Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (2. Cilt 67. Mektûb - 30) 186. Bölüm 8 Ocak 2025
8 Ocak 2025 · 86 dk
26:34 / 1:25:37Şu an 26:34 / 1:25:37
Video bölümleri
- 01:15Îmânsız Ölmekten Korkmayıp “Mutlaka Îmânlı Ölürüm” Diye Güvenmek Îmânsız Ölmeye Sebeb Olur
- 04:01Fâtiha Sûresi’nin Mânâsı Kaça Ayrıldığı ve "Dosdoğru Yol" Kavramının Muhtevâsı
- 26:34Ğunye’den Naklettiğim Hadîs-i Şerîflere "Uydurma" Diyen Mahmut Eren, Aslında Bana Değil, Geylânî Hazretleri’ne "Uydurukçu" Demiş Oluyor!
- 31:02Hâricîler Kimdir, Îtikâtları Nasıldır, Neden Dinden Çıktılar, Hazreti Alî ve Hazreti Muâviye’yi Neden Öldürmek İstediler? /Bid'at Ehli Asıl Olarak Kaç Kısımdır? Bunlar Hangi Görüşleri Benimseyerek Ehl-i Sünnet'ten Ayrıldılar?
- 44:43Rasûlüllâh Sallellâhu Aleyhi ve Sellem, Ğanîmet Malını Taksîm Ederken Îtirâz Eden Adama Tepkisi Nasıl Oldu ve Onun Soyundan Gelecek Adamın Hâlini Mûcizesiyle Nasıl Bildi?
- 53:39Mustafa İslamoğlu Hangi Bid'at Ehlinin Görüşünü Benimsedi ve Onun Îtikâdî Bozukluğunu Nasıl Anladım?
- 1:02:27“Allâh Teferruâtı Bilmez” Diyen Hüseyin Atay ve Avânesi Ankara İlâhiyat’ın Ekseriyetini Nasıl Mûtezile’ye Çevirdi?
- 1:06:31"Kur'ân Mahlûktur" Diyen Bişrü'l-Merîsî Bağdat’ta Defnedilince Kabir Ehli Neler Yaşadı?
- 1:11:31"Kul Fiilinin Hâlikıdır" Diyen Mûtezile ve Dirâriyye Fırkalarına Reddiyeler
Transkript
204 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin ve Sallallahu Teala alâ seyyidil murseline Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecma'in. 67. mektup ikinci ciltten devam ediyoruz, bitirmek üzereyiz. Biraz ağzım yara, dişlerim sıkıntılı. Bu bakımdan yani çok uzatamayacağım için, yoksa bitirebilirdik.
- 00:29
Yine de bir buçuk sayfa var ama inşallah önümüzdeki ders bu mektubu çelip biter. El-Hüsnü'nün İtikadıyla ilgili çok önemli. Çok önemli meseleler ihtiva ediyordu. Bu usta bid'at ehliyle ilgili bazı reddiyeler yapacak sonunda ve son derste de bize ehl-i sünnetten kılan ve ehl-i bid'ata meylettirmeyen Rabbimize bu nimetinden dolayı şükür edası hakkında birkaç paragraflar var.
- 01:13
Bunlar bizim için çok önemli arz ediyor. Nimet kıymeti bilmeyen elinden alınır. Yani Hüsnü Hatim'e kitabı şimdi yazılan da, çalıştığımız kitapta hep böyle. Ebû Tevdâ'dan radıyallâhu teâlâ, Süfyan-ı Tevri'den radıyallâhu teâlâ, hepsinden gelen rivayetler tabi sahabeden, tabinden gelen rivayetler böyle bu noktada ittifak ediyor.
- 01:41
Yani, men emine selbel iman, seselebe hullâhu l-iman. Benden imanım alınmaz. Veya ben Ehl-i Sünnet'ten ayrılmam. ehl-i sünnet itikadında sabit sabit kalırım diye emin olanlar, kendini güvende hissedenler, korku taşımayanlar mutlaka imanları alınmıştır diyor. Bu çok acayip büyük bir tehlike yani bunu birçok kaynakta gördüğümüz gibi.
- 02:17
tahrişlerini de yaptım, kaynaklarıyla zikrettim yani. Kim emin olsa diyor, yani ben kesinlikle el-i sünnet olarak ölürüm bence. hiç şüphesiz Müslüman ölürüm, benim imanıma, Ehl-i Sünnet itikadıma bir şey olmaz falan. Tabi bu da şükürsüzlüğü gerektirir bir bakıma, çünkü emin olunca, şükür ederseniz artırırım, elbette ziyade ederim sizi nimet bakımından, bu âdide tabii düşünmüyor.
- 02:56
gücün ziyadesinde aranmıyor. Kendini bir güven, emanet içerisine kabul ediyor. Mevla da bu böyle işten razı olmuyor. Kendini bir güven, emanet içerisinde kabul ediyor. Yani devamlı insan Allah-u Teala'nın verdiği nimeti hatırlayacak, büyüklüğünü takdir edecek, devamlı şükredecek. devamlı şükredecek, devamlı alttan alacak,
- 03:18
dua edecek, yalvaracak, Ya Rabbi işte imanımı bana bağışla. Yani bir şeyi kendinden bilmeyecek. Mevla böyle yaklaşımları seviyor. O zaman onun imanını muhafazaya söz veriyor. Ama nimet kıymeti bilmiyor. bilmeyenler işte ne oldular? Bel'anlar, Bersesalar. Hep onlar misal veriliyor. Kaç yerde, orada, kitapta hep o iş oraya dönüyor.
- 03:43
Yani o örneklerden Yani o örneklerden ibret almamız için onlar bize beyan ediliyor. Buyuruyor ki şimdi bugünkü dersimiz... bilmek bakımından çok önem arz ediyor. İnşaAllah haftaya biter. Vellezîne o kimseler ki be'udü uzak kaldılar, uzaklaştılar yani. Nereden? Hani tariki yoldan, öyle yol, el hakkı hak olan yoldan.
- 04:16
Yani el-Sünnet ve'l-Cemaat'tan açıkçası söyleyecek tabi. Dağ ve sıratı, yine sırat da yol, tarik de yol. Öyle yol ki el-müstekimi, istikamet üzere yani. İstikamet dost doğru gidiyor cennete, dost doğru gidiyor. Yana böyle sapmadan, biliyorsunuz, ihtinat sıratı el-müstekim, her namazın her rekatına bize bu okutturuluyor yani farz vacip kılınmış namaz olmuyor.
- 04:47
Lâ salâte illâ bi fâtiha til kitâb. Fatiha okunmadan namaz olmaz buyruluyor hadis-i şerifte. Hiçbir başka sûre şart koşulmuyor. Burada tabi çok büyük sırlar var, derece faziletler var. Onun yedi Kur'an'dan Fatiha içine bulunmayan yedi Kur'an'dan eftâl oluyor her bir âyeti yani yedi âyet olduğu için.
- 05:13
Bostada hadis-i şerifler var. İşte orada Fatiha-i Şerife'de işin ruhu işleniyor. Orada kasemtus salâte beyni-i mübeyni abdi nısve-i nübeli abdi mâ sel namazı kendi ve kulun arasında iki parçaya ayırdım diyor. Oradaki namazda maksat ehl-i fâtiha'de yani Fatiha'yı demek istiyor.
- 05:40
Fatiha kıraatın rüknü olduğu için, kıraat da namazın rüknü olduğu için cüz zikrediliyor, kül murad ediliyor. Yani bir parça söyleniyor ama o parça çok önemli. Mesela insanın bu kadar uzuvları var, cüzleri var ama kalp söylenince eşittir insan oluyor. Çünkü kalp durunca yani insan yaşamıyor ama işte böbrek füsseti yerleştiriyor, pankreas füse insülü vuruyor.
- 06:10
Mesela bu kadar uzuvlar var ama kalp. Onun için namazın da temel rükününen biri kıyam, sonra kıraat. Fatiha kıyamda okunuyor ancak. Kıraatta da yine iki rükün birden birleşiyor hem kıyam hem kıraatın rükününen iki rükünün. Onun da olmazsa olmazı Fatiha. Onun için namazı diyor yani Fatiha'yı kastediyor.
