28:40 / 34:37

  1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve sallallahu teala alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecma'in. Mektubat-ı Şerife'den 23. Mektup'tan derslerimize devam ediyoruz. Biraz kısa kısa oluyor ama bereketli oluyor, devam sabah oluyor. Elhamdülillah. Gözümün ağrısı biraz geçti.

  2. 00:25

    Tabi devam etmekle beraber. Onun için hizmetlere devam ediyoruz. Haftaya biz Hincistan'a İmam Rabbani Hazretlerimiz'i ziyarete gideceğimiz için Çarşamba'da dönüş gününe denk geliyor. Perşembe buradayım inşâAllah. Yarın sohbetimi yapacağım inşâAllah. Hayderre'ye geçeceğim inşâAllah. Sonra haftaya, perşembede inşâAllah sohbete hiç bırakmamaya çalışıyorum.

  3. 00:53

    Çünkü insanlar uzaklardan geliyor. Ancak Çarşamba mektubat-ı şerife yapamayız. İnşâAllah bir dahaki Çarşamba'ya aynı saatte dersimizle buluşuruz. Daha ne mektuplar okuruz İmam Rabbani Hazretlerimiz'in feyizlerini, bereketlerini yüklenerek geliriz inşâAllah. Sizlere de dualar edeceğiz. Himmet isteyeceğiz inşâAllah.

  4. 01:18

    Ülûk-i Gâle dedi, hüccet-ül-İslâmi, İslâm'ın hücceti kabul edilen, hüccet-ül-İslâm demek, hüccet, delil demek İslâm, İslâm dinimizin hücceti ve delili kabul edilen bazı âlimler vardır. Bu âlimler, tabi marka değeri çok yüksek İslâm'da, Müslümanlar arasında. Bunlardan birisi de başında gelir, el-İmâm-ul-Ghazâliyyû.

  5. 01:40

    İmâm-ı Ghazâli Hazretleri, tabi bunu felsefeciler hiç sevmez, reformistler hiç sevmez. Bunların bir gücü, İmâm-ı Ghazâli Hazretlerimizi reddiye yaparlar. Çünkü İmâm-ı Ghazâli Hazretleri, bütün el-Sünnet uleması tarafından Hücced-ül İslâm kabul edilmiştir ve 6. asrın müceddididir. Çünkü vefatı Hicri itibarla konuşuyor.

  6. 02:06

    Hicri seneye göre 505 diye hatırlıyorum. İşte o 6. asrın başında hizmetini yapmıştır. Felsefecilerin İslam'a katıp karıştırdıkları uydurmalardan, bidatlerden ve insanların akıllarına soktukları şüphelerden, evhamdan, vesveselerden insanları kurtarmak için çok eser yazmıştır. Çok talebe okutmuştur Nizâm-ı Mülk'ün kurduğu medreselerde.

  7. 02:37

    Onun için onun ilmi tasdik edilmiştir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in mânâ âleminde sorulduğunda, Evliyâullah gördüklerinde İmâm-ı Gezâli hakkında sorularında o sıttıktır, buyurmuştur. Ve yine Ebû'l-Hasen-i Şâzeli Hazretleri, Evliyâullah'ın reislerinden, yine gördüğü bir zuhuratta,

  8. 03:02

    ki bunu ruh-i ümmiyyen tefsirinde göstermiyor, bütün tasavvuf eserlerinde geçiyor, Kurtuba'da. Kurtuba o zaman Endülüs İslam Devleti, o zaman Müslim İslam Devleti. O zaman Müslim İslamiyet'in merkezi Kurtuba, Granada. Orada bütün Enbiya-i İzam, peygamberler, cemaatleri toplanmıştı. Büyük bir içtima var, bütün Enbiya-i İzam,

  9. 03:27

    Resûl-i Fikâm Aleyhissalâtu Vesselâm Hazarâtı, bir araya gelmişlerdi. Sonra, Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem, Mûsâ Aleyhissalâtu Vesselâm'a gösteriyor, İmâm Hazarî çağırttırdı, Ve hel fî ümmetikumâ, Hel fî ümmetikumâ hebrûnkeze, Hebrûn'da oluyor. Sizin ikinizin de ümmetinde bu kadar, Benî İsrail'de 224.000 peygamberin çoğu Mûsâ Aleyhissalâtu Vesselâm'a gösteriyor.

  10. 03:54

    Mûsâ Aleyhissalâtu Vesselâm'dan sonra, Tevrat'tan sonra göndermiş İsrailoğullar'dan. Bu kadar peygamberler geldi gençler, bu kadar sahabeler, tabirleri gelip geçtiler. Hiç sizin ümmetinizde böyle bir âlim yetişti mi diye İmâm Hazarî'yi göstererek diğer peygamberlere, özellikle Mûsâ Aleyhissalâtu Vesselâm'a iftihar etti.

  11. 04:17

    Bunu bütün kitaplar, tefsirler yazıyor. Onun için yani İmâm Hazarî'yi beğenmeyenler var şimdi, adam kalkmış İmâm Hazarî'yi hadis bilmezdi. Yok efendim Hiya Ümmettin'de zayıf hadisler var. İşte efendim, veya uydurma rivayetler var, haşa, haşa.

  12. 04:38

    Ondan sonra yani sen kimsin, kim oluyorsun, bütün dünya İmâm Hazarî, hüccet-ül İslâm, İslâm'ın delili kabul etmiş, yani falan, işte cahil cesur olur. Bu zamandaki de okumuş cahiller, tabi hayatı bitirmiş, bilmem ne, doktor yapmış, master yapmış, caster yapmış, o sırada kalmış İmâm Hazarî, kim bilmem ne.

  13. 05:00

    Ya sen kimsin arkadaş, seni kim takar ya? E koca İmâm-ı Rabbânî, Müceddîdi El-Fisâni, Ahmed El-Fârûk-u Serende Hazretleri Kaddesallâhu aleyhi ve sellem, o kalkmış, Hüccet-ül İslâm diyor ya, İslâm'ın delilini söylüyor. Sen, o bu kadar büyüklerimiz, hadi tarikattan değilsen, onu mecbursun demiyorum.

  14. 05:19

    Ama bizim, hele ki bizim, yani tarikat ehliyim diyen, bilmem nakşibendiyim diyen, şimdi İmâm-ı Rabbânî'nin değer verdiği, İmâm-ı Rabbânî'nin hüccet kabul ettiği adamlar, alimleri, kabul etmeyenler, ya sen İmâm-ı Rabbânî'yi nasıl kabul ediyorsun ya? Yani, çok büyük tezatlar ve çelişkiler yumağına düşmüşler tabi, Allah ıslah etsin.

  15. 05:43

    İmâm Hazarî ne buyurdu? Esas bizim meselemiz, akıl ve mantıkla, felsefeyle ne çözülmez? Din çözülmez. Din anlaşılabilir mi? Anlaşılmaya çalışılır. Anlaşılmaya çalışılır. Allah'ın âyetleri, hadislerindeki hükümleri, emirleri, yasakları, hikmetleri, helalları, haramlarının beyanları, akıl varsa, akıl onu anlama, yarar.

  16. 06:06

    Ama akıl onları kendiliğinden çözebilir miydi? Vahiy olmasaydı, âyet, hadis gelmeseydi, asla ve kata. Onun için felsefecilerin mantığı, yani, ben aklıma sorarım, ne yaparsam yaparım, şimdi bak Halis Aydemir, yaha gitmiş, bu yaha nereye hizmet edilir, ben anlamadım ya. Âyet olsa aklıma danışırım diyen Halis Aydemir'i, yine konuşmacı yapmış, yetim gecesi, bilmem ne gecesi,

  17. 06:31

    ya bir müslüman hocamı bulamadın ya, yani neyse bunlar, iflah olma, la iflahun kabilinden yani. Adamlar aklı mantığı dilin önüne geçirmiş adamlar ya, bunları millete ne konuşmacı yaptırıyorsun ya, müslümanlarım, ne zehirletiyorsunuz ya. Oradaki konuşmada belki zehirleyici bir şey konuşmayabilir, yetimden, sadakadan, zekattan bahsedebilir.

  18. 06:54

    Ama velakin, adam bunu bu sefer takılıyor, bunu bir hoca zannediyor, ehli sünnet zannediyor ya, halbuki ehli din bile değil. Onun için, mezhelemiz, aklı mantığın dini çözemeyeceği ve şeriatın hükümden tespit edemeyeceği, kendi başına müstakil kurtuluş için yeterli olamayacağı meseleleridir. O konuda, İmam Gazali, Üç Kedir İslami'nin bir risalesi var, çok meşhur.

  19. 07:28

    El-Munkizu Minaddalali. Risalenin adı budur. Bende de var, belki de birkaç muska var. El-Munkizu, Munkiz kurtarıcı demek, inkazdan geliyor. Kurtarıcı neden? Minaddalali, sapıtmaktan. Buradaki sapıtmak, tabi, ekseriyetle hani köye giderken yolu şaşırtmak değil. Tabi, yolu şaşırtmak manasına da geliyor esasında.

  20. 07:52

    Ya yolda giderken kaybolmaya da dalal deniyor da. Buradaki maksat, itikadi sapıklıklardan ve inanç bazındaki batıllardan ve sapıtmalardan kurtaran ismini verdiği bir risalesi var. Onu felsefecilerin akıl mantığa dayalı, dini akla mantığa çevirmeye çalışmamanın reddiye yapmak için telif etmiş. Kenar manası itibariyle.

  21. 08:19

    Orada buyurmuş ki, İnnel felâsifete, felsefeciler, yani aklı yeterli görenler, akıl ve mantıkla ilişki çözeceğini sananlar, Serakû'yu çaldılar. Bu felsefecilerde tıp da var. Mesela İbn-i Sina felsefecilerdendir ama tabiplerin de başıdır yani, doktorluk da var ya. Zaten hikmet diyoruz, hekim, eskiden doktora hekim derdi.

  22. 08:49

    Hakim, o da hikmet, hikmet ilmi, o felsefe. Esasen hikmet, felsefeye hikmet diyorlar. Ondan sonra, abi bu cehalet ama işte adına onu koymuşlar. Ondan sonra, Ebu Cehil'in de İslam'dan önceki günü Ebu'l-Hakem'di yani. Hikmet'in babası derdi, İslam geldi nedir? Ebu Cehil dedi, Cehalet'in babası yaptı onu yani.

