Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (3. Cilt 3. Mektûb - 1) 199. Bölüm 14 Mayıs 2025
14 Mayıs 2025 · 46 dk
26:34 / 45:10Şu an 26:34 / 45:10
Video bölümleri
Transkript
99 satır
- 00:00
El-Rahmân, Rahîm, El-Hamdü Lillâhi Rabbil Âlemîn ve Sallallâhü Teâlâ ve Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecma'în. Mektuba-ı Şerife itikad derslerimizden üçüncü zilden, üçüncü mektubundan başlıyoruz. Yani üçüncü zilde yeni başladık. Üçüncü mektubundan başlıyoruz. İnşâAllahu'l-Rahmân. El-Mektûbü'l-Seâlîsi, üçüncü mektub.
- 00:24
İlelmir Muhyibbillâhi'l-Mâkbûrî Hazretlerine göndermiş. İmam-ı Rabbân-ı Kudsesi Rûh-i Sâmi Hazretleri, fî beyân-i mâne-l kelimet-i tayyibeti. Bu çok mübarek kelime olan, Lâ ilâhe illallah, kelime-i tevhidin manalarını beyan hakkındadır. Biraz akli deliller de, istilâller de zikretmiştir bu mektub-u şerifinde.
- 00:47
Elhamdülillâh, bütün hamdü senâlar ancak Allah'a aittir ve selâmün büyük selâmlar olsun alâ ibadî Allah'ın kullarına. Ellezîne o kullar, İstafa seçti. Hüm mahsuftur orada. İstafa'nın altında hüve var, o seçti. Kimi hüm onları, onlar mahsuftur. Yani Allah'ın seçtiği kullar üzerine olsun. Çünkü herkese selam verilmez.
- 01:08
Ali Adem Efendi Hazretlerimize namaz kılmayana selam verilir mi diye sorulduğunda ne cevap buyurdu? Selam Allah'ın rahmetidir evladım. Kolay kolay herkese verilir. Kolay herkese verilmez. Yani işte verilmez direkt demediği dikkatli düşünelim, dikkatli düşünelim ve kendimizi selam verilmeyecek hale düşmekten kurtarmak için beş vakit namazımıza vaktinde devam edelim.
- 01:34
Şimdi la ilahe illallah diye başladı. Allah'tan başka hiçbir la yoktur. Bu ne demekti yani manası demek istiyor peşine hemen. La ehade hiçbir kimse yoktur. La ehade hiçbir kimse olmamıştır yani. Nedir olmamıştır? Yestihikku hak eder. İstihkak sahibi olamaz. Ney elvülüyete? İlahlığı.
- 01:57
Yani ilahlıkla mağbudiyet atfedilir, ona atfı tefsirdir, onu birbirinize atlıyor ve mağbudiyete, mağbudiyeti, mağbudiyet kendisine ibadet olunma liyakatini ve hakkını kimse kazanamaz. İlah da mağbut manasına geliyor. Tabi kelimelerin aslı Arapçadır diye kabul edersek. Tapınılma, Türkçesi ibadet tapma, mağbudiyet tapınılma yani kendisine ibadet olunma.
- 02:29
İnsanların, cinlerin işte meleklerin neyse mükellef Arapların kendisine tapmaları, tapınmaları. Tapınmalar büyük bir makamdır. Tek bir makamdır. Ancak bir zata mahsustur. Onun şeriki nazı ile işte ortağı benzeri olamaz. Dolayısıyla ilahlığı ve mağbudiyeti yani kendisine ibadet olunma hakkını elde eden veyahut da kazanmış olan hiçbir kimse yoktur.
- 03:00
İllallahu, ancak Allah vardır. La ilahe illallah bu demekmiş. La ilahe ilah yok ne demek? Mağbudun bir hak yok. Herkesin taptığı çok. Maymuna tapıyor, fareye tapan var ya. Akıllı akılsız. Akıllı, akılsız, efendim, canlı, cansız her şeye tapıyorlar. Kafir dolu, manyak dolu, akılsız dolu. Yani, biz ne yapalım?
- 03:26
Onun için buradaki maksat nedir? Mağbudun bir hak. Yani, ibadet olunmayı hak eden. Yoksa, sen bir şeye ibadet yapıyorsan, tapıyorsan, onu hak etmiş mi demektir? Değildir. Senin manyak olduğunu ifade eder demektir. Kafan çalışmıyor yani. Bir faydası yok, bir zararı yok. Şeylere tapınılır mı? Onun için, burada la ilahe, ibadete layık.
- 03:54
Hiçbir ilah yok. Yoksa adam onu, ilah yapıyor, eferaide men ettekhe be ilahe, vav, vav. Kur'an'da ne diyor? Kendi nefsinin arzularını kendine ilah yapmış. İlah yapmış, onu tapmış yani. Dolayısıyla, o manada birinin ilah tutması, birinin ibadet yapması, o tapınılanın hak ettiği anlamına gelmiyor. Onun için, la ilahe, ibadete hak eden hiçbir ilah yok.
- 04:22
İlla Allah. Ancak Allah var. İlla Allahüllezi. Ancak o Allah var ki, la nazira. Hiçbir nazir, benzer, eş ve eşit yoktur lehu kendisi için. Yine öyle Allah ki, el vacibul vücudi. Varlığı vacip olandır. Varlığı vacip olan, ne demek vacip olan şimdi burada? Yani biz burada tabii farz vacip gibi bir şey anlamayalım.
- 04:46
Vacip tabii zorunlu, gerekli manasına geliyor. Yani Türkçe, lügat çevirisi açısından ama, varlığı vacip. Şimdi bunun karşılığını anlamadan vacibül vücudu anlaşılmaz. Birkaç kere derslerde söyledim tabii de. Yeri gelmişken yine söylemek zorunlu durumundayım. Mümkünül vücud var, vacibül vücud var. Vücud, varlık demek.
- 05:07
Hani vücut yaptı derler, adam falan bilmem ne, işte kas yaptı bilmem ne. O Türkçedeki yani yanlış kullanımlar. Belki bir alakası da var tabii. Vücutta varlık, varlıkta bedenle gösteriyor kendini. O da aynı bir şey. Var olması, yani yaratılması, her zaman gelmez. Şu anda var olan şeylere vücut sahibi denir.
- 05:37
Yani varlık sahibi, var. Bu var olanlar, şimdi Allah-u Teala da var, biz de varız, gökler yerler de var, cemaat atanık şeyler de var, hayvanat, canlı şeyler de var. Zevil-i kul, akıllı, mükellef. İnsan, cinler, melekler, yani melekler mükellef değilse de akıllı tabii. Cinler hem akıllı hem mükellef.
- 05:59
Bunlar var. İşte bunlar ikiye ayrılır. Yani bir mümkünül vücut, var olması mümkün. Ne demek mümkün? Yani var olsa da olurdu. Allah'ın bir şeysi artmazdı. Var olmasa da, yani Allah onu var etmeseydi de mümkündü. Yani ne demek, düşünülebilirdi. Onun yokluğu düşünülebilirdi. Ve Allah-u Teala bir şeysi eksilmezdi.
- 06:25
Hem ne mülkünden, ne saltanattan da. Şimdi bizim hepimiz, Allah-u Teala'dan gayrı her şey mümkünül vücuttur. Yani varlığını da Yani varlığını da düşünmek mümkün, yokluğunu da düşünmek mümkün. Daha nice mesela kendi kafamıza farz edip Daha nice mesela kendi kafamızda farz edip takdir etsek, şöyle şöyle şöyleleri Allah yaratabilmiydi, yaratabilir miydi?
- 06:45
E bu alakasıyla kadar e ve vealâkişen kadar yaratabilirdi. yaratabilirdi. E yarattı mı şu anda öyle bir şeyler? Düşündüğümüz bazı şeyler yok Düşündüğümüz bazı şeyler yok ortalıkta, yaratmamış onları yani. Demek ki onları yaratabilirdi. Yani mümkündü. Ama yaratmadı. Yaratmadıysa onlar varlık aleminde değil.
- 06:59
Yani onlar mevcut değil. Vücut sahibi olmayınca yani mevcut değil. E şu anda ne eksiği var dünyanın? Veya da ahiretin? Mesele değil yani. Dolayısıyla varlığı da mümkün, yokluğu da mümkün. Bu şu demek, var olmasına düşünebilir, yok olmasına düşünebilir.
- 07:14
Şimdi gökler yerler dahil. Arş kürsü dahil çünkü hepsi mahluktur. Biz, hepimiz dahil. Mümkünül vücuttur. Çünkü neden? Allah-u Teala bizleri yani suna ile bunlar ol var eyledi, birliğine cümle ikrar eyledi diyor. Yani Mevla yaratmasıyla, halkıyla, icadıyla, tekviniyle, sanatıyla bizi var etti. Var etmeyi de bilirdi.
- 07:35
Dolayısıyla bizim şu anda var olduğumuz için varlığımız biliniyor ama yok da olabilirdik. Bunu düşünebiliyoruz. Vacibül vücut bir tek Allah-u Teala'dır. Yani varlığı vacip. Ne demek vacip burada? Yani yok olması düşünülemez. Çünkü yok olması nasıl düşünülecek? Onun yok olduğu düşünülmesi halinde hiçbir mevcut var olamıyor.
- 08:08
Dolayısıyla veyahut hiçbir mevcut var olmasaydı da onun varlığı zatından olduğu için kimseden emanet alınma olmadığı için şimdi biz Allah'ın var etmesiyle yaratılmışız. Yaşatmasıyla şu anda hayatta kalıyoruz. Yedirmesiyle, içirmesiyle yani birçok tabii sebepler halk etmesiyle biz şu anda duruyoruz. Diyelim Allah-u Teala hiçbir şey yaratmasaydı Ben gizli bir hazineydim.
- 08:36
Yani ne demek? E kimse beni bilmiyor ki faydalansın. İşte o sevgiden Resulullah'a sarılmalı. Mayası, nuru zuhur etti yani. Bilineyim, tanınayım. Beni bilenler olsun. Tanısınlar, bilsinler için halk ettim. Bundan da benim karım yok. Yani ben marif olayım, tanınayım diye değil. Onlar arif olsun beni tanıyan olarak marifetullah sıfatına sahip olsun.
- 09:12
Ben mahlukatı benden kar etsinler. Yani faydalansınlar diye yarattım. Yoksa ben onlardan kar etmek için yaratmadım. Yani Mevla'nın işçiye mi, aşçıya mı ihtiyacı var? Biz şimdi Allah'ın Celle Celaluhu hangi işini görüyoruz, ne işine yarıyoruz yani? Mevla Teala'nın menfaatine zarar görmekten münezzehtir.
- 09:33
Dolayısıyla demek ki hiçbirimizi yaratmasaydı, kimsede onu bilen tanıyan olmasaydı ne melekler ne felekler ondan sonra ne peygamberler ne müminler ne kafirler hiçbir şey yaratılmamış olabilirdi. Hiçbirini de yaratmasaydı Mevla'nın işçisinde eksik kalacak değildi. Haşa kella ama onun varlığı yine kendinden olduğu için o vardı.
- 09:57
Onun için Allah'tan gayri her şeyin Şeyin var olduğunda düşünebiliriz, var olmadan da olurdu diye düşünebiliriz, hiç var olmayabilirdi diye de düşünebiliriz. Var olduktan sonra yok olacağını da düşünebiliriz ki zaten yok olacak. كُلُّ شَيْءٍ حَالِكُمْ اِلَّا وَجَوْفٌ Zat-ı Müstesna her şey yok olacak zaten.
- 10:18
Kıyametten sonraki cennet, cehennem sonsuz. Ondan sonra yokluk yok da, o arada yani, evveli de zaten yokluktan geliyor, ademden geliyor. Adem yokluk demek yani, adem başka, adem başka, o hemzeyle, bu ayınla. Yani dolayısıyla Allah-u Teala vacib-ül vücuttur, varlığını kabul etmek, varlığını kabul etmek, düşünmek bizim için zorunludur.
- 10:48
Ona hiçbir şey vacip olmaz. Biz madem mahlukuz, mevcutuz, yaratılmışız, Allah-u Teala'yı tanırken bilirken O'nun varlığı zatından ve kendinden olmasa bile kimse O'nu var etmemiş ki aşağı gerisinde adem sepkat etsin. Yani yokluk diye bir mefhum geçsin. Benim şimdilik 63 sene evvel de yokluk var. Veyahut işte anamın karnına da düşmenin evvel yokluk var.
- 11:17
Senin de öyle her şeyin, köğün yerin, gördüğümüz görmediğimiz mevcutların, varlıkların her birinin bir başlangıcı var. Çünkü Allah-u Teala küm ve ekün, var ol emriyle O'nu yaratmış, O'ndan evveli yokluk geçirmiş. Ama Allah-u Teala'nın zatının varlığı kendinden olduğu için, O'nu kimse var etmediği için, haşa kella, O'nun için yüce zatında, gerisinde ademle mespuk değildir.
- 11:42
Yani yokluk geçirmiş değildir. Ne kadar geri gitsen O'nun yok olduğu zaman yoktur. Onun için varlığı kendinden olduğundan, O'nu hep var olarak düşünmemiz vaciptir. Bu vaciplik, Allah'a bir şey vacip olmadığını aşağı. Bizim öyle inanmamız zorunludur. Çünkü neden? Başka türlü anlaşılır tarafı yok.
- 12:05
Varlığı kendinde olan, kimseden emanet alma olmayan, zatı yaratan olmayan zat, daima var olarak itikad edilir. Yani bu kadar anlatabiliyorum Efendimiz'e. Dediğim gibi ibaret darlığından tabii, Mevla ile ilgili konuşurken, ifadeler dar gelir, kalıplara sığmaz yani. Yine öyle Allah ki el-münezzehü, işte la ilahe illallahı anlatıyor.
- 12:35
Allah'tan başka ilah yok. İlah, ne demek ilah? Kulların kendisine ibadet yapmasını hak eden demek. Sonra vacib-ül vücut, Allah'tan başka vacib-ül vücut yok, varlığı kendinden olan yok. Yokluğu düşünülemeyecek olan bir zat daha yok. Her şeyin yok olması düşünülebilir. Ancak evladının düşünülemez. Daha yine öyle Allah ki el-münezzehü son derece tenzih edilmiş.
- 12:59
Tenzih edilmiş yani uzak kalmış, uzak olmuş. Yani ben tenzih ediyorum da o yakındı da ben uzak tuttum manası çıkmıyor. Haddi zatında münezzeh, yani son derece uzak. Neden? An simâd-ın naksı. Simâd, simenin cevabıdır. Sime alamet ve nişan demektir. Naks, noksanlık. Noksanlık da Türkçeleşmiş artık Arapça aslında.
- 13:23
Noksanlık belirtilerinden. yani noksanlığın kendisi de yok zaten bir eksiklik, bir isminde bir sıfatında, bir fiilinde bir icraatında, bir yaptığında bir yaptığında, bir yapmadığında, yarattığında, yaratmadığında, herhangi bir konuda
- 13:48
Simesi, alameti, nişanı, eseri, belirtisi en ufak bir şey. Asla ona yaklaşmamıştır. Münezzehü demek. Daha el-müberra'u, müberra deniyor. O hemze, okusana el-müberra'u tabi okunuyor buradan. O hemze elife döner yani, müberra. Müberra Türkçeleşmiş yani. Türkçede de bazen kullanılıyor müberra, tebriğe edilmiş.
- 14:12
Tebriğe, beri'den geliyor yani, beri, yani beri oldum. Beri oldum yani uzak oldum manasına geliyor, teberri ettim. Yani ondan uzak olduğumu ifade ettim. Bunlar hep aynı kökten geliyorlar. İşte el-müberra'u tebriğe edilmiş yani, tebriğe edilmiş derken, Haşa o efendim bazı noksanlıklara haşa yakın düşüyordu da, sen kalktın tebriğ ettin onu işte uzak tuttun falan yani.
- 14:44
O uzak değildi de uzak tuttun. Türkçede böyle elastiki kelimeler, manalar çıkar, her tarafa gider. O öyle değil işte. Müberra'dır. Ne demek? Kendisi son derece uzak. Hatta bir ismi mefhul olmakla seviyede lükat manası veriyorsun. böyle lükat mağası veriyorsun, bu sefer fitne çıkmasın diye açıklamaya çalışıyoruz.
- 15:03
Neden? ansıfatil hüdûthi hüdûth sıfatlarında. Hüdûth sonradan olmaz. Sıfat elif ile cemi, sıfat o zaman sıfatın cemi oluyor. Sıfatun sıfetani sıfatun o cemi olur, çoğul yani. Sonradan olma sıfatlarından vasıflarından, nitelemelerden daha Türkçe'de nitelemelerinden müberra olan Allah tam başka hiçbir ilah yoktur.
- 15:27
Yani Mevla'da Mevla Teala muhtes olmadığı için, sonradan yaratılmış olmadığı için haşa ve kella çünkü evveli yok. Ezeli ve ebedi ve başı yok ve başlangıcı yok. Ne kadar geri gitsen olmadığı bir zaman yok. Onun için hüdûth yani sonradan olma sıfatı, niteliği onda bulunmadığın gibi o vasfın diğer hiçbir alameti, belirtisi işte efendim tavsifi nitelemesi diyelim hiçbiriyle ona
- 16:15
yanaşamaz. Çünkü varlığı kendinden ve o zatıyla mevcut mevcudun bizatihi kaimun bizatihi kaim, her şey onunla kaim o zatıyla kaim. Böyle olduğu için asla onda bizim gibi sonradan yaratılanı zaten mevcudat, yaratılan her şey sonradandır. Hadistir, muhtestir ne dersen de yani. Çünkü yaratıldı çünkü. Yaratıldığını demek bir noktada kün
- 16:45
düğmeye basılan iğne ibaret ağrılığından konuşuyorum var ol buyuruldu ve kün hemen var oldu. Çünkü var olmaması da mümkün değil. Çünkü Mevla'dan kün emri sudur etmiş. Var ol emrine muhatap olmuş. E kim muhatap olmuş? Madum. Yok olan bir şey. İşte yoktan yaratıyor demek. Sen şimdi yok olan bir şeye ne laf anlatabilirsin?
- 17:09
Ne konuşsan dinletebilirsin. Ama Allah-u Teala maduma yok olan bir şey kün, var ol buyuruyor. Yok, orada da bir şey yok. Yani şimdi ham madde olur bir şey olur. Sen o ham maddeden bir şeyleri kurtarırsın. Ham madde yok. Hiçbir şey yok. Madde yok yani. Kün var oluyor. Yokluğa şey hitap ediyor. Bunu Allah'tan başkası yapabilir mi?
- 17:33
İşte sen ben öyleyiz. Anne karnımızda yani babanın suyu, annenin suyu birleşmiş diye. Nice anne babanın suları, sular seller gibi akıyor, birleşiyor rahimlerde. Çocuk oluyor mu? Ne kadar kısırlar çocuğu olmayanlar. Yalvar bakarıyorlar. Tükmemek imkanları bile yok. Çünkü neden? Mevla var ol buyurmuyor.
- 17:57
Mevla kün buyurmaktan sonra fey kün olmaz. Onun için yaratılmışsa sonradandır. Yani yaratılmışsa bir şey ezeli değildir. Çünkü bir yere kadar gelirsin geri. Ondan geride o yoktur. O bir noktadan sonra kül emrini muhatap olarak Adem mağduma var ol emri teveccüh etmiş ve tealluk etmiş. O noktada o var olmuştur.
- 18:22
Ondan gerisinde Adem şefkat etmiştir. Yani yokluk geçirmiştir. Onun için ona hadis-i muhtesem o nasıl vacibül vücut olsun? Ondan sonra. Onda sonradan olma sıfatları var. Zaten kendi sonradan olma sıfatını ne arıyorsun? Tepeden tırnağın sonradan olmadır. Anadan da olmadır. Sonradan olmadır. Çünkü neden?
- 18:43
Yani geri gitsen anası da yoktu. Onun anası da yoktu. Onun keresi de yoktu falan. Bir tek Allah-u Teala ezelidir. Yani evveli olmayan. Kadim. Kadim de bu manaya geliyor. Şimdi La ilahe illallah ne demekmiş? Varlığı kendinden olması sebebiyle vacib olan noksanlık belirtilerinden münezzeh olan ve sonradan olma sıfatları ve nitelemelerinden son derece müberra ve uzak kalmış olan
- 19:27
naziri benzeri eşi bulunmayan Allah'tan başka kulların ibadet ve taatlerini hak eden hiçbir şey yoktur. Yani La ilahe illallah manalarına gittiği zaman ortalık yıkılır. Fe innel müstehak gazira şüphe gerçekten diyor yani. Düşünelim yani. Şüphesiz düşünelim. Müstehak deme hak eden. Neylil ibadet. Yarattıklarının
- 19:57
şimdi öbürleri zaten. Seni kim yarattıysa ibadetini o hak ediyor zaten. Maymun senin gibi yaratılmış, inek senin gibi yaratılmış, fâne sıçan senin gibi yaratılmış, putlar senin gibi yaratılmış, onlar hepten canı da yok falan, kurşundan, bakırdan, kütükten falan. kulluğunu
- 20:14
E bu nasıl senin kulluk yapmanı hak edecek ya? O senden beter. Körler sağırlar birbirine ağırlardan da beter yani. Körler sağırlar. Puta kör de denmez, sağır da denmez. Taş kayadan yontmuş yapmış yani diyelim icabında. Onun için kulların ibadetini, kendisine tapınmasını hak eden zat, elle ki öyle bir ibadet ki, ibadeti anlayalım şimdi.
- 20:44
İbadet ne demek? İbadet kulluk yapmak. Kul köle manasına da geliyor yani Türkçede. İbadet. Onun için Allah'tan gayrı ne peygamberlere, salavatullahi ve nebiyyine, âlimlere, velilere, üstadlara, mürşitlere, anne babalara falan, yaşlılara, büyüklere, nispeten, her birine kendi nispetinde, kendi ölçüsünde, her şeye bir sınırı var.
- 24:52
Tezellülde, tevazuda, huzurda, enkisarda ve itaatta tezellülde. O itaatta tevhid veren bulunulur. Çünkü Allah, Rasûlüme itaat edin diyor, Ülûl Emre'ye itaat edin diyor, demek ki O'nu şirk kabul etmiyor O'nun itaatı. Çünkü sen O'nu yaratıcı olarak görmüyorsun ki. Allah'ın emrettiği için, anne babana itaat et.
- 25:11
bana itaat et. Veyahut işte alimlere karşı tevazulu ol. Veyahut işte âlimlere karşı tevazulu ol. Beccirul meşayih. Yaşlılara, özellikle Evliyaullah'a tazim ve hürmet edin. Femenlem yubeccirun feleyse minni. Onlara tazim, hürmet etmeyen benden değildir. Onlara tâzim, hürmet etmeyen benden değildir, mesela hadis-i şerif.
- 25:24
Mesela hadis-i şerif. Hekrimu l-ulemâ. Alimlere değer verin falan. Ekrimul ülemâ, âlimlere değer verin falan. Dünya kadar hadis-i şerif bulabiliriz. Allah da Resûl'ü emreder. Allah da Rasûlü emrettiği için, sen onlara da bir teslim et, bir boyun kırıklığı, bir hürmet, izzet yaparsın. Bu şirk olmaz. Ama tapınma başka bir şey.
- 25:40
İşte ibadet dediğin zaman, kulluk yapmak dediğin zaman, O, bu demin saydığımız bütün kendini alçaltma sıfatlarının kemâli ve mükemmelliğinden ibarettir. O mükemmellik, ancak Allah'a ibadet yapılarak ortaya konabilir. İşte ibadet ve kulluk demek, bütün bu yapılan hürmet ve saygının mükemmelliğinden ibarettir.
- 26:06
O mükemmellik ve olgunluk, kullardan hiçbirine Allah'a yapıldığı kadarıyla, kâmil manada gösterilemez. O gösterilirse şirk olur. Sen şimdi, işte size çok öğrettiniz, işte sizin ilimlerinizden çok faydalandık veya işte seyretiyorlukta, manevi yolda siz elimizden tuttunuz diyen mürşidine veya bir âlime veya şunu bunu, bunları dersin.
- 26:34
Ama sen kalkıp da, bunlar bu işin zirvesi değil ki. Bu işin kemâli, mükemmeliyeti nedir? Allah, Yedi kere okusan, ne istersen olur sabah akşam. Ta ilk duaların kitabında bile yazdık. Yani Musa aleyhisselam'a herhalde vahiy değil, Musa aleyhisselam'ın dualarına. Ya Rabbi beni sen yaratıyorsun, beni sen idare ediyorsun, beni sen yediriyorsun, beni sen içiriyorsun,
- 27:07
beni sen öldüreceksin, beni sen dirilteceksin. Bu işte kemâli tezellül, son derece boyun eğmeye, boyun kıza itaat eden, bu mükemmeliyeti bu. E bu ifadeleri Allah'tan başkası için kullanabilir misin? Kullandığında şirk olur işte. Tabi bu sadece ifadede kalmıyor. E namaz da o işte. Namazı Allah'tan başkası için kılabilir misin?
- 27:26
Rükû Allah'tan başkası için eylebilir misin? Secdeye Allah'tan başkası için kapanabilir misin? Anları toprakları Allah'tan gayreti için bulayabilir misin? İşte çünkü diyor, Şimdi ibareler bir şeyler. İbadete müstahik olan, yani senin kulluğunu, ibadet yapmanı hak eden bir tane zat var. O da kimdir? Söyleyecek şimdi.
- 27:51
İbadeti hak eden, pek ibadet ne? Normal bir eğilme kalkma değil ki. Öyle bir şey ki ibadet yapmak. Alçalmanın, boyun eğmenin, boyun kırmanın, teslimiyetin, itaatın mükemmelliğinden ibaret. Ondan daha mükemmeli yok. İşte ibadet o demek. O ibadete layık olan kim olur o zaman? İnnenin haberi geldi. Men.
- 28:21
Ancak o kimse olur ki, o kimse de zat yani, o zat olur ki, sebete, sabit olduruyor o kendisi içine. Cemiul kemalati. Bütün kemalat, olgunluklar, mükemmellikler, efendim, hayırlar, işte iyilikler, hüsünler, güzellikler, cemaller, kemaller, kim için sabit olduysa, kimde hepsi toplanmışsa, ibadeti hak eder.
- 28:47
Daha kimdir ibadeti hak eden? O kimsedir ki, men o kimsedir ki, yani vesül-i be, soyuldu. Yani, anhu kendisinden. Soyuldu demek, soyutlandı yani, bulunmadı onda yani. Ne cemiyon ne kaysa. Noksanlıkların cümlesi yani. Hiçbir noksanlık kendisine yakışmayan ve yakıştırılamayan ve kendisinde bulunmayan.
- 29:13
Ya vardı da ondan soyutlandı, alındı, öyle değil işte. Demek ki müberraya, münezzehe gidiyor mana. Kendisinde hiçbir noksanlık eseri, eksiklik, kusur, eseri, söz konusu olmayan ve düşünülemeyen ve bütün kemalat ve hünerler ve işte mükemmellikler, işte yaratma, yaşatma, öldürme, diriltme, bunların, mahlukların bunlardan ne nasip olabilir?
- 29:39
Bu denilen fiillerde hiçbirinde ne? Tesirleri var, hiçbir şey yok. Kendi yaratılmış zaten ölümünü bekliyor ne zaman. Öl derse ölüyor, hasta olursa hasta oluyor, rezil oluyor, altına yapıyor, üstüne oturuyor. Onun için ibadeti hak eden zat ancak kim olabilir? Ancak kim olabilir?
- 29:56
Bütün mükemmellikler kendisi için sabit olan, yani kendisinde var olan ve bütün noksan ve eksiklik belirtisi taşıyan sıfatların, vasıfların kendisinde mevcut olmadığı hiçbirinden zerre kadar bir eser kendisinde bulunmayan, daha vahdehce, muhtaç olan İlâhî kendisinde kim? Cemi'ye ulaşacak. Eşya şeyin cebindedir.
- 30:16
Şey mevcut demektir. Var demektir. Dolayısıyla varlıkların, var olan şeylerin hepsi kendisine muhtaç olan. Bir tek Allah var işte. Allahu Samet. Samet ne demek oluyor Allah'a? E benim şimdi muhtaç olduğum şeyleri saysak? Hattâ Samet. Hepimizin var olmamızda, Allah-u Teâlâ'nın yaratmasına, işte vs. zaten muhtaçtık.
- 30:43
E şimdi de yaşamamızda, hayatımızı idame ettirmemizde, nelere muhtaçız, nereye? Bunların hepsini Allah yaratıyor. Onun için bütün varlıklar ancak kendine muhtaç olan zat kimse, ibadeti o hak eder. Nerede varlıklar ona muhtaç oluyor? Fil-vücûdi, varlık, var olma hususunda, dâ ve tevâbi'il-vücûdi ve bir de var olmanın tâbîleri levâzımında.
- 31:15
Yani sadece var olmak, tabi ki ben var olmam için Allah'ın yaratmasına muhtaçtım. Tamam, on sonra var oldum. 62 sene küsur evvel, işte annemin karnında şekillendim, on sonra, فِيَوَلَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَمْ كَيْفَ شَاءٍ آyetine göre, Allah ana rahimden de sizi dilediği şekilde, istediği surete sokar şeklini, işte bu şekilde soktu, yarattı, şimdi tamam.
- 31:36
Ama yarattıktan sonra benim Allah'a, beni yaratmasında ona muhtaçtığımda, yaratmasından sonra benim onlara ihtiyacım kesildi mi? Hâşâ, ve tevâbi'il-vücûdi. Var olarak kalmanın nesi var? Tâbîleri var. Ona, onu izleyen, yani ona bağlı olan diyelim, ona bağlı olan şeylerde de benim Allah'a ihtiyacım devam ediyor.
- 31:59
Ne demek? Var oldum, on sonra yaşamam lazım. Yani yaşamam için yemem, içmem lazım, işte nefes almam lazım, işte bütün kalbimin atması lazım, bilmem ne. Neden ölüyor insanlar? Binlerce, on binlerce, yüz binlerce ölüm sebebi var. Yani bu sebepleri ortadan kaldırıp seni yaşatmanı daim kılan ancak Allah-u Teâlâ.
- 32:22
Onun için var olmakta da ona muhtaçız. Var olduktan sonra hayatımızı sürdürme ve ölene kadar işte sağ salim veyahut da hasta veyahut çöker, fark etmez. Ölmediğine göre varlığın devam ediyor. Yani ölsen de varlığın devam ediyor. Çünkü beden ölüyor, çürüyor, ruh çürümüyor, ölmüyor. Yine ruhunun varlığı var.
- 32:47
Çünkü bir kere yarattı mı seni? Efendimiz'in buyurduğu gibi, yaratıldın, yakayla verdin. Yok olman mümkün değil. Çünkü ruh yok olmuyor. Ölüm bedenden ayrılıştır, ruhun beden ayrılışıdır. Sonra yeniden veide nüfus yücü viced ruhlar bedenlerle çiftleştirecek. Yani aynı ruh aynı bedene sokulduğunda mahşere kalkışı var.
- 33:10
Sonra gel cehennem, gel cehennem. O da sonsuz bir hayat. Dolayısıyla geride yokluk var. Çünkü Mevla yarattı. Ama yarattığı andan itibaren daha senin var olman da bedeninle var oldun. Öldükten sonra ruhunla var oldun. Şirke Efendi Hazretleri'nin ruhuyla var. Tasarrufu devam ediyor, yönetimi devam ediyor vesaire.
- 33:32
Himmetli devam ediyor mesela. E niye? Allah-u Teala onun ruhunu, ruh-u şerifini bir kere var etti. Var ettikten sonra daha o yok olmuyor. En bozuk adamın ruhu da yok olmuyor. O orada bir şey değil. Ama onları hapis yapıyor, mahpus yapıyor, rehin bağlarıyla şey diyor, engelli yapıyor.
- 33:49
Ama Allah dostlarına, Efendimiz Hazretleri gibi zatlarla mesela en yakın misal olarak tasarrufu devam ediyor. Açıkçası görülüyor. Herkesin rüyasına görülüyor. Kabrime gel diyor, kabrine gel. Onu gönderiyor adam diyor, ben kabrine geldim. İşte bak seni söyledi bana. Orada buluşuyorlar, ona vaaz ediyor, ona çarçaf getiriyor falan filan.
- 34:05
Neler dönüyor. Efendimiz'in kabri şerifinde şu anda mesela. Ne örnekler var. E şimdi bak çünkü varlık devam ediyor. Var oldu bir kere. Var olduktan sonra veli olduğu için, iradesini, kudretini, Allah'ın büyük dostu olma harcadığı için, hakkıyla cihad ettiği için müceddit makamına gelmiş. E tamam. Tasarruf sahibi işte.
- 34:23
Var olduğu zaman bir daha yok olmak yok. Ruh bedeninden ayrılsa ölüm vakı olur. Ama ruha yokluk yok. Onun için ruhun varlığı devam ediyor. Bu sefer ne oluyor? Ve tevabü'l-vücûdi. Varlığın tabirlerinde de herkes ona muhtaç. Yani Allah-u Teala'ya muhtaç. Çünkü o ruhunu yaşatması, ruhuna tasarruf vermesi, tedbir yönetim hakkı vermesi, onu rüyalara girmesi,
- 34:47
bu kadar insanları mesela davet etmesi, kabrine çağırması vesairelerde herkes yani bunlara şahit ve müşahit oluyoruz. Esas insan ruhtur, gören odur, konuşan odur, işiten odur, hareket yapan odur, tutan odur, anlayan odur, düşünen odur. Esas insan ruhtur. Beden ona eskerece kalıklık yapıyor. E şimdi bir kere Allah seni var ettiği zaman evvela ruhunu var ediyor.
- 35:34
Çünkü ruhlar bedenlerden dört bin sene evvel yaratıldı. E senin ruhun yaratıldığı zaman ondan sonra o beden kalıbına işte hangi vakitte takdir buyurduysa o vakit annen rahminde seni şekillendiriyor, tasvir ediyor, dünya çıkarıyor falan. İlk var olman da ki bu var olman ruh itibariyledir. Çünkü ruhlar bedenlerden dört bin sene evvel yaratıldı.
- 35:56
Dolayısıyla sen işte bin dokuz yüz altmış beş, yirmi yedi Şubat diyorsun ama ondan dört bin sene evvel senin ruhun kalk edilmiş. Onun için fil vücudi var olmak derken ruhun var olması. Çünkü ilk yaratılan ruh şey olarak bizim hakkımızda yani. Herkesin kendi hakkı. Ve tevabü'l-vücudi. Sonra o varlığın ilgili alakalı ona tabi olan şeyler var.
- 36:18
O nedir? E o varlığın devamı. Beden kalıbındayken ölene kadar bedenleniş görüyor. E sonra bedenden çıkınca bile ruh ölmedi şimdi devam ediyor. Adem Aleyhisselam'ın ruhu öldü mü şimdi cinlerden? Hiçbir yani öleni ne insandan önce. Ölen hiçbirinin ruhu ölmüyor. E o zaman ne demek? Varlığı devam ediyor.
- 36:40
Ruhlar aleminde. Alem-i arvada. Varlığının devamında. Hadi şimdi biz var olduk. Ondan sonra altmış, yetmiş sene yemek içmekte, varlığımızı yürütmekte, sürdürmekte. Yine Allah'a muhtaçız. E tamam. E ruh sonsuza kadar muhtaç. Yani var olmakta ve var olduktan sonra o varlığın, varlığı izleyen ilgili konuların hepsinde
- 37:06
her şey, her mevcut, her mahluk, her yaratılmış kime muhtaçsa işte ibadeti hak eden ancak O'dur. Anladın mı şimdi? Burayı iyi anlayın. Feynel müstakil ibadeti işte son derece tezellül, huzur, boyun kırmak, inkisar kırıktan ibaret olan ibadeti hak eden zat ancak kim olabilir? Men o zat olabilir ki sebebde sabit olduğu Leo kendisi hakkında.
- 37:32
Cemiul kemalati. Bütün mükemmellikler. Da ve sülümanı cemiul nekası. Bütün noksanlıklar kendisinden selbedilmiş. Yani onlardan arı duru bulunan. Da ve hteaceli cemil ve şviayet. Her şey kendine muhtaç olan fil vücudi hem var olabilmekte ve tevabü'l vücudi hem var olmayı izleyen diğer onunla alakalı bütün sıfatlarında her şeyin kendisine muhtaç olduğu zat kimse.
- 38:06
İşte ibadeti hak eden ancak O'dur. Ve ve kendisi ise o zat kulların ibadetini hak eden tapınılan çok var ama hak etmiyor. İbadet olmaya hak eden bir Allah var. İlah o demek. La ilahe. İbadetini hak eden hiçbir zat yok. İllallah. Ancak Allah var. Onun için kendisi ise leys olmadı asla bir muhtaç. Muhtaç fi emrin.
- 38:35
Herhangi bir hususta işleyen, emir işleyen hiçbir işte muhtaç olmaz. Nereye? İlaşiye. Hiçbir şeye. Kimsenin bir ihtiyaç gidermez aşağı. Kimse muhtaç değil ki. Çünkü hepsini O yarattı. Yarattığına niye muhtaç olsun? Yoktan var etti. Ve ve işte bu Allah-u Teala Vâru, zarar veren ya zarar yaratan, musibet, hastalık, elem, keder, acı, ağrı, sancı yaratan.
- 39:05
En nâfiû, fayda veren işte hayır, işte şifa, deva, yemek, içmek her türlü bizi yaratmak, yaşatmak hususunda menfaatlerimizi temin eder. Ancak O'dur. Ya şey hiçbir şey yani yaratılanlardan hiçbiri olamaz. Nedir olamaz? Yani yaktığı ruh güç yetirir olamaz, gücü yetmez. Neye? İsa'ya vararın. Bir zarar ulaştırmaya, ev nef'in yahut bir fayda göndermeye.
- 39:34
Kime? İlahi'den. Hiçbir kimseye kimse ne fayda gönderebilir ne zarar ulaştırabilir. Bila izni onun izni olmadan. Ama onun izniyle olur. Çünkü doktor sana şifa veren bir operasyon yapıyor, cerrahi operasyon yapıyor. Tamam. Sana fayda verdim fayda verdim. fayda verdim, fayda verdim. Ağrını dindirdi mi dindirdi, kalp kapağını değiştirdi mi değiştirdi.
- 39:58
Stent taktı, damarlarını açtı mı açtı. Allah yarattı, açtı. Ama o, Allah'ın izniyle o sebep oldu. Ama Allah'ın izni olmasaydı, yüceleri damara giriyor, patlatıyor, adam gidiyor. Mevla yaratmasa şifayı. Ondan sonra bu kadar insan niye ağrıdan sınırsancısı keşfiyor, niye kanseri iyileşmiyor, niye ölüyor?
- 40:20
Çünkü kimse ona bir fayda yaratamıyor. Mevla da o noktada izin vermeyince yaratamıyor işte. Bu kadar insan şifa bulduysa, iyileştiyse, kanserde yenenler, yenen derken, kanserden de şifa bulanlar var diyelim. E tamam, işte Mevla izin verdi, birilerine sebep oldu veya olmadı. Sebep bazı kere kendiliğine geçirebilir Mevla ama sebepler alemdeyiz, onlara bağlamış işleri.
- 40:43
Onun için, Ya buyur ey sa'adu illa ve in yemseske. Allah sana bir zarar dokunduracak olursak, hastalık, kıtlık, iş bozukluğu, bilmem neyse. Karından, çoluğundan, çocuğundan. Felake aşbeluhu. O zararı açacak yoktur illa hu. Ancak o açar. Ama onu sebeplerle yapar, sebeple yapar, sebepsiz yapar. Yaratan ancak o.
- 41:07
Ve in yemseske bu hayrin. Sana bir hayır dokundurmak istese, şifa, afiyet, güzellik. Sahte afiyet, mal, mülk, bilmem ne, eş, toz, çoluk, çocuk filan vermek istediği zaman, fevâle'l-hüseyin kadir. O her şeye gücü yetendir. Yani o da var. Fela ra'âd deli fazlî. Onun göndereceği lütfu reddeden bir güç olamaz.
- 41:30
Yusribu'l-bimeyye'ş-şamü'l-evvâdi. Kullarından kimleri diliyorsa, onlara hayır isabet ettirir. İstediğine de şerri isabet ettirir. Allah rahmetini tutacak olursa, onu kim salabilir? Söyleyin bakalım, Allah soruyor. Yani onun için, yani Zümer Suresi'nde olacak. O âyet kelimesinde. Yine ra'âd deli allâhu bi'l-hurri.
- 41:55
Allah bana bir zarar ulaştırmak isterse. Helûneke âşifâtu'l-hurri. Onlar bana göndereceği zararı açabilirler mi? Allah'tan gayri olan tapınlığınız, ilahlarınız, putlarınız veya he ve râdeni bir rahmetin yahut bana bir rahmet eserini ulaştırmak istese. Helûneke âşifâtu'l-hurri. Onlar Allah'ın rahmetini tutabilirler mi?
- 42:16
Engelleyebilirler mi? Yani, öldürmek istese, Musa as. bulayım derken, doksan bin çocuk kesti firavunu. Musa as. kucağında büyüttürdü Mevla. Engelleyebildi mi? Engelleyemez. Allah bir adamı zengin etmek istese, Veyahut fakir etmek istese, bütün dünya ona ikramda bulunsa, engelleyemez. Onun için, mâ eftehillâhu lin-nâsibu r-rahmetin Allah kimine rahmet kapısı açarsa bir,
- 42:46
acıdığının eserini belirtmek üzere. felâ mûmsikelâ O'nu tutacak, engelleyecek bir güç yok. ve mâ yumsik Ama neyi tutarsa, felâ mursilelehum min bâti Allah'tan sonra O'nun izniyle. Allah'tan sonra O'nun izni olmadan kimse O'nu gönderecek bir güç yok. Yani onun için, Allah'ı iyi tanımak lazım. Sebeplere tevessül etmek, başvurmak, tevekküle mâni değildir.
- 43:14
Yani, Allah'a güvenmeyi bozmaz. Hatta sebeplere sarılmak, Allah beni O'na yönlendirdi diye, ancak o sebebe başvurduğumda, Allah bana bu şifayı yaratacak diye itikad etmek, esas tevekkül budur. Allah'ın hikmetini de iptal edecek inançlardan uzak durmak icap eder. Ya Musa Aleyhisselam hasta oldu, Allah beni iyileştirir diye dua ediyor ve hiç ilaç kullanmıyor
- 43:40
o zamanki işte bitkisel ilaçlar, otlar felâ. Ama Mevla Teala buyurdu, Ya Rabb işte bana şifa ver İşte, şunu ye, şunu iç. E işte Ya Rabb sen bana şifa verirsin, yaratırsın felâ. Ey Musa, sen benim hikmetimi iptal mı etmek istiyorsun? Yani ben bunu sebeplere bağlamışım, her şeyde benim bir hikmetim var.
- 44:06
Yani buyurmuş oldu ki bir sebebe sarılan, ha sebepsiz de yaratıyor, o da çok görülüyor. Ama kul sebeplere sarılmasına mükelleftir. Ama zararı yaratan, fayda yaratan Allah'tan başka hiçbir zat yoktur. Onun izniyle fayda ve zarara sebep olanlar mevcuttur. Onun için, sıfat-ı kamileti, işte bu mükemmel ve taslaman ve zerre kadar noksanlık barındırmayan sıfatlarla
- 44:36
muttasıp olan yani bunlara sahip olan zat neyse alemlerde yoktur illallahü teala. Ancak Allah-u Teala vardır. Neyse olmadı ve illallahü teala dokunamıyor. Ancak Allah-u Teala bu sıfatlara sahip bulunmaktadır. sahip. Rabbimiz Yüce Zat'a hakkındaki itikadımızı Ehl-i Sünnet ulemasının körüşlerine muvafık eylesin.
- 45:02
Ehl-i bid'at'e bu konularda bulaşmaktan muhafaza eylesin. Aminu sallallahu ala Seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ve sellem.
Benzer sohbetler
43:47Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 6) 243. Bölüm 14 Ekim 202614 Ekim 2026 · 44 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 14 Ekim 2026
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026


