01:07 / 18:27

  1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillâh, salâtu selamu aleyhi ve seyyidina Rasûlillâh ve aleyhi ve sahbih. Ecmâin. Geçen ki mektuptan 23. mektup, 3. cid devam ediyoruz. Bugün kısa bir ders inşâAllah yapacağım. Çünkü bir toplantımız var İbrahim Efendi Hocamızla. Onun için dersimiz kısa ve verecek. hareketli olur inşâAllah.

  2. 00:22

    Buyuruyor ki, İmam Rabbânû Kibrisi Rûh-i Sâmi Hazretlerimiz, felsefeciler akılla Allah'ı bulamaz, isimlerini bilemez, sıfatlarını bulamaz, şeriatını bilemez, hükümlerini çıkaramaz. Akıl, akıl yetensiz kalır. Ve zaten Allah'ı bilmekte en cahil kalan felsefeciler. cahil kalan felsefecilerdir. Yani hani demiştim ki kocakarılar tabi vahye dayanan âyetten, hadisten hocaların

  3. 00:47

    öğrettiklerini ezbere de saysalar kocakarılar Allah hakkında daha çok şey biliyor ve doğru şey biliyor. Bir de dağdaki kocakarılar. Şimdi bir adam en büyük akıllı fakat aklıyla Allah'ı çözmeye çalışınca Allah'tan gelen bilgiyle değil de kendi kafasının yonttuğu uydurma şeylerle, mahsulatla onun için Allah'ı bilmekten acil ve cahil kalıyorlar.

  4. 01:07

    ve cahil kalıyorlar. Felsefeciler işte Felsefeciler işte Allah'ı tenzih edelim diyorlar. Tenzih edelim derken de baltayı taşa vurdular. Nasıl? taşa vurdular. Nasıl? Diyorlar ki Diyorlar ki Allah'ı Allah çok yücedir, münezzehtir, mukaddestir. fıkıh, tefsir, fena, ee, onun için ne yapmaz? Kendi bil fiil bir şey yaratmaz.

  5. 01:26

    Yani yani büyük bir şey de yaratmaz, küçük bir şey de yaratmaz. Hani böyle yani böcekleri yaratmağa da fareyi, domuzu yaratmağa tenezzül etmez de güneş ağayı böyle yaratır, büyük sistemleri yaratır, onu da demiyorlar. hiçbir şey yaratmaz diyorlar. Bütün Kur'an, bütün âyet, hadis, yaratan ancak Allah diyor.

  6. 01:44

    Allâhu khalikul gülüşe. Her şeyi yaratan Allah. Vallâhe hele göküm, sizi de Vallâhu khalegaküm. Sizi de Allah yarattı. Allah yarattı ve mâ teâmelûn. Sizin yaptığınız Ve mâ teâmelûn. Sizin yaptığınız amelleri, işleri, şu anda konuşmamı senin dinlemeni, her şeyi o anında yaratıyor. senin dinlemeni, her şeyi o anda, anında yaratıyor.

  7. 01:55

    Buyuruyorken Kur'an. Bunlar da diyorlar ki Bunlar da diyorlar ki, Allah'ım işimi bitti yani. E işte efendim o, yani merkezi sistem dercezim, aklı faal, aklı faal, akıl, bir beyin var, yani yapay zeka gibi düşünün, zeka, akıl, zeka, aynı şeye gelir.

  8. 02:12

    Şimdi yapay zeka diyorsun ya, el yok, ayağı yok, gitsen tokalaşamazsın, ondan sonra yapay zeka ile bir görüşelim, bir toplantı, randevu, olamazsın yapay zeka ile yani. Böyle bir sistem kuruldu ya merkezi sistem. Şimdi bu merkezi sistemden işte herkes aradığını soruyor, bilmem ne soruyor, o da ya yalan yanlış işte bilmedi, kimle koydu soruya, doldur boşalt sistemine,

  9. 02:32

    bir cevaplar veriyor ya şimdi sistem. Bu da akıl ya da bir zeka varmış yani. Yani faalde çok iş faaliyet yapan, çok iş yapan yani ne bileyim çok yönlü çalışan bir anda her işe karışan bir sistem varmış tabi. Hani bunu da Allah yarattı deseler hani yine onun da yaptığı yarattığı her şeyi haşa tabii hiçbir şey yaratan yok da

  10. 02:52

    onun da yaptığı her şeyi yine Allah yapmış oluyor dolayısıyla demeye getirseler yani o da bir derece demeyip şirkin bir derecesi olmaz hepsi şirk de. Onu da demiyorlar, onu da şunu diyorlar Allah var zaten diyor, Allah var diyor, bu Allah'ın varlığı diyor gereksinim olarak ister istemez böyle bir aklın, böyle bir efendim planlayıcının olmadığını söylüyor.

  11. 03:15

    Olmasını gerektirdi diyor. Kendiliğinden gerektirdi diyor yani. Dolayısıyla orada da Allah yani faal-i muceb oldu yani. Zoraki yani ondan çıktıysa bile bila ihtiyar, onu istem dışı o iradesiyle bilmem ne böyle bir şey yapayım da ben rahat edeyim de benim yaptığım şey uğraşsın falan, tenezzül etsin olaylara falan.

  12. 03:42

    Öyle de bir irade göstermiş değil diyor. O da istem dışı gelişti diyor falan. Tamamen Allah-u Teala'nın ne iradesi var, ne ihtiyarı var, ne gücü var, ne kuvveti var, ne yaratması var. Böyle bir şey döndürdüler. Şimdi onu, kısaca bunu anlatmadan buraya geçemem.

  13. 03:58

    Şimdi laf dedak başladık mı millet anlamayacak. Vema nedir diyor İmam-ı Rabbani. Hüve o şey, el aklü akılmış. El fe'alu, çok iş yapan bir akıl varmış. Ya bu neymiş, bu nerede görülmüş, eseri neymiş? Yani vahiyde zaten yok, âyette, hadiste zaten yok. Peki tamam akılla, mantıkla konuştuğun bir şeyin de efendim bir veri olması lazım elinde.

  14. 04:22

    Bir kereki dörtüncüsünden bir mantık bile olsa, mantıkta da bir kaide var. Sura, kübra, neticeye gidiyorsun yani. Bunun surası, kübrası nerede? Neymiş o diye. Hatta da ki güdüb bir ay yönetecekmiş el eşya. Bu kadar varlıkları yönetecekmiş.

  15. 04:33

    Bu kadar varlıkları yönetecekmiş ve tekune olacakmış el-havadisu, sonradan yaratılan bütün havadis, bizim Türkçe'de havadis haberleri diyorlar, halbuki havadisin Arapça manası olaylar demek, yaşanan şeyler, meydana gelen olaylar, havadis o demek. Hudüs'ten geliyor, hudüs, meydana çıkmak demek.

  16. 04:50

    Hatta tekune el-havadisu, meydana gelen bütün olaylar olacakmış, müstenid eden, da istinad edici, dayanıcı olacakmış, iley-u akl-ı fa'la dayanacakmış. Ya diyor bunun bir şey uyduruyorsun, uydurduktan sonra bütün alemlerin yönetiminin yaratılmasını ona bağlıyorsun ve ortada hiçbir eseri yok. Ve fî nefs-i vücûdi, böyle bir şeyin varlığının kendi hadd-i zâdına ve sübûti,

  17. 05:15

    akl-ı fa'al diye bir şey var mıdır, yok mudur, elfu kelamin. Zaten hadis-i hadiste İslâm'da yok da, kendi aralarında bile bin tane kelam var, orada da tartışma var, orada da akıl, mantık ehli, felsefe ehli, orada da ittifak etmemiş. Böyle bir şey var mı, yok mu da, bin tane söz var. Orada zaten bin tane kelam, ihtilaf varken böyle bir şey her şeyi nasıl yaratacak?

  18. 05:37

    Fînne teâkkugâhu, çünkü onun gerçekleşmesi, yani akl-ı fa'al diye bir şeyin hakikatının, varlığının konuşulması, ve husûlehu, meydanda hasıl olduğunu var denebilmesi, o da mübtenin, mübteni yunidi, mübteni yunidi, bena yebni'den geliyor, bina'dan geliyor, mübtenin yunidi, yani mübtenin,

  19. 05:57

    o da oturmuştur, bina edilmiştir, neüzenâlen mukaddime, mukaddimelere, mukaddime işte ne dedim sana, bir takım sûra, kübra dediğin gibi, şu şöyle olursa bu böyle olur, bu böyle olsa bu böyle olur, mantık kaideleri, kuralları var. Bazı mukaddime demek, önce kaideler, kurallar, bir neticeye varmak için önden bazı kaideler tespit edilir.

  20. 06:19

    O kaidelere göre kıyas yaparak o neticeyi aynı yerde alırsın, aynı şeylerde oraya kıyasa vurursun. O mukaddimeler el-mümevveheti, mümevveh, temvih edilmiş, yani süslü gösterilen, hayali, hani böyle ayağı yara basan, iki kere iki dört eden bir mukaddime kaide yok burada.

  21. 06:38

    Burada temvih, temvih demek boyanmış, süslenmiş, öyle mukaddimeler ki el-felsefiyyeti, ilme dayanmıyor, vahye dayanmıyor, tecrübeye dayanmıyor, havası selime, duyu organlarına dayanmıyor, çünkü bunların hepsi ilim sebepleri vardır. Bu ilim sebepleri de dayanmıyor, sadece mahsa aklın içindeki bir yontma, bu felsefi mukaddime, bir de temvih edilmiş,

  22. 07:04

    yani süslü gösterilmiş, mukaddime de dayanıyor. O mukaddimeler ki onlar gayr-u tehammetin, asla tam kabul edilmemiş. Bazen, bazı meselelerde, iki kere ikinin dört ettiği akli kaidelerde, yani bazı noktalarda, diyelim ki tuttu, bu konuda değil, aklı faalde değil, bir kaideler kurmuşlar ya,

  23. 07:26

    o kaidelere göre, diyelim her canlı ölecektir dedi, bozuk saatte günde iki kere doğruyu gösterir hesabı, veyahut da biri varsa eserse müessiri bunu yapan vardır dedi, bunlar da kaidedir, akıl bunları da söylüyor. Dolayısıyla felsefe bunları da söylüyor. Dolayısıyla bazı kaideleri de iki kere iki dört eder dediği gibi tutarsa da,

  24. 07:56

    bunun umumi manada bu mukaddimeler, felsefeye dayanan hesap kitaplar, gayr-u tehammetin hiçbir zaman tam değildir, mükemmel değildir ve karara yönlendirici değildir. Ne üzere alel usulü islamiyeti, islami temel prensiplere göre, Kur'an sünete göre, ayet hadise göre, felsefeye dayanan ayet hadisler alınmamış olup, sade akıl mantığa dayalı mukaddimeler ne yapmaz?

  25. 08:26

    İslam'da hüküm ifade etmez. Bazen uyduğu bir şey olur, yani o da o noktada doğru söylemiştir. Bir müşrik de bir yaratan var dediyse doğru söylemiştir. Bir müşrik de efendim bu varlıklar kendi kendine olmaz elbet biri yarattı, doğru söylemiştir ama onun doğru söylemesi ne değildir, onu mümin yapmaz. Çünkü o yaratanın Allah olduğunu bilmesi lazım, bir olduğunu bilmesi lazım,

  26. 08:54

    orta olmadığını bilmesi lazım. Burada dünya kadar vahiy ile Allah'ı tanıtan ayetler, hadisler gelmiş. Dolayısıyla iki üç meselede akla uyum sağlarken kaydelere de yani, geçerli kaydelere de uyum sağlaması onu tam yapmaz. Dolayısıyla onun genel manada bina edildiği yapı taşları, felsefenin yapı taşları aklıma uyarsa alırım, uymazsa atarım mantığıdır.

  27. 09:25

    Bu mantıkta olduğu için mesela orada vahye uyan bir noktada buluşmuş olabilir. Ama sen ölü diriltildi, İsa as ölü diriltildi derse kimse ölü diriltemez der. Çünkü neden mucizeye kafası basmaz. Dolayısıyla onun temel taşları, yapı taşları aklıma uyarsa alırım, uymazsa atarım. aklıma uyar sağlığına mı uymaz sağlığına mı?

  28. 09:47

    Halbuki vahiy aklın anlayacağı bir şeydir ama akıl münasebeti üzere gelen bir şey değildir. aklın münasebeti üzerine gelen bir şey değildir. Çünkü Allah-u Teala arka planını bilir, ilersini bilir, gerisini bilir, geleceğini bilir, bundan sonra neler olacağını bilir.

  29. 10:21

    Senin kendi 5-10 senelik düşünce payınla, kurduğun kaidelerle biz bir şey bina edip Allah'ın yaratmasını mı sorgulayacağız şimdi? Kimin yarattığını mı sorgulayacağız? Yaratmayı birine ısmarladı, bilmem ne aklı faal, bunları biz senin aklınla nasıl uyacağız, uyduracağız yani. Onun için diyor, vel evlev, en ahmak adam kimdir?

  30. 10:45

    Evle. Men o kimsedir ki, yasrıfı harcar, neyi istinadel eşya, varlıkların dayanmasını döndürür. Yasrıfı döndürür, yanlış mana verdik. Vel evlev, en ahmak adam men o kimsedir ki, sarf eder yani, sarf harcamak, o da var da burada o manada değil. Yasrıfı çevirir, döndürür, sarf-ı nazardan bu. Sarf-ı nazar döndürür.

  31. 11:08

    Neyi istinadel eşya, bütün yaratılmışların yaratılmasının dayanmasını kimden döndürür? Anil kadiri, her şeye gücü yatan, el muhtari, her istediğini yapan, iradesine, kudretine kimse karışamayan, celle şanı, şanı, yüce olan, Allah'tan alıyor. En ahmak adam kimdir? Ne yapıyor sonra? Veyyed-i Ali yapıyor.

  32. 11:29

    Bütün ev varlıkların yaratılmasının dayanmasını müstenileten, istinad edici, nereye ilamis, le hazel emri. Böyle bir işe, işte yapay zeka, aklı faal, her şeyi bitiren bir akıl varmış. El mevhumi, hakikatta mevcut değil, dışta görünen, hariçte görünen bir şey değil. El mevhumi sadece böyle olmalı herhalde, Allah kendini tenezül etmeyip böyle bir şey yaptırıyordur belki falan.

  33. 11:59

    Mevhum tükseleşmiş, vehmedilen, hakikati olmayan, ancak düşünce bazında dışarıdan bir eseri bile yok, bir rüzgar bile estiremez yani. Düşünce bazında kalmış bir şeye bütün yaratmayı dayandırandan daha ahmak yoktur diyor. Bel, daha doğrusu yulhuku, yelhuku, lahik olur. Yelhuku, lahik olur, yani gelir.

  34. 12:28

    El eşya, bütün varlıklara, bana geliyor mesela. Siz de mevcudattansınız, hepinize gelir. Ne gelir? El fuarin, bin tane ar ve utanma gelir. Ve fazihatin, rezillik, rüsvailik gelir. Neden gelir? Min kevnia olmalarından müstenileten dayanmış. Yani biz şimdi diyoruz, biz Allah'ın kuluyuz, iftihar ediyoruz.

  35. 12:46

    Bizi Allah bir damla sudan yarattı diyoruz, iftihar ediyoruz. Eğer aklı faale kalırsak, bütün varlıklara bin tane rezalet gelir. Neden? Min kevnia olmalarından müstenileten dayanmış. Nereye? İla men hutil felsefiyyil. Felsefeci bir adamın aklının yonttuğu bir şeye benim yaratılmamın dayanması ve ben onun mahsulü olmamdan rezil olurum diyor ya.

  36. 13:09

    Yani ben bunu kimse kabul etmez, hiçbir varlık kabul etmez. Eşek de kabul etmez, domuz da kabul etmez. Beni Allah yarattı der ya, sen manyak mısın der yani. Dolayısıyla ben, daha doğrusu, el eşya, bütün varlıklar, tekuni, eşya kaç kere dedim? Eşya, beyaz eşya demek değil. Eşya, varlıklar, Arapçadaki eşya.

  37. 13:28

    Bütün varlıklar tekuni olur, razı yeten, hoşnut olur ve mesul yeten, sevinçli olur. Yok olma, deseler ki seni aklı faal mi yaratsaydın yoksa yoklukta mı kalsaydın? Her şey der ki yoklukta kalayım ya. Felsefecinin aklının yontmasından, yontulmaktan, Allah sığınır. Yok olayım daha iyi ya. Örtü öleyim dedi yani.

  38. 13:49

    Örtü öleyim gitsin yani, bu konuyu kapatalım. Vela temidu. Şu anda var olan şeylerin hiçbiri meyletmez değil el vücudu, var olma. Teklif verseydin, yani böyle bir durumda var olur muydun? Buna dayandırırsak senin varlığını falan. Var olmaya da meyletmez. Asla, hiçbir zaman. Neden? Min faziha tistinadi vücudia.

  39. 14:08

    Varlığının dayanmasının, onu rezil edeceğinden dolayı. Neye? İla mecuulil felsefiyye. Felsefeci bir adamın kafasının uydurması. Mecuul, cehaletmiş. Kendi ceale-i eceali'yi sıralamış. Yani yaptı yaptırdı. Efendim buna göre böyle bir şey olması gerekir. Mevhumunun, mecuulünün, menhutunun. Menhut yani aklının yonttuğu bir fikir.

  40. 14:30

    Ha, bu ürettiği yani. Yonttuğu derken hani, o bir tabirdir. Ürettiği bir fikir. Dolayısıyla beynin dışına hiç çıkmamış. Böyle bir şeye dayanmanın, bana getireceği rezillikten dolayı. Der ki ben varlık şeyine hiç heveslenmeyeyim. Yoklukta kalayım, rahatım yani burada. Nasıl olsa yokken bir şey soran yok.

  41. 14:49

    E ne yok der yani diyor. Bir de neden? Vekâf-ı irmâni. Mahrum olma korkusundan. Neden dolayı? İntisap etme saadetinden, yani ilişkilendirilme, intisap ilişkilendirilme soyunun, işinin veya mürit olarak intisap etmeye fena zannediyoruz biz ilişkilendiriyoruz, intisap gençliğe olma. Bu bir intisap saadeti var.

  42. 15:16

    Kime? İlahi kudreti. kadiri, her şeye gücü ödenen Allah'ın kudretine şu anda biz intisap etmişiz. Öyle Allah el muhtari, istediğini yapar, istediğini yapmaz. Kimse onu bir şeye zorlayamaz. Beni yaratan Allah, beni kendi irade ve kudretiyle yarattı. Öyle Allah el-Muhtari. İstediğini yapar, istediğini yapmaz.

  43. 15:25

    Kimse O'nu bir şeye zorlayamaz. Öbür türlü ben yaratıldım. Ulan ben nereden çıktım ya? Yırtıktan gibi. Nereden çıktım? Ha ben nereden çıktım? Akl-ı faal. Akl-ı faal ne? Yapacak. Yapacak yani her şeyi yapan ben. Akl-ı faali kim yaratmış? Kimse yaratmamış. E kim varmış? Başka bir yaratanda varmış da. O mu yaratmış?

  44. 15:45

    O da yaratmamış da. O da mecbur kalmış. O da istem dışı oradan da o akl-ı faal çıkmış da. Ulan ben nereden çıktım arkadaş o zaman ben? Lazım değil örtü öleyim hani der diyor. Ve khalf-i lerman-i mahrum olmanın korkusundan, min saadetil intisabi. Bizim intisap, saadet ve bahtiyarlığımız var. Nereye? İlahi kudretil kadiril muhtari.

  45. 16:06

    Celle Sultanu saltanatı gücü olan, her şeyi bilerek yapan, iradesle yapan, kimsenin zorlayamayacağı tek kudret var. Kimsenin zorlayamayacağı, yoramayacağı, yıldıramayacağı bir yaratan var. Tek. O tek zatın kudretine intisap etmemizin saadet ve bahtiyarlığından mahrum olur endişesiyle.

  46. 16:28

    Şu varlıklara sorsan hepsi der ki ben böyle bir şey olacağına, bu saadette mahrum olacağıma, yok olayım dahi Allah'tan gayrına intisap etmek, istinad etmek istemiyorum der ya. Ki ben öyleyim mesela. Sen de kendine sor. Keburat büyük oldu kelimeden, ayetten almış. Söz bakımından öyle söz, tehrucu çıkıyor, müneffa.

  47. 16:49

    Ağızlarından çıkan ne büyük bir söz ya. Allah'tan başkasına yaratma istinad ediyor, yönetme istinad ediyor ve Allah'ın da bunun istem dışı bu yönetimi mecbur devrettiğini söylüyor. Bunlar söylemiyorlar, ancak yalan konuşuyorlar ayetinden. Yani öyle bir söz gökyere iner buyuruluyor. Bu ayeti kerimeyle burada kalalım.

  48. 17:13

    Geçen derste iki buçuk saat konuştuk. Oradan da sizden üç ders alacağım var. Bir yerden veririm bir yerden. Ne yapalım ben de işim var, toplantı var. Allah hepinizden razı olsun. Yarın saatleri bildirdik. Youtube sitemizde var. Tesbih namazı, hacet namazı çok önemli. Yani bir saat, bir saat on dakika.

  49. 17:35

    Tesbih namazı yarım saat, kırk dakika hacet namazı, secdeler gazze için. Gazze acayip olaylar oluyor biliyorsunuz. Şu anda görüşmeler başladı. Herhalde çekilmeye yapılacaklar. Sözlerine inanılmaz ama bir ümit, bir ümit. Dualara devam. Belki tabii Hristiyanlar şunlar, bunlar da Avrupa Birliği de zorlayacak.

  50. 17:58

    Onların da hepsi gidiyor gümbürtüye. Hepsinin altından zemin kayıyor yani. Onun için Allah Teala belalarını toptan vermiş. Bu vesileyle yarınki hacet namazı, tesbih namazı çok önemli. Allahu alem yani son noktayı Müslümanların dualarıyla Rabbimiz koyacaktır fazl-ı keremiyle. Hepinizi bekliyoruz kadın erkek.

  51. 18:16

    Gazzenin, gazze inim inim inerken, açlıktan ölürken bir tesbih namazı, hacet namazı kılmaktan aciz kalmalıyız inşallah. Sallallahu aleyhi ve sellem.