- 06:39
İkiye böldüm diyor. Sonra devamlı anlaşıyor. Elhamdülillah Rabbil Alemin deyince Allah-u Teala hamd edeni yaptı, kulunu bana hamd etti diye. Yani ondan rızasını açıklıyor. Sonra her kul hakkında bu var. Toptancılık yok Mevla'da. Mevla tek tek her kuluna muhataptır. Ondan sonra işte Rahman Rahim işte Maliki ve Müttin'e Mevla bunlardan memnun oluyor.
- 07:05
İsimlerin sıfatlarını anınca kul işte Meccedeni yaptı. İşte kulum bana tazim etti falan. Bu mahalde yani büyüklüğümü ifade etti. Hani ceza gününün maliki işte. Esne aleyhi abdirrahmanirrahim diyor. Kulun bana övgüde bulundu falan. İyyaken abdü ve iyyaken istehane işte orası orta. Yani bundan evvel üç var.
- 07:31
İyyaken abdü ve iyyaken istehane dört. Ondan sonra da üç var. Yani Hanefi mezhebine göre Şafi'de pesme layet olduğu için, müstakil layet olduğu için işte salatü aleyhine enhamdülillahi ve elhamdülillahi bir birleştiriyor o. Birleştirince orada da yedi oluyor ama besmeleyle. Bizde besmelesiz yedi oluyor.
- 07:51
Onun için salatü aleyhine enhamdülillahi ve elhamdülillahi. Bu konuyu biraz delilleriyle izah ettim. Bu biraz ince bir meseledir. Cevairul Kur'an kitabım çıktı ya İmam Gazali'nin şeyinde. Onun ön sözünde bayağı bir izah ettim bunu. Yani Fatiha'nın yedi ayet olması. Burada Hanefi, Şafi farkı var. Yedidir.
- 08:10
Çünkü seb'a minel mes'ani. Tekrar edilen ayetlerden yedi verdik sana diyor. Ayette de yedi geçtiği için ondan da yani en kuvvetli tefsirlere göre Fatiha kast edildiği için o yedide sorun yok. Yani yedide ittifak var. Besmele ile mi yedi, besmeles mi yedi onu orada izahını yaptım. Burada işte biz ancak sana ibadet ederiz.
- 08:37
Ancak sana, senden yardım isteriz. Ayet-i kerimesine gelince orada dua başlıyor. Buraya kadar yani ikiye böldüm diyor. Yarısında kulun bana hamdi, senası, tazimi, işte istihanesi, yardım isteği geliyor. Yani bana muracatları. Yarısında istekleri. Onun için vel-i abd-i masel. Fatiha'nın sonunda ne istiyorsa kuluma verilecek buyuruyor.
- 09:12
Zaten Fatiha, hacet dualarının en büyük Fatiha serbedir. Fatiha ile işini halledemeyen hiçbir şeyle halledemez. Yani ama az lazım. Herkes aynı Fatiha okuyor ama tabi o şeye göre değişiyor. Takvaya göre değişiyor. Oradaki duada ne diyor? İhtinat sırahtan müstakim. Bizi dost doğru yola hidayet et, eriştir diyor.
- 09:36
İşte ehl-i sünnet vel-cemaat de bunu temsil ediyor. Sırahtan lezine yani amke aleyhim. İşte onu inam ettiğin, ikram ettiğin kullarının yolu. Minel nebiyyin, o sıddıkın. Peygamberler zaten Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sünnet temsil ediyor. Sıddıklar da sahabe-i kiramın hepsi sıddıklar. Ondan sonra şehitler, salihler.
- 09:56
Sahabe-i kiramda şehitler de salihler. O üçünü de sahabe-i kirama görüyoruz. Ne sahabe-i kirama görüyorsanız tabi, tabi, tabi, tabi. Bunlar Allah'ın inam ettiği kullar. Burada heriflerin itikadı, tabi bir gayr-i mağdub-i âlim ve daliliğinden Yahudilerin yoluna değil, Hıristiyanların, işte Allah'ın gazabına uğramış Yahudilerin yoluna değil,
- 10:17
sapıtmış, yoldan çıkmış Hıristiyanların yoluna değil. Dolayısıyla Hıristiyanlar zaten işte İsa as'a Allah'ın oğlu diyerek işte falan üç ilah diyerek sapıtmışlar. Bizim Müslüman'ın biri de işte onunla mücadele ediyor Hıristiyan'ın biriyle. İşte o İsa, işte Allah'ın oğludur, şöyle güçlüdür, böyle şey şudur budur falan bilmem ne.
- 10:46
Bizimki de Müslüman diyor ya o da ona çok sinirlendim diyor. O da bir küfür basıyor bir Mevla İsa as'a. Tövbe yarabbel alemin. İşte efendim o da gitmiş kendini kurtarsın diyor. Kestiler doğradılar kendini kurtaramadı diyor. İşte bizim Müslüman da Hıristiyan'a tepki verirken gavur oluyor yani. Böyle bir memleketteyiz.
- 11:04
Yani böyle bir cehalet ve rezalet içerisindeyiz yani. İşte İsa as'a bir defa kesip doğrayamadılar. E kestiler doğradılar desen kafir oluyorsun. Çünkü ve mâ kateluhu ve mâ salepuhu asamadılar öldüremediler diyor. Onun yerine kendi adamlarını astılar. Velâkin şübbelehum o adam onların İsa as'a öldürmeye içeri saldıkları adam ona benzetildi Allah buyuruyor.
- 11:26
Bunun ayet bu. Bir de oradan bir kafir oluyor. Bir de İsa as'a ne söylüyorsun sen? O da kendini kurtaramamış da nasıl Allah olmuş diyor falan bilmem ne. Yani yarabbel alemin. O da oradan gavur oluyor. Hıristiyan'dan beter oluyor. Yani Hıristiyan'dan bir şey yok. El kitap şeyinde bir kestiği yenme gibi bazı meselelerde hani kız alma meselesinde.
- 11:47
Bu hepten mürted olduğu için bunun da ne kestiği yenir ne kız verilir falan. Kız zaten Hıristiyan'da verilmez de ne kız alınır yani. Böyle bir cehalettir. Onun için salat-ı müstakim de tabi Yahudilerin Hıristiyanların yoluna değil diyorum ama buradan ehl-i sünnet kastedildiğini sen nereden anlıyorsun?
- 12:08
E nereden anlıyorum öbür ayetten bak. Ayet ayete tesir eder derdi Efendi Hazretleri. Efendi babamızdan naklen. Kur'an birbirini tesir eder. Öbür ayette ne diyor? Bu Habibim şöyle gidiyor. Bu benim dost doğru yolumdur. Sırat müstakim. Düz giden dost oluyor. Cennete giden. Sadece buna tabi olun. Yani buna inanın.
- 12:39
Bunun emirlerini tutun. Yasaklarından kaçın. Yollara uymayın. Şimdi Fatiha'da Yahudilerin Hıristiyanlarına muhair ve muhalif olan yol diyor. İki çıkıyor. Ama burada yollara diyor. Cemi oluyor çoğun. O zaman ikiden fazla olması lazım. Çünkü iki şübül olmaz. Demek oradan başka maksat da var. Yollara uyarsanız onun doğru yolundan, düzgün yolundan sizi ayırır diyor.
- 13:20
Tezekkarında var. Tedtekonda var işte. Ola ki cehennemden, azabından Allah'ın sakına bilirsiniz. Şimdi bu ayetten de senin dediğine öyle sünnet çıkmaz. Yani bir mana verdin ama. Ortalama derseniz. İşte hadis Kur'an'ı tefsir ediyor. Bu sefer. Ayeti haddi tefsir ediyor. Hadis de haddi tefsir ediyor. Sana bu Kur'an'ı niye indirdik?
- 13:50
Sen açıklayacaksın insanlara ne indirildiğini. Orada hadis-i şerif, sayı hadis-i şerif devreye giriyor. İşte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kumda bir bastonun ucuyla dümdüz bir yol çiziyor. Hatta hattan. Sonra yanına. Sağına soluna onun. Yamuk yumuk. Yana böyle sapan. Böyle eğri büğrü. Kumda olduğu için kum şekli alıyor biliyorsunuz.
- 14:16
Sağından solundan böyle yollar çiziyor. İşte burada benim yolum bu düz giden. Yandan belden olan yollar öbürü. El kitapta Yahudi, Yahudi, Hristiyan iki. Burada dolu yol var diyor. İşte yetmiş iki fırkayı söylüyor. Yetmiş iki fırka. Bunların her birinin başında bir şeytan durur diyor. Sizi buraya davet eder diyor.
- 14:39
Kendisine davet eder. Şimdi bazı isimleri. İmam Rabbani Hazretleri Abdülkadir Geylanzer'in Gunya kitabından naklen belirtecek mesela bazı isimleri. Ana tayfa dokuz. Yani yetmiş ikinin ana tayfası. Tayfa taife'den geliyor yani. Taife grupta. Dokuz. Tiz atavaif yani. Dokuzdan şubelerle yetmiş ikiye ayrılıyor.
- 15:05
Yani bir şia, dokuzun başında geliyor zaten, havaristen sonra. Bir şia'dan yirmi dokuz fırka var. Mutezire'nin fırkaları var. İşte şimdi Zürariye diyor, Tilavi diyor, bunlar da Mutezire'den, içinden ayrılan şubeler. Böyle yetmiş ikiyi bulmuş alimler. Yani tabii yetmiş ikiyi değil. Kaç yetmiş ikiyi de bulursun da şubelere girersen.
- 15:34
Ama ana şubelerle yetmiş ikiye. El-Milel ve'l-Nihal kitabında İmam Şehristani bunu ondan sonra katayefin telleri gibi tahallül etmiş. İbn-i Hazim'de El-Fark Bey'in El-Fırak olacak kitabın adı. El-Fasıl Bey'in El-Fırak olabilir. Yani o da bu işin üzerine gitmiş. Yani yetmiş iki bulunmuş.
- 16:01
Tabii yetmiş ikinin içine girersen yedi yüz yetmiş ikiyi de bulursun da şubeler çok önüne gelen, uyduruyor. Bu itibarla şimdi buyuruyor ki sallallahu aleyhi ve sellem, işte burada yollar var. Bunlar ehli bürü, yamuk yumuk yollardır. Yani ana caddeden, inhraf eden ayrılan yollardır. Bunların her birinin başında bir şeytan vardır.
- 16:27
Sizi davet eder. Bunlara yamulmazsanız yani temayül yamulmak, meyil etmek, şu tarafa meyil etti demek eğilmek. Bir yamulma yapmazsanız Ehl-i Sünnet'ten düz yolda giderseniz cennete direkt gidersiniz. Hesapsız, azapsız. O yolda engel tanımaz cennete giden, o yolda sengel çıkmaz yani. Ama Ehl-i Sünnet itikadını muhafaza.
- 16:49
Tabi Ahmet-i Salih de bu yolda çok büyük bir yardımcıdır yani. Çok büyük bir yardımcıdır ama olmazsa olmazı imandır yani. İman da Ehl-i Sünnet itikadıyla eşittir. Yani iman eşittir, Ehl-i Sünnet itikadıdır yani. Çünkü Ehl-i Sünnet ne demektir? Sünnet. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hadis-i şerifleri demektir.
- 17:09
Zaten dinin delili o. Ondan ayrıldığın zaman dinden ayrılmış oluyorsun. Felsefe, akıl ve mantık yürütüyorsun. O da seni cennetten uzaklaştırıyor. Onun için şimdi buyuruyor. Vellezîne o kimseler ki beudû uzaklaştılar diyor. Anit tarikil hak olan yoldan ve sırat-ı müstakimi dosdoğru giden sırattan yani işte her namazın her rekatında Allah'tan sırat-ı müstakime itaat istiyorsun.
- 17:44
Yani bir de mutezile çok ibadetliydiler. Hele hava hariç o kadar ibadetliler de teeccüd ehliydiler ki. Hz. Ali'yi şehit edenler. Yahku râdiû salâte vâ salâte. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor. Sahabeye söylüyor siz onların nasıl namaz kıldığını görseniz. Böyle çiviyle şakılmış kazık gibi yani kıpırdamadan.
- 18:12
Kendi namazınızı beğenmezsiniz. Sahabenin namazını düşünsene onlardan ikim kılacak. Onlar da diyor ki siz de beğenmezsiniz kendi namazınızı. Onlar daha güzel kılacak diyor. Kur'an'ı sizden daha güzel okuyacaklar diyor. Güzel derken artık çok manasında da olabilir. Bütün ibadetlerinizi hakir göreceksiniz diyor.
- 18:38
Ama diyor ki Ok diyor hızlı giden ok avın bu tarafından gidip o tarafından çıkıyor. Üzerine kan bile bulaşmadan ne kadar hızlı çıktı ki. Kan bile bulaşmadan çıktığı gibi dinden çıkacaklar diyor. Bukhara Hazretleri. Şimdi onun için hariciler hakkında bunu söylüyorum. Burada muteber olan amel ve ibadet çok önemli ama bu işin olmazsa olmazı El Sünnet'e göre itikad.
- 19:09
Çünkü El Sünnet'e göre itikad üzere imanı kurtaran ne kadar günahkâr olsa ne olsa olsun cennete mutlaka gidiyor. Ama diğer fırkalar mutlaka bir cehenneme uğruyor. Orada da imanı kurtaramadıysa zaten ebedi çıkamıyor. İmanı kurtarmak da zor oluyor. Çünkü Bidat Hüsn-ü Hatime kitabında tabi Hüsn-ü Hatime sebepleri bölümü de var.
- 19:33
Hatta Hüsn-ü Hatime sebeplerinde ikinci citte dualar namazları sayarsan o fazla ama birinci citte yekûnü teşkil eden bölüm Hüsn-ü Hatime esbabı. Yani kötü sonlanması ömrünün bunun sebepleri. Bunun sebeplerinin başında Bidat ehlinden olmak geliyor. Yani ne demek itikadda El Sünnet'e muhalif olan bunların imanlı ölmesi çok zorlaşıyor.
- 19:57
Ha, tekfir de etmiyoruz. Tabi tekfir edilecek şeyler olursa, yani tevil-i kâbil değilse onu tekfir ediyoruz. Şia'da hulat var, Hz. Ali'ye Allah diyen mesele. Sen bunu nasıl tekfir etmeyeceksin? Tekfir etmeye ne lüzum var? Zaten kâfir adam yani. Tekfir, kâfir mi değil mi şüpheli olana denilir yani. Bu zaten kâfir oluyor mesele.
- 20:24
Haşa anamızın iftira meselesine falan. Ahitlerle çakışıyor falan. İşte yine tevil, bazı teviller olursa, işte muhtecelenin Allah-u Teala'nın ahirette görülemeyeceği meselesine, yani ahirette hadiste görüleceği var ama işte orada nazıra kelimesine, nazar kelimesine, intizar mansıvere falan bir tevil kapısı açıyorlar.
- 20:48
İşte tevil kapısı açılınca tekfir etmiyorsun, tekfir etmiyorsun, yani tekfir etmiyorsun ama tebdir ediyorsun. Tebdir ne demek? Bidat elindendir diyorsun. Çünkü ne, niye? Çünkü ayet ve hadisin zahiri manalarının tevil ettiğinden kâfir değil mi? Çünkü ayet-i hadisi inkar etmiyor. Ama o tevil, diğer ayet ve hadislerine uymadığı için o tevil, bu el üstünden çıkıyor.
- 21:17
Bu arada böyle hassas işler var. Bak ne diyor, minel müslümine, hem de bunlar müslümanlardan diyor. Şimdi bak, şimdi Mânâb-ı Hâzretleri minel müslümin diyor. Dolayısıyla sen ben nasıl tekfir edebiliriz? İtikadda müştehidim Mânâb-ı Hâzretlerimiz. Müslümanlardan diyor bak şimdi. Ama diyor, hım onlar ehlül hevâ vel bid'at.
- 21:37
Hevâ, nefsin kötü arzusu, yani keyfi istediği gibi manada veririm ben âyet-i hadise. Bu senin babanın sözünde. Dedenin yorumu mu bu ya? Bu Allah'ın kelamı yani. Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Efendimizin hadis-i şeriflerinde vahiy olduğu için, orada da senin tevile kâbil değil. Yani yoruma açık değil.
- 22:01
Çünkü o da vahiy. Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'de yoruma açık olan bir şey. İstişare mahiyetinde işte ne yapalım, ne edelim, bir şey soruyor, ediyor sahabeye. Bunlar ayrı. Ama emirler, yasaklar, ahiretten haberler, cennetten, cehennemden haberler, Allah-u Teala'nın isimlerinden, sıfatlarından, ilimler, marifetler.
- 22:20
Burada sen Ebu Bekir Sıddık olsan ne olur, Aziz Ömer olsan ne olur? Radıyallâhu anh, mecburi. Onlarla tanışacak bir şey midir? Cibril vahiy getirmiş de sen ne dersin bu şey ya Bekir, millete anlatalım, anlatmayalım. Yani misal veriyorum. Böyle şey olur mu yani? İstişare edilecek işler belli. Vahiyde istişare olur mu?
- 22:40
Zaten diğer içtihat konuları vesaire hepsi, ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem içtihat etti mi? Etti. Bazı içtihatlar da Bedir esirlerini salma içtihatında isabet de olmadı yani. Bunu Kur'an-ı Kerim beyan ediyor. Mesela, ama içtihatta dolayı sahabe alıyor tabii. Ama nerede içtihat oluyor? Ayet gelmediği için.
- 23:04
Veya hadis de gelse Cebrail aleyhisselam vasıtasında geldiği için. Hadis de gelse o da vahiy. Orada da istişare yapamaz. Yani Allah'ın emrini yapalım yapmayalım diye istişare olur mu yani? Rabbin dilediğini yaratır, istediğini seçer. Kulların hiçbir işlerinde seçim hakkı yoktur. Mevla bir şey buyurduysa.
- 23:32
Tamam mı? Müslümanların yapacakları tek şey var. İtaat ettik buyuruyor. Bunlar nefsin hevasına keyfine uymuşlar. Ve bid'at ehli olmuşlar. Bid'at ne demek? Yenilik demek. Bir şey çıkartmak. Yorum yapmak. Bu itikadı olabilir. Ekseri de inançla ilgili oluyor. Amel-i bid'atlar da var. Amel-i bid'atlar da yani müsamaha oluyor.
- 24:05
Hepimizin üzerinde de bazı bid'atlar bulunabiliyor yani şey olarak. Amel-i bid'at başka. İtikadi bid'at başka. Bunu da Adama-i Sünnet'ten çıkaran itikadla ilgili bid'atlardır. Ve yeniliklerdir. Ve yeni inançlardır. Bunlar şimdi kavurcasıyla reformist diyorlar. İşte buyuruyor. Ve zehalike tarikû. Ve zehalike işte sana bu.
- 24:33
Bundan böyle tarikû bu yol. Öyle yol ki en müstakîm o. Bu dosdoğru yoldan kastettiğim, bahsettiğim nedir diyor. Ve ancak o tarikun nebiyyî. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yoldur. Ta ve tarikû hulefâihî. Onun özellikle tabii halifelerin yoludur. Halifeleri çok bütün sahabe-i kiram o manada. O manada halifesi olmuşlar ama el-râşidîne,
- 25:01
hulefâ-i râşidîn diyoruz, râşid, rüşd sahibi. Rüşd de kemal ve mükemmellik sahibi. Yani. Onun için bu işte kemalat, dört halifede toplanmış. Bir de Hazreti Hasan Efendimiz'in işte altı aylık hilafet ile otuz sene tamamlandığı için, el-hilâfet vaadi selâfi ve nesne, benden sonra kâmil halifelik, öbür türlü Osmanlılardan bile son şeye kadar halife deniyordu yani.
- 25:32
Ama buradaki maksat kâmil halifelik. Yani onların sünneti benim sünnetimdir buyurduğu manada. İşte o otuz sene, o da altı aylık zaten Hasan Efendimiz'in dönemine Hazreti Muhammed Radıyallahu anh'a işte teslim etmeden evvelki şeyinde, halifeliği şeyinde, yani otuz sene. Mucize bir hadis-i şerif, hakikaten tam otuz sene, altı aylığa otuz sene doluyor.
- 25:55
Bu halifelerin yolu, râşid, yani kemale ermiş. Tam Hakk'a isabet etmiş, batılda hiçbir şey yok. İçinde bir yanlışlık bulunmuyor. Öbür türlü tabi insanlar, âlim olsa da, şey olsa da, emir olsa da, vekil olsa da, emir-ül mü'minin bile olsa da yanlışlar yapabiliyor işte. Hulefa-i râşidinde bir garantisi var.
- 26:23
Yani, onların sünneti benim sünnetim buyurmuş. Aleyhir o nebi-i zişan üzerine olsun ve aleyhim onların üzerine olsun. Es-salavatü salatlar ve teslimatü selamlar. Kâle buyurdu ki, Meşşeyhu, Şeyh kimdir? Abdülkadir il-Ceylaniyyu, Kudüs'e çıkmış. Abdülkadir Ceylani Hazretleri buyurdu diyor. Nerede fi kitabı?
- 26:44
El-Günye. El-Günye kitabında tabi mahkum olarak okusan, kitabın adı El-Günyetü, Lita-libi Tarikat-i Hakk-ı Azze ve Celle. Allah Azze ve Celle'nin yolunu işte arayanlar öğrenmek, amel etmek isteyenler için El-Günye. El-Günye demek, yani bu kitabı okursan amel edersen başkalarından seni müstahani bırakır.
- 27:08
Yani, çok ihtiyacın olmaz. Hakikaten de El-Günyedir yani kitap. Müstahani bırakacak şey de benim en büyük kaynaklarımdan biridir. Yani itikatta almış, fıkhı da almış, abdest namazları da almış, faziletli amelleri, Receb-i Şaban namazları, Mübarek Muharrem Haçlıları, bütün ibadetleri, namazları, yani böyle bir şey yok.
- 27:30
Tabi İhyal-i Ümittin'den sonradır. çok kapsamlı bir kitap. İslam'da sadece o kitap kalsa Müslümanlar hiçbir şeyi eksik bırakmazlar yani. O kadar her şey yapmış ama o beş yıldır yani. Onun beşte biri, peki altına biri Günye. Tabi bir şeyi kısa ve özlü yazıp O'da bir Kadir Geylani'den keramet olsa gerek.
- 28:00
Ne ararsan buluyorsun yani. Bütün kitaplardaki malumatı onu da buluyorsun. Nasıl bir şey keramet. El-Günye. Şimdi Mahmud Eren ne diyor? Benim için işte hadis uyduruyor diyor. Uydurma hadisleri ibadet ediyor diyor. Uydurma hadisleri adliyet edici. Haccan Aded'in şeyini taklit ederek o yoldan gidiyor da.
- 28:21
Kendi bir ilmi falan bir şey yok. Hani onları anlayacak kadar zaten hiçbir şeyden bir şey. Ancak edebiyat çatlatıyor. Fakat kime uydurduğum dediğim benim kaynaklarım ne aslında? İmam Rabbi Hazretleri'nin kaynak verdiği hem de itikatta her yerde Günye. Abdülkadir Gelazeri Günye'de buyruk ediyor.
- 28:39
Şimdi İmam Rabbi Hazretleri'nin Din-i İmân-ı Rabbânız'ın itikadda bile kaynak verdiği bir kitaptan itikatta bile kaynak verdiği bir kitaptan biz bir Regaib namazı ve Miraç gecesi namazı ve ve miraj gecesi namazı ve ser namazları naklediyoruz. Ser namazları naklediyoruz. Aşure Haşure gecesi namazı, şu namazı, bu namazı.
- 28:50
Ekseri kaynaklarımız da Günye'den Ekseri kaynaklarımız da hunyeden alınıyor. alınıyor. Ekseriyette Günye var. Ekseriyette hunya var. E bunlara ne diyor? Uydurma diyor. Şimdi bu bırak tarikatı, bırak ihmanlığı, müridliği bilmem nesini yani Abdülkadir Gelazeri Hazretleri gibi İmam Gazali Hazretleri gibi zatlara kitaplarındaki hadis-i şerifleri uydurma demek, onlara
- 29:16
uydurukçu demekten başka bir manayı taşımıyor. Yani onlar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e iftira etmiş oluyor. Hüccedülislam, Efendimiz Hazretleri'nin en çok sevdiği zat, yani bir İmam Gazali beşmiş ümmetlerde mişte bulunmamış Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in alem manada Musa aleyhisselam'a onunla iftihar etmiş.
- 29:36
Tefsirlerde bütün bu zikrediliyor. Kurtuba'da İspanya'da şimdi, Kurtuba'da bunu bu zuhuratı gördüm diyor. Koce bu la sen şans edip, cümle ulemanaktır. Ya böyle bir insansa hadis uydurdu diyor. Çünkü neden? Bana gelmiyor ki. Bana gelene kadar ben kaynak gelene kadar ben kaynak veriyorum. duymadım. Onun için, yani bu Hunye isimli eserine baksa bu mektupta, ben hani atıf yapardım,
- 30:04
ha şimdi mektupta sırası geldi. Hunye isimli eserinde buyurduk diyor. Yani nasıl ki Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam hadise zayıf diyene bile kovuyordu. Bu mevzu uydurma diyene zaten selamını almaz. Yani şimdi İmâm-ı Rabbân Hazretleri ne desen, Hunya kitabında uyduruk hadis dolu desen, Abdülkadir Geylani kitabında desen, yani İmam Rabbani Hazretleri sen ne yaparsın?
- 30:25
Abdülkadir Geylân kitabında, yani İmâm-ı Rabbân Hazretleri ne yapar? Bu aynı Bu aynı şey devam ediyor yani Meşayih'de. Hiçbir farklılık yok. Onun için siz bunlara uymayın. Eser bunlar uydurukçu, bin senedir bu eserlerle bütün ümmet amel etmiş, kimse itiraz etmemiş. Sen şimdi çıktın geldi dünyanın sonunda bir de tasavvuf eyleyeyim diyorsun, Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne
- 30:49
kezap diyorsun, müfteri diyorsun. Yani bu o kadar ağır bir şey ki Evliya Allah'a iftira, başkasına iftira benzemez. Yani Allah tövbe etsin bize. Şimdi ne buyuruyor Hunye'de? İnne ediyanel müptediati bid'at ehlinin dinleri diyor.
- 31:08
Şimdi dinler deyince onlara Müslüman dediği, buradaki dinler itikadları manasına, din akide manısına da geliyor. Ama tek din İslam, o manada işte bunlar da nedir? Dinleri Müslümandır, İslam'dır ama bir de bunların kendi aralarında bölünmüşler, zaten itikadları var farklı. Birbirinde zaten ismi niye değişiyor?
- 31:29
Farklı bir inanç olmasa aynı ismin altında toplanır. Bid'at ehlinin diyor, inançları o bid'at ehli ki usulü, onun asılları yani temelleri tis'atü tavaife tavaife gayri musafir olduğu için, esre yapmıyoruz onu. Dokuz tayfadır diyor. Yani yetmiş ikinin aslı dokuza birleşir. Çünkü neden? Aynı şeylerin farklılıklar olmakla beraber aslı nereye rücu ediyor meselesi.
- 31:59
Sen şimdi işte müceddidiye var tarikatta, işte halidiye var, gümüşhaneviye var, işte efendim alttan şubeler var, şunlar bunlar var. Ama mesela şeylerin de Nakşibendi tarikatının birçok şubeleri, kolları vs. saymakla bitmiyor. Ama asılları nereye rücu ediyor? İşte diyelim birkaç şeye rücu ediyor. En sonunda diyelim Haldi Bağdadi'ye, ondan da üstünde İman-ı Rabbaniye,
- 32:30
müceddidiyeye, ondan da üstünde işte Ahrariye, uber-i dağlar falan. İşte en üstünde geliyorsun, Şah-ı Nakşibendi'de cem oluyor. Asılları orada cem oluyor. Ama aşağı doğru indiğin zaman, fer'ileri yani fer'a, şube gibi düşünün, onlar oluyor. Burada da yetmiş ikinin asılları, asıl temelli demektir. Dokuz tayfadır diyor.
- 32:49
Bunların birisi El-Khavaridu, Haricilerdir diyor. Hariciler zaten Karaca'ya çıktı demek. Kavarid, bunların birisi de Marika. Hadis-i Şerif'te bazen Marika deniyor. Çünkü Hadis-i Şerif'te Meraka'da çıktı demek. Hadis'te Yemruku'ne, dinden çıkacaklar diyor ya, ok avdan çıkar gibi. Oradan da Marika deniyor.
- 33:15
Yani bazı böyle isimler, farklı isimler de alıyor bunlar. Bunlar tabi Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem'in harplerine de katılan, işte bazı münafıklar da şeyde yayınlanacak herhalde, hanede yaptığımız geçen pazartesi sohbette bu işi bayağı anlattım. Hani sahabede, tabi münafıksa sahabe değil. Sahabe ise münafık olmaz.
- 33:43
Ama sahabe gibi görülüyor Allah'a bildirmeden. Ama münafıktan sonra bildiriliyor veya bildirilmezse de Mevla biliyor. Münafıklar da vardı ya, onlara sahabeden meselesi aslında ama eşini gelmiş, harbine gelmiş, diğer sahabeyle beraber işte onlardan. Bazı cehennemlik olanlar Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem bildirdi sonra hani mucizeleri çıktı falan.
- 34:04
Nasıl cehennem oluyor falan? Çünkü münafık olduğundan cehennemlik oluyor. Yoksa Müslüman olsa da günah yapsa da sahabeliği bozulmaz. Günah olan sahabelikten çıkmaz ki. Sahabe de cehenneme gitmez. Yani bunu çok uzun izah ettim. Ama aralara çok konular girdi falan. Sonra dedim bunları cem edin. Yani araları keserek birleştirin.
- 34:25
Hani o başlığın altında dinleyen sadece o konuyu. Anlamak isteyen delillerini bulsun diye. Başlığa çekilecek herhalde yayınlandıktan sonra. Havariç, Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem bunları beyan etmiş. Bunlar cehennem köpekleridir. Bunlarla işte savaşan, ölürse şehit olur. Öldürürse bunları en büyük mücahit olur.
- 34:52
Ölürse en büyük şehit olur. Yani böyle acayip bir bir bu havarici bildirmiş. İşte Hazreti Ali, radıyallâhu anh, şeyh dediler. Bunlar esasen Hazreti Ali'nin ordusundaydılar. Yani Hazreti Muaviye tarafında değildiler o iftiraflarda. Fakat işte böyle lügata... Yani âyetin, hadisin zâhirî manalarına takılıp Murad manasını anlamaya akıl yormayan, işte biliyor musunuz?
- 35:19
Murat manasını anlamaya akıl yormayan, işte kalplerinde başka bir fesat var, veya işte ne bileyim ben, kibir var, bir şey var. Allah işte başını çekenler hakkında konuşuyor. Öbürleri uyuntu zaten bunlar. Koyun gibi, yardan atlasa bütün koyunlar peşine yardan atlıyor. Yani o ilk kurucularında tabii mutlaka bir fesat var da, Mevla onlara yanlış anlattı yani Mevla.
- 35:46
Doğru anlattı Mevla ama adam yanlış anladı. Mevla da buna izin veriyor yanlış anlamazlar. Çünkü neden? Adamın içinde gizli bir teslise var yani. Mevla onu açığa çıkarıyor bir şekilde. Bu da ince bir mesele yine. Kaderin bir sırrı. Bunlar çok ibadet yapıyorlar. Namaz, ibadet, takva, haramdan sakınmak.
- 36:07
Zerre kadar şüpheli bir şey yok. Böyle bir takvalık görülmemiş. Ehli sünnet olsalar yani itikatta kimse yetişemez makamlarına yani velilikte. Lakin itikat işte onlara şey ediyorum. Yani onlarda farklı bazı itikatları var.
- 36:31
İbadet yapana Allah'ın cenneti vermesi vacip. Günah işlerine mutlaka azap etmesi gerekiyor falan. Allah bir şeyleri vacip etmek, dayatmak yani. Mevla dilerini affeder şirkin dışında falan. Bunları reddediyorlar. Çok münezzeh takılıyorlar, nezzeh takılıyorlar. Bütün günahkarları böyle. Tekfir de etmiyorlar.
- 36:54
Ama işte cennete gidemez falan. Ya sen niye günahı veriyorsun? Ondan sonra hakem şeyini reddettiler. Halbuki ayette karı kocaya anlaştırma. Bir kadının bir de kocanın ailesine bir hakem tayin edilmiş. Ayette bile hakem tayini açıkça var ama. Allah'tan başkası hüküm vermez. Doğru. İlk hükümleri, tek hükümleri o verdi zaten.
- 37:26
Ama sana da, benim ayetlerime bak, Habibimin Hazretleri'ne bak. Oradan fetva alma dedi. Sen şimdi özel bir konunu Allah'a nasıl soracaksın? İlim ehlini devreden çıkarıyor, müştehidleri devreden çıkarıyor, herkesi devreden çıkarıyor. Sahabe-i Kiram'ın müştehidlerine Hazreti Ali, zaten başmüştehid, ilmin kapısı diyor.
- 37:46
Hazreti Muaviye ile fakirin diyor. İbn-i Abbas'ın adı yalanı mağribi, muaviye fakirtir diyor. O zaman müştehid tabiri yok sahabede. Fakir tabiri var. O müştehide karşılık geliyor. Koca İbn-i Abbas. İbn-i Abbas'ın ilmini biliyorsun. Sahabede öyle bir şey yok da. Yani şey olarak. Yani bir şeyleri ayırabiliriz tabi.
- 38:08
Bazıları İbn-i Mesud gibi, İbn-i Ömer gibi, İbn-i Amir gibi. Yani o dört Abdullah şeyinden sonra diyelim ama tefsirde falan İbn-i Abbas'ın üzerine yok. O diyor ki muaviye fakirtir. E şimdi adam fakirse müştehid demek. Şey işte bir iştahat yapıyor. O makama haizdir yani. Ama adamlar ne dediler? Hazreti Ali Efendimiz ne zaman ki işte muaviye radıyallahu anh ile aralarında
- 38:39
sıfinde olacak iki taraftan bir hakem tahin edelim. İkiniz de kendinizi azmedin. Yani iş boşluğa düşsün. Ondan sonra iki tarafta hakem tahin edin. Hakemlerin anlaşmasıyla hani şey olsun falan. Yani Hazreti Ali Efendimiz radıyallahu anh yani fitneyi durdurmak, halbuki durdurmak kan akıtmamak için bunu kabul etti esasen.
- 39:09
Yoksa hakkın kendinde olduğunu o bilmiyor muydu yani? Ama işte ümmetin kanlarını nasıl koruruz? Alttan alma yaptı falan. Ne var yani şimdi burada? İşte inil hukmü lani lel hüküm ancak Allah'a aittir. Allah'tan başka hakim yoktur, hakem yoktur. E tamam da kardeşim Allah ile de görüşen yoktur yani şu an.
- 39:31
Bir Mevla'nın dinini bilen alimler, müştehitlere müştehitler bile yok şu an. Fakih bile yok şu an dünyada yani. Fakih çok yüksek bir mertebe. Fıkıh âlimi manasında fakih var. Ama müştehidin bir alt basamağında olan bir fakih meselesi var. 300-500 senedir kalmamış. Kolay mı öyle? Koca sahabe-i kiram, nasıl sen bu hakkı vermiyorsun?
- 39:58
E, Kur'an söylüyor. Velev raddu ilâllâhi ve ilâ resûluhu ve ilâ evliyel emri minuhum. Velev raddu ilâ resûluhu ve ilâ evliyel emri minuhum. İçlerindeki âlim, ilim sahibi yetkililere, müşkil, karışık işleri havale etseydiler. Le'alimu'llezîne yestem yutûnu ev minûn. İçlerinde istimbat ehli var, istimbat, iştahat.
- 40:30
İstimbat, iştahat aynı şey, manaya geliyor. Terin kuyudan su çekme, yani demek âyetlerine hadisler. Delillerinden, kaynaklarından hüküm çıkartmak yani. Onlar elbette bilirdi diyor. Allah-u Teala, sahabenin içinde iştahat ehli var diyor yani bu âlette. E, bu şimdi Hazreti Ali değil de kim o zaman yani?
- 40:49
Hazreti Ömer bile fetvalar. Hazreti Ali'ye soruyordu. Üç halifen zamanında da şeriat mahkemesinin kadısı Hazreti Ali'ydi zaten. Evvelsizlik zamanında da kadıydı. İlimde onun bir meziyeti var. E, şimdi o zata diyorsun ki sen hüküm ancak Allah'a aittir. Sen burada hakem kabul ettin birini. Onun için dinden çıktın diyor bir de şimdi.
- 41:10
E, bu zaman ne oluyor? Hazreti Ali'ye kâfir diyor. Sen normal Müslüman'a kâfir dersen zaten kâfir oluyorsun. Hazreti Ali'ye kâfir diyor. E, zaten niye? Gitti sabaha kadar teheccüd kıldı. Uyumadan ibadet ediyor. Ondan sonra geldi. Efendim, e, İbnül Mülcem denen Harici. Onların da birisi mesela Nasibi.
- 41:34
Nevasıpta deniyor. Marika deniyor. İşte böyle. Arapça böyle. İlim böyle. Yani başka yerde görürsün. Bu sefer Nasibi. Kim bu Nasibi dersen anlamazsın. Harici'yi de sen anlarsın. Onları da bilmek lazım. Ve böylece e, geldi Hazreti Ali Şehit de. Ondan sonra dedi Elhamdülillah dedi. Bugüne kadar ömrümün en faziletli amelini işledim dedi.
- 41:57
Bir mürtedi öldürdüm dedi yani. Hazreti Ali Şehit yaptı bunu adamdan. İşte yani namazınızı bile beğenmezsiniz diyor. Onlar sizden iyi kılardı buyurdu adamlara. İşte şimdiki Daiş, şimdiki El-Kaide, Türevleri, şimdiki Işid, işte bunun şubeleri, fırkaları. Bunlar bu zihniyetin temsilcileridir. Adamlar Suriye'de bembeyaz sakallı adamlar, sakallarını kana bulamadılar mı?
- 42:27
Kabir ziyaret ediyor türbede, tefessül ediyor, yüzü sürümet ne istiyor diye. Bazılarını kıtır kıtır kesmediler mi? Bir tane Yahudi'yle, Hristiyan'la uğraşmadılar, şeyle uğraşmadılar. Kalktılar geldiler bütün Suriye'de, Şam'da, Halep'te Ehl-i Sünnet'i kestiler. Videolarını da yayınlıyorlardı yani. Utanmadan, sıkılmadan.
- 42:47
Neymiş kuburileri, kabircileri, o ne kuburisi ne alakası var? Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem ziyaret edin buyurmadı mı? Mevla Teala, aracı kendinize eldirin buyurmadı mı mesele? Ama böyle. Yani bunlar tek firci. Dediğimiz dediğimiz Selefi ve Âbî şeyi, Selefi, Vahabi şeyi, akımı hemen adama bir kâfir yaftası vururlar.
- 43:11
hemen adama bir kafir yaftası vururlar. Ondan sonra da kanı helal, Ondan sonra da kanı helal, malı helal, karısı helal, kızı helal Şeyini şeyini bulmuşlar yani yolunu, yöntemini uydurmuşlar. Bunlar mesela mesela birinci birinci başı çeken. başı çeken. Çünkü ta Hazreti Osman Efendimiz zamanında, yani o zaman tam bir şey yapmadı da Hazreti Ali Efendimiz'in tahkim olayında yani
- 43:35
arada bir hakem kabul etmeyi kabul etti. O hakem nasıl kabul edersin sen? Hüküm ancak Allah'a aitti. Yani sen haklıydıysan zaten bunlarla savaşman gerekiyordu. Sen nasıl taviz verdin gibi yani hüküm yetkisini bir insana verdin. Hani şimdi tağut mağut diyorlar ama bu Selefiler. İşte o kafa. Bu sefer ne oluyor?
- 44:01
Hemen kafir tam kastan vurdular. Sonra da Hazreti Ali Efendimiz'e katkine fetva verdiler. Sevap vaat ettiler. İşte. Onların çok alametlerini diğer hadis-i şerifler söylüyor. Ondan sonra bunların tabi başını çekenler hepsinin
- 44:39
bazı kere de mesela bu Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem birini itiraz etti bir ganimet taksiminde. Yani isimleri aklıma gelmeyebilir. Dedi ya, bu öyle bir taksimat yaptın ki bunda adalet yok dedi. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem bir gazap etti. Yani mübarek damar anından çıktı. Bu'l-femen yâ adil-i zâlem yâ adillillâh ve rasûl.
- 45:12
Yani ben adaletli olmadıysam kim adalet yapabilir de demiyor bak. Allah ve Resûlü diyor. Yani demek şu ki ben bu ganimetten şu adama şu kadar verdiysem Yani demek istiyor ki ben bu ganimetten şu adama şu kadar verdiysem Allah devrede yani vahiy ile ben bunu veriyorum. Allah devredir yani. Vahiy ile ben bunu veriyorum.
- 45:25
Onun için Allah'a katıyor bak. Rasûlullah adaletli diyese kim adaletli olacak demiyor. Allah ve Rasûlü diyor şimdi Allah'a katıyor. Dolayısıyla sen kime itiraz ediyorsun? Allah'a. E kim adaletli olacak o zaman diyor. Adaletin adil-i mutlak Mevla o şuna şunu ver demiş. Sen bunu konuşuyorsun. İşte o adam sonra Hazreti Ömer olabilir oldu yalan onu öldürmek istedi yani.
- 45:54
Efendim Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem iliştirmedi. Aynen. Buyurdu ki şimdi Muhammed kendi adamlarını öldürmeye başladı. Güçlendi biraz. Destek aldı sağdan soldan sonra. Güçlenince kendi adamlarını da parazit yapanları öldürüyor falan. Böyle denilsin istemem dedi. Buyurdu. Yani çok siyaset de burada var.
- 46:16
O da vaydır mutlaka. Öldürtmedi falan. Ama adam giderken ne buyurdu? Bunun zürriyetinden soyundan bir adam çıkacak. İyi onun oğlu olmasa torunu haricilerin başında. İşte onun torunu var. Bunun dediği soyundan bir adam çıkacak işte. Onlar şöyle ibadet yapacaklar böyle yapacaklar falan. Ama dinden çıkacaklar bu şekil.
- 46:45
Onları tavsip etti. Sıfatlarını beyan etti. Hatta sol kolunda olacak o çıkacak adamın sol kolunda kadın memesi gibi bir sarkıntı. Aynı meme gibi koldan çıkmış bir şey olacak buyurdu. Sonra Hazreti Ali Haruri ehliyle. Bunların bir ismi de var. Dolu isimleri var. Haruriye. Bu da hadislerde şeylere çok geçer.
- 47:20
Haşa annemize işte bir kadın bir geldi bir şey fetva sordu. Haruriye misin dedi. Yani haricilerden misin dedi. Fetvayı yani sorduğu için. Onlar Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem onların bütün sıfatlarını haber verdi. Başlarında çekecek adamın şeyinde haber verdi. Sonra Hazreti Ali Efendimiz hakkı olduğunu biliyor.
- 47:46
Onlarla savaştı. İbni Abbas Efendimiz'i gönderdi. Dedi onlara ayet okuma. Çünkü her ayette başka bir ayetten kendilerine tevhid çıkarırlar. Hadislerle mücadele et. Feynne ehlel hadis olacak. Alemü kitabillah. Yani Kur'an'ı en iyi bilen hadisleri en iyi bilenlerdir. Çünkü hadis onun tefsiri ya. Öbür türlü Kur'an'da mehalde takılırsın.
- 48:13
Onun için dedi sen hadislerle mücadele et. Çünkü hadis-i şerifler işin son noktasıdır. Vuzuha kavuşturmak bakımından. Hazreti İbni Abbas Efendimiz onlara dört bin kişiyi döndürdü. Çok büyük bir rakam. Sekiz bin kişilik orduları vardı. Dört bini döndürdü. Ama öbür dört bini dövmeyince Hazreti Ali Efendimiz onlara harp etti.
- 48:37
Baya Müslümanlardan şehitler oldu. Onları geberttiler. Fakat tabi uzantıları oluyor. Orada dedi ki harp bitince kilim bakın dedi. İşte onların baştaki adam. Ben hadis-i şerifte duymuştum Resulullah'tan. Sallallahu aleyhi ve sellem. Sol kolunda işte kadın memesi gibi göğsü gibi çıkıntı. Aynı böyle sarkıyor.
- 49:06
Var mı dedi. Ve işte gidenler baktılar kolunu açtılar falan. Aynı öyle memeyi sarkıyor. İşte o zaman hepsi Allah-u Ekber tekbirler getirdiler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir mucizesi daha çıktı. Yani bir de tabi onlar da tam doğru yoldayız dediler. Hani insanın doğru olduğunu bilir ona şüphe yok da.
- 49:25
İmanın nuru artar yani. Kuvvet bakımından. Havariç tayfası. Sonra ve Şia, Türk Şia zaten ömrümüz Şia'yı reddeyle geçti. Anlatmak gerekti. Şia'yı da Yahudi'den dönmek o ya. Müslümanım diyorum. Dönmedi ki İbn-i Sebe. Adını da Abdullah takmış. Genelde Yahudilerden Abdullah adı var. Abdullah bin Suriye falan da vardı.
- 49:49
Medine Yahudilerinde. Abdullah İbni Sebe, işte ta Hazreti Osman Efendimiz şehit olmasına sebebiyet veren çapulcuları topladı ya, Mısır'dan şuradan buradan getirdi, Medine'yi bastı. Şia'yı okurdu çünkü Hazreti Ali Efendimiz'e acayip ağırlıklar, ifratlar, aşırı... işte muhabbet sergilemeler filan
- 50:14
Oradan öyle bir tamar, maalesef bugüne kadar şu anda bu 72 fırkanın en etkilisi kimdir yani, en fazla kalmış Şia'dır yani. oradan öyle bir şey bir tamar maalesef Dünyada hala çünkü, Türk'ü karıştırıyor, Filistin'i karıştırıyor, Yemen'i karıştırıyor, her yeri karıştırıyor. Acayip bir şey, Türkiye'yi karıştırıyor.
- 50:38
Ve Şia Fırkası, tabi kendi işlerinde, onlar da 23 müdür nedir, daha belki fazladır, en az 20 küsür. Fırkaya bölünmüşler. Sonra Mutezile, Mutezile'yi kuran Vasıl İbni Hata, Hasan Basri Hazretleri'nin talebesiydi. Bayağı derslerine katıldı, sohbetlerine katıldı. Fakat işte ondan sonra bazı şeylerde itiraz etti, kaderle ilgili meselelerde falan.
- 51:13
Hasan Basri Hazretleri'nin o duyalarında, Kadı Mutezile anne bu bizden ayrıldı dedi. Mutezile uzletten geliyor, Mutezile uzletten, uzlet kenara çekilmek, yani ayrılmak. Dedi bu bizden ayrıldı dedi, yani itikad bakımından demek istedi. Yoksa hani sohbete gelmiyor artık demek istemedi. Bunun imanı bizden ayrıldı dedi.
- 51:32
Oradan hatta da Mutezile kaldı yani, bir acayip işler. Vel mürcietu, mürciye. Mürciye, ircadan geliyor. İrca, tehir, geciktirmemezden geliyor. Kur'an'da türci, menteşa var mesela. İrca, onun mazharıdır. Mürciye Fırkası, onlar da bir acayip işler ne bileyim ben. Bazı mürciye diye isim verilenler, bazıları batıl manasında mürciye olmayanlar da var.
- 52:01
Yani adına mürciye deniyor, Allah'ın günahları affeder, adamı illa cehenneme sokmak zorunda değil. Yani Mutezile tabii Allah'a aslahı yapmak zorunda diyor. Allah'ın cennete görüleceği inkar ediyor, sıfatlarını inkar ediyor. Ama tevri var tabii. Ondan sonra, menzile beynel menzilete ispat ediyor. İki durak arası bir durak çıkarıyor kebair günahlar sahipleri.
- 52:36
İşte ne mümindir ne kafirdir. Böyle bir şey var mı ya? Halbuki böyle bir şey yok. İçinde kafir var, mümin var. Üçüncü bir şey söylemiyor. Mutezile böyle yanlış şeyleri var. Mürciye de tabii bir acayip. Onlar da diyorlar ki, bir adam gavur olsa ibadet dağıt fayda verir mi? Vermez. Bir adam da mümin olsa hiçbir günaha zarar vermez diyor.
- 53:08
Hadi mangalı bir şey. Bir kıyas yaptı tersten ama ne diyorum sana? Bu ayet hadise uygun mu? Bütün Kur'an namaz kılmayan, zekat vermeyen, Müslüman da olsa tehdit ediyor ayetler. E şimdi bu mantığı sen nereden çıkartıyorsun? İşte felsefe diyorum ya. Heva işte nefsin arzusu ya. Kafasına göre takılıyor adam.
- 53:30
Din işi bu ya. Ondan sonra mürciye. Bunların biraz, mesela hadis-i şerifte var. İlk atışmalarımızda Akıt gazetesi maalesef çok yanlışları var. Tabii o zaman yav direşme temayülü diye Mustafa İstamoğlu'nun bir kitabını bastılar. Bütün abonelere fedava dağıttılar. Bütün evlere, ocaklara soktular o kitabı.
- 53:54
Ben zaten Mustafa İstamoğlu oradan çözdük yani. Tefsire çarşaflı hocalar onun tefsir dersine gidiyordu. Bize devamlı sual geliyordu Kürşe. İşte bu, bunu adamın şeyine gidilir mi? Ben de bilmiyorum dedim. Adamın görüşünü bilmeden gidilir mi, gidilmez mi diyemem dedim. 6-7 ay da öyle geçti yani. Vakit bulamadım herhalde.
- 54:15
Sonra Kürşe'ye ısrarla dedi. Bunlar tefsir dersine kadınlar gitmeye başladılar. Çarşaflılar. Burada tehlike var. Bir gün bir yere gidiyorum işte. Selülü tarafına. Arabada aldım kitabı. Allah'ın hikmeti mevlana çok yormadı beni koca kitap. Hemen, bir konuşma bile olsa 4 saatlik. İşte Allah-u Teala beni çok meşgul etmemek için herhalde olacak.
- 54:42
Adamın en bozuk sözü hangisiyse tak oraya denk getiriyor. Bir dakikada işi bitiriyorum. Allah Allah. Bunun acayip bir hal ya. kalp bir hâl ya. Ta geçen gün yine oldu ya. Ya desene dört saatten neyi duymak istersen bunu. Ona geliyor yani bir dakika içinde. Âlem bir şey. Hemen baktım oradan, ohoo. İşte İmam-ı Azam hayırlı kadınlar camiye girmesin dediği için.
- 55:10
Yahudilere meyletmiştir, diyor İmam-ı Azam'a. Çünkü diyor, Yahudiler, Hayızlı kadını evden atarmış oraya. Ne alakası var? Lâ yehillül mescidü lihâizın velâ li cülmün cünübe hayızlıya Lâ yehillul mescidu l-hâyızın mescide girmek helal olmaz buyuruyor. İmam-ı Azam hadisten alıyor. Neyse onu, Allah Allah, İmam-ı Azam Yahudilere meyletti diyor.
- 55:32
Ondan sonra bir de baktım bu mürciye. Hadisi Tabarani'de var. Tabarani Mucem-i Kebir'den ben aldım onu, var. Lânetil mürciyetü alâ l-şerke uyne nebiyyen. Mürciye yetmiş peygamberin diliyle lanetlenmiştir diyor. Yetmiş peygamber mürciyet. Yani mürciye bir fikir, bir inanç yapısı. O da nedir? İşte günahlar zarar vermez, Allah zarar etmez.
- 56:07
Bir mantık işte yani Müslüman'a ne yaparsa yapsın gibi bir mantık var. Bu yetmiş peygamber bu kafaya yani lanet etti diyor. İsmi ne mürciye? Ya peygamber zamanında diyor, mürciye mi vardı da diyor, bu hadis diyor, işte daniskası uydurma diyor. Efendimiz'in mucizesi ne olacak o zaman? O mantığa göre, Konstantiniyye, İstanbul fetholunacak, o da uydurma.
- 56:32
O zaman da böyle bir şey mi vardı? Yok efendim. E bütün hadisleri inkar ediyor. El kaderiyyetü mecusi azir ümmeti. Alın yasını kader inkar edenler bu ümmetin mecusileridir. Bunlar açıkça kaderiye kaderiye fırkındalar mı? Mutezile. Mutezile bölüm bölüm ama genel manada kaderiyedirler. Çünkü neden? Alın yasını kaderin inkar manasında yani.
- 57:00
Fe imme yudûfe lâ teûdûn. Hasta olurlarsa ziyaret etmeyin. Ve imme âtûfe lâ teşerûn. Ölürlerse cenazene gitmeyin diyor. Say hadis. Yani Ebu Davut'ta diye hatırlıyorum. Yani Sünnen'de var. Bir baktım bütün bunlar inkar ediyor falan. Dediğim gibi bu sakat. İşte ondan sonra o mücadele başlatıldı.
- 57:21
Bu sefer üç Muhammed kitabında Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakaretleri falan. Tabi artık en sonunda zaten herkes meseleyi anladı da. Bizim 10 sene 15 senemize de mal oldu yani bunu anlat anlat anlat. Bütün Şifahi Şerif derslerini o zaman bundan geçiyordu. Hem lazımdı yani. İşte mürciye fırkası.
- 57:40
Daha evvel müşebbiyet, müşebbiye fırkası, müşebbiye. Teşbih, teşbihsiz de. Türkçeden teşbih kullanıyorsun. Benzetme yani. İşte Allah'ı mahlukata benzetme şeyleri var. Bu da Mudar İbni Muhammed diye biri. Bunun başını çekmişler. Bunlar böyle işte. Hicri 200'lerde ortalama çıkmışlar hepsi. Pıtrak gibi işte.
- 58:01
250'ler varlar. Güzelilerden sonra zaten bunlar çıkmışlar. İşte Allah-u Teala kullana benzetiyor işte. İşte benim gibi eli var. Benim gibi iner, benim gibi çıkar. Yani hadislerin de zahirine bakarak tabi. Müteşabi hadislere. Yanlış bana haber yolla falan. İbni Teymiye bu fırkadandır yani. Meşhur İbni Teymiye ve abilerin reisi.
- 58:28
Tabi Muhammed İbni Abdülvehhab'dır esas reisleri ama. İbni Abdülvehhab'ın da kaynağı İbni Teymiye'dir. Onlar Müşebbiye'dendir yani. Zahidül Kevseri Hazretleri. Ali Adem Efendi babamızın da yani. Talebelerinden gerçi olur ama çok değer verdiği bir alimdir. İslam aleminde. İmam Kevseri öyle diyor yani.
- 58:52
İbni Teymiye diyor Mücessime'dendir diyor. İşte Mücessime ile Müşebbiye aynı. Şimdi bak hepsinin farklı adları var dediğim o işte mesela. Şimdi Müşebbiye ile Mücessime dendiğimde yine o da Müşebbiye. Çünkü Mücessime de Allah'a cisme ait sıfatlarla vasıflıyor. Cisimden geliyor Mücessime. Müşebbiye de aynı.
- 59:14
Çünkü neden? E Allah'ın mahlukatına benzetiyor. Yani oturmasını, inmesini, kalkmasