1:57:35 / 2:03:46

  1. 00:00

    Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Ve sallallahu aleyhi ve sellem seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain. Mektubat-ı Şerife'den 23. mektup, 3. cilt 23. mektuptan devam ediyoruz. Dersimize kaldığımız yerden. Sitemiz tabii yeni değişti. Onun için gazete meselelerinden dolayı iktidar aldık.

  2. 00:30

    Öbür siteden bu yeni siteye geçtik. Tedbiren ve ihtiyatan. Sizler de bize buradan şimdi ulaşıyorsunuz ama ulaşamayanlar var. Çevrenizde tanıdıklarınızdan. Gerçi eski siteye giren de buraya yönleniyor herhalde ama Allah rızası için tebliğ yapalım. Sohbete ulaşım adresini, zaten eski bilinen siteye giren de oradan linkini bulacak herhalde.

  3. 00:58

    Ona göre insanları yönlendirelim, sohbetleri kaçırmasınlar. Yarın inşaallahu rahman haydere çıkmaya niyet ettik. Yani iki haftadır tabii gidemedik hastanemizden. Sohbeti bırakmadık ama önemli ders. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in kabrinde hayatta olduğu ve kabrinden çıktığı ve alemleri dolaştığı.

  4. 01:18

    ve dilediklerine göründüğü çok önemli bir ilmi konulara girdik. Hiç bugüne kadar detayına girilmedik konulara girdik. Bayağı da bir dersler var önümüzde. O konuda bu itikad, el-sünnet itikadı, hem Vahhabi Selefi reddiye hem tabi İsmail Ağa'nın da içinde bulunduğu bu durum.

  5. 01:38

    Allah dostlarının velilerinin tasarrufunu, kabirden tasarrufunu inkar etmeleri çok saçma sapan bir hal aldı yani. Şah-ı Nakşibendi Hazretleri rabıtayı ders öğretirken, talim ederken, Şah-ı Nakşibendi Hazretleri 700 sene evvel vefat etmiş, Şah-ı Nakşibendi Hazretleri tasarrufunu devam etmediyse rabıta nasıl yapılacak yani?

  6. 01:57

    Dersin aslında Şah-ı Nakşibendi Hazretlerinden tut elimden bana himmet et diye rabıtada ders talim eden insanlar, Efendimiz Hazretleri'ne geldiğinde, yani daha 3 sene olmuş, Efendimiz Hazretleri'nin tasarrufu olmadığını iddia edecek kadar, yani çok büyük bir cehalet ve akıl tutulması yani, akıl tutulmasının durumuna düşüldü.

  7. 02:17

    Onun için Perşembe sohbetleri şu anda İsmail Ağa'nın özelinde şusunu yapmış, bu bunu demiş, bu bunu yemiş, öyle değil. Ama bir zihniyet karşı karşıya tutulmasıyla ve rahabiliğe kayma, onun için ruhların tasarrufu inkar ediliyor. Hatta ruhun diriliği inkar ediliyor.

  8. 02:36

    Diriliği inkar ediliyor ki Allah'ın umurunda kafir olan insan, ruhların ölmediği, birçok âyetle, hadisle sabit, selamlara cevap verdikleri ve işte kabir ziyaretlerinden haberi oldukları bunlar, umumi insanlar hakkında da var, ruhlar ölmüyor hani bedenden çıkmakla falan. O konuyu güzel işledik geçen, biraz evdeydik, rahattık, 12'yi boyladık.

  9. 02:58

    Şimdi tabii hayallerde milletin geri dönüşü var, metro yetişecek falan şudur budur, iş günü ertesi gün onları molaza edeceğiz. 19.30'da sohbet başlar, akşama namazını kıldıktan sonra 19.30'da sohbete başlar inşallah. Ondan sonra zaten geri geri gelir yani saat itibariyle. Yatsıyı da cemaatle kılınan, itikaf oluyor akşam esas.

  10. 03:24

    Yatsı cemaatle kılınıp dağılınır, yatsı nasıl olsa kerata girmez. Onun için yarın buluşalım inşallah, bu önemli konulara girelim, konuşalım. Dersimiz devam ettiği kaldığı yerden orada da ders devam edeceğim. İmam Suudi'nin El-Habisi'nden. Sonra orada şey geçeceğiz. Tarifu el-İslami'l-İman, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in zamanı, mekanı kapladığı o kitaba geçeceğiz.

  11. 03:52

    Onlar birbiriyle irtibattı. Birinin delillerini öbürüyle. ümmetlerinin delillerini öbürü daha iyi anlatıyor. Sonra işte tabi şu anda Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem üzerine gideceğiz. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in tasarrufunu güzel anladıktan sonra velilerin tasarrufu hakkındaki birkaç kitaplardan onu da topladım.

  12. 04:11

    Yani onların sonu yok ama herhalde... 3-5 ders gider. Şimdi kebal günahlar falan yapıyorduk ama yani bu itikat bozukluğu mahvetti bizi. Kebalden de sıla-i rahime başladık herhalde Kebâirden de sıla-i rahime başladık herhalde hastanede hastanede. diye hatırlıyorum. Oradan da devam etmek de lazım ama Oradan da devam ettik.

  13. 04:34

    Bakacağız. Yani bu araya birkaç ders girecek. Tabi Bursa'da da devam edeceğiz inşâAllah. Cumartesi'de Bursa var. Bursa'da da o konuya devam edeceğiz. Oralar serbest olduğu için belli bir konu, ders yok. Oraya da, oradan devam edersek inşâAllah sizin aklınıza, fikrinize Resûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem'in

  14. 04:51

    büyüklüğünü, hayatta olduğunu, tasarrufun devamını güzel misallerle, delillerle sokacağız. Ondan sonra kafanızda sorularınız var. Bir şartı kalmayacak. Resûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem, müsaade, Medine'ye giden selam veren, aleyküm selam diyor, itikadından sizi kurtaracağız.

  15. 05:09

    Çünkü Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem kabrindeki selam verenlere de cevap veriyor, burada da salât ve selam diyenlere de cevap veriyor. Ettehiyyatı okurken de herkes namazda dünyanın önünde esselamu aleyke, sana selam olsun diyor. Hiç yanında olmayana sana denir mi? Yani şurayı bile düşünemiyorlar.

  16. 05:27

    Sana denir mi? Mezara gidiyorsun esselamu aleyke diyorsun, ölüye. Ruh yoksa aleyke gitsin, mermer mi aleyke sen? Herkes namazda esselamu aleyke, esselamu alâ Resûlillah demiyor, esselamu alâ Nebi'yi demiyor. Aleyke, hitap zamiri var, sana selam. Sana selam nasıl oluyor ağabey, burada kimse yok ya? İşte burada kimse yok değil işte Resûlullah var işte.

  17. 05:53

    Sallâllâhu aleyhi ve sellem. Bunları güzel konuşacağız, çok önemli dersler. Ruhla ilgili, berzakla ilgili, kabir alemiyle ilgili, çok ufkunuz açılır. Geçen dersi dinleyin, hemen hemen bir saat orada, iki saatten fazla oldu ama bir saati bu konuya girdik. Ne deliller. Diyeceksiniz ki biz İslamiyet'e surette kalmışız.

  18. 06:17

    Yani görüntü de, görünüş de Müslümanmışız. Hakikatten hiç haberimiz yok. Ruhtan haberimiz yok. Ruhun gücünden haberin yok. Kendi ruhundan haberin yok ki. Bunlar konuşulması gerekiyor. Kim ne anladı, öbürü yanlış anladı mı? Biz hakkı söylemeyecek miyiz kardeşim? Bu kadar ayet hadisi niye nazil oldu? Niye varet oldu yani?

  19. 06:40

    Madem o hadise okumamız doğru olmayacaktıysa Rabbim niye indirdi o ayeti yani? Resûlullah'ın azameti nedir? Ahir zamanda gelen ümmetime şunları anlatmayın diye bir kota mı var? İnanan inanacak, helak olan helak olacak yani. Biz vazifemizi yapmak zorundayız. Bu saatten sonra milletin akıllarını anladığını anlatalım, akıllarını anladığını anlatalım, tamam.

  20. 07:04

    Ama senin aklında ayeti hadisine inkar ediyorsa ben senin aklına turp suyu sıkayım derdim. Ben ne yapayım senin aklına yani? Allah seni ıslah etsin, Allah hidayet versin diye ben de dua ederim. Başka yapacak bir şeyim yok.

  21. 07:16

    Şimdi geldiğimiz mektubattaki dersimiz felsefe üzerinde durdu. Aynı mektubun geçen derslerinde. Akılcılık, mantıkçılık din yolunda, ayetin hadisin karşısında, vahyin karşısında yaya kalır. Ayet-i hadis doğal ayak en süratli koşan bir koşucunun en sağlıklı bir yarışçının ayağı ise bunun yanında akıl mantık ayağı ile bu yolda fikir yürütmek,

  22. 07:59

    saksıdan yani alçı diyelim, alçıdan ayakla bir yarışa girmeye benzer ki ondan sonra hiçbir gücü yoktur, hiçbir yarış kazanma ihtimali bile yoktur. Yarı yolda bırakacağı kesindir çünkü bir de koşturmaya çalışıyorsun. Nasıl koşturacaksın? Zor yürüyorsun, nasıl koşturacaksın? Onun için akıl bu işte, ayet-i hadise anlamaya yarar, çözmeye yaramaz,

  23. 08:26

    dini çözemez, din adına helal vermeden hüküm belirleyemez ama Allah'ın gönderdiği vahyi anlamaya yarar, akıl hüccettir, yani delildir çünkü neden akılsızlığa da Allah bir şey sormuyor. Onun için akıl verdiğine sorduğu için akıl hüccettir ama hüccetin akısıdır. Hüccet-i baligha değildir, hüccet-i baligha yani mazereti ortadan kaldıracak nihayi delil vahydir.

  24. 08:51

    Ayet-i hadise gelmeyene onun için azap yok, fetret devrindeki necde azap yok Veyahut Vâkulnâ muadzibunne hattâ nebâse rasûle, rasul gönderene kadar azap edici değiliz. Bu ayetler de buna vuruyor işte zaten, yani akıl yetseydi, rasul gelmediği zaman da millet manyak değildi. Dünyada her dönemde yaşayanlar, fetret devri, akılsız mıydı, deli miydi, tımarhanelik miydi?

  25. 09:15

    Fetret devrinde yaşayanlar, ne hikmetli insanlar var. Fetret devirlerine rastlayan filozoflar var. Ama rasul ve vahyi gelmediği için, Mevla ben namazı abdesti sormam diyor, nereden kafasıyla bulacak, öğlen namazı dörtte kat yani, veya namaz nasıl kılınıyor, onu sormam diyor yani. Tabi yaratıcı var, onu bilmesi lazım, o da maturidi de.

  26. 09:40

    Yani ismini bilmese de sıfatını bilmese de bir yaratıcı var. Hani maturidi bunu şart koşuyor, eşari onu da şart koşmuyor yani. Fetret tebliğ hiç ulaşmamış diye. Ama bu Hanife Radıyallâhu anh tarafı, yani aklıyla, madem aklı var, deli değil, kendi kendine olmadık yani mutlaka bize bir yaratan var, onun bir bilmesi lazım diyorlar.

  27. 10:06

    Ama tabii o benden ne istiyor, neyi emretti, neyi yasak etti, tebliğ gelmeden nasıl bilecek? Onlar şart koşmuyor falan. Demek ki akıl kafidir. Biaset-i Rus'ül, bu mektubun mazmunu ve muhtevası şundan bahsediyorum. Rus'üllerin gönderilmesi çok büyük rahmettir.

  28. 10:26

    Tabii efendim bizim hakkımızda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem var ama insanlık için 224 bin nebi zişanı hepsi aynıdır. Hepsi kendi döneminde ve aynı dönemde binlerce nebi olabilir. Ayrı köylerde, kasabalarda cihan şumul gönderilmediği için o zaman nebiyle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in haricinde cihan şumul yok.

  29. 10:49

    Ve ma'sen lâ kellâ kâfetellinde asbeşiran ve neziran. Çünkü bugünkü ortamda Allah-u Teala, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiği Kur'an'ın her dile tercüme edileceğini veyahut şeriflerinin tebliğ edileceğini, çeviriler yapılacağını veyahut dünyanın her tarafına ulaşacağını. Yine de hiç ulaşmayan biri varsa onun hükmü özel olabilir, ayrı dava.

  30. 11:08

    Fetret ehli değildir ama fetret ehli hükmünde olabilir mi? Şah-ı Cebel'de, dağın tepesinde, Afrika'da hiçbir yerle iletişim kurmadan yaşamış ölmüş varsa falan. Olabiliyor hala da. Onlar çok özel kalıyor artık. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in biyasetinin bütün halka alemlere ulaşacağını Mevla bildiği için ondan evvel gönderdiği peygamberlere dünya çapında risalet vermemiş.

  31. 11:33

    Ama Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i kıyamete kadar baki şeratla gönderdiği için ve Mevla da ezelde onun Arap lisanıyla okuduğu Kur'an-ı Kerim tabi Arapçadır hadis-i şerifler ama bütün insanlara bir şekilde ulaşacağı. Zaten ulaşmayanı Mevla biliyor ama genel manada ulaşacağı ve herkesin bundan mesul olacağını Mevla ezelden bildiği için ona biyasetini umumi yaptı.

  32. 12:01

    Bu biyaset bize çok büyük rahmet oldu. Bu biyaset olmasaydı, işte onları anlattık geçen mektuplarda herhalde 3 ders yapıldı, akılla, felsefeyle, mantıkla hiçbir zaman Mevla hakkında bir bilgi, sahip bilgi, zat hakkında, isimler hakkında, sıfatlar hakkında, fiiller hakkında ulaşmamız mümkün değildi.

  33. 12:31

    O zaman ebedi ahiret saadeti, bu dünyaya geldik gidiyoruz ama bunun sonu cehennem olmaması için sonsuz hayat, ebedi cennet, bütün bunlar peygamberlerin gönderilmesiyle bize bu imkanı sağladı. Onlara iman etmemiz ve ittiva etmemiz neticesinde kazanacağımız nimetler oldu. Aksi takdirde kazanma şansımız yok.

  34. 12:55

    En fazla olsa toprak oluruz, o da hayvan muamelesi görürüz yani. Halbuki madem yaşadık, madem varlık alemine geldik, bir imtihandayız tabii ama bunun neticesi sonsuz bir hayat. Üzüntüsüz, hastalıksız, dertsiz, kedersiz yani şu dünya ne bela ya. Bütün afetlerden kurtuluş, ebedi selamet ve huzur üzere sevdiklerine beraber yani bunun neticesi öyle bir hayat olmalı.

  35. 13:26

    Yani onun da kazanılması peygamber gönderilmeden mümkün değil. Allah-u Teala herkese mahi gönderecek değil yani. İstese gönderir yani ama göndermeme kararı almış yani. Birine gönderiyorum, hepiniz ona tabi olun. Bu şekilde bu sistemi kurmuş, İslamiyet bundan ibarettir. İslamiyet Risaletsiz olmaz, La ilahe illallah yetmiyor.

  36. 13:52

    Muhammedun Resulullahsız olmaz. O Risalet, o elçilik, o tebliğ, sen onu devreden çıkarttığın zaman zaten kafir dinsiz oluyorsun. Kitap sünnet diyorsun bak, La ilahe illallah diyelim Allah, kitap diyelim, Muhammedun Resulullah Risalet, hadis sünnet. Yani kelimeyi tevhitte bile kitap sünnet. İcma-ı kıyas deliller onlardan teferruh etmiş, tallanmış yani.

  37. 14:14

    Ana delil kitap sünnet. Çünkü icma ve kıyasın da meşruiyetinin delilini yine kitap sünnetten almak durumundasın. Dolayısıyla yolumuz çok açık. Her şey açık seçik. Hidayet belli, hak ortada, bu saatten sonra yeni araçlar içine girmek, aklı mantığı işletmeye çalışmak, felsefeye temal göstermek.

  38. 14:39

    Maalesef ilahiyattaki profesörler, noşetler, dekanlar birçoğu bu akılcı giden mutezile kafasıyla hareket ederler. Bazı yönlerden felsefeye de uygun düşüyor. Tabi o felsefede adamı din ve imandan çıkaracak mantıklar yürütüyor. Ne mutlu sana aklın var. Âyet-i hadisi anlayacak kadar Allah sana akıl vermiş.

  39. 15:03

    Ebedi saadeti kazandırıyor zaten. Ne kaşınıyorsun ya. İşte kaşınayım derken, orada onu araştırayım, bunu da araştırayım derken bile bu kızın en akıllı adam, âlim adam, hafız adam, şey adam dinden çıkıyor. dinden çıkıyor, müftet olan vardır peygamberde şüphen vardır dedi adam mektubatı tercüme etti adam en zor kitap ya

  40. 15:25

    mektubatı tercüme etti, ne kadar anladı ne kadar anlattı ayrı dava ama mektubatı tercümeye cesaret etti adam ama peygamberde şüphen vardır yiyecek rahatlığa geldi. Bu adam hayatta Allah'a ıslah etsin. Bak bu adam hayatta beddua etmiyoruz, Allah'a ıslah etsin. Bak bu adam hayatta beddua etmiyor. Allah'a ıslah etsin.

  41. 15:42

    Ama şimdi işte bu nedir? Bu aklı melekeleri çalıştırmaya uğraşmış. Ama Ya sen âyet-i hadisi anlamaya kullan kafanı. Bak ne kadar huzur bulacaksın. Öbür türlü ne oldu? Iztırap, ıztırap, ıztırap. Çünkü bunalımı artırıyor. Felsefe bunalımı artırıyor. Hiçbir çocuğu getirmez. Düşünce düşünceyi çeker. Evham evhamı çeker.

  42. 16:04

    Hayalet hayaleti çeker. Hayalet dediğim hayal. Ama âyet-i hadis Allah'tan gelmiş. Kalbe itminan getirir. Kalbe huzur getirir. İman nurunu artırır. Öbürleri onu çözüyor, öbür soru çıkıyor. Öbür soru öbür soruyu çekiyor. Bir gereği var. Kendini sen mi yarattın? Yok. O zaman seni biri yarattı. O da Allah.

  43. 16:28

    O Allah da seni peygambersiz elçisiz bırakırsa abes olur. Seni madem yarattı bu kadar yatırım yaptı. E seni de mutlaka yönetecek bir şey gönderecek. İki cihan saadeti sana emin edecek. E tamam. Onun hatta Risalet Mühsisesi yani. Başka bir iddia eden de yok. Bir son tane sadeker peygamberim demiş. Müzeyreme Türkan Sarp bilmem ne.

  44. 16:49

    Gebermiş gitmiş. En son Kadıyaniler, Madıyaniler Hindistan'da birkaç bir şeyler. Nebi yok Rasul değilim dedi. Neydi? Hint asıllı zındık Edip Yüksel'in peygamberi dedi. Yok Rasul değilmiş de nebiler şey oluyormuş da. Nebilerin sonuymuş da Rasullerin sonu değilmiş de. Efendim sonuçta nebilerin peygamberi, Rasul gelmiş.

  45. 17:13

    Resul bilmem ne işte. Adam o kadar akıllı adam. Bak akıl işte. Akıl çok büyük sıkıntı bu noktada. Az akıllı adam imanını kurtarıyor. Çok akıllan gavur oluyor. Yani nasıl yapacağız arkadaş? Önümüzde. Sen Edip Yüksel dediğin adam, Sadreddin Hoca'nın oğlu. Az zeki mi? Deha adam.

  46. 17:36

    Şimdi kardeşim. Yok Kur'an'da 19 mucizesi. Bilmem ne. Bir takıldı bir takıldı. 19 mucizesi. Ya sana hadiste 19. Her şeyi 19'a bağlayıp. Ya 19 ya 19'un katları. Bilmem nesi bilmem nesi. E ne oldu bu sefer? Minel cinneti ve nesli. Felaknas Suresi Kur'an'dan değil dedi şimdi. Niye? 19'da bozuyor diyor.

  47. 17:58

    Ya arkadaş senin kafan şey mi ya? Bütün ümmet minel cinneti ve nesli. Felaknas okumadan hatim olmaz ya. Sen gelmişsin 19'a uymadı diye dünyanın sonunda gelip Kur'an'dan iki sureyi çıkarttın. Aşırı zeka. Aşırı zeka. Çok tehlikeli. Çok tehlikeli. Vahye tabi olacak. Akıl vahye tabi olacak. Akıl kurgulayamaz.

  48. 18:22

    Kuramaz. Vahyi anlamaya yarar. O da aklının havsalesi kadar zekasının nispetinde anlamaya yarar. Herkes anlıyor. Şimdi ben Muhammed Efendi Hazretlerimizin Kur'an'da sünneti anladığıyla ben anlamıyorum yani. Aklım var ben de anlıyorum ama onun gibi anlayabilir miyim? Herkes aklı nispetinde. Sünnete ittiba nispetinde.

  49. 18:46

    Bir de onun feraseti var. İn tefekullâ câlimu furkâne. Takva alırsan haramdan sakınırsan hakkı batıldan ayıran ilham feraset veririm diyor. Efendimiz Efendimiz çok okurdu bunu. O zaman furkan geliyor. Furkan gelince hakkı batıldan ayırıyor. E sende de takva yoksa orada sen zorlanıyorsun ayırana kadar.

  50. 19:04

    Çok da kazık yiyorsun icabında. Batılı hak sanıyorsun. Hakkı batıl sanıyorsun. Ama o zatları kandırabiliyor musun, aldatabiliyor musun yani? Ağzından çık buna. Senin aklından geçerken sana yanlış şeyler düşünme diyor yani. Veyahut da şu şöyle diyor, bu böyle diyor. Kalbinden geçeni yani bunları yaşamadık mı?

  51. 19:24

    Gözümüzle, kulağımızla duymadık mı, gözümüzle görmedik mi? Rüya mı gördük biz? Bunları yaşadık mı? Tak tak tak tak. Herkes ne yaparsa. O anında. Şimdi bu neden? Kalbe furkan verilmiş. Takva haramdan sakınmış, şüpheden sakınmış. Allah'ı kızdıracak hiçbir şey yapmayınca Mevla da aynen gibi her şeyi gösteriyor.

  52. 19:46

    E şimdi bunu onun vahye anlayışıyla, senin benim aklımla vahye anlayışıyla tabii ki mükâse edilmez. Ama yine de yani Allah'ın varlığını bilen işte el-Furkan itikadı, fıkıhtan, farzıdır, vacibidir. farzdır, vacibedir. Bunlar ne kadar bir akıl bizde de var. Ama aklını oraya yoracaksın kardeşim. Allah Allah.

  53. 20:07

    Su şu kadar olursa temizdir, bilmem ne kadar olsa necaset düşse, bilmem on arşına on arşına olursa akan su hükmündedir. Ona bir pislik de düşse yani Abdest yine abdestek usta mâni değildir falan. On arşından on arşından su az olsa, içine bir şey düşerse hani bir kazanç, süte bir damla kan murdar ettiği gibi olur.

  54. 20:28

    Falan fişman. Sen bunun arkadaş, hangi akılla sen bunu, niye on arşın on bir değil? Dokuz buçuk kurtarmıyor mu? Yani arkadaş, şu anda sana binlerce, on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca herkesin başına geldiğine göre değişir. Hüküm beyan edilmiş. Seni ilgilendirmiyor bu hüküm. Kadın değilsin, aiz olmuyorsun, seni ilgilendirmiyor yani.

  55. 20:51

    Bilmem ne, kocan ölmemiş, itlet beklemiyorsan, seni ilgilendirmiyor. Ama herkesin başına gelen her konuda, İslamiye hüküm beyan etmiş kardeşim. Sen bunlarda, bu niye şöyle, bu niye böyle, bir metre önce, bir metre sonra. O dinsizliğe götürüyor. Kafayı oraya çalıştıracağına, benim başıma gelen bu mesele de ayet-i hadis, hangi mezhep ne demiş?

  56. 21:15

    Ben Hanefi mezhebindenim, benim mezhebime göre bunun hükmü nedir? Sen onu mu araştırsan? Adam kalkmış bana dedi, seferde niye iki rakat kılıyoruz diyor. Ayette diyor ki korkarsanız böyle yapın. Şimdi korku yok bir şey yok diyor. Biz niye dört kılmıyoruz diyor. Hacı abi dedim, müçtehit misin dedim. O ne demek diye.

  57. 21:39

    Daha müçtehidi anlamış. Ya müçtehitsen, zaten senin dediğin İmam-ı Şafii demiş. İmam-ı Şafii'ye göre istersen dört kıl dedim. Çünkü İmam-ı Şafii öyle demiş dedim. O ayeti İmam-ı Şafii görmedi mi? İmam-ı Azam. İmam-ı Azam gördü. İmam-ı Azam niye sana ikiye indirmen lazım. Dört kılarsan namazın bozulur diyor şimdi.

  58. 22:00

    Koca İmam-ı Azam yani. Sabaha kadar kendi namaz kılıyor. Senin iki rakatını mı indirim yapacak? Müçtehit misin diyorum, o ne demek diyorsun. Ya sen daha. Dolayısıyla aklını, dini anlama kullan. Mezhebini anlama kullan. Sen orada ayeti görüyor. Sanki ayet onaymış. Resulullah'a sen yolculukta iki kılıyor muydu?

  59. 22:24

    İki kılıyordu. E peki bu Kur'an Resulullah'a indirildi. Sana indirilmedi ki hacı abi. O Kur'an'ın indirildiği zaten iki kılıyordu. Tattık hatta. Ona göre o kadar da hadis var. Sade ayetten çıkmıyor ki bu. Dolu hadis var. Ama yani senin aklın, bu ayette böyle diyor.

  60. 22:40

    Şimdi korkumuz yok, madem dört kılalım. Sana bu akıl lazım değil hacı abi. Bu akıl seni mahveder. Bu akıl seni yarın dinsiz eder. Bırak bu mantığı. Ayetler ortada, hadisler orada. Efendimiz Hazretleri'nin tatbikatı orada. Onun için, bu işler felsefeye giriyor işte. Yani adamın filozof olmasından lüzum yok.

  61. 23:06

    Filozofluk tahsili yok. Yani felsefenin kaidelerini de bilmiyor da. Ama işte akla müracaat, felsefedir. Mantık yürütmek. Allah'ın işleri. Celle Celaluhu. Mantığa mı uyuyor? Aklın onu anlamaya yarar ama, Allah-u Teala senin aklına uygun şekilde göndermedi ki bu dini. Anlayacağın şekilde gönderdi. Ama bazı kere bakıyorsun, bu mantık mı şimdi?

  62. 23:40

    Sinan iki, bir kanadın üzerine çorbaya düşmüş, öbür kanadını da sok çorbaya diyor. Şimdi bu akla uyar mı? Mümkün mertebe kaşığın kenarıyla, en az şekilde değdirmeden, etrafından da bir kaşık, bir kaşık da şöyle al. Ondan sonra diğerini, açlık kıtlık varsa yiyorsan yiyor. Öbürsünü zaten döküyor. Hadis-i Şerif dökme diyor.

  63. 24:00

    Yediyor. Çünkü öbür kanadını soktu. Mesin, üstünü mesap diyor. Anladın mı sen? Daha nice meseleler bulabiliriz. Akla sorsan, bu niye böyle? Ama, vahiy öyle diyor. Sonra kiminin hikmeti anlaşılıyor? Kimin anlaşılıyor? Hikmetini anlamak da şart değil. Ve anlamaya uğraşmak da lazım değil. Çünkü hikmetten gidersen, felsefenin adını da hikmet takmışlar.

  64. 24:30

    Filozofların bir adı da hakim. Hikmetten gidersen, oradan felsefeye girmek tehlike var. Çünkü neden? Birinin hikmetini buldun, ikinciyi buldun, o zaman diyeceksin ki, aklıma yatmadı. Orada ayet-i hadise olan bir mesele ne? Ben bunu anlayamadım diye reddetme tehlikesi var. Halbuki ne demeliydin? Demeliydin ki, benim aklımı bir damla sutan

  65. 24:56

    bir damla sutan beni yaratan Allah, bana bu aklı veren Allah böyle buyurduysa beni yakar. benim bilmediğim hikmetler var. Ama sen ikisini bulunca, üçüncüyü bulamayınca orada durmazsın işte. Onun için akıl yetmez. Allah'ı bilmeye, bulmaya yetmez, İslâm'ı çözmeye yetmez, elâl-ı arâmı tespit etmez.

  66. 25:15

    Şimdi kaldığımız yer, felevkânel aklu. Eğer akıl olsaydı, kâfiyen yeterli gelseydi, riâzel emri, dini tespit hususunda, Allah neden razı, neden razı değil. Allah neyi emrediyor, neyi yasak ediyor. Ben niye üzümün şurubunu içebiliyorum da şarabını içemiyorum? Ben niye teyzemle evlenemiyorum da teyzemin kızıyla evlenebiliyorum?

  67. 25:47

    Anladın mı şimdi? Öyle mi şimdi? Ondan sonra teyze kızı helal, teyze haram, teyze kızı helal. Ben niye kuzu yiyorum da domuz yiyemiyorum? O da hayvan. Hadi onu da bırak. Ben niye kendi kendine düşmüş de ölmüş koyunu yiyemiyorum? Kendim kesersem Bismillah yiyorum, kendi kendine ölmüşü bulsam yiyemiyorum.

  68. 26:13

    Veya ben niye kendi tavuğumu kessen Bismillah yiyorum, komşunun tavuğunu yiyemiyorum? O da tavuk haram. Ancak o bana ikram ederse helal. İşte akıl bu işleri tespitle yeterli olsaydı, lema bakıya kalmazdı felasebetül yunani, yunan felsefecileri, özellikle bu yunanlar da çıkmış bu işin ana babaları, ağa babaları.

  69. 26:38

    Ellezine öyle felasebeti câlû yaptılar, muktedâun. Önderlerini ve rehberlerini ne yaptılar? Ukûlevun. Akılları yaptılar. Aklıma uyanı alırım, uymayanı satarım. Ne dedi Halis Aydemir? Dini İşleri Yüksek Kurulu ilk 15'te herhalde,

  70. 26:58

    şimdi bilmiyorum, ismi yokmuş falan, yeni seçimler oluyor ya, gençleri başkanı değişti. Ondan sonra? Ses kaydı var. Ayet olsa, aklıma uymasa, ayet olsa alma. Bu Dini İşleri Yüksek Kurulu'ndaki adamın sözüdür. İşte ne oldu yunan felsefecileri gibi? Muktedâsını, önderini, rehberini ne yaptı? Ukûlevun.

  71. 27:25

    Aklını rehber edine ve aklıma uyanı alırım, aklımın anlamadığını, çözemediğini, hikmetini bulamadığını reddederim diyen felsefeciler kalmazlardı fî tîhî dalâleti. Sapıklık çöllerinde, şaşkınlık sahralarında ne yapacaklarını şaşırtmış vaziyette kalmazdılar. Maalesef kaldılar. Aristo, ahmak eflâtun diyor İmâm-ı Rabbânız'dan.

  72. 27:53

    Ahmak diyor mesela, tam da dünyanın akıl babası adama ahmak diyor. En akılsız o diyor. Çünkü felsefenin çoğu ahmaklıktır. Bir şeyin çoğu ki ahmaklıktır. Hepsi onun hükmüne giren, hepsi ahmaklıktır diyor. Şimdi, Aristo cehenneme giriyor, girecek. İcabında eflâtun cehenneme girecek. İcabında derken, şu andaki durum o.

  73. 28:22

    Yani müşrik ölmüşler. Birisi İsa'nın dönemine yetişmiş ama iman etmemiş. Ama İsa'nın Peygamberi onun mucize gösterince, ölüleri dirilince tamam demiş. Biz çünkü bu işte zirveye ulaştık, daha ölü diriltme şapına gelmedik. Demek oradan demiş manevi bir destek var. İnanabilirsiniz. E sen buyur gel önümüze düş.

  74. 28:44

    Biz yolumuzu bulmuşuz. Şu anda bizim sistemimiz kurulmuş. Bize yol gösterene ihtiyacımız yok. Halbuki sahabeden havariden olacaktı. Bak şimdi neyi kaçırttı. Dolayısıyla bunlar tebliğ ulaştığı için, bunlar cehenneme girdi. Peki dünyanın en akıllı, şu andaki bütün akıl, beyin, bütün dünyanın üniversiteleri bunlardan besleniyor.

  75. 29:02

    İbni Sina'da sıkıntı var. Farah abi de sıkıntı var. Yani İslami, Müslüman filozoflar deniyorum ama. Sıkıntı var. Cesetlerin haçlı meselesine sıkıntı var. Alemin kıdemi meselesine, alemin ezeli olduğunu söyleme iddialar var. Bunlar şirk. Allah'tan başka ezeli yok. Mesela akıl yoluyla böyle ama ilimde çok.

  76. 29:23

    Dünyanın en büyük alemleri şey olarak dini ilimde yapmışlar. Hristiyan için demiyorum, Filatun için demiyorum, İbni Sina için. Böyle kitaplar yazmışlar. Yani ayet, hadis. Lakin işte ayetin tefsirini hadisten anlayacaksın. Hadisin tefsirini diğer hadisten anlayacaksın. Ayet, ayette çatışmaz. Hadis, hadisle çelişmez.

  77. 29:47

    Senin aklın çelişir. Sen ayet ve hadis üzerine yoğunlaşacaksın. Zaten ne lüzumu var? İmam-ı Azam çözmüş zaten. Hazır müstehikler çözmüş. Tabiin çözmüş. Fıkıha çözmüş. Biz hazıra konduk. Sen de hazıra kon. Zahmete ne lüzum var? Ama yok ben de bir şeyler üreteyim. Üretme alanı değil, üretim alanı değil profe kardeş.

  78. 30:09

    Üretim alanında değilsin yani. İşte ne yaptılar? Akıllarını mukteda yaptılar. Gönder ve rehber edindiler. Ama nerede kaldılar? Dalalet çöllerinde kaldılar diyor. Eğer akıl yetseydi, en evvel onlar Allah'ı bulurdu, cenneti boylardı. Ama şimdi cehennemi boyladı. Çakara'nın dağındaki koca karı cennete gidecek.

  79. 30:32

    Sen dünyanın en akıllı zeki filozofu, şerata, sünnete, el-i sünnete inanmadığın için ebedi cehennem. Ne yapayım ben bu aklıya? Ne lazım bu? ya da kültürlüydüm de, şuydum da, beyaz Türk'tüm de, bilmem, Efendisi Ali öyle derdi yani, kalp hesabı. Yarın derdi, bu ağalar, paşalar, zenginler, hani işte kültürlüyüm geçirenler, bilmem, buraklar falan.

  80. 30:58

    İşte İslâm'ı beğenmeyen, Müslümanları hor görenler, yani bize irticacı diyorlar ya, falan. Keşke ben dünyada, ne işim var benim ya, bilmem ne başkan olacağıma, bilmem ne paşası, ağası olacağıma, dünyada şu mertebede olacağıma, keşke koyun çobanı olsaydım, tavar güçseydim. Niye? davar gülseydim. Niye?

  81. 31:22

    E cehenneme gireceğini görünce, oradan da bakacak çoban cennete gidiyor. Ben cehenneme gidiyorum, bu aklımla. Şimdi kardeş, yazık Allah sana akıl vermiş. Geçen masada yolunu bul. Şimdi bak, koca en akıllı filan. felsefeciler, dalalet çöllerinde kalmazdılar, akıl yetseydi kalmazdılar. Velâ rafû elbette tanırdılar.

  82. 31:47

    Elhâkka subhânehu, hâk subhânehu, kable küllînâ. Bütün insanlardan önce onlar Allah'ı tanırdı. E çünkü âyet, hadis var zaten. Aklı da onun aklı bizden de üstünse. E niye onlarda tanırlar? Mevla'yı. Çünkü âyet-i hadisi de yeniyor, uçuruz yani.

  83. 32:08

    Alemleri yenmiş. Alemlerin zekasına galip gelmiş. Dünya baş edememiş. Bütün müştehitler baş edememiş. Bir müştehit dediğiniz zaman dünyada şu anda öyle bir alim değil. Kafasında o kadar bilgi olan ezberinde bir insan şu anda dünyada yok o müştehitlerdeki ilim sahibi. Düşünün ki onun döneminde dünya kadar da müştehit var.

  84. 32:30

    Kendi ayarında olmasa da onun ayarında da aynı kul vardır. Mezhep sahibi müştehitler var. Nüfyan-ı Sevriler, Nüfyan-ı Uyeniler, Evzahiler, mesela İmam Malikler. Az mı? Yani hepsini akılla fikir susturmuş. İmam Malik'e dediler nasıl buldun? Böyle bir şey yok dedi ya. Koca İmam Malik hadisleme dedirmiş.

  85. 32:58

    Bu direğe dedi. Bu altındandır dese dedi. Demez de eğer derse dedi hüccetini getirir dedi. Hüccetini getirir dedi. Şimdi buradan ince mesele. Peki o adamlar aklını ayeti hadise anlamaya kullanmış. Ve bize de ne kadar büyük hizmet etmişler. Biz de hazıra konuyoruz. E sen gelmişsin İbn-i Sina mısın, Farabi misin, şu musun, bu musun, hangi felsefeciysen.

  86. 33:23

    İmam-ı Azam'dan daha mı akıllısın? İmam-ı Azam'dan daha mı ayeti hadis biliyorsun? Senin dinde konuşmaya ne yetkin var? Yetkin var ilmin kadar, ayetten hadisten anladığın kadar. Senden evvel o yolları açmışlar zaten. Sana yeni yol açma zahmetini yüklememişler. Yüklememişler. Bütün yükü onlar sırtlanmışlar, çekmişler.

  87. 33:49

    O zamanki imkansızlıklarla. Dört bin tane şeyhi var. Hadiste, fıkıhta. Dört bin. İmam-ı Azam ve Bani Feradun'a. Evde otururken mi yetişti? Dört bin şeyhe gitti. Hepsine hadis aldı, fıkıh aldı, şu aldı, bu aldı, ki onlara ne demek. Hepsi sahabe görmüş. Hepsi sahabe görmüş. Ne büyük emekler. 55 kere hacca gidiyor, 55 kere.

  88. 34:17

    Zaten 70'i küçük yaşında vefat etti. 15-20 seneye çıksan, her sene. 6 ayda gidiyor. 3 ayda geliyor, 3 ayda geliyor. Niye? Nerede bir alim, nerede bir şeyh, nerede bir veli, onlara gidiyor. Zaten Mekke-Medine'de haçlar toplanıyor millet. Bütün ulema dünyanın her yerinden geliyor. Yemen'e gideceğini Mekke'de buluyor.

  89. 34:40

    Çünkü herkes Mekke'ye gelmek zorunda, haç yapacak. E şimdi, adam ömrünü yolda sever. Niye? Benim aklım var, herkesten iyi. Düşüneyim hindi gibi, çözerim. O zaman o kadar yolculuğa, şeyh bulmaya, o zamanki şeyh derken, şu andaki tarikat manasındaki değil mi, tabi tarikat şeyhi de buldu, Cafer-i Sadık Radiallâhu anh isabetli iki sene kala, vefatından iki sene evvel Cafer-i Sadık'ı buldu, işte kursuldum dedi.

  90. 35:10

    Bak, bütün ilimleri bitirmiş, mezhebi kurmuş. Hani bir mezhebi? mezhepi kurmuşlarken, şu andaki gibi ben mezhep kurdum, al da sana kitabını bastım demiyor. Talebelerinin aklında, beyinde, o talebeleri yürüttü bu işi, sonradan işte binlerce, on binlerce, belki yüz binlerce Hanefi fıkına dair eser yazılmış, İmam-ı Azam'dan beri.

  91. 35:29

    Hep onun görüşlerinden ilham alarak. Bu kadar aklım var ki, ben zaten bulurum evde de otururken düşünürüm, biraz fazla düşünürüm, bir şey yok yani. Hem tarikatta şeyh aramış, Cafer Sadık'ı bulmuş. R.A. Son iki sene olmasa, Numan helak olmuştur. Halbuki Numan dedi, kendisine söylüyor. Ya, dini mübini İslam'ın dörtte üçünü İmam-ı Azam çözdü diyor.

  92. 35:58

    İmam-ı Şafii itiraf ediyor ya. Bütün mahlukat, bütün Müslümanlar kıyamete kadar İmam-ı Azam'ın çoluk çocuğu mesabesindeyiz, biz dahil diyor ya. Bu İslam'ın dörtte üçünü o çözdü ayetten, hadisten diyor. Dörtte birinde de yine bize yarısına ortak olduk alanda da diyor. Bu kadar büyük bir Ebu Hanifer oldu ya Numan.

  93. 36:20

    Cafer Sadık'ı bulmasam diyor, ilimde zirve, şeyde zirve. Ama işte tasavvuf, manevi mürşid. Cafer Sadık'ı helak olmuştur. Ne demek helak olmuştur? Haşa. Sapıtmıştı, imansız ölmüştü anlamında değil. Haşa. Ne demek istiyor? Son iki senede öyle bir şeyler manevi kazandım ki, zahiri ilimlerin yanı sıra, o karı kaybedecektim.

  94. 36:47

    Çok büyük zararda olacaktım, ahirete gidecektim ama. Tek kanatlı. Ya onun tek kanatlısı da uçar. Onun öyle bir ilmi var ki, sabaha kadar yatsın, abdeste kırk sene kılmış. Günahsız insan. Ama kemalatın sonu yok. Mükemmelliğin sonu yok. Cafer Sadık'ı bulmasam helak olmuştum diyor. İşte bak, akıllıların akılın babası.

  95. 37:13

    İstihadın beyni. Ama orada bir mürşide bağlanmasam helak olmuştum diyor. Çünkü neden? İttiba. Onda hem Resulullah'ın torunu olmak, hem Ehli Beyt'in imamı olmak vesaire vesaire el almış. Ehli Beyt imamına el almış, tarikata almış. Kasım bin Muhammed'in de bir sırtlıktan almış maneviyatı.

  96. 37:35

    O Selman-ı Farise'den almış, Selman-ı Farise'ye bir sırtlıktan almış, o Resulullah'tan almış. Şimdi onu İmam-ı Azam düşünerek çözemez o. O manevi feyze eremez. O akılla değil işte. İntisapla yani. İşte en akıllı adam olduğu için intisap ediyor zaten. Aklına dayansaydı, ne lüzumumuz var arkadaş, kafire sadıksa kafire sadık, elini öperiz geçeriz yani.

  97. 38:02

    Elini öperiz geçerizden olmuyor, alamazsın o cevheri eremezsin akılcılık yaparsan. Ne yaptı orada? Teslimiyet. Nice akıllılar. Teslimiyetten sonra adam zirveye çıkıyor. Teslimiyetten evvel akıl, mantık, ilim, amel, ihlas bir ortalığı unutmuş, bir mürşide bağlanmıyor. Bir de bakıyorsun adamdan istifade çok az.

  98. 38:26

    Aklını kenara koyup teslimiyet gösterenlere bakıyorsun adam bir kitap yazıyor. Bütün dünyada o kitap devam ediyor. Koca İmam-ı Gazali. Koca İmam-ı Gazali. Ondan evvel felsefe dair de eser yazdı. Ama son da ne dedi? Felsefeciler halt etmiş, helak olmuşlar dedi ve felsefenin rezilliğini gösteren kitap yazdı.

  99. 38:49

    Ondan sonra tasavvuf yoluna girdi Ebu Ali'l-Fahramedi Hazretleri. Ebu Ali'l-Fahramedi Kudsesur Hazretlerinden tarikat dersi aldı. Ondan sonra minarelerde kaldı gece sabahlara kadar zikir, ibadet. Dedi ki ben akıl yollarını kalı buldum. Ama tasavvuf yolunu açık buldum. Ve buyurdu ki bu Evliya Allah, Allah dostları öyle makamlara geliyorlar ki.

  100. 39:16

    Akıl makıl yolda kalır. Alenen melekleri görüyorlar. Takvalıktan dolayı Allah keramet veriyor. Alenen meleklerle görüşüyorlar. İlham alıyorlar. Onun için ben bunların yolundan başka hak yol bulmadım. İlim şart, amel şart ama ihlas tasavvufsuz olmaz. Ayrıca bak İmam Gazali kendi döneminde dünyanın en akıllı insanıydı.

  101. 39:45

    Felsefecilerin de başıydı. Sonra felsefeyi terk ettikten sonra dedi. Bu ne dedi ya? Bunlar bu akılla nereye gitti? Bunlar bu akılla nereye gidecek dedi ya, burada ümmi adam evliya Allah olmuş, adam nereyi görüyor direkt ya, sen burada düşün taşın kaşın nereye varacaksın, bir şey bulamazsın.

  102. 40:06

    Bari aklına âyet-i hadise anlamı akıllansa zahiri âlim olur, yine zahiren kurtarır yani falan da bak şimdi sen, sen geliyorsun dine yenilik çıkartmaya, yeni bir şeyler bulmaya, hikmetini arayayım ben arayayım karıştırmayayım ya arkadaş, İmam-ı Azam'dan daha mı akıllısın ya, tabi oldular, selamet buldular.

  103. 40:25

    Önce eli sünnet midir, değil midir, tabi delillerini alametten ararsın. Ama ondan sonra teslimiyet gösterirsen Allah'a selamette kavuşursun. Akıl yeterli olsaydı, Yunan filozofları, dalalet çöllerinde, pocalamazlar, herkesten önce Allah'ı onlar tanırlardı. Vel hâlu hâlbük enne eşedden nâs, insanların en kuvvetlisi cehaleten, bilgisizlik bakımından,

  104. 40:52

    fî zâtil hakkı ve sıfat-i şümanu, Allah-u Teala'nın zatı, şekilden münezzeh ya, orada sorun var konuşma, ibadet ağırlığından konuşamaz. Öz zatını kimse itirak edemez. Allah-u Teala'nın zatı ve sıfatları, isimleri de filan, fiilleri buna dahil. Hakkında insanlar içinde en cahil, yani ne demek, dağdaki yaşayan, koca karıdan daha cahil.

  105. 41:19

    Gidiyorsun bir yaşlı neneye, yine Ahmet'i sayıyor, Vücut Kıdem Bakan Vataniyet Sibyan Mektebi'nden 90 sene evvel, ben öyle neneler biliyorum, bir sayıyorlar, hayat ilimsevim bazılarıyla, 90 yaşında nene oflu, sayıyor ya. En akıllı adama bak, sen Allah'ın bir sıfatını söyleyemiyorsun. İşte o halbuki diyor, en iyi Allah'ı onların tanıması lazım ki,

  106. 41:44

    en neşette, en cahilde, fî zâtil hakkı ve sıfat-i şümanı, hak sütun, sümanı, zatı ve sıfatları hakkında en cahil kim desen dünyada diyor, hüve hâ uleyhâ, bu filozof, felsefecilerdir diyor. Bak nereden de şimdi onların cehaletine gidiyor. Fâizû, neden şundan dolayı, şu haysiyetten, cihetten, zâmû, zannettiler, el-hakka sübhanehu, Allah-u Teâlâ'yı,

  107. 42:10

    fârihan, boş sandılar, yani Allah bir iş yapmıyor, daha ne sandılar, ve muattalen, tatil de oradan geliyor, tatile çıkıyorsun, tatil işte Arapçası der, otle, otle de, Arapçası otle diyorlar, Araplarda tatil. Muattalen, muattal ne demek, yani Türkçede de kullanılıyor, bazı burada muattal kaldı falan.

  108. 42:29

    Muattal, bir işe yaramayan ve bir iş yapmayan. Bak felsefecilere göre, şimdi Allah'a var mı yok mu meselesi, geçen mektupta dedi ki, felsefeciler evvelce uzun zamanın geçmesi, işte evrim devrim bilmem nelere inanıyorlar. Sonraki Yunan filozofları, yaratıcıya inandılar. Onların yaratıcı kabul etmesine nereden, yine peygamberlerin tebliğlerinden, onlara ulaşan,

  109. 43:01

    peygamberlerin nübüvvet nurundan, alınan ışıklardan, ve fikirlerden, ve düşüncelerden, bunlar kendi aklına kalsa onu da bulamayacaklardı, çünkü evvelkileri bulamadılar, ama peygamberlerin tebliğleri ulaşan coğrafyalarda, İsa as'ın havarileri de burada çok, etkili oldu Yunan üzerinde vs. filozoflar üzerinde.

  110. 43:28

    Bir de mucizeler çıktı ya, İsa as'ın o mucizeleri de tabii aklı kenara itti. Çünkü adam ne kadar felsefeci olsa, bir mucizeye bir keramete eremediği için, onu da görünce biraz dizginlediler. Bu sefer tabii, ben de adamım, ben ondan daha da akıllı olabilirim, ben niye yapamıyorum, o niye yapıyor, o zaman bir yaratan var, onu destekliyor, beni desteklemiyor falan,

  111. 43:49

    o kafaya giderekten bir yaratıcı mefhumu, ilk felsefecilerde yaratıcı mefhumu yok diyor İmamoğlu Hazretleri, son felsefe derken yine 2000-3000 sene konuşuyor, yeni derken şu andakilerle konuşmuyoruz. Mesela bir Aristotleflatun yaratıcıya inanır, onların gerileri yaratıcıya da inanmıyor. Yine peygamberlerin tebliğlerinden onlara ulaşan kırıntıların,

  112. 44:11

    bereketiyle bir yaratıcı şeyini kabul edin. Fakat Risalet Mühessesesinde takıldılar, bir elçi gönderir mi göndermezdi, seni beni muhatap alır mı almaz mı? Bu sefer yaratıcı var, kabul edenler hakkında konuşuyor. Peki yaratıcıyı kabul edenler ne yaptılar peki şimdi? Ayete ve hadisten vahye dayalı yaratıcı mefhumunu geliştirseydiler, beynlerinde, itikadlarında, kalplerinde,

  113. 44:38

    hakka isabet ederdiler, o zaman Allah'ın tabi Allah diridir diyecekti, Allah her şeyi biliyor diyecekti, Allah her şeyi işitir diyecekti, Allah her şeyi görür diyecekti, mesela Türkçe'sini konuşuyorum sıfatları, ama onları anlamadı, her şeyi Allah yapıyor diyecekti.

  114. 44:52

    Şu anda ben burada konuşuyorum, bu harfler, sesler ağzımdan çıkan hepsini Allah yaratıyor, bir anda bunu yaratmasa böyle kalır, felç eder, bilmem ne der. Her şeyi yani, varlık alemine çıkan her şeyi her an Allah yaratıyor, bil fiil yaratıyor, bil fiil, aracısız, yaratmak Allah'a masum. Celle Celaluhu, yaratmaşlığı kimseye vermemiş.

  115. 45:19

    Sebebiyet vermiş. Sebebiyet. O sebebe başvurulduğunda, orada onu yaratıyor. Ama yaratan Allah. Mucizede de öyle, keramette de öyle. yaratmıyor. Evliya bir şey yaratmıyor. Yaratan ancak Allah. Ama senin elinde onu yaratmıyor, onun elinde niye yaratıyor? Onu sevdiği için, seçtiği için. Fark bu.

  116. 45:40

    Onu niye seviyor, seçiyor dedi, seni bir şey etmiyor, o daha takva olduğu için, onun kalbi daha temiz, o Allah'ı daha çok sevdiği için falan falan, sana ne yani. Onu niye seviyor, seçiyor, seni bir şey etmiyor? O daha takva

  117. 45:47

    Seçiminde Allah, sen mi hesaba çekeceksin, haşa ve kella. O bilmez mi? Şimdi diyor ki, Allah'ı en iyi bilmesi lazım gelen, akılla, mantıkla, felsefe yürütenler olmalıyken, Allah hakkında en cahil bunlar oldu. O cahilliği hangi haysiyetten söylüyor? Çünkü diyor, Allah'ı farık ve muhattan saydılar. Farık ve muhattan ne demek?

  118. 46:14

    Mesela onlara sorsan, işte ben elimi açıyorum veyahut da şuraya bir şey oturuyorum, şunu kaldırıyorum, şunu, herkes bir işler yapıyoruz ya, bunu kim yaratıyor? Mutezile de biraz okul fiilinin hali kadarı gidiyor. Diyor ki, alemdeki, mesela güneş sisteminin devamı, şu anda gezegenlerin, şu anda biz burada konuşurken, bütün alemler, felek demek, on sekiz bin alemler, herkes işine bakıyor yani, şu anda neler yaratıyor Mevla?

  119. 46:42

    Her an ve zaman, Allah çok önemli bir şan ve fiildedir diyor. An ve zaman, an demek, saliseden bile ufak. Peki, Mevla ayetine baksan, bütün işleri ben yapıyorum diyor. Bir daha bilmediğiniz neler yaratacağım diyor. Kur'an işte, sizi de Allah yarattı, yaptıklarını bak. Sana yapmayı isnat ediyor, yaratmayı değil.

  120. 47:08

    Sana ameli isnat ediyor, kesmi isnat ediyor. Her nefsin, her canın yarattığını bilir demiyor. Her canın kazandığını bilir diyor. İrade ve kudretini kullanarak kesmettiğini bilir diyor. Bize ameli isnat ediyor. Halk ve icadı yaratmayı sadece kendine tahsis ediyor. Sizi de Allah yarattı, sizin yarattıklarınız da demiyor haşa.

  121. 47:34

    Sizin yaptıklarınızı. Sende amel var, bende halk var. Sen teşebbüs edersin, yaratan ancak bayılıyor. Bunlar ayet. Şimdi bu ayetlere baksa, daha akıl yürütmeye bir lüzum kalıyor mu? Ama o ayetlerin dışında kafayı kullanmaya kalktığı zaman, baltayı taşı. Vuruyor. Ve ne dediler? Yaratan var, ama yaratan ufak işlere tenezzül etmez.

  122. 48:03

    Eee? Yaratan bir şeyi yaratır. O yarattığı şey her şeyi yaratır. Bunu Allah'tan başka yaratan yok. Sen saçma mısın, zırma mısın? Allah çok münezzeh, çok yüce. Onun için öyle ufak işlere, şeyini bulaştırmaz haşa. Ayağı bizim bildiğimiz manada zaten uzuvlarla münezzeh. Yani onlar şeyden kinaya kast ediyor.

  123. 48:30

    Teşebbüs etmez o işlere yani. Onun için o boş durur. E ne yapar abi o? Allah var, yaratıyor. O boş. O işte dinlenir, istirahat eder. Ya arkadaş, Allah-u Teala ben istirahat ediyorum demedi ki Kur'an'da. Yahudiler dediler, altı günde alemleri yarattı. Yedinci gün cumartesi, istirahat etti. Biz de cumartesi, şamat yapıyoruz.

  124. 48:52

    İşleri durdurduk diye. Yahudiler hala cumartesi hiç çalışmadı. Allah-u Teala ne buyuruyor? Ya ben altı günde, altı zamanda, altı dakikada gökleri yerine yarattımsa ben yorulmadım ki diyor. Allah-u Teala ne diyor? Her an ve zaman Allah bir şandadır. Şandan maksat burada önemli fiil ve icraat yaratmadadır.

  125. 49:14

    Ayet. Muttasıl icat ediyor. Yebdevül halka. Halk yaratmak. Yebdevül. Sürdürüyor. İlk baştan başlatıyor. Sümmeyi oynuyor. Sonra yad ediyor. Öldürüyor, diriltiyor vs. Aziz ediyor, zelil ediyor, alçak ediyor, hasta ediyor, sağlam ediyor ne bileyim. Bir damla gökten damlası oynatıyor. Ha melek onu indiriyor.

  126. 49:37

    O sebep. E şimdi bunlar ne diyorlar? Göğe Allah'ı tenzih edeceğiz derken, akla dayalı tenzih yaparsan olacağı budur. O zaman Allah diyorlar muhattal tatilde. tatilde, farir, farir demek işsiz, peki bu uçlar nereden oluyor, bu ortalık bu kadar yaratılan neyle yaratılıyor, velem yec'alû, yapmadılar, gayra şeyin ve aidin, bir şeyden

  127. 50:05

    başkasını, müsteniden, dayanıcı, kime ile idare, Allah'a istinad eden, Allah'a dayanan tek şey var dedi. Tek bir şeyin dışında Allah'a hiçbir şey dayanmıyor. Yani benim şu anda konuşmamı Allah yaratmıyor. yaratmıyor, senin beni dinleyecek Senin beni dinleyecek kulağındaki kulağındaki, Allah yaratmıyor benim Allah yaratmıyor.

  128. 50:22

    Benim midemin ağzını sen oradan aldın ağzına bir şey attın boğazına girdi yani boğazına geçti yani. bunlar hiçbir şey Allah'a tek bir şey dayanıyor dedi. O da aklı faal dedikleri şimdiki yapay zeka misali bir sistem kurmuş hepsini ona yüklemiş o yaratıyormuş. İşte akıl akıllan gelinen nokta. Yav yaratan var diyorsun yaratanın kendisi diyor ki her şeyi ben yaratıyorum diyor.

  129. 50:48

    Sen de diyorsun ki ya sana yakıştıramıyorum sen yapmıyorsun başkası yapıyor diyorsun. Kime ne akıl öğretiyorsun sen? Bir şeyden başkasını Allah'a istinad edici kılmadılar. O da ve veyza dikkat et daha da beter. O da o aklı faal yani şimdi yapay zeka ona kıyas olmaz da yani onun gibi şimdi yapay zeka yokken de biz bu mektubu okuyorduk.

  130. 51:11

    30 sene evvel de bu mektubu okumuşum ben. 20 sene evvel okumuşum o zaman yapay zeka olmadığı için misal veremedik. Şimdi bir örnek teşkilatı yok. Hani programlamış ona soruyor o cevap veriyor. Anladın mı? Ondan sonra diyor ki öğretmene lüzum yok. Şuna lüzum yok buna lüzum yok. E lüzum yok da gör. Ondan sonra bir şey soruyorsun bir sapıtıyor.

  131. 51:33

    Ondan sonra zehri zekamı yersin. Avuyu yutarsın yani. Şu ilaç neye yarar diyorsun bilmem diyorsun. Ondan sonra yapay zeka diyor ki şuna yarar diyor. Sen bana da yarar diyorsun içiyorsun. Halbuki yapay zeka sana demiyor ki ama tansiyonun yüksekse içme. Sana şeyi söylüyor. Bu ilaç şuna yarar şuna yarar buna yarar.

  132. 51:54

    Sen diyorsun bana çok güzel. Ama ondan sonra diyor ki şunu demiyor tansiyonun yüksekse bir anda 20-30'a çıkarttır pıhtı attırır. Bilmem ne felç olursun ölürsün. Onu demiyor. Sen de diyorsun ki yapay zeka var. Doktora ne lüzum var? Hastaneye ne lüzum var? O zaman yapay zeka ağrı kesiciyi yerine gelsin.

  133. 52:19

    İlle hapı yutman gerekiyor. Hapı yutmadan iyileşme yok. Allah sebebini oraya yaratmış. Sen de şimdi bir şeye dayandırıyorum ben her şeyi. Tamam aracıları devreden çıkardın. Aracıları devreden çıkarttınsa o zaman bakkala lüzum yok. Fırına lüzum yok. Doktora lüzum yok. Eczaneye lüzum yok. Allah Allah.

  134. 52:39

    Ama senin ağrın dinmiyor. Karnın doymuyor. Üstünde elbise bulunmuyor. İlle sebebine sarılacaksın. O sana bir fikir veriyor ama onun yanında dünya kadar onun getirişi götürüşü var. Onları bilmiyor. Onu ayrı soracaksın. Onu ayrı soracaksın. O neye yaradı o zaman?

  135. 53:01

    Şimdi o zaman bunlar ne yaptılar? Allah'ı yaratan tamam ama bir şey yarattı. Ona dayanan bir şey var. Geri kalan hiçbir şey Allah'a istinad etmiyor. Sonra ve veyza o aklı sağal dedikleri her şeyi yapan bir beyin bir sistem kurmuş. Allah'ımız yaratmış onu diyorlar. Allah onu yaratmaya elbette katirdir.

  136. 53:27

    Ama yarattı mı öyle bir şey kardeşim? Yani bir fiil kendimi yaratıyor her şeyi yoksa birine mi devretti yaratma etkisini? Yani şimdi bunu biz ancak Allah'ın varlığından anlayabiliriz. Akılla çözdüğü zaman geldi buraya dayandı

  137. 53:41

    şimdi. Allah diyor yaratıcıdır diyor. Yaratıcı diye öyle önüne gelenle mi uğraşacak diyor. O onun yediğinin yemeği fiilini yaratacak. Öbürünün midesini hazmetme fiilini yaratacak. Öbürü affedersin bas bas bağırıyor kabuz oldu. Kabuzunu sökmeyi mi yaratacak? Tabi yaratıyor. Sen Allah yaratmasa idrar yapabilir misin?

  138. 54:05

    Allah yaratmasa bir zerre kadar kayta çıkarabilir misin? Yaratmazsan nasıl olur? O yaratıyor. O da diyor ki Allah böyle işlerle uğraştırmayalım arkadaşlar. Eee ne yapalım? Ya Allah böyle bir sistem kurmuş bir aklı faal yaratmış her şeyi yapan bir sistem o akıl yapıyor her şeyi diyor. Ya işte bilgisayarı kuruyorlar da bilmem daha sonra elektrik kesildi, şarj bitti

  139. 54:29

    geliyorsun ertesi gün sen de zannediyorsun ki sistemi kurmuştum bütün videoları indirmiş olması lazım veya bilmem program bitmiş olmalı bir de geliyorsun yarım kaldı. Niye? Eee hesap edemedik. Elektrik kesilmiş. Eee tamam o zaman bir de güçlendirici alalım. Oradan bir delik çıktı şimdi. Ondan sonra güçlendirici başımıza geliyor da oradan biliyorum.

  140. 54:50

    başımıza geliyor da oradan biliyorum. Ondan sonra güçlendirici alıyoruz. Ondan sonra güçlendirici, güçlendiricinin de şarjı bitiyor. Ondan sonra jeneratör, jeneratörün mazotu bitti. Yok efendim, bilmem, ya arkadaş, yaratma olmadan bir yere dayanacak. O da Allah-u Teala. Sen Allah'a dayanmayacak, Allah'a dayanmayacaksın.

  141. 55:10

    Allah'ın yarattığı bir şeye dayanıyor. Ya o bir şey Allah'ın mahlukuysa, Allah'ın yarattığı bir şeyse o nasıl yaratılacak ya? Mahluk-u Halik nasıl olacak? Yani kafaları buraya gitti, onun için diyor. Mahluk, Halik nasıl olacak?

  142. 55:23

    Ve ve izâ, hani o her şeyi yapan bir akıl yaratmış Allah diyorlar, ha o da bil-icab, onu da mecburiyetten meydana çıkmış. Kendi uğraşmasın diye, la bil-ihtiyar. Allah onu da kendi iradesiyle, kudretiyle, ihtiyarıyla, ya ben böyle işlerle uğraşmayayım, bir şey yapayım, o da her şeyi yapsın. Onu da kendi seçmemiş.

  143. 55:46

    O Allah olması hasebiyle mecburen öyle bir şey gelişmiş. Küf! Yuh! Allah'a ihtiyar da istinad etmiyor. Allah faal-i muceb olmuş yani. O onun elinde olmadan, onun iradesi devreye girmeden, öyle bir münezzeh ki, o münezzehlik gereği, o büyüklük gereği, bu doğal olarak çıkmış ortaya. A-a! Yani hani dese ki Mevla böyle murad etti falan,

  144. 56:21

    biz de deriz ki maazallah be Amin Sultan, Allah bir delil indirmedi. Hayatta en azından delilin var mı? Aklı faal diye bir şey olduğuna dair. Sen de delil getiremezsin, ben sana inanmam. Ama en azından desen ki, ya Allah-u Teala kendi böyle murad etti falan. E murad ettiğinin delili ne? O delili getiremezsin, ben sana inanmam.

  145. 56:37

    Ben vahyeye bakarım. Ama bari dese ki Allah bunu kendi iradesi ve ihtiyarıyla bu sistemi kurdu. O da değil. Allahlığın gereği yani, yaratıcılığın gereği, bu bunun gereksinimi diyor yani. Bu bunun gereksinimi. Ya bir yaratıcı, kendi iradesi haricinde gereksinimle bütün alemleri yaratan, yöneten bir sistem nasıl kendi kendine gelişir ya?

  146. 57:06

    Ya onu da Allah yarattı da demiyor. Allahlığın gereği diyor. O zaman sen Allah'a yattın, Efendim Celle Celaluhu iradesi ve istemi dışında olaylar meydana gelen bir zat, haşa. Öyle ilah mı olur? O zaman benden ne farkı olur? Benim de istem dışı, hiç istemediğim işler oluyor. Bedenimde, kalbimde, damarımda, karımda, çocuğumda, dünyada.

  147. 57:36

    Ama Allah Teala'nın da istemi dışında işler oluyorsa, bunu ilahlık, böyle bir zata ilahlık payesi nasıl verilir? İlah dediğin öyle olur mu aciz? Haşa, haşa, haşa işte. Ve nehedu uydular, uydurdular demek istiyor. Min indihim, kendi iskembe-i kübralarından, nefislerinden, aklen bir akıl. Akıl ne ya? Akıl elle tutulan gözle görülen bir şey değil ki.

  148. 58:07

    Şimdi benim de aklım var, sen herkesin kaç gramsa nispetine göre herkesin bir aklı var. Gram derken tartıya girer anlamında da konuşmuyorum esasen. Beyin tartıya girebilir çıkarırsın o da kaç gram gelir. Kadının beynine kadar, erkeğin beynine kadar ölçersin gramını bulursun. Akıl anlayış gücü, anlayış gücü, ezberleme gücü, hafıza, zâkire, düşünme gücü.

  149. 58:34

    Bunlar elle tutulan gözle görülen bir şey değil. Ultrason'da da çıkmaz. Onun alametleriyle çıkıyor yani oradaki damarlarda, şurada burada orada bir şeyler görüyor. İşte onun renklenmesinden, şusundan musundan değiştiriyor, stres alıyor, bilmem ne var, bir de panik atak var, bir şeyler bir şeyler. Onu bir eseriyle, orada bir bulguyla görebiliyor.

  150. 58:53

    Yoksa anlayış gücünün, kimse resmini çıkaramaz, çekemez. Akıl, bir akıl uydurdular, feâle. Feâl demek Türkçeleşmiş, faaliyet. Çok faal, yani çok iş yapıyor, çok faal demek esas. Bu da o işte, aklen faalen, çok faaliyetli, çok yönlü, çok işlevli bir akıl var. Akıl ortada yok.

  151. 59:28

    Böyle bir akıl yönü, ve neyse bu nispet, havadise. Havadis ne derler, ne havadis var, haberler bazen. Havadis olan biten şeyler demek aslında. Hudüs'ten geliyor, Hudüs'te meydana gelmek demek. Bütün meydana gelen, yani alemde meydana gelen, şu anda benim derse başladığımdan beri bir saattir konuştuğum, buna bütün çıkan harfleri, sesleri, senin kulağındayken, şu anda.

  152. 59:49

    senin kulağındaysan, şu anda mesela, benim yaptığım iş açısından elimi sallıyorum bilmem ne, kafamı şöyle yapıyorum bilmem ne, kitaba bak. Bunların hepsi bir fiildir. Bu fiilleri Allah yaratmasa olmaz mesela. Ondan sonra ki mesela, olup biten bütün hasen şu anda dünyada tabi. Katır trilyon bile diyemezsin.

  153. 1:00:04

    O kadar olay var. Bir adamın bile kendi içinde dışında duru bu olay var. bu yaratılan hadisatı ileyhi o aklı fa'ale nispet ettiler. Dediler o yapay zekâ gibi her işi yapan akıl var ya o akıl yapıyor bunları diyor. Dediler o yapay zeka gibi Ha yine şunu demiyor. Mutezile daha da kafasız. Mutezile kul fiilinin hâlikıdır diyor.

  154. 1:00:27

    Yani kendi fiilimi icraatımı kendim yaratıyorum o anda. Gücümü kendim yaratıyorum diyor. Bunlar yani Mutezile göya müslüman yani. Bu kadar âyet-i hadis okumuşlar ya Allah. Kul fiilinin hâlikıdır demez yine. Bunlar da diyorlar ki bütün olayların bir aklı fa'al var. O yapıyor. Mâni'ine mene diyorlar. İyâha.

  155. 1:00:52

    Hadisatı yani meydana gelen olayların ulaşmasını engelliyorlar. Kime? Min hâlikı semâvâti vel âd. Gökleri yerleri yaratan Allah'a şu anda meydana gelen hadiselerin icat ve halk ve yaratma bakımından olan taallukunu ve irtibatını kesiyorlar. Yani diyorlar ki meydana gelen hiçbir şeyde Allah'ın direkt bir müdahalesi, yaratması yok diyorlar.

  156. 1:01:23

    Her şey meydana geliyorsa aklı fa'ale kadar dayanıyor. Aklı fa'alde duruyor diyor. Böyle bir şey uydurmuş felsefeciler. O da son dönem felsefeci. Önceki dönemliler. Yaratan da yok diyor. Kendi kendine diyor. Zaman geçtikçe oğluşluk diyor. Sonrakiler peygamberlerin etkileriyle falan bir yaratanı kabul etmek durumunda kalıyorlar.

  157. 1:01:44

    Onlar da böyle bir aklı fa'al uyduruyorlar. Uydurdular diyor. Ve sarafı döndürdüler. El-eserâ eseri anil müessiril hakîkî. Gerçek etkileyici. Müessir olan celle celâlû. Celle şânû. Şanıyıcı olan Allah. Müessir hakîkî. Müessir demek etkileyici. Bir şeyin meydana gelmesi için bir sebep boyutunda müessir vardır.

  158. 1:02:07

    O mecazidir. Bunu da geçen derslerde çok anlattım. Şifa-i Şerif'te geçen acayip anlattım. İsnâd-ı Hakîkî, İsnâd-ı Mecazî meselesini. Bir de yaratan vardır. Yaratan müessiri hakîkidir. Mesela ölüm meleği ruhunu, canını bedeninden çeken. Ölüm meleği. Onun hakkında uzun konuştuk. Ölüm meleği etkili midir?

  159. 1:02:29

    Etkilidir. Ölüm meleği canınızı alıyor diyor. Demek ki ona fiil istat ediyor. Yaratmak istat etmiyor. Amel istat ediyor. Ama ölüm meleği canınızı alıyor diyor. Öbür ayetten ne diyor? Canlarınızı Allah alıyor diyor. İşte burada Kur'an'da çelişki olmadığına göre orada mecazi anlamda etkileyici Azrâil Aleyhisselâm'dır sebebiyet bakımında.

  160. 1:02:54

    Ama hakîkî manı, müessir hakîkî. Yani ölümü yaratıp adamı öldüren ancak Allah'ın. Şimdi onun için eser ne demek? Eser, meydana çıkan bir şey. Şu andaki benim konuşmam bir eser. Bunu, müessiri kim? Bunun müessiri işte ağzın olmasa konuşamazsın, tutağın olmasa konuşamazsın, aklın olmasa bilmem, beynin olmasa sağır olsan, dilsiz olsan bilmem ne.

  161. 1:03:20

    Bunlar müessir. Ama mecazi müessir, sebebiyet anlamda işte. Bu konuşmanın meydana gelmesi için. Müessir hakîkî kim? Bunların hepsini yaratan, çalışmasını yaratan. Yaratan ancak Allah'ın teâlâ. Şimdi bu felsefeciler ne yaptılar? Meydana gelen her şey eser. Eser derken bizim millet zaten cami, çeşme zannetiyor.

  162. 1:03:41

    Yaptığın her şey, bir namaz kılıyorsun, o da eser. Kıyam, rükû, secde bir etkileşim oluyor. Ve bir şey meydana geliyor senden. Bir fiiller yumağı. Bir ameller çıkıyor meydana. Bu ameller eser. Bunu etkileyen var mı? Var. Yaratan manasında hakîkî müessir. Ancak Allah, sebebiyet manasında farklı sebepler olabilir.

  163. 1:04:07

    Ama onlar ne yaptılar? Hakîkî müessir olan Allah'a hiçbir eseri ulaştırmamak için. Arayı koparttılar. Ve za'amuhu zannettiler. Hu, o aklı, fa'ali, yani her şeyi yapan bir akıl vardır. Ve za'amuhu zannettiler. Hu, eserleri. Eserler ne demek? Varlık aleminde meydana gelen her şey nedir dediler. Sandılar.

  164. 1:04:38

    Kendi akıllarından uydurup, yontup, beyinlerinde yontup uydurdukları aklı fa'alin eseri dediler. Allah'ın eseri demeleri lazımdı. Bize göre bu alemdeki herşey yaratıcı ancak Allah. Hemen faal anı bilip gidelim. Hemen faal bak, bütün fiilleri yapar. Zahirde amel fiil sana isnat ediliyor, mecazi isnat edilir.

  165. 1:05:07

    Ama hakikatte faal, hemen faal anı bilip gidelim. Çünkü neden? Zahirde acep kim var arada? Kamu eşya anınladır berada. Efendisi çok uzun anlatır. Mezahirde Allah-u Teala'nın ismi sıfatı zahir oluyor, tecelli ediyor. Mazhar mesela üzümü yarattı, asmada. Asmanın üzerindeki üzüm, Allah'ın yaratmasının zuhur ettiği, tecelli ettiği yer oluyor.

  166. 1:05:35

    Allah zahir, yaratılan herşey mazhar. Böyle anlatılır. Çünkü mezahirde acep kim var arada? Şimdi bu arada devrede kim var? Sen diyorsun ki dal var, gövde var, sap var, toprak var, su var, bahçe var, bahçıvan var, güneş var, ay var, kıyamete kadar say da say. Sebepler çok. Mazahirde diyor acep kim var arada?

  167. 1:06:05

    Kamu eşya anınladır berada. Herşeyi o yaratıyor ama o görünmüyor. İşte o görünmeyen müessiri hakiki. Yoksa o yaratmasa aynı ortamları sağlıyorsun, aynı üzüm bitmiyor. Aynı toprak, aynı hava, aynı su, onda oluyor, bunda olmuyor. O dalda bitiyor, bu dalda bitmiyor. Eğer sebeplerse aynı sebep. Etkenler aynı maddeler.

  168. 1:06:36

    Havası, güneş, toprak aynı. İklim aynı, yandaki avu gibi, yandaki mal gibi. Tercihi kim yapıyor? Geçen bir kavun getirdiler. Devamını istiyoruz tabi o kavunun. Allah razı olsun Pamukkola'dan Hoca Efendi getirdi. Tuz gölünün yanında yetişiyor. Ama ben böyle tatlı kavun dünyada iki yedik biz. Ailecek, şaşırttık yani.

  169. 1:06:59

    O bir kavun, tatlı kavun yani. Kavun tatlı çıktı bu sefer, güzel kavun tatlı çıktı. Kavun dedi, özelliği dedi, suyun dibinde bitiyormuş. O suda tuzlu çorak. İşte öyle. Beslendiği su tuz. Tadından yenmiyor, şekeri bes suyuna çıkarttı yani. Onun için, demek ki etkenler, sebepler, hepsi aynı. Ama müessir tahsis ettiği için farklı mamur çıkıyor.

  170. 1:07:34

    İki kere iki, dört etse, her dalda aynı mahsulü alman gerekiyor. Her ağaçta, yandaki ağaçta aynı mahsul. Hep don vurdu, bizim bahçenin hepsi gitti. Onu anlarım. Ama bir dal kırılıyor, öbür dal kupkuru. O zaman, mazahirde, acayip kim var arada? Kamu eşya anınladır beraber. Anındır işte, hüküm irade böyle sayardı yani.

  171. 1:08:02

    Hemen faol anı bilip gidelim. Yani ne demek? Bütün faaliyetleri yaratma babında kim yapıyormuş? Ancak Allah'tır. Arada, aracı da yok. Ancak şu var, isimlerin tecellileri, sıfatlarının tecellileri. Şunu diyebilirsin. Allah-u Teala, mahlukatı yaratmakta sıfatlarını kullanıyor. Yani ihya, diriltme sıfatı.

  172. 1:08:25

    İmaate, öldürme sıfatı. Tahlil, yaratma sıfatı. Terzik, rızık verme sıfatı. Sıfat, izafiyet veriyor bunlara. Yani sünnet biz bunların sıfatlarını kabul ediyoruz. Muhteşem olanları da kabul ediyoruz. E şimdi, hem Allah'ı tenzih ediyorsun, hem de sıfatları da yok diyorsun. Ondan sonra, Allah da kendi tenezzül etmez ufak tefek işler ediyorsun.

  173. 1:08:46

    O zaman ne oluyor abi? O zaman ben kendi işimi kendim yaratırım diyorsun, şirke düşüyorsun. Ya kardeşim Allah böyle tenzih edilmez ki. Allah'ı tenzih etmenin yolu Kur'an-ı Sünnet. Hadis, Peygamber işte, Risalet müessesesini anlatıyor. Akıl yetseydi Yunan filozofu Allah'ı bulurdu diyor. En ahmak, en cahil onlar oldular.

  174. 1:09:04

    Aklı faal diye bir şey uydurdular. Her şeyi bağladılar. Hayali ihracata. Ya arkadaş, yaratan, peygamber kitap göndermiş. Baksana ona. Seni de ben yaratıyorum. Senin yaptığını da ben yaratıyorum diyor. Sana kesbi istat ediyor. Yaratmayı kendine tahsil ediyor. Bu kadar basit. Lâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet diyor.

  175. 1:09:25

    Kazandığın lehine, hayırdan kazandığın lehine olacak. Şerden kazandığın aleyhine olacak. Yarattığın demiyor. Kazandığın diyor. Kazandığın ne demek? Kendine verilen irade kudreti kullandığın anda, Mevla'dan mecbur olmadığı halde, imtihan hikmetine memnuniyet, onu yaratıyor. Senin irade ettiğin şeyi. Yaratan ancak o.

  176. 1:09:42

    Ama senin iradeni orada öne geçirmiş. Sen ne istiyorsun? Onu yaratayım ki imtihan olsun. Ben ne istiyorsam onu yaratırım ama o zaman imtihan olmaz. Ben ne istiyorsam onu yaratayım. Çünkü o zaman herkese ben namaz yaratırım. Ama ben seni imtihan edeceğim, özgür irade verdim. Seç. Ama bu kesbi, cüz'î irade, cüz'î kudreti geçmiyor.

  177. 1:10:02

    Külli irade, iş gören külli irade. Ama burada sen niye mesul oluyorsun? Çünkü Allah-u Teala buyuruyor ki yaratan benim, külli irade, kudret bana ait. Ama ben burada hikmetime binaen senin iradene itibar ediyorum. Senin iradeni ne yöne kullanıyorsan namazsa namaz yaratıyorum, zinaysa zina yaratıyorum.

  178. 1:10:19

    Onu engellesem, güç vermesem, öbürüne güç versem, ben sizi niye yarattım? İmtihan olmaz. Zaten melekler var, onlarda imtihan yok. Size ne lüzum var da? Bu kadar basit. Onun için Fe innel ma'lûle, ma'lûl indevum onlara göre, eserhul illetil karîbeti, yakın illetin eseridir. La yaravne görmüyorlar illetil ma'lûl, uzak illet için.

  179. 1:10:49

    Tesiran bir etki fî husûlil ma'lûl. Ma'lûlün hasıl olmasında bir etki uzak illete nispet etmiyorlar, yakın illete nispet ediyorlar. Ne anladınız? İşte, ayaklar yerden kesiliyor bazı kere. Türkçe tercüme etmekle mektuba zaman alırsan izah lazım. İzah lazım. İlletle ma'lûl ne? Hani illeti biraz anlıyorsunuz da, illeti de hastalık zannediyorsunuz.

  180. 1:11:15

    İllet, hastalık. İllet, sebep demek. İlletin, Arapça lük'at manası, sebep. Etkileyici, etken. Daha Türkçe'de, uydurukçası yani, etken, uydurukçada. İllet, ma'lûl ne demek? Müsebbet. Yani o sebebe bağlı olarak meydana gelen şey, o illete bağlı mevcut olan şey. Ma'lûl, halbuki ma'lûlen emekli diyorsun.

  181. 1:11:41

    İşte Türkçe'de işler karışır yani. İllet derim hastalık zannedersin, ma'lûl derim ma'lûlen emekli zannedersin. Şimdi, onun için istilahları bilmek lazım. İllet, etken, sebep. Ma'lûl, o sebebe bağlı meydana gelen. Felsefeciler diyorlar ki, her zaman için, bir sebeple meydana gelen şeyin, bir yakın etkeni olsa, bir de uzak sebebi olsa,

  182. 1:12:06

    onun nispetini, istinadını nereye yapmak lazım diyorlar kafaya, mantığa göre. En yakın illete yapmak lazım. En yakın sebep neyse, odur diyeceğiz. Ne yapmayacağız? Uzak sebebi devre dışı bırakacağız. Misal, yine anlamadınız. Anladınız, ama anlatamazsınız. Bir misal verin. Bir çocuğun, meydana gelmesi için, en yakın sebep, anne babanın, suları.

  183. 1:12:41

    ananın rahminde birleşip dönlenmeden, zahiri manada, kimse, hiç aselam değil babası çıksın meydana. Dolayısıyla iki şey birleşiyor, iki sunun birleşmesinin neticesinde, evreleri, devreleri var. Şu anda bunlar da ultrasonlarla daha netleşti. Önce ayetler geldiğinde bunları Mevla açıkça tarif ediyordu.

  184. 1:13:05

    Kimse de içeriği göremediğinde. Şimdi gördüler. Bir tane yavru kalmaması lazım. 1500 sene evvelki evreleri aynen anlatıyor Kur'an-ı Kerim. Hiç kimsenin görmediği bir yerde olan evreleri, donuk kanına kadar, pıhtısına kadar, o suyun, rahmin duvarına tutunduğu şeye kadar alaka, sülük gibi yapışıyor diyor rahmin duvarına.

  185. 1:13:25

    Yani bu kadar teferruat giriyor bir kelimeden ya. Mucize yani. Şimdi 500 senedir onu bulmuşlar. E bunu bir 4 sene evvel Rasulullah'ın nereden bilecek onun alakasını ya? Bu Allah'ın peygamberi olmasa nasıl bize söyleyecek?

  186. 1:13:39

    Şimdi mesele şu. Yakın illet, bir çocuğun husulünde, meydana gelmezse, yakın illet nedir? Ana babanın suyu. Koca profesör olmuş Mehmet okuyan, Allah'ın yaratmasını, mucizeleri devreye sokmadıkları felsefe kafası olduğu için, muhtesile kafası, felsefe kafası. Ne dedi? Meryem ve Adem ile. Çift cinsiyeti istat etti.

  187. 1:14:09

    Sanki Allah babanın suyu olmadan çocukları adam etmiş. Adem Aleyhisselam'da ananın suyu da yoktu. Hepsi topraktan oldu diyor. Çünkü Allah'ın yaratması devre dışı bunların kafasında. Yoktan yaratma diye bir şey var. Zaten Allah, her şeyi yoktan yaratıyor. Yoktan yaratma sebeplere takılan o kafa, felsefe kafası işte.

  188. 1:14:29

    Ne diyor felsefeciler ne yaparlar? İlleti garibi. Malul varsa orada da, bir sebeple meydana gelen bir mevcut varsa, bu mevcudu nereye nispet edelim, bu nereden oldu, bunu kim yaptı diyelim diyor. İlleti garibi, en yakın illet neyse oraya dayandırırlar, en yakın illette şimdi burada neyi bulacaklar? Anababanın suyunu.

  189. 1:14:47

    Anababanın suyu da burada erkek yoksa, biz de diyoruz ki Meryem validemize erkek eli değmemiş, dolayısıyla erkek yok, baba yok, İsa ashabında çocuk doğmuş, bu sefer herif yontacak işte, uydurma, felsefe kafası yontar, uydurdu şimdi, ne uydurdu oraya? Çift sinsiyet varmış. Bu sefer erkek suyunu da, Meryem annemiz hasbehas kadın, özbeöz kadın, dişi yani.

  190. 1:15:15

    Ne alakası var erkek suyuna? İçinde kendi de erkek suyu da peydahlanmış. Yani yine sebebe bağlıyor. Sebepsiz Allah. Mucizenin özelliği ne zaten? Mucize sebepsiz yaratıldığı için mucize. Öyle mi değil mi şimdi? Sen şimdi güneş tutulması var. Takvimler bir sene evvel yazıyor. Niye? Kesegenler hesap kitap.

  191. 1:15:41

    Es-Semsü vel-Kamûr-Gûsban. Güneş sistemi, ay sistemi hesapla kurdum Allah. O hesaba bakıyor. Çünkü şu saatte diyor, şöyle bir tutulma var, yarım tutulma, tam tutulma, Türkiye'den gözükür, Amasya'dan iyi gözükür veyahut bilmem ne bilmem, Şili'den gözükür, Türkiye'den gözükmez diyor. Aynı dediği çıkıyor mu?

  192. 1:15:57

    Çıkıyor. Neden? Çünkü Allah yarattı. Güneş ayı sistemi şaşmadan ilerlediği için hesabı oradan alıyor. Güneş ayından hesabı alıyor. 10 senede bir böyle oluyorsa, bu göze gelen, bu göze gelene şöyle yaklaştı mı, şöyle oluyorsa, Dünya ile Güneş'in arasında şu gelince şöyle oluyorsa, Ay gelince böyle oluyorsa, sistem oturmuş.

  193. 1:16:16

    Çünkü Allah'ın sistemi şaşmıyor. O sistemden alıyor hesabı. Takvimleri Allah'ın sisteminden alıyor. Sen seni geliyorsun, efendim... Peki durup dururken sistemlerde hiçbir şey yok, hiçbir takvim, hesap, tecrübe, bir şey yok. Keramet ne? İşte keramet ne? Allah'ın dostlarından bizzat, Allah-u Teala'ya bir dua edip,

  194. 1:16:40

    Ya Rabbi şu ayı güneşin önüne getir de, şu güneşi kapat da, sıcaklaştık ya dediği zaman. güneşin önüne bulut mu geliyor? O anda hiçbir hesap kitap yokken hesapsız bir şey oluyor. Buna harikulade deniyor. Harikulade ne demek? Adeti yaran. Adet ne demek? Alışıla geleni bozan. Alışıla geleni bozduğu zaman peygamberse mucize deniyor, evliya yapıyor.

  195. 1:17:00

    Evliyanın elinde Allah yarattıysa keramet deniyor. Bu kadar basit. elinde Allah yarattıysa keramet denir. Bu kadar basit. Mesela, güneşin batıdan doğması. Hiç güneş sisteminde, gök feza sisteminde, astroloji sisteminde, güneşin batıdan doğduğu dünya doğdu, yaratıldı, yaratılalı gökler yerler, var mı böyle bir şey?

  196. 1:17:19

    Yok. İşte güneş batıdan doğacaktı. Güneş'in batıdan doğması kıyamet alamet oluyor. Niye kıyamet alamet oluyor? Sistem dışı bir şey oluyor. Anladın mı? Güneş'in batıdan doğması. Ha Dolayısıyla Üç gecelik zaman geçiyor. Hala İstanbul'da üç gecelik zaman geçip güneş doğmadan olur mu? İstanbul'da gece belli, gün belli, mevzu belli.

  197. 1:17:42

    isimler belli. 9 saat ileri geri yapsa bile, öyle 3 gecelik zaman diliminde, burası kutup var mı yani, hiç güneş de olmasın 3 gün 3 gece, haa, işte ona harikulade denir. Şimdi burada, sebeplere bağlı olana, zaten sebeplere bağlı olan adeti yarmıyor, o adetin içinde kalıyor. olağan akışına tabi oluyor.

  198. 1:18:04

    Ama adeti yaran ne demek? Alışılagelini bozan demek. Mucize, keramet ondan bahsediyor. Şimdi bunlar ne yapıyor? İsa aleyhisselam doğmuş, baba suyu yok. Adam orda işte. Onun özelliği mucize işte. Babası çocuk yarattı. Bu mucizeliği burada. E sen inanıyor musun, bu ne değirmeni diyor ki, yel değirmeni.

  199. 1:18:31

    Diyor ki anladın mı, anladım diyor. Ama diyor suyu nereden geliyor? Ya sen yel değirmeni olduğunu anlatsan zaten rüzgarla dönüyor. Suya lüzum yok demektir. Demek hiçbir şey anlamadın. Allah'a mucizeye inanıyor musun diye inanıyorum. Mucize ne demek? Herkese aciz bırakan, kimsenin yapamayacağı bir şey.

  200. 1:18:47

    Harikulade bir şey. İşte diyorum bu mucize. Onun için babası yok. Babası yok da diyor, o zaman tek başına tek bir Meryem validemizin suyuyla nasıl oldu diyor. Lan mucizeye inanıyor musun diyorum, inanıyorum diyor. Mucize ne demek? İşte orada babanın... suyu olmadan veyahut da Adem Aleyhisselam'da anne-baba suyu olmadan yaratılması mucize o işte.

  201. 1:19:09

    Adet dışı. İşte bu kadar cahillik var. Onun için bunlar diyor illeti garibi, en yakın illete işi bağlarlar, istirahat ettirirler. Uzak illetin etkisini inkar ederler. Halbuki yakın illet bir çocuğun meydana gelmesinde ana babanın suyu ondan bir geriki illet ana baba ondan bir geriki illet anne babanın yedikleri çünkü o su da onların yediklerinden onlar bir şey yemese meni denen su öyle kolay bir şey değil çok vitaminli çok kaliteli şeyin kandan bir damla kan oluyor kırk damlasından kırk damla kan oluyor.

  202. 1:19:45

    Ben kırk damla kanın özünden bilmem ne meni oluyor insan Allah ondan kaç tane insan yaratacak kadar içinde nüve var, hücre var onda. Bir menide icabında on bin, yirmi bin canlı hücre var bilmem ne kadardan aşağı düşerse çocuk olmuyor. Çünkü yarışta orada o arada gidene kadar tutana kadar onlar ölüyorlar.

  203. 1:20:03

    Fazla olursa şey şu miktarda şey yirmi binden mi bilmem neden fazla olursa o müsabaka gibi yarış gibi giriyorlar rağmen o arada işte tutuyor bir tutarsa bir oluyor. İki yüz, üç yüz, dört yüz bile oluyor anladın mı? Ondan aşağı olursa işte enerjisi oraya gidene kadar o şeyini kaybediyor canlılığını dolayısıyla fazla canlı hücre olması lazım.

  204. 1:20:24

    Kısırlardan işte hücre azlığından falan çocuğu olmuyor ya mesele o. E sen şimdi burada yakın illet yani yakın sebep o suyun içindeki canlı hücrelerin bilmem ne sayısın. Ondan bir gerisi o su, ondan bir gerisi ana baba, ondan bir gerisi elma, armut, karpuz bir şey yemeden o su nasıl olacak?

  205. 1:20:46

    İlleti karibe, akrabiye, en yakın illet, bir sonraki illet, bir geriki illet, bir geriki illet, bir geriki illet. O sebzenin meyven olması için toprağına kadar, onlara su vermeye kadar. O güneş ayı olmasa, yıldız bile olmasa, onun rengi, tadı, kokusu bilmem neyse o yetişmiyor. İllet illet illet yani geriye doğru sebepler silsilesi, geriye doğru gidiyor gidiyor gidiyor.

  206. 1:21:08

    Bunların hepsi geliyor nereye dayanıyor? Ancak Allah-u Teala. Allah-u Teala yaratmasa güneş ışık veremiyor, ayı veremiyor, toprak bitiremiyor, su yetiştiremiyor, büyütemiyor. Anne baba cima edemiyor, etse o suyun içindeki canlı hücreleri o kadar füze yaratmasa o çocuğa müsait olmuyor vs.

  207. 1:21:36

    Şimdi buranın her birinde ne var? Allah-u Teala işi otomatiğe bağlamış değil, bak dikkat et. İşi otomatiğe bağlamış dersen aklı falan felsefeye gidersin. İşi otomatiğe bağlamış değil. İşi otomatiğe bağlamak ne demek biliyor musun? Yani Allah-u Teala güneş ayı yaratmış daha bir şey karışmıyor. Güneş ay ondan sonra efendim, güneş ay ne diyorsun adına?

  208. 1:22:01

    Kendi işini yapıyor, kendine de haber yok. O kendi işini yapıyor, o kendi işini yapıyor. Deminden beri saydığım sebepler silsilesindeki bütün halkalar otomatiğe bağlanmış, oradan ağzıma düşüyor, ben de yiyorum, menü oluyor, benden de çocuk oluyor. Böyle bir şey yok. Güneşin o etkisini senin hangi yemekleri yediğinden çocuğunun oluştuğu,

  209. 1:22:32

    hangi çocuğunun, kaç tane çocuğun varsa, hangi çocuğun, hangi zamanda, hangi zeminde yediğin, hangi yemeklerden o menü oluştuğu meselesinde, onun gerisine gittiğin zaman o yemeğin, o sebzenin, o bitkinin, her birerlerinin geriye dönük özel Allah'ın yaratmasına tabi. Muttasıl yaratıyor derdi Efendi Hazretleri.

  210. 1:22:52

    O anlatmasa buna nasıl söyleyecektik şimdi? Muttasıl icat ediyor. Muttasıl ne demek biliyor musun? Yaratmadığı bir an yok. Çünkü her an mevcudat var. Şu anda benim her saniye nefes alıyorum. Bir defa bu kadar canlı nefes alıyorum, her nefesi o yaratıyor.

  211. 1:23:12

    Şimdi sen dersen ki Allah bir sistem kurmuş, o sistem yürüyor, sen de zaten anlamadan bile astımın yoksa, kestimin yoksa, nefes alıyorsun farkında bile değilsin. O sistem işliyor. İşte bu felsefe kafasıdır. Müslümanın inanması gereken itikadı nedir?

  212. 1:23:37

    Her an ve zaman Allah şandadır. Şan ne demek? Şan çok önemli bir fiil demek. Onun için Mahmud Efendi Hazretleri çok zeki. Şunat, itibar. O dördüncü sohbetleri hazırlıyorum. Canım çıktı. Oralardan canım çıktı. Ömer Hoca'dan da biraz yardım aldım. Allah razı olsun. O çok zekidir. Efendi Hazretleri mektubatı iyi dinlemiş.

  213. 1:23:56

    Yani şanlar, isimler, sıfatlar, şanlar, itibarlar. İsmi sıfatı biraz millet anladı da. Şunat, şanlar, itibarat, itibarlar. Şimdi Efendi Hazretleri bir yerde diyor ki. Şanlar, itibarlar da isim sıfatı anlamındadır. Kolaydan bize bir fikir vermiş. Ama başka yerde de bir giriyor. Peki şanın itibardan farkı ne?

  214. 1:24:24

    İtibarın isimden farkı ne? İsmin sıfattan farkı ne? Sıfatın şandan farkı ne? Üfff. Bütün ayaklar kesiyor. Ben derim millete bir şey anlatayım. Ulan bu parantezde anlatılacak şey mi? Bir parantez yaptık abi. Üç sayfa. O sohbetlerde şimdi dördüncü cici çok acayip güzel. Şunat ve itibarat diyor. Esas o mektubat.

  215. 1:24:43

    Bütün anahtar mektubat. Mektubat. Öyle dedi Efendi Hazretleri. Dedi, Alaeddin Efendi babamız dedi, ben Risale-i Kudsi'ye, Efendimiz babamız bize bir şerh eder misiniz dedi. Risale-i Kudsi'ye, çok zor. Bir de şiir şeyi ya, çok acayip zor. Bir de Osmanlıca, Farsça falan çok zor. Osmanlıca, Farsça, Efendimiz biliyordu.

  216. 1:24:59

    Orada zorluk yok da. Savufi yani, tabirler çok zor falan. Alaeddin Efendi baba da buyurdu ki, mektubata iyi çalış. Mektubat onun şerhidir evladım. Şimdi Efendi Hazretleri mektubatı yuttuğu için, tabi Risale-i Kudsi'ye, haydi haydi zaten. Bir anlatış tarzı var.

  217. 1:25:18

    En ahmak adamın, dağdan dün inmiş, dağdan inenler de ahmak olmuyor, yanlış anlamayın, dağdan inenler çok zeki oluyor, hari dava. En akılsız adamlar, ismi lazım değil, öldüler gittiler şimdi öyle, biraz akılsızdılar yani. Efendiyi zorla alıyorlardı. Anladın mı dedi, adamın kafasına mık gibi çiviledi ya.

  218. 1:25:37

    Hem de en zor mektup. Tenezzülatı hamse, hazaratı hams, tayyünatı hamse. Sizin şu anda müftünüz, hocanız, mektubat okuyan hocanız anlamaz. Beş gün mektubu oku. O sırada anlat bakayım diyor. Adam anlatıyor, biz şaşırtık kaldık. Biz de diyoruz ki ulan doksan yaşında adam, biraz da kafa gidik. Geldi Efendi'ye bir şeyler itiraz etti.

  219. 1:26:01

    Muhittin-i Arabi'ye çattı bir şeyler. Efendisi de, dur sen Muhittin-i Arabi'nin bahtetti vücut. Mesela böyle, bahtetti vücut, bahtetti şu, dur sana anlatayım. Ne olacak? İkinci cildin birinci mektubu. Ulan ikinci cildin birinci mektubu, anahtar mektubu. Kimse bir şey anlamıyor. Anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor.

  220. 1:26:16

    Ama esas neyi anlatmış biliyor musun? İşte biz Ömer hocalar, bizler bir şey anladıksa, o adamlara anlatırken, biz de tam anlamadık. Biraz bir şey anlat, biraz bir şey. Hiç olmazsa millete bir şey anlatacak kadar. Anlatacak da ne kadar? Allah! Bak şu şanlar, itibarlar. Bak şanlar, nereden çıkıyor? Külliyen min huve fi şe'en.

  221. 1:26:41

    Er-Rahman Suresi. Her gün bir şandadır diyor. Bir fiildedir demiyor, şan diyor. Niye fiil demedi, şan dedi? Şan önemli iş. Onların da bir farkı var. Şan ve itibar ayrı. Sıfata tealluk etmesi itibariyle şan oluyor. Mevsufa tealluk etmesi şöyle oluyor. Allah-u Teala'dan aldığı güç, yaratma gücüne teallukat olduğu için, onun zilal dairesi, gölgesi ya, yansımalı.

  222. 1:27:06

    Oraya dayanan tarafı şan oluyor. Yok efendim, yaratılan tarafına tealluk ederken, o mazharına tealluk ederken, onda zahir olurken, tecelli ederken, o noktadan itibar deniyor. Şimdi gel, her an ve zaman Allah bir şanladı. Şan ne demek? Önemli bir fiildedir. Sizin anlayacağınız kadarıyla. Önemli bir fiildedir.

  223. 1:27:28

    Ben de sizden fazla anlamıyorum da. Ne olacak şimdi? Bir rivayet Fahri Razi Hazretleri. Bir rivayet başka bir zat olabilir. Efe Hanseri'nden duydum Fahri Razi Hazretleri. Başka bir şeyler de kitapta da var. Herhalde Mescid-i Nebevi'de bir ayeti tefsir ediyor. Ümre'ye gitmişler herhalde. Hacca gitti Fahri Razi'nin yeri.

  224. 1:27:49

    Orası değil. Mekke-Medine'de yaşamadık. Artık tabi öyle alimler geldiği zaman, şimdi nasıl Efe Hanseri gidiyor, bütün millet etrafında toplanıyordu. İşte millet bir şey mi sordular, o mu ders verdi. Yani ben kaldığım sürece ve şu an ders vereyim. Orada da bir zat oturuyor. Fahri Razi'ye kimse soru soramaz.

  225. 1:28:09

    Fahri Razi'de felsefe içinde de zirve. İlmi kelamda zirve. Müfessirlerin imamı baba. Ondan sonra. İşte Allah her an icat ediyor. Her an bir fiildedir. Yaratıyor mesela. Anlatıyor anlatıyor. Ondan sonra oradan. Mesela sonra yaşlı silik bir durumda derviş. Ondan sonra ne soracaktı içine. Soruyor falan.

  226. 1:28:36

    Şu anda hangi şandadır diyor. Ne alakası var diyecek. Onu da şimdi mahcup olmamak için bir şey de diyemiyor. Diyor. Yarına kadar müsaade etsene yarınki derste bunu görüşelim diyor. Bütün gece düşünüyor. Bir şey yok. Ertesi gün yine geliyor. İnşallah bu adam yoktur diyor. Bakıyor yine orada köşede oturuyor.

  227. 1:29:00

    Yine ders bitiyor. Buldun mu diyor. Bulamadım. Yarına kadar müsaade ediyor. Ama bütün uykusu kaçıyor. Fahri Razi karizmayı çizdirecek. Medine'de. Ondan sonra üçüncü gece oluyor. Üçüncü ders oluyor. Yine bakıyor oradan mı diyor. İkinci üçüncüde o gece o kadar Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i müracaat ediyorsa gel buraya yukarıya koca Fahri Razi o da yani.

  228. 1:29:24

    Muhittin Arabi Hazretleri de ona mektup yazmış. Sen diyor burası zahiri ilimleri bırak da biraz da tasavvufa gel diyor sana. Neler öğreneceksin diyor. Ona mektup da yazmış Fahri Razi'ye. İbn Arabi Hazretleri. Ondan sonra ya onda tasavvufu var.

  229. 1:29:36

    Şimdi Fahri Razi ne demek yani. Tarikatı delilleriyle ispat ediyor. Tasavvuf ehli de tabii. Ya bir İbn Arabi gibi olabilir maşallah tabii. Ondan sonra Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in rüyasında diyor. E imam bulamadın mı diyor. Bulamadım yavrusu. Yübdü ve lâ yebde diyor. Yerfe ve kuvvâmen ve asrafe ve ahirin diyeceksin diyor.

  230. 1:29:58

    Bu da bir sevinçle uyanıyor. Hemen unutmayalım diyor Cemre. Artık adam gelmesin, ders olmasın beklerken şimdi ulan bir an evvel ders olsa da Şuna bir cevap versem imajımızı kurtarsın. Ondan sonra geliyor. Buldun mu diyor. Buldum diyor. Şu anda hangi şandadır diyor. Yübdü ve lâ yebde diyor. Yerfe ve kuvvâmen ve asrafe ve ahirin diyor.

  231. 1:30:22

    Bu da kimse anlamıyor ki. O zaten Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'e. Sana onu öğretene bir salavat oku bakayım diyor. Allah'a sallâllâhu aleyhi ve sellem Muhammed. Yani dün gece Resûlullah sana öğretti diyor. Ondan da haberim var demek istiyor. O da Hızır Aleyhisselâmmış bu herif.

  232. 1:30:39

    Şimdi Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem buraya çıkacak manada. Onun manaları olmasa nukatla çözülecek iş değil. Yübdü. Şimdi o yübdü aslında Bede'ye başladı. Ebde'ye başlattı. Yebde'ye başlatır. İcadı başlatır. Yebde'ye halka olursa yaratmaya başlatır. Bu manayı kim verebilir? Herhalde Ali Adem Efendi babadan mı şey etti.

  233. 1:30:59

    Ona da ilhamlar geliyordu. Nukatla olacak iş değil. Orada bir kelime kullanıyor. Yübdü. İcat ediyor yani varlık alemine çıkarıyor. Yaratıyor demiyor. Muttasıl icat ediyor diyor bak. O muttasılı koymasan oraya çıkmıyor. Muttasıl ne demek? Ardı arkası kesilmek sizin her an ve zaman en saniyedir. Saniyeden de ne kadar ufak.

  234. 1:31:24

    Andan daha ufak bir şey yok. Devamlı yani yaratma. Devamlı icat. Muttasıl icat ediyor. Velayet de diyor kendisinin de bir değişiklik olmuyor. Kimini yüksek ediyor veya zahirini kimini yüksek ediyor. Kimini rezil ediyor, kimini vezir ediyor, kimini hasta ediyor, kimini sağlam ediyor, kimini diriltiyor, kimini öldürüyor.

  235. 1:31:44

    Başkan seçtiriyor, kimini rezil ediyor, kimini hapse attırıyor. Her dakika icat. Bu mektupları anlamak için Efendi Hazretleri o şeylerin derslerinde bulunmazlar. Bir şey anlamayacağız. Şimdi buna nukat manası kolay bir şey. Bak şimdi ne diyor? Felsefeciler ne yapar diyor? Milleti, garibeyi baz alırlar diyor.

  236. 1:32:05

    En yakın sebep ve etkene işi dayandırırlar. Bir uzak sebep, bir uzak, bir uzak, bir uzak. En son bütün sebepleri yaratmak sadece Allah'a ait. Sebepler bitiyor, yaratana geliyor iş. Müsebbibü'l-esvab sebepleri yaratan oraya dayandırır. İşte oraya gitmez diyor. Orayı etkisiz eleman kabul eder diyor. Ne yapar diyor?

  237. 1:32:26

    En yakın ne? Çocukluk meydana gelmiş. En yakın su. Adamın suyuyla kadının suyu. Dörlenmiş tamam. Bundan oldu diyor. İşte adama soruyorlar. Ne dedi? Efendi Hazretleri diyor ya. Kahvelere gittiler, camiler boş. Çayrova'da. Bari gidelim kahvelere dedi. Kahveden de biri çıktı. Hocaların birkaçı önden girmiş.

  238. 1:32:51

    Kahvede vaaz edecek. Birkaç tanesi geldi. Ondan sonra çıktı kapıdan. Bir tanesi de söyleniyor. Ulan bu gericilerden kaçtık. Kahveye gittik. Camiye gitmiyoruz. Kahveye girdik. Bundan sonra kahveye de gelmiyorlar. O da orada söyleniyor. O da Ubeydül Hoca'nın ağına yakalandı. O da yaşlı diye de bir şey demedi.

  239. 1:33:10

    Yavrum gel bakayım falan. Ubeydül Hoca da acayip. Şiir miyir? Neyse diyor. Sen Allah'a inanmıyor musun yavrum? Biz Allah'a anlatmaya geldik. İnanmıyorum. E seni kim arar? Anam baba. Felsefe kafası. İlleti garibi. En yakın illet. Anam babam diyor. Onları kim arar? Anası babası. Onları? Anası babası. Ya dur dedin sen Adem babana kadar sayacaksın.

  240. 1:33:38

    O kadar vaktimiz yok seni dinlemez şecerin ya. Ondan sonra. Peki analar babalar. Hep kızları oluyor. Bir de oğlumuz olsa diye. 4. 5. yıl bile oğlan hatırı için yapıyorlar. 5. de kız oluyor. 10 tane kız doğuran var. Bir tane oğlum olsun diye. Olan var olmayan var. Hele ki Karadeniz'de oğlum olsun diye Ondan sonra bir tane oğlum.

  241. 1:33:57

    Kaç çocuğum var? Bir çocuğum var. Ondan sonra başka yok mu? 10 tane de kız diyor. E şimdi adamın durumu bu yani. Zihniyet bu. Eee Peki bunlar Madem ananın babanın elindeydi. Niye bu kadar canlara çıktı uğraşıyorlar? 8-10 tane kız doğuruyor insan. Bu zamanda kolay mı? Kaç çocuk? Bir oğlum olsun diye o işe giriyor.

  242. 1:34:18

    Bunun bir yolu olsa, formülü olsa ana baba yapıyorsa baştan ikinciye üçüncüye oğlan yapmaz mı evladım? Bir düşündü. Dedi diyor. Şimdi bak yine diyor hocaları suçladı. Haklıydı diyor bu sefer. Peki siz bu zamana kadar niye gelmediniz de bunlar bizi kafir ettiler? Bir anda anladı çocuk işi. Kıza niye anlatan gelmedi?

  243. 1:34:42

    Ya bu sefer niye? Yine kabahat hocalara döndü. Çünkü bazı nasihat yapmaları lazım. İşte onun için illet-i karîbe yani en yakın illete bağlıyor. Sen kim herhalde yavrum o zaman? Anam babam. Bu kadar basit. İşte felsefe kafası diyor işi malülü. Bir daha okuyorum mübareği. fe-innel mâlûle mâlûl. Yani sebebe bağlı meydana gelen bir şey.

  244. 1:35:08

    Malül. Sebebe bağlı meydana gelen. Mesela sebebe bağlı meydana gelen bir çocuk. Felsefecilere göre nedir? Eserul illeti bir sebebin ve illetin eseridir. Ama o illet sebep nasıl olacak? El karîbet. En yakın eser kimse sebep en yakın illet eser değil. En yakın illet neyse sebep onun eseridir diyorlar.

  245. 1:35:32

    Lâ yaravne. Görmüyorlar. Lill-illet-il-ba'idet. Uzak illet. İşte demin dediğin gibi ona bakarsan annenin babanın yediği yemekten, sebzeden gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun. Güneş'e, ay'a kadar gidiyorsun. Onlar da sebep. Onlar olmasa annenin babanın suyu olmazdı. Ama o illetler için görmüyorlar. Tesirân.

  246. 1:35:51

    Hiçbir etki görmüyorlar. Nevstâfî husûl-il-mâlûlî. O sebebe bağlı meydana gelen şeyin husûlünde bunun hiç etkisi yok diyor. Nasıl etkisi yok? O annenin babanın suyu onların karnına, sülbüne, rahmine durup dururken mi girdi? Ha mucize ve keramet olursa durup dururken Allah orada yaratır. O ayrı bir şey.

  247. 1:36:12

    Ama öbür sebepler olmasa da o sebep olmuyor. Vezâmû. Onlar zannettiler. Ademessinâdil eşyâi. Varlıkların eşya mevcutlar. Varlıkların dayanmamasını. Kime? İleyhisübhânev. Varlıklar diyor Allah diye bir zata dayanmıyor. Var olanların, mâlûllerin yani. Mâlûl bir manada mevcut diyelim yani. Sebebe bağlı var olan şeyler.

  248. 1:36:34

    Hepimiz bir sebebe bağlı var olmuşuz. Allah öyle yaratmış. Zaten sebebe olmasaydı harikulâdelik olurdu, mucize keramet olurdu. Geri kalan her şey sebebe bağlı. Mâlûl illete bağlı mevcut demek. Bu mevcutları diyor eşya dediği varlıkların Allah'a dayanmamasını mincehliyim. O kadar cahiller ki biz bunları diyor Allah'a dayandırırsak,

  249. 1:36:55

    Allah'a diyor fuzuli işler müdürlüğü gibi kabul etmiş oluruz. Allah bunlarla mı uğraşacak? O yüce yaratıcı rahatına bakıyor. Fâri ve muattal hiçbir işi yok diyor. Ama Kur'an öyle demiyor ki. Her an ve zaman muttasıl icat ediyor. Demin dediğim itikad noktasına geldi. Eğer sen dersen ki Allah bir sistem kurmuş, o sistem dahilinde

  250. 1:37:19

    güneş, ay gezegenlerin etkisi, yıldızların, burçların etkilerini inkar edemeyiz. Allah'ın yaratması ve sebebiyeti var. Bu sebebiyetle bu alemde o zincirleme sebepler halka tamamlanırsa, kopuk bir halka olmasa, sen eşinle birleştirme, çocuk oluyor. Tabi orada bir sebep eksikliği varsa, canlı hücre sayısı, hasta kısırlık varsa

  251. 1:37:42

    o tabi illetlerden biri, sebeplerden biri yok olduğu için orada çocuk olmuyor kısırdan. Yani onların halkada bir silsile, bir zincirin bir halkası kopuk olursa, sebepler arada irtibat kopuyor. İrtibat kopunca malum hasıl olmuyor yani. Etken hiç çıkmıyor meydana. Dolayısıyla bu noktada sen eğer dersen ki, bunu kime sorsan zor cevap verir.

  252. 1:38:08

    Akaidde zor cevap verir buna. Efendi Hazretleri, yani bizim bu efendiden aldığımız ilimleri bilen verir. Kaç kişi o efendiden alınan ilimleri, mektubatı biliyor? Dolayısıyla genel manada Müslümanlara, hacılara, hocalara, hatta ilim adamına sorsan. Yani işte Allah-u Teala sebepler alemindeyiz lafı var ya.

  253. 1:38:29

    Fetba, sebeba, sebebe tabi oldu. Zülkarneyn tamam. Bu sebepler aleminde, bu kadar etken madde, sebepler birbirine bağlı. Yaratan ancak Allah, tabi her Müslüman bunu kabul eder. Allah'tan başka yaratan maddese zaten müşrik olur. Onu diyen olmaz. Ama Allah-u Teala sebebe bağlı yarattığı zaman, bu sebepler silsilesi neyin meydana gelmesine etken oluyorsa,

  254. 1:38:53

    o her sebebin, sebebiyetinin etkisini yine Allah mı yaratıyor? Yoksa düzeni, baştan bir düzen kurmuş, onu onu onu onu tetikleyerek mi gidiyor? İşte Efendi Hazretleri'nin muttasılı icat ediyor, muttasıl. O muttası ne demek? Allah-u Teala'nın yaratma fiili ve halkında bir saniye an, Allah-u Teala'ya zaten zaman geçmez, bir saniye boşluk yok.

  255. 1:39:22

    Devamlı yaratıyor. Senin, benim, var olan her şeyin, her zerresinin bütün sebeplerini, sebebin sebebiyetini de o yaratıyor. Çünkü ona o sebebiyeti yaratmasa, o sebep öbürüne etken olmuyor. Bunu nereden anlıyoruz? Bütün sebepler var. Müsebbep ortada yok. Bazı olaylar var, iki kere iki, dört yok. Her şey var.

  256. 1:39:47

    Mesela ben öyle adamlarda biliyorum. Adam diyor ki, işte çocuk olması için çok dua istiyorlar, yalvarda da böyle çok oluyor, canlı şey de var, hücre sayısı da tutuyor, hanımında da, kendisinde de kısırlık yok, kısırlık olanda diyorsun sebebin biri yok. Bütün sebepler mükemmel. Adam diyor ki, izahı ne?

  257. 1:40:11

    İzahı yok diyormuş doktor. Ne izahı yok işte. Orada sebebe sebebiyet yaratmıyor Allah. Sebebiyet etkisi yaratmıyor. Sebep var ama onun sebep olmasını da, onun onun onun her birinin birbirine etken olmasını da o etkiyi de Allah yaratacak. Onun için muttasını icat ediyor.

  258. 1:40:30

    eğer sen dersen ki zaten sistemi kurmuş, sebeplere bağlamış, yaratan ancak Allah'tır, sebeplerle yaratıyor ama her sebebin etkisini de özel olarak o yaratıyor demediğin anda felsefecinin aklı faal mantığından, yapay zekâ mantığından ne farkında?

  259. 1:40:50

    Buraya dikkat, bu çok ince bir mektup, zor bir şey ama son derece cahil ve bilgisiz oldukları için diyor, felsefeciler diyorlar ki, bütün yaratılanları bu kadar teferruat var, adam orada ıkınıyor, kıkınıyor, yani adam orada kapısı çözülmemiş, bilmem ne, affedersin, koyverdi, rahatladı, bilmem ne

  260. 1:41:10

    Bu da Allah yaratıyor dersek, ulan tabi Allah yaratıyor ama o Allah o kadar milletin bilmem nesiyle mi uğraşacak, ne demek ya? Hâliku kulli şey diyor Kur'an, şey demek mevcut, var olan her şeyi O yaratıyor. Bu kadar, bir ayet, bir ayet değil, yarım ayet değil ya, yarım satır değil ya. hâliku küllişe vahye baktığın zaman bu kadar basit ama akılla gel gelelim uydur da uydur

  261. 1:41:37

    yontuyor da yontuyor aklı fahar bilmem ne Allah'a tenzih edeceğim ya sen işte cahilliklerinden dolaylıyorum varlıkların Allah'a yaratılmak bakımından Allah'a dayan yaratılmamasını kemalen, mükemmeliyet zannediyor. Kim için? Lehusü banu. Ben diyor, Allah'a mükemmeliyet atfediyorum. O yüce yaratıcı, böyle şeylerle uğraşmaz, o münezzehtir diyor.

  262. 1:42:03

    İşte ona ben diyorum, mükemmeliyet atfettiğim için teferruatı, bir aklı faal, onu da gerektiriyor. eksilim olarak mecburen bir aklı faal çıkmış meydana, o da her şeyi düzene sokmuş, yaratıyormuş. Onu da Allah yaratıyor demeyelim diyor.

  263. 1:42:19

    Şimdi Allah'a uğraştırmayalım diyor. Allah boş kalsın rahat etsin diyor. Mevla her şeyi ben yaratıyorum diye övünüyor. Kemal sıfatı olarak her şeye tenezzül ediyorum ve her şeyi bil fiil ve bizzat ben yaratıyorum diye ayet buyuruyor. bizzat ben yaratıyorum diye âyet buyuruyor. Adam, Kur'an'a vahye bakmadığı için, aklına göre

  264. 1:42:39

    ben Allah'a tenzih etmem için, mükemmeliyet atfetmem için en iyisi Allah'a hiçbir işe karıştırmayayım da Allah rahat etsin, diyor, hâşâ. Yok ama felsefe ahmaklık, manyaklık. Onun için... İşte şey, bak, muhtezile kafası akla dayalı, muhtezile mezhebi, yani sünnete bu muhtezile ile uğraştı.

  265. 1:42:59

    Bu muhtezile çok bela, bütün ilahiyatlar da şu anda muhtezileyim demiyor ama, muhtezile kafası, kaderi inkar, alın yasını inkar, Allah'ın ilminin geleceği bildi. Mesela aynı kafaya dikkat et, ne dedi Hüseyin Atay? yakında öldü, çok da yaşattı, yüze yakın yaşattı. Bittiği Yunan kara ilahiyatı ifsad etti.

  266. 1:43:18

    Ne kadar mutezile varsa kaderi inkar eden, hepsinde emeği var. O da Ali Adem Efendi babanın talebesi. Çok zekiydi dedi Ali Adem Efendi baba. Gitti Bağdat'a okuma, Bağdat'ta mutezile karıştı. Bağdat'tan geldi, muhteşem oldu. Babadan okuyor. Ama adam geldi, muhteşem imam oldu. Gerçi gidiyor ya işte bu yurt dışı şeylerde biraz antika.

  267. 1:43:43

    Gittiğin yere de bağlı, fark eder tabii. Bak ne deniyor orada? Bir gün ben aslanım, bir gün o. Orada televizyona çok çıkmaz. Açık oturmak çok nadir. konuşmalar. Allah muhafaza sakın dinlemeyin, sakın dinlemeyin. Bir zehir yutturur size şerbi, helva gibi. Çünkü çok şeyi var, o arada zehiri yutarsın ağabey, üstüne tatlı sürer.

  268. 1:43:59

    Çünkü çok şeyi var. O arada zehiri yutarsın havuyu üstüne tatlı sürer. Çok fena. Hiç dinlenmez. Allah muhafaza. Elinden gelse bunların hepsini yasaklarız. Engellerim yani. Bunların Youtube'da mutlulukta konuşmalar. Kaldırılması gerek. Ne dedi orada konuşuyor? İşte Allah-u Teala'nın ilmi sıfatı, bilme sıfatı der yadur, okyanuslar halt etmiş şudur budur.

  269. 1:44:23

    Deyince ben de dedim Allah Allah. O zamana kadar da ben onun sesini ve sesini duymamışım. Vasfını duymuşum. Dedesi de büyük evliya, Gümüşhanevi Hazretleri'nin halifesi Halid-i Meşak. Ama çok akıllı zeki bir adam. Duymuştum yani. Muhteşem İmam Yaşar Nuri'nin de hocası. Nuri'nin de hocası, Yaşar'ın Nuri'yi de saptıran o.

  270. 1:44:42

    Hepsinin imamı o, talalet imamı. Ondan sonra, Allah'ın ilmi derya gibidir, her yeri kaplamış, okyanus. Allah, Allah'ın ilmi sıfatına bir misal verdi yani. Pesine ne dedi? Yani dedi şimdi, okyanus dedi, bütün içindeki balıkları, dünya kadar deniz mahsulleri var yani. Karadakinden bin kat fazla denizde şey var, canlı cansız varlık var.

  271. 1:45:16

    Bunların hepsini okyanus kaplamış yani. Deyince, Allah'ın ilmi her şeyi kaplamış, hoşumuza giden bir tabir değil mi? Peşine ne dedi? Ama dedi, okyanusun dedi, bilmem neredeki hamsiden ne haberi vardı? Ne yaptı? Allah'ın ilmi, deniz, derya, okyanus gibidir, her şeyi kaplamış, ama peşinden getirdi. Ama hamsinin kendine özel hayatı var, okyanusunda ondan haberi yok dedi yani.

  272. 1:45:40

    Yani Allah da teferruatı bilmez dedi. İşte zaten Allah teferruatı bilmez deyince kafir olur da, vallaha bir külü şeyin hali mevcut olan her şeyi Allah bilir. Mevcut olmayanı da, mevcut olacaksa şu zamanda olacak diyebilir. Hiç mevcut olmayacaksa, yaratmayacaksa onu da hiç yaratmayacağım, mağdumda kalacak diyebilir.

  273. 1:46:00

    Dikkat et! Allah her mevcutu bilir. Aziz Bayındır ne diyordu? Ben Allah her şeyi bilmez demedim. Senin kiminle evleneceğini bilmez dedim. Nasıl bilmez? E çünkü sen daha evlenmedin ki diyor. Allah olanı bilir diyor. Ulan ben de olanı biliyorum, nenem de biliyor. Peki Allah olanı bilir. Allah her şeyi bilir.

  274. 1:46:19

    Şey mevcut demek. Allah her şeyi olmuş haliyle bilir. Nasıl olmuş söyleyebilir. Allah olmamış her şeyi bilir. Olmadı ama şu zamanda, şu mekanda olacak ve şöyle olacak diyebilir. Eğer hiç yaratmayacaksa onu, onu da Adem'de yoklukta bırakacağım, mağdumda kalacak, varlık aleminden bir şey koklayamayacak, hiç var olmayacak diyebilir.

  275. 1:46:45

    Dolayısıyla mağdumu da bilir, yoku da bilir, olacağı da bilir, geçmişi de bilir, geleceği de bilir, şu andaki mevcutluk da bilir. Bunu böyle anlatacaksın kardeşim. Allah her şeyi bilir. Ondan sonra da diyor ki şey var olan demektir, sen daha evlenmediğin için seninkini bilmiyordu. Adam mükafir etti çocuğu, edecekti yani çocuk, Allah'tan inanmadı ona.

  276. 1:47:08

    Dolayısıyla heriflerde acayip laf kalabalığı var. Allah her şeyi bilir. Şey ne demek diyor, mevcut demek. E mevcutsa zaten bilir diyor. Ben diyor mevcut olmayanları kastedeyim. Allah mevcut olmayanı da bilir. Farkı o zaten. İlminin. Onun için bu arada aldanma çok. Laflara, yaldızlı laflara bile ilahiyatçı altında yazıyorsa falan bilmem ne.

  277. 1:47:33

    Ya bu da hoca adam ondan iyi mi biliyorsun bilmem ne. Eğri sünneten çıkarsın, dinine imandan çıkar gidersin. Onun için Allah-u Teala her şeyi devamlı her an yaratıyor. Ve hiçbir meydana gelen şey, hiçbir ama sırf benimle ilgili milyonlarca mesele vardır. Bir konuşurken birkaç yüz bin tane harf çıkarıyoruz bundan.

  278. 1:47:53

    Bütün bunları tek tek Allah-u Teala özel yaratıyor. Yaratması ona taalluk ediyor ya. Ha sıfatlarıyla yaratıyor, ihya sıfatıyla, halk sıfatıyla, taklit, terzik, taklitte var taklit yaratma sıfatı. Tamam sıfat, sıfat zattan ayrılmaz ki.

  279. 1:48:10

    Şimdi sıfatı kabul ediyoruz. Ama sıfat zattan ayrılmaz. Tamam mı? O Allah-u Teala alimdir. Ama sıfatı nedir? İlimdir. İlim bilme sıfatıdır. Allah o sıfattan her şeyi biliyor. Zatı ile tenezzül etmez desen, sıfatı ile, tamam peki o sıfatı Allah'tan hiç ayrılır mı? Ayrılmaz. Senin şu anda bir sıfatın varsa, senin zatınla kaimdir.

  280. 1:48:39

    Sen varsan o sıfat seninle de vardır. O sıfatı sensiz düşünemeyiz, seni de o sıfatsız düşünemeyiz. Bende erkeklik sıfatı varsa, ben doğduğum doğada erkeklik sıfatım vardır. Bu erkeklik sıfatımı ayrı koyarsan, beni ayrı koyarsan diye sıfatlı zatı ayırttıktan sonra ben o benlikten çıkarım. O zaman beni gösteremezsin.

  281. 1:48:59

    Sıfat zattan ayrılmaz. Ama Allah-u Teala zatı ile mi o işi yapar, sıfatı ile mi iş yapar? Tabi ki Allah-u Teala zat-ı pakü sübhaniyesi, öz zat-ı pakü sübhaniyesi ile sıfatlarıyla o fiilleri icadıyla yapar. Peki sıfatlar zatından ayrı mıdır? Değildir. Dolayısıyla hepsi yine kime racidir? Bütün fiilleri, bütün sıfatları zatına racidir.

  282. 1:49:20

    Bir adamın bütün hünerleri, bütün bilgileri, bütün kemalatları, bütün yaptıkları o adamın en nihayetinde zatına toplanır. Zatı olmasa da o sıfatlar olmazdı. Bunu bu kadar basit anlayabiliriz. Anlatabiliriz. Ama sen Allah'ın dışında, bir de Allah'ın istem dışı bir yapay zekâ gibi her şeyi yapan bir akıl ve yönetim anlayışına gidersen, maazallah, müşrik olursun.

  283. 1:49:47

    Ve Allah-u Teala'ya ortak istihdad etmiş olursun. Bu diyor, çok cahil olduklarına dolayı, Allah'a bir şey istinad etmemeyi kemalen l-esbânü. Zannetmişler ki Allah için biz mükemmeliyet atfediyoruz. Niye? Hiçbir yere karıştırmıyoruz, ondan iyisi bu ama. Hani sanki zannediyor ki, hani bana bir adam gelse, hoca ben sen bir şeye karışma,

  284. 1:50:06

    derneği, vakfı ben yönetirim, bütün hoca maaşlarını bilmem neyi. Şurayı, murayı. Desene hoca efendi, sana hiçbir yükün yok. Bundan sonra evinde otur, torunlarını sev, her şey süt liman. Benim için çok iyi. Ben de sana teşekkür ederim, elli ayağı öperim. Keşke yine hoca maaşlarını ayarlayayım vekillerin.

  285. 1:50:22

    Bu çok güzel bir şey benim için. Ama sen Mevla'ya diyorsun ki, Ya Rabbi sen bir iş yapma. Sanki zannediyor ki Mevla-yı Teala'daki mahlukat gibi haşa. Ondan sonra Ya Rabbi sen bir şeye yorulmadın. Sen ben yorulmuyorum ki zaten. Ama ben yoruluyorum tabii. Beni bir işten sıyırırsan minnettar olurum. Ama Mevla'yı nereden sıyırıyorsun?

  286. 1:50:39

    Ya cahil adamlar. Onun için diyor, Vazannu zannettiler et tatili, tatili ne demek? Boşa çıkartmak. Allah hiçbir iş yapmıyor, hiçbir şey yaratmıyor diyor. Halbuki devamlı her şeyi o yaratıyor diyoruz bak. Bu da ne diyor? Tatil diyor. Allah'ın bir iş yapmamasını, yaratmamasını tebcilen, tebcil hücretmek zannediyor.

  287. 1:51:02

    Akla gelirse, akılla Allah'a hürmet edeyim derken hakaret edersin. Aklınla Allah'a tevhid edeyim derken şirk koşarsın. Çünkü akıl Allah'ı tanıma yetmez. Tebcilen, büyütmek zannediyorlar. Velhâlu halbuki ennel hâkka sübhanehu. Allah-u Teala yemdehu met ediyor nefsi. Allah kendini met ediyor. Sen Allah'ı met edeyim diye Allah'ı boşa çıkarıyorsun, tatile çıkarıyorsun.

  288. 1:51:28

    Allah da kendini met ederken ne diyor? Bir halkı semaat ve gökleri yerleri yarattım. Her şeyi ben yaratıyorum diye met ediyor. Allah kendini yaratmakla met ediyor. Sen de kendini Allah'a bir şey yaratmamakla met etmeye kalkıyorsun. Ve yakûlû fî nefsi. Yüce zatını met ederken ne buyur? Rabbul meşrikü vel mağribi.

  289. 1:51:45

    Doğuların, batıların. Rabb ne demek? Rabb yaratandan da ileri. Yönetimine de karışıyor. Efendimiz Hazretleri Rabb'i şöyle anlatırdı. Yaratılan bir şeyi en küçük halinden, en büyük haline, en aciz ve noksan halinden, en mükemmel ve güçlü haline getirene kadar ilgilene. Bir Rabb kelimesine verdiği manaya bak ya.

  290. 1:52:10

    E şimdi meşrik ve mağribin her işini ben yönetiyorum. Terbiye, terbiye ne demek? Terbiye büyütmek. Hani çocuğunu terbiye edememiş, iyi yetiştirememiş, büyütememiş. Terbiye Arapça. Rabb oradan geliyor. Vela ihtiyace. Hiçbir ihtiyaç yok. Bu sefih, beyinsiz felsefeti ve mantıkçılar için. Yüce Allah'a hiç ihtiyaçları yok o zaman.

  291. 1:52:38

    Yanlış anlayışlarına göre. Bozuk anlayışlarına göre. Asla. Allah zaten bir şeye karışmıyor ki. O zaman niye biz Allah'a dua edelim? Peki en akıllınız, en beyinsiz, ahmak felsefeciniz. Sıkıştığı zaman, türbülansa girdi mi niye Allah diyor o zaman? Aklı faal desin. Sıkışan da Allah demeye başlıyor. İşte.

  292. 1:53:01

    Demek aklı faal her şeyi bıraktıysa. Sen de bir kişi de aklı faal desin. Hiçbir tane de aklı faal diye veyahut da işte benim her şeyi yöneten akıl neredesin gel diye çağıran bağıran duymadık. Onun için vel eltica. İltica Türkçeleşmiş, sığınmak, mülteci. Vel eltica, sığınma yok. Lüzumu yok o zaman. Levum bunlar için.

  293. 1:53:26

    Hiçbir işte asla. Sığınmamaları lazım. Levum onlara en yuracı bu. Başvurmaları. Sıkıştıkları zaman. Başları derde düştüğü zaman. Hasta oldukları zaman. Ağrıdan, sancıdan duramadıkları zaman. Büyük bir tehlikeyle karşıladıkları zaman. Her şeyi yapan bir akıl madem uydurdular. Uydurduklarına tanışsınlar.

  294. 1:53:51

    Bu istemeleri lazım. İsteklerinin, matematiklerinin yerine gelmesini, görülmesini minhu. O akıldan, o beyinden, yapay zekadan veya neyse yonttukları o şeylerden. Veyahut da zamandan, zeminden, bir yerden istemeleri lazım. Doğrusu. Düşünülemez. Hiçbirinin, hiçbir ihtiyacının görülmesini istediğimin el akli faali.

  295. 1:54:17

    Aklı faal diye bir şeyden, istediklerini düşünmek bile mümkün değil. Kimse böyle bir şey yapmamış. Niye? Çünkü o aklı faal nedir? Muceben. O da zorunlu bir gereksinimden doğmuş. O da yönetimi otomatoya bağlandığı için. O da isteyerek bir şey yönetemiyor. Onların kafaya göre. O da muzdar. O da muzdar ne demek?

  296. 1:54:45

    Ondan da bir şey istese, o da diyecek ki benim sistemimde böyle bir şeye cevap yok. Şimdi yapay zekâya bir şey soruyorsun. Bende kayıtlı değil diyor. İlk zaman yapay zekâya kurarlarken bazı şeylere cevap veremiyordu. Diyordu ki cevap bulunamadı. bazı şeylere cevap veremiyordu. Diyordu ki cevap bulunamadı, diyordu.

  297. 1:55:02

    Şimdi baya yüklediler, yüklediler. Şimdi bu sefer akl-ı faalden de kimse bir şey istemiyor. Niye? Çünkü akl-ı faal dediği bir gereksinim dolayısıyla çıkmış. Dolayısıyla onun da ihtiyarı yok. İhtiyarı yoksa ben burada bas bas bağırıyorum, benim ağrımı dindirir misin? sistemde böyle bir senin ağrını şu anda dinleyecek bir gelişme yok.

  298. 1:55:22

    Yani sen sisteme tabi ol. Anladın mı? O zaman o da mucat namuzlarla, o da kendine çizilen yörüngede gitmek zorunda. Şimdi güneş yörüngesinden çıkabiliyor mu? Ay yörüngesinden çıkabiliyor mu? Nasıl ki güneş, ay sistemi döndürüyor diyor. Akl-ı faal de onlara göre güneşe gibi bir sistematik. O sistematik, kendi güneş yani bunlarda çok bitkilerin yetişmediği,

  299. 1:55:50

    bugün de bulut gelmesin veya bunlara bugün biraz enerjiyi fazla vereyim de efendim İstanbul'da bilmem hıyarlar daha iyi yetişsin. bir seçimi mi var? O zaman adam başı sıkışsa haklı faalden nasıl içecek? Başı sıkışsan güneşten isteyen gibi. Ya güneş bizim tarlaya da biraz fazla enerji ver de bizimki birleşsin diyen, daha iyi bitsin diyen bir manyak olmadık gibi.

  300. 1:56:14

    O zaman burada da hepsi sıkışana o zaman yetişecek kim? Allah'tan başka kimse yok. E sende de o Allah'ın yaratması yok dersen, haşa enkella, gayra muhtarin, onların dediği akl-ı faalde, ihtiyar ve seçim hakkı yoksa, fîzâmîn, kendi inançları öyle. Adam kendi inancına göre zaten işini akl-ı faalede düşüremiyor.

  301. 1:56:36

    Neden? E o da bir gereksinim. bir sistem yani. O da sistemin dışına çıkamaz. Ha! O da onu düşündüğünden o kapı kapalı. Bu kapı kapalı İmam-ı Rabbazlere buyuruyor ve ennel kâfirîne lâ mevlâlâ İşte kâfirlerin mevlâsı yok. Ne demek sahibi yok? Ne demek yâri yok? Ne demek yardımcı yok? E şimdi imansız olursan veya kendi kafana

  302. 1:56:58

    böyle bir Allah anlayışına gelip, Risalet ve Vahiy müessesesini devlet dışı bırakırsan, işte deist olursan, göre efendim, senin Mevlan yok, senin sahibin yok, ben yaratana inanıyorum. Yahu neye inanıyorsun? Senin yaratanla ne irtibatın var? Yaratan seni yaratmış koyvermiş, ondan sonra hiçbir şeye karışmıyor diyor.

  303. 1:57:17

    Peygamber yoksa Kur'an-ı Kerim yok. Kur'an yoksa, âyet yoksa, hadis yoksa seni niye yaratmış? Abesle mi istikbal etmiş? Yaratmış, beni koyvermiş. Hiç akıl mıdır bu kadar ince hesap bu kadar hikmetli alemleri yaratan var ama şu anda hiçbir şeye etkisi ve müdahalesi yok. Bu kadar ince hesap, bu kadar hikmetli âlemleri yaratan var.

  304. 1:57:35

    E ben öyle demedim ki. Ne demek öyle demedim ki? E öyle dedim çünkü peygamberi inkar ediyorsun. Elçi göndermediyse sen anlaşabiliyor musun anlaşamıyorsun. Neden razı neden razı bilmiyorsun. Dünya nasıl saadete kavuşur öldükten sonraki durum ne olacak hiç boğusuna da bin yok. O zaman bu seni niye yarattı kurban olduğum celle celaluhu.

  305. 1:57:54

    Yaratan var diyenin peygamber var demekten başka çaresi yok. Peygamberlik müessesesi yok diyen yaratanın var demesi muteber değil yaratan yok demiştir. Çünkü o noktada işte o ancak yaratan var bende aklımla iyi kötü seçerime gidiyor ama akıl çuvallıyor. Hayırlıyı şerliden ayıramaz. Zehirliği tatlıda ayıramaz.

  306. 1:58:22

    Ancak her şeyi yaratan onun içine ne koyduğunu bilen onun ham maddesini bilen bu iyi gibi görünür sonra ifsat eder. Kumardan kolay para gibi kazandın ondan sonra kafana sıkarsın çoluk çocuğun yuvan gider. Ama akıl onu baştan bir boliği vurursak da çoluk çocuğa çok iyi villa alacağım diye girer. Ama ondan sonra intiharlar ve boşanmayla sonuçlanır.

  307. 1:58:45

    Sana orada bunun başı tatlı lezzetli geliyor bunun sonu avu bunu vahiy söylüyor. Bunu akıl söylemiyor. En akıllı adamlar kafasına sıkan gidiyor. Benden akıllı e niye o bunalıma düştü? Demek akıl ona yol gösteremedi. Vahiyet ağabey olsaydı kanaat edecekti şu edecekti bu edecekti Allah'a tevekkül edecekti vesaire mutlu mesut yaşayacaktı.

  308. 1:59:09

    Bizim de bu kadar istemediğimiz işler oluyor veya istediğimiz birçok şey olmuyor. Ama çok mutlu mesutuz. Çünkü kazaya kadere iman. Mene amene bil kader emine minel keder. Kadere inanan kederden emin olur. E niye vahiyet ağabey olunca akıl dünyanın en zordaki adamı hamdü şükürle devam ediyor. Ondan ağır mısancılı adam yok.

  309. 1:59:33

    Herkesten mutlu yavru evliyalar gördük. Öbür türlü adamda her imkanı atıyor. adamda her imkânat var, içime sığmıyorum, çıksın, canım sıkılsın. E çünkü Allah zikriyor, kalp mutbeyin olmuyor, âyet, hadise bakmıyor, sohbet dinlemiyor, ders dinlemiyor, şu dünya, şu materyal alemde, şu ne bileyim sen, efendim, her şeyi madde perest yani her şey maddeye bağlandı.

  310. 1:59:59

    Şu alemde seni Kur'an sünnetten zikirden başka hiçbir şey mutlu edemez ki. Film seyredene kadar, hanımından eğlenene kadar, çocuğun, torununa, ha-ha-i, bilmem ne, hepsi bitiyor. Yine bir mutsuzluk geliyor, yine bir kasavet geliyor. Akşam oldu hüzünlendim ben yine diyor. Niye? Akşam dert gelir. Erbab-ı humma sor, geceler kaç saattir demiş.

  311. 2:00:23

    Öbür adam gece bir dakikada bitiyor diyor, öbürü diyor ki bu gece de geçmedi diyor, kaç senelik. Ama Evliyaullah nasıl? Yatıyor işte, bir de kalkıyor. Veyahut hiç uyumuyor. İki de kalkıyor. Ne rahat. Hiç sıkıntı yok. Adam da gece gelmesin diye yalvarıyor. Sıkıntı yok. Halbuki Evliyaullah gece gelsin, gece gelsin.

  312. 2:00:45

    Mevla'yla halvet yapacağım diyor. E çıkıp, yaratanı bulduğun zaman, bir de ebedi ahiret cennet vaat etmiş, razı gelene de onu veriyor. Burası zaten bitti bitecek. Bu İslam'dan başka, Kur'an Sünnet'ten başka, şu tasavvuftan başka, şu mektubat haka'in, bu ilimlerden başka. Hangi ilim, hangi para, hangi şöhret sizi mutlu edebilir?

  313. 2:01:06

    Vallahi billahi edemez. Siz onun için rotayı buraya çevirin. Dünya işlerinizi zaruret miktarı helalinden tabii kazanacaksınız. Herkes yolun çocuğu var. O ayrı bir şey. Ama Efendi Hazretleri buyurduğu gibi, 8 saat dünya işine çalışsanız, bütün dünyada bu kabul görmüştür, mesaiye yeter derdi. Keri kalan 8 saatte uykun, çoluğun, çocuğun, yediğin, içtiğin.

  314. 2:01:29

    O derdi ki, 8 saati de ilmi, ameli, iklasa ayırın, zikri ayırın. Hadi sen şimdi Efendi Hazretleri'nin buyurduğu tarikat ehli için falan, çok güzel bir üslup. Sen yani, biraz fazla uyuyorsun, bana 5 saat uyku yetmiyor diyorsun falan. Yani diyelim sen 6 uyudun, 7 uyudun, çoluk çocukla biraz fazla muhabbet ettin falan.

  315. 2:01:47

    Neyse tamam, 5 vakit farz alırsın, o 1 saat tutmaz yani. Ondan sonra birkaç saat, yani 8 yapamazsın, farzların dışında yani. Birkaç saat sohbet dine ve ilme, birkaç saat ilme ve amele, birkaç saat bari ayır. O zaman lehne yaşamış olursun. Ebedi saadeti kazanmış olursun. Çocuk çocuğun çoluğuna güzel örnek olursun.

  316. 2:02:12

    Öbür türlü yani yazık edersin. Devamlı dükkan zarar. Her nefes zarar. Kim çalıştırır o dükkanı ya? Sermaye değecek. Ondan sonra bir de aciz gelecek, ondan sonra evde gidecek. Yani bizim durumu, cennete gideyim derken, dünyada bile ahirette kaybedersin. Yani cennete gidelim diye yaratıldık ama yaratıldığımız gayeye hizmet etmesek,

  317. 2:02:36

    cehennemin dibini boyladığımız zaman bunun dönüşü yok arkadaşlar. İlim, amel, ihlas. Bir de bak niye yaratıldın? Şu ilimleri, şunları anlamak için yaratıldın. Burası biraz zor yer. Yani felsefe işi, aklı faal işi, mantık işi, elüsünet itikadıyla onu çatıştırmadan, çarpıştırmadan. Neresi elüsünete tutuşuyor?

  318. 2:02:59

    Hani hep de akılsız, mantıksızda kalın. Aklınızı, mantığınızı kiraya verin demedik. Aklınızı, mantığınızı vahye anlamaya çalıştırın dedik. Ya aklı, mantığı devreden çıkaramazsın. Çıkardığın anda o zaman tımarhanelik olman lazım, mesul olmaman lazım. Ama nerede lazım, nerede lazım değil. Nereyi karıştırırsan helak olur.

  319. 2:03:22

    Bunlar İmam Rabbimizlerimizin nefeslerinin, mektuplarının, kelamlarının, kelimelerinin berekatı vasıtasıyla Allah'ım cümlemizin dinini, imanı nur bakımından günbegün müzdad eylesin. Amin. Ve sallallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve selleme.