Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (3. Cilt 23. Mektûb - 13) 217. Bölüm 10 Aralık 2025
10 Aralık 2025 · 38 dk
27:07 / 37:40Şu an 27:07 / 37:40
Video bölümleri
- 11:01"Allâh-u Teâlâ'nın Bir Kula Değer Vermediğinin Alâmeti Onun Mâlâyânî İşlerle Uğraşmasıdır" Hadîs-i Şerîfini Bir de Böyle Anlayın
- 23:48Ölüm ve Âhiret Korkusundan Hayâtı Boyunca Gülmeyen Zât, Hangi Hâl Üzere Öldü?
- 30:22Mantık İlmini "Aklı, Yanlışlardan Koruyan İlim" Diye Kuran Felsefeciler Nasıl En Büyük Yanlış Olan Şirke Düştüler?
Transkript
97 satır
- 00:00
Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Mektubat-ı Şerife'den, 3. yüzyıl 23. mektuptan herhalde bugün inşallah dersek bitiririz. İmam Rabbani Kudresur Hazretleri buyuruyor. Felsefecilerin tabi ilimlerinin peygamberlerin kitaplarından, ilimlerinden çalınma olduğunu, çalıntı olduğunu beyan etmişti ve bunlara itibar edilme ve
- 00:39
itibar edilmemesi gerektiğini, hele dini konularda asla akla, mantığa, felsefeye itibar edilmemesi gerektiğini beyan ettikten sonra buyuruyor. Vakadzekartu şemmeten bir parça nebze yani manasına da geliyor. Şemme bir koku manasınadır aslında da o kadar bir tam değil demek istiyor yani. Az bir şey zikretmiştim.
- 01:06
Felsefecilerin ondan sonra hapt aslında tökezlenme yani devenin kör deve veya işte ne diyorsunuz ona gece körü mü diyorlar, gün düz körü mü diyorlar, akşama yakın mı ne görmüyormuş. O zaman tökezleniyormuş yani. Buradaki esas maksat felsefeyle, akılla, mantıkla din konularında yürüyenler nasıl haptolmuşlar?
- 01:37
Haptolmuşlar yani tökezlenmişler, düşmüşler. Uluhiyetle ilgili Allah'ın hakkındaki yani ilimler, Allah'ın nesi hakkında yani, fî mebâhis-i zâti Allah-u Teâlâ'nın öz zât-ı pâkistanesinin mebâhis, mebhasinin cevabı, konular demek, sıfatı, sıfatları, vel-ef'âli, sıfatları işte hayat, ölüm, sevim ve basar gibi sıfatları var,
- 02:19
vel-ef'âli fiilleri var, işte ihya, diriltmek, imâte, öldürmek, tehlik, yaratmak, terzik, rızıklandırmak, Allah-u Teâlâ'nın öz zâtı var, sonra sıfatları var, sonra fiilleri var, tabii fiillerinin bir tarafı bize tealluk ediyor yani, çünkü fiil iş demek, icraat demek, o da bizim, işte yaratılmak deyince yaratılan var demektir, işte rızıklandırılmak, rızıklandırılan var demektir.
- 02:45
Ama öbürleri çok bize tealluk etmiyor. Mesela Allah'ın hayat, dirilik sıfatı, biz olmasak da Allah diri. İlim, biz olmasak da Allah her şeyi biliyor. Biz olmasak da yani hiçbir şey yaratmasa da Allah'ın kudreti yerinde yani. Mesela bir usta gidip bir rahle yapmamış, kürsü yapmamış ama istese yapabilirse ona usta denir.
- 03:04
Yani illa eserin var mı senin, göster bakayım, ondan sonra gösteremedi, sen usta değilsin denmez. Çünkü onda o meleke var mı, o kabiliyet var, istedi mi yapabiliyor mu yapabiliyor. Onun için orası bize çok tealluk etmiyor. Allah-u Teala'nın sıfatları zatıyla kaim. Zatı, kimse yokken Allah varırdı yani.
- 03:21
Kâinallâhu le mükümün mâ şeyhû gayrû. Allah ile birlikte hiçbir şey yoktu ezelde. Sonradan onları var etti, yarattı ya. Dolayısıyla zatıyla sıfatları birbirinden ayrılmaz yani. Fiilleri de tabii Allah-u Teala'da o meleke, o kabiliyet, meleke de denmez Allah hakkında haşa. Yani Allah-u Teala'da o güç, o kudretin varlığı bakımından fiiller de zatından, sıfatından ayrılmaz ama
- 03:45
fiillerin tezahürü açığa çıkması, medena gelmesi tabii yaratılan, rızıklandırılan işte efendim öldürülen olduğu zaman o fiil eseri meydana çıkmış oluyor. İşte bunlar Allah'ın fiilleri ama bunlar el-vâcibiyeti. Vâcib olan, vâcib olan ne demek? Yani inanılması zorunlu. İnanılması derken sadece inanılması demek değil, esasen burada vâcib-ül vücutluğu kastediyor.
- 04:19
Yani varlığı kendinden olması asebiyle yokluğu düşünülemeyen. Yokluğu düşünülemeyen. Yani bizim sıfatlarımızın yokluğu düşünülemediğine nitekim bazı insanın bazı sıfatları eksik oluyor. Ondan sonra bir işi yapamıyor. Yapamıyor diyelim. Allah-u Teala'nın sıfatları ve fiillerinin hepsi olmazsa olmaz, yani olmazsa olmaz derken yokluğu düşünülemez.
