Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (3. Cilt 17. Mektûb - 8) 226. Bölüm 7 Ocak 2026
7 Ocak 2026 · 34 dk
13:18 / 33:52Şu an 13:18 / 33:52
Video bölümleri
Transkript
85 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve sallallahu teala alâ seyyidina Muhammed'in ve alâ âlihi ve sahbihi ecma'in. Mektubat-ı Şerife'den seneler evvel yapmışım 17. mektup. 3. kit, 17. mektup. Efendimiz bu mektuba çok önem verirdi. İmra'-ı Salihâ'ya yazılmış. İşte itikadlar hakkında, mübadetlere teşvik hakkında bu mektubun dersleri yapılmış fakat
- 00:38
1-2 dersi şeyden bulamadılar. Arkadaşlar, kayıtlardan bulamadılar. Herhalde bir 15 senesi var, belki de fazlası var. Onun için o aradaki dersi şimdi tamamlıyorum bugün mektubat dersimde. Ondan sonra diğer, geçen sohbette söz verdiğim üzere Evliyaullah'ın farklı suretlerde görünmeleri hakkında o konuyu devam ettireceğim.
- 01:11
Onu da mektubata bağlayacağım, mektubat-ı şerifeden o konunun devamını yapacağım. Hocam, inşaAllahu r-Rahman, burada arayı halletmemiz gerekiyor. Allah-u Rahman. Burada arayıp Buyuruyor İmam-ı Rabbani Kudsesur Hazretleri Ve lev teala sıfatun kâmiletun. Allah-u Teala'nın Allah-u Teala'nın kâmil demek, mükemmel demek, demek, olgun olgun, işte eksiksiz, noksansız sıfatları var.
- 01:41
Bunları hep size söylüyoruz. İşte minel hayati, hayat sıfatı dirilik demek, vel ilmi, ilim bilmek demek, vel kudreti, kudret gücü yetmek demek, vel iradeti, bir şeyin hangi yönde olacağını tercih ettirme manasında. ettirme manasında irade demek. İradeyi karıştırmayalım şeyle, irade arzu etmek diye tercüme ediyorduk evvelce ama
- 02:06
şimdi bizim millet irade, arzu etmeyi istemek manasını anlıyor Türkçede. Bu da tehlike çıkarıyor. Şeyde kavaydül-i mülakaat derslerinde de bunu, bunu keşfettik bu konuyu biliyorsunuz. Çünkü Allah-u Teala hayrı da murad eder, şerri de murad eder. Lakin şerre rızası yok, hayra rızası var.
- 02:28
Şimdi irade İşte irade, bir şeyin iki tarafı eşitken onu olma tarafını ağır bastıran olma yöneliş efendim irade bu. Ama şimdi biz bunu Türkçe'de arzu etmek manasına verirsek şimdi Allah, Celle Celaluhu ehl-i sünnete göre hayrı da murad eder, şerri de murad eder. Kitaplarımız, âyet-i hadisler de bunu anlatıyor.
- 03:02
Fakat muhteşile mezhebi Allah diyor, hayrı murad eder şerri murad etmez diyor. Ya bu sefer Allah'ın murad etmediği bir şeyler dünyada oluyor. Çünkü her tarafta şer dolu. Öyle ilişki için özdünâ diyor. İlişki için özdünâ diyor, tecavüz ediyor, gasp ediyor. Bunlar Allah'ın iradesiyle mi oluyor, irade dışı mı oluyor?
- 03:22
Allah'ın iradesiyle oluyor. Çünkü neden? Allah-u Teala imtihan olsun diye kulunun bu günahları yapmasına yol veriyor. İmtihan olsun. Öbür türlü Allah'ın iradesi dışında olsa Allah olmamasını istiyor, Allah'a rağmen oluyor olacak. Ya bu Allah'a aziziyet isnadı olur. Onun için Ehl-i Sünnet diyor ki rıza başka, irade başka.
- 03:45
İşte Bedül-e Mâlik hasilesinde, Akaid metninde Ehl-i Sünnet'te ne diyor? Cuma Rabbi Hazretleri de ondan beytler alır mektubatta. Şerri'l-kabrihi velâkin leyse yardâ bilmuhâli. Allah-u Teala gayrı da, şerri de, çirkini de, güzeli de murad eder. İmtihan. Ama muhale, çirkine, harama, günaha razı gelmez diyor.
- 04:10
Yani yine âyette in tekfurû fînne Allâha ghanîmûne âkûb. Siz kâfir olursanız Allah'ın size ihtiyacı zaten yok. Ama ve in teşkurû yardâ velâ yardâ li'ibâdi'l-küfr. Kullarının kâfir olmasından razası yok diyor. Ve in teşkurû yardâ huvelekum. Şükrederseniz sizin için razı olur, şükrünüzden buyuruyor. Demek ki rıza başka, irade başka.
- 04:33
Çünkü halk, yaratmak demek. Tabi Mutezi'yle burada zincirleme trafik kazası yapıyoruz. Çünkü Allah şer'in murâd etmez diyor. Ondan sonra diyor ki Allah, kulunun fiilini de Allah yaratmıyor diyor. Kul diyor kendi işini kendi yaratıyor. Allah ona toptan bir şey vermiş. Oradan boz boz harca diyor yani.
- 04:52
Kul harcıyor. Yani yaratmayı da, halbuki Allah-u Teala halku kül şey. Her şey, şey demek mevcut, var olan demek. Ama Allah yaratıyor diyor. E şimdi Kur'an bu âyet. E işte Allah kötülük yaratmaz, Allah kötülük istemez, Allah kötülük... Ya istemek işte buradaki irade de sıkıntı manası var. İstemek ve arzu etmek manası verilirse şu andaki Türkçe'de
- 05:17
razı geliyor manası anlıyor millet. Halbuki Allah-u Teala'nın elbiselerine göre şerre de, hayra da iradesi olur. Şerre rızası olmaz, hayra rızası olur. Onun için orayı arzu etmek, istemek manalarında vermiyoruz. Kavadül Hakikat'te bunun dersini yapmıştım. Ne diyoruz? İki taraftan birini tercih etmek.
- 05:44
Bir şeyin olmasına efendim, olur vermek yani. Olur vermek. İradesini o yönde kullanmak demek. Olsa da olur, olmasa da olur bir şey. Mesela adam şimdi içki içmek istiyor. İçsin mi, içmesin mi? Allah-u Teala ona bir irade kudret vermiş kulun kendisine, cüz'i de olsa. O bütün imkanları hazırlamış. Haram yapmak üzere Allah-u Teala bunu yaratmasa bu içemez.
- 06:17
Boğazında kalır işte, yutamaz. Allah-u Teala istese bin tane mane çıkarır. Ama o zaman imtihan olmaz. Zemzem içene müsaade etse, içki içene engel çıkartsa o zaman herkes günahsız cennete gider. Burası imtihan yurdu. Herkese irade kudret vermiş. Ama o kendi irade kudretini o yönde kullanıyor çünkü. Mevla da onu ezelde bilmiş, öyle yazmış.
- 06:39
Sonradan da şu anda izliyor zaten gülü. E kul bütün hazırlığını yapmış. Harama kullanmak önünde. Mevla ne yapsın? Ha yine de istese engel olur. Olur tabii ki. O yaratmasa bir şey. Hiçbir günah meydana gelmez. Hiçbir şer meydana gelmez. Ama dünyada bu kadar şer hukuku buluyor. O yaratmadan bir şey meydana gelebilir mi?
- 06:58
E gelemez. Peki iradesi olmadan yaratması olur mu? O da olmaz. Çünkü önce irade, sonra kudret, sonra halk, icat. İrade, o yönde Mevlamız bu olsun mu olmasın mı noktasına geldiğinde Allah-u Teala bir şey hakkında irade kullandığı zaman ondan razı olduğu anlamına gelmiyor. Ama onun olmasına onay verdiği anlamına geliyor.
- 07:28
Ondan sonra gücü, kudreti devreye giriyor. Bunlar tabii an meselesi. Ondan sonra halk, yaratma, icat meydana geliyor. İşte böyle. Allah'ın böyle mükemmel sıfatları var diyor. Şimdi hepsine Türkçe mana verdim. Hayat, dirilik, ilim, bilmek, kudret, gücü etmek, irade. İşte arzu etmek diyorduk evvelce. Efendimiz Hazretlerimizin de tabirlerinde irade arzu etmek diye geçiyor.
- 07:55
Ancak Efendimiz Hazretlerimiz onu tabii Mevlamız'ın bir şeye yol vermesi yönlen yani murat etmesi anlamında söylüyor. Ya irade diyeceğiz, Türkçe'de arzu manasını verirsek millet, şu andaki toplum arzu etmek değil, ben bunu arzu ediyorum. Ne demek? İstiyorum. Ama irade şerefi de talip ediyor öyle sünnete göre.
- 08:17
O da ittifaklı. Onun için arzu etmek şeyini milletin anlaması bakımından efendim yanlış dan ziyade yanlış anlamaya müsait buluyorum. Bu sefer adam muteziliğe dönecek. Allah diyecek, şerri arzu etmez. E tabii şerri arzu etmez tabii. Yani razı gelmez manasına arzu etmez. Ama olsun mu, meydana gelsin mi manasında oraya irade kullanmasa Mevla onu halk etmez, yaratmaz.
- 08:45
O yaratmaz inşallah şer meydana gelmez. Halbuki o kadar şer meydana geliyor. O zaman Allah'ın iradesi dışında, İslam dışı bu kadar şerler, zararlar, zevaller meydana geliyor olur. Mutezilerin bataklığına düşeriz. Allah muhafaza. Onun için bu sıfatların hepsi mükemmeldir. Ves semmâ, işitme. İşitmediği bir şey yok.
- 09:07
Vel basarı, görme. Vel kelam, konuşma. İşte bunların hepsi izah istiyor tabii. Harte münezze, sesten münezze bunlar. İşte efendim, bizim gibi ağız lazım değil konuşması için, dil lazım değil, harf lazım değil, ses lazım değil vesaire vesaire. Ve tekvini, tekvin oluşturma, oldurma. Yaratma, icat etme manasına geliyor.
- 09:30
Kevn, kevn oluş manasına geliyor. Kün fey kün de oradan geliyor ya manasında kevn. Tekvin de mükevvenat diyoruz bütün yaratılmış alemlere. Tekvin icat etme manasına geliyor. Oldurma yani, meydana getirme anlamına geliyor. Bunlar hep Allah'ımızın sıfatlarıdır.
- 09:48
Şimdi bunlar tabii muhteşem, eşariyle de muhatürü de eşari nizah lafzıydır yani öyle çok Aralarında şey yok da, ciddi manada bir görüş ayrılığı olmamakla beraber bazı şeyle, bazı sıfatlarda, sıfatlar maalesef tekvin sıfatında şey olabilir. aralarında.
- 10:11
Ancak, yani işte tekvin yaratmak, icat etmek, yarattık bir şeyi yaratırken, çünkü ezelde hiçbir şeyi yaratmamıştı. Sadece kendisi varıdı. Kânallâhu l-mülkü mâ şîh. Onunla beraber hiçbir şey yoktu. Kadim, ezelî olan bir tek ancak Allah'tır. Evveli olmamak manasıyla bu sıfat Allah'tan başkasında, kıdem, ezeliyet, bunlar Allah'tan gayrine ait olmayan sıfatlardır.
- 10:47
Onun için, işte yaratırken mi yaratıcı oluyor, tekvin oluyor, yoksa ama biz diyoruz ki, yani yaratma sıfatı ve kabiliyeti, kabiliyet derken, işte Mevla'ya yakışmıyor bu kelimeler belki ama ibare darlığında konuşuyoruz. Yani bir usta da rahle yapma, işte efendim kürsü yapma veyahut neyse işte marangozda bu kabiliyet varsa,
- 11:15
bu hiçbir eser ortaya çıkartmasa da, yapmasa da yine ona marangoz denir mi denmez mi mesele. Bilkuve denir. Ha bil fiil denmez çünkü meydana bir şey daha çıkartmamış. Ama bilkuve kabiliyet bakımından o gücü var mı? İstese yapabilir mi? Yapabilir. İşte bu gibi konular oluyor. Ama Allah-u Teala'mızın bu sıfatları hepsi kadimdir.
- 11:38
Ve yukalu denilir buyuruyor. Liyazi sıfatı bu sıfatlar, öyle sıfat, es-semaniyeti, sekiz sıfat. Maturid itikadına göre de bunu konuşuyoruz. Bu sekiz sıfatı nedir? Bunlar sıfatlardır, hakikilerdir. Hakikiler demek yani itibari değil. Mesela mutezile işte Allah-u Teala'nın haricen bir şey su sıfatı var, bu sıfatı var denmez diyor.
- 12:09
Zatı var denir diyor. Öz zatı yani kendi zatı var diyor. Efendim işte yaratması itibariyle yaratıcı oluyor. İşitmesi itibariyle işitici oluyor, görmesi itibariyle oluyor. Yani böyle itibarlarla falan. En nihayetinde bu itibarlar zatla toplanıyor diyorlar falan. Ama Allah-u Teala'nın zatından başka bir şey konuşulmaz diyorlar.
- 12:34
Allah var, tamam. İşte Allah'ın hayat sıfatı var, ilim sıfatı var. Onları adiletten konuşma diyor. Allah var, onunla beraber işte ne varsa var. Böyle söylüyorlar. Ama el-Sünnet böyle demiyor. Hakikiyetün diyor. Hakikiyetün ne demek? Gerçek manada onlara ayrı yeten isim veriliyor. Yani hayat sıfatı, ilim sıfatı bak 8 diyorsun.
- 12:56
Öbür türlü itibarlarına bakarsan, Mevla'nın yaptığı işlere efal-i ilahiyeye gidersen itibarları ne 8, ne 18, ne 18 bin, ne 18 milyon, ne milyar. Herhangi bir şanda şunata gidersen şanları ve itibarları, şunat, itibarat diye geçer mektubatta. Şanları, itibarları, Mevla'nın yaptığı işleri, fiilleri, önemli işleri.
- 13:18
Ondan sonra teallukları, işte efendim sıfatlarının teallukları, ilgilenme alanları. Efendim bu kadar mahlukatla mevcud, her biriyle özel ilgisi var, alakası var, yaratması var falan. Ona gidersen zaten o 8'te durmaz ki. E zaten onların hepsini tekvinin içinde, tekvin sıfatının içinde değerlendiriliyor, var etme.
- 13:39
Halk, icat, mesela işte. E şunat, itibarat sayısızdır yani. Bize göre sayısız sınır yok. Mevla'nın ilmi, her şeyi Mevla bilir ama Mevla'nın kelimelerinin sonu yok, ilminin sonu yok, yaratmasının sonu yok. Hiçbir yerde durmaz ki Mevla'nın işleri, fiilleri. O noktada durur diyemezsin ki. Sen nasıl sınırlayacaksın ya hata edeceksin, sayı sınırlayacaksın, haşa.
- 14:05
İşte şunat, itibarat, onların hepsi tekvinin içinde. Yani yaratma sıfatının içinde değerlendiriliyor. Onun için 8'den biri tekvin olduğu zaman, onların hepsi tekvinin içinde oluyor. Ama sen muhtecile gibi konuşursan, şanlar ve itibar, yani şu itibarla, bu itibarla dediğin zaman, bu ne 8'de durur, ne 18'de durur.
- 14:24
Onun sonu yok. Ama ehl-i sünnet, hakiki manada 8 tane adını koymuş. Bak 9 değil, 7 değil. Hakiki dediğin, efendim, şeyi belli. İsmi de var, ismin karşılığının müşemması da var. Ve kesin konuşulabilen, şuna, şu yönden böyle, bu yönden şöyle, şu itibarla böyle, bu itibarla böyle değil. Bunlar Allah-u Teala'mızın ezeli, kadim sıfatlarıdır diyor.
- 14:54
Ne diyor? Veyya bu sıfatlar kadimetün. Kadimdir diyor. Ne demek kadim? Kıdem sahibi. Kıdem işte askeriyede, maskerde, kıdemli, başçavuş, kıdem. Kıdem önce gelendi. Mevla'dan daha kadim yok. Çünkü Mevla Teala'nın varlığı kendinden olmadığı hiçbir zaman yok. Zatının da olmadığı hiçbir zaman yok, sıfatların da olmadığı hiçbir zaman yok.
- 15:14
Çünkü sıfatlar zattan ayrılmaz. Sıfatlar zattan ayrılmaz. Ama zatın dışında o sıfatlar ayrı tek tek konuşulur mu, ismiyle mi konuşulur? Ne diyor Abdülhamal'de? Yani zatının sıfatları da zatına ait sıfatlar. İşte bu hayat, ilim, şem'i, basar. Bir de var mesela sıfat-ı zatiye var, sıfat-ı sübutiye var.
- 15:47
Şimdi sıfat-ı zatiye, zatına ait sıfatlar. Onlar vücut, kıdem, beka, vahdaniyet, buhalefetü'l-hüvâdis, kıyan bir nefsi. Vücut var olmak. Türkçe'de yine yanlış kullanılıyor. Vücut yaptı, kas yapınca vücut yaptı. Halbuki ne alakası yok da beden demek istiyor da. Halbuki vücut mastar yani, var olmak demek.
- 16:10
E varlığı kendinden olan yegane varlık sadece Allah-u Teala'dır. Geri kalan her şeyin varlığını Allah yarattı. Allah'tan geliyor varlıkları. Emanet alınma yani. Mevla emanet verdi. İstediği zaman çöker alır. Ki alıyor zaten. Ama Allah'ın varlığını kimse alamıyor mu? Haşa. Vücut varlık var olduğu, var olması kendinden olmak.
- 16:31
Kıdem, evveli olmamak. Yani ne kadar geri gitsen Allah-u Teala'nın olmadığı, bulunmadığı bir zaman dilimi, bir an bir şey bulamazsın. Beka, sonu olmamak. Beka sorunu var deniyor ya devletin beka sorunu var falan. Yani kalıcılık, kalıcılık sorunu var. Yani işgal tehlikesi var falan. Beka, sonu olmamak.
- 16:56
Allah-u Teala'nın ileri doğru ne kadar gitsen de milyon, milyar katı, trilyar rakamlar biter. Sayfalar, bilgisayarlar çöker, duman çıkar, motorlar yanar. O kadar ileri git. Allah-u Teala'nın olmadığı bir zaman düşünülebilir mi? Varlığı kendinden olanın yok olması muhaldir. Zaten madem varlığı kendinden, kıdemi sabit olanın ademi muhaldir diyor.
- 17:21
Ne demek? Varlığı başkasından değil ki başkası onun varlığına son verebilsin. Varlığı kendinden olunca kendi kendini niye bitirse? Onun için kıdemi sabit olanın ademi muhaldir. Yani ne demek? Ezeliyse bir şey kadimse, yani evveli yoksa, başlangıcı yoksa bu demektir ki varlığı kendindendir. Varlığı kendindense yokluğu da düşünülemez.
- 17:41
İşte o beka sıfatıdır. Vücut var olmak, kıdem evveli olmamak, beka ahiri olmamak, yani sonu olmamak. Vahdaniyet tek bir olmak. Hiçbir yönden ikisi yok. Mukalefetü'l-havadis. Muhalefetulil havadis, havadis derler, Türkçe'de havadis, Türkçe'de her şeyi yanlış kullanıyordum, Türkçe'de her şeyi yanlış kullanıyorlar.
- 18:01
Tıpkı Arapça kelimeler ama havadis. Arapça kelimeler ama havadis, olup bitenler bu. Olup bitenler bana sırada geliyor da. Şimdi haberlere diyor havadis. Yani haberler tabii olup bitenlerin ne olmuş ne olmamış. Oradan gidiyor da. Mukalefetü'l-havadis. Sonradan yaratılan her şey sonradan yaratılan. Bu alemde Allah-u Teala'da, Mevla-zat-ı Alem'de sınırlanmaz da.
- 18:22
Yaratılanlar alemi, mahlukat, mevcudat, mükevvenat, ne dersen de, var olanların hepsi sonradandır. Çünkü Allah-u Teala onu yarattı. Yarattığı noktada başlamış oluyor. Ondan gerisinde yokluk var. Yokluğu var etti de, yok iken bunlar var. Mevla-i Teala var etti diyor. Dolayısıyla var iken yok idi insu, melek, arşu, fersu, işte ayı, günhem, nuh, felek,
- 18:53
dokuz felek, yedi kaç semase, kürsü, arş. Bunların hiçbiri yoktu diyor. Mevlid-i Şerif'te. Bunların hepsi itikad dersi yani. Mevlid diyorsun, nara atılacak veyahut da işte efendim, makam yapılıp da millet bağıracak diye okunmuyor. Esasında akaid diye okunuyor yani. Akaid var, orada siyer var, orada fıkıh var, her şey var.
- 19:16
Mevlid'de ne ilimler var. Ondan sonra, işte efendim, sonradan yaratılan hiçbir şey Mevla'ya hiçbir bakımdan benzemez. Kıyam bir nefsi, varlığı zatındandır. Kendi zatıyla durur. Hiçbir şey kendi zatıyla duramaz. Ben zatımla duramam. Kökler yerler zatına duramaz. Kökler yerler kaymasınlar diye Allah tutuyor.
- 19:41
Her şey Allah ile kayıp. Allah Celle Celal zatıyla kayıp. Ona kimse destek ihtiyacı yok. Kimseden bir şey almaz. Çünkü hiçbir şey yokken O vardı. İşte bunlar zati sıfatlar. Bu zati sıfatlar da kadim. Efal sıfatları da kadim. diğer hayat-i ilim, sömür, sübûti sıfatları, onların sekiz sıfatı da sübûtiye deniyor.
- 20:01
Sübûti sıfatları Allah hakkında sabit. Onlar da kadim. Hatta efâl de kadim diyor. Orada bazı ehl-i sünnet içinde bazı tartışmalar olmakla beraber. Efâl sıfatları da kadim. Ne demek? Yaratması, rızık vermesi, öldürmesi, diriltmesi. Ama bunlar yarattıktan sonra başladı. Yarattıktan sonra başladı ama yaratmadan evvel de yaratma sıfatına sahib idi.
- 20:22
Ne dedik? Marangoz Hiçbir eser meydana çıkartmasa da o sıfata sahip. Bunun gibi. İşte bunlar kadîmetün kadîmdirler, mevcûdetün mevcutturlar. Mevcut yani var. Nerede varlar? Filhârici, hâriçte. Yani ne demek hâriçte? Allah'ın zatının dışında konuşulması lazım. Hâriç dışarısı demek yani. Hâriç çıkan demek.
- 20:43
Hâricet çıktı da. Hâriçte. Hâriçten neyi kastediyor? Yani Allah'ın zatının içinde bunlar mündemiştir. Ayrıyetten hayat elimize bir basar saymak lazım değil veya saymamak lazım. Sayarsan kudemenin teaddüdü lazım gelir. İşte Allah'tan başka sekiz tane daha kadîm var demiş oluyorsunuz diyorlar bize mutezile.
- 21:02
Biz de diyoruz ki siz salakana mısınız? Bu sekiz tane sıfat hâriçte var ama bunların sekizinin de mevsufu, o sıfatın sahibi kim? Allah-u Teala'nın zatı. Sekiz değil on sekiz olsa da sahibi tekse tek yere râcidir. Biz burada kadimleri niye çoğaltalım? Allah-u Teala var, hayat sıfatı da var. Allah hep hayat sıfatıyla haydır.
- 21:24
İlim sıfatıyla âlimdir, âlimdir, allâmdır. Sem'a, işitme sıfatıyla semî'îndir. Basar sıfatıyla bası'îndir. Ama bu ezelden ebede böyledir. Ama bu sıfatlar ayrıyetten sayılacak mı? Sayılacak. Sayılacak ama bunlar kadim mi kadimdir? Evveli yok onların da çünkü neden? Zat sıfattan boş kalır mı? Boş kalırsa ne olur?
- 21:46
Âlimsiz bir zat, cahillik lazım gelir. İşitme sıfatı olmayan bir zatta sağırlık lazım gelir. Şimdi bende işitme sıfatı yok dense bana ne denmiş olur? Sağır denmiş olur. Görme sıfatı yok dense, kör denmiş olur. Bunda bilgi yok, bir şey yok, ilim sıfatı yok dense cahil denmiş olur. Sıfatı zattan nasıl ayrılsın?
- 22:07
Onun için kadîmâtun masûnâtun zevâli. Hem evvelleri yok aynı Allah'ın zatı gibi zevâlden korunmuşlar yani bâkîdirler, sonları da yokluk düşünülemez. Çünkü Allah'ın zatına düşünülemeyen şey sıfatlara da düşünülemez. Çünkü sıfatlar zattan ayrılmaz. Bunlar hariçte konumlu mevcuttur diyor. Hariçte ne demek?
- 22:29
Bu Allah'ın zatının içinde bu sıfatların hepsi var. Öyle karmakarışık bir şey yok. Ayrıyetten bu sekiz sıfat sayılacak diyor el-i sünnet. Neyle beraber? Vücûdîn. Bunların varlıkları var. Zâidîn. Zâidîn ziyâdeten. İlaveten bunlar konuşulacak. Ala vücûd-i zâti zât-ı pâkişü mâniye. Allah'ın öz zâtının varlığına ilaveten bunlar ayrı konuşulacak.
- 22:51
Teâlet ve tekaddeset yüce ve mukaddes olan zât-ı pâkişü mâniyenin zâtına ziyadelik var burada. Ziyade varlık ne demek ziyade varlık? Yani ayrıyetten Allah haydır, alimdir, semîdir, basırdır denmez diyor muhtesile. Zât-ı pâkişü mâniyesi işte mükemmeldir. Bütün kemâl sıfatlarla muhtesildir. Nursan sıfatlarla münezzehtir.
- 23:17
Ehl-i sünnet ne diyor? Ehl-i sünnet diyor ki Allah'ın zâtı vardır. Ondan sonra hayat sıfatıyla haydır, ilim sıfatıyla alimdir, semîd sıfatıyla semîddir. Ayrıyetten bunları konuşmak icap eder. Kemâ ve nitekim bu husus mukarrarûn. Takrir edilmiş, beyan edilmiş. Ehl-i hak dediği ehl-i sünneti kast ediyor.
- 23:36
Hak ehli yani. Ehl-i sünnet vel cemaat. Allah sahillerini meşgul etsin. Çalışmalarını, gayretlerini, kabulünü ihsan etsin diyor. Onların nezdinde bu görüş kesinlik kazanmıştır. Velem yakul, hükmetmedi. Söylemedi yani. Ba ile kullanılırca hakeme mahasına geliyor. Yani velem yahküm demek. Hükmetmedi. Neyle?
- 23:57
Vücudu sıfatı zahideti. Bu şekilde Allah'ın zâtına ilaveten yani zâtının dışında sekiz sıfat konuşulması lazım diye bir hüküm vermedi. Kim? Ehadün işbiri. Minel fıraki fırkalardan. Öyle fırka el-mukhalifeti ters giden yetmiş iki fırka efendim gayri ehl-i sünneti vel cemaati ehl-i sünnet vel cemaatin dışında biliyoruz yetmiş üç fırkaya bölünecek.
- 24:26
Biri cennetlik. Fırka inâciye kurtulacak ehl-i sünnet. Onun üstüne yetmiş ikisi cehenneme mutlaka girecek. İtikadının pisliği kadar yanacak. İmanı kurtardıysa çıkar ama cehenneme uğramadan cennete gidemez. Çünkü sorunu amelde değil, günahta değil. İtikad ve akılda olduğu için ehl-i sünnetin dışında hiçbiri Allah'ın bu sıfatlarını konuşmuyor.
- 24:46
Şeker Allahü Teala'ya sa'yum. Allah sa'yıları meşgul etsin. Ehl-i sünnetin görüşü haktır diyor yani. Öbürleri diyor sıfat konuşmanın bir anlamı yoktur. Allah'ın zatı var, başka bir şey yok diyorlar diyor. Bu da ehl-i sünnete uymuyor. Hattâ ta hattâ inne sufiyyete müteahhirîne Son dönem sofileri, tasavvuf ehli diyor.
- 25:09
Son dönem derken İmam-ı Hakk'ın zamanı 400 sene evvel bundan, 450 sene evvel. Onun döneminden de demek ki o dönem ve ondan evvelini konuşuyor. Minel firkati nâciyeti. Fırkayı nâciyedirler. Yani kurtuluş fırkası. Ehl-i sünnet, tasavvuf ehli var. Ehl-i sünnetten bir de ehl-i sünnet dışı tasavvuf ehli de var.
- 25:27
Sapıtmış, dolu, sahtekarlılar, şerkliler, bilmem neler, namaz kılmazlar, oruç tutmazlar, karılarla el öptürürler. Onlarla konuşmuyoruz. Ehl-i sünnet olan tasavvuf ehli var. Kâlu onlar da hükmettiler bir ayniyeti, sıfatı. Sıfatların aynı olduğuna, ne'l-izzâti. Sıfatlarla zat aynıdır demişler. Hepsi birdir.
- 25:50
Sıfatları ahiretten konuşmaya bir lüzum yok diyenler var. Sofiye'den, tasavvuf ehlinden diyorlar. Ama Bu usta onlar uygun muvaffakat etmiş oldular. Ehl-i sünnete ters düşen fırkaları uygun konuşmuş oldular. Bu da yanlış oldu. Gerçi onlar kaçınsalar daha sıfat, Allah'ın sıfatlarını nefret etmekten kaçınırlar.
- 26:14
Yani Allah'ın sıfatı yok demiyorlar. Mu'tezile sıfatları yok diyor. Yetmiş iki fırka sıfatları yok diyor. Tasavvuf ehli, yani meşayıhtan bazıları, bazıları yani hepsi değil. Onlar Allah'ın sıfatları yok demiyorlar haşa. Sıfatları var diyorlar. Lakin zatıyla aynıdır diyorlar. Ama mesela ehl-i sünnetle diyor ne aynıdır ne gayrıdır.
- 26:40
Şimdi ne aynıdır ne gayrıdır. Burayı doğru anlamak lazım. Çünkü neden? İlim bilmek demek. Âlim bilen demek. Bilmekle bilen bir olmaz. Çünkü bilen zattır. Şahıstır. Efendim, bilmek arazdır. Çünkü sıfattır. İlle bir şahısla kaim olabilir. Kendi başına duramaz bilmek diye bir şey ortalıkta nasıl gelecek.
- 27:03
Birinin ilmi ise o âlime rücu eder. O sıfatın sahibine yani, mevsubuna. Dolayısıyla sıfatları ayrı konuşmak lazım. İlim bilmek, sevme, işitmek, basar görmek, kudret gücü yetmek. Bunlar mastar olarak konuşuluyor yani şey olarak. Dolayısıyla gayrıdır da diyemezsin. Çünkü o sıfatın mevsubu sekiz sıfatta olsa sahibi tek Allah.
- 27:34
Onun için gayrı denmez. Ama aynı da denmez. Niye aynı denmez? E şimdi bilmek diye bir sıfat var. Bir de bilen diye bir zat var. Bilmekle bilen bir olmaz ki. İşte bu fark var. Bu sıfatla zat aynıdır birbirine diyorlar. Ama sıfatlar yok demiyor bak. Sıfatlar zaten aynıdır derken sıfatı kabul etmiş oluyor zaten.
- 27:56
Sıfat var demiş oluyor. Ama aynıdır yani diyor. Lakin o yani aynı demek lazım. Lazım geliyor. Onların kaidelerine göre aynıdır deyince ve lakin de o yani muvaffakat ehl-i sünnet dışı fırkaların temel kaidelerine uymuş oluyorlar. Yani uymak kastıyla bunu konuşmuyorlar. Ehl-i sünnetten çıkmak için yani ehl-i sünnetten muhalefet için bunu konuşmuyorlar.
- 28:26
Sıfatlar zaten aynısıdır deyince Yani o tasavvuf eyleme usulüne ne lazım geliyor? Muhaliflerin dediğine kapağı alamak lazım geliyor. Ve ibarelerinden akla gelen yani konuştuğunla sıfatlar Allah'ın zatının aynıdır dediğiniz zaman senin ibarenden ilk akla gelen haricen sıfatlar 8 tane ayrı sıfat var konuşmuyorsun demektir.
- 28:56
Halbuki ehl-i sünnet ayrıyetten sıfatları sayıyor. Bu muhalifler dediği mutezile vesaireler 72 fırkadan olanlar sanıyor olan Allah'ın mükemmel sıfatlarını nefret etmekte Yani Allah'ın sadece zatı var diyelim arkadaş. Zatın üzerine bir daha ilave etmeyelim. Ya bizim ilave ettiğimiz ne? Zata ait sıfat zaten.
- 29:21
Başkasının sıfatını gelip Allah'a takmıyoruz ki aşağı. Veyahut Allah'ın sıfatını alıp başkasına takmıyoruz ki aşağı. Ama işte kafaları öyle basıyor. Sıfatlar diye bir şey yok diyorlar. Allah'ın mükemmelliğinden dolayı sıfata ihtiyacı yok diyorlar. Mübarek Allah'ı ben mi sıfatlayacağım? Kendi zatını mı sıfatladığı gibi sıfatlayacağım?
- 29:42
Allah-u Teala'yı ben mi kendi kafama göre, aklıma, mantığıma felsefe yapıp da bulacağım? Yoksa Allah bana vahiy indirmiş, Kur'an'da, sünnette ne buyurmuşsa Allah'ı onunla mı tanıyacağım? Allah'ı kendinden başka tanıyan olamaz ki tanısın. Ancak kendi bilir, kendi bildirir yani. E biz Kur'an'a, hadise bakıyoruz, ayrı ayrı sıfatlar sayıyor Mevla'nın Zat'a ait olan.
- 30:04
O zaman vefâregûbunlar ayrılmış oldular en nesûsa, naslardan, delillerden. El-Kur'âniyye'te Kur'an'ın nasları var, delilleri var. Allah-u Teala bu sıfatları semî'un diyor, dasîrûn diyor, ve mâ leksin kadîrûn diyor, ondan sonra kâdirûn diyor. Bütün bu sıfatları Mevla beyan ediyor. İşte bazısını fiil olarak, bazısını ism-i fâil olarak değişiyor tabii mesela.
- 30:30
Mürîdûn diye belki geçmiyor ama yurîdûn diye geçiyor. Anladın mı sen? Fâilûn diye geçmiyor, yef'alûn diye geçiyor işte. Bazısı ism-i fâil de geçiyor, hâlikûn diye geçiyor, semî'un basîrûn diye geçiyor. Bazısını da levşâ, şâallâhu, mâ şâallâhu, neşâ edin, meşî et, oradan irâde çıkıyor vs. Bütün bunlar âyetlerden çıkıyor.
- 30:56
Kur'an'ın naslarından bunlar ayrıldılar. Neye göre ayrıldılar? Bir okudum, akıllarına göre, kafama göre takipçiler. Allah'a ben mükemmellik isterdim, Allah'a bütün noksan sıfatlardan benzersin. Eşi yok, benzeri yok, ortağı yok, bilmem nesi yok. Allah'tan başka kalbim yok, ezeli yok, ebedi yok. E tamam, o zaman sıfatı da yok diyor.
- 31:12
Ya burada şimdi, bu akla dayanarak sen bunu nefh edersen, hakkın yolundan ehl-i sünnet ve cemaattan çıkarsın. Çünkü sen Kur'an'a, sünnete bakacaksın. Ayette, hadiste ne buyurulursa öyle yapacaksın. Aynı mantık, Allah cennette görülmeyecek diyor. Niye? Allah görülemeyecek kadar yücedir diyor.
- 31:31
Ya tamam da ben dünyada görülemem ama ahirette cennette dostlarıma, kullarıma göstereceğim diyor. E bu ayet var, hadis var. Sen kraldan beter, kralcılık, haşa, teşbih hatası yok. Kelime ibaret darlığından konuşuyorum. Yani sen kendi kafana göre Allah'ı tenzih edeyim derken, Allah'ın var dediğine yok denir mi ya?
- 31:49
Benim şeye döndü yani. Cessik'e bindiğim gibi bir röportaj yapıyorlar. Ben diyorum ki bindim, bunda bir haramlık yok, günahlık yok. Erkek erkeğe diyelim efendim, haşamamız var, avretlerimiz açık değil, insanlardan uzak yerdeyiz falan filan diyorum. E çarşambadaki köfteciye soruyor, hoca yapmaz öyle iş diyor.
- 32:08
E şimdi tamam da hoca haram yapmaz diyebilirsin. Efendi Hazretleri'nin buyurduğu gibi. Ama şimdi sen, ben yaptım diyorum, bunda bir haram yok, günah yok kardeşim. Adam diyor ki yapmaz, yapmaz. E şimdi bu mutezilenin işi buna döndü yani. Çarşambadaki köfteciye döndü. Niye? E Allah-u Teala buyuruyor ki ben cemalimi göstereceğim kullarıma, cennette beni görecekler diyor.
- 32:32
E bunlar diyor ki yok yok Allah diyor göstermez kendini. Allah gösterir mi diyor, Allah'ı kim görebilir diyor. Yani saçma sapan iş. Akla dayanarak, Kur'an ve sünnete rağmen akıl geliştirilir mi ya? Akıl ayeti ateşe anlamaya yaraması gerekiyor. Onun için tenzih edeyim derken, yani münezzeh tutayım, şanını çok yüce tutayım derken, böyle işte Allah göktedir diyenlerin
- 32:57
Allah'a göğe yücelik istat ettiğini zannetmeleri gibi. Halbuki Allah'ı mekanda sınırlayarak daha beter Allah-u Teala'ya noksanlık istat ediyor gökte diyen. Veyahut Allah baba diyerek haşa göğe baba itibarlığına, mafya babası, baba. E baba sıfatı yani bir adama söylediğin zaman baba adam diye medih olabilir.
- 33:19
Ama Allah hakkında baba dediğin zaman şirk olur. Onun için insan kendi aklıyla ben Allah'ı nasıl tenzih edeceğim efendim diye aklına tanışamaz. Kur'an sünnet ehl-i sünnet ne buyuruyorsa Mevla'ya o sıfatlar isnat edilecek. Geri kalan noksan sıfatlar nefh edilecek ve yüce zatı tenzih edilecek. Bunun dışında asla yoruma müsait değildir bu konular.
- 33:43
He devamullaha sübhanehu. Allah onlara hidayet etsin. Seve asirat yolun doğrusuna, ortasına, düzgününe Allah onlara da hidayet etsin buyuruyor.
Benzer sohbetler
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026
27:50Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 3) 240. Bölüm 23 Eylül 202623 Eylül 2026 · 28 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 23 Eylül 2026


