35:15 / 36:30

  1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin ve sallallahu aleyhi ve seyyidil mürselin ve Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve cema'in. Mektubat-ı şerifeden üçüncü cilt, üçüncü mektup. Biraz da zor mektup, zor yerine de geldik. Allah-u Teala'nın uluhiyette vahid olduğuna ve ondan başka bir ilah bulunmadığına dair bazı deliller şerdet edecek.

  2. 00:32

    Tabi bunlar akaidde de burhan-ı temanu. La ilahe illallah ve la fesedde teâ âyeti var. Allah'tan başka ilah olsaydı yer ile göğün düzeni bozulurdu. Madem ki bu nizam ve intizam bozulmuyor, demek ki bir tane ilah var. İki tane olsa ikilik çıkan her yer karışır biliyorsunuz falan. Onlara akaidde uzun uzun tafsilatlı taftazanede vesairede zikredilir yani bunlar tabi.

  3. 01:06

    Okuduk okuttuk, unuttuk yani. Ve lakin şimdi bu mektupta da kısaca yani bütün bu akaidlerde belki ne bileyim ciltler dolu. Ne bileyim ciltler dolusu tartışmalar yapılıyor. İmam-ı Rabbânız'e de kısa ve öz bir şekilde bunu beyan ediyor. Biraz yani tabi anlatıma bağlı, sizin zihninize yaklaştırmak lazım geliyor.

  4. 01:33

    Buyuruyor. Bu mükemmel sıfatlarla, olgun sıfatlarla, eksiksiz ve noksansız olan sıfatlarla mevsuf olan, sıfatlanmış olan zat ya ise olamaz illa Allah-u Teala, ancak Allah-u Teala olabilir, başkası olamaz. Zaten uygun da olmaz, uygun da olmaz, gerekmez, düşünülemez. Hem ki mânâ verilsem ver, ne en yekûne, başkasının bu sıfatlara sahip olmasının düşünülmesi de mümkün olmaz.

  5. 02:16

    Düşünülmesi de mümkün olmaz. Çünkü onun üzerinden yürüyecek. Şan yani önem verilmesi gereken konu şudur ki, Allah-u Teala'dan başkası, o mükemmel sıfatlarla sahip olmakla yani bu kâmil sıfatlara sahip olmakla tahkûb edecek olsa, yani onda da başkasında da haşa bulunacak olsa, min gayri ziyade de hiç fazlasız ve la nüksâniç eksiksiz.

  6. 02:55

    Yani Allah-u Teala'da ne kadar kâmil, mükemmel sıfatlar varsa, noksansız, fazlasız, bir başkasında da olacak olsa haşa mesele, o yine lâkûn olamaz. Nedir olamaz? Gayri Allah-u Teala'dan başkası olamaz. Niye? Çünkü aynısı olamaz ki. Birisi iki tane aynı sıfatlarla tıpatıp, muttasıf olan bir zat olamaz.

  7. 03:21

    Bütün bu Allah-u Teala'da olan ne kadar mükemmel sıfatlar varsa, ne kadar noksan sıfatlardan münezzehse, ne kadar mükemmel sıfatlarla muttasıfsa, bu ancak bir olur. Çünkü ikincisi başka olmuş oluyor. Başkalık, başkalıkta fark çıkar. Fark çıkınca mutlaka ya bir eksik ya bir fazla olur. Tıpatıp aynısı olamaz.

  8. 03:41

    Şimdi mesela şey bile diyorsun kolonluyor. Koyunu kolonlamış. Kopyalıyor işte. Kolon mudur, kopya mıdır? Kopyalıyor mesela. Yani insanda da yapacaklar, Allah muhafaza da yani. Ortalığı karıştırıyor tabii ki. Karıştırıyor tabii kâvurlar ve koyundan gördüm ben. Mesela koyun muydu, neydi haberlerde? Kopyalamışlar yani, bilmem ne, işte nasıl yaptılarsa.

  9. 04:03

    Aynı onun şey oluyor. E tamam da yine aynı olmuyor. Niye? E tıp a tıp aynı, yanlar tıp a tıp aynı. Bu bunun aslı, bu da bunun kopyası yani. O kopya olmak yine gayriyet getiriyor, yine farklılık getiriyor. Çünkü nasıl aslı olacak yani. Onun için liyennel gayrayne, çünkü iki farklı şey nedir? Mütemayizane, illaki mütemayizdir.

  10. 04:28

    Temayüz etmiş, yani ne demek? Mize'den geliyor mize. Yani onun bir kendisidir. Kendisine mahsus, seçkin olduğu, öbüründe olmayan bir şey mutlaka bulunur. İki şey farklıysa, ikiz diyorsun, ikiz, aynı sudan, işte aynı ne diyorlar ya, bilmem ne ikizi de diyorlar ya, bir tabir var işte efendim, aynı yumurta mı diyorlar, bilmem ne, ikizi tıp atıp zannediyorsun.

  11. 04:54

    Yine seçkin, onu ondan seçkin kılan, farklı kılan mutlaka bir şey. Mutlaka mütemâiz olması lazım. Ama velâ temâce, hiçbir temâiz ve seçkinlik olamaz hem de burada. Sen çünkü Allah-u Teâlâ'da olan, Allah-u Teâlâ'dan gayrısı, O'nda olan bütün sıfatlara sahip olamaz.

