38:34 / 48:21

  1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve sallallahu teala alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecma'in. Mektubat-ı Şerife'den 3. cilt 17. mektuptan eksik olan kısmı tamamlamak için bu dersi okuyorum. Çok önemli bir ders, ilm-i kelam meselelerinin en derinlerinden olduğu için bu mektupta

  2. 00:39

    yazdığım kadarıyla buyuruyor, bu meseleyi şerh ettim, izah ettim, İmam-ı Rabbani Kudsesi Rûh-i Sâmi Hazretleri bu evrak diyor yani varaklarda, bu sayfelerde yazdığım diyor şerh ve izah diyor bu işin nihai beyanıdır çünkü biraz da tabi şeye de giriyor, kader meselelerine de giriyor,

  3. 01:09

    onun için çok da derin şeye müsaade değil, teferruata girmeye müsaade değil, onun için nihai beyan yani son şekliyle açıklamalar, bu arada yazdıklarımdır, buyurarak yani bunlara itikad edebilirsiniz, itimat edebilirsiniz manasını yani buna göre inanın, inancınızı buna göre tanzim edin buyuruyor, zaten akaid derslerinde esasen itikad mektuplarındayız ya, şimdi buyuruyor

  4. 01:48

    münezzeh olan yüce hak sâlihanın mahluklarıyız, yani kulların hepsi Allah'ın yarattıkları şeylerdir, aynı böylece diyor ef'âlül ibadî kulların işleri de eyda, kendi zatları gibi, nedir maklûkû teâlâ, Allah'ın yaratmış olduğu şeylerdir. Yani şimdi ben nasıl ki işte babamın sulbünündeki sudan, annemin rahmündeki işte efendim birleşmelerin neticesinde

  5. 02:15

    annemin suyuyla babamın suyunun buluşmaların neticesinde Allah teâlâ tarafından yaratılmışım, sen de öylesin, bütün yaratılmışlar, insanlar tabi ki bahsedecek olursak, gerçi hayvanlar da sudan yaratılıyor, hepsi bu çiftleşme, su, suyun birinden derine intikali oluyor da, yani canlılar açısından konuşacak olsak, bunlar, zaten cansızlarda da fiil, efal yok,

  6. 02:47

    iş yok, icraat yok, hareket yok cansızlarda, onun için konuya dahil olmuyorlar. Canlılar da, konuşacak olursak, hayvanlar da buna dahil, onlar da canlılar, onlar da fiilleri var, fiillik mesela, aslan parçalıyor yani, öbürü tilki kaçırıyor, öbürü uçuruyor, yani bir icraat var. Bunlar, hepsi Allah'ın yaratmış olduğu fiillerdir diyor.

  7. 03:12

    Şimdi burada neyi kastediyor, mutezile mezhebi, kaderiye de deniyor işte onların bir kendi aralarında. Belki biraz umum husus farkları vardır ama bunlar diyorlar ki kul fiilinin halikidir. Yani mahluk olan, yaratılmış olan bir şey kendi yaptığı işleri kendi yaratıyor diyor. Niye? E çünkü işte insan yanlış iş yapıyor, zulüm yapıyor, eziyet yapıyor, cinayet işliyor.

  8. 03:34

    Görüyorsunuz bu kadar haberlerde. Hakikaten hayvanların bile yapamayacak kadar canilikler insanlar yapıyorlar. Bunları yani Allah yaratmıyor demek için niye Allah yaratsa yani Allah şerri yaratmış olacak. Onlara göre de Allah şerri yaratmaz, Allah çok münezzeh, çok mukaddes. Yahu tamam Allah çok münezzeh, çok mukaddes ama…

  9. 03:54

    Mukaddes ama bu sefer sen Allah'a tazim edeyim derken, hürmet edeyim derken Allah şerri yaratmaz diyorsun. Ne dediğinin farkında mısın? Bu sefer demiş oluyorsun ki Allah'tan başka yaratanlar var demiş oluyorsun. Ha sen Allah şerre rıza göstermez ama imtihan olsun için yaratır desen bu doğru olacak. Ehl-i Sünnet'in görüşü budur.

  10. 04:14

    Ama sen Allah diyorsun şerri yaratmaz diyorsun. Bundan dolayı bu sapık itikadlı 72 fragı dahil eden bazıları tabi hepsi o görüşte değil. Her birinin dalaleti, felaketi farklı yönlerden yani. Hepsi aynı yönden değil. Ama Ehl-i Sünnet'te tam istikamet var. Hiçbir yönden dalalet yok. Keri kalan 72'nin her birinde mutlaka bir dalalet dağıt.

  11. 04:38

    Çünkü Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem ne buyuruyor? Kullum filhâviyye illâ vâhidîn. Biri müstesna hepsi bir cehenneme girecek. İtikadının pisliği kadar yanacak. Sonra çıkar tabi imanını kurtardıysa, şahıs olarak özelde imanını kurtardıysa ayrı dağılır. O Ehl-i Sünnet içinde geçerli. İmanını kurtaramadıysa, Ehl-i Sünnet olarak yaşasa ne olur?

  12. 04:58

    Son nefeste imansız öldüyse. Onu konuşmuyoruz. Ama 72 fırkanın hepsi bir cehenneme uğrar diyor mektubatta, başka mektupta. Çünkü neden? İtikadında pislik var. Amel pisliğine benzemez. Amel, bozukluğu, eksikliği, yanlışlığının işte tevbesi, istiğfarı, kazası, şefaatı vs. var. Öbürü itikad pisliğinde şefaat falan da baştan geçmiyor yani.

  13. 05:19

    Onun için onlar mutlaka bir cehenneme girecek buyuruyor. Şimdi, dolayısıyla burada özellikle muhtesilenin öne çıktığı batıl itikadlardan biri Allah şerri yaratmaz. Kul, fiilinin halkıdır. Kul kendi işini kendi yaratıyor. Yani şöyle bir şey mi artık mantık üretiyorlar, onu da tam onların mezhebini tam bilmediğim için ama görüşleri kesin budur ama arkasında ne yatıyor?

  14. 05:43

    Anladığım kadarıyla yani Allah sana bir ham madde gibi bir şey vermiş. Ondan sonra bozdur bozdur harcayan gibi sen işine geleni yarat kendine gibi bir mantık. Halbuki bu Kur'an'la reddediliyor. Estaizubillah. Wallahu Allah halakaküm sizi yarattı diyor. Ayet bu yani. Vema o şeyleri de Allah yarattı ki ta'melûne sizi işliyorsunuz.

  15. 06:07

    E şimdi bundan daha açık ayet var mı? Böyle bir ayet varken nasıl bu görüşe gidiyor? Bu kadar da müfessir, muhaddes, fıkıhçı, hanefi fıkıhçısı, adamlar var mı? Akıl mantık duruyor cessatlara, gazi Abdülcebbarlara yani. Dolayısıyla sizin yaptığınız amel, amel işlemek, fiil değiştirmek, amel değiştirmek.

  16. 06:27

    Vema o şeyleri de Allah yarattı ki ta'melûne sizi işliyorsunuz diyor. Yani şu anda beni Allah yarattı. Anamın karnında ruhu verdi bana. Seni de Allah yarattı. Şimdi benim beni Allah yarattığıyla ondan sonra tamam mı? Ondan sonra benim yaptıklarımı ben yaratıyorum. Böyle iş mi olur ya? Şu anda da ben bir şey yaratamam.

  17. 06:49

    Anamdan doğduğumdan sonra da bir sene, iki sene zaten yeni doğduğunda sinek, gözünün üstüne konsa sineği kaçıramaz ya bebek. Yani neyi ne iş yapacak? Ancak altına yapar o da. Allah'ın yaptırmasıyla yoksa Mevla onu da kabus etse onu da yapamaz. Hastanelik olur. Ondan sonra neceye işlemler lazım gelir?

  18. 07:13

    Ondan sonra içini boşaltmak için. Bas bas bağırır yani kabus olsa çıkamaz. Taş keser içi ondan sonra. Onun için sizin yaptıklarınızı da Allah yaratıyor buyuruyor. Bu ayet-i kerime. İman etmezse bunu buyuruyor. Diyor ki kulların kendileri nasıl Allah tarafından yaratılmışlar? Beni Allah yaratmış, seni Allah yaratmış.

  19. 07:36

    E tamam. Yaptığımız fiiller de Allah'ın mahlukudur diyor. Yani onları da Allah tarafından yaratılmıştır. Fiiller yani benim şu andaki konuşmam. Bir fiil. Şuradan elimi arayıp saldırıyorum bir fiil. Şuradan yaprağı açtım şöyle getirdim şöyle getirdim bir fiil. Buradan yürüyorum fiil.

  20. 07:50

    Şimdi namaz kılacağız. Fiil. E şimdi bunlar bunları da Allah yaratıyor. Burada kulun yaratmakla ilgili hiçbir dahli etkisi tesiri olamaz buyuruyor. Fe innel halka çünkü yaratmak la yeliku layık düşmez. Uygun düşmez yani. Yakışmaz derken Türkçedeki yakışmaz. Hani yakıştıramadım sana yakışmaz ama oldu bir defa.

  21. 08:14

    Öyle değil yani. Buradaki yakışmaz. Ve Türkçe tam karşılığı yakışmaz değil. Efendim. Müsait olmaz. Uygun düşmez yani. Kime bi gayrihi. Allah hakka gidiyor. Geride Allah lafzayı celal geçmedi. Hak geçti. Başka Mevla'nın isimlerinden biliyorsunuz. Zalike benne Allahu el hakku. Evet. İşte hakkın gayrı ne yani?

  22. 08:37

    Hak Teala'nın Yüce Mevla'dan başkasına yaratmak diye bir şey isnat edilemez. Yani bunu detaylandıracak. Ve icadü mümkünün. Mümkünün icadı. İcat vücuda getirmek. Vücut varlık demek. Türkçede yanlış kullanılıyor. Vücut yaptı, kas yaptı falan malzeme. O da tabi bir nevi varlık gösteriyor. Mesela bende hiç pazı yok, bir şey yok.

  23. 09:01

    Adele yok, kas yok. Yani onda vücut, onda adele var oldu. Ya manasına gelebilir belki ama. O manada kullanılmıyor. İcat vücuda getirmek. Vücut varlık. Yani varlık sahasına çıkartmak. Yokluktan var etti mesela. E şimdi bu mümkün bir şey. Zaten mevcudatın, mahlukatın, yaratılmışlarının hepsi mümkünül vücuttur.

  24. 09:25

    Yani ne demek? Varlığı da düşünülebilir, yokluğu da düşünülebilir. Yani ben 63 yaşındayım. 64 sene evvel Ahmet Mahmut diye biri. Sonradan tabi cübbeli takacaklar ona. Yoksa ilk başta doğduğunda Ahmet Mahmut takmış. Babası, anası, neyse. Efendi anası da takmış.

  25. 09:45

    Şimdi bunun hiç anılan, bilinen bir şey değil. İnsanın üzerine zamanlardan çok uzun zamanlar geçti. Yani ben 63 senedir Ahmet Mahmut diye biri olarak anılıyorum. Sen de kendi yaşına göre. Ondan evvel kaç bin sene geçti? Ta gökler yerler yaratılmadan da, tabi Arş köşe daha evvel yaratıldı diyelim. Ondan sonra gökler yerler yaratılmadan elli bin sene evvel, Lev-i Mahfuz vs.

  26. 10:15

    bazı hadis-i şerifler geçiyor. Yani gerisi var. Ama onların da hepsi mümkünül vücut. Ne demek mümkünül vücut? Var da olabilirlerdi, yok da olabilirlerdi. Mevla onların varlık tarafını tercih ederek, halkını tealluk ettirerek, yaratma sıfatıyla onlarla ilgilendi. Halk ve icat sıfatını onlara tealluk ettirdi.

  27. 10:37

    Künfe-i kün işte var ol buyurdu. O da hemen oluverdi. Bu şekilde bütün mümkünler, yani buna Lev-i Mahfuz da dahil, Arş da dahil, kürsü de dahil, gökler yerler, cennet, cehennem, huriler, melekler, felekler, hepsi buna dahil. Çünkü bunların hepsi sonradan yaratılmış. Mümkün. Mümkün ne demek? Bunlar olmaya da bilirdi.

  28. 10:55

    Arşı yaratmasa Allah'ın nesi eksilecekti? Kürsü diye bir şey Allah yaratmasaydı? Gökler yerler yaratmasaydı? Cennet, cehennem yaratmasaydı? Doğal olarak bizi de yaratmasaydı? Güneş, ay, sistemden hiçbirini yaratmasaydı? Allah'ın nesine zeval gelecekti? Haşa. Nesi eksilecekti? Haşa. Dolayısıyla bunlar, bunun karşılığı vacibül vücut.

  29. 11:15

    Vacibül vücut, varlığını düşünmek zorunlu. Yani yokluğu düşünülemiyor demek. Bu ancak Allah-u Teala'nın zatı ve sıfatlarıdır. Sıfatlar zattan ayrılmaz. Niye? Çünkü O'nun varlığı kendinden, zatından. O'nu bir şey yaratmadı ki. Geriye ne kadar gitsen ezelde kadim. Yani ne demek? Ne kadar geri gitsen yok olduğu zaman yok.

  30. 11:38

    Çünkü neden? Varlığının başlangıcı yok. Çünkü neden? O'nu kimse var etmedi ki varlığının başlangıcı olsun. Varlığı zatından olanın tabii yok olması da düşünülemez. Bu varlığı kendinden geliyor. Bu itibarla şimdi Allah'ın zatından gayrı sıfatlar da O'na bağlı tabii. Onlar birbirinden ayrılmaz. Her şey mümkün.

