Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (3. Cilt 23. Mektûb - 10) 214. Bölüm 12 Kasım 2025
12 Kasım 2025 · 25 dk
21:01 / 24:14Şu an 21:01 / 24:14
Video bölümleri
- 04:25İnsanın Yaratılmasındaki Yegâne Ğâye; Allâh-u Teâlâ'nın Zâtını, Sıfatlarını ve Fiilerini Bilmesidir!
- 12:18Felsefeciler Vahye Dayalı İlimleri Terk Edip Aklî İlimleri Esâs Kabûl Edince Nasıl Sapıttılar?
- 18:44Hidâyete Tâbî Olmak; Önce Kişinin Doğru Yolu Samîmiyetle İstemesine, Sonra Allâh'ın Tevfîkine Bağlıdı
Transkript
56 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Ve sallallâhu teâlâ alâ seyyidil murselîn. Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecma'în. Mektubat-ı Şerife'den üçüncü cid, yirmi üçüncü mektuptan kaldığımız yerden devam ediyoruz.
- 00:24
Felsefecilerin akıl ve mantık yoluyla İslâm'ın zaruriyatını bulamayacakları ve bulamadıkları ve dinle alakaları olmadığı ve bunlardan öğrenilen ilimlerin dinde bir hoccet ve delil olmadığı vs. bu konuları konuşurken buyurur ki, ve âzîz-i cemâti bu cemaat, yani felsefeciler topluluğu,
- 00:58
sarafı harcadılar, ömürlerini, bir aleti öğretme, öğrenme, öğretme tabi, öğretmek için önce öğrenmek geliyor. Öyle bir alet ki âsımetin koruyucu. Ne ilişliğini, zihni koruyor, neden? Yanlış yapmaktan, öyle yanlış değil, fikriyi, fikri demek düşünceyle alakalı yanlışlar bir var, bedeniyle alakalı yanlışlar bir var, efendim, ekonomik yanlışlar, yanlışların çeşitleri var.
- 01:40
Şimdi, Türkiye, buradaki zihni yanlış düşünmekten koruyan alet ilmi diyor, ondan kalsa mantıktır. Mantık ilmini, talim ve tallum, öğrenip öğrenmek. Öğrenip öğretme hususunda bir ömür harcadılar. Niye? Düşünce bazlı yanlış yapmayalım diye. Beyinlerini, zihinlerini o yanlış yapmaktan koruyan bir ilim öğrendiler ve öğrettiler.
- 02:18
O da mantık ilmidir, felsefe ilmidir. Ama ne usta harcadılar ve tallumihi, öğretme ve öğrenme. Tabi öğrenme daha önce gelir ve ileri geri olabilir. Çünkü insan öğrenmeden öğretemez. En nihayetinde bir ömrü serbest olur. Bir ömrü sermasini burada harcadılar ve çok incelemeler yaptılar fihi, bu efendim talim ve tallumde, diyelim talimede gider.
- 02:51
Bu usta bunu öğrenip öğretmek konusunda kolay. Tedkikatin, tedkikat Türkçeleşmiş, yani hastaneye gidiyorsun, tedkikat yaptı filan. İncelemeler, kethiraten, onun şey, tedkikatinin asmı kesteli olduğu için sıfatında tabi açığa çıkıyor. Kethiraten, birçok tedkikat yaptılar. İnce ve derinden gittiler, işte ikiyele ikiyenin dört etmesini buldular.
- 03:25
Sûra kübra, öyleyse böyledir, böyleyse şöyledir, yani bir neticelere vardılar. Birçok konularda düzenlemeler yaptılar, kavayet belirlediler, kurallar koydular ve o kurallara bakılarak bir yere vardılar diyelim. Ama velemma belegu, bende gidelim yazmış, yanlıştır, bu Mekteb-i Hanefiyye'nin baskısında çok yanlışlar çıkıyor, mektubatın içerisinde.
- 03:53
Velem belegu diyelim, öyle bir şey olmaz. Velemma belegu ama ulaşamadılar. Niye ulaşamadılar? El maksade, kast edilen şeye, öyle bir maksat ki el aksa, en uzun, en uzak, en uzak yani en yüksek manasına da geliyor, Mescid-i Aksa, Mekke'ye en uzak olduğu için aksa dendi.
- 04:33
velef'alî fiilleriyle ilgili sıfatlar zaten işte diril, diril olması, bilmesi, işitmesi, görmesi vs. sıfatlar, rızâ, teyyefsisi var, subûciyesi var velef'alî fiilleri var işte ihyâ, imâ, tehlikler, rızık diriltmek, öldürmek, yaratmak, rızık vermek gibi fiilleri öyle sıfat ve fiiller ki el-vâcibiyyeti Vâcib-i Teâlâ'ya has olan ve sultan-ı saltanat-ı yüce olan Allah'ımız'ın
- 05:03
zâtının sıfatlarını ve fiillerinin meselelerini. Vâcib, vâcibiyye ne demek? Vâcib-ül vücûd'a ait. Vâcib-ül vücûd ne demek? Varlığı kendinden olduğu için, varlığı zorunlu. Yani varlığına inanmak zorunlu. Varlığı kendinden olduğu için, kıdem-i sabit, adem-i muhal, yok olması düşünemez. Ehemez-zelî, ehemevedî.
- 05:26
Bu aynı zamanda vâcib de bu anlama geliyor. Çünkü neden? Biz mümkin-ül vücuduz. Vâcib'in karşılığı mümkin. Mümkin demek olsa da olur, olmasa da olur. Sen, ben, olmasak da dünyada bir şey eksik olacak değildi yani. Ama vâcib-ül vücud, varlığı kendinden olan ve varlığı vacip olan ve yokluğu düşünülemeyen.
- 05:44
İşte o zât olmadan olmaz. İşte onun zâtı var, sıfatları var, fiilleri var. Bu konular, meseleler dediği konular, maksadı aksâ idi. Yani bizim yaratılışımızda en büyük gaye, cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattığımda, İbn-i Abbas Padişah'a ne mânâ verdi? En büyük müfessir o. İlle al-yârifun, beni tanısınlar diye.
- 06:11
Çünkü tanımadan ibadet olmaz. Yaparsan da kabul olmaz, makbul olmaz. Çünkü sen Allah'a inanmadan, isimlerin sıfatlarını bilmeden, Allah'a gökte diyerek, haşa, baba diyerek, oğul diyerek, karısı var, kızı var diyerek, haşa, Allah'ın şirk koşarak, istediğin kadar namaz kıl, oruç tut. Şeriatını inkâr ederek, Kur'an'ın âyetlerini inkâr ederek, hiçbir ameli makbul olmaz.
- 06:33
Önce itikad meselesidir. Doğru ehl-i sünnete göre inanç. Onun için esas maksadı aksâ insanın yaratılışındaki en büyük gaye nedir? Allah-u Teâlâ'nın zâtının sıfatlarını, fiillerini. Zât hakkında, kün-ü zât, zâtının özü, bizim idrakimizden uzak, aday edemeyeceğimiz, kavrayamayacağımız kadar yüce. Dolayısıyla, ama onu da öyle bilmek, o da zâtla ilgili ilim işte.
- 07:00
Şah-ı Nakşibend Hazretleri'nin buyurduğu gibi, küllü mâ hatarabbi bâlik fellâhu câle mâ sivâli hâli. Aklına, hayaline, düşüncene ne geldiyse anla ki Allah o değil. Senin aklına, hafızalığına sığacak bir şey midir, haşa? Onun için, tabii sıfatlarından az çok biliyoruz. İsm-i Şeriflerin sıfatları birbirine tabidir.
- 07:23
Onlar geçişlidir. Bazı kere her isimden de bir sıfat çıkıyor tabii. Sıfattan da ona göre isimler çıkıyor. Hayat sıfatı varsa, hay ismi var. İlim sıfatı varsa, âlim ismi var, âlim ismi var, allâh ismi var. Semâ sıfatı var, işitmek, semîa ismi şerifi var, basar görmek, baser ismi şerifi var. İrade sıfatı var, mürid sıfatı var, ismi şerifi var, kudretine kadir var, kadir var,
- 07:45
mesela. Anladın mı? Vücut diyorsun, vacibül vücut çıkıyor ondan, varlığı kendinden ve onun yokluğu düşünülemez demek. Kıdem sıfatı, ezelî olması, oradan ezelî ismi de çıkıyor, kadim ismi de çıkıyor, beka, sonu olmamak ondan, elbâkı ismi şerifi çıkıyor, vahdaniyetten zaten vahid çıkıyor, ehad çıkıyor, ondan sonra kıyam-i nefsî zâtıyla durmak, muhâlefetül havâdît,
- 08:15
sonradan yaratılanlara benzememek, işte leyseke, misli şey falan, bunların hepsi birbirine geçişlidir. Bazı sıfatlardan, çoğundan isim çıkıyor, ismi şerif çıkıyor, ismi şeriflerden de sıfatı şeriflerden çıkıyor. Dolayısıyla senin dünyaya gelmenin gayesi buydu. Seni Allah-u Teala kendi yüce zâtını bildirmek ve buldurmak ve rızasını kazanarak cennetine kavuşturmak
- 08:42
ve sonsuz hayatta mutlu etmek için yarattı. Esasen. Sen ne yoldasın, ne yerdesin, ömrünü neyle harcıyorsun? Maaşlarla, haşlarla, aşikelerle, bahislerle, bilmem nelerle, fuzuli fuzul işler. Yani bir de daha büyük günahlarla da tabii ömrünü harcayanlar var Allah muhafaza. Bu ömür serması, bir nefeste bir kelime-i şehadet, bir kelime-i tevhid, bir subhanallah desen
- 09:12
mizanı dolduruyor, ebedi cenneti kazanıyorsun. Sana Allah ne kadar nefesler vermiş, boş boş geçiriyorsun. Mantıkla, felsefeyle uğraşacak zaman mı var? Ne zaman Allah'ın kulluğu bitirdik de Mevlamız'ı tanıdık, bildik, bulduk da Mevlamız'ın rızasına erdik, eriştik de bunlarla uğraşabiliriz? Yazık değil mi bize ya?
- 09:33
Onun için kanî zevk-i irfan sirr-i vicdan, kanî mi'râci rûhâni beycan, diyor İsmet Garibullah Büyükşehir Efendisi Kudresur Hazretleri. Sen Allah'ı da bilecektin, O'nun tadına erecektin. İrfan, marifetullah, Allah'ı tanımak demek. verecektir. İrfan, marifetullah, Allah'ı tanımak demek, bilmek başka, tanımak başka.
- 09:52
Allah-u Teala hakkında tanımak sıfatı kullanıyor. İrfan, Arif-i billah demek, âlim-i billah demek, yani âlim-i billah yani âlimi bilâllâh bilen bu âlim lafı Allah hakkında kullanmıyor. Fıkıh ilminin âlimidir, tefsirin âlimidir, hadisin âlimidir, tamam. Ama Allah'ın âlimidir, Allah'ın arifidir. Arif demek, tanımak demek.
- 10:11
Hani diyor, Allah'ı tanımanın zevkine erecektin, vicdanının, iş buluşunun sır latifesine, hafî latifesine, akfâ latifesine geçiş yapacaktın, kendi ruhunu tanıyacaktın, kendini tanıyan Rabbini tanır, sırrına erecektin. Hani Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in bedeniyle, emruuyla miraç yaptı, bize o yok.
- 10:33
Hiçbir velileri de yok, bedeniyle miraç. Ancak ona nasip oldu. Ama sen de ruhunla miraç yapacaktın. Çetel-i Kaddeste'nin icrası ve seyredişlilik vazifelerinin îfâsı ve onları hep Efendimiz buyururdu. Sen anlasan da anlamasan da, kimi görerek gider, kimi görmeden gider Ama illa bu yola devam eden, Allah'ın Celle Celaluhu'nun seyredişliliklerini icra eder.
- 11:00
Mânevî yolculukta ilerler yani. Hani o ruhani miraç, o zaman ruhun zaten arşın nurundan arıldı, bedenine sokuldu, şimdi bedenin içine sıkıştı, sıkıldı, hiç istemiyor. Bir an evvel ölsem de kurtulsam diyor ama işte, o bedenle mesul mükellef olduğu için, o bedende günahkar olsa o ruh da azap çekecek tabi.
- 11:23
Halbuki onun yaratılış gayesi Allah'ını tanıması, bilmesi, bulması ve vicdanen O'na erişmesi ve ruhen, ruhaniyetle miraç yapması. Yani arşa kadar, sidretül münteha kadar, cennetlerin hepsine, cennetlerin tavanı arş, en üstün. Oralara kadar ruh yükselebilir mi? Yükselir. Merkezlik yükselmez tabi.
- 11:49
Önce müslüman olacak, sonra ehl-i sünnet olacak, sonra namazda abdestli olacak, haramlardan sakınacak vs. vs. Sonra çok zikir yapacak Mevla'ya kavuşmak için falan. O zaman biz bunlar için yaratıldık. Maksad-ı aksa buydu. En zirve nokta aradığımız buydu, bu olmalıydı. Sen ne yaptın? diyor. Allah'ın zatıyla sıfatlarıyla, fiillerle ilgili hiçbir şey bilmediler.
- 12:16
Hiçbir şeye ulaşamadılar. Duyu organlarını, havasını vermiş, ayak vermiş, gözü vermiş, kulak vermiş, tatma duysu vermiş, dokunma duysu vermiş, koklama duysu vermiş. Bunlar ne kadar büyük iş görüyor. Mevla'nın varlığını bildiğin en büyük delilleri yani. Bütün Kur'an bunları anlatıyor. Allah sizi analarınızın karınlarından çıkardığı zaman çıkarttı ki
- 12:45
Hiçbir şey bilmiyorsun, ismini bile bilmiyorsun. Zaten isim de takmışlar sana. Taksalar da bilmiyorsun. beyinler verdik de verdik. Şükredesiniz. E şükür neyle olacak? Allah'a ibadet ve kulluk. Allah'a ibadet ve kulluk neyle olacak? Allah'ı tanımadan olmaz. E şimdi bu felsefeciler ne yaptılar? Ne imanda haberleri var, ne Kur'an'da haberleri var.
- 13:15
Kafalarına göre takılıyorlar. Boşa çıkarttılar yani. Yani zihni ve fikri düşünce bazında yanlış yapmaktan koruyan mantık ilmini, felsefe ilmini esasen onu o iş için kurdular. Ama onu ne yaptılar? Boşa çevirdiler. Yani bir insan suyu niye alır? İçeyim de hani yaşayayım. İçmedi, içmedi, susuzluktan öldü.
- 13:56
O suyu ne yaptı? Zaha etmiş oldu. Yemedi, öldü, hasta oldu. Yemeği ne yapmış oldu? Zaha etmiş oldu. Bu niye lazımdı? Değil mi şimdi? Onun için onların fikrini, zihnini yanlış yapmaktan koruyan aleti ne yaptılar? Zaha ettiler. Ve tökezlediler.
- 14:25
Aşva demek işte önce renk körlüğü oluyor. Sonra akşama yakın gören meme başlıyor. Sonra tavuk körlüğü mü diyorlar, ne diyorlar böyle bir şey? Yani kör diyelim. Kör devenin haptı. Hapt demek, gören bile tökezleniyor orada. Kör nasıl? Düz gidecek. Kör devenin tökezlenmesi gibi tökezlendiler. Ve bak o kaldılar.
- 14:50
Nerede kaldılar? Fitih dalaleti. Tih, sahra, çöl demek. Sapıklığın, yani hani bir... Hani bir yolu şaşırırsın mahalleyi, yanlış gidersin, şudur budur, yine oradan birine sorarsın, oradan biri seni görür, kayıp mı oldun, nereden gidiyorsun, nereye arıyorsun falan bir şey. Ama çölün ortasında, dalaletin, felaketin, sapıklığın ortasında çölünde kalırsan ne olacak o zaman?
- 15:19
Hiçbir yola çıkman, doğru yolu bulman, buldurulman imkansız hale gelir. Kemer o kimseye benzer ki, yühey yühe hazırlıyor, âlâet-i harbi, harb-ı aletlerin içiniyle, senelerce topak hazırlıyor, tüfek hazırlıyor, silah hazırlıyor, ok hazırlıyor, mızrak hazırlıyor, kılıcı hazırlıyor falan filan filan. Düşman çıkacak da, ya da ben gideceğim de harp edeceğim.
- 15:44
Sünme sonra ne yapıyor? İzâ-câ geldiği vakit, vakt-ül harbi, tam harp zamanı geliyor, düşman karşısına geliyor. İki ordu karşılaşınca, yuzayı yiyor, zayi ediyor havası, duyu organlarını zayi ediyor. Bu sefer gözü kulağı görmeyince de eli ayağı tutmuyor. Yani o gözü kulağı olmayanın hangi âleti hatta kullanabilir?
- 16:06
Her şey gözü balızası, görmediğiniz zaman hepsi bitiyor. Ve ne istiham ediyor? Bu sefer kullanamıyor el âleti, bu kadar yaptığı hazırlık aletlerini kullanamıyor. Yani Helima'nın merkep hikayesine döndü. Eşek dokuz türlü yüzgeç bilirmiş, yüzme yani. Balıklama, kurbağalama, işte bilmem neme, köpekleme, her türlü yüzmeyi biliyor.
- 16:27
Ama denize düştü mü panikliyormuş, boğuluyor. E niye yaradı bu yüzme sanatları? Dışarıda kırk çeşit yüzme öğrendin, düşünce denize boğuldunsa, bu kadar âlet edevat hazırladın, mantıktır, felsefedir, şunu şunu şunu, niye? Bu kaideleri kendi kurdular, kendi kaldırdılar. Bu kaidelere uyarak neticeye varalım, doğru netice bulalım diye.
- 16:51
Peki o kaideleri koydular ve o kaidelere kendileri uymadılar. Ve o kaideleri ve âletleri ve ilmi âletleri yani kullanamadılar. Çünkü kullanabilseydiler, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bulurlardı. Kendi dönemlerinde, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden evvel gelen peygamberlerin hangisinin dönemindeyse
- 17:12
o peygambere tabi olurdular, onun şeriatına tabi olmaları lazımdı. Akıllı mantıkla çözülecek iş olmadığını anlamaları lazımdı. Onun için burada bizim meselemiz nedir diyor? Allah'ımızı bilmek ve bulmak, O'nun Zat'ın istifatları ve fiilleri hakkında malumat sahibi olmak. Bir koca karı, yaşlı karı hamal olsa en şerefli insandır yani.
- 17:41
Allah'ını bilenden daha büyük kimse. Ve bu hep sonsuz cenneti kazanır. Sen ne yaptın bu kadar akıllı fikirle? Üzüldün, taşındın, biraz da kaşındın. Ondan sonra cehennemi boyladın. Dünyanın en akıllı adamı geçinen Hristos'u, Eflatun'u, Sokrat'ı bilmem nesi cehennemin dibini boyladığı vakitte müşrik gördükleri için ondan sonra akılları onlara ne fayda edebilir?
- 18:04
Dünyada çok akıllıymışlar da, herkes gıpta ediyormuş da, çok zekilemişler, kitaplar yazmışlar, ortaya koymuşlar. E tamam. E bunlar niçin yapılmalıydı? E burada cennete gitmek için. E sen öldün, dirildin. Sen zaten dirilme bile inkar ediyor felsefeciyle. Cesetler dirilmeyecek. Ama ceset dirilmese zaten ruh ölmedi ki ruhsat da diri.
- 18:25
E ne saçmalık. İşte demek ki akıl hidayete ulaşmak için yeterli değil. İlla Allah'ın tevhidini refik eylemesi ve bizim muvaffak kılmasını bize yoldaş eylemesi lazım. Bunun için de insan iyi niyetli olacak, Rabbine yalvaracak, hep hidayet isteyecek.
- 18:48
Ey benim kullarım hepiniz dalalette felakettesiniz. Hepiniz sapıtmışsınız. Kimse yolunu bilen bulan yok. Benim doğru yola eriştirdiklerim müstesnadır. Hidayet isteyin sizi hidayete ulaştırayım. Sen her mesele dedin ki ya Rabbi bana doğruyu göster. Ben inat etmiyorum. Ben efendim kafama görüş yapmıyorum.
- 19:07
Şu şöyle bu böyle demiyorum. Senden hidayet istiyorum. Sen beni yönlendir ya Rabbi dediğin zaman benden hidayet isteyelim. Ben yola getiririm Allah'a buyuruyor. Ama şartlanmış kafalar. Ayet de görsem inanmayacağım. Efendinin kendisinden de efendim senin duysaydın halife bırakmadığını yine inanmayacağım.
- 19:27
Şartlaşmış kafalar, taşlaşmış kafalar. İşte bunlar hidayet bulamaz. Çünkü neden? Kafan boş olacak, açık olacak. Hidayete açık olacak. O zaman Allah'tan hidayet istersen Allah seni doğru yola muvaffak edecek. Ama sen hesaplarla, kitaplarla o şöyle olsa böyle olur. Ona tabi olsam reisliğim elimden gider.
- 19:50
Buna uyarsam şey yaparım. Bunu dinlersem şöyle bunu dinlerim. Ya bu hak ise tabi ol da. Anladın mı peygamber? Ebeşşehir hükümetlerine ne? Bizi bizim gibi insanlar mı idare edecek diye fekefaru kafir oldular. Ve tevellehu peygamberlerin davetine icabetten yüz çevirdiler. Ve estağfirullah Allah da dedi benim sizin gibi gavurlara ihtiyacım yok.
- 20:14
Ondan sonra hepiniz cehenneme. Canınız cehenneme buyurdu. Mevlesine zorla müslüman edecek kardeşim. Efendi tüknü'n-nası hattâ künü mü'minin. Habibim sen mi insanlara zorla mü'min edeceksin yahu. Doğruyu hakka anlat, hidayeti anlat geç. Kendini merak edeceksin buyuruyor. Bütün Kur'an bunu söylüyor. Onun için sen hidayeti araman lazım.
- 20:38
Allah'a hidayet bulmak için yalvarman lazım. Ben o zaman hidayet yaratacağım Allah'a buyuruyor. Ama sen Ebu Cehiz'in zihniyeti işte ma nerâke illâ bişe'l-mustinâ zennû alis-selamâ Biz de seni bizim gibi beşer olarak görüyoruz. Ya Allah bize melek indirse melekleyen bizi nasıl ayak uyduracağız? Melekten peygamber olsa yemez, içmez, evlenmez, doğmaz, doğurmaz.
- 21:01
Biz nasıl sünnetine itibar edeceğiz? Biz melek miyiz, cin miyiz? Bizi insandan gönderdi. Adam bu sefer itiraz ediyor. Sana reziller tabi olmuş fakir fukaralar mı? Bak mantık yürüyecek. Sen doğur olsaydın eşraf sana tabi olurdu. Ulan ne alakası var? Eşraf nerde tabi olmuş? Bütün peygamberlere tabi olan fakir fukara, garip gruba, zenginlerden şundan bundan birkaç tane yabani yok.
- 21:26
Hak olan tarikatler de böyledir. Ehl-i Sünnet'te hak olan tarikatlar. Ekseli zenginler onlara tabi olmaz. Yani bu işin aslı esası böyle. Sen Allah yolcusuysan senin dünya hırsıyla eşin olmaması lazım. Ama işte kafa, peşler bizi nasıl hidayet edebilir? Bu da benim gibi bir adam olduğuna göre bunlardan nasıl peygamberlik gelebilir, gönderilebilir?
- 21:52
İşte orayı kafası bozmuyor. Halbuki Allah-u Teala dilediğine lütfederim buyuruyor. Sizinle arama etkiler koydum buyuruyor. Tabi ki Allah onun ahlakını, onun faziletlerini, kimin bu işe daha ehil olduğunu bilmez mi? Mevla öyle buyuruyor. Ebu Meksimune Rahmeti Rabbik. Benim rahmetlerimi onlara mı verdim diye taksim ediyorlar.
- 22:14
Ona peygamberlik vermiyorlar, ona velilik vermiyorlar, ona bilmem ne konuşuyorlar. Siz taksimcisiniz. Onun için burada insanın yapması gereken aklı, mantığı, fikri bir kenara koyup vahyi dinlemesi, Allah'tan hidayet istemesi, ayet-i hadis dinlemesi, ilim meclislerinin dinleme sohbeti, ehl-i sünnet alimlerinin dinlemesi,
- 22:39
sonra o aklıyla, o anlatılan ayet-i hadisleri, vahyileri veya yazılan kitaplardan, ehl-i sünnet alimlerinin eserlerinden okuyarak anlamaya ve kavramaya çalışmasıdır. O zaman hidayet istediği vakit bak Allah nasıl hidayet yaratıyor. Milyonlarca insana iman, İslam, hidayet yaratmış. Niye? İşte onların da demek ki bir çabası var, bir irade kudretinin sarfiyatı var.
- 23:03
Hepten sen ben gavurluk yapacağım, Allah beni zorlamış, dersen eder mi yahu? O zaman imtihan olmaz. Onun için bu nokta, işte mektubun devamında, bugün biraz göz tansiyonu fırladı, altmışa çıkmış, zonk zonk zonk sabahtan beri. Sonra hastaneye gittim, serum yedim falan, yani göz serumu varmış, burnumda yeni düştüm.
- 23:25
Bugüne kadar göz serumu hiç görmedim. Tansiyon, gözün tansiyonu altmışa çıkar mı yahu? Normalde 16-17 idi. İşte çok fena oldum. Sabahtan beri tefsire de çalışmış, 3-4 saat yine o gözle çalıştım yani. Hurul furukana da baya bir sersemledim yani, şeylerden dolayı. Epey bir 12-15 saattir ağır çekiyordum.
- 23:46
Şimdi işte serumdan düşürdüler gözünün tansiyonunu da, Elhamdülillah Rabbil Alemin, o kadar yine size bir ders yapma fırsatı buldum. Allah Teala sersemciklerimizi izah eylesin. Hidayetini, tevfikini cümlemize refik eyleyip, akla mantığa değil de vahyeye tabi olan Sa'id ve Bahtiyar Mes'ud kullarına ilham eylesin. Amin. Bundan sonra çok güzel dersler var önümüzde, okuyacağım inşallah. Sallallahu aleyhi ve sellem.
Benzer sohbetler
43:47Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 6) 243. Bölüm 14 Ekim 202614 Ekim 2026 · 44 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 14 Ekim 2026
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026


