32:00 / 33:14

  1. 00:00

    Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi Rabbil alemin ve sellemu aleyhi ve sellem Muhammedin âlihi ve sahbihi ecma'in Mektubat-ı Şerife'den üçüncü cid, yirmi üçüncü mektubun son dersini yapacağız. Kısa bir ders inşâAllah olacak. Bugün de bizim ilmi-i şurân toplantımız var.

  2. 00:18

    Onun için hocaefendiler bekliyorlar. Onlarla da uzun müzakereler yapılacak. Bu itibarla bu mektubu da bugün bitirmiş olacağız. İnşâAllah. Mâm-ı Rabbânî Kutsesir Hazretleri buyuruyor. Ve bazun nâz, bazı insanlar var ki ellezîne, öyle kimselerdir ki onlar, lehumunlar için vardır, rağbetin çok heves ve istek vardır.

  3. 00:43

    Nereyede fil alûmîn, ilimler hususunda. Öyle ilimler, el-felsefiyyeti. Felsefe ile ilgili ilimlerde, felsefe çok acayip bir şey. Ekserisi ahmaklıktır buyuruyor. Bir şeyin ekserisi ahmaklıksa, tüm ahmaklık sayılır. Çünkü lil ekseri hukmülkül. Kaide nedir? Bir şeyin ekseriyeti neyse tümü odur. Karar böyle verilir.

  4. 01:06

    Şimdi bunlar ve meftunûne meftundular. Meftun yani, Türkçede de kullanılıyor da, fitnelenmiş. Fitnelenmiş demek, tutulmuş yani. Müptelâ olmuş yani. Neye? Tesvilâti. Tesvilât, yaldızlamalar, öyle yaldızlamalar ki, el-felsefiyet, felsefecilerin, yalan yanlış ilimlerinin, akıl mantığa dayalı vahye karşı dolan ilimlerinin yaldızlamalarına tutulmuş adamlar yani diyor.

  5. 01:38

    Tesvilât, Kur'an'da ne diyor? İşte eş-şeytânu sevvele lehum, sevvele denir. Sevvele, tezeyyene yani. Şeytan tesvilât yaptı. Süslemeler yaptı diyor. Lehum onlara mesela. Şimdi bunlar, ya'tıgıdûne inanıyorlar. Kime hâzihî? Hâzihî cemaate. Bu cemaate inanıyorlar. Bu cemaatı kabul ediyorlar yani. Ne diye onlara hakkında inanıyorlar?

  6. 02:06

    Hükema'e. Onları hakim kimseler zannediyorlar. Hakim de de hikmet sahibidir. Hikmet, mesela felsefeci, aslında mesela doktor da, Osmanlı'da mesela şey ne, hekim derler, hekim. Hekim, hekim yani tabii, ha'yı çıkartamıyorlar. Hakim, yani hikmet sahibi, hikmet. Allah-u Teala ne buyuruyor? Estağfirullah.

  7. 02:27

    Ve le gırdâteynâ l-lukumâne l-hikmete en şükür Lillah. Biz Lokman Aleyhisselam'a hikmet verdik. Niye? Allah'a şükretsin diye. Şükretti. Lokman Sûresi var Kur'an-ı Azimuşşan'da. Hakim ona denir yani. Devamlı namaz, abdest, zikir, ibadet. Dört bin peygamberden ilim aldım diyor. Dört bin peygamber de benden ilim aldı diyor.

  8. 02:50

    Düşün, sekiz bin peygamberle görüşmüş Lokman-ı Hakim Aleyhisselam. Peygamberliği ihtilaflıdır. Yani Lokman Aleyhisselam denir de peygamber mi değil mi de onda ihtilaf var. Ve zülkarneyni lem yu'raf nebiyyâke zellukmânu fehzer'an cidâli diyor. Fedü'l-Emâli kasidesinde ne buyuruyor? El-Sünneka kaidinin metinlerinden en meşhur olan İmam-ı Umar.

  9. 03:15

    Meşhur olan İmam-ı Uğurşi Hazretleri'ne ait. Zülkarneyn de peygamber olarak tanınmadı. Lokman da peygamber olarak tanınmadı ama mücadele eden sakın diyor. Çünkü peygamber olana değil desen kâfir olursun. Peygamber olmayana peygamber desen kâfir olursun. Tartışmaya bu konuda girme diyor. Ama zülkarneyn de Kur'an-ı Kerim, Ker Suresi'nde anlatılıyor.

  10. 03:35

    Lokman, Hakim zaten Lokman Suresi var. Şimdi Hakim ona denir. Çünkü neden? Allah-u Teala hikmet verdim buyuruyor. Hikmet ne demek? Vaka mutabık ilim. Hakka hakikate uygun olan bilgi. Nefsel emirde yani işin hadd-i zâtında en doğru olan ilim, bilgi. İlim, bilgi bu konuda neyse o konuda onu öğretmiş Mevla.

  11. 04:00

    Çünkü bir konuda kırk türlü bilgi var. Efendim, şu anda hele internetten çıkmış falan, Allah! Bir konudan bir şey araştırıyorsun, yüzlerce veriye ulaşıyorsun. Ulaşıyorsun ama hangisi doğru, hangisi nefsel emire mutabık, hangisi hilaf-i hakikat? Seçmek, ohoo! Ondan sonra onun iftisas sahibi adamına ulaşacaksın.