  31. 12:04

    Mümkün ne demek? Yani O'nun var olmasını da düşünmen mümkün. Olmasaydı da düşünmen mümkün. Yok olduğunu da düşünmen mümkün. Baştan hiç var olmadığını da, hep yoklukta kaldığını da düşünmen mümkün. Mümkün. Mümkün oğlum mümkün. E şimdi Allah'tan gayrı her şey hakkında bu geçerli. Ama yaratıldıktan sonra artık o zaman da yine varlığı yokluğu mümkün.

  32. 12:36

    Allah O'nu mesela yok etmesi mümkün değil mi şimdi? Yine mümkün. E beni yok etmeyecek mi? Edecek. Ruh manasında ruhlar ölmüyor ama ondan sonra bedenen, fiziken kaldırıyor, kabirde çürütüyor. Ondan sonra. Veyahut da gökler, güneş, ay onları da mesela kıyamette yok edecek, düreceğim diyor, ışıklarını söndüreceğim diyor, dökülecekler, sökülecekler diyor.

  33. 13:02

    Mesela yani. İşte mümkün. Allah Teala'da bir değişiklik mümkün mü? Haşa. Onun için veicâd-ı mümkünün varlığı yokluğu iki tarafı mümkün olan bir şeyi var etmek. Yani bu mesela 64 sene evvel Ahmet Mahmud diye birini yaratılacağını düşünmek de mümkün. Hiç yaratılmayacak böyle bir şey. Yusuf'la Rabia'dan olma, Ahmet Mahmud diye doğma bir şey hiç olmayacak.

  34. 13:31

    Bunu da düşünmek mümkün. Ama Mevla Teala ne yaptı? İki tarafı mümkün olan vücudu ve ademi. Adem, Adem değil. Adem, hemzeyle. O çekiyor. Adem, aynla. Adem, yokluk. Vücut, varlık tarafı. Adem, yokluk tarafı. İki tarafı mümkün olan bir şeyi Allah Teala halk ve icadını, tabii onun gerisine ilmi, ezeli de zaten vardır onu yaratacağı.

  35. 13:55

    Tabii de iradesi, kudreti, işte hikmeti, işte halk ve icadı ona tealluk ettiği zaman küm feykün emriyle anasının karnında bu suretleniyor, şekilleniyor, sonra ruhifleniyor ve canlanıyor. Yani varlığı ve yokluğu, iki tarafı da mümkün olan bir şeyi Allah'ın yaratması, tecelli ettiği için, tealluk ettiği için mevcut oldu.

  36. 14:19

    Yani iki tarafı mümkünlükten vücut tarafı, var olma tarafı Allah tarafından celle celaluhu tercih edildiği için yarattı onu yani. Halk etti onu. Dolayısıyla Allah Teala'nın halk sıfatı ona tealluk edecek. Orada ne oldu? Mahluk oldu. Yani yaratılmış oldu.

  37. 14:38

    Şimdi bu yaratılmış olduktan sonra, canlandıktan sonra 120 günlükken falan başladı kıpırdaşmaya, hareketler yapıyor, şöyledir, böyledir. Bu noktada onun yaptığı bütün hareketler, sonra konuşmaya başlıyor, sonra yemeğe başlıyor, yürümeye başlıyor, ondan sonra işte sanatkar oluyor, marangoz oluyor.

  38. 14:58

    Koca camiye işte dünyada ne kadar eserler var, gökdelenler bilmem neler, bütün dünya yani mağmur olan bütün binalar, inşaatlar, köprüler, her şeyde Allah'ın mahluku olan, yarattığı kullar yapıyor. Onlar ve mâ teâmelûn şey, sizin yaptıklarınızı da Allah yaratıyor. Peki bu kadar fiilleri ve icraatları, hareketleri, sanatları vs.

  39. 15:24

    kulların yaptıkları, bak yaptığı diyorsun, yarattığı demiyorsun işte. Yapmak başka, yaratmak başka. Sebep olarak ortada malzemeyi sen topluyorsun, çakıyorsun, takıyorsun, tamam, buna amel deniyor, buna kes deniyor. Ama halk başka, halk yoktan yaratmak demek. E şimdi sen de o işi yapmak yüzünü kim yaratıyor o zaman?

  40. 15:45

    Veya yaptığın bir işte kullandığın malzemeyi kim yaratıyor ham maddeye o zaman? E o noktaya gittiğin zaman geriye doğru her malzeme mevcut. Un, şeker, bilmem ne, tahin, her şey bilmem ne. Ama helva yapacak malzeme var, bir helvanın yapılması kaldı diyorsun. Helvanın yapılması kaldı da onu öğütecek, pişerken karıştıracak bile ne lazım?

  41. 16:17

    Kuvvet lazım, güç. Seni Allah felcese, ha böyle dursun, çorbayı bile karıştıramazsın. Ağzına götüremezsin. Kaşığı ağzına götürmek ne demek? Bu kadar felcese var, kaşığı ağzına götürebiliyor mu? Niye? Allah-u Teala onu da maraz yarattı, illet yarattı ve ona da o gücü kudreti yaratmadığı için. yapmadığı için.

  42. 16:44

    E dolayısıyla burada yaratmak ancak Allah'a aittir. Senin, benim gibi hem kendi var olmamız bakımından, hem daha sonra yaptığımız işler bakımından her şeyi mümkün olarak. olan, olması da olmaması da, varlığı da yokluğu da düşünülebilen, iki tarafı eşit olan Allah'a göre hiçbir tarafı ağır basmaz, kendi irade ve kudretiyle bir tarafını yaratma tarafını tercih ederek halkettiği şeylerden sudur eden, meydana gelen

  43. 17:22

    bütün ameller, kespler, fiiller, icraatlar hepsi de dolayısıyla Allah-u Teala tarafından yaratılıyor. Allah-u Teala, buna tek tek herkesin her işini de, o gücü Allah-u Teala'ya mı yaratıyor? Evet, Allah-u Teala'ya yaratıyor. Ya Allah-u Teala bana toptan bir şey veriyor da ben istediğimi yaparım. Öyle bir şey yok.

  44. 17:42

    yok. Her icraatta. Çünkü neden? Madem sana toptan bir şey veriyor, o zaman sen niye felç oluyorsun? Niye icabında istediğini yapmak istediğini yapamıyorsun? Niye istediği şeyleri, gereksinimleri toparlayamıyorsun? Bilmem ne, bilmem ne. Öyle olsa. Öyle olsaydı sen istediğini yapmaya muktedir olurdun.

  45. 18:05

    Ama birçok isteklerimizi yerine getirmeye bazı sebepler olduğu halde bile muktedir olamıyoruz. Çünkü neden? Mevla yaratmıyor. Yaratmayınca senin benim ne hükmüm var? Onun için veicâdül mümkünün mümkün bir şeyi varlık sahasına çıkartmak lâ yecû meydana gelemez min mümkünün. Başka bir mümkünden. Yani ben zaten varlığı yokluğu düşünülmesi mümkün olan bir varlığım.

  46. 18:37

    Allah-u Teala bana yaratmaya teşebbüs etti yani irade buyurdu. Kudretini tealluk ettirdi ve beni var etti. Ve ben yine mümkünül vücut olmaktan kurtulamadım yani. Dolayısıyla ben zaten varlığı yokluğu mümkün olan, yokluğu düşünülebilen bir varlığım. Allah'ın var etmesiyle var olmuşum.

  47. 19:00

    Benim başka bir mümkünül vücut olan, yani var olsun mu olmasın mı şeklindeki bir başka varlığı, varlık tarafına çıkartmam. Onu Âdem'den yokluktan ihraç edip çıkartıp, vücut yani varlık sahasına geçirtmem ve onu yoktan var etmem. yokluktan sonra varlık verebilmem tabii ki meydana gelecek bir şey değil.

  48. 19:26

    Çünkü neden? Kendim mümkünüm. Mümkün olan kendisi muhtac-ı himmet birde de, kan de kaldı gayriye himmet ede demiş. Yani ondan, senden, benden yaratmak nereden beklenebilir? Fe innehu, çünkü o yani mümkünül vücut olan ki hepimiz bütün mahluklar, yaratılmışların hepsi mümkünül vücut. Varlığı yokluğu mümkün iken Allah onu var etti.

  49. 19:48

    Peki onlar nedir? Müttesimun. Müttesimun simelenmiş, sime alamet demek. Çünkü o, yani mümkün ölü vücut olan ki hepimiz bütün Vesimden geliyor. Veseme yesin bu da. Vesim damga vurmak demek. Simede oradan geliyor. Sime de oradan geliyor. Vâfâs ve diril, sime oluyor da. Müttesimun, simelenmiş, yani alametlenmiştir.

  50. 20:03

    Neyle? Bi kusûril kudreti. Kusur ve eksiklik zaten Türkçeleşmiş. Kudret güç demek, o da Türkçe'de kullanılıyor. Bi kusûril kudreti, gücünün eksikliğiyle damgalanmıştır. Yani, bizim bir alametimiz varsa, mahlukatın, yaratılmışların hepsi. Ama birbirine nispetle, tabii benim gücüm sana nispetle daha eksiktir, seninki bi üstüne göre daha eksiktir.

  51. 20:30

    Öbürü harter kaldırıyor, öbürü 100 kilo kaldırıyor, öbürü 200 kilo kaldırıyor, öbürü bilmem ne, bilmem ne. Efendim, gücüne göre, efendim, bi hayvan var, bilmem, şu kadar insandan güçlü, e, öyle yukarı doğru gidersin. Ama, her bir mahluk ve yaratılmış bi üstteki kudrete nispetle, gücünün eksikliğiyle damgalanmıştır.

  52. 20:56

    Ha, ben zaten koca kara hükmündeyim, çoğu koca karalar benden daha güçlü. E, ayakta zor yürüyorum falan. Bu ayrı bişey. Ama benden de güçsüzü var. Felç olan da elini kaldıramıyor, ben elimi kaldırıyorum. Veyahut da pıhtı atmış, e, konuşamıyor, aaa yapıyor. Ben mesela konuşuyorum, gelin buna, Allah bana bi güç vermiş, konuşma gücü.

  53. 21:16

    E, şimdi dolayısıyla, her mümkünül vücut olan mahluk, yaratılmış, gücünün eksikliğiyle damgalıdır ve alametlenmiştir. Daha ve muttasıfun sıfatlanmıştır. Nitelenme Türkçesi. Nitelenmiştir. Neyle? Binaksıl ilmi. İlminin eksikliğiyle. Allah-u Teala'nın ilmi, Allamul Güyub, bütün gizlileri, her şeyi, geleceği, geçmişi, hepsini eşit seviyede bilen Allah'ın ilmi nerede?

  54. 21:48

    Senin, benim bilgim nerede? Yani, şu anda Allam-ı Ecem olsa, dünyanın en büyük alim olsa, ooo, bilemedikleri, bildiklerinin, yani bildikleri diyelim, bildikleri, bilemediklerinin yüz elli cid kitap yazsa, milyonlarca, ne bileyim sen, kitapları ezberlerse, yine bildikleri, bilmediklerinin zekatı olmaz.

  55. 22:11

    Onun için, Allah-u Teala'nın ilimleri, kelimeleri, kelamları, ma nefret kelime hatullah, Allah'ın kelimeleri tükenmez diyor Kuran. Yedi deniz mürekkep olsa, bütün ağaçlar kalem olsa buyuruyor. Allah'ın ilminin, kelimelerinin, kelamlarının malumat, gayrimütenayet, sonsuz bildikleri var. Ben ne yapıyorum?

  56. 22:36

    Vemâ tedirî nefsum, mâ zâ teksi bu kadar. Yarın ne yapacağını kimse bilemez diyor, ne yarın? Yani yarın orada, bugünün, ertesi günün yarın masada değil tabii. Bir dakika sonrası yani. Bir an sonrası, dakikayı bırak, an meselesi ya. Ya bir an sonrası, bir deprem olsa, burası yıkılacak olsa, yani saniyelerle deprem oluyor, yıkılıyor biliyorsun.

  57. 22:59

    Bir de şiddetine bağlı. Bir şiddetinde olsa, üç saniyede her yeri yıkar tabii ki. Yirmi şiddetinde, otuz şiddetinde olursa. Şimdi öbür türlü tabii üç, beş şiddetinde oluyor. Kırk saniye, elli saniye, bir dakika falan mesela yıkmıyor. Ama diyelim, efendim, yüz şiddetinde olsa, bir saniyede hepsi yıkar, mesele.

  58. 23:16

    E o zaman bir saniye sonrası da ne olacağını biliyor muyum? E bilmiyorum. Ondan sonra birden yangın çıkıyor, birden rüzgar eziyor, birden kar yağıyor. Dışarıda kar yağıyor, benim burada haberim olmuyor. Ondan sonra, bizim ne ilmemiz var ya? O zaman ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum, ne zaman öleceğimi bilmiyorum, nerede öleceğimi bilmiyorum.

  59. 23:38

    Ondan sonra önümde neler var? Hiçbir şey bilmiyorum. Ve mâ dî mâ fî'l-ubî velâ bi-kum. Bana ne yapacağını da bilmiyorum, size ne yapacağınızı da bilmiyorum. İnne Allâhe alîmûn hıbir. Her şeyden haberdar olan yegâne-i ilim sahibi ancak Allah. E şimdi o zaman bizim gibi mahluklar yaratılmışların alametleri, en büyük özellikleri nedir dersen?