  12. 05:16

    O'nda olan bütün sıfatlara sahip olduğunu düşündüğün zaman, o zaman bu âlemleri kim yönetiyor, bu işleri kim yapıyor? İkisi birden yapıyor diyemeyeceğin göre biri yapıyor, öbürü yapıyorsa öbürü boşta kalıyor. Bu sefer ne oldu? Tıp atıp diyorsun haşa tabii tıp atıp haşa, bir şeriki nazırı yok ama, aynı sıfatlar diyelim bunda da var diye düşünebiliyor.

  13. 05:36

    Ya nasıl düşünebiliyorsun, o zaman kim yönetiyor? Biri yönetiyorsa yöneten kulluğa müstahak oluyor, ibadetle müstahak oluyor. E o yönetmeyen? Yönetmeyen zaten muhattar oluyor, boşta kalmış oluyor, bir iş yapmıyor. E bir iş yapmıyorsa niye kulların ibadetini, kulluğunu, tezellülünü hak etsin yani? Farazi konular tabii.

  14. 05:55

    Burada birbirinden seçkin olan bir sıfat arasan bulamazsın diyor. Burada bu düşünülemez, niye düşünülemez? Fele vesbetne, eğer biz ispat etsek yani var desek, sabit desek, el gayriyete, başkalı. Yani bu ikisi birbirinden farklıdır diye bir gayriyet ortaya koysak. İki tane var, ikisi birbirinden farklıdır, aynı şey değiller.

  15. 06:23

    Aynı şey değiller diye böyle bir şey ortaya koysak. E nasıl koyacağız bunu? Bir ispatı, temayüzü. Bir temayüz tespit ederek. Ne demek temayüz tespit ederek? Bu bundan şu sıfatla seçkindir diye bir farklılık göstererek bunu yapacak olsak. Yani farz ettiğimiz, farz-ı muhal, onda da bu sıfatlar var diye düşüneceğimizin noksanlığı meydana çıkar.

  16. 06:52

    Noksan olmasını gerektirir. Ve noksan olmasına münafiyuniydi, ters düşer. Şimdi nasıl bunu yine, bunu da izah lazım. İzah, izah, izah, izah böyle gidiyor. Yani. Ve zalike onun da beyanı şöyledir. Eğer tespit etmesek lehu, o diğerine, haşa farz edilen diğerine, bütün mükemmel sıfatları, niçin tespit etmemiz lazım?

  17. 07:42

    Liyasulet, temayüzü. Hani ikisinin birbirinden bir farkı meydana çıksın diye. Öbüründe hepsi yok desek, onda bu yok desek, bir eksikse noksanlığı lazım gelir. Ve gezer yine böyle levlem, leslub, soyup çıkartmasak, hani ondan cemiyen nekayesi, noksanlıkların tümünü, mesela Allah-u Teala hakkında ne diyoruz?

  18. 08:05

    Uyumaktan münezzeh, uyuklamaktan münezzeh, murat ettiği bir şeyi yapamamaktan münezzeh, münezzeh, münezzeh, münezzeh. Selbiye var sıfat, sübutiye var. Selbiye aynı zamanda noksan sıfatlar demektir. Noksan sıfatlar, selbiye ne demek selbiye? Nefi demek, yok olduğunu beyan ettiğin sıfatlar. Mesela Allah-u Teala'da ne yok?

  19. 08:38

    Allah-u Teala'da cahillik yok, sarlık yok, dilsizlik yok. Yani dilsizlik derken aşağıya konuşmamak, maalesef yoksa bizim gibi dili yok aşağıda. Konuşmama sıfatı yok çünkü kelam sıfatı var. Nasıl konuşmama sıfatı olacak aşağıya? Ondan sonra Allah-u Teala'da ne yok? Aciziyet yok, güçsüzlük yok, Allah-u Teala'da unutmak yok.

  20. 08:59

    İşte anladın mı? Allah-u Teala'da yaşlanmak yok, olumsuz ne varsa yani. Bizim için noksanlık getiren hiçbir şey Allah-u Teala'da olmaz. Bunlar selbiye, bunları nefret ediyoruz. Yok, yok, yok diye gidiyoruz. Bir de subuti var, onlar var, var diye gidiyoruz. Bir de sübütü var. Onlar var, var diye gidiyoruz.

  21. 09:14

    Hayat var, ilim var, semih var, basar var, irade var, kudret var, kelam var, tekfur var. Bütün ihya var, imate var, taklif var, terzik var. Bütün ihya var, imade var, taklid var, terzik var. Sıfatı sübütüye sıfatı. Subutiye sıfatı. Ondan sonra vücud var, kıdem var. Yani varlık kendinden işte evveli yok.

  22. 09:30

    İşte kıdem evveli olmamak, vakat sonu olmamak, vatanettek olmak, muhalefetül havadis, sonradan yarattığı hiçbir şeye benzememek, hiçbir yönden benzememek, kıyam bir nefsi, kendine yeterlilik, kendi zatıyla mevcut olmak. Ondan başka hiçbir şey kendi zatıyla mevcut olamıyor.

  23. 09:45

    Dolayısıyla, ihya diriltmek, imate öldürmek, taklif yaratmak, terzik rızıklandırmak ise bütün bunlar subuti. Yani müsbet, kemal sıfatlar yani. Mükemmellik içeren sıfatlar yani. E şimdi sen Allah'tan gayrı birinden nasıl bahsedeceksin? Eğer, e şimdi onlar birbirinden nasıl ayrılacak? Ayrılsın diye desen ki onda olan mükemmel sıfatlardan bir tane bundan bir bu eksik,

  24. 10:12

    onun için fark var aralarında desen, bir eksikse o farz ettiğin Varlık, noksanlık, noksan olmuş oluyor ondan, yani noksanlık ilah-ı hazret, anladın mı? Anladın mı? Veyahut ondaki noksan sıfatları mesela Mevla'daki noksan sıfatları selbettik şu yok, şu yok, şu yok.

