bu kelimenin mânâsı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemle beraber olma şerefine, meâiyet şerefine, sohbet şerefine onun cemâlini bir kere görmek şerefine veya âmâ ise İbni Ümmi Mektûm gibi kelimesini duymak, huzurunda bulunmak şerefine
- 22:32
bir kere bile nâil olanlar da dâhil olmak üzere ve nâil olmak üzere, Hazreti Vahşi İbdâhî dâhil olmak üzere çünkü neden? o da bir kere bulundu veyahut birkaç kere bulundu evet, bütün hepsini kaplamış mânâya delalet için konulmuş umum ve istigrak sıyhelerinden olan vellezîne'nin muktazâsı, mânâsının anlaşılması gereken şekli nedir?
- 23:02
efendim, sahabenin hepsinin bu ruhemâ-u beynehum aralarında çok merhametlidirler medyesine, övgü sıfatına efendim, dâhil olduklarıdır çünkü ne buyuruyor? vellezîne mâv, onunla beraber olanlardır e beraber olan, tabi ki müslümanlardan bahsediyor bu ayetin gâvurları methettiğini düşünebilir miyiz? bunâfığı methettiğini düşünebilir miyiz?
- 23:28
onu konuşmuyoruz ama onunla beraber olanlardan, imanlı olan, günahkar da olsa icabında sahabeden bazı günahlar istemiş olanlar olabilir, masum demiyoruz ama mâhû sıfatına sahip mi? Rasûlullah'la saygıllahu teâlâ, beraber olmuş mu olmuş? mâiyet var mı var, sohbet var mı var, sahabeden olmuş mu olmuş?
- 23:48
o zaman sahabe-i kiramın cümlesi vellezîne kelimesinin umum ifadesinden yola çıkarsak vellezîne o kimselerin hepsi mâhû onunla beraber olmuş iman ederek bir kere beraber olmuş, bitti sâbe olmuş o zaman hepsinin merhameti, âyetle beraber birbirine karşı acıması sabit olmuştur sen burada şu müstesna, bu istisna diyemezsin Allah Teâlâ istisna yaptı mı?
- 24:15
yapmadı, vellezîne mâhû, hepsi beraber o zaman mâzâ ney nekûlü diyebiliriz? min ekâbir-i sahâbeti sahabenin büyükleri hakkında ne diyebiliriz? Hazreti Vahşi hakkında bile bu âyette bu sıfat varsa Hazreti Vahşi bile Müslüman olduğuna göre, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in meclisinde bulduğuna göre, sahabeden olduğuna göre
- 24:38
peki sen Ebubekir Sıddık'a ne konuşabiliyorsun o zaman? Hazreti Ömer hakkında ne konuşabilirsin o zaman? bu âyette etna en alt mertebedeki sahabe bile giriyor buraya da üstüne ne diyelim? ama Şia ne yapıyor? Ebubekir Sıddık Hazretleri Ömer'den başlıyor feyn-i âdîs feyn-i âdîs sıfete tabi ki bu birbirine acıma merhamet sıfatı tekuni olur fîn
- 25:02
sahabenin ekâbirinde, ekâbir büyükleri demek etemme daha tamam olur ve ekmele daha mükemmel olur ve evfâ daha bol olur şimdi Ebubekir Sıddık'ın merhameti Hazreti Ömer'in mi? Hazreti Ömer'in. Sen diyorsun ki Hazreti Ömer ile Ebubekir Hazreti Ali hakkını yedi. Haşa! Nasıl hakkını yiyecek? Onlar birbirine senden benden
- 25:23
Anamızdan babamızdan birbirine açıldığımızdan onlar birbirine daha merhametli. Hakkını yer mi haşa? Sonra diyorsun Hazreti Osman ile Hazreti Ali birbirine girmişler falan. Ne alakası var Hazreti Ali Osman ile? Çok samimiydi. Onun hamillerinden idi. Hazreti Osman zamanında vazife yaptı. Vezirlerinden idi.
- 25:39
Kadılarından idi Hazreti Ömer'in. Sen ne uyduruyorsun bunu? Nereden çıkarıyorsun? Bunlar birbirini sevmiyorlardı, takıya yapıyorlardı. Sizin Şianın dini takıya zaten. Sahabete takıya olmaz. Onun için ''Ve lihâzâ gâle rasûlullâhi sallallâhu aleyhi ve sellem'' Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ne buyurdu hadis-i şerifinde?
- 26:02
''Erhamu ümmetî bi ümmetî'' Ebubekir'in ümmetimin içinde benim ümmetime en çok merhamet eden kimdir? Ebubekir radıyallahu anh'tır. Niye Ebubekir sıddık radıyallahu anh'a en eftâl oldu? En merhametlilik onda var. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'de ''Bil mü'minîne raûfur rahîm'' Ümmetine en çok ödeyen kullara en çok acıyan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem.
- 26:22
Allah'tan sonra en çok acıyan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Ondan sonra kim geliyor? Ebubekir sıddık. ''Erhamu ümmetî bi ümmetî'' Ebubekir'in. Merhamet onda fazla. Ne diyor? ''Ya Rabbi'' diyor. ''Keşke benim bedenimi'' diyor. ''Büyütsen, büyütsen, büyütsen bütün cehennemi ben kaplasaydım da bir Müslüman cehenneme girmeseydi'' diyecek kadar
- 26:43
Hazreti Sıddık-ı Ekber radıyallahu anh'ın merhameti mükemmel olmuş. ''Ve kâle alîhissalâtu vesselâm fî şe'enil fârûkî'' Radıyallahu anh Ömer Faruk Hazretleri hakkında Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sahih hadiste ne buyurmuş? ''Lev kâne bâdi nebiyyünce kâne Ömerâ'' Benden sonra peygamber gelecek olsa Ömer gelirdi.
- 27:03
Peki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemdeki merhameti biliyoruz. E benden sonra peygamber olsa o gelir. E peki onun merhametsiz bir insan olduğunu acımasız bir insan olduğunu haşa hasetçi bir insan olduğu Hazreti Osman'a ve Hazreti Ali'ye fesat yaptığı, haset yaptığını konuşan da din-i iman kalır mı ya?
- 27:25
Onun için bu zatlar öyle normal sahabede değil yani. Şianın çattığı şey çok büyük, dağlar çok büyük. Ben dağlara acımam, dağa kafasını toslayana acırım. Çünkü neden? Helak olup gittiler. Yani ne kastediyor burada? ''Enne levâzimen nübüvveti ve kemâli hâtiha'' Peygamberliğin gereksinimlerinden olan ve mükemmel sıfatlarından olan ''kullâ her bizi hâsıl etün''
- 27:54
mevcut demektir ''fi umera'' Benden sonra nebi olsa Ömer olurdu. Ben Hatemin Nebi'yim, peygamberlerin sonuncusu olduğum için Ömer peygamber olmadı. Yoksa Beni İsrail'deki gibi peygamberlerin ardından peygamberler gelecek olsaydı bizim ümmette de Ömer peygamber olurdu diyor. E bu ne demektir? Peygamber sıfatlarını içinde toplamış yüce bir velidir.
- 28:16
Büyük bir sahabidir. Ama normal sahabeden de değildir yani. Her sahabe benden sonra yaşasa, benden sonra peygamber gelse bu zerr-i kıfâre peygamber olurdu diye bir hadis yok. Ama Ömer hakkında var Radıyallâhu anh. Demek Ömer Radıyallâhu anh ne kadar mükemmel ki peygamberliğin gerektirdiği peygamberlerde olan sıfatların tümünü haiz.
- 28:38
Bir tek ne var? Vahi gelmiyor, peygamber olamaz. Bunu böyle anlamış İmam-ı Rabbânî Hazretleri. Velâkin lem mâ hutime yani ne zamanki bitirildi, mensıb-ı nübüvveti nübüvvet mensıb-ı makam demek. Peygamberlik makamı hitâma erdirildi. Son buldu. Neydi? Bi-khâtemir-rusûli aleyhi ve alâlihı salâtu ve selam Rasûllerin sonuncusu Muhammed Mustafa sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem
- 29:05
işte o zaman onunla bu makam bittiği için lem yüşerraf Hazreti Ömer şereflenemedi. Bir devleti, mensıb-ı nübüvveti peygamber olma makamının devlet şerefiyle müşerref olamadı. Çünkü olamazdı, kimse olamadı. Rasûlullah'tan sallallahu aleyhi ve sellem sonra Nebi yok, Rasûl yok, bitti. Ama demek ki o kadar makamı üstün ki olacak olsaydı Ömer olurdu.
- 29:30
İşte buraya dikkat edin. Bunlar sayı hadisler, Sünnel-i Hadis-i Tirmizi'de geçiyor vesaire kitaplarda geçiyor. Vadi-i Şerifler. Bundan dolayı peki o zaman bunların, bu büyük sahabenin durumlarını düşünmek lazım. Bunlar bu sıfatlarda iseler diğer sahabeyi bırak onların ekabirine bile şia dilici atıyor.
- 29:56
Ve ehadü lev azimu nübüvveti, peygamberlikte lazım olan sıfatların biri de nedir? En mühimlerinden bir kemalü rahmeti. Bir peygamber çok merhametli olur ve şefkati çok acıcı olur. Alel halkı, Allah'ın kullarına, yarattıklarına, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem görmüyor musun?
- 30:13
Kuşa nasıl acıyor, hayvanlara nasıl merhamet ediyor, bütün hayvanlar geliyor ona şikayet ediyor, onların sahiplerinden haklarını alıyor. Yani sade insanlara değil, bütün mahlukata karşı son derece şefkat ve merhamet taşıyor, bütün peygamberlerde bu sıfat var. E bu da dolayısıyla Hz. Ömer nebi olurdu benden sonra.
- 30:35
Demek ki Hz. Ömer'de ne kadar peygamberlerin huyları ve ahlakı, merhametleri onda da var demektir. E bunu anladığına göre ondan sonra Ceza enner raza ile elleti tünâfis şefkate ve rahmete, şefkate, merhamete ters düşen acımasızlık sıfatı rezil sıfatlardandır. Ve min zemâimil ahlâk kötü ahlaktan olan şefkat ve merhamete ters düşen ve mezmum kınanmış ahlaktan olan
- 31:09
minel hasedi, kıskançlık, vel buğzı, kin ve nefret, vel hükti, içinde düşmanlık beslemek, kin tutmak, vel adâveti, hasımlılık yapmak, düşmanlık yapmak. Keyfe tutesavvaru nasıl düşünülebilir? Min kavmin teşerrafu, fişarâfı sohbet-i gayr-i'l-beşeri,
- 31:27
Beşerin hayırlısı Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem sohbetinde, birlikteliğinde, beraberliğine nâil olma şerefiyle müşerref olmuş bir kavim hakkında, bir sahabe cemaati hakkında ki aleyhümme aleyhümme aleyhimus salavatü ve teslimatü salatü selamlar onların üzerine olsun. Feyn diyorum çünkü onlar efdalü hâzil ümmeti.
- 31:50
Onlar bu ümmetin en faziletlileridir. Yani yetmiş ümmet geçti bizden evvel. Tabi Musa as'a ümmetleri ondan sonra onun ardından Tevrat'ı takrir eden nebiler çok geldiler. Onlara yeni kitap gelmedi. Vahiy geldi ama müstakil kitap gelmedi. Müstakil şeriat verilmedi. Onların hepsini bir sayarsan. Yani yetmiş ümmet geçti diyor.
- 32:23
Siz yetmiş ümmetin ardında geldiniz. Ama onların en hayırlısı sizsiniz. Dolayısıyla bütün ümmetlerin, zaten Kur'an söylüyor. İnsanların menfaati için dünyaya çıkarılan ümmetlerin en hayırlısı Habibim'in ümmeti siz oldunuz buyurun.
- 32:44
Şimdi bu ümmetlerin en hayırlısı Bu dinin Kur'an şeriatının en önde gelenleri O Kur'an şeriatı ne yaptı? Diğer milletleri. Millet burada din manasında. Dinden de maksat şeriat manası. Çünkü inneddîne incellâhul islâh. Adem as'da müslümandı, İbrahim as'da müslümandı. Müslüman olmayan hiçbir peygamber yok.
- 33:13
Müslümanlık Allah'a teslimiyet. Hangi dönemde, hangi şeriatı gönderilse Ona itaat eden, kabul eden, hangi kitabı indirdiyse Ona iman eden, kabul eden, amel eden O şeriatın ehli oluyor. Onun için şeriatlar değişir, din değişmez. Din sadece İslam'dır. Ama Kur'an şeriatı var. Tevrat şeriatı var, İncil şeriatı var.
- 33:33
Onların hepsini Kur'an şeriatı ne yaptı? Bu millet dediği Kur'an şeriatı yani. Biz onun ehliyiz. Elleti o Kur'an şeriatı ki ye nâsıketün hükümsüz bıraktı. Nesketti neyli cem'i ilmileli. Yani diğer bütün şeriatların hükümlerini kaldırdı. Sadece Kur'an'ın ahkamıyla bundan sonra kıyamete kadar amel edilecek buyurdu.
- 33:56
Dolayısıyla bu ümmet en hayırlı ümmettir. En hayırlı ümmetin en büyükleri de sahabe-i kiramdır. Liyenne kalnüm kâne hayral kurhûn. Onların asrı en hayırlı asırdır. Çünkü sahih hadiste hayral kurhûn kâne. Benim yaşadığım asr-ı saadet döneminde yaşayanlar kıyamete kadar gelecek ümmetlerimin en hayırlıları bunlar.
- 34:21
E o zaman sahabe asrı en hayırlı asır oldu. Ve sahibim, çünkü onların musahipleri, sahipleri derken, Türkçe'deki bu bunun sahibi, malın sahibi gibi değil. Sahip kelimesi sohbetten geliyor. Yani onlarla birlikte olan onların musahibi en yakın arkadaşları manasına da geliyor tabi. Kâne oldu. Eftalel enbiyâi vel murselîne.
- 34:42
Nebilerin, rasullerin en faziletlisi ki Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. O zaman onun sahabesi diğer peygamberlerin sahabesinden eftal mıdır? Tabi eftal. Kendisi eftal olunca sahabesi de eftal oldu. Artık onun için
- 34:54
burada sahabenin birbirine buğz ettiği, kin tuttuğu, birbirine kasıtlı savaşlar çıkarttığı, birbirinin kanına girdiği, kasıtlı bir şekilde, kötü niyetle düşmanlık ettiğine inanmak, Kur'an'ın âyetini tekzip ve inkar olur. Çok güzel, farkındaysanız ne kadar güzel mukaddimelerle mevzuyu getirdi. İnşaAllah buradan kaldığımız yerden haftaya dersimize devam edeceğiz.
- 35:23
Ya Allah hürmet itikadı, özellikle sahabe-i ikramın faziletleri hakkındaki itikadımızı daim ve mükemmel eylesin. Ve onların sevgisiyle ve muhabbetleriyle dünyada yaşatsın, ahirette mahşere haşreyleyip şefaatlerine nail eylesin. Amin ve sallallahu aleyhi ve sellem.
Benzer sohbetler
43:47Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 6) 243. Bölüm 14 Ekim 202614 Ekim 2026 · 44 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 14 Ekim 2026
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026