  60. 24:03

    Gücümüzün noksanlığı, Allah-u Teala'ya nisbette zaten herkes, kudreti noksan, güçsüzlüğümüz ve yine Allah-u Teala'nın ilmi zaten bir de birbirimize nisbette. Ve fevka külli dî ilmin âlim. Her bilenin üstünde daha çok bilen var, diyor Kur'an. Yani koca Musa A.S. ve senden çok ilim sahibi dünyada var mı dediler.

  61. 24:25

    Beni İsrail peygamberlerine, Musa A.S.'a sordular. O da yok dedi. Yani herhalde bilmiyorum deseydi, belki daha şey olacaktı. Yok dedi, onun bilgisine göre de yoktu hakikaten Musa A.S. Ülül Azim kitap sahibi var ya gelen peygamber. Başka da o zaman dünyada Ülül Azim kitap sahibi peygamber yok. O da yok dedi yani.

  62. 24:45

    E dünyada da tekti. Doğal olarak. Ama Allah-u Teala ne buyurdu? Senden daha fazla ilim sahibi var buyurdu. Nerede yarabbim? Hemen gideyim dedi. Bena Tevrat'ı indirilmiş ben kitap sahibim. Ben kitap sahibim. Ülül azim, Rasûlüm falan demedi peygamberlerin tevazu.

  63. 25:01

    Yarabbim dedi işte taa Yûşâ aleyhisselâm'la beraber Hızır aleyhisselâm'ı buldurmak üzere iki denizin birleştiği yere kadar ne kadar yorucu bir yolculuk yaparak Hızır aleyhisselâm'ı buldular. Feveceddâ ikisi de buldular. Abde min abâdine. Kullarımızdan özel bir kulu. Âteynâu rahmete min indine. Biz O'na rahmetimizi vermiştik.

  64. 25:21

    O'na acıyarak çok yüksek makamlar vermiştik. Biz O'na öğretmiştik. Kendi nezdimizden yani hiç okuma ya mektep metresi görmeye lüzum yok. Sırf Allah'ın özel ilminden. Ledun ilmi derler O'na. Gizli ilimde. İlmâ. Büyük bir ilim öğretmiştik diyor. Dolayısıyla her âlimin üstünde alim vardır. Âlimin üstünde allâm vardır.

  65. 25:46

    Ama her allâmda Allâmul huyûb Allah vardır. Dolayısıyla hepimiz ilmin noksanlığıyla nisbi ve göreceli olarak tabi sıfatlanmıştık. Böyle bir mahluk olan bizler. Lâ ye'lîkûn. Tabi ki müsait olamaz. Efendim O'na yakışmaz. Yakıştırılamaz. Neye bir icadı? İcada. İcat demek vücuda getirmek. Yani yok olan bir şeyi yoktan var etmek.

  66. 26:15

    Bu senin benim gibi. Veyahut da senden benden çok üstün olursa da olsun. Allah'a göre hepsi nakusul kudret. Gücü noksan ve cahil. Allah'a göre hepsi ilmi noksan. Bu nasıl yoktan var edecek? Tâ vel halkı. Halk yaratmak. Yaratmaya nasıl yakışacak? Yani icat ve halk yaratmak buna nasıl yakışacak? Bu O'na nasıl yakışacak?

  67. 26:38

    Hiçbir tarafı tutmuyor. Onun için buyuruyor. Ve duhûlül abdî. Dehelel abdî de yazmış buraya ama ben duhûlül abdî de olsa daha iyi de olabilir. Fark etmez. Zaten iman etmenizden ibaretleridir bunlar. Farsçadan Arapça çevirilmedir. Ama çeviren çok güzel çevirdir derdi Efendi Hazretlerimiz. Ve dehelel gidel abdî kul fî efâli işlerine.

  68. 27:02

    Öyle işler ki el ihtiyariyet. İhtiyar. İhtiyari demek hani Türkçe'de ihtiyarladık derler. O ayrı bir şey. Onunla alakası yok bunun. İhtiyari demek kendi seçimiyle o işi yapıyor veya yapmıyor. Kendine taalluk ediyor. Şimdi kulun ihtiyari işlerine girmesi. Yani kendi isteğiyle olan işler var. Bir de isteğiyle olmayan işler var.

  69. 27:26

    İsteğiyle olmayan işler mesela benim boyumun 1.65'te kalmasını ben belki 1.70 isterdim mi acaba? Bilmiyorum. Uzun var ahmak olur diye bir söz var. Belki de istemezdim ama şimdi bu benim elimde değildi. Veya suratım daha yakışıklı olsun ister miydim? Veyahut ne bileyim şeker hastası olmamayı tabi isterdim.

  70. 27:52

    Ama bana sormadılar yani. Pankrası Mevla durdururken, öldürürken o organı, uzvu benim ihtiyarımda değil. Şimdi bir benim ihtiyarımda olmayan işler var. İşte ne kadar yaşayacağım işte efendim ne bileyim kaderim alın yazın başıma gelenler bilmem neler. Tabi onlarda bazı kespinde takli var o ayrı bir şeyde.

  71. 28:18

    Ama ihtiyarı olmayan birçok mesele var. Benim seçimimde değil yani. Bana sorulmamış veya ben orada bir irade kullanmamışım. Bunlara onlara ızdırari de denir. Yani Allah-u Teala orada kararını vermiş senin kesbine ameline, icraatına orada bir etki bırakmamış. Bunlar ızdırari. Ama ihtiyariler var. İhtiyar ile mesela hangi ana babadan doğacağında hangi ülkede doğacağında bunlar da

  72. 29:04

    ihtiyarı bir şey değil. Bizim seçimimizle mi oldu? Dolayısıyla kulun bunlarda dahli yok. Dahli demek etkisi yok. Hiç. Ama ihtiyarı işlerinde etkisi var. İhtiyarı ne demek? Ben şimdi akşam namazı, yatsı namazı kılacak mıyım veya sabah namazına kalkacak mıyım? Ona göre ben burada baştan bir niyet etmem lazım.

  73. 29:30

    Ona göre o kararı verdiğim zaman işte saat mi kuracağım, telefonu mu kuracağım, alarmı mı kuracağım, bilmem ne. Ona göre beynini hazırlıyorsun. Önce bütün işler beyinde biter. Ondan sonra o iradeye göre yönleniyorsun. Bunlar ihtiyarı şeylerdir. Veyahut yemek yiyecek miyim, yemeyecek miyim? Biriyle konuşacak mı, konuşmayacak mıyım?

  74. 29:53

    Felanca ile toplantıya katılacak mıyım, katılmayacak mıyım? Katılmayacak mıyım? Bunlar Mevla yaratmak hepsi ondan. Ama burada senin de kesbine şey vermiş, etki vermiş. İnne mâ bu ancak ve o, yani kulun duhûlü bu işe, dehalenin duhûlüne gidiyor. Yani kul kendi ihtiyari, kendi seçimiyle yaptığı işlere giriyor, giriyor, girişiyor yani.