  12. 04:24

    O işi en iyi bilen doktora veya hangi konuda araştırma yapıyorsan oraya ulaşacaksın. Zaten ona ulaştıktan sonra baştan ona ulaş yani. Çünkü burada bu kadar bilgi kalabalığı ve... kalabalığı ve ne bileyim, bilgi kirliliği diyelim, senin kafanı allak bulak ediyor. Ondan sonra ne yapacağını şaşırıyorsun.

  13. 04:43

    E işte şimdi felsefeciler akla ve mantığa dayandıkları için, vahye tabi olmadıkları için, kendi dönemlerindeki işte hangi dönemde yaşadıysalar, o zamanki nebinin şeriatine tabi olmadıkları için, bunların ilimlerine İmam-ı Rabban seni çok... karşı çıkıyor. Diyor ki, bazı insanlar da bunların felsefe ilimlerine çok rahmet ediyorlar.

  14. 05:06

    Bunların yaldızlığı, boya... Yaldızlığı yani işte konuşmaları, hitabet şekilleri, kelime, bilmem ne, edebiyat parçalamaları vs. vs. böyle felsefe işte... O anasını diyorlar bilmem ne. Ondan sonra içi boş. Hakka ulaştırmıyor, hakkate ulaştırmıyor. Sana itikad öğretmiyor, namaz abdesti öğretmiyor, helal haram öğretmiyor.

  15. 05:32

    Dünyada ve ahirette faydalı olan, zararlı olan şeyleri birbirinden temiz ettirmiyor, ayırt ettirmiyor. Sonra cehennem olduktan sonra ne olacak yani? Efendim, felsefe ilimlerini yutmuşsun gitmişsin yani. Mantık... Mantıktan efendim, kafayı bulmuşsun yani. Ondan sonra akıl, mantık neye çalışması lazım?

  16. 05:58

    Akıl nedir yani? Seni tehlikeli uçurumların yerlerinden uzaklaştırana derler. Akıl, ikalden geliyor Arapça'da, ikal. Akıl, Türkçede de akıl deniyor ama ikalden geliyor. İkal ne? Bağ. Niyet seni zararlı şeyden bağlıyor. Kur'an-ı Kerim'de mesela akıl hakkında diyor, nüha geçiyor. Nühyenin cemisi nüha geliyor.

  17. 06:24

    Bu ayetlerde çok dersler, ibretler var. Ama kimin için? لِعُلِ النُّهَى Nüha sahipleri. Nüha neyin cemisi? Nühyenin. Nühyenin nereden geliyor? Nehiden geliyor. Bak, hep aklın isimlerini Kur'an'da nasıl kullanıyor? Nehi sahipleri. Yani ne demek? İnsanı kötülükten ve yanlıştan ve tehlikeli uçurumdan neh yediyor.

  18. 06:45

    Dur gitme. Yanaşma oraya diyor. E felsefe ne yapıyor? Helal yok, haram yok. Efendim, akıl gideren maddeler hakkında bir tahrim getirmiyor. İşte efendim, Allah-u Teala'nın dünya ve ahiret için faydalı olarak emrettiği farzlar, vacipler, sünnetler, müstehabler veyahut işte neyse efendim, sallallahu aleyhi ve sellem teşvik ettiği sünnet, müstehabler, edebler.

  19. 07:14

    E bunlarla ilgili hiçbir bilgi yok. Ot gibi biteriz, yiteriz. Ondan sonra öleceksin kabirde. Sual, cevap var bilmem ne. Ha bana bunlar böyle bir şeyler hiç demediler. E demediler de bu kadar peygamberler, kitaplar, vaizler, mürşitler geldi. Hiç mi bir şey istifade edemedin? Hiç mi aramadın yani? Takıldın felsefecilerin peşine.

  20. 07:36

    Adam aklıyla mantığıyla zaten cehennemi boylamış. Yani Eflatun, Aristos'un bilmem nesi cennete mi gidecek? Şirk üzere ölen nasıl cennete gidecek? Ahireti inkar eden, haşr-ı ecdadı inkar eden, cesetler dirilmesini inkar eden. Ondan sonra sonsuz bir hayat var cennette. Bunları bilmeyen adam nasıl cennete gidecek?

  21. 07:57

    Onun için ne işiniz var sizin ya? Çubuldun ilmi Kur'ani, ne lazım ilmi Yunani? Efendi Hazretleri ne kadar okurdu bunu ya? Ya Kur'an ilimleri, tefsir, hadis, fıkıh, hakayt, tasavvuf varken Yunan ilimçi, felsefe Yunan'dan geliyor. İtibaren Yunan filozofları meşhurdur yani. Onun için bazıları da bunları hakim zannediyor.

  22. 08:19

    Çok hikmetli ilimleri var, şöyle bir şey konuşuyor, bir ilim anlatıyor, dinletiyor, ya geç ya. Ve ez'umune, bir de yalan yere sanıyorlar. Hümanları nedir? Adil el-Enbiya'i. Peygamberin adili, adil muadil yani. Türkçeleşmiş muadili. İlacın muadilini ver diyorsun, veriyor mesela doktor. Ne demek? Eczane veriyor bazı kere.

  23. 08:40

    Adil muadil, denk yani, denk. Ulan bu peygamberlere denk olur mu aleyhim onların üzerine olsun as-salatu ves-selam? Salatu ves-selam da. Bel hatta, peygamberlere denklikten de ileri geçiyor. Yekâdûne, yakın oluyorlar. Kâde karûbe demektir.

  24. 09:03

    Nedir olma? Yukaddimûne. O cümle onun, yekâdûnenin cümlesi yukaddimûne. Ulûmâvumul kâzimette falan, o devam ediyor müteallakâtıyla beraber. Onların hepsi yekâdûnenin. Yekâdûne, nâkıs fiil olduğu için. Yekâdûne, onun vavı altında, hüm yani. Onun vavı, cemisin, o ismi oluyor. Yukaddimûne, ulûmâvum cümlesi mensup oluyor.

  25. 09:25

    Mahalle yani, nas mahallinde oluyor cümle olarak yekâdûnenin haberi oluyor. Bel daha doğrusu, yekâdûneye yakın oluyorlar. Nedir olma? Edatı budur, nedir olma? Yukaddimûne takdim eder. Yani öne alıyorlar. Neyi? Ulûmâvum, onların ilimlerini. Öyle ilimleri, el-kâzibete, yalan yanlış felsefe bilgilerini takdim ediyorlar.

  26. 09:46

    Takdim Türkçeleşmiş, tercih ediyor, öne alıyor. Tamam mı? Ne düşüncesiyle? Bi zanni ennehâ, o zann-i muzaf, ennenin isim haber cümlesine. Bi zanni ennehâ sâdikatun. Şöyle düşünerek ki, şöyle zannederken, o ilimler neymiş? Sâdikatun, efendim, sâdıkmış. Yani doğru bilgi zannediyorlar. O doğru olduğunu düşünerek, onların yalan, yanlış ilimlerini öne geçiriyorlar.

  27. 10:16

    Neden öne geçiriyorlar? Alâ şerâ-yul-enbiyâ-yı, aleyhissalâtu vesselâm, selâ salâtu vesselâm üzerine yazsın, peygamberlerin şeriatlerinden öne geçiriyorlar. Yani hangi dönemdeki peygamberdeyse, yani Davud aleyhisselâm dönemindeyse Zebur'un ilminden öne geçiriyor, İsa aleyhisselâm dönemindeyse İncil'in ilminden öne geçiriyor,

  28. 10:38

    Musa aleyhisselâm dönemindeyse Musa aleyhisselâm Tevrat'ından öne geçiriyor. Hangi peygamberin şeriat dönemi geçerliyse o zaman, şimdi tabi hepsi nesk oldu, Kur'an'dan başka şeriatla hüküm kalmadı da, çünkü onlar, Kur'an'dan önce yaşayan filozoflar da var. O bakımdan öyle söylüyorum.

  29. 10:59

    Çünkü İsa aleyhisselâm zamanında bazı filozoflar İsa aleyhisselâmın mucizelerini duydular falan, müslüman olmadılar. Yani İsa aleyhisselâm'a tabi olsaydı müslüman olacaktı, hristiyan olmayacaktı. İsa aleyhisselâm müslüman, İbrahim aleyhisselâm müslüman, bütün peygamberler müslüman. İnnettin ancallâhu al-islam, tek din Allah'ın dinde İslam.

  30. 11:17

    Âdem aleyhisselâm müslüman, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem müslüman, bütün peygamberler müslüman. Tek din var, adı İslam. Allah'a teslimiyet. Şeriatlerdeki hükümler değişir. Öbürleri nesk olundu, bitti. Ama kendi dönemlerinde geçerli miydi? Geçerliydi. Sonra tabi tarifata uğratıldılar, Allah-u Teala onları koruma sözü vermedi.

  31. 11:37

    Zaten nesk edecekti yani. Ama Kur'an şeriatı kıyamete kadar baki. Onun için onu koruma sözü verdi. Şimdi peygamberlerin şeriatları diyor yani. Yanlış anlamayın. Yani Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem zamandan önceki dönemdeki felsefeciler olduğu için geriden beri geliyoruz konu. İbrahim aleyhisselâm'ın döneminde sohuf vardı, sayfalar vardı.

  32. 12:02

    Her peygamberin döneminde akıl, mantık yürütenler vardı. Ama tabi İsa aleyhisselâm döneminde falan bu Yunan felsefecileri İsa aleyhisselâm döneminde yani 2000 seneden evvel çok şeydi. Ne onun adı? Revaçtaydı yani. O dönem çok revaçtaydı. Tıp ilerdeydi. İsa aleyhisselâm'a verilen bu felsefe ile tıp zaten birbirine şey gidiyordu.

  33. 12:27

    İbn-i Sina hem felsefeci hem tıpla uğraşıyordu. Farah ağabey felsefeci tıpla uğraşıyordu. İkisi de sapıtmış yani. İmam-ı Gazali tekfir etti. Çünkü neden? Alemin kıdemine kail oluyor. Yani bu alemin Allah ile beraber hep bir mahluk varmış. Halbuki Allah ezelde varken hiçbir mahluk yoktu yani. Kânellâhu ve lemmekü mâ şeydi.

  34. 12:46

    Allah varken hiçbir şey yoktu. Yani Allah'ın varlığı devam ediyor. Allah ezelî ve ebelî. Onun için ezelde hiçbir şey yoktu yani. Sadece Allah var. Sonradan yarattı. Sonradan yaratınca ne oldu? Yaratılan her şey tabi orada artık Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in nurudur vs. İlk yaratılan işte sudur, kalemdir, arştır, akıldır vs.

  35. 13:06

    Dolu mesele var. Ama ne olursa olsun ilk yaratılan mahluk yani. Sonradan yaratılmış. Evvel de yok. Ondan sonraki türeyenler, üreyenler hepsi mahluk yani. Allah yaratmış. Dolayısıyla her şey hadis, muhtes yani. Sonradan yaratılmış. Ama felsefecilerin kafanda ne diyor? Şevli tevmiye diyor, kafaya gidiyor vs.

  36. 13:25

    Âlem bu şekliyle ezelî değilse de nevi olarak, tür olarak, ham madde olarak. Bunun ham maddesi işte neydi? Hava idi, civa idi, gazdı, oksijen idi, bilmem neydi. Bunlar evvelden beri vardır. Ya nasıl var Allah yaratmadan ya? İşte bu kafa ondan sonra ne oluyor? Cesetlerin haşrı inkâr ediyor. Ruhlar cennet, cehennem varsa da veyahut da işte kimisi vicdan azabı çekecek,

  37. 13:53

    kimisi mutlu mesut olacaksa da bilmem ne, öldükten sonra falan. Hani bizim inandığımız zaman da cennete, cehenneme de inanmıyorlar. Öyle bir şeyler varsa onlar da ruhani olacak yani. Ruhani, rüyadaki gibi yani. Ne alakası var Mevla Teala? Herkesi yeniden dirilteceğim diyor. E bu sefer ne oluyor? Allah'tan başka kadimlere inanıyor.

  38. 14:14

    Ondan sonra tabi bu neyi getiriyor? Kıdem-i sabit olan addem muhalif olur. Bu sefer ne bileyim sen, cesetler haşrı olunmayacak itikadına götürüyor. Ahiretin inkârına götürüyor da götürüyor. Çünkü bir defa birinci düğmeye yanlış ilerlersen artık aşağı doğru düğmeleri doğru ilerlemen mümkün değil yani.

  39. 14:36

    Kafadan yedin yani şey. Belayı buldun. Muhafaza etsin. Allah münezzeh olan Allah'ımız. İnançlardan öyle. Çok kötülüğün ta kendisi olan inançlardan bizi muhafaza buyursun diyor. Onun için. Akıl, mantık, İslam'ın hükümlerini, itikad ve fıkıh. İtikad ve fıkıh hükümlerini tespitte hiçbir işe yaramaz. Tespitte.

  40. 15:03

    Ama anlamaya yarar. Zaten akılsız onun için mükellef değil yani. Anlar. Ama kendi orada belirleyici olamaz. Çünkü neden? Yaratanın ilmine göre, senin ne ilmin var da neye göre, neyin akıbetinin ne olacağını biliyorsun da ona göre o hükmü tespit ediyorsun yani. Ve birçok şey iyi niyetle başlanılıyor, yapılıyor.

  41. 15:22

    Ama sonunda ne kötü neticeler veriyor. Mevla onun sonunu akıbetini biliyor. Onun için baştan sana hükmü doğru koyuyor yani. Evet. İddiata kadu inandıkları zaman, kime havle, bu adamlara, felsefecilere, mantıkçılara inanırlarsa, ne diye, hükema'e. Hakim kimseler. Çok hikmetli, doğru, isabetli. Hikmet, isabetli ilim.

  42. 15:43

    Mesela Hakim, Allah'ın isimlerinde Hakim var. Mesela doktora da Hakim diyorsun. İşte Hakim o da Hakim. Telaffuzu doğru yaparsan, Hakim işte. E şimdi Allah'ın Hakim, ne demek Allah'ın Hakim isminde? Mesela Efendi Hazretleri çok bunu hep klişe halinde kafalarda kalsın diye söylerdi. Hakim her ne isterse işi yerinde ola.

  43. 16:05

    Osmanlıca tabirle yani. Yani her yaptığı iş isabetli. İsabet ne demek? On ikide ne defa vuruyor, dosdoğru. Hiç şaşma şaşırtma ihtimali yok. Çünkü Allah'ın, yanlış yapar mı? Haşa. Hakim odur. E Allah'ın vahyine, peygamberlerinin vahiy ilimlerine dayanan da Hakim olur. Çünkü neden? Allah'ın yanlış yapmadığı ihtimali yok.

  44. 16:29

    Resulü'ne yanlış bildirme ihtimali yok. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, in huve illa vahiyyuha, onu da buyurdukları hepsi vahidir. Sünnet dahil hadisler de vahidir. E nerede kaldı yanlış? Yanlış payı yok işte. Ona kesin güven. Ama öbürleri konuşuyor bir şey. Bir tane doğru konuşuyor, yüz tane yalan konuşuyor.

  45. 16:47

    Çünkü neden? Akla mantığa dönüyor. Akıl mantığa, nasıl güvenilir? diyor İmam-ı Rabbani başka mektuplarında. Çok bu konuya değiniyor. Akılla bu yolda yürümeye kalkanların ayakları, alçıdan ayak gibidir. Saksıdan şeyden, alçı yapıyorlar ya işte. Teessüf ederim diyor. Bu ayakla ne kadar gidilir? Biraz gidersin.

  46. 17:16

    Ama ne kadar gidersin kardeşim? Allah'ın verdiği ayakla ne kadar gidersin? Bütün dünyayı yürüme dolaşan var. Ama Allah'ın verdiği ayak o şimdi. Anladın mı? E sen aklınla yürürsen, işte ayağı kırılıp da bilmem ne, alçı yapılan ayağa benzer. Alçı ayaklar nereye kadar?

  47. 17:41

    Bunların, felsefecilerin yalan yanlış ilimlerini hikmeten, isabetli ilim, hikmetli ilim zannedenler, işte يَقَعُونَ Düşüyorlar. Bu belanın içine düşüyorlar. Yani, peygamberlere muhalefet belası, kötü itikat belasına düşüyor. İşte oradan kalkıyor, dirilme inkar ediyor, onu inkar ediyor, bunu inkar ediyor.

  48. 18:05

    Ayette, hadiste geçen şeyleri inkar ediyor. Zaten kafir oluyor. İmansızlık belasına düşüyor. Bir zarureti. Mecburen demek. Mecburen niye diyor? Vahye dayanmayan bir ilim, her konuda da hüküm veriyor. Yani sadece tıptan bahsetse, veya sadece, bilmem fizikten bahsetse, her konuda hüküm veriyor. Allah'ın zatı hakkında hüküm veriyor, sıfatlar hakkında hüküm veriyor,

  49. 18:34

    içimler hakkında hüküm veriyor, ahiret hakkında hüküm veriyor. Felsefe, felsefeciler. Her şey konuşuyor. Bunlar bilmediğim konuları konuşmuyorlar. Esas hikmet nedir? Bilmediğim konuda zikir eline, ilim eline sormaktır. Ama bunlar kendilerini üstün zeka gördükleri için, kuralları da kendisi koyuyor. Onlar istediği zaman da değiştiriyor.

  50. 18:54

    Don lastiği gibi. Bilmem ne. İkiyere ikiye her zaman. Dört etmiyor onlar da da. Ondan sonra, ha şimdi görmüyor musunuz? Birçok bilgileri, bilmem neleri, karar veriyorlar heyet halinde. Ondan sonra ne oluyor? Değiştiriyorlar. Yüz sene sonra bir heyet geliyor. Geçen yüz seneki bu ilim batıl oldu diyor.

  51. 19:11

    Yeni bir şey çıktı diyor. Yani astroloji de de öyle. Astronomi de falan da öyle. Anladın mı? Şimdi yıldız diye şey yapıyorlar. Bilmem ne bu yıldız diye tespit ettiler. Şimdi geçen haberlerde bu yıldız çıkmadı. Bilmem ne toz, toz, bilmem ne bulutsuz çıktı diyor. Ya arkadaş yıldız nerede, bulut nerede, bilmem ne nerede ya?

  52. 19:31

    Yani yüz senelik bir heyet ilimleri, bilmem neleri, kozmografya bilgileri falan her şeyi değiştiriyorlar. Çünkü ne de vahiye dayalı değil ki. Tespit. Kendine göre. Aletin ne, edevatın ne yani? Allah gibi ezeli ilmin mi var, hatasız bilgin mi var? E sen aletlerle, şunlarla bunlarla, kıyaslarla bir mantık yürüterek bir şeylere ulaşmaya çalışıyorsun.

  53. 19:57

    Hazır Allah'tan gelen... Onlara müracaat etsene. Yorulmaya ne gerek var? Denemeye, yanılmaya ne gerek var? Ondan sonra yanılmaya pay mı var? Öyle bir yanlış şeye inanırsın. Kafir olsun, ebedi cehennemden çıkamazsın yani. Nasıl dediği gibi, idama giderken bu tabana tecrübe oldu demenin ne manası var?

  54. 20:17

    Burada zaten bir kere gelmişiz dünyaya, ölüp gideceğiz yani. Bu kadar âyet-i hadisi dinlemeden, tefsirler okumadan, hadis okumadan, bizim itikad derslerimiz, şu derslerimizi dinlemeden yaşıyorsunuz, yaşıyor millet. Ondan sonra internetten bilmem ne, yok Caner Taslaman, yok bilmem ne, Ondan sonra internetten bilmem ne, yok canahtar.

  55. 20:34

    onların felsefe kafalarıyla hareket ediyorlar. Ondan sonra âyete itiraz ediyor, hadise itiraz ediyor, ona itiraz ediyor, mezhebe itiraz ediyor, tasavvuf, her şeye itiraz ediyor. Niye? O felsefe kafası işte. Şu anda felsefecilerden hocam kim kaldı ya, bana örnek gösterebilir misin? Al sana Caner Taslaman yani.

  56. 20:54

    Tam onu dinle, dinden çık da git. Çık dinden git. Hadisleri tümünü inkar ediyor. Yani vahyi inkar ediyor, hadis vahidi. Şimdi dolayısıyla, o zaman Kur'an'a da inanmamış oluyor. Çünkü ne der? Şu Kur'ancı, ben Kur'ancıyım. Sen ne Kur'ancısın yahu? Bütün Kur'an, Rasûl-i İtaat'tan bahsediyor, Rasûl-i İttiba'dan bahsediyor.

  57. 21:15

    Kur'an'dan başka bir delil yoksa, Kur'an bize yeter değilse, o zaman Kur'an seni Rasûl'e niye havale ediyor? Zaten Kur'an'ı herkes okuyor. Zaten sahabede Kur'an'ı hepsi tamamladı, bitirdi. Vahyi bitti, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, vefatından 80 gün kadar evvel din tamamlandı, kemalendi diyor.

  58. 21:34

    Ama din tamamlandı. Neyle tamamlandı din? Ayet ve hadisle, Kur'an ve sünnetle tamamlandı. Sen sünneti devreden çıkarıyor, ondan sonra sade Kur'an. E tamam sade Kur'an. Rasûl-i İtaat, Rasûl-i İttiba, Rasûl ne verdiyse alın. Ve mâ tegûl Rasûl-i Fekûz, Rasûl ne verdiyse alın. E Kur'an yeterse, Rasûl ne verdiyse alın, ayeti manasız kalıyor.

  59. 21:52

    Ve Kur'an'da onlarca ayette Rasûl-i İtaat, Rasûl-i İtaat boşa düşüyor. Çünkü neden? E zaten Kur'an'ı herkes okuyor ve herkes biliyor. Rasûl devrede kalmıyor ki. Kur'an niye bize Rasûl'e havale ediyor? E şimdi, işte adam sünneti devreden çıkarıyor. Aklıyla, mantığıyla bin tane dereden su getiriyor. Hadisler sonradan yazılmış da, şöyleymiş de, böyleymiş de.

  60. 22:14

    Alakası yok. Sahabe döneminde yazılıyordu, Abdullah bin Amr yazıyordu. Yüzlerce hadis yazdı. Yani dolayısıyla, bu adamlara inanırsan ne olacak? Bu belaya diyor, bir zarure düşerler. Yani bozuk itikad. Dinden imandan da çıkarlar. Ve yine hikmete. Çünkü hikmet nedir? Mübarek, mübarek. Hani ilmi, bilmekten neyi, bir şeyi.

  61. 22:39

    Bir mevzudaki bir konuyu, bir şeyi bilmek. Ama nasıl bilmek? Her türlü bir şey bilinir. Ama mutabikan, uygun olarak, mutabık tıp atıp uygun. Ne'l-i nefs-i lemre. İşin nefsine. Yani haddi zatında o işin gerçeği neyse, onu gerçeğine uygun bilmek. Mesela şimdi bir şey var, bir ilaç var. Bu ilaç faydalı mı, zararlı mı?

  62. 23:00

    Veya neye zararlı, neye zararlı? Veya kime faydalı, kime zararlı? Aynı ilaç. Şimdi bunu, ceffel kalem faydalı bilirsin, halbuki zararlıdır. Veya da zararlı bilirsin, halbuki faydalıdır. Ya da şuna faydalıdır, şuna zararlıdır. Mesela tansiyonu yüksek olan bunu içmesin, şunu bilmem nesi olan bunu içmesin.

  63. 23:22

    O kanseri tetikler, orada sende tümör var. O kanseri tetikler, bilmem ne, orada sende tümör var, bilmem ne, bilmem ne, bilmem ne. Niye herkese aynı ilaç verilemiyor? Demek ki bir şeyi bilirsin, bir şeyi bilirsin. Haa. Genel manada bu faydalıdır veya zararlıdır. Ama haddi zatına uygun olarak biliyor musun?

  64. 23:37

    Haddi zatında demek işin gerçeğine uygun. Bunu ancak Allah bilir. Sonra Resulüne bildirir. E tamam, ilk kaynaktan doğru bilgi, hatasız geliyor. Yaradan bilmez mi Allah buyuruyor? Onu O yaratmış zaten. İçine ne koymuş onu O biliyor. Hangi hükmün sonu neye varır onu O biliyor. E sen denemeyen mahalle, kanun, kanun, kanun.

  65. 23:59

    Anayasa değişiklikler, maddeler, bilmem neler, bilmem neler. Huzur geliyor mu? Yok. Ucuzluk geliyor mu? Yok. Düzen kuruluyor mu? Yok. Suç oranı engelleniyor mu? Yok. Niye? Allah'ın gönderdiği nizama göre intizam olmadığından. E çünkü Mevla neyi, nasıl düzeleceğini biliyor. Adam öldüreni kısas yap, sallandırırlar ağacına bakalım.

  66. 24:22

    Daha bu kadar cinayet oluyor mu? E sen kısası yapmadığın için. E memleket çökme noktasına geldi. Herkes birbirini öldürüyor. On altı yaşında çocuk almış, bomba alıyor. Önüne gelen müdür öldürüyor. Öldürür. Ceza caydırıcı değil. Yani akılla, mantıkla gelinen nokta burası. Zaten tosladık. Bundan sonra da dibini boylamak kaldı.

  67. 24:44

    Dönün Kur'an'a. Dönün şerata. Bırakın felsefeyi. Bırakın mantıkçıları. Allah Allah. Onun için hikmet demek, gerçeğe ve hakikate ve hakikate uygun olarak bir şeyi anlamak, bilmek demek. Bunun tersi ne oluyor o zaman? Fethe günü olmuş oluyor. El-Ulûmü'l-leti öyle ilimler ki tukhalifu ters düşüyor ha bunlara.

  68. 25:08

    Yani vahye, hikmete, isabetli ilme, ters düşen ilimler ki felsefen bunlardır diyor. Onlar ne olmuş oluyor? Gayra mutabikatin. Uymuş olmuyor. Ne'l-i nefs-i lemli. İşin kendisine, vahd-i zarttaki gerçeğe ve hakkate, maddi ve manevi hakkate uygun olmuyor. Çünkü neden? İkisinden biri ters. Ya Allah mı yalan söyledi haşa, sen mi yalan uydurdun haşa?

  69. 25:32

    Osman öyle ya şimdi. Vahyi böyle söylüyor, sen böyle söylüyorsun. Ters düştü. E kimi alacağım şimdi? Ve bir cümle hasılı kelam sözün özü. İnne tasdîkâulâ felsefecileri tasdik edip doğru söylediklerine inanmak ve tasdîkâulû mîm onların bilgilerini doğrulamak müsterzimun icab ettirir. Liteksîbilembiyâ peygamberleri yalancı çıkartmaya gerekir.

  70. 25:55

    O doğru söylüyorsa peygamber yalan mı söylüyor o zaman? Vettehâ ve tekzîb-i ulûmîn peygamberlerin bütün ilimlerini yalana yanlışa isnat etmek olur. Aleyhümus salavatü ve tehyyâtü. Salatlar, tehyyeler peygamberlerin üzerine yağsın. Vehâzânil ilmânî. Bu iki ilim. Yani akıl, mantık, felsefe ilmi ne? Vahiy ilmi.

  71. 26:15

    Akla hiç bakmayacaksın demiyoruz biz. Dini konulara, vahye zıt düşen konularda öbür türlü vahiy ile ilgisi olmayan bir konular var şu anda. Aklını mantığını çalıştırırsın, doğruyu kendine göre yaparsın, bulursun bilmem ne kıyas yaparsın bunları konuşmuyoruz biz. Ama bir konuda beş konuda, on konuda neyse yüzlerce binlerce konu var.

  72. 26:38

    Vahiy böyle söylüyor. Felsefeciler böyle söylüyor. Bu ikisi çatıştığı zaman konuşuyoruz. Normalde Allah akıl vermiş diyorsun bir işte yolunu görüyorsun. Onu söylemiyoruz ki. Buraya dikkat etmek lazım. İki ilim nedir? Vakıani hukuku bulmuşlar, düşmüşler. Nereye düşmüşler? fî tarafeyn nakîzî Birbirine münâkız ve zıt iki uça düşmüşler.

  73. 27:05

    Yani ilahiyat konusunda. Allah Teala'nın zatı, isimleri sıfatları konusunda. Ahiret ilimleri konusunda. Dünyadaki ahkam, şeriat ilimlerinin hükümleri helal haram konusunda. Buralarda ne olmuşlar? İki uca düşmüşler, terse düşmüşler. Fetastîkû hâdîmâ O zaman bunların birine doğru demek müsterzimûn tekzîbü lâ hârî Diğerine yalan demeye icap ettirir.

  74. 27:28

    Menşâ'a artık isteyen fel yeltezim yapışsın sarılsın milletel enbiyâ Peygamberlerin milletine. Millet-i İbrahim işte din. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in milleti dini yani şeriat, Kur'an şeriatına sarılsın. Yekûn olsun. Min hizbillâhi şübhâni. Allah'ın taraftarlarından olsun. Elâ enni hizbillâhu mül müşlihûn.

  75. 27:46

    İki canda felâ erecek ancak Allah'ın taraftarlarıdır diyor Kur'an. O zaman biz o taraftarız elhamdülillah. ve min eylin necâti. Kurtuluş yerinden olsun. Ama Menşâ'a kim de isterse artık paşa gönlünü bilir. Burası dünya. Allah özgür irade, kudret vermiş. İstediğin tarafı seç. İsterse itikad derslerini cübbeni dinleme.

  76. 28:06

    Felsefecileri dinle. İnternette selfie ne diyorsun? Selfie mi yapıyorsun? Server mi yapıyorsun? Bilmem ne yap. Ondan sonra bozuk itikad belasına düş. Ve Menşâ'a fellekûn isterse olsun felsefiyyen. Felsefecilere bağlı olsun. Onlara mensup olsun. Yekûn olsun min hizbillâhi şübhâni. Şeytanın taraftarlarından olsun.

  77. 28:28

    Ve hâiben ve hâsirân. Hâib ve hâsirûn. Hâsir hüsrâna uğramış. İki canda faydalı şeylerini kaybetmiş. Hâib O da aynı manaya geliyor. Yani zarara uğrayan biri olsun. Çünkü Kur'an ne diyor? elâ inne hizbeş şeytânu min hâsirûn Şeytanın taraftarları felsefeciler. Şerâta, Kur'an'a uymayan felsefî bilgiler riterci edenler şeytan taraftarlarıdır ve hâsir olacakların

  78. 29:00

    tekenleridir diyorum. Kâlullâhu Tebârekeu teâlâ Kehf Sûresi'ne Rabbimize buyuruyor. Femenşâ'a artık kim istiyorsa fellû min îmânesin. Femenşâ'a kim de dilerse fellâkûr kâfir olsun. Çünkü ben bu özgürlüğü verdim. Bu özgürlüğü vermezsem imtihan olmaz. Ben yoksa herkese Müslüman yaratırım, Müslüman yaşatırım.

  79. 29:20

    Ama herkese özgür irade verdim. Seçsin. Felsefeyi mi seçecek, vahyi mi seçecek? Peygamberi mi seçecek, filozofu mu seçecek? Allah'ın dostlarını mı seçecek, düşmanlarını mı seçecek? İnneâ muhakkak biz, tamam kâfir olsun ama dünyada bu özgürlük var ama ahirette isteyen, cennete isteyen cehenneme özgürlüğü yok.

  80. 29:39

    Çünkü neden? Dünyada kâfirliği seçtiyse, felsefeyi seçtiyse, şeriatı seçmediyse, vahyi seçmediyse inneâ tednâ lızzâlimîne biz o zalimler için hazırladık. Nârân, çok büyük bir cehennem ateşi ki ehâ tabîm onları kapladı surâd-ı kuvâ, onun dumanları, perdeleri daha içine ateşin girmeden perdeleri, dumanları kaplamış, onun dumanından zaten etleri bütün kemiklerinden

  81. 30:01

    dökülüyor, ayrılıyor. Sırf dumanının hararetinden. Bir de içine girerse ne olacak? Veyyesteğîfû, orada medet isteseler, ne kadar yardım isteseler, binlerce yüz binlerce sene kâfir olarak geberen, ebedi çıkamayacak. Sonsuza kadar yardım isteseler, su isteseler, yandık kavrulduk deseler, yuhâsibu bimâin, onlara öyle bir su getirilecek ki, yok cehennemde su da mı var?

  82. 30:23

    Var ama bak nasıl, kel mühli, zeytin tortusu gibi sipsiyah, kurşun eritmesi gibi, yeşvil vücûh, yüzleri kebap ediyor, daha yaklaştırır, yaklaştırmaz, yüzündeki bütün deri ve et dökülüyor, dumanından. Bir de bunu içmesin, içmesin olur mu? Adam akıcı bir şey arıyor, hiç akıcı bir şey içmemiş, binlerce sene.

  83. 30:46

    Hamim veriliyor, ondan sonra O öyle bir aksın da, velev ki hamim aksın diyor. Onun için akan bir şey olsun diyor, o kaynar şeyi, dumanından derileri, etleri soyuluyor ama o iskelet kalır, yine de onu boğazına akıtıyor. O zaman da bağırsaklarını paramparça ediyor, dışarı veriyor. İşte yeşvil vücûh, o şeyde, Muhammed Sûresi'nde de, öbür ayette okuduğum.

  84. 31:15

    Yeşvil vücûhe, yüzleri kebap ediyor, daha içmeden evvel. Bilse şarap, ne kötü içecek, vesâet, muhtefaka. Cehennem ne kötü istirahat yeri, muhtefak rahat yeri, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem derdi. Yani hiç cehennemde istirahat olur mu? Ateşte insan dinlenir mi? İşte tabii. Haramlarda, günahlarda, yılbaşı kutlamalarında, bilmem nerede, otellerde, motellerde,

  85. 31:40

    içkilerle, bilmem nerelerle, Noel'ler, kutlamalarda, bilmem nereye, dinlenme yeri. İşte dinlenme tesisleri. Cehennem ne kötü? Dinlenme tesisleri. E şimdi, sen dünya, ahiret rahatını arıyorsan, vahye tabi ol. Akla, mantığa tabi olup, Kur'an'a, şeriata zıt düşenlere uyma. Aklını onlara satma, kiraya verme.

  86. 32:00

    Onun için, bu cehennemi de boylama diyor sana İmam-ı Rabban. Ne diyecek sana da? Selam, hidayete, Kur'an'a, şeriata, vahye tabi olanların üzerine olsun. Tabi olmaya yapışan, kendine onu lücumlu gören ve hiç ayrılmayanların üzerine olsun.

  87. 32:25

    O Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ve cümle kardeşleri olan şerefli peygamberlerin ve yüce meleklerin üzerine olsun. Ne olsun? Salavatların, salavatın en tamamları ve ekmelü teslimatı, selamların en mükemmelleri. Doğru kelam. Allah hak'tan hidayetten ayrılmasın. İtikad derslerine devam edin.

  88. 32:46

    Bütün millete bunu tavsiye edin. Allah rızası millet bozuk itikada düşmüş. Akla mantığa tabi olanlara uymuş. Felsefecilere uymuş. Ayete itiraz ediyor. Hadise itiraz ediyor. Sel gibi cehenneme gidiyor. Sel gibi. Ölen cehenneme gidiyor. Aman bu milletin imanı muhafaza etmek için bu itikad dersleri, mektubat-ı şerife dersleri.

  89. 33:05

    Bunları herkes dinleyin, dinletin. Allah hepinizden razı olsun. Esselamu Aleykum. Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Muhammeden âliye ve sahibine selam. Amin.