- 04:44
Çünkü Allah-u Teala'nın zatı varsa onun sıfatları, fiilleri de onunla beraber vacib. Vacibul vücut yani. Bu konularda mesela felsefeciler tökezlemiş gitmişler diyor. Bunları evvelki birkaç derste anlattım, anlattı yani. Bu mektupta da bir bir şenme, bir kokuluk, bir nebze anlattım diyor. Efendim, ve fil imâni billâhi, Allah'a iman hakkında
- 05:12
ve'l imâni bil âhirete, âhirete iman hakkında ondan sonra işte dirilmek yok diyorlar. Ruhlar, ruhlar diridir diyorlar. Bedenlerle fiziki manada yeniden topraktan dirilmesini inkar ediyorlar, haşa mesela. Onun için bu konularda daha bir muhalefet edeyim. Ters düşmeleri, muhalefet. Hilaf, hilaf terslik yani.
- 05:37
Ne en nesûsâl naslara, öyle naslara gel Kur'âniyete Kur'ân'ın âyetlerine, naslarına, delillerine ters düşmeleri hususunda nasıl haptoldukları, yani tökezledikleri ve helak olduklarını tam bir parça anlatmıştım. Nerede anlatmıştım? Fîmâ o bahislerdeki sebeke geçti. Yani geçen derslerde zaten onu dinleyenler, bu mektubu 23.
- 06:04
mektubu başından beri takip edenler, çok ilimler duyacaklardır. Şimdi febekeye, burada kaldı ilm-ül hendeseti hendese ilmi. Hendese yani mühendislik şimdiki tabirle şeyde. Ta ve misluhû buna benzer ilimler var. mimmâ, o şeyler cinsinden ki levhû onlar için var. Levhû, sâsın. Bir nevi özellikleşme var.
- 06:28
Ne ile? Bihi. Felsefe ile. Şimdi özdeşleşmeyen, felsefe ile özdeşleşmiş hendese gibi bazı ilimler var diyor. İşte efendim herhalde ilmi, tıpta biraz eski felsefeciler, şimdiki felsefecilerde tıp mı lücum bir şey, astroloji yok da. Yani o şimdi eski Aristo, Sokrat, Eflatun gibi o dönemlerin adamlarında ki İbrisina'da mesela, Fârabî, bunlar da filozof kabilinden oldukları için.
- 07:03
Bak mesela onlar da tıp ilmi de var, lücum ilmi de var. İşte bunlar çünkü özdeşleşmiş. Orada hendese mühendislik ilimleri de var falan. Ya şimdikiler hepten oturmuş. Hindi gibi düşünüyorum diyor, bilmem ne, felsefeciyim diyor falan. Şimdikinin her şeyi saadete bakıyor. Evvelkinin kudemâsı da en kodaman felsefeciler de ahmaklıktan
- 07:24
kurtulamaz, vahye dayanmadığı için, ayetlere, hadislere ters düştükleri için veyahut kendi dönemlerindeki peygamberlere ittiba etmedikleri için, o dönemdeki Allah'ın gönderdiği kitaba tabi olmadıkları için, yani bu genel manada bunlar hatt olmuşlar yani, tökezlemişler yani. Allah'ın yolunu, Allah'ın dinini, ahirette cennete gidecek yolu bulamamışlar.
- 07:46
Bu ayrı bir konu. Ama tabi şimdikinin felsefeci geçinenler diyorum, hepten tırışkadan teyyarese yani. Hiçbir şey yok. Çünkü onlar ancak kafadan roman yazıyor, ben felsefeciyim diyor, filozofum diyor, bilmem ne. Onlar geçmiyor. Çünkü esas bunların şeylerinde, eskilerinde işte hendese ilmi var, tıp ilmi var, nücumi ilmi var, astroloji var, göklerle ilgili falan.
- 08:16
İşte onlar konumuzun da kaldığı dışında diyor. Febbeke ilmü'l-hendese diyememiş bu mimav şeylerden ki, ne onlar için var, ne muhtesasın biyi. Felsefe ile bir nevi özdeşleşmiş olan diğer bazı ilimler de var. Bunlar hakkında ne dersiniz yani? Buyuruyor Felev Kâne, eğer bunlar olsa da müttesikan, düzenli olsa da ve müntazimen, intizam içerisinde olsa da, yani diyelim ki bunlarda
- 08:41
yalan yanlış bir şey yok. Ayete adişe muhalefet eden bir şey yok. Ondan sonra, efendim, tecrübeyle, hesapla, kitapla, vesaireyle tespit edilmiş ilimler, diyelim ki iki kişi dört ediyor mesela. Bunlar da, fema nedir nücumu, bunların insan için nücumu nedir diyor.
- 09:01
Şimdi insan için nücumu nedir derken, veleyhi şeyin neden sebep, yuhtacı, muhtacı olunsun ilehi bunlara, yani ahiret konularında, dini konularda, itikad konularda, belli sünnete göre iman konularında, vesaire vesaire. Bunlara, yani hendeşeyi bilmezsen, kâvur olmuyorsun. Tıptan haberin olmasa, nasibin olmasa, cehenneme girmiyorsun.
- 09:25
Veyahut, ha bunlar hep de lüzumsuz, tıp ne lazım, şu ne lazım, bu ne lazım, onu öyle anlamayalım. Ama, insanın, yani ben bunlardan sebep felsefeye muhtacım, onun için de filozoflara muhtacım, filozofları dinlemem lazım derken, balık oltaya takılır, ağa takılır. Dolayısıyla, bunlardan sebep felsefeye kayarsan, sıkıntı olur.
- 09:50
Onun için felsefeden uzak dur diyor. E uzak durunca, onunla özdeşleşmiş bazı ilimler var. Onların konusu ne olacak? Onlarda da diyor, yani dini konularda rızasını kazanmak için, ahirete cennete girmek için, cehennemden kurtulmak için, Allah'ın
- 10:04
iki can saadetine nailiyet için, bunların ne lüzumu var? Bunlara muhtaç olunmaz diyor. Anladım sen. Ve yu'adâ bilâ ahiret. Hangi ahiretteki hangi azap? Yub'a'du yub'a'du uzaklaştırılır. Bunlarla ta ve yutfâhu def edilir. Dolayısıyla, bunlarla bir insan, bunlardan sebep felsefeye kaymamalı.
- 10:27
Ha, şimdiki doktorluk ilmi var, işte gidiyorsun, mektepleri var, okuyorsun, bilmem ne tipte olmalısın, doktor oluyorsun. Bu lazım, hepimize faydalı oluyor yani. Hepimiz doktora gidiyoruz. Ama sen tıp ilmini felsefeyle karıştırıp da, tıp ilmi felsefenin bir parçasıdır, ondan ayrılmaz değil. Felsefeyle karışık iş yaparsan, ondan sıkıntı gelir sana diyor.
- 10:54
Çünkü imanla itikadına zarar verecek felsefede tezler var, fikirler var. Çünkü vahye muhalif, akla dayanıyor o. Alâmetu irâzı lillâhi teâlâ anil abdi buyuruyor ki, işte bu hadis-i şeriftir. Burada hadis-i şerif olarak almıyorum. Alâmetu irâzı lillâhi teâlâ, Allah-u Teâlâ'nın yüz çevirdiğinin alameti kimden?
- 11:14
Anil abdi bir kulundan. Allah-u Teâlâ'nın ikbali var, irazı var. İkbal demek Allah Celle Celaluhu sana rahmetiyle yönelmiş. Senin yaptığını seviyor, senden razı yani. Bir de iraz var, iraz Allah senden yüz çevirmiş. Allah'ın yüz çevirmesi yok haşa da, yani yüz çevirme tabiri ne demek? Sana itibar etmiyor yani.
- 11:35
Değer vermiyor, senden razı değil, seni beğenmiyor. Allah'ın bir kuldan irazının yani ona değer vermediğinin alameti nedir? Nereden anlayacağız? Alnında yazmıyor ki yani Allah'ın velisidir veya şakisidir, yazmıyor. İşte o istigaluhu, onun meşgul olması demek. Neyle bima o şeylerle ki? La yani ilgilendirmiyor, kimi onu?
- 11:57
Kendisini ilgilendirmeyen, yani dünyaya yaramıyorsa, ahiretine yaramıyorsa sen de öyle işlerle uğraşıyorsan şimdiki işte filmler, diziler, tiyatrolar, yarışmalar, karışmalar, bilmem ne, fuzuli fuzuli, oturmalar kalkmalar, bilmem insanların mesaisi, ömürleri, vakitleri nerelerde geçiyor yani? Peki buradan dünyevi bir kar elde ettin mi?
- 12:19
Meşru bir faydası oldu mu sana bunu izlemenin, bunu konuşmanın, buraya gitmenin, buradan gelmenin? Yok. E ahiretine yaradı mı? Yani sevap kazandırdı mı sana veya cennete girmene vesile olacak mı? Cehennemden seni uzaklaştıran bir iş miydi bu? E yok. E demek ki sen boş işlerle meşgul oluyorsan anla ki Allah senden razı değil diyor.
- 12:41
Yani Allah benden razı mıdır değil midir? Allah'a mektup dilekçe yazıp da postadan gelecek hali yok. Bunu anlamak için kendine bak diyor. Yani yaptığın işe bak diyor. Yaptığın iş dünyaya veya ahiretine veya ikisine birden, bazen ikisine birden olur, bazen sırf dünyaya olur, bazen sırf ahiret olur. Tamam mı?
- 12:58
Hepsi makbul yani. Yararlıysa anla ki Mevla senden razı yani. Sana değer veriyor. Ama bak dün yaptığın işler fıntık kabuğu doldurmayacak işler. Ne dünyaya yararı var ne ahirete yararı var. Eğlenmek, zevklenmek, keyiflenmek, vakit geçirmek. Ama vakit geçirmek diye bir şey olmaz. Ya dünyanı kazan ya ahiretini kazan.
- 13:18
Zaten 50-60 senelik bir ömür. Çoğu o eceli daha evvel gelende var. Böyle bir ömürde sonsuz ebedi hayata ahireti kazanacaksın. Bir de dünyada meşhur suretle helalinden kazanacaksın, bir de çoluk çocuk bakacaksın. Haram yedirmeden onları geçindireceksin falan filan. Bu kadar meşguliyet arasında. Sen nereden boş buldun gevşekliğe?
- 13:38
Efendim gevşekliğe. Eğlenme. Eğlenme eğlenen yolda kalır her defa seni. Senin hedefin neresi? Ankara. Eee? Trene bindin giderken Sapanca'da mola verdin. Sen de indin orada çok beğendin. Ağaçları mağaçları. Aaa buralar ne güzelmiş falan. Kesinirken eğlenirken tren gitti yani. E sen nereye gidiyordun Ankara'ya?
- 13:59
E sen nereye gideceksin? Ahirete. Yani nereye gitmek istiyorsun? Ondan sonra dünyada takıldın bir işe. Kaldın orada. Ama namaz kaçtı. İlim kaçtı. İbadetler geçti. Ondan sonra her şey kazaya kaldı. Bilmem ne oldu. Ne oldu? Eğlenme eğlenirsen yolda kalırsın. Yolda kalsan bir şey değil. O tren gider bir daha treni beklersin.
- 14:22
Bir pişmanlık çekersin ama en azından telafisi var. Ahiret treni kaçarsa daha nereden bulacaksın da bineceksin yani. Dünyaya bir kere geliniyor. Ben bir daha gelin olursam oturup kalkmasını bilirim derler. Gelinin biri gitmiş de gelin şey gidiyor. O zaman eskiden kaynana kaynama derler. Ekselisi kalıyor.
- 14:44
Herkesin müstakilinde evi yok. E gelin de işte hizmeti bilmem neyi beceremedi falan neyse. Ya anası babası boşalttırdı oğlunu. Yanlış şeyler yapmamak lazım. Kaynana kaynama çok müdahale ediyorlar. Etmemesi lazım da işte. Azam dolu. Adam da boşadı karı yani. O zaman gitti pişman oldu. Babasının evine dönünce diyor ki ben bir daha gelin olursam oturup kalkmasını bilirim.
- 15:07
Yani bu bana ders oldu. Ya tamam da neye ders oldu yani lazım dediği gibi. İdama götürüyorlar. Son bir sözüm var mı dedi. Bu da bana bir tecrübe oldu dedi. Ulan neyin tecrübesi oldu? Ölüyorsun zaten. Ondan sonra bir daha dirilmek mahşere kaldı yani. Onun için insan dünyaya bir kere geldi.
- 15:24
Ha şimdi Noel bilmem ne çamları süslemişler bilmem her tarafta gavurların, Hristiyanların modalarını. Bunlar boş işler de değil. Bunlar haram işler. Boş işlerden bile yüz çevirmen lazım. Boş işlerle dünyaya ahirette faydasız işler yaparsan felsefeler, rendeseler bilmem neler.
- 15:44
Senin branşın değilse, ihtisas alanın değilse, senin yani o konuda senin mesleğin veyahut meşru olarak çalıştığın bir iş değilse, efendim ona merak sardım buna merak sardım, o benim şöyle bir hobim var, böyle bir fobim var. Ya arkadaş ama o taraftan beş vakit namaz var, farz var, vacip var, sünnet var, müstehab var, edeb var, helal var, haram var, mekruh var, müfsid var.
- 16:09
Bunların ilm-i hal var, itikad var. Ne zaman bunları öğreneceksin yani? İtikad dersleri yapıyoruz aha burada şimdi. Ne zaman itikadını öğreneceksin? Sonra ilm-i hal farz olan ilimlerini öğreneceksin. Daha taharetten haberin yok ya. Abdest kusuru taharetten haberin yok.
- 16:24
Bir imtihan etsek kaç kişi abdest kusuru taharet kitabından, benim namaz risalesinden, abdest risalesinden veyahut ilm-i halden imtihan etsen kaç kişi sınıfta kalır ya? Bunlar farz olan şeyler yani. Sen şimdi ne işin var yani lüzumsuz işler müdürlüğüne kayıt oluyorsun? İşte bak o zaman yaptığın işe bak.
- 16:45
Dünyanın yarığı ahirette mi? Mevla sana ikbal mi etmiş senden razı mı? Mevla sana senden razı mı değil mi? Bunu anlaman kolay. Niye? Yaptığın bir amele bak ya. Hangi dakikalarını, hangi saatlerini, ömrünü nerede geçiriyorsun? Bundan yarın ahirette mesul olacaksın.
- 17:04
Gençliğini nerede tükettiğinin cevabını vermeden diyor, Ademoğlu'nun iki ayağı kıyamet günü mahşerde yerinden kıpırdayamaz. Elli bin sene güneş tavan boyu yaklaştığında onun altında kan ter göllerine boğulur. Efendim bu ter topuğunu değil kafasını aşar. Batar terin içine. Elli bin sene diyor Kur'an.
- 17:31
O günün miktarı elli bin sene. Dört şeyden olacak cevabını vermeden Ademoğlu'nun iki ayağı mahşerde kıpırdayamaz diyor. İşte bunların birisi de ömrünü nerede tüketti? Gençliğini nerede çürüttü? Bildikleriyle ne amel etti? Bir de bildikten sonra bir de bunun amel tarafı var. Sade öğrenmek etmiyor ki.
- 18:00
Malı parayı nereden kazandı, nereye harcadı? Helalinden kazandı ama harama harcarsak yine battı. Haramdan kazandı, helala harcasa yine kurtaramaz. Çünkü parayı haramdan kazandı. Haramdan kazandığı parayla ömreye gitmiş yani. Neye yarar? Milleti soymuş, soğana çevirmiş, gasp etmiş, faiz almış adamdan.
- 18:21
Ha o zaman bunların cevabını hazırlamaya bak kardeşim sen. Ömrünü nerede tüketti? Boş vakitimiz mi var? Şu kadar yani gündüz de 24 saat değil, ne 48 saati ya? Bin saat olsa bir gün benim işim var. Kıyamete kadar yaşasam benim işim var. Bak orada üç yüz, beş yüz tane kitap dosyası hazır bekliyor. Dünyada da işim var.
- 18:43
Bir de bunları tercüme etsem, sohbet etsem bütün millete. O ilimleri Türkçe'ye çevirsem, millete anlatsam. Oho bak kıyamete kadar diyorum. Kıyamete üç yüz, dört yüz, beş yüz sene var mesela. Yani ikinci binin sonuna zaten gideceği anlaşılıyor. Bak kıyamete kadar yaşasam ne demek yani? Bak dört yüz, beş yüz sene.
- 19:01
Dört yüz, beş yüz sene nedir? Şu anda ben elli senedir hizmetteyim yani. En azından elli beşte diyebiliriz onu yedi yaşımdan da. Yani kendime göre bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Tabii arada boş vakit geçirmemi geçirdim. Günah işlemeni işlemişimdir. İlla ki. Kulkusuzsuz olmaz yani. Onu demiyorum. Ben de günahlar, boş vakit geçirdiğime yanıyorum.
- 19:20
Ben de keşke şu işlerle mesai harcamasam diye yanıyorum. Ben de onlara pişmanım yani. Öyle kolaymış yani. Ama şimdi bundan sonra kalan ömrümde kaç sene daha yaşayacağım belli değil. E sen ölsen. E madem öyle mübarek adam. Benim gençliğim gitti yani. Orta yaşım da gitti ben artık. Yaşlı uçağındayım. E sen şimdi gençsin yavrum.
- 19:40
Sizin ömrünüz daha baharındasınız yani. Yarın bizim gibi pişman olmayın. Bak ben bu kadar ilme çalıştım. Bu kadar da eser verdim. Ama yine çok pişmanım. Çok boş vakit geçirdim diye pişman oluyorum yani. Çok daha az uyusaydım diyorum. Çok uyumuşum diyorum. Gençlikte, şişmanlıkta vardı o zaman. Uykuda fazlaydı yani.
- 19:57
Yaşlandıkça da uyku azalıyor. Ama sen şimdi mübarek, yarın böyle kafanı vuracak kayağı arama. Yarın pişmanlık fayda vermez yani. Enziru mimel hasred izguzelem. Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme hüküm verildiği zaman diyor pişmanlık gününden onlara uyar. Ama ne zaman pişmanlık fayda verecek orada?
- 20:18
Ve'un fî gafletin. Yevme izni tezekkerul insan. İnsan o gün düşünmeye başlar ama diyor, Artık düşünmenin ne faydası var? İşte öyle buyuruyor yani. Onun için ve'un fî gafletin. Ama şimdi dünyada gaflet içindeler. Yılbaşı kutlanma hazırlanıyor. Eyvah! Kafirlere benzemeye çalışıyor ya. Ondan sonra namaz geçiyor.
- 20:42
Zikir vakti geçiyor. O kadar okunacak dualar var. Sabah akşam duaları var. Dünyasını ahiretine fayda verecek tesbihler var. İlimler var. Kitap okuması lazım. Sohbet dinlemesi lazım. Dünya işini helalinden para kazanacak falan filan. Adam gaflet içinde. Ve'um lâ yu'minûn. Daha da ötesi var. Bunlar ahirete dirilmeye inanmıyor.
- 21:06
Ölmeye herkes inanıyor. Mecbur öldüğünü görüyor işte. Kalan yok. Ama dirilmeye inanmıyor adam zaten. Adam dirilmeye inansa, orada Allah beni hesaba çekecek inansa, bir insan buradan hazırlık yapmaz mı? Tedarik görmez mi ya? Şuradan şuraya, iki günlük yolculuğa giden bir bavul alıyor yahu. Yaz çıkarsa şunu giyerim, kış çıkarsa bahtına, yaz çıkarsa bahtına,
- 21:30
sen kış çıkarsa diye hesap et, bir de kazak alıyor, bir de bilmem ne alıyor. İki gün. Ha şuradan Hindistan'a gittik, herkes dolu bavulla gittiler. Dört gün. Ama bavul yani. Herkes ihtiyacını alıyor yani. Onun için adam diyor ki, peynir bulamam, zeytin bulamam diyor. Otobüste diyor işte. Millete ikram etti yani.
- 21:50
Dünya kadar börek, çörek doldurmuşlar, burada bir hafta bütün millete yetecek kadar almışlar. Bizim millet de bir acayip. Yahu dört günde bunu yiyor. Millete ikram etmekle de bitiremediler yani. Neden? E yola gidiyoruz diyor, tedarik görüyor yani. İşte mezraidir ahiretin bu fâni. Tedarik görmeyen, bunu da görür an da tufâni demiş.
- 22:10
Efendim size çok okurdu bu meydan. Burası ekin tarlasıdır. Ne ekersen onu biçeceksin. Dünya ahiretin ekin tarlasıdır. Bunu da tedarik görmeyen, kışlık hazırlamayan, yolluk hazırlamayan, ya burada iki günlük, dört günlük yola kaç bavul hazırlıyorsun gidiyorsan, hele çoluk çocukla gidiyorsan, kaç bavul da fazla gelir.
- 22:32
Çünkü çoluk çocuğun daha fazlası, ikide bir elbisesini kirletiyor bilmem ne. Hep bunları hesap ediyorsun. Küçük dağılıyorsun, böyle kirlenir, aniden bir şey bulaşır. Küçük be dağılayım. Ondan sonra entehal alıyorsun, iç donu alıyorsun, bir yere bulaşır, kirlenir. İdrar damlar. Nasıl namaz kılacağım?
- 22:52
Bir ton daha yanımda bulunsun. Bunlar önemli şeyler yani. Üç günlük, dört günlük yola sonsuz ahiret. Dönüşü yok. Ya cennet, ya cehennem. Ebedi. Sonsuz. Bütün malzeme buradan hazırlanıyor. Şimdi bizim oynamaya, gülmeye vaktimiz mi var? Ne oynamak, ne gülmek o kişiye. Ki Azrail elindedir yakası. Bunu da çok okurdu Efendi Hazretleri.
- 23:18
Ya Azrail, yakamız Ezra'ya, senemiz elinde, kafamızın üstünde dolaşıyor. Konu emrini bekliyor. Mevla ona bildirdiği zaman hemen geliyor, tak, saniye santim şaşmaz. Ecel gelince ne ileri ne geri. E gidiyorsun da ne oynamak, ne gülmek, ne eğlenmek o kişiye yakışır mı ya? Tımarhanenin delileri ne yakışır?
- 23:46
Çünkü aklı yok. Adama sordu, derdin var mı? Yok dedi. Ne mutlu sana, aklın yok dedi yani. Çünkü neden? Aklı olanın derdi olmaz mı ya? Nasıl öleceğini daha bilmiyorsun. Cennetlik misin, cehennem misin bilmiyorsun. Başına neler geleceğini bilmiyorsun. İnsan, akıllı bir insan, hele şimdi bizim çocukumuz oldu, çocuklarımız sonra torunlarımız oldu, şimdi dertlerimiz daha da artıyor.
- 24:09
İnsan çocuğunu, gençliğini, torununu ne kadar düşünmeye başladı. Bunlar da büyüyorlar şimdi. Bunlar kimle evlenecekler, nasipleri nedir, işte efendim kötüye mi denk gelecekler, namaz kılacaklar mı, başı açık mı gezecekler, işte bunlar çarşaf giyecek miler, yok efendim, oğlanlar namaz kılacak mılar, her şeyi düşünmeye başlıyorsun.
- 24:28
Adama soruyorsun, derdin var mı? Yok, hiç derdim yok. Dedi ki, ne mutlu sana, aklın yok dedi yani o zaman. Akıllı adamın dertsiz olur mu yani? E şimdi sen, oynamanın, gülmenin yakışığı ancak tımarhanedeki delilere olur. Niye? Aklı yok, onun için dert yok yani. O tabii ki güler. Sen nasıl güleceksin?
- 24:50
Yarın cennetlik olduğunu bilmeden evvel gülmek mümkün mü ya? Sahabe-i Kiram nasıl? Kiram nasıl? Rıbi İbn-i Hıraş Hazretleri radıyallâhu anh, sonra onun kardeşi Rabi İbn-i Hıraş da var. İki kardeş onlar. Yahu Allah'a yemin etti, cennetlik olduğumu anlamadan gülmeyeceğim dedi yahu. Nasıl anlayacaksın şimdi?
- 25:10
Allah'tan celle celâluhu sana vahiy mi gelecek haşa? İşte bak, işte onun için ömrü boyunca gülmedi diyor. Ne zamanki öldü diyor, diğer sahabe-i teâbeyin işte onu yıkayanlar, yatırdık musallaya diyor, şey yani neyse işte muhtesele, yıkamaya başladık diyor, yıkarken yüzü güller açtı, gülmeye başladı diyor.
- 25:33
Çünkü neden? Ölürken cennetten manzaralar geliyor ya, Allah sana selam söylüyor, seni cennetle müjdeliyor. Cebrail aleyhisselam geliyor, sağ kanadında cennet, sağ kanadında gideceği cennet seher, cennetlik ise adam onun cenneti gösteriyor, Allah seni cennetle müjdeliyor diyor. İşte o zaman, اِنَّ اللّٰهَ يَكْرُوكُ السَّلَامُ وَيُبْşُرُكَ بِالْيَرْضِ
- 25:55
Çabuk götürün beni, çabuk, ben karımı, kızım, çoluğumu, çocuğumu bir dakika daha görmek istemiyorum. Çünkü cenneti gördüm, beni oraya götürün diyor. İşte bak, cennetlik olduğumu anlamadan diyor, gülmeyeceğim diyor, yemin ediyorum ve yemininde sadık oluyor. Kim bilir o yeminden sonra yıllarca yaşadı yani.
- 26:12
Ama hiç gülmek nasip olmadı, çünkü neden? Sözünde durdu. Ama niye yıkanırken cenazesi gülüyor? Çünkü ölürken cennet müjdesini aldı yani, gülmeyi hak etti şimdi. İnsan cennetlik olduğunu bilmeden evvel, sırat köprüsünü geçeceğini garantilemeden evvel, sağ taraftan defteri amelini alacağını bilmeden evvel, mizanda hasenat tarafı sağ tarafın kefesin ağır geleceğini bilmeden evvel
- 26:38
oynaması, gülmesi, eğlenmesi, fuzuli işlerle meşgul olması asla caiz değildir. Onun için bırakın diyor felsefeleri, endeseleri, bilmem ne, bilmem neleri. Bunlar efendim, eğer sizin dünyanıza, ahiretinize yaramayan, hatta zararı olan şeyler sizi ahiretten geri bırakır. Ve Allah'ın sizden, Allah'ın size itibar etmediğine delalet eder.
- 27:07
Ve alamet teşkil eder. Fayda vermiyor. Nerede fil ahireti? Bir şey diyor, sana ahirette fayda vermeyecekse, iyi bakacaksın, yapacağın işi, yapmayacağın işi. Ben bu işi yapayım mı, yapmayayım mı? yapayım mı yapmayayım? Bak, bu işi ahirette yaparsan faydası var mı yok mu? Bunu hesap et diyor.
- 27:29
Ama sana fayda vermiyorsan, fe ve işte o minma o şeyler der ki, la yani insanı ilgilendirmiyor. İnsanı ilgilendirmiyor. Yani insanın kastetmemesi gerekiyor. Ya ne kastetti? Yani kastediyor. يَعْنَا كَسْتَتْ يَعْن۪ي kast ediyor. La yani kastetmiyor. Yani kastetmemesi gereken. لَا يَعْن۪ي kastetmiyor.
- 27:43
maksadı olmayan şeylerdendir yani. Anladın mı sen? Çünkü neden ahirette yaramıyor? Ama şimdi sen buraya yanlış anlama. Mesela ben şimdi yarın işe gidiyorum, 8'den işe gidiyorum, 6'da işten çıkıyorum veya 9'da iş baş yapıyorum mesela. Nerede çalışıyorsun? Meşru bir işte çalışıyorsun. Amirsin, memursun, işçisin, aşçısın, maaşçısın yani.
- 28:04
Mesele o değil. Yaptığın iş tamam mı? Çoluk çocuğuna maaş kesiyorsun. E bu şimdi bana ahirette yaranmıyor, yaramaz mı diye hesap ediyorsun. Ahirete bana yaranmıyorsa, gitmeyeyim işte bugün. Öyle şey olur mu ya? Niye? O ahirette yarar. Niye yarar? E sen niye işe gidiyorsun? Mübarek adam. Maaş almak için.
- 28:21
E maaş ne demek? Geçim demek. E senin hanımın var veya çocuğun var. Veya ben evli değilim. O zaman kime bakıyorsun? Anama, babama bakıyorum. Veya kızıma bakıyorum. Ya da işte, efendim, kardeşlerime bakıyorum. Öyle ya bazısı evli değil falan. Ama yine baktığı insanlar var. Haa. E sen bunlara bakman için mi para kazanman lazım?
- 28:41
Para kazanman için işe gitmen lazım. O işte, Allah'ın razı olduğu bir işte, meşru bir işte, yani faiz, maiz, içki, kumar işi, fuş işi değilse, e o zaman, o iş ahirette yarar. Çünkü neden? Çünkü sen çoluk çocuğuna helandan rızkını kazanman ve onlara bakman ve infakta bulunman, o da farz. Kefâ bilmeri ismen en yuzay yağmen yakut.
- 29:05
Bakmakla mükellef olduğunu zayi edip aç bırakması, açık bırakması bir insana günah olarak yeter diyor. Çünkü sen madem evlen, madem çoluk çocuğun var veya madem çoluk çocuğun yoksa bile annen baban var, bakmakla mükellef olduğun birileri varsa onlara, e dilenme, dilenecek halin yok, çalışacaksın yani.
- 29:23
Namazlarını kaçırmadan, haramlara bulaşmadan. O faydalı şimdi. Onları birbirine karıştırma. Benim ahirette bir şey faydalıysa bana onu yap. Faydasızsa yapma. Nedir? Film seyretmek. Ondan sonra ahirette şey. Ondan sonra, bilmem, yarışma programı izlemek. Bilmem. Ondan sonra bulmaca çözmek. Bir şeyler, bir şeyler.
- 29:51
Yani kendi kafasına satranç oynamak. Ondan sonra tavla oynamak. vebden. Tavla zaten haram hepten. Satranç, tarih, memlek, ruhanev, mezhebide o da haram. Ondan sonra falan bu gibi işler. Eğlence işleri yani. Oyunlar, şeyler, gülmeler, şey etmeler, ha ha hii kakara kikiriler. Ondan sonra bunlar sana ahirette yararlayacak mı?
- 30:16
Yaramayacak. O zaman Allah'ın seni sevmediğin alameti. Bu işlerle uğraşırsan. Bu ilm-ül mantıkı diyor. Mantık ilmi bir de mantık ilmi var. Arapça'da mantık yok. Bana mantık okumak nasip olmadı yani. Bu bakımdan bana mantıksız diyebilirler. Ama ben vahye dayalı, benim aklım vahye dayalı çalışıyor. Kur'an'a, sünnete dayalı çalıştığı için.
- 30:38
Şimdi mantık ilmi diyor. Bir alet esasen edevat gibi kullanılıyor. Esasen kendi maksut, kendisi kendisi için okulan bir şey değil. Mesela tıp ilmi tıp ilmi kendi zatı için okunuyor. Ne demek? Ondan doktorluk öğrenilip ondan çalışılacak. Ha anladın mı sen? Diyelim ki işte testere ondan sonra balta keser.
- 31:11
Bunlar alettir. Ne demek alettir? Bunlarla bir şey yaparsın yani. Yoksa bunları kendisi için talep etmezsin. Bunlar antika bir şeyse müzeye koyarsın o ahirete ama. Yoksa şimdi burada kimse testere bilmem ne koleksiyon yapsa neye yarayacak bunlar? Ama bunlar alet olarak kullandığın zaman bunlarla rahle yaparsın, kürsü yaparsın, kapı yaparsın, pencere yaparsın yani.
- 31:33
Doluma alet. Mantık da aslında kendi kast edilen yani ne diyeyim sana diğer ilimler gibi matematik gibi doktorluk gibi işte ondan sonra dünya kadar ilim var. Dini bakımdan kolsana. Tefsir ilmi var. Bunlar maksudun izzatidir. Ama mantık diğer ilimleri anlamanın bir aleti olarak kullanılıyor. Dediler ki innehu o mantık ilmi asımın koruyucudur.
- 32:10
Neden? Hatadan koruyucudur. Yani insanı yanlış yapmamasını sağlar. Akli makulatta yani özellikle düşünülen şeylerde akli melekelerde, meselelerde mantık ilmin varsa hata yapmazsa. En çok mantık ilmi kimde? Felsefecilerde. Ama ne oldu? Fayda vermedi mi onlara? Çünkü neden? Allah'ı bulduramadı. Peygamberi bildiremedi.
- 32:35
Vahyeye iman ettiremedi. Sünnete ittiba ettiremedi. E ahirette de kurtaramadı. O kadar akılla mantıkla cehenneme gidecek. Koca karılar, dağdaki koca karılar çobanlar cennete gidecek. İman ettiyse, ismi müslüman olduysa, namazını kıldıysa vesaire. Öbür olan dünyanın en akıllı mantıklı adamı cehenneme odun olacak.
- 32:57
E niye yaradı? Verem yukri çıkartamadın mı onları? ne de ani-l ghalatı, ghalat yapmaktan ve el-kattahi kata yapmaktan. Sen zihni ve fikri yanlış yapmaktan, yanlış anlamaktan, yanlış düşünmekten, yanlış yanlış karar vermekten koruyan bir ilim diyorsun mantığa. mantığa. Peki o zaman, bu işin babası filozoflar.
- 33:22
E onlar Allah'ı bulamadı, müslüman olamadı. E demek onları ne yapamadı? Galattan ve hatadan kurtaramadı. Hem de nerde ki hata? Öyle ufak tefek meselelerde yanlış yapsa telafisi var. Fil maksadi, en ziyade kast edilecek, aranacak gayede. Öyle gayet ki el esna. El esna en yüce demek. En yüce maksat. En üstün gaye ve hedef.
- 33:48
Bir insan için yaratılan bir mahluk olan senin benim için. Nedir? Rabbini tanımak, yaratanını bilmek, onun gönderdiği emirleri ve yasakları tatbik ederek işte Peygamber'e itibar ederek, kitabına itibar ederek hep sonsuz hayatta vaat edilen cennete ve rızalılığa kavuşmak. En yüce gaye bu değil mi? Zindan insanları bana kulluk etsinler diye yarattı.
- 34:12
Cennetçisi ebedi cennetler. Burası bir imtihan yurdu geçiş yeri. En yüce gaye ne? Rabbini bilmek, yaratanını bilmek, tanımak, bulmak, ona iman et. Veya ebedi saadet ve ahiret saadetine nail olmak. Filozoflar mantığın dik alasını biliyorlar ama işte onları en yüce gayeye ulaşma hususunda yanlıştan çıkaramadı ve onlar bataklığa düştüler.
- 34:42
Ve böyle bir mantık ilmi nasıl fayda verecek kime? Diğerlerine. Kurtaracak. hatta yanlıştan. Ya bu işi Kur'an kaldıran, bunun sistemini kuran, bu ilmi ortaya koyan, ispat eden adamları kurtaramadın. Sen onların ilimlerine uğraşarak yanlış yapmayacağım da yanlıştan kurtulacağımı zannediyorsun. Eee gidi zavalli.
- 35:12
Onun için... İmam-ı Rabbânî Hazretleri buyuruyor. Rabbenâ ey bizim Rabbimiz. Lâ tûzîhı kaydırma gulûbenâ kalplerimiz. Bâ deyze deytenâ. Bizi idarete eriştirdikten sonra bak ehl-i sünnete göre imanımız var. Elhamdülillah Elhamdülillâh İmam-ı Rabbânî gibi pirimiz var, müceddidi, elfisânimiz var. Mahmud Efendi Hazretleri gibi müceddidimiz var.
- 35:31
bunların gösterdiği, işte bunlar, bunların yolu yok. Bunların yolu Allah Resûlü'nün yolu. Bunlar bir yol ihtiyaç etmediler. Yeni bir efendim prensipler icat etmediler. Onun için şimdi biz idarete ermiş bulunuyoruz. Madem bunları konuşuyoruz, dinliyoruz, siz de inanıyorsunuz. Elhamdülillah iman ehlisiniz, Kur'an ehlisiniz.
- 35:49
Ama işte Allah'a yalvarmak lazım. Alaeddin Efendi Hazretlerimiz, Mahmud Efendi Hazretlerimiz'e, oğlum Mahmud buyuruyordu, bu duayı çok oku. Bizim imanlarımız Allah-u Teala'nın tasarrufunda neye benzer? Şu lambanın düğmesi bizim elimizde olduğuna benzer. Çıt bastın yanar, çıt bastın söner. Şu anda bir düğmeye basmak var, bak burası
- 36:10
şimdi parıl parıl, bir anda zifiri karanlık olur. Burnunu göremezsen. O zaman Mevla'yı gazap ettirmeyelim, kızdıracak işleri yapmayalım ki iman nurumuzu söndürmesin. Ey Rabbimiz bizi doğru yola buldurduktan sonra kalplerimizi kaydırma ve bağış yap. Bağış ne demek? Biz hak etmiyoruz, istiğfakımız yok yani.
- 36:34
Sen karşılıksız ver. Allah'ın bir adı El-Vehhab. Ne demek? Karşılıksız bolca veren. Senin yaptığına göre vermiyor ki. Senin yaptığına kadar sen aç açık kalıp seni helak etmek icap eder. Yani Allah'a karşı bu kadar günah işlerine rızık mı gönderecek? Amaca karşılıksız veriyor.
- 37:02
Bu, bu ayettir. Bu duayı namazlardan sonra Muhammed Efendi Hazretleri hep okurdu. Beş vakit namazda bir kere okumadığını duymadım. Hep okurdu. Yanında bulunduğum sürece anlaşılıyor ki hep okurdu yani. Çünkü ben hep duyuyordum. Yanında kılıyordum yani birçok zaman. Dolayısıyla çünkü Şeyh Efendi Hazretleri kalpte sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz babamız ona onu vasiyet etti.
- 37:23
O da bize vasiyet etti yani. İmanlarımıza Allah'a emanet. Allah akla mantığa kayıp da vahiyden ayrılmaktan, sünnetten uzaklaşmaktan, ehl-i sünnetten, ehl-i sünnetten muhalefetten cümlemizi muhafaza eylesin. Amin. O sallallahu aleyhi ve sellem Muhammedin Amin. O sallallahu ala seyyidina Muhammed'in ve ala alihi ve sahbihi ve sellem.
Benzer sohbetler
43:47Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 6) 243. Bölüm 14 Ekim 202614 Ekim 2026 · 44 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 14 Ekim 2026
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026