  75. 30:20

    Girişiyor, inne mâ ve o girişme neyle oluyor? Bir kesbihi, kendi kesbihiyle oluyor. Kes demek kazanmak demek. Yani kazanmak demek amel demek. Aynı manada fiil demek. Şimdi kesbihince biraz Türkçede çok kullanılmıyor. Amel daha fazla kullanılıyor, fiil ve icraat daha fazla kullanılıyor. Ama manadan aynı şey.

  76. 30:40

    Orada kendi kazanması, kazanma ne demek? İşte lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet. Amene Resûlü'ne, Bakara Sûresi'nin son sayfasının son ayetlerinde kulun hayır namına iyilik olarak, işte sâlih amel olarak, işte sadaka, hayra, namaz, abdest, kesbettikleri kendi lehine sevap olarak yazılıyor. Ve aleyhâ yine kendi aleyhine yazılıyor.

  77. 31:07

    Mâuşe ikte sebet. İşte o da yine gayret ediyor, zorlanıyor, bilmem ne ediyor. İçki içmek, kumar oynamak, zina etmek, uyuşturucu kullanmak, bilmem ne partiler yapıyorlar işte bilmem ne. Bunlar kolay şeyler. Ne kadar para lazım bilmem ne, sahil lazım bilmem ne, şimdi hepsi kodesi, boyluğu falan. Bunlar ikte sebet yani.

  78. 31:24

    Biraz kesebet daha kolay şey ediyor. İkte sebet biraz daha fazla gayret gösteriyor. Yani günahları işlemeye daha fazla gayret göstermek lazım. Bir şey de çıkıyor. İktisap fiilinin iftihalden gelmesinden. Dolayısıyla burada kesbin yeri var mı kazanmanın? Var. Amelin yeri var mı? Var. Fiilin diyebilirsin.

  79. 31:46

    Efendim, icraat diyebilirsin. Bak kelimeleri dikkatli seçeceksin. Ama halkın yeri var mı? Haşa. Yaratmak Allah'ın. İcadın yeri var mı? Haşa. İcat ediyor. Ne icat edecek ya? İcat yoktan var etmek demek. Türkçe'de hep icat lafını kullanıyorlar. Çok tehlikeli bir laf. Kasıtlı kullansa kâfir olur. Allah'tan başka birisi bir şeyi yoktan var ettiği manasına kullansa kâfir olur.

  80. 32:11

    Tabii yanlış manalarda kullanıyorlar. Kelimelere çok dikkat etmek lazım yani. Ha kesb, kazanmak, amel, işlemek, fiil, yapmak, icraat, işte bir şeyi ortaya getirmek, çıkartmak. Yoktan varlığa çıkartmak değil. Burada bir icraat, bir iş yoktu. Sen orada başladın bir iş yapıyorsun yani. Bu demek. Bunlar inne mâve kulun ihtiyarı işlerinde mübaşareti, duhulu girişimi var.

  81. 32:44

    Ama bu girişim neyle oluyor? Bir kesbiyi tamam kendi ameliyle, teşebbüsüyle. Teşebbüs de Arapça bir kelime denir ama Türkçeleşmiş. Aslında teşebbüs sarılmak demek yani. Eteğine sarıl, teşebbese bir eziyâliye. Eteklerine sarıldı derler Arapça'da. Peltekseydin sonu teşebbüs. Yani o da ne demek? Yani kendisi bir işin ucundan tutuyor yani.

  82. 33:06

    Bir kesbi var yani, ucundan tutuyor. Bir şeye sarılıyor, bir şeye yapışıyor. O kesbe ne? Nasıl bir kesbe? El-Vâkı'yı bu kul buluyor, o meydana geliyor. Tamam neyle meydana geliyor? Bir kudreti, kulun kendisine Allah'ın verdiği gücünü kullanmakla, da ve irade dediği kulun arzu etmesi, bir şeyin olmasını istemesi yönünde, irade kullanmasıyla, bunun burada etkisi var mı?

  83. 33:29

    Var. Var ama o işin meydana çıkmasında etkisi var mı? Yok. Şimdi o zaman bir iş meydana çıkıyorsa, bir kul namaz kılıyorsa, hayır tarafından. Bir kul içki içiyorsa, bir kul zina yapıyorsa, bu tarafta namaz kılıyor, hayırlı bir iş çıktı meydana. Bu tarafta da zina yapıyor, o da bir güç kullanmak ister.

  84. 33:52

    Namaz da bir güç kullanıyor. Ruku, kıyam, ruku, secde falan. Burada da zina yapmak için güç kullanıyor. Şimdi bu ikisinde de önce ne kullanıyor kul? İrade kullanıyor. Ne demek? O işi yapmak istiyor bir defa. Beyinde biter. O işi yapmak istemesi yetmiyor. Çünkü bir fil teşebbüt esmeti gerekiyor. Allah'ın ona verdiği cüz'i de olsa, bir irade ve kudret var.

  85. 34:15

    Allah-u Teala cüz'i, irade ve kudret vermiş. Cüz'i ne demek? Külli irade ve kudret. Yani yaratmanın dahil olduğu içine, o ancak Allah'a mahsus. Ama cüz'i ne demek? Sana kendiliğinden isteme imkanı veriyor. Yani bir şey isteyebilirsin diyor. Ama yaratamazsın diyor. Ama isteyebilirsin diyor. Sonra yine cüz'i bir güç vermiş.

  86. 34:42

    Cüz'i bir kudret, o işin meydana gelmesine yeterli değil. Yaratılmış olmasına, yoktan var edilmiş olmasına yeterli değil. Ama cüz'i onun için, yetersiz. Ama cüz'i bir kudret vermiş. Ne demek? Demek, öne geçecek kadar, yani işi başlatacak kadar, başlatacak kadar, yani teşebbüs, irade beyin istiyor ama oturuyor.

  87. 35:08

    Bir adam kırk sene cima yapmak istiyor ama teşebbüs etmiyor. Hiçbir kılını kıpırdatmıyor. Bu adamın hiçbir karısıyla bile cima etmesi mümkün değildir. Onun için irade ile iş olmuyor veyahut da ben de namaz kılmak istiyorum. Ben namaz kılmak istiyorum. Duruyor, duruyor, duruyor, namaz kılmak istiyorum ya.

  88. 35:27

    Çoğuyla tembellik de var. İstiyorum diyor. İstiyorsa belli değil de. Çünkü isteyen gücünü kullanıyor. Öyle duruyor. Kaç sene geç, adam bir rekat namaz kılmıyor. Çünkü neden? Gücünü tahalluk ettirmek. E gücünü tahalluk ettirse yine kılamaz. Ancak Allah yaratması lazım. Ama Allah-u Teala da sana verdiği cüz'i, irade ve kudrete o bakımdan etki vermiş.

  89. 35:49

    Yani ne demek? Sen ne istiyorsan ve gücünü neye kullanıyorsan ben de sana onu yaratacağım buyuruyor. İmtihan ya. Bunu daha iyi anlatacağız önümüzdeki testte. Orada çok daha izah yapıyor. İşte şimdi, demek ki kul ihtiyari bir işe giriyor. İhtiyari kendi seçiminde ister yapar yapmaz hani. Tamam giriyorsa buna iki şeyle bu iş meydana geliyor.

  90. 36:14

    Bu tek kanattan uçmuyor. İnnema ve ancak bu ihtiyari işin husulü, var olması. Bi'kesbihil vakıbi kudreti ve iradeti. Kula verilen cüz'i de olsa bir irade, isteme sıfatı. Bir de güç kullanma, gücünü hareket ettirme yani. Kendi bir hareket ettirme, harekete geçirme. Bu ikisi meydana geldiğinde yani kul bunları işlettiğinde Allah-u Teala bunları sen işletebilirsin demiş ona.

  91. 36:49

    Buna kesb deniyor. Yani bir şey yapmak istediyse ve o yönde de bir hareket sergilediyse işte o kesb tamamlandı. Kesb ne demek? İcraat, kazanmak, yapmak, bi'şey yaptı yani, bi'şey teşebbüs etti yani. Ama o iş meydana gelmesine bu yetiyor mu? Yetmiyor. Daha neyle meydana geliyor? Ve halkıl fiili işin husulünü, vücudunu, vücud yani yokluktan varlığa çıkmaz çünkü öyle bir iş yoktu.

  92. 37:24

    Namaz kılmıyordun, o anda kılacaksın. Ondan evvel yoktu o şey. O fiil hasıl olacak o namaz veya zina, kötü taraftan düşünürsek veya işçi. O fiilin hasıl olmasını da Allah'ın yaratmasını, kim tarafından yaratma meydana geliyor? Minallâhi sübhânehu. Allâh'ı sübhânehu, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan demek sübhânehu.

  93. 37:46

    Yüce Allah'ımızdan yaratması, fiili yaratması ile meydana geliyor. Yani daha ve halkul fiilme ve kesbi'i işin kesbi ile meydana geliyor. Ne ile? Kim tarafından? Ve abd-i kuldan. Kesb-i kuldan geliyor, yani bir şey yapmayı istemesi ve düğmeye basması. Ama düğmeye bastıktan sonra o işin meydana gelmesi Allah'ın yaratmasına bağlı.

  94. 38:18

    O arada Mevla devreye giriyor, sana güç yaratıyor, işte güç kuvvet yaratıyor. Kıyam edecek, rükû edecek, secde edecek, kıraat okuyacak. Yoksa güç yaratmasına hiçbirini yapamıyorsun. Veyahut da haramda, günahta bir şey yapacaksın. Allah yaratmasına onu da yapamazsın, yapamıyorsun.

  95. 38:34

    O zaman fefiyel-ül abd-i kulun işi öyle işte ki el-ihtiyâriyû, o fiiliye, yani müptedanın sıfatı, ihtiyâriyû, ihtiyâri fiili. Yani ne demek? Hani demin ki dediğim gibi nerede öleceksin, kaç sene yaşayacaksın, boyun ne kadar olacak, rengin ne olacak bilmem ne, hani zenci, kendi mi zenci olmak istedi veyahut da ben beyaz olmaya, ben bir seçim yaptım.

  96. 39:02

    Dolayısıyla onlar ihtiyari değil. Ama ihtiyari olan işler, yani namaz kılacak mısın, kılmayacak mısın, zina yapacak mısın, evlenecek misin, evlenmeyecek misin bilmem ne, bunlar ihtiyar işler. Bunlar vakı'un rükû buluyor. Neyle rükû buluyor? Kulun kespi, yani o işi yapmak istemesi ve istemekle yetinmeyip düğmeye basması, bir teşebbüse geçmesi buna kespleniyor.

  97. 39:33

    Daha ve halk-ül hakkı celle ve âlâ, celil ve âli olan, müteâli olan Hak Teâlâ'nın yaratması. İkisinin mecmû, mecmû demek bir araya gelmesiyle bir iş ortaya çıkar. Dolayısıyla burada kulun... ...işlerinde kendi irade ve kudretinin etkisi var mı diyecek olursak, var.

  98. 40:06

    Eğer olmasaydı, kulun iradesinin ve cüz'i de olsa kudretinin, yani bir düğmeye basmasının veyahut da bir teşebbüse geçmesinin ve ihtiyari bir seçim yapmasının, bir bu işi yapayım diye bir düşünmesinin ve irade, kudret göstermesinin için medhâlün, eğer bir medhâl, yani medhâl bir girdiği nokta olmaz, bir etkisi yani,

  99. 40:27

    etkisi yani, dahli olmasaydı, fi'l-fi'l-yihi kendi işinde, kendi yaptığı iş, kendi yaptığı iş, ama kendi yarattığı iş değil işte, mesele burada. Ama başlaması kendi yaptığı, yapması anlamına geliyor. Ondan ona bu işin failidir. Bu olayın faili kim diyorlar? ama Hâlık'ı kim? Yaratıcısı Allah. Dolayısıyla o işin fiilinde, amelinde, kez tarafında kulun hiçbir etkisi yok.

  100. 40:56

    Dersek, o zaman yekûn olur hükmü, onun yaptığı işin hükmü ne gibi olur? Nedir olur? Hükme. fi'lil mürte'şi Fî'l-il-murtâşî. Parkinson hastası, gayri ihtiyari eli devamlı titreyenin, fiilinin hükmü olur. Halbuki ikisinin arasındaki fark mahsusun hissediliyor ve müşahedün, müşahede ediliyor, açıkça görülüyor.

  101. 41:19

    Yani şimdi benim elim bak şöyle duruyor. Elhamdülillah, maşallah mesela bir titremem yok. anlamı yok. Ama şimdi Pakistan olsa, devamlı böyle. Şimdi bu da fiil, bu da fiil. Böyle yaptım, böyle yaptım, bu da fiil. Bir de böyle böyle, bu da fiil. Ama şimdi bu, Murtahşim fiili devamlı eli titriyor. Bu gayri ihtiyar.

  102. 41:46

    Allah'ım buna niye elini ikide bir titretiyorsun ya diye sitem yapabilir misin? Elimde değil diyor. Ama öbürü böyle elini durdurabilen bir adam. O sırada tak çakıyor mesela. Ondan sonra ona diyorsun ki ne yapıyorsun ya, niye vuruyorsun kardeşim? Bilmiyorum. Ama eli zaten titriyorken geldim. Titremekten vurdu, çayı döktü.

  103. 42:08

    E şimdi çayı döktü, ulan halıyı pisledi, bilmiyorum ne. Çok da kaliteli halıydı, çay lekesi çıkmaz, bilmiyorum şekerli miydi, şekersiz miydi tartışmaya başlıyor. E şimdi onu eli devamlı titreyen, Murtahiş'in çay dökmesiyle efendim öbürü vurup dökenin bir mi? Ve onu mesul ediyorsun, onu mesul ediyorsun.

  104. 42:26

    etmiyorsun. Dolayısıyla sen kulun hiçbir fiilde hiçbir etkisi yok dersen o zamanda kul niye cehenneme girsin, niye efendim cennete girsin, niye sevap kazansın, azaba tüccar olsun falan filan konuları çıkar. Bundan dolayı... fe in lâ cungu biz nâlemu biliyoruz bil bedâti, hiç düşünmeden anlıyoruz ki, yani bunu ince düşünmene gerek var, herkesin anladığı bir şey.

  105. 42:55

    Neyi anlıyoruz? Enne fîlel murtâşî, gayr-i ihtiyârî, eli titreyen, Parkinson hastasının o hareketi, işi, ihtiyar sahibi, kendi iradesiyle şöyle yapan, şöyle yapan, vuran, kıran, onun fiilinden başka bir şeydir yani, o ikisi bir iş değil. Aradaki bu fark, yani, istem dışı elinin devamlı titremesine, isteğin, elini böyle böyle yapanın arasında fark var mı?

  106. 43:29

    Bu farkı gözle görüyoruz. Var. Ve bu kadar fark yekfî, kâfî geliyor. Niçin? limedhaliyyeti kesfilabdî. Kulun kazanmasının, teşebbüsünün tesiri için. Nerede? fî fi'lihî. Kendi yaptığı işlerde icraatlarda, kesbilerde kulun etkisi var mı? Var. Ne bakımdan? Çünkü cüz'i de olsa, irade ve kudret verilmiş, onu iki tarafı da seçebilirken ve gücünü iki tarafa da kullanabilirken,

  107. 44:01

    yani zina etmekle namaz kılmak ikisini de kullanabilecek... bir güç gücü var. İsterse onlar namaz kılar, isterse zina yapar. Aynı güçle. Tamam, isterse zemzem içer, isterse şarap içer. Aynı güç. E bu güç, iki tarafa da iradesi tealluk edebilir mi? Edebilir. Nitekim kiminin o tarafa ediyor, kiminin bu tarafa ediyor.

  108. 44:25

    Kimse kimseyi de kafasına silah zoruyla sokup da tecavüz ettiği yok, o tecavüz ederse o ayrı bir şey. kırmaz. Ama normalde bu kadar zina eden kendi isteğiyle ediyor. Allah'ın razı, varanın razı diyor. Yani öbür türlü zorakî bir adama zaten elfaz-ı küfrü konuştursan bile Allah onu kafir saymaz. Çünkü adam ölmemek için ölüm tehlikesi var.

  109. 44:46

    Allah müsaade etmiş. Onu konuşmuyorum. Ama ihtiyari fiillerinden bahsediyoruz. işlerde, kendine verilen iradeyi hayra da şerre de yönlendirebiliyor. Veyahut da o teşebbüs bakımından, düğmeye basmak bakımından, başlatmak, işi başlatmak bakımından iki tarafa da hayra da şerre de müsait. Engel konmamış, Mevla yaratmış, bırakmış.

  110. 45:10

    Ama ondan sonra... o irade ve kudreti nereye kullanılsa Mevla'da onu yarattığı için o iş meydana geliyor. Mevla yaratmasa o iş meydana gelmez. Mevla yaratmasa o iş meydana gelmese, Mevla onu mesul eder mi? Etmez. Etmez. Mesela namaz kılacaktı, Allah Mesela namaz kılacaktı, Allah fiil yaratmadı onda felç etti, baygın oldu, öldü.

  111. 45:32

    E ona niye namaz kılmadığını sormuyor ki. Öbürüne de zina edecekti de çok tam karar verdi, her şey hazırlandı. Mevla yaratmadı, mani çıkarttı bir mevleti ama ona da zina etmiş, günahı yazar mı yazmaz mı orada ihtilaf var. Azimle, çünkü tam karar vermişti Allah mani çıkartmasaydı o azimle yazılır mı yazılmaz mı.

  112. 45:51

    Bazı ulema yazılır diyen var, yazılmaz diyenleri ekseriyetle ağır basıyor, yapmadığı için bil filan ama icraata geçmemiş diye. Ama tabii Mevla mani çıkarttıysa tabii. O ayrı bir şey. Bazısını da sevdiği için mani çıkarır, o da ayrı bir şey. Başka bir güzel ameli vardır, onu beğenir, buradan da bunu günaha düşürmez, onlar ayrı bir şey.

  113. 46:11

    Bunlar özel konulara girmiyor. O şahsa mahsus, herkesin kendi şahsıyla alakalı işler. Ama biz umumi mefhum olarak konuştuğumuz zaman kula bir irade kudret verilmiş, bunlar cüz'idir. Cüz'i olması ne manadadır? Yaratmaya tesir etmek demektir. Onun cüz'iliğinin anlamı yani işi bitiremez ve meydana getiremez.

  114. 46:34

    Külliği değil, külli irade ve kudret Allah'a ettirir. Cüz'ilik olmaz. Ama arzusunu ve gücünü işi başlatmaya yönlendirebilir mi? Yönlendirebilir. Peki başlatmaya teşebbüs ettiği anda yaratan ancak Allah'tır. O yaratmazsa olmaz. İşte bu noktada geldik ve kaldık. Bundan sonra çok önemli bir ilim var. Ben bunu tümünü okuyacaktım ama orada biraz daha izahat yapalım.

  115. 47:01

    Kaderle ilgili, kaza ile ilgili, Allah'ın ezeli ilmiyle ilgili. Tabi Mevlamız'ın kuluna imkanlar vermesiyle ilgili ve madem yazılan bozulmaz, irade ve kudreti külliye Allah'a ettirir. O zaman beni niye cehenneme atacak? Veyahut bana niye kızıyor, gazap ediyor, günah yaparsam bilmem ne. Bu hezeyanların, palavraların lüzumu yok.

  116. 47:31

    Çünkü burada kul kâsiptir ve mesuldür. Allah Haliktir ve mesul değildir. Ama bunun biraz daha izahı, bu mektupta diyor ya, ben burada çok nihayetli bir beyanda bulundum bu konuda diyor. Önümüzdeki dersi kaçırmayalım. İnsanlara da tavsiye ederim. Ve güzelce kaderle ilgili de müşkülleri, kafalarında soru işaretleri olanlara da

  117. 47:54

    İmam-ı Rabbani Hazretleri itikadda müştehit olmasa bile berekatıyla biz de anlatmaya bir şeyler çalışırız. Baya bir ehl-i sünnet itikadını, bu konudaki ehl-i sünnetin görüşünü, hak olan görüşü anlamış oluruz. Allah-u Teala zerre kadar ehl-i sünnet itikadından ayrılmaktan cümlemizi muhafaza eylesin. Amin ve sallallahu aleyhi ve sellem. Ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ve sellem.