Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (3. Cilt 3. Mektûb - 6) 204. Bölüm 2 Temmuz 2025
2 Temmuz 2025 · 60 dk
39:06 / 59:04Şu an 39:06 / 59:04
Video bölümleri
Transkript
137 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Sallallahu ala seyyidil murselin. Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecma'in. Mektubat-ı Şerife'den Muhammed-i Şerife'den üçüncü cilt, üçüncü mektupta kaldık. üçüncü cilt,
- 00:28
Tabi biraz uzun bir şeyde kaldı. Bir de bu akşam tatil etmeyi düşündük. Önceki haftalarda... Herkes bir dağılıyor. 10 Eylül, Çarşamba'ya kadar inşâAllah tabi diğer Perşembeleri bırakmayacağız inşâAllah. Perşembe akşamından sohbet, dua kabusatı onları bırakmayacağız inşâAllah. Yani nereye gitsek de geleceğiz inşâAllah.
- 00:55
Lâkin, bu dersler... Zor olabiliyor. Bir de insanlar yoruluyor. Biraz hevesli olsun diye yorgunluktan Biraz hevesli olsun diye, yorgunluktan kurtarmak için bazı tatil veriliyor. Belki bu mektubu bitirebiliriz. bu bitirebiliriz. İnşa'Allahu r-Rahman. Biraz uzun ama izahı zor yerler değil. Allah-u Teala'dan gayri ilah olmayışı, mabud bulunmayışı.
- 01:33
Bu konu işlendi yani. Geçen derslerde Tabi burada biraz daha tasavvufi tarafına da işi döndürecek zahiri manalar hemen hemen bitiyor. Buyuruyor, yenbegî, icâb eder en iyi öğrenme, şöyle bilinmesi gerekir ki icab eder en yuvelenme, şöyle bilinmesi gerekir ki enne âdemestuhkâ ademestihgâkü gheylil hâk, sübhânehu, dinâ ibâdeti.
- 02:01
Allah'tan gayrı hiçbir şeyin kendisine kulluk yapılmayı hak etmeyişi konusu bedihiyyun. Bedihidir. Yani bedihi bedaatten geliyor. Bedaat, şimdi nasıl anlatayım size? Çok aşikâr, çok aşikâr da anlamak. Bir var önünde bir şey çok açık görebiliyor, gözün görüyor oda, görünen bir şey falan. Bu, bu oda değil.
- 02:30
Buna yani delil hiç lazım değil. Ne demek gibi? İnsanın kendini bilmesi gibi. Yani şimdi ben varım, benim varlığımın başkası belki delille çözebilir. Yani beni görmesi lazım veya işitmesi lazım veya var mıyım yok muyum bilmem ne. Onun için bedihi olmayabilirim yani. Ama benim varlığım, benim kendim için bedihidir.
- 03:00
Çünkü neden? Benim var olduğuma ben delil aramam yani. Onun için Mevlanın'dan başkası tapınılmaya layık değil. Buna diyor bu kadar delil getireceğiz, çekeceğim derslerde deliller de getirilir ya. Aslında diyor bu delilleri getirmeye bir lüzum yok. Çünkü o kadar açık bir şey ki, işte ama haktan zahir hiçbir şey yok.
- 03:27
Göğsüklere pinhan imiş. O pinhan gizli yani. Bu ayrı bir şey. Bazı insan kendi varlığını da bilmez. Kendinden de haberi yoktur. Bu başka. Ama nasıl kendini, varlığını bilen bir insan Rabbinin varlığını bilmeye delil aramaz. Ne gibi? Kendi varlığına delil aramadığı gibi. Çıkınca, sen nereden oldun yani?
- 03:59
Sen yoktun ki. Başın belli. Yani gelinin de yokluğun belli. Sonra da medena çıktığın belli. Kim iddia edebilir ki ben ezelden ebede kadar varım? Ben diyebilir miyim ki 65 sene evvel vardım yani? Babamın sülbüne düşmemişim. 65 sene evvel. E o zaman başlangıç var. Başlangıç varsa başlatan var. Yani düğmeye basan var, butona basan var.
- 04:29
Bu kadar basit yani. Çünkü öyleyken kendi kendine olamazsın. Hiçbir şey kendi kendine olamaz. Kendi kendine olamazsın. Mevla'nın varlığı kendinden ağır bir şey. Onun için bedihidir diyor ya. Varlığını biliyorsan kendine inanıyor musun? İnanıyorsun. Rabbin var. E peki o seni yoktan var eden, yaradan, bir noktadan başlatan, e senin kulluğunu ancak o hak eder, başkası edemez ki.
- 04:54
Çünkü neden? Ne emeği var? Ne kadar emek? Bu kadar emek değil bir şey. Ne şey var? Annemin ne kadar etkisi var benim yavrum var olmamda, babamın ne kadar etkisi var, sebebiyetten öte. Taşıyıcılık. Taşıyıcılık yani. E bundan dolayısıyla onlara o kadar teşekkür edeceğiz, ciddâd edeceğiz, öf demeyeceğiz, şu olacak, bu olacak soru.
- 05:18
Bütün İslamiyet, ana-baba hakkınıze, Allah'ın hakkından sonra yönlendiriyor. Sen şimdi burada sırf sebebiyet vermesi hasebiyle o da Efendimiz Hazretleri'nin buyurduğu gibi, onlar kendi keyiflerini yapıyorlardı derdi. Onlar kendi keyiflerini yerine götürüyorlardı. Sen olacaksın diye özel bir mesele karşıma atla.
- 05:39
O arada Mevla yarattı seni yani, o sebeple. Ondan dolayı bu kadar itaat, her şeyi yaratan, seni yaratan, ana-babanı yaratan Allah, hiç devrede yok. Az daha sevgilisine tapacak adam ya, karısına tapacak şey yoksa, tapıyor zaten. Çünkü Mevla bir şey buyuruyor, o bir şey diyor. Mevla'yı dinlemiyor, onu dinliyor, kime itaat ediyor, onu tapıyor.
- 06:05
Yani tasavvufi manasında, işin hakikat boyutunda tabii bu şirk oluyor. Ama şeriatın zahiri manasında, ehl-i sünnet itikadında böyle adama kâfir diyemiyorsun. Yani o manada kâfir diyemiyorsun, diyemiyorsun ama müşrik diyorsun. Müşrik nedir? Ortak koşan. Ortak bile koşmuyor, onu hiç dinlemiyor, bu ne derse onu yapıyor.
- 06:26
Ortak deden biraz onu dinler, biraz onu dinler. Adam Mevla hiç dinlemiyor. Yani müşrik bile yakışmaz bunlara. Çünkü ortaklaşa iş yapmıyor mu? Sırf batıl ilahlara, farayet-i men itikadı, ilahı, hevâhı. Nefsinin arzularını, ilahı edinmiş adamı gördün mü diyor. Allah'ın ilmi de olsa, Karun'un ilmi yok muydu?
- 06:56
Bela'nın ilmi yok muydu? İlmine rağmen onu saptırıyor. Bir manası da Allah biliyor ne mal olduğunu, onun için saptırıyor ama, adam bilerek iş yaptı. Kulağına mürmürüyor, kalbine mürmürüyor. Gözün üstüne perde kapatıyor. Halbuki gözü kulağa çalışıyor. Ama adam gözünün önündeki hakkı inat ediyor, anlamıyor.
- 07:25
Bunları yaşıyoruz. Allah'dan sonra onu kim hidayet eder? Hiç mi düşünmüyorsun sen? Onun için hidayette Mevla'dan, bir şey bulduk Mevla'dan, bir şey bildik Mevla'dan. Yani hiçbir şey yok ortada Mevla'dan gayrı esasına bakarsak da, işte la maksûde illallah, la mevcûde illallah, tarikat derslerindeki o yükseliş açıla açıla gidiyor.
- 07:56
Onun için başta la ilahe illallah, yani la maksûde illallah, la mağbûde illallah. Allah'tan başka ibadet, ilah yok. Biraz makam yükseliyor, la maksûde illallah. Allah'tan başka gayrı edinilecek, rızası gösterecek hiçbir varlık yok. Biraz daha yükseliyor, la mevcûde illallah.
- 08:16
Şimdi bakıyorsun sonuna, Allah'tan başka varlık diye bir şey yok. Ne Mevla var? E tabi o da vaadet-i vücuttan farkı var da, vaadet-i vücut şeyine de işi tükürmemek lazım. Yani müşaheden de Mevla'dan belli. Hatta var işte, elini elde ediyorsun ha burada. O zaman var. Olmasaydı bile mutluluğum var, elim acımazdı ya.
- 08:39
Ama yok işte. Hakikatta yok. Müşaheden, gözünün görüşünden o kaybolacak. Sademevla'nın yaratmasını göreceksin falan. İşte o makam harici. La ilahe illallah manalar hakkında bu mektup yazılmış. La ilahe illallah'ın tabi deryası bitmez. Ama yani, biz daha birinci masamakta Allah'tan başka mabud yoktayız diyor yani.
- 09:08
Bunun için de yani ibadeti kimse hak etmiyor. E kimse hak etmiyor. Bedihidir diyor yani. Kendini bilmene delil mi arıyorsun? E seni başka yaratan yoksa niye ibadetimi hak etsin? Yani buna mukaddime mi lazım? Hadi diyelim ben biraz man kafayım da bana göre bedihi değil. Biraz bana delil anlat. O zaman diyor felakalle.
- 09:35
Bundan aşağı kalmaz ki müneyyekun olmasın. Hadsiyyen. Hads, sezgi demek. Türkçe'de sezgi, bulgu, iç buluşu. Yani zaten bakıyorsun, insanları fıtrat üzerine koy versen, yani anasını babasını vermesin, özel. yani anasını, babasını, özel Talim terbiyeyle onu yavuk gibi mecusi yapmaya uğraşmasa yani insanlar.
- 09:55
talim, terbiyeyle onu yahut mecusi yapmaya uğraşmasa yani insanların. Fıtratı ne burası? O iç buluşunda zaten fıtratı lailleti fıtraten nâsi alâya buyuruyor. Bütün insanlar aynı fıtratı yarattı aslında. Yani şu anda 8,5 milyar insanın nâyası, hafırın yaradılışı fıtratı hep İslâm kabul ediyor. En iyi şekilde İslâm'ı yaşar.
- 10:19
bıraksan hepsi Kur'an öyle olur, zikir öyle olur falan. Yandan müdahaleler olmasın. Yandan müdahale çok fena. yandan müdahale çok fena, yani zaten insanların hepsini bıraksan, sağlıklı yaşar, uzun yaşar, yani ya da mesela bir bünyeyi 120 seneye göre yaşaması, 120 seneye normal fıtratına bıraksan,
- 10:48
şimdiki 120 sene yaşayan, parmaklık üstüne normal sayılıyor, normali 120, onun yukarısına gidiyor, 700 sene, 800 sene, 1000 sene, ortalama böyle, ama ne oluyor şimdi, doğar doğmaz, sütünden, sütü bozuk, bilmem, anasının yediği şeyler bozuk, oradan ona geçiyor, oradan çocuğa geçiyor, anasının karnında çocuk başlıyor, hasta olma, şeker hasası doğuyor çocuk.
- 11:17
İşte onun için yan etkiler olmasa, nasıl ki fiziki bir fıtrat var, selametle gidecek, manevi fıtrat da öyle, ama işte hele ki şimdi, hele ki bu internetlerdir, internete bak, 40 şey önüne çıkıyor, hepsi, gözünden, beyninden, resim çekiyor, hafıza oradan, kalbe, kalp bir havuz, dol, dol, dol, bu kadar.
- 11:45
Duydukların oraya gidiyor, gördüklerin oraya gidiyor, dokundukların oraya gidiyor, çıfıt çarşısı ya, bir adam olsa kalbi selim istiyorlar, neydi kalbi selim evladım dedi, selim ne demek, Mevlam'dan gayrı her şeyden boş. Bu kadar şeyi görürsen derdi Efendi Hazretleri, riyadan kurtulamazsın. Ne kadar az işitsin, görürsün, az düşünsün, dış ilişkiler, bu kadar ihlasa dönersin.
- 12:16
Yoksa ne biçim? Fudaylı İbn-i Yazı öyle diyor, terkülü amelliyecli niyaz, riyav, o da zor bir şey ki, Kurbiya tefsiri anlatmasa, Eşmerak gazeteleri vesaire, kimse bir şey anlamayacak. İnsanlardan sebep ibadeti bıraksa riyadır diyor. Biz de zannediyoruz ki ibadet yapsa riyadır. Bıraksa riyadır diyor.
- 12:38
Hadis-i kişi ne? Vel amelliyeclinden şirkün. Zaten insanlar görsün diye yapsa, o da depten şirk diyor. Halas nerede arkadaş? Vel halas, vel ihlas, el halas. İkisinden kurtulursan, halas bulursan, ihlas olur diyor. Kimse bir şey anlamıyor, ben bu lafı hiç anlamıyorum. Daha bugün ruhu benden yansıdım ben.
- 13:03
Anlamıyordum ben, anlamaya çalışıyorum. İnsanlardan sebep ameliyeti terk etse riyadır. Yapsa riyadır ya. Bıraktım zaten, yapmadım ki. Kuşluk kılacaktım şurada, kılmadım abi. Kılmadımın ne riyası olacak yani? Bu Fuzuli Niyaz bir şey söylediği zaman herkesin anlayacağı bir şey olur mu yani? Kaç satır İspanyol muydu?
- 13:27
Yani ne demek istiyor bak, inceleye bak şimdi. Sen diyor, kuşluk namazı kılıyorsun her gün iki rekat. Veya dört rekat, veya sekiz rekat. Millet vardı orada ortamda. İçimden geçiyor yani şimdi. Kalkıyorum kılıyordum ben, her gün kılıyordum. Sonra dedin ki, ya şu bunları da görüyorum böyle şimdi. Biri bir şey diyecek, biri bir şey diyecek.
- 13:45
Sen de ama takvalarsın, sofileştin bilmem ne. Bu da evliya olmuş. Millet de manyak manyak konuşuyor. Bugün kılmayayım. İşte riyadır diyor. Niye? Sen zaten Allah için kılmıyor muydun diyor. Her gün kılıyor muydun diyor Hacı abi diyor, kılıyordum diyor. Yalnız kaldığında da kılıyor muydun diyor, kimse görmezken?
- 14:08
Kılıyordum diyor, koştuk adette. Yerdim var. Peki bugün niye bıraktın diyor? İnsanlar şey yapıyor. Milletleri şey yapıyor demiyorsun. Madem ki sen insanların orada olduğunu mülaza ettin. Ve senin sırf Allah için yapman gereken iki rekat, dört rekat neyse. İbadet ve taat, rükû ve secdede millet görür mü görmez mi?
- 14:30
Sen milleti görmeyeceksin ki diyor. İhtiyaç oydu diyor. Madem burada millet var diye ibadeti bıraktın. O bırakman riyadır diyor. Çünkü neden? Demek ki insanların varlığı yokluğu sana böyle değişiyor. Fark etti diyor. Niye fark ettin abi diyor? İbadet ancak Allah'a yapılmıyor mu? Allah bilmiyor mu?
- 14:51
Şimdi milletin varlığı yokluğu sana ne değiştirdi? Biz de zannediyoruz ki millet varken yapsa riya tehlikesi giriyor. E sen yaptığın bir şey. Sen yaptığın bir şeyi niye terk ettin?" diyor. Sen bunu zaten yapıyordun, diyor. Demek insanları, aklında insanlar, kalbinde insanların bir yeri var ki onların varlığına bir önem veriyorsun ki namaz, o ibadeti o gün bıraktın.
- 15:14
Sen onları, yoksa hizmalıydın. İbadeti Allah için yapıyordunuz. O var olsa ne olur, yok olsa ne olur? Yapmalıydın diyor. Haa hiçbir zaman yapmıyorsun, millet görüyor. Ulan kafirin bir kere katkırayım. Millet görüyor. O da düşüktür, diyor. Millet görüyor. O da bir şirktir diyor. Çünkü zaten ibadet hiç yapmışsın ki.
- 15:29
Çok güzel bir ibadet hiç yapmışsın ki. İflas mı arıyorsun? İkisinden de. Yani, şimdi buradaki Allah'tan gayrını mülaza, yani zaten onların mevcudiyetini, yani, adam eve koyma meselesi. Yani şurada, affedersin, oradan buranı açacağım veya, ne bileyim, iğne olacağım, bilmem, ilaç yapacağım, bir yerine bir şey süreceğim falan.
- 15:57
E şimdi biri var mı, yok mu? E mülaza ediyorsun. Zahiren. Etmen gerekiyor. Küçük çocuksa, bir şeyleri anlamıyorsan, ona göre mülaza ediyorsun. E sen şimdi burada, şeyi bir tutuyor musun? Görenler, anlayanlar, deliler, çocuklar, körler, bunları bir tutuyor musun? E tutmuyorsun. Çünkü neden? Onlar var diye, öbüründe anlamaz diye, bu anlar diye.
- 16:31
Yani sana bir değişiklik geliyor, yaptığın işlere göre. Oradaki görene göre, fark çıkıyor. Bu nedendir? Senin onların, varlıklarını ve vasıflarını, itibarı almandandır. E sen Allah yapacaksın, veya Allah için terk edeceksin işte. Bir insanın, varlığını mülaza etmen, işte esas riyadır. Çünkü neden? İbadetse senin derdin, Allah için yapılan kulluksa ibadetse,
- 17:01
bu sırf Allah'a kastsa, görsen olur, görmesen olur, anlasan olur, anlamasan olur. Hiç kimseyi görmeyeceksin ondan. Yani, bu zaten, riya ve ihlas işinin, izahı o kadar zor, yani tabi, İmam Hazari, o kitapta baplar açılmış, müstakil eserler yazılmış. Kim kurtulmuş? Riya ayrı bir şey, kendini beğenmek ayrı bir şey.
- 17:33
O da farklı bir şey. Yani bunların hepsi, kalp hastalıkları, illet, maraz. Tasavvuf bunun için, Meşay tarafından, Kur'an'dan, Sünnet'ten çıkarılarak tabi, ana kaynak Kur'an, Sünnet. Kurulmuş. Tabi bu, seri sülük vazifelerini doğru yapsa, kurtuluyor. Kurtulanlar, kurtulanlar mevcut. Kurtulanları gördük.
- 18:05
Gördük, tanıdık, tanıştık ya. Kurtulanlar var yani. Ama bizim için mi? Büyük. Çok büyük. Devamlı insanlarım lazım. Kim ne der, o ne der, o ne der. Maalesef geçemiyoruz. Allah için bir şey konuşacaksan, o ne der, bu ne der hesabını yapmamız lazım. Ama yapıyoruz. Yapmamalıydık. Burada da riya var. İşine gelen konuşuyor, işine gelen konuşmuyor.
- 18:39
Bu da Allah için ibadet değil mi? Doğruyu söylemek lazım. Artık işte bunu, yani benim şimdi eski konuşmalarımı önüme çıkarıyorlar. Bilmem. Gidiyorlar, bunu çıkarıyorlar, bunu çıkarıyorlar. Çocuklar durmaz. Hiç yapmıyorlar. Mesele değil. Ama şimdi ben orada bakıyorum, biri de bana diyor, ya senle niye böyle konuştun işte şurada, yakınlarımdan, uzaklarımdan.
- 19:06
Hemen ben diyorum, dur konuşma sen. İşte o sırada diyorum, sen bunu niçin konuştun? Bu hadisleri niye okudun? Allah için. Yalancıca niye pişman oldun acaba? Millet bilmem ne demiş. Mısriye sövsün ola. Allah demek bilmez ola derdi. Niyazi Mısri de diyor ki, Allah diyemeyen, zikir evli olmayan adam bana bolca sövsün diyor.
- 19:33
Adam Allah'tan haberi yok. Bana sövsen olur, sövmesen olur. Onun sövmesi nereye gidecek, benim nereme yapışacak ya. Yani mesele Allah için yapılan bir işten pişmanlık olunmaz ya. Demek ki rüya var. girdi gidiyor. Nasıl temizleneceğini söylüyorum. Allah'a sığınmaktan başka bir çağ yok. başka bir çare yok.
- 19:58
Amelini görmemekten başka bir çare yok. Amelini görürsen zaten o harbi bela. Amelini görürsen kendini görürsün. Kendini görürsen nefsini Allah'a götürsün. İktidas nedir demişler. İşte demiş bu ikisinden kurtulmak. Kulay mı? Adamlar bunu temin için, tahsil için nefes alacak? Ahmak mıydı bu adamlar? Çilhaneler niye yaptılar?
- 20:23
neferhanesleri geldi. Ahmak mıydı bu adamlar? Çilhaneler niye yaptılar? Niye yerin dibine girdiler? Bunlar deli miydi diyordu. Yani hani her tarihten çilhane usulü yok falan. Bazı şeylerden, mektupatlardan falan var. O türlü riyazatları bizim tarihten seçmemiş. Seçmemiş ama sen gelseydin, ben seni görseydim bakalım.
- 20:51
Çilhaneyi tercih ederdim. Çünkü o kadar nefsi zorluyordu ki. Köye oturuyor, öbüründen yemek yiyor. Mesela köye hayati, kalk. Öbürü de kötü çilhane görüyor. E ne yapsın? Yap bakalım. Yarım saat uyu, kalk. Ondan sonra bir daha şu ders, oradan şu, ibadet, oradan şuraya gel, buradan şuraya gel. 24 saatte, 48 saat hayat.
- 21:17
Dönmek mümkün değil dökülen dökülene. Ondan sonra ne dersin? Ya ben bir çilhaneye gireyim bir arkadaşım. 40 gün bari kafamı dinleyeyim ya. Niye? Ondaki daha zor. Enakşı tarafında çilhane yok. Niye çilhane yok? Çilhaneden beteri var mı? Çilhane yok. Yani kalp etiğiyle, celp etiğiyle falan var. Enakşı deniyor, zahirde halkı ve kalbinde onlu Mevla'yı.
- 21:44
En zoru bu. Bari kimseyi görmeyin ne suratını ne bilmem nesini. Ondan sonra hiç olmaz. Allah'ı daha fazla hatırlat. Şimdi milleti göreceksin, hem de onları görmeyeceksin. Adam öyle koymayacak kalbin. Ama hakkını da vereceksin adamın. Konuşma hakkı var, sohbet hukuku var, konuşuluk hakkı var. Kalkıcı hakkı var, çalıştık hakkı var.
- 22:04
Hepsini vereceksin ama onun için görmeyeceksin. Hiç de seni etkilemeyecek. Hiç bir vadede böyle bir adam gördüm, tefasını gördüm. Ha onun gibi gördüm mü? Valla görmedim. Burayı yaparken burayı bozanı gördüm. Çok büyük evliya gördüm ama orada fazla giderse burada ihmali var. Hepsine hakkını veren, Vâti küllesî hakkına kavûl.
- 22:30
Müstüvar mıdır? İlla ki Allah yaratmıştır. Alemlerde, döneminde yoktur. Ama burada evliya Allah'tan biri nefse demiş ki cihata git, cihata git, cihata git. Çok anlattı nefesini. Ya niye? Arkadaş bu nefis cihat mehat şey yapmaz. Şeytan zaten cihata beni sevk etmez.
- 22:53
Şimdi bir şey şeytandan mıdır, nefisten midir? Bir de onun ayrımı var. Bir istek geliyor, bir bilmem ne geliyor. Şeytan mı körük diyor, nefis mi şey diyor. Bu da buradan farklı. Onu da anlamaya çalışıyor. Hastalık çok. Teşhis, önce teşhis, tedavüden önce gelip. Teşhisi yapmazsan tedavi mümkün değil.
- 23:13
Hiçbir doktor tedavi edemez. Hastalığın ne olduğu belli değil. Nereden geliyor ona uğraşmış falan. Yahu diyormuş nefsini sen şey yapamazsın. Cihatı sevmezsen istemezsen ya sen illa cihata git, illa cihata git. Sonra bir inceleyelim diyor. Nefse muhalefetle memuruz ya. Cihat verse cihat, farz başka.
- 23:36
Şimdi nefsin dedi ki namaz kıl, namaz farz sen. Sen istiyorsan kılmıyorum. Öyle bir temelüksün yok. Farz da vacip de yok. Ama diyen nafilelerden dikkat edeceksin. Nereden geliyor ya, ne buyurdu hala? Efendim babamız katlese Allah'a söz verir. Bir insan tarikata gidip seyredip sürüp tam ihlası kazanmak üzere.
- 23:58
Zikirde şey diyor, hemen şeytan, burada nefis demiyor, hemen şeytan iki şeyle yolunu keser. Bir, evlendirir. Yani sünnettir falan, epeydir, bekarsın falan. İki, hafızlığa başlatır. Acunet bir şey. Hafızlığa başlamak falan. O 30 yaşında hafızlığa başlamış. Millet parmakla gösterir falan. Çok iyi, Allah ziynat çıkartırlar.
- 24:23
Öyle değil diyor işte. Normal adam hafızlığa başlattırmıyor diyor. Ne zaman tarikat efsane ilerledi, hafızlığa başlatır. Oradan ateşini söndürecek. Bu nefsin hilesi kadri çoktur. Mehalik yerleri. Yani aldatması, söndürmeye senin ateşindir. Aşk, Allah'a karşı olan bir muhabbet biraz ateşlendi falan, hemen onu söndürecek.
- 24:52
Bir şeyle söndürecek, bir de bakıyorsun, ah Ümre'ye gidelim. Hadi hacca gidelim arkadaşlar. fena fişman, yani bakıyorsun en faydalı olduğu bir hizmet, bir Müslüman'ın kurtuluşu, Selam. bir şey falan, bin tane açacak eğer nafile. O işte onları engellettiriyor. O da diyor ki şeytan nefes harcı istemez ki ben ibadete gidiyorum.
- 25:15
Ulan ne istemez? Daha mühim işleri önlemek için zararı neresinden denesen kârdır şeytan da kendi kârının hesabını yapıyor. Onun için bir şey Allah için mi yapıyorsun, yapmıyorsun mu? Yani o yapılan işin Sâlih Ahmed gibi görünmesi mesele değil. O görüntü o, kalbi, onun niyeti, Mevla Teala pazara çıkarttığı zaman iplikleri, edikat zamanı geçiyor.
- 25:41
evlat zamanı geçiyor, namaz uğru çarpsın bir üç bin melek teşhi ediyor diyorum, terkib-ü terkibde, hafız münzeriyle, İbnül Cevzi'nin ondan sonra kitabında var, hafız münzeri terkibde var, Ulviyanda da var, üç bin melek eşlik ediyor, nur parlıyor, yedi kat göklerde teftişleri bütün geçmiş, haseti geçmiş işte.
- 26:07
Riyayi bile görüntüde geçmiş, o Mevlana buyurup, bu ameli sahibinin suratına koymuş. Ama Mevla'nın gürüp, bu ameli sahibinin suratına vurup, yahu yedi kat semayı geçen bir amel, birinci katta takılanı anlarım zaten ikiye hiç çıkamaz. Yedi katı geçmiş. Bütün melekler on üzerinde yüzlenmiş yani. Ama Mevla döndürüyor.
- 26:28
Niye? Kalbinde başka bir şey yok. Siz benim kulumun amelinin görüneninin ekşisisini yazdınız. Kayta körü hareket ettiniz. Siz yanlış yapmadınız. Ben kalbimde olanın murakıbıyım. Zatımı kastetmedi. Başka şeyler. Yani tabii katlı karıştıranın da bir kurtuluşu var. Katlı karıştıran baştan iyi niyetle çıktığı için.
- 27:03
Şimdi katlı karıştırdı değil ya, baştan niyeti bozuk. Ama yedi kat semavatın melekleri dahil hiçbiri anlayamıyor teftişleri. Geçiyor yani teftişler. İhlas. El İhlasu Sirri. İhlas benim sırrımdır. Sır ya, yani kitapta okunan, hocaların vaazıyla anlaşılan bir şey olsaydı, eğitim, talim, terbiye ile elde edilseydi, Allah Hacı Kudsi ile benim sırrımı buyurur muydu?
- 27:36
Allah'ın sırrını sen neyle ifşa edebilirsin? Kullarımdan dilediğim, sevdiklerimin kalbine emanet bırakırım. Şimdi onun için bir bakıyorsun, o kadar hocalar, o kadar şehitler, o kadar alimler, o kadar veliler, dünya yıkıldı ya. Osmanlı'yla ilgili son zamanlar. Hepi mantı fanseri giymiş, Halayden Efendi'ye mürit olmuş.
- 28:02
Gariban köyden ovun dağındaydı. Su kaynıyordu o zaman. Ne müştüler, ne alimler, ne alameler, Halayden Efendi Hazretleri dediler, Padişah'ın huzur hocasıydı. Dünya dolu yani. E şimdi bakıyorsun, hepsi gitmiş Allah rahmet eylesin, kabirlerin nuru olsun. Eserlerden bir şey yok. Bir eser yok yani. Ama mübarek dünya dolmuş.
- 28:30
Her taraf eser, tesir. Nedir? Bütün alimler ittifak ettiler. Mahmud Efendi'de bir sır var. Ne sırı var? İşte ihlas benim sırrımdır. Dilediğimin kalbine emanet. Çok ilimlendi. Çok kuvvetli hafızlıklandı. Hasan Efendi hafızlığı benden kuvvetlidir. Bilmi benden fazladır. Ben hiç yaşım açık değildir. Hiçbir şey yok ya.
- 29:02
İşte hiçbir şey yok. Her şey var. Her şey var işte. O nerede o şey? O sırr ihlasta. Yaptın ama aç yapsın kardeşim ya. Ya muazzam. Dinini halis yap. Şimdi hesap yapıyorum, kitap yapıyorum. Tabi bu hadisleri okuyorum. Devamlı her gün tabi. Doğal olarak işim icabı değil. Kendi işimi yapıyorum yani. Herkes işini yapsın.
- 29:30
Ben işimi yapıyorum. Yazıyorum, çiziyorum, yazdırıyorum, çizdiriyorum. Ama o arada bir sorguluyorum ediyorum. Ulan Ahmet diyorum. Şimdi bir şeyler yapıyorsun, ediyorsun. Bunları Allah için yapıyorsun. Birine reddiye yapıyorsun. Ne getirir ne götürür.
- 29:43
Şimdi kafam bozuluyor. Ulan diyorum bu kadar dünyada da belayı bulduk. Ahirette de cehenneme gideceğiz. Eğer ihlas yoksa. İhlas kaçınılmaz olacak. E bari çekil kenara. İcabında mağaza gitme diyordu. Oturup tefsir yazıyordu. Ondan sonra nefsi tefsir yazmak istiyordu Efendi Hazretleri'ne. Ortalık karıştı falan, ben biraz oturayım, mağaza gideceksin diyordu.
- 30:38
Hep nefsin kılavuzuna, ya televizyona canım çıkmak istiyor, çıkmayacaksın diyor. E çıkmamak istiyor, pabuç bağlaşıyor, FETÖ tehlikelere başlıyor, çıkacaksın diyor. Diyorum on beş güne düşünüyorum ben, her hafta. Bak, Mürşid-i Kamil olursa kolay oluyor işler. E şimdi ne olacak? E tabi tabutasına devam ediyoruz, mesele değil.
- 31:00
Çözüyoruz olayları ama, çözüyoruz olayları ama, herkes kendini sorgulayacak. Allah'tan başka ilah yok. Ne demek? İbadeti hak edelim. Bu zaten beliğidir, buna delil getirmem gerekiyor. Çünkü ondan ben sana bir etkisi yok. Ama diyor, ben delil istiyorum arkadaş, ben çoğuyla anlamadım ben bu işi.
- 31:25
O zaman diyor, bu bir sevgiyle en azından, bu bulgu olarak içinde bunu vicdanen, vicdana iş buluşu derdi. Efendimiz Hazretleri, hiçbir kitapta, lügatta bulamaz, vicdan kelimesi. Vicdan aynı yerden geliyor, vecededen geliyor, vecede buldu demek zaten. Ama kelime, tek kelime böyle, hani vicdanın dağıtışı.
- 31:50
Lügatta tercümesi yok ya. Var da, satır. İç buluşu der. Ya ne demek? Kendiliğinden buluyorsun yani, dışarıdan bir etkilenme yok. Bu böyle bulmaz mı? diyor. En azından diyor. Fehi ne demek, çünkü bugün bir şey ki, fehi manal ibadet. Bir insan kulluğun manasını anlamışsa, anladın mı dedi, anladım diyor.
- 32:13
Ne anladın ya? Hala diyor ki, suyu nereden geliyor? Ulan, yel değirmeni dedik sana. Anladın mı? Anladım. Anladın mı ama diyor, suyu nereden geliyor? Ne anladın? Sen diyor, ibadet ve kulluk ne demek, anladın mı diyor? Anladınsa, kemâen begî. Layıkı ve çile. Hak ettiği şekilde anladın mı? Anladın. Peki, ve teemmele düşündünse, gayrel hakkı şüphane.
- 32:39
Allah'tan gayri neler var, her şey gözünden geçer. Bütün mahlukatın hepsi. Canlı, cansız. Kemâ-ı hakkı. Kemâ ne gibi? O neyi hak ediyorsa, öyle düşüneceksin. Öyle bir şeyi seviyorsun diye, onu güçlü görüyorsun diye, onu beğeniyorsun diye, öyle değil, öyle değil. Ona hakkını vereceksin.
- 33:01
Onun acizliğini, onun önceden yok olduğunu, sonra yok olacağını, şimdi de elinden bir şey gelmediğini. Allah'ın kudretini tam düşün. Gerektiği şekilde. Geri kalanın acizliğini, hak ettiği şekilde. Düşündün mü? Düşündün. O zaman zaten bu adam, ya hükmü, otomatik kararı basar. Ne ile bir adem üstüne kalkayım?
- 33:23
Allah'tan gayri hiç kimse hak etmiyor. Ne ile ibadet? Kulluğu hak etmiyor. Niye hak etsin benim anamı? Ben neyi ibadet edeyim? Anam beni mi yarattı ya? Kim benim kulluğumu hak eder? İbadetimi hak eder. İşte, mesele o. Bunu düşünen, riyadan kurtulur. Ben niye göstereyim?
- 33:42
Yani Efendi Hazretleri tabi, çok böyle, kendinde olmadığı için herhalde, bizde de o, yani cemaatta da o şey var. Yani onu devamlı vurgulardı. Hacı Musa derdi, kalk oradan para topla derdi. Kürsüden birisi de muhtaç olmuş, bir şey olmuş. bir şey olmuş, her ikindi de gelen hepsi toplandı. Hem ikindi de, yine de bir şey toplardı.
- 34:00
Ondan sonra, Musa orada mı derdi? İşte, buradan indirelim. Buradan indiler. Geç kapıya derdi. Ondan sonra, kendi de cüzdanına çıkardım. Parayız, o parayı da, fiyatı gözde görmüyordu son zamanlarda. Son derken, son 50 seneyi söylüyorum, 80'den beri görmüyordu. Son derken, son 50 seneyiz. Çıkanı verirdi, yani verirdi bir şey.
- 34:24
Tabi paralar çok değişti şimdiki. Ondan sonra, diyordu ki, sen onu oradan götür. Şunu da götürün. Yani gönderiyor kürsüden. Halbuki o çıkarken de verebilir. Orada tabi o şeyi açtığı için, rüya şeyleri olduğu için, teşvik. Ama yine oradan bir laf söylerdi. O laflar o kadar kafamıza işliyor ki, demek ki, size ne gösteriş yapacağım?
- 34:51
Cennetiniz mi var, beni koyasınız. Cehenneminiz mi var, beni kurtarsınız. Efendimiz var beni kurtarasınız. Şimdi bunu, bu fikir, arada bir böyle ibadet, bir şey giriyor, dürtü kaçınılmaz, herkese bir şeyler dürter. Şeytan demir, bir dürtükür, o anda o aklıma geliyor hemen. Mantığın kemleti var, gersen oğlum, görmesen oğlum.
- 35:13
Tabi o da bir mücadele. namazın içinde bile ondan uğraşıyoruz. Ama ondan uğraşmazsan daha kötü şeylerle uğraşıyorsun. Secdede bak, haramlar da aklına gelebiliyor. Günah şeyler de aklına gelebiliyor. Yani bir harp varsa, ha Mahmut Efendi Hazretleri'nde harp yoktu, barış vardı. Diyelim, uzaklarda. Niye?
- 35:32
Harplik bir şey kalmadı. Düşman serilmiş yere. Harp kalmamış. Şimdi bizde düşmanı bizim yere serdiğimiz vakı değil. Şimdi bizde iki türlü var. Ya harp var, ya harp yok. Harp varsa iyi bir şey. Çünkü niye namaz kıldırdığı yere imam-ı mihrap dönüyor? Harp alanı, mihrap. Harp nefisleşenler, harp alanı.
- 35:56
Harp varsa, güzel. Neden? Bir direniş var. Yani hayat eseri. Harp yoksa, zaten gaflet, riya, gösteriş, istila etmiş. Dikine durma diye bir hayat eseri yok. Hayat eseri yoksa harp olur mu? Düşman burada yere serilmiş. Kimden haber edeceğim? Onun için düşman var, harp var. Harp yok. Bir de harp neden olmaz?
- 36:22
E sen yere serilmişsin. Sen yere serilmişsin, yine harp bitti. Neden? E nefis şeytan galip bayrağı dikti. Onun için, bila tevekkuf. Hiç zerre kadar duraklamadan Allah'tan başka ibadete layık yok. Ona, kesin bir Müslüman kararı hemen basar verir. Bu da demek ki riyadan kurtulur. Açık şirki bırak, gizli şirkten de kurtulur.
- 36:49
Düşünmeye lüzum yok. Çünkü neden? Ya ben ibadet yapıyorum şu anda. Başka hak eden yok. Mevzu bu. Mevzu bu ama işte o kadar kolay değil. Vel mukattimatu. Bunca mukattimeler. Mektubun evvelinde geri gidersin. Mukattime. Haddede gelmeden, maksadı açıklamadan evvel, öncü ilimler. Bu mukattimeler, uridet, iradedil yani getirildi bizim tarafımızdan
- 37:18
veya müşkakulü maadan nakkili olarak da olabilir. Nerede? Bu mananın, mana maksat demekse de Arapçada. Yani, yani kastediyor demek. Yani, mana, yani. Hep aynı kökten geliyor. Bu kastedilen manayı açıklayalım derken, biraz öncesinden kirizgahlar yaptık hani. Şey ya onlar, aslında lazım şeyler değil. Zerre kadar haklı olanlar.
- 37:45
Nedir? Min kabîlil tembihâti alel bedihiyyâti. Haddi zaten da insanın kendini bilmez gibi, ortada apaçık. Yani burası şimdi serin yani. Klima zaten arkamda var, şu durup durur. Ama şimdi oradan klima, yani bir adamın, oradan kapıdan giren, Buradan klima çalışıyor, ben bunu görmüyorum ki yani, şeyin arkasında kalıyor.
- 38:04
Görünmüyor ki yani. Şeyin arkasına kalıyor. Ama burayı serinler yani, bir alamet, bir mukaddime, bir eser, bir tesir, gelip oradan elini koyma, bilmem şeye bakalım, kaç derece acaba orada falan, yani bunda bir iftiraflık bir şey yok. Ama burayı serin der yani.
- 38:16
Kaç derece acaba oda falan. Yani bunda bir ihtilaflık bir şey yok. Ama adam hastaysa... yanıyoruz Efendi Hazretleri dediği gibi bağırıyorsa, onu ver. O arızalıdır. Arızasız adam, girdiği ortamda sıcak mı soğuk mu, her şeyin bir ortalaması var. Ortalama bir zeka var, ortalama bir akıl var. Allah'tan başka ibadet eder değil.
- 38:41
O zaman, ben niye göstereyim, kime göstereceğim, gösterin. Onu görmesen olur. Kulluk sadece Allah'a yapılacak. Onun varlığı yokluğu eşit diyor öbürünü. Yani kimse Allah'tan gayret. Biz diyor, yine de diyor işte öncesinde mukaddimeler falan anlattık ama diyor, Allah'tan başka mağbudun bir hak yok. Bunlar diyor, zaten aşikar olup, hiç delil getirmeyen şeylere,
- 39:06
bedihilere tembih kabilinde. Yani bir dikkat çekme, bir uyarı falan. Yoksa, la mecale. Mecal cevelan alanı yok. Yani hiçbir dolaşma alanı yok. Akıl için konuşuyorum. Aklın zerre kadar düşünme payı ve dolanma alanı yok. Niçin? Bunun tersi bir şey getirmeye. Bu bizim Allah'tan başka ibadete layık yok meselesini münakasaya açmaya yani nakızını getirerek, ters bir delil getirerek,
- 39:34
karşı tarafa şüphe getirmeye. Vel muarazati. Bir muaraza muaraza yine. İtiraz, arz kelimesi. Mastar oradan geliyor itiraza. İşte efendim, farklı bir fikir ortaya atmalara falan. Hiç mecal yok. Nevzen ala zil mukaddimati. Yani bu mukaddimeler Allah'tan başka yaratan yok, işte ondan sonra vacibül vücut yok, geriden bunlar konuşuldu hep.
- 40:00
Ondan sonra ezeli yok, işte kadim yok vs. vs. mukaddimelerden geliyorsun. E bu mukaddimeler muaceyesinde Allah'tan gayrı senin kulluğunu hak eden biri var mı? Ancak ne dedik? Resûlüm'e de itaat edin buyurduğu için ibadet sade kendine ama itaat meselesinde Resûlüm'e de itaat o Allah emrettiğinde sonra anne babaya itaat Allah emrettiğinde hep onlar yine
- 40:22
Sonra anne baba itaat, Allah emrettiğinde. Hep onlar yine mabudun ve hakkın emirleri muaceyesinde oluyor yoksa. Yaratan O olduğu için bütün haklar O'nun. Ondan sonra istediğine istediği kadar hak veriyor falan. Buradan gideceksin diyor. Velâbutte aslav kata ayrı durulamaz. Yani kaçınılamaz. Velâbutte mutlaka lazımdıra geliyor tabi şey de, son bağıza.
- 40:52
Min nûril îmânî. İmanın nuru lazım. Bir müslüman her gün, bir imanım var, müslümansın müslümanım, ben de müminim işte, ben de imanım var. İmanın, her imanın müslümanı falan, nuru yok. Mutlaka nur lazım. İşte onur olursa, hatta ki tüdrike anlasın, hâzîl mukattimâdî. Bizim yani cidder doğrusu kitap işte, ilm-i kelem ulemâsı, hakâet ulemâsı, Allah'ın varlığını ispatsa dediğinde,
- 41:23
yüzlerce, binlerce eser asılmış. Yani varlığın ispatı ayrı, birliğinin, şimdi varlığını ispat ediyorsun, bir olduğu ayrı bir delillerle. Yani tek olduğu. Kur'an-ı Kerim'de diyor ya, bir ilah daha olsaydı düzen bozulmuştur. Madem düzen devam ediyor, karışıklık yok, iki başlılık yok. Hani mealen söylüyorum, mevkân-ı fîmâ, âliyetün iyyilallâhu.
- 41:47
Nefesle dedi. Fesat var mı Allah'ın düzeninde? Yok. Kulların düzeninde var mı? Çok. E neden? Kırk tane başlılık vardı onun için. Bir dairede, bir bilmem ne, bir belediyede, başkan yardımcısı, o bilmem ne, zaten öbürlerinde eş başkan, arkaşa gitsin. Fesat, fesat ifsat. Ama göklerin sisteminde fesat yok.
- 42:17
Güneş sisteminde fesat yok. Ay sisteminde fesat yok. Gezegenlerde ifsat yok. Ne bileyim, yaz, kış, mevsimlerde ifsat yok. Ha mevsimlerde ifsat var, yaz biraz kaynadı, kıytı, bilmem ne, ona da çok inanmıyorum. Bu sene mesela yazın, sıcağın, hazıran da gel, bazı sene Temmuz'da geliyor. O senesine göre değişiyor ama asıl mevsimler devam ediyor.
- 42:39
Yaz, kış belli, birbirine girmedi ki. İşte o, yine senin, insanların fesadı ifsadı ile denizdeki, bilmem, denize çinko atıyor, öbürünün bilmem ne oluyor, öbürünün, zehir katıyor, kimyasalların atığını dereye bırakıyor, derede balıklar yürüyor, bilmem. Allah Teala'nın nizamını bozuyor. Sen bozuyorsun, o Mevla'nın nizamı devam ediyor.
- 43:05
Temiz yerlerde bir şey yok, aynı. O senin üzerinde bozuluyor yani. Bundan dolayıdır ki, iman nuru lazım gidiyor. Bir firaseti, firaset, işte itteku firasetel mümin, müminin firaset, firaset Arapça da, yani, ince anlayışı diyelim, ince anlayışı. Zeka değil, dikkat et. Müminin zekasından sakının, aklından korkun.
- 43:40
Duyurmuyor. Çünkü o zeka, o akıl, orada da var. Ama bunlarda ne yok? Firaset yok. Hakkı bulma sezgisi yok. Hiç buluş yok. İşte onun için, müminin firasetinden sakının. Çünkü Allah'ın nuruyla bakar. E, gavurda Allah'ın nuru ne arar? Bu mümine mazhar. Ama her mümin değil. Çünkü neden? Kamil mümin. Cüneyd Bağdadi işte zunlarını kestirdi adamın.
- 44:08
Derviş evliya zannettiler halbuki adam gavurmuş Hristiyan, içinde zunlar varmış. O Cüneyd Bağdadi, iman nuruyla o zunları görüyor. Onun için, bir iman nuru bir insanda varsa diyor, aşağı Allah'ın varlığı, birliği, ibadeti, ancak O'nun layık olduğu, ileri git, ziyadan sakınmak gerektiği veya Allah'tan başka kimseyi görmemek icap ettiği falan filan bunlar.
- 44:34
Çok kolay bunlar diyor. Bu mukaddimeleri. Ama birçok mesele, bal gibi ortada, güneş gibi ortada diyor. Bedihi, bedihi demek, delile lüzum yok. İnsan kendin var mısın, varsın. Varlığına delil göster, delil mi adama? Şimdi bu adama varlığım, varlığımın delilidir zaten, ondan sonra. Öyle mi şimdi? Böyle bir durumda bekleyen birçoğu kaldı, maksiyen gizli kaldı.
- 45:07
Ne kadar açık meseleleri anlayamayan insanlar var şu an. Kimlere kalan? Halel-kâsırîne, kıt kafalara, kâsır, kısır, noksan akıllılara. Vel-eghbiyâ-yı, eghbiyâ-ghabîler, beyinsizlere deniyor. Bunlara gizli kaldı. En açık şey gizli kaldı. Yani şu anda İsmail Ağa'da işte bu kadar hacı var, hoca var. Bu kadar okumuşlar, okutmuşlar, şey etmişler ya.
- 45:39
Efendi Hazretleri, mürşid-i kâmil, mürşid-i kâmil. Şeniz Hazretleri'nin yıkayıcıya teslim olduğu bir teslim olarak, tasavvufta kaliteli bir mektubatta da buyuruluyor mu? Buyuruluyor. İki ya. Bir. İki neticeye geliyoruz. Sûra, kübra, netice. Mahmud Efendi Hazretleri, mürşid-i kâmil, tamam. Sen ona hitap ettin, biat aldın mı, verdin mi, söz?
- 46:04
Tamam. Peki. Mürşidin her şeyine, şerata muhalif olmadığı sürece, teslimiyet şart mı? Şart. Ölüyü yıkayıcısına ne demek? Bunları siz anlatıyordunuz bana. Netice? Efendi Hazretleri, ben yerime şeyh-i halife bırakmadım. Sesi var mı? E sesi var. Ne olacak şimdi arkada? Yani ayeti, hadisi duyup da, ama Allah öyle demek istemedi, peygamber böyle buyurmak istemedi diyen zındık neyse,
- 46:36
cinsiz kitapsız tabii Kur'an-ı Sünnet'i inkar eden değil, zındıkta neyse, beyinsizlikte demek istiyorum. Beyinsizlik huzurunda. Aynı beyinsizlik geldi burada, en aklı mükemmel adamlardan bu beyinsizlik çıktı şimdi. Bunun izahı var mı diyor bak, nasıl gizli kaldı. En açık şey diyor, aklı kıt zabilere, gizli kaldı diyor.
- 47:02
E şimdi adam Allah'ın varlığı hakkında şüphe ediyor. Es illa eşek gün fatırı semâet velâ. Gökleri yerleri yaradanın varlığı hakkında şüphe var mıdır diyor Kur'an ya. Bu şüphe var mıdır ki ben size delil getireyim diyor ya. E şimdi bu. Yani gözünün ışığı ya. Gözünün ışığı. Buradan gözünden çıkıyor, oradan karşıya talip ediyorum.
- 47:24
Karşıdaki adam mıdır, kadın mıdır, biri var mı yok mu görebiliyorum. Ama bu benim gözümün ışığı, gözümün ışığı benim gözümün içinden çıkıyor ya. Benim gözüm var mı, gözümün ışığı var mı? E gözümü göremiyorum. Tabii göremezsin. O kadar yakın olursa nasıl göreceksin içinde ya. Gözümün ışığını göremiyorum.
- 47:42
Gözümün ışığını nereden göreceksin? Gözünün görmesinin, o ışınların oradan gittiği karşı tarafta ki nesneye çattığı, vurduğu bilmem ne bilmem ne bir enerji illa ki bir şey var. Ama ben bunu görmüyorum. Ama karşıda ne varsa görüyorum ya. Hala ben bunu ne ile görüyorum? Bunu mu tartışacağız abi? Görüyor musun görmüyor musun?
- 48:05
Görüyorum abi. Görüşünü göster. Görüşümü gösteremem. Gözünü göster. Gözümü gösteriyorum. Gözünü görüyor musun görmüyorum. Aynaya bakmazsam. Yani bu kadar Varlığı kendinden mevzunun ya. Mevzunun varlığının delili kendi içinde delili. Bir de delil abi. Yani diyor onun için. İşte o kimseler böylece değil ki müpteliğine müptela olmuşlar.
- 48:32
Müptela belaya tutulmuş ya. Neye belaya tutulmuş? Birinin arasında zahir. Zahir hastalığa müptela olmuş. Mesela kör. Bunun görmemesi doğal. Mesela sağır. Bunun işitmemesi doğal. Sen bu adam mazur yani. Zahir hastalığa müptelacı. Ve illetil batın. Bir de bunun batın illeti var. Kalpte hastalık var. Kibir.
- 48:58
Büyüklük lazım abi. Gözüyle gördüğü hakkı inkar eder. İndemel kibru batarulak. Kibrin tarifi nedir? Güzel ayakkabı, güzel elbise giymek değil diyor hadis-i şerif. Doğruyu görür. Yok öyle değiller. İşte o kibir diyor. İşte bu da batın illeti. Kalp hastalığı, kibir. Haset. Kıskançlık. Ben seni bir yanlış görmüyorum.
- 49:23
Yani benim günahım yok anlamında konuşmuyorum. Ama öyle diyordun. Canım oğlum efendim. Bunların sana muhalefetleri ve düşmanlıkları diyordun. Kıskançlık. Bu senin bir şey yapman gerekmedi. Ve düzelmez. Ve düzelmez dedim. 50 sene geçti ya bu lafı söyleyerek. Devam ediyor aynı adamlar. Adamlar da değişmedi ya bir şey değil.
- 49:45
Yeniler eklendi de. Eskiler de kaşarlar duruyor yani. Kaşarlanmayı arttırıyor. Arkadaş illeti, batı, kalp hastalığı. E şimdi bu kalp hastalığında ne yapıyor? Fiziki illet. Nasıl ki gözü görmüyor ama ise önündekini tanımıyor. Kulak duymuyorsa, burun koku atmıyorsa, ağızda tat diyorsa, safralıysa, ben yesem şekerim 500 oluyor, adam yiyor acı diyor ya.
- 50:20
E niye? E safralı adam, ağzı avuç gibi. Bana şimdi burnum ağrıştı, bu alerjim bir şeyler çıktı, bu sonunda ayların hastalığını bana da vurmuş. E bir damla verdi arkadaş ya. Ben her zaman ara sıra sıkıyordum burnumu açmak. Yok geniz eti, kayma var, şu var, bak ben bu saatten sonra böyle olacağız. İnşallah mutlu olmayız.
- 50:41
E şimdi bir şey verdiler sıkma. Ya ben böyle bir şey vermedim. İki kere sağa iki kere sola. Yalvarıyorum doktora yok yok o diyor başka yok. Bir gün acılığı gitmiyor ya. Ne yersem yiyeyim geniz avu gibi oldu. E şimdi mecburuz bilmem ne, çünkü bu sefer sesim kısılıyor. Geniz akıntısından sesim kısılıyor, hiç sohbet yapamayacak hale geldim geçen hafta.
- 51:04
Hepsi birbirine bağlı. Ne yapacaksın? O acılığa katlanacaksın. Şuraya kadar geliyor, yarıya kadar tat alıyorum, yarıdan sonra arkaya doğru yutkunmaya gidiyor, avu oldu. Hadi bakalım. Mesela bunlar bir sürü illette. Nasıl bu? Tata mani oluyor, görmeye mani oluyor, işitmeye mani oluyor, hislere duy organlarını bozuyor.
- 51:31
Kalp hastalığı bundan bin beter. Ondan sonra biz de diyoruz ki arkadaş bu adam bu kadar hoca bu kadar tat var bilmem ne. Eee bu mesele bu kadar ortada. Adam bunu niye anlamıyor? Ya ne demek niye anlamıyor? Adam batın illet var, kalpte hastalık var. Adam kibir midir, kuru mudur, ucuk mudur, haset midir, fesat mıdır, ifsat mıdır?
- 51:51
Adamda hastalık var. Sen köre diyorsun ki niye görmüyorsun? Ya sen körün görmediğine şaşıyorsan sen aşağılır ya. Ama biz anlayamadığımız için bu bunu nasıl anlamadı ya? Ya nasıl anlayacak kardeşim? Zahiri hastalığa müptela olan, neyse batın illete müptela olan aynıdır diyor.
- 52:10
Saaret olduğu elbette en açık mesele, hiç delile muhtaç olmayan mesele, nasıl ki Allah'ın içinde şirk hastalığı olan Allah'ın varlığı birliği hiçbir delil lazım değilken ona problem çıkarıyor ve müşkilat teşkil ediyor ve o ona inanamıyorsa,
- 52:28
fiziki hastalığı olan nasıl önündekileri efendim göremediği için tedbirini alamıyorsa veya ondan sakınamıyorsa veya ona hakkında bir hüküm veremiyorsa, burada üç kişi var diyemiyorsa, bunlar ikisi siyah birisi beyaz diyemiyorsa,
- 53:26
mesela tefekkür edilmesi, düşünülerek keşfedilmesi, mevzunun halli, gözle görmekle bir delil yok, adam gözle gören delili görüyor da inanmıyor ya. Onlara da bunlara yani kalp hastalığı olana beyinle alakalı, akılla, düşünceyle, imanla, idrakla, teraset, şuurla alakalı şeyler. Fiziki hastalığı olana da açık meseleler.
- 53:55
Ortada kaç kişi var? Ak mıtır, kara mıtır gibi şeyler. Bunların hepsi mahfiyetten gizli kalıyor. Aleyhim onlara. Onun için yani burada tabi yine ben bir buçuk sayfa... okuyacağım dedim. 7 satır okudum ama mevzu buydu. İşte bundan sonra biraz tasavvufi tarafa geçiyor. Okuruz, okuruz, okurmayız. Ben mektubat derslerine akaidden dolayı seçtiğim için.
- 54:19
Onu da artık 10 Eylül, çarşamba inşallah, Pazartesi, 8 Eylül, Pazartesi, Şifa Şerif'e başlıyoruz. Orada da faslın başına geldik. Tamam mucizelerde hemen hemen Şifahi Şerif'e yarıladık elhamdülillah. Öyle devam etseydik şimdi son dörtten bir buçuk almıştık. Ama tabi senelerce ara verildi tabi. Ama elhamdülillah iyi gidiyoruz yine.
- 54:39
8 Eylül, Pazartesi Şifahi Şerif'e başlıyoruz inşallah. 10 Eylül, Şarj Anlamında Mektubat buradan. Güzel. La maksûde illallah. Yani Evliyaullah'ın şu sözünün Allah'ın şu sözünün manasını soruyorlar. Yani sorarlarsa diyor yani, eğer sorarsanız diyor, kendisi de bazen soruyor, cevap veriyor yani. Maksudun neyse mâbudun odur.
- 55:06
Yani kast ettiğin, arzuladığın, ulaşmak için, hedef ne? Her neyse ona tapıyorsun. İşte bu zahiri şirk manasında değil. Ama tarikatta şirk var. Allah'tan gayri maksatlar olması. Bunun manası nedir? Bu zahiri manası El-Hüsnü'nün zahirine göre. Bu zâhirî manası, el-Hüsnü'nün zâhirine göre, adama kabur diyemeyeceğine göre, Allah'tan başkasına tapıyorsa, kafir demem lazım.
- 55:31
Ama buna ben kafir diyemem çünkü Allah'tan başka maksatı olanlar yok mu? Var. Şimdi bu adamdan nasıl diyeceğim ben bu lafı? Bunun yani oluru nedir? Bu sözün meşayih buyurduğuna göre haktır da, nasıl anlamalıyız? Şeklinde bunun güzel cevaplarını veriyor. Onun için burada özette yani, sen diyor, bir hedefe kilitlendiğin zaman, ona ulaşana kadar nasıl gayret ediyorsun?
- 56:03
Madem de o zaman sen Allah'a kulluk yapacaksın ve Allah'ın rızasını kazanana kadar başka bir gaye gütmeyeceksin, o zaman kalbinde Allah'tan başka bir istek, dert, işte demin dediğin gibi beni görüyor mular, görmüyor mular? İşte kuşluğu kılayım mı, iştahı kılmayayım mı? Millet var mı, millet yok mu? Bunları geçeceksin diyor yani.
- 56:22
Sır kaynağı Allah ise, maksadını Allah olsa, hedefe kilitlen diyor. E bu neyse seri sürük lazım işte falan. E bu seri sürükte la ilahe illallah manaları, mülazaları farklıdır diyor. Yani la maksudu illallah. Baştan biraz onlara da değindir. Böylece Allah-u Teala, İmam-ı Rabbani Kadisi Allahü Teala Hazretlerimizin
- 56:44
cümle ulumundan ve bereketlerinden azami derecede istifade etmeyi nasip eylesin. Kasım ayına doğru inşallah Hindistan'a İmam-ı Rabbani Hazretlerimizin ziyarete gideceğiz. Yani Kasım'ın başı mıdır, işte öyle günler belli oluyor. Herhalde yarın açıklarım. Hem Hindistan'ın günlerini inşallah açıklayacağım, hem Ömre'nin günlerini açıklayacağım.
- 57:07
İnşallah rahman. Birbirinden biraz arada mesafe açtık. Çünkü insanlar yani bir ay iki ay içinde git gel, yurt dışı bize de zor geliyor. Artık eski gençliğimiz yok. Onun için bunlar yarın herhalde açıklanır. Aşure gecesi en geç arkadaşlar çalışıyor. Onlar ayarlanıyor. Yani İmam-ı Rabbani Hazretlerimizle buluşacağız inşallah.
- 57:33
Ziyareti yapacağız. Hatta biraz bir daha seneye kalsın. Bu sene Buhari'ye gittik. Hani bir sene tam geçsin falan. Öyle bir konuştuk. Hatta bazı işçiler oldu. Şu oldu bu oldu. Fakat zuhurat işi bozdu. Yani devreye girdi zuhurat. Mecbur gideceğiz. İmam-ı Rabbani Hazretleri bekliyor. Çünkü çok büyük himmet ve tasarruf ve teveccüh.
- 57:55
Efendi Hazretlerimizin en çok irtibatlı olduğu zat olduğu için. Oradan da bir himmet ve teveccüh ve tasarruf alarak. İmam-ı Rabbani Hazretleri zaten hayatta. Elhamdülillah tasarrufu devam ediyor. Kurban olduğum. Bak bugün bir hoca bana yazdı. İsmimi verme diye söz aldı benden. Ben de vermiyorum. Başka bir tarikatın en ileri gelenlerinden.
- 58:14
Ama çok ileri gelenlerden. Belki orada fitne çıkar diye düşünüyorum. O şeyhine de anlatmış yani. Mahmud Efendi Hazretleri Hazreti Ali Efendimizin Rasulullah'ın üçüğü var. O üçüğü ona yüzükler vermişler falan bir şey. Mahmud Efendi Hazretleri dedi ki diyor. Bak vallahi billahi yemin ediyorum diyor adam.
- 58:31
Güzel bir alim yani. Direkt bak. Bugün şimdi. Yani dün görmüş. Hayattayım. Hiçbir şey değişmedi. Tasarrufum devam ediyor. Aynen böyle bildirin. Bu kadar basit. Ben zaten. Hani diyor ya. Bedihi konuların mukaddimelere ihtiyacı yok. Lakin biz bu mukaddimeleri Bedihi ya da tembihat kabilinden yapıyoruz. Mektubatın sözüyle sona erdirelim. Ve sallallahu ala seyyidina ve mevlana Muhammedin aleyhi ve sellem.
Benzer sohbetler
43:47Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 6) 243. Bölüm 14 Ekim 202614 Ekim 2026 · 44 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 14 Ekim 2026
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026