  23. 09:09

    Efendim, bunlar da tabi tıp ilmiyle paralel gidiyorlar. Yani felsefe ile tıp, bakıyorsun aynı zamanda Sokrat, Aristo, Eflatun. Bunlar da mesela bazı tedavi yöntemlerini yazmışlar, kitaplar. Bazılarından kitaplar, bu zamana kadar kitap kalmış olanlar veya işte görüşleri kitaplardan akledilerek bize kadar ulaşmış olanlar var.

  24. 09:33

    Ümmü Sinan'ın zaten var. Efendim, tıp kitapları çok. Onun eşrifası var, bir şeyleri var. Çok da ilim var mesela. Tıpta da doğru isabetli ilimleri de çok. Ama diyor, onlar Serako'yu çalmışlar, ilmi attık da tıp ilmini çalmışlar. Ta ve ilmen nücumi, nücum ilmini. Bunlarda bile nücum ilim var. Yıldızlar ve gezegenlerle ilgili ilimdir.

  25. 09:56

    Şu anda ona astroloji deniyor. Haritalardan bakıyorlar. Adamın şahsi haritası, doğum tarihi, doğum yeri, doğum ayı, doğum gününden yola çıkıyorlar. İşte efendim burçlarla ilgili konular var. Gezegenlerin iktiranı, birbirine yaklaşması, şu gezegenler birbirine yaklaştığı dönemlerde harp olur, şunlar olur, bunlar olur.

  26. 10:18

    Bunlar biraz da tecrübeye dayalı tespitler de var. Bunların bir kısmı da reddedilemez, inkar edilemez. Çünkü gaybı bir ilmede girmez. Çünkü Allah-u Teala nasıl ki güneş sistemini, ay sistemini, yıldız sistemini kurmuş. Eşşemsü vel kamur bi husban, güneşle ay hesapla yüzüyor buyurduğu için. Sen şimdi bir sene sonraki, yarın güneş nereden doğacak, batacak, takvim onu yazıyor.

  27. 10:38

    Veyahut da iki ay sonra güneş tutulması olacak, üç ay sonra ay tutulması olacak. Nereden görülecek, nereden görülmeyecek, nereleri etkileyecek. Bunları takvim yazıyor veya ajandalarda yazıyor da ondan sonra üç ay sonra aynı gününde, aynı saatinde, aynı yerde o tutulma oluyor diye bunlar gaybı mı bilmiş oldu?

  28. 10:55

    Gaybı bilmiş olmadı. Çünkü Allah'ın kurduğu sistem ve nizam şaşmadığı için, düzen işlediği için o düzen onlara hesap ve takvim öğretmiş. Şu anda yazılan, çizilen takvimler, ajandaların hepsi güneş ve ay sisteminin doğruluğundan ve şaşmamasından kaynaklı isabet ediyor.

  29. 11:11

    Dolayısıyla ilmin hücum, hocanın yıldız namına bakıp sen öleceksin, kalacaksın şeklindeki falcı büyücü şeklinde değil de, astroloji şeklindeki gezegenlerin bu alemdeki etkileri, ihtilafları, yani uzaklaşmaları, birbirine yaklaşmaları ne getirir ne götürür.

  30. 11:31

    Çünkü bu binlerce senelik bir sistemde böyle olduğu dönemde, iki yüz sene evvel şöyle olmuş, dört yüz sene evvel böyle deprem gelişmiş. İşte ben o altı yüz sene evvel şöyle bir Cihan Harbi çıkmış falan, bu gibi şeyleri tecrübeye dayanarak, hesaba dayanarak. Çünkü Allah-u Teala buyuruyor, güneş ve ay hesapladır.

  31. 11:50

    E şimdi o hesabı da bilirse birisi, çünkü o da binlerce senenin sistemi, bu kayıt kuyut altında tabi eskiden belli, farsathaneler var. Bu kayıtları, kuyutları takip ediyoruz, o kayıtlara bakılarak, oradan yola çıkılarak bazı veriler, şu şöyle olduğu zaman, şu gezegenler,

  32. 12:06

    şimdi hadis-i şerifte bile sahih hadis, İmam Tahabi, büyük müştehid, muhaddis, necm-u rufi atil ahet-u anilar. Süreyya yıldızı doğduğu zaman, İsa Talha Süreyya da var, yani ülker yıldızı demek, o bir küme. Ülker yıldızı doğduğu zaman işte bilmem hangi ayın hangi günlerinde doğuyor falan. İşte o ay belli yani, hem de gökteki aya göre değil o.

  33. 12:34

    Eylül ve Ekim ayları gibi bir ayda, onun bilmem 12'sinde falan. O ay, o küme yıldızlar doğduğu zaman, yeryüzünde şey varsa, bulaşıcı hastalık veya büyük bir bela, yani topraklara taalluk eden meyvelere, sebzelere falan o kaldırılır diyor. Bir rahatlık gelir falan.

  34. 12:56

    Şimdi demek ki gökteki cisimlerin yerdekilere tesir var. Yani nasıl inkar edeceksin yani güneşin, güneşin ışığı olmasa burada ot mu biter ya? Ot mu biter, nasıl tesir yok diyeceksin yani. Öbür gezegenlerinde var işte. Onun için ilmin hücumun meşru tarafı vardır. Ceffel kalem, ilmin hücum, kayıptan haber vermektir, şirktir, küfürdür, haramdır, günahtır demek kültür sütütür yani.

  35. 13:20

    Cihalet icabıdır. Çünkü burada tecrübeye dayalı olan var, hesaba dayalı olan var, onlar zaten Allah'ın kayıp ilmine girmiyor. Çünkü Allah sana hesabı da ilim olarak göndermiş. Efendim tecrübeyi de ilim olarak vermiş yani. Mesela bunu böyle yaptığın zaman bu böyle oluyor. Bir olmuş, iki olmuş, üç olmuş yani.

  36. 13:39

    Sen şimdi olmadan evvel bunu böyle yaparsan böyle olur dediğin zaman adam da onu öyle yaptırırmış. Aaaa, Nasreddin Hoca'nın dediği gibi sen benim düşeceğimi biliyordun demek öleceğimi de bilirsin. E mübarek adam tamam da oturduğun dalı kesiyordun yani. Oturduğun dalı kestiğin için ben de düşeceksin hoca kesme dedim yani.

  37. 13:57

    Ondan sonra tabi Nasreddin Hoca bilmez mi işte oradan bize ibret veriyor şimdi. Yani buradan adam kaybı mı vermiş? Allah'a mahsus olan kayıp ilmine girmiyor ki bu Allah'ın öğrettiği ilimlerden istifadeye giriyor yani falan. Tabi felsefeciler bu ilimlerden çok uğraşmışlardı. O ilimleri de çaldılar. Nereden çaldılar?

  38. 14:19

    Min kütübü'l-enbiya peygamberlerin kitaplarından. Öyle peygamberler. Önceki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem önce geçen Adem Aleyhisselam'dan. Özellikle İdris Aleyhisselam'a ve Şiti Aleyhisselam'a verilen sayfalar var. Şiti Aleyhisselam'ın sayfaları. İdris Aleyhisselam'da bu ilimler çok vardı.

  39. 14:38

    İlk hattı yazıyı şey eden, ilmin hücumu falan. İşte o peygamberlerin kitaplarından onlardan nakledilen ilimlerden. Yani bina bizim peygamberimizin ve aleyhim onların hepsinin üzerine olsun. Salatu ve selam salatu ve selamlar.

  40. 14:52

    Şimdi çaldılar derken işte oralardan istifade ettiler. Sonra biz hiçbir yere bakmadan kafamızla bunları bulduk dediler. Böyle bir yalancı, sahtekarlık, dolandırıcılık yaptılar. İmam Gazali bunu söylüyor ve bu doğru isabet. Çünkü öyle ilimler var. Ta Adem as'dan, İdris as'dan Allah'ın vealleme âdeme lesbâkülleh.

  41. 15:10

    Bütün isimlerin müsemmeyatıyla beraber her şeyin ismini, cismini, neye yaradığını, vasfını, sıfatını, ne için kullanacağını kıyamete kadar hepsini Adem'e öğrettim diyor zaten. Sen ondan sonra daha yeni bir şey neyi keşfediyorsan. Adem as'ın ilmine ulaşsan zaten oradan hazıra konuyorsun yani. Bunları, ta Adem as böyle olursa, ondan sonra İsa as, Eknuk as, Nuh as vs.

  42. 15:33

    enbiya peygamberler, tabi Musa as'da bayağı, İbrahim as, bütün bu bidonların arasında yüzbinlerce nebî zişan geçti. Alem salatu ve selam. Vaktebesu, iktibas ettiler. İktibas, alıntı yaptılar. Yani mesela burada bir şey yanar, ateş yanıyor. Sen oradan kendi mumunu yakacaksın. Oradan mumun fitilini o ateşe şey yaparsın, oradan iktibas edersin.

  43. 15:59

    Ne demek? Oranın ateşinden alırsın yani. Bu da böyle bunu tutuşturursun. İşte öyle alıntı yaptılar yani. Daha ve gayra, efendim, veyahut da ve gayriha okuyalım. Devaların ve gayriha, ilaç niteliği taşımayan diğer maddeler de var. O maddelerin de havasına götürelim. Muzaffinile'yi atfedelim. Onların bütün özelliklerini çaldıralım.

  44. 16:45

    Min ma öyle cinsten ilimler ki bunlar, la sebiyle hiçbir yol yoktur lil akli. Akıl içi ne ila idrakihi bunları anlamaya. Yani akıl müstakil olarak kendi başına hindi gibi oturarak, düşünerek, taşınarak, biraz da kaşınarak, istediği kadar filozof olsun, bilmem neci olsun, bunları akıl idrak etmeye yol bulamaz.

  45. 17:09

    Çünkü öyle havası ilimleri, öyle ince ilimleri, ancak onu yaratan Allah, onun içine o devayı koyduysa, ben bu çörek otunun içine her derde şifa koydum. Veyahut da bu sinema kendisine müsillik vasfı koydum. Veyahut şu veyahut bu. Hangi ilece, hangi maddeye, bilmem, zümrütün özelliği şu, yakutun, akik taşının bilmem nesi şu, sarı yakut işte bilmem, bulaşık hastalığı engelliyor.

  46. 17:38

    Veyahut şu, şu, dünya kadar Allah'ın yarattığı maddelerde, madenlerde havas var yani. Özellikler var. Bunlar inkar edilemez. Allah koydu onu ona. Şimdi o zaman bunlar akıl ne yapamaz, kendi başına idrak edemez. O taşlar, bitkiler de onunla konuşup, peygamber değil, evliya değil yani. O da ona benim içimde şu hastalığa şifa var, beni kaynatırsan, suyunu da şu kadar içersen,

  47. 18:01

    bilmem ne kadar gözüne sürersen, şurana şöyle olur, burana böyle olur. Onlar evliya Allah'a konuşuyorlardı yani. Evliya Allah'tan biri, mesela, hatta Muhittin'in bile Arapçası olacak herhalde. Ya da bir müridi olabilir yani. Bütün dağlarda taşlardaki otlar konuşmamış. Ben şuna yararım, ben şuna fayda ederim, ben şuna şifayım.

  48. 18:22

    Geldi şeyine söyledi, eyvah dedi ya. Keşfin açılmış ama dedi, keşfin açılmış, Mevla ile irtibatın kapanmış dedi. Ya sen bunlarla uğraşırsan Allah'ı nereden bulacaksın dedi. Bak özel dua ettik ya. Şimdi bizden birinin keşfi açılsa, ooo milyar dolarları vurur. Bütün mesele ilaç sektörü yani. Neyin neye yaradığını, her şeyin ilacını.

  49. 18:44

    Allah ne dert indirdiyse mutlaka ilacını da indirdi yani. Hadis var, ilacını indirdi ama Allah'ın kulları arayın buyuruyor. E şimdi böyle bir durumda, adam keşfi açılıyor, her şey konuşuyor, dile geliyor. Şeyhi ne diyor, bu diyor süfli bir keşiftir, düşük bir makamdır. Aman aman diyor, Allah'a yalvaralım diyor.

  50. 19:03

    Dua diyor orada, keşfi kapansın diye ya. Felsefeciler bunu bulsa zaten, ooo mağrib mal bulmuş, mağribi gibi atlar yani. Bundan dolayı bu ilimleri akıl ile idrake yol yoktur. Akıl burada müstakil davranamaz. Bir şey duyar, okur, kitaptan anlama çalışır, anlayabilir. Ama kendi buluş yapamaz, buluş çıkaramaz, tespit yapamaz yani.

  51. 19:32

    Böyle ilimleri, özellikle ilaçların özellikleri yani, hususlar. Bunları iktibas ettiler. Nereden iktibas ettiler? Mines suhufi, o min, iktebe suye talip ediyor. Mines suhufi, peygamberlere gelen suhuftan. Biliyorsunuz 104 kitabımız var. Allah'ımızın gökten indirdiği sema kitaplardan 4'ü büyük kitap, 100'ü suhuf yani.

  52. 19:53

    O sayfalardan, Adem as. indirildiği, Şehzade as. indirildiği, Musa aleyhisselâm'a indirildi, İbrahim aleyhisselâm'a indirildi, Musa aleyhisselâm'a indirildi. Musa aleyhisselâm'a Tevrat aile indirildi. Tevrat'ın haricinde öncesinde suhuf da indirildi yani. Suhuf-i İbrahim'e ve Musa diyor Kur'an. Daha vel kütüb-i kitaplardan, öyle kitaplardan el-münezzelet indirilmiş

  53. 20:14

    ilel-enbiya peygamberlere, Tabut aleyhisselâm hazretleri. Zebur indirildi yahu ne ilimler. İsa zaman İngiliz şerifleri şeyde, Musa zaman Tevrat, bir milyon âyetti yahu, tarif edilmemiş döneminde. Evet, Evet, bütün bunlardan, Aleyhisselam peygamberlere indirilmiş olan kitaplardan ve suhuftan yani sahibelerden ne yaptılar?

  54. 20:36

    İlaçların hususiyetlerini vs. ilim, madenlerin efendim özel vasıflarının sıfatlarını öğrendiler. Sonra vesereku yine çaldılar. Neyi ilme? Tehzib-il ahlaki. Ahlaki süzdürme, güzelleştirme ilmi. Yani şu anda bizde bu tasavvuf deniyor, zühd deniyor. İslam'da yani, İslam şeratında. Onlarda da bir ahlak tehzibi var.

  55. 21:10

    İşte şehvetten uzak durmak, canının istediğini yiyememek, içmemek, riyazat yapmak, aç susuz kalmak, uykusuz durmak, bedeni yormak, insanlara çok faydalı olmaya çalışmak vs. Böyle iyilikler, güzellikler kendilerine göre bulmuşlar, buluşturmuşlar. Bunu da kendi kafalarına bunları bulmadılar ki. Bu ilmi de çaldılar.

  56. 21:33

    Nereden? Anküdüb-ü Sufiyyeti. Tasavvuf ehlinin kitaplarında. Tasavvuf ehli geçmiş peygamberler dönemlerinde var mıydı? Vardı olmaz olur mu? Öyle tasavvuf ehli ki, el-müteellihine. Müteellih kelimesi, teellehe'den geliyor. Teellehe, yani tefe alebabı. Tefe alebabı da orada bir tekellüfte var. Çok gayret etmiş yani bu işte.

  57. 21:59

    İlah, kökeni ilahtan geliyor. Yani ilah olan Allah-u Teala'ya bağlılıkta ve onunla irtibat kurmakta ve diyen her şeyden kesilip, soyutlanıp kendini sadece ilah, hakiki ilah olan Allah-u Teala'ya bağlamaya çok gayret etmiş. Tasavvuf ehli var ya, işte onlar uyumuyorlar, yemiyorlar, içmiyorlar, çilhaneye giriyorlar, yerin dibini kazıyorlar,

  58. 22:26

    orada penceresiz, kapısız yere giriyorlar, kırk gün çile çekiyorlar, ondan sonra ibadet yapıyorlar, sırf kendilerini Allah'a bağlıyorlar, yemeği azaltıyorlar, içmeyi azaltıyorlar, devamlı oruç tutuyorlar falan. İşte onlar el-müteellihine. Abid cahit demek esasında yani. İlah'a tamamen bağlı olmaya gayret eden Rabbimiz'e böyle sofiye var.

  59. 22:50

    Onlar bizim dönemimizde tabi çok Cüneydi Bağdadi'ler, Maruf-ül Kerhîler, Abdülkadir Geynenler, Tasavvuf Şahı Nakşibend'de falan da el-mevcûdîne aslında onlar mevcud idiler. Fî kulli asrın, her asırda var. Yani İslam'dan önce de var. Ve fî ümmeti kulli nebiyyin. Her peygamberin ümmetinde var. Bak, çünkü Hadis Suresinin son sayfasının ayetinde de buyuruyor.

  60. 23:17

    Ve rahbâni yetenibte de'ûve İsa aleyhisselâm'ın ümmeti, yani havariler ve sonrasına gelen rahipler, işte ruhbanlık diyor ya, rahbâniyet diye geçiyor Kur'an'da. Bu rahbâniyeti, ruhbanlığı kendileri çıkarttılar. Mâ ki tebne âleyh. Biz onlara farz kılmadık. Yani mesela bir mağaraya giriyor, otuz sene orada ibadet ediyor.

  61. 23:38

    Yemiyor, içmiyor, sadece ot yiyor falan. Merhaba bak bizi kimseyle konuşmuyor, görüşmüyor vs. İbadetler yapıyor, yapıyor, yapıyor. Keramete eriyor, Allah'ın rızası kazanıyor falan. Güzel şeyler. Allah-u Teala buyuruyor ki benim onlara farzlarım belli. Bizim Müslümanlara beş vakit namaz, oruç, at, sekat.

  62. 23:54

    Helal belli, haram belli yani. Ama adam tarikatta giriyor, gece de işte kalkıyor, zikir derslerini yapıyor, şu kadar gelmeye çalışıyor, lafzayı celal çekiyor, rabıta yapıyor, münakabe yapıyor falan. Bunlar farz mı? Değil. Ancak Allah'ın rızasını aramak için, hani daha fazla yapayım, daha fazla ilerleyeyim, sıradan insanların seviyesinde kalmayayım,

  63. 24:17

    diyerek Allah rızasını talep için. E bir de var gösteriş, evliya desinler, elimi öpsünler, hediye getirsinler. Onlar zındıklık yani. Onu konuşmuyoruz. Allah rızasını talep etmek için diyor, İsa Selam'ın ümmetinin rahipleri çok ibadet yaptılar diyor. Bir zaman rahat ettiler, sonra gelenler hakkıyla rahat edemediler.

  64. 24:39

    Şimdi orada Allah kızıyor. İman edenlere ecilleri, sıhaplarını verdik, makamlarını verdik, terfi ettirdik diyor. Ve kesinlikle ümmetin fasıkı, çokları fasık oldu, fasıktır. Çünkü orada ne demek istiyor? Niye ya sana farz ettiğin belli,

  65. 24:56

    niye nafile yapıyorsun, niye efendim zikir yapıyorsun, niye efendim farz değil, vacip değil, ne işlere giriyorsun, sabaha kadar uyumuyorsun, bilmem ne. farzın dışında niye nafile yapıyorsun? Mevla niye öyle yapıyorsun diye darılmıyor. Benim rızam için ibadeti arttırdılar, nafileleri arttırdılar, ben de vecirlerini, sevaplarını verdim diyor.

  66. 25:14

    Ama Mevla'nın kızdığı nokta neresi? riyayet etmedin. Çünkü sen söz veriyorsun. Şimdi tarikat dersi Ali Adem Efendi buyururdu ki, almasan farz değil. Ama aldın, mürşide bağlandın, söz verdin, De beş bin la ilahe illallah diyeceksin. E söz verdikten sonra o ne oldu? İki rekat namaz gibi sabahın farz oldu.

  67. 25:31

    Niye farz oldu? Atak oldu onun için. Sen şimdi kurban kesmen, kurban nisabına maliksen, kurban kesmen vacip olan bir adamsan, zürriççenin 10. günü kurban bayramında vaciptir yani. Şimdi yarın kurban kesmek vacip midir? Değildir. E fazilini nafileden keseyim, bir ahşebine göndereyim, fakirlere, eyyahlarına da ama o sadakat.

  68. 25:52

    Ama sen şimdi, eğer dersen ki, yarın benim Allah için kurban kesmem, adam olsun. Veyahut işte bilmem ne, çocuğum askerden selametle dönerse, kurban kesmeyi adak ettim, bilmem ne. Bu sefer vacip ettin işte. Aslında o sana vacip değildi, kurban bayramı günü gelmedi ki. Nasıl ki nezir ve adakla, sözle beraber bir şeyi kendine vacip ediyorsun,

  69. 26:19

    başkasına edemezsin ama kendine ediyorsun. İşte aynı şekilde ben birine söz verdiğim zaman, tamam sözleşiyoruz, hakikateşiyoruz, fiyatlaşıyoruz, ben her gün beş bin la ilahe illallah diyeceğim. E şimdi bunun tabi usulü adabı var, öyle rastgele sokakta bilet dağıtır gibi kesilip alsın, şey etmez. Ama bu sefer sana vacip oldu işte, anladın mı?

  70. 26:43

    Onun için her peygamberin ümmetinde vardı diyor, sonra İsa as'ın ümmetinde. Rahbaniyet, ruhbanlık. Bizim İslam şeriatındaki adı sofilik. Yani tasavvuf. Aynı mesele yani. Nasıl ki onlar yağlı yemek yemiyor, ince elbise giymiyor, bilmem lezzetli yemekler yemiyor, bilmem keyifli kumaşlar giymiyor, zühte riayet ediyor, dünyaya soğuk duruyor, efendim sert yerlerde yatıyor,

  71. 27:13

    az görüşüyor, riyazat deniyor buna, tamam. Bu İslam'da gayri meşru bir şey değil. Ama söz verdinse, Allah'a verdiğin sözü, mürşide verdiğin sözü tutmak lazım yani. O zaman günah hasıl oluyor. Neden oluyor? Adanı bozduğu için hasıl oluyor. Ama umumi manada herkese farklı bir şey değildi. Her ümmetin, nebinin ümmetinde ve her asırda sofiye-i mütellihin, Allah'tan bağlı,

  72. 27:40

    yani rampani kimseler vardır. İşte onların da kitapları var. Mesela işari tefsirler yazıyoruz. Oradan İmam Kuşeyli'nin işari manaları, İmam Sülemi'nin bilmem vesaire, birçok Evliyaullah'ın, Ruzban, Bakli'nin, Araş'ül Beyanı vesaire dolu. Ondan sonra onların tasavvuf eserleri var. Ebu Talib-i Mekin'in Kûtul Kulüp, Ondan sonra Abdülkadir Gelen-i Hunye vesaire.

  73. 28:11

    Dolu, dolu, dolu. Yüzlerce, binlerce, on binlerce, belki yüz binlerce tasavvufa dair yazılmış Meşayih'in, Evliyaullah'ın eserleri var yani. İşte bu her dönemde vardı diyor. Bu ahlakı güzelleştirme ve insanı hayvaniyetten, hayvaniyet ne demek? Şehvet duygusu. Sağa sola bakmak istiyor, milletin karısına kızına bakmak istiyor.

  74. 28:40

    İşte efendim tamamen cima yapmak istiyor, zina yapmak istiyor. Bilmem ne böyle hayvani hisler var. Hayvan ne yapıyor? Aslan ne yapıyor? İndiriyor bir tane öküzü aşağı, yiyor, yiyor, yiyor. En fazla cima yapanlardan biri o işte ileri yani.

  75. 28:58

    Şimdi o kadar yersen, özellikle hayvani gıda yersen, Ondan sonra hayvani dürtüler, hareketlenir. Bilmem ne, bilmem ne. Saldırganlık da artar. Sinir artar, gazap yapar vesaire. Şimdi aç adam, açık adam ne kadar sinirlenecek veyahut da yani ne gücü var da kime dalacak yani. Dolayısıyla bu işin terbiyesinde en mühim şey açlık.

  76. 29:24

    Açlıksızlık, uykusuzluk, hitaplık, kendine yorgunluk vermek falan pişman. Ama bu sünnete uygun olarak, yani uykusuzluğu teheccüd kılmak için, Kur'an okumak için. Yoksa uykusuz, kalkmış, efendim, milletlerle galiba yapıyorsun, uykusuz kalıyor. Bu riyazat mı olur? Haşa. Bu nefsi daha çok azdırır. Onun için Sofiye, Kur'an'a, sünnete bağlı,

  77. 29:49

    ilm-i neâze mukayyidun bi kitâbe sünnet ediyor. Cüneydi Bağdâdi, Seyyidu Tâife Allah dostların efendisi yani. yani bizim tasavvuf ilmimiz Kur'an-ı Sünnet'le kayıt altına alınmıştır. Kur'an-ı Sünnet'e uymayan bizden değildir diyor. Orada açlık suçsuz kalmak, bilmem uykusuz kalmak, dünyaya soğuk durmak var mı?

  78. 30:05

    Var tabi, olmaz olmaz. Sahabede yok muydu? Sahabe Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem döneminde değil miydi? Onları görmedi mi? Gördü. Kendi yapmadı mı Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem? Canım, he ne kadar fazla ibadet. ayakları şişene kadar efendim şeyler, devamlı oruçlar vesaireler, uykusu çok az dünyaya hiç metelik vermedi mesela ya bunlar yani

  79. 30:24

    E bunlar yani, tabii burada güzel ahlak da var. tabi burada güzel ahlak da var Bu güzel ahlak, ilmini de filozoflar çalmış. Nereden çalmış? Ankibü'l-sufiyetil müteellînel mevcûdîne fü'l-asrın her asrında mevcûd Rabbânî ilaha bağlı sofriye hazaratı kitaplarından ve fî ümmetikul nebiyyin her peygamberin ümmetine bulunan zatların kitaplarında.

  80. 30:46

    Çünkü o usul çok var. Bende öyle tasavvuf kitapları var ki aklın sığsın durur. Öyle bir sistemler koymuş, öyle bir kaideler belirlemiş, öyle bir tertibat ki yemin ediyorum sana dünyada öyle bir sistem yok ya. O dediklerini yapsan o kaidelerle uysan, uçarsın kaçarsın uçarsın seni kimse bulamaz yani. Bu %100 yani iki kere iki dört ediyor yani.

  81. 31:07

    Çünkü kaide belli, Kur'an'a sünnete bağlı. Peki niçin çaldılar bu güzel ahlak işi, neden için girdiler? Bir tervici ebatı ilim, kendi batıl, akla mantığa dayalı, vahye dayanmayan felsefelerini, zındıklıklarını tervici revaçta tutmak, kıymete bindirmek ve onları değerlendirmek için onu da oradan çaldılar.

  82. 31:31

    İşte fâzil ulûmul, ulûmus selâsetu, bu üç ilim, el-muteberatû, çok itibar rahâiz, ne diyeyim felsefecilerin önünde en büyük üç ilim var yani. Tıp ilmi, nücum ilmi, astroloji, bir de tezli bir ahlak, yani sütten çıkmış ak kaşık yani. Böyle öyle ahlaklı, öyle mürüvvetli, öyle faziletli, öyle bir yüksek seviyeli bir insan,

  83. 31:58

    ruhaniyeti çok güçlü, çok üstün falan filan filan, namazı ve abdüsü yok tabii. Böyle bir havalar, hareketler var. İşte bu üç ilim onların indinde muteber olan kânet-i d-mesrûgaten. Üçü de çalınmadır. İmam-ı Gazâlî diyor. Üçü de çalınmadır. Çünkü bütün ilimleri Allah Adem aleyhisselama öğretti.

  84. 32:20

    Ondan peygamberler vasıtasıyla, onların sahabeleri, tabi'inleri, velileri vasıtasıyla, onların kitapları vasıtasıyla bize kadar geldi yani. En son zaten bütün ilimler Kur'an'da zaten. Bütün ilimler Kur'an'da ama adamların aklı onu çıkartmaya yetişemiyor, kâsır kalıyor. Onun için İmam-ı Rabbânı Hazretleri buyuruyor,

  85. 32:46

    bunlara felsefecilerin bu ustaki ilimlerinin bazılarının muteber olması ve bazılarının isabetli olması ve bazılarının faydalı gibi gözükmesi inkar edilemezse de bazı konularda ama bunların asla dedikleri gibi biz aklımızla bulduk. Vahye lüzum yok. Rasûl'e, peygambere lüzum yok. Akıl, mantık bütün faziletleri ve üstünlükleri kazandırmakta kâfi ve müstakil yeterlidir.

  86. 33:19

    İddialarını ispat etmez. Aksine onların bütün bu ilimleri yine Allah'ın gönderdiği peygamberler ve kitaplar vasıtasıyla ulaşan ilimlerden çalıntıdır. İmam-ı Gazali bunu tespit etmiştir. İmam-ı Gazali'nin dönemi ve ilminin seviyesi herkese malumdur. İmam-ı Rabbânı Hazretleri de İmam-ı Gazali'den hemen hemen yani 500 sene sonra gelmiş.

  87. 33:41

    500 sene sonra gelmiş İmam-ı Gazali. Ondan da çok eski. Bizden hepten şimdi 9 sene geçmiş. Dolayısıyla bu tespit yerindedir. Sakın felsefede şurada mantıkta, şurada burada bazı isabetli veya felsefecilerin bazı tıp bilgilerinin, hendese bilgilerinin, astroloji bilgilerinin bazı yönlerden makulatı, makul oluşu bilmem nesi sizi

  88. 34:05

    vahiy olmaksızın müstakil akılla din de tespit edilebilir, hüküm de tespit edilebilir, ahlak da güzelleştirilebilir, bütün kurallar yapılabilir. Rasule, nebiye kitaba lüzum yok. Tezlerinin doğruluğuna sizi göstermesin. Dinden imandan çıkar gidersiniz ve helak olursunuz. Aklın asla bu işlerde istiklali yoktur.

  89. 34:29

    Tek başına iş yapamaz. Allah'ın vahiy ettiklerini anlamaya yarar. İşte onların bu dolandırıcı ve sahtekarlığını da İmam-ı Gazali ortaya koymuştur.