  25. 10:27

    Veyahut ondaki noksan sıfatları, mesela Mevla'daki noksan sıfatları, selbetlik, şu yok, şu yok, şu yok, öbürü hakkını ödesen ki... Öbürü hakkını ödesen ki aralarında fark çıkartayım meydana diye bunda bir tek şu noksanlık var. E yine noksanlık icap etti. Çünkü neden? Olumsuz olmaması gereken, ilahta bulunmaması gerekenlerden bir tanesi onu da bırakıyorsun onda.

  26. 10:46

    Onun için yine bir şeysi eksik oluyor. Eğer dersen ki bu da var ama aynı sıfatlara şey ama bu iş görmüyor yani kimse buna muhtaç değil ama bu da var. Eğer olmayacaksa eşya mevcudat demek varlıklar muhtaç eden ile ona muhtaç olmayacaksa yani bir işleri düşmüyor sonra ki Allah-u Teala Samet'tir mesela Allah-u Samet.

  27. 11:12

    Ne demek Samet? Yani kısaca manası çok da kısaca her şey ona muhtaç o hiçbir şeye muhtaç değil. Her şey var olmakta da ona muhtaç varlığını sürdürebilmekte de ona muhtaç. Şimdi beni var etti tamam bırakmadı ki şimdi nefes alıyorsam konuşursam şu anda size bir şey anlatıyorsam elimi sallıyorsam hepsinde ona muhtaçım şu anda işte de felceder istese birine pıhtı attırır istese

  28. 11:35

    böyle beni bırakır. Yani var olmaktaki muhtaçlığın yetmiyor varlığını sürdürebilmen de ona muhtaç. Her saniye saniye yani her zerren ondan çalışıyor. Eğer başka biri de var ama işleri o yönetmiyor bir kimse ona muhtaç olmuyor ama o da var. Onda da bu sıfatlar var falan. O zaman feliye-i şeyin hangi hünerinden sebeb-i yekûnü olacak müstehakkan hak edeceğine iyiliği ile bağlıdır.

  29. 12:04

    Yarattıklarının ona kulluk yapmasını neye göre hak edecek? Bir iyilik yapmıyor ki kimseye. Fe inkâne eğer olursa ve kendisi muhtaca muhtaç olsa ilâ şeyin en ufak bir şeye minel eşya varlıklardan bir şeye fî emrin minel umûr işlerden en ufak bir işte mahlukattan herhangi birine en ufak bir işi düşse yekûnü olacak nakısa kendi nakısı olacak çünkü ihtiyaç

  30. 12:27

    muhtaçlık noksanlık getirir. Böyle yani. ve kezâlke ne böyledir? levlev-i mekûnü eğer olmasa nâfi'an fayda verici olmasa vebâ'rân zarar verici olmaz. Yani bir fayda birine ulaştıramıyor. Bir şifa veremiyor. Veyahut verebilir de vermiyor. veyahut da birine gazap edip kızıp mesela bir gâvurdan bir zalimden bir zorbadan intikam alamıyor.

  31. 12:53

    Veyahut alabilir de almıyor. Niye? Ona iş kalmıyor. Öbür ilah yapıyor her şey. O zaman e fî mâ zâ hangi şeyler hususunda yekûnü olacak ihtiyacul eşya varlıkların muhtaçlığı ile kendisine? Yani o zaman ona kimsenin işi düşmez ki. E kimsenin işi düşmedi. Niye ibadet etsin ona? Ve velimen için yekûn olacakmış derken ne hakla sahibi olacak?

  32. 13:20

    Ne ibadetiyim? Ya da mahlukatın tapmasını tapınmasını kime iyi yahu kendisine? Yani nereden gidersen git Allah'tan başka kemal sıfatlarla muhtasıf noksan sıfatlarla münezzeh bir zat daha bulamıyorsun. Bir varlık daha bulamıyorsun. Çünkü zaten bir tek onun varlığı kendin zatıyla daim. Öbürleri zaten o yarattıysa istediğin kadar hünerli de şu de bu da bilmem ne.

  33. 13:45

    Mahluk zaten kafadan yaratılmış yani. Fe in kaderâ eğer gücü yetse ehadün bi kimsenin alâ-i sâlih durdun bir zarar ulaştırmaya veya bir fayda ulaştırmaya ilel eşyâ-i varlıklara işte bana mesela şifa vermeye veya başımı ağrıtmaya yani bana bir zarar veya fayda dokundurmaya veya sana veya bir hayvana veya bir ondan sonra bilâ izni onun izni olmadan

  34. 14:15

    onun izni olmadan öbürü diyor ikilikten bahsediyorsun. Eğer birinin izni olmadan öbürü fayda veya zarar verebiliyorsa yekûnü öbürü bu sefer olacak muhattale muhattal çünkü onun iznine tabidir o kafadan iş yapabiliyor. Bu sefer ne oldu buna sormadan iş dönüyor alemlerde mahlukatta. O zaman bu muhattal oldu.

  35. 14:33

    Bir işe yaramıyor. Anladım sen. Onun için o yine de hep kalamazmış. Hak edici ile ibadeti kulların ibadetini, taatını hak edici sıfatta kalamaz. Çünkü ona sormadan diğeri istediğine zarar ulaştırabiliyor. İstediğine fayda ulaştırabiliyorsa o zaman o zaman ne yapacak? o birbirini engellemeye gücü var mı, yok mu?

  36. 15:02

    Ondan sonra o bir şey isteyecek, şunu ilerledim. Öbürü isteyecek, başını ağartayım. Öbürü isteyecek, bugün bulutlu yapayım. Öbürü isteyecek, bugün açık hava yapayım. Bilmem ne, bilmem. İşte nereye geliyor o iş? Lev kâne fî mâ letû illallâhu Allah'tan başka ilahlar olsa, bir tane bile olsa, iki tane bile olsa, lefese de tâ.

  37. 15:23

    Elbette göklerin ve yerlerin bütün düzeni, nizamı, incizamı fesada uğrar, bozulur gider. Çünkü ikisi aynı anda aynı şeyi isteyecek, veya istemeyecek. Aynı şeyi yapmaya karar verecek. Ondan sonra haşa ve kella, tabii ikilik yok da bu nasıl olacak? İlla aralarında bir fark olması lazım. O fark nereden olacak?

  38. 15:48

    Ya onda bulunan kemal sıfat, bunda yok diyeceksin. O yok dediğin boşa düşecek. Ya ondaki nefiyetine sıfattan biri bunda var diyeceksin. Yine olumsuz bir sıfat onda kalmış olacak. Yine ilahlıktan aşağı düşecek. Ya bunların yani varsayım şeyler, farazî şeyler yani. Ama ayette de olduğu için olsaydı diyor, yani şimdi bu, bunu konuşmanın ne lüzumu var?

  39. 16:14

    Milletin kafasına karpuz kabuğu düşürmenin ne lüzumu var? Şeklinde de düşünenler olabilir ama şimdi ayette de olduğu için ayetteki kelimelerde olan bir şeyi ilm-i kelam ehlinin tevzih için konu yapmaları, İmam Efendi Hazretleri'nin de bundan yola çıkarak böyle bir faraziyeyi konuşup onu reddetmesi tabii, reddetmek için konuşuyor.

  40. 16:38

    Bunlar ayet-i kerimeler ve hadis-i şeriflere dayandığı için yani aslı var yani. Mesela Kul inkânel lirrahmânu veledun fe enev vel muâbidîn Habibim söyle ki diyor Rahman Teala'nın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet yapan ben olurdum. İşte bu ayette var mesela. Allah'ın çocuğu olması mümkün mü? Lem yelid ve lem yured.

  41. 16:58

    Orada kulüvallah zaten doğurmadı, çoluğu çocuğu yok, doğurulmadı. Anası babası yok diyor. Ve lemükulluhu küfenâ. Dengi yok diyor, eşi yok diyor. Zaten ikhlas-ı şerif bütün itikadı Allah'ın zatı hakkında, sıfatları hakkında bütün mesele metni ikhlas-ı şeriftir yani. Niye ikhlas deniyor? Zaten sırf Allah'tan bahsediyor.

  42. 17:16

    Ama Kur'an'ın üçte birini teşkil ediyor. Çünkü tevhid ve uluhiyet ve istihrak ve budiyet bütün bu konularda kulüvallah yetiyor, artıyor. Ama şimdi ne diyor? Farz-ı mual yani. Çünkü Allah'ın çocuğu olsa haşa şeyh İsa Asım Allah'ın oğlu değil, merhamet eden Allah'ın eşi değil. Çünkü neden? Allah-u Teala dan bir parça olması icap eder.

  43. 17:38

    Allah-u Teala tecezi kabul etmez, cüzlenme, parçalama, zat-ı uluhiyet kabul etmez yani. O İsa As'ın nasıl ibadet-i helal kuracak? Haşa. Çünkü Meryem Validemiz'in rahminde oluşmuş, tekevür etmiş. Tamam babasız yaratılmış olabilir, Adem Aleyhisselam'ın anası da yok. O zaman Adem Aleyhisselam'ı niye tapmıyorsun yani?

  44. 17:57

    Dolayısıyla burada anasız olmak, babasız olmak bir uluhiyet getirir mi? Haşa. Ama diyor yani Allah'ın çocuğu olsa da ilk önce ben ona ibadet yapardım şöyle. Yani yok olduğunu anlatmak için söylüyor bunu. O bakımdan böyle faraziyeli şeyler Kur'an-ı Kerim'de de olduğu için ama niçin? O faraziyeyi reddetmek için, kökünden olayı çözmek için kopartıp atmak için şüpheyi

  45. 18:26

    böyle şeyler oluyor yani. Bundan dolayı İmam Rabbimiz Hazretleri buyuruyor. Birbirinden farklı iki şeyin birbirinden farklı olması için şimdi Allah var, Allah ile bir tane daha var farz ediyorsun. Ama o zaman mutlaka onun ondan farklı olduğunu şey yapman lazım. O farkı neyle fark ettireceksin? O farkı, ondaki sıfatlardan biri bunda yok dersen o bir eksik oldu, ilahlıktan düştü.

  46. 18:56

    Anladın mı? Dolayısıyla felâkûnü olamaz el-câmiûn toplayan lihâdî sıfat-ı kâmileti, üstün sıfatları kendine toplayan zat olamaz. İlla olur vahiden bir. Onu ancak bir olarak düşünmen lazım. İkilik girdiği anda birinden biri boşa düşüyor. Muattal kalıyor. Ondan izinsiz öbürü iş yapabilir mi yapamaz mı devreye giriyor.

  47. 19:22

    Yaparsa fesat çıkıyor. Yapamazsa öbürü boşa düşüyor. Vesaire vesaire. Lâ şerîkele. Onun hiçbir ortağı yok. Velâ sevkûl. Hak edilmez. Müstahak olamaz ibadeti, tapınılmaya. İllâhû ancak o Allah tek olur. El-vâhe göbür olan el-kahhâru. Kahhar, ezici güce sahip. Ne demek? İstediğini yaptırır. O istemese de

  48. 19:47

    şimdi ben mesela şeker hastası olmak istemiyorum. Oldum işte. Gözümün görmesini istiyorum. Asıl gözüm görmüyor. Yani Mevla'nın gücü kahhariyet üzerinedir. Yani aciz bırakıcı bir güce sahip. Ondan dolayı o birdir. Ne istersen o murat ettiği şey gerçekleşiyor. Karşıda kim itiraz ederse isin, kim istemezse istemesin.

  49. 20:11

    İşte o ezici güce sahip ancak bir olabilir. Öbür türlü ona biri mani olacak, engel çıkaracak bir güce sahip olsaydı zaten bugüne kadar ortalık çoktan karışmıştı. O birinin istediği oluyor. Birinin muradı oluyor. Anladın mı? Kimse ona mümanaat, direniş gösteremiyor. E gösteremezse hiç. Nerede var? Onun muradının içinde istemediği bir şeyin olduğunu kim görmüş?

  50. 20:36

    Ortağı mı var ki haşa, gidelim dilekçe verelim, arzua verelim. Ya işte Allah-u Teala bizim istemediğimiz bazı şeyler yapıyor. Biz de sana geldik, senin de aynı gücün var da haşa ve kella sen de şu işi durdursan ya falan. Kime gidebildi? Kim kime gidebildi? Kim kimi bulabildi bugüne kadar?

  51. 20:54

    Onun için efe inkıl eğer denecek olursa ki inne temâüze biâdi sıfatı yani üstün sıfatlarla birbirinden biraz ufacık farklılık olması, bir seçkinlik olması ve inkâne müstenzibenliği naksı evet noksanlık gerektirir. Geri de açıklandığı üzere. Çünkü birinde şu onda bir yok işte oradan farklılık çıkıyor diye dersen.

  52. 21:27

    Tamam bunu kabul ediyoruz ama. Belki mümkün olabilir entekûne olması, o farz ettiğimiz bir diğerin için sıfatın uharu. Diğer bazı sıfatlar olabilir, tekûnü. O sıfatlar da olabilir. Ba'iz eten sebep, alel imtiyazı, ikisinin birbirinden farklı ve seçkin olmasına. Ama la yezme ondan da lazım gelinmez mesela naksun asla.

  53. 21:50

    Yani hiçbir noksanlık da gerektirmez ama onda olmayıp da bunda olan ama onda olmaması ona noksanlık getirmiyor. Bunda olması buna fazlalık getirmiyor ama onda olup bunda olmayan, bunda olup onda olmayan belli bir sıfatlar vehmet edebiliriz. Noksanlık da getirmez ama seçkinlik getirir. Bir farklılık çıkarır falan.

  54. 22:14

    Ve'illem nârib biz bilmesek de. Ha ve'illem tuğraf üsteyim altayım kaçmışım. Ve'illem tuğraf bilinmese de tilki sıfatı o sıfatların en neha onlar, ma nedir iyi onlar. Yani biz mesela şudur diyemeyeceğimiz ama onda var onda yok diyebileceğimiz, yani diye düşünebileceğimiz şudur diye diyemiyorsak ismini koyamıyoruz.

  55. 22:38

    Ama olur ki onda vardır onda yoktur ama onda olmaması ona noksanlık getirmez. Bunda olması buna fazlalık getirmez ama aralarında bir seçkinlik getirir falan. Fişman. Hücibu cevap buna şöyle cevap veririm diyor. Veyahut hücibe cevap verilir de o. Bu sıfatlarda la tehlûk boş kalmaz.

  56. 22:57

    Şimdi bir sıfat olabilir diye vehmediyorsun. Farz ediyorsun ama bunlar ne tür olacak? İkiden boş kalmaz. İmmâ yentekûn olacak münasıfatı, kâmileti. Ya olgunluk sıfatlarından işte ilim gibi her şeyi işitmek gibi, her şeyi görmek gibi, işte kudretin her şeyi gücü yetmesi gibi falan. Ya kâmil sıfatlardan olacak.

  57. 23:17

    Ev münasıfatının âkısatı ya da noksan sıfatı. Noksan sıfatlar işte selbî dediğim mesela onda şu yok, şu yok, şu yok falan diye sayacağın sıfatlar. Ve lâkinet takdireyni hangisinden olsa olsun iki takdir üzerine de gelcemül mahzûru. Sakınca lazım gelir elmezgûru. E geride anlattığımız sakınca yine aynı icap eder.

  58. 23:37

    Çünkü onda kâmil sıfatlardan bir tane var. O zaman öbüründe yok diye aralarını ayırmak için. E o zaman onda bir eksik oluyor. Eksiklik de ilahlâ zıddır. Bunda anlamayacak ne var? Veyahut bunda bir noksan sıfat var. Yani veyahut da bundan şunu nefret ediyoruz. Bu da yok diyoruz. Bunda ona yok demiyoruz.

  59. 23:56

    E tam da onda ona yok demiyorsan noksan sıfatlı kalıyor işte birinden birinde. Bu tehlike. Aynı sakınca doğuyor. Ve inlem nârif biz bilmesek de tilke sıfatı o sıfatları bir hususiyâ. Özel olarak şu sıfat diye ennâ onlar mâ nedir yâ onlar diye. Hani biz ismini veremiyoruz ama olabilir ki ikisinin birbirinden seçkin ve mütemair olması şu sebeple olabilir ki

  60. 24:19

    peki birinde bir sıfat vardır öbüründe o yoktur da ondan seçiliyorlardır birbirinden de. Adını da koyamıyoruz ama onun onda olması veya olmaması öbürüne noksanı getirmez falan. alması öbürüne noksanı getirmez falan. Yâ git işine yâ. Velâkin lâkin nârifi biliyoruz ki ennâ onlar leyset bir hâricetin dışarı çıkamaz.

  61. 24:33

    Velâkin lâkin ne'rifu biliyoruz ki ennehâ onlar leyset bihâricetin Neden? Mindehâ rezilke mânevîn noksan. Mindehâ rezil kemâlevil noksan. Birinde var birinde yok dediğin. Ya mükemmel sıfatlardan biri olacak ya noksan sıfatlardan biri olacak. İki sıfatın dışında sıfat yok ki. Varlıklarda olan sıfatlar ya ona üstünlük getiren bir sıfattır bir sıfattır.

  62. 24:57

    Ya da ona eksiklik getiren onda olması, ona eksik getiren sıfatla ikinin dışında sıfat olmaz. ya da E şimdi diyorsun ki belki birini birinden seçmek için onda bir şey vardır, şu vardır diyemezsek de belki bir şey vardır, o onda yoktur. E tamam da o bir şey vardır diye vehmetliğin, farz ettiğin. şeyin ya noksanlık getiren bir şeydir, ya mükemmellik getiren bir şeydir.

  63. 25:22

    Her halükarda da, onda vardır, onda yoktur diye ikisini birbirinden ayırabiliriz dediğin şeyde, onda var dediğin noksanlıksa, ona eksiklik getirdi, ilahlıktan düşürdü. Her halükarda da, onda vardır, onda yoktur diye ikisini birbirinden ayırabiliriz diye.

  64. 25:34

    Onda yoktur dediğince, mükemmellik sıfatıysa, oradan mükemmelliğinden bir eksik oldu, yine noksanlık getirdi. İki takdir üzere de, noksanlık kaçınılmaz olur. İkisinden birinde mutlaka bir noksanlık, birbirinden ayrı, tıp atıp aynı olmaz. İki neye göre diyorsun? Allah bir diyoruz bir.

  65. 25:59

    Sen bir tane daha olabilir dediğin zaman da, ya aynı sıfatlara sahip, aynı sıfatlara sahip olanlara ayrı denmez. Çünkü iki olan bir şey, asla ve kat'a ne olamaz? Eşit olamaz. Mutlaka bir fark olacak. Ama görünen, ama görüme, ama içinde, ama dışında.

  66. 26:22

    Ne oldu işte Hacı Aziz Han'a, çorba getiren meşhur müridinin, kıymetli bir misafir geldi, evde de ikram edecek bir şey yok, o arada bir genç müridi geldi, paça çorbası getirmiş. O da dedi, çok makbule geçti evladım dedi ya, iste benden ne istersen, misafiri ağırladı, uğurladı Hacı Ali Rahmeti'nin kudreti suratı hazretlerimiz.

  67. 26:41

    Ondan sonra orada, o da dedi, senin gibi olmak için, yavrum dayanamaz, edemez, benim gibi nasıl olacak? Suretinden, vesiretinden, dışı, görünüşü, her şeyi bilmem ne, manevi hali, ya manevi hali, Hacı Ali Rahmeti'nin nasıl kazandı bu halini? Cihatlarla mücadele eder, riyazatlarla, zikirlerle, murakabelerle ya.

  68. 27:00

    Ama dedi ya işte, ne istersen iste, benden çok makbule geçti bu yardımın, hediyen. Tamam bak, sen karşındasın dedi, bak dayanamazsın dedi. Aldı onu halvet odaya götürdü, bir teveccüh etti, odadan bir çıktılar, bütün müritler bakıyor, hangisi Hacı Ali Rahmeti'nin, hangisi o mürit? Orada onun da türbesi var, karşı dağda, karşı tepede.

  69. 27:23

    Ben evvelki gittiğimde, bu gittiğimde vakit bulamadım yani, takat bulamadım. Evvelki gittiğimde onun da resmini paylaştım kabri şerifinin, o da mübarek bir zat oldu. E tamam, ne oldu ama? Kırk gün sonra dayanamadı o manevi halin şeyini. Aynı aynı, geliyorlar, gidiyorlar, Allah, hadd-i şerife geliyorlar, hangisi hangisi acaba?

  70. 27:42

    Sureti de, sireti de döndü. Lakin, bak kırk gün sonra o dayanamadı. Kırk gün sonra o dayanamadı, onun için illa bir fark çıkar, her şeye intibadım olsa da, bak o dayanabildiği makama sen dayanamıyorsun işte. Dolayısıyla yani misal verdim bunu da, iki demen için, bunun bundan farkı olmuyor, bu niye iki oldu?

  71. 28:02

    Aynıysa zaten bir, ayrıysa gayriyet yani, ayrıysa demek bu başka, gayriyet başkalık demek. Bu başkalık bundan temaiz edecek, bir şeyle seçkin olacak. Nasıl olacak acaba? Ya bunda olan bütün mükemmel sıfatlardan, bunda bir tane olmasa fark edecek birbirinden diyelim. E bu sefer bu noksan kalıyor, yine bundan bir olmadı.

  72. 28:24

    Ya da bundaki bütün mükemmel sıfatlar var ama bunda noksan sıfat, bundan, bunun münezzeh olduğu noksan sıfatların birinden bu münezzeh değil, bunda o noksanlık var mesela. Ara sıra unutuyor veya bazı bir şey yapmak istiyor ya falan. E nasıl olacak?

  73. 28:40

    E yine onda bir fark oluyor, gayriyet oluyor, gayriyet oluyor ama o gayriyet ya bir noksan sıfat onda kalarak veya bir mükemmel sıfat onda eksik olarak başkalık meydana çıkıyor. O başkalık meydana çıktığı zaman da zaten diğeri ibadet ve taatı kulların ibadetini hak etmiş olmuyor. Çünkü neden? Bir eksiğe düştü.

  74. 29:02

    Ya mükemmellik bakımından bir noksan oldu veya noksan sıfatlarından biri onda fazla kaldı. Yani öbüründe hiç yok, bunda bir tane kaldı diyelim. Ne oluyor? Tamam başkalık oluyor, ikilik oluyor, ikilik oluyor ama yine biri ibadete müstahak oluyor, öbürü olamıyor. Çünkü neden? Kamil sıfatlarının mutlası olan, bütün noksan sıfatlarının münezzeh olan bir tek Allah var.

  75. 29:21

    E O'nun şeriki nasıl olacak o zaman? Bir şeyle ayrılması lazım, iki demen için. O ayrıldığı şey ne? Allah-u Teala her şey O'na muhtaç, O kimseye muhtaç değil. Allah-u Teala hiçbir noksan sıfatı yok. Allah-u Teala bütün mükemmelsin, mutlasın. Her şey gücü yetiyor. E tamam. Buna bir ikinciyi koyduğun zaman O bundan bir fark edecek.

  76. 29:41

    E bir fark ettiği zaman o fark O'na eksiklik getirecek. O eksiklik de O'nu ibadetine, kulların taatına müstahak olmaktan aşağı düşürecek. Bu kadar basit yani. Anladın mı kardeşim? Mevzu budur. Burada Ve delilün âkırû, başka bir delil, alâ ademistihkâkı gayrilâk, subhanehu ve teâlâ, Allah'tan gayrisinin hak etmediğine, ilil-mâbudiyeti, kulların ibadetlerini,

  77. 30:09

    kendisine tapınmalarını hak etmediğinin bir başka delili, ve o da şudur. Ennellâhe teâlâ, şüphesiz Allah'ımız, izâkehâne mâdemki oldu, kâfiyen, yeterli, fî cemiyu zarûriyâti vücûdileşşâ, Varlıkların var olmasının gereksinimlerini meydana getirme ve yaratma hususunda yeterli olduğuna göre, dâ ve tevâbi'u vücûdihâ,

  78. 30:30

    Varlıkların yaşamalarının tevâbi, tevâbi demek, var eder ama ondan sonra koy verir, ondan sonra yaşantısını, hayatını idam ettiremez. Ama hem var ediyor, hem de ondan sonra var ettikten sonra, ecelimiz gelene kadar, şimdi Allah-u Teâlâ işte sevbimizi kıyamete kadar da yaşatır, sonsuza kadar da yaşatır.

  79. 30:50

    Ahirette çıktıktan sonra, mahşerden sonra, cennet, cehennem ebedi değil mi? E şu anda da ebedi yapabiliriz. Ama orada ecel takdiriymiş, orada öldürecek, imtihanı da bitecek. Sonra varsa kalem falan, mahşereye çıkacak, ondan sonra cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme. E cennet ehli cennete girdi, daha sonsuz yaşayacak işte.

  80. 31:07

    Şu anda da yaşatabiliriz, orada yaşatacağına inandığımıza göre. Yani var, varlıkların var oluşunda da, hani ben yokluktan beri var ettim, senede öyle, her şey öyle. Bir de onun tevabı var, tevabı. Peşi sıra gelen gereksinimleri var. Onlar da işte, bak nefes almamız gerekiyor benim yaşamam için, bundan sonra da ecelin vakitinde yaşamam için,

  81. 31:30

    Allah-u Teâlâ'nın yine bana verdiği, yarattığı, yaratması devam ediyor, yaratması hiç durmuyor ki. Aldığım nefesi yaratıyor, verdiğim nefesi yaratıyor, kalbimin çalışmasını, öbürü, yani bir yerin bir yerin istifadesi, ölüyorsun. Bunların hepsini o devam ettiriyor. E madem Allah-u Teâlâ bunları yapmakta yeterli, kimseye ihtiyacı olmadan,

  82. 31:50

    ve kâne madem ki oldu nef'ul eşşâi, yarattıklarına fayda vermek, zarar ruha veyahut da onlara bir zarar vermek, işte hastalık, musibet, belâ, kırık, işte dökülüyor, kırılıyor, düşüyor, bilmem ne. Bunlar merbutan bağlamış bir sürü bağlamış, hepsi Allah'a bağlamış. Celle Celaluhu, o ne isterse oluyor.

  83. 32:09

    O zaman yekûn oluyor, Hayru Teâlâ, Allah'tan başka düşünülebilecek, farz edilebilecek biri, haşa, o farzı muhal ya işte, muhali farz ediyor. O ne olmuş oluyor? Muattale, tatil, Arapça, Türkçe'de tatil diyorsun, ta'bı'il, a'in, muattal. Muattal da Türkçe'de kullanılıyor, şu anda az kullanılıyor, tatil çok kullanılıyor.

  84. 32:30

    Ama Arapça kelimesi, tefil bağımlı. Utle mesela, utle'den atale'den geliyor, utle tatil demek. Ondan sonra medreseler tatil oluyor falan. Yani ders bitiyor o arada, izin veriyorlar tarafa, işte o. E o zaman ne oluyor? Allah-u Teala her şeyi yaratmış, yaşatıyor. İstediğine fayda veriyor, istediğine zarar gönderiyor.

  85. 32:52

    Başka kimse kimsenin işi düşmüyor. E başka birini farz ediyorsun da, o da onun gibi, belki Kemal Sipahi'den biri daha olabilir. Ya olabilir de kardeşim, ne iş yapıyor? İşin adı ne? O zaman o mahza, mahza demek, halis, muhlis, muhlas. Muattal oluyor, ne demek muattal? Bir işe yaramıyor. İşlevi yok. İşlevi yoksa, lakav, düşmüyor ihtiyacul eşya.

  86. 33:16

    Varlıkların ihtiyacı, vuku bulmuyor ilahi asla. Ona hiç kimse muhtaç olmuyor, bir işe düşmüyor. Ben şimdi dua ediyorum ya Rabbim, dişimin ağzını geçir, gözümü aç, işte şunu yap, bunu yap. Sabaha kadar dua ediyorsam, Allah-u Teala'ya diyorum. O da istediğimi yaratıyor, istediğimi yaratmıyor. Biz de razıyız kaderine, kazasına.

  87. 33:34

    Razı geliyor, tamam da. Ama işimiz ancak ona düşüyor. E, femine hiciyetin hangi yönden yahsulü? O zaman meydana gelecek lehu, o başka farz ettiğin, vehmettiğin, biri daha olabilir mi acaba dediğin. Ona nereden hasıl olacak? İstikakul ibadet. O nereden kulluğu hak edecek? Yani başkasının ibadetini, bizim kulluk yapmamıza müstahak olacak, ilah olacak.

  88. 34:00

    Hüluhiyete müstahak olacak. Niye? E, kimsenin işi düşmüyor insanın. Hepsine Allah-u Teala yetiyor. Yetiyorsa bunu, bunu niye ben vehmedeyim? Veliye-i şeyine neden sebepte teveccühü yönelecek? İleyha ona. El eşya-ı varlıklar bir zilleti boyun kırarak, velhudu'i kafalarını eğerek, velinkisari onun huzurunda tevazu hali takınarak, boyun kırarak, rükû eylerek, secde yaparak,

  89. 34:28

    alnını topraklara bulayarak, efendim işte ibadet, secde, zilletin, boyun kırıklığının nihai zirvesi secdede tahkuk ediyor. Bena hiçbir faydası yok, zararı yok. Benim hiçbir işimin düşmediği bir şeyde öyle de biri daha olabilir. Bir zat daha olabilir, iki zat daha olabilir. E, benim bütün işim bu zat.

  90. 34:51

    Allah-u Teala tek başına görüyor. Öbürleri aynı sıfatlar. Aynı sıfatlarda haşa ve kelle farz etsem bile işin düşmüyor. İşin düşmemesi bile onun muattal olduğunu gösteriyor. Muattalsa zaten niye ibadet edeyim? Yani bunlar biraz faraziye şeyler. Çok da karpuz kabuğu kafasına milletin düşürmenin zamanında olmamakla beraber yine Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığı,

  91. 35:15

    çünkü alemlerde ondan başka bir ilah olsaydı bu alemlerin nizam-ı nizam çoktan bozulurdu. Evet bozulacak, kıyamet kopacak, gökler yerler darmadağın olacak, İz eşşemsi kılırat, ve edeni cümün kederat, güneş dürülecek, yıldızlar sökülecek, dağlar yürütülecek, işte falan. Bütün ayetler kıyameti anlatıyor.

  92. 35:36

    Yerle gök, bütün nizam-ı nizam bozulacak. Ama o bozacak. Ona rağmen başkası bu düzeni bozmayacak. O haber verdi bunu Kur'an-ı Kerim'inde, bütün gönderdiği vahiylerinde. O haber verdi. Bozacağım ama ben bozacağım diyor. Başka kimse benim düzenimi bozmaz. Çünkü ben tekim. Bir ortağım olsaydı çoktan işi karıştırmıştı.

  93. 35:58

    Haşa ve kella. Onun için bir olan Rabbimize son samsenaları deriz. Allah bu itikadımızı mahfuz emin eylesin. Ölene kadar iman-ı kamil ile yaşamak, sonunda hüsn-ü afiyet, hüsn-ü akıbet, sonuna kadar hüsn-ü afiyet, işte imansız ölmekten kurtulmak hüsn-ü afiyettir işte o. Hüsn-ü akıbet, sonumuzun güzel olmuş, hüsn-ü khatibe cümlemize nasip ve müyesser eyleye.

  94. 36:20

    Zerre kadar şevkten, şübheden, vesveseden Rabbim cümlemizi muhafaza eyleye. Amin ve sallallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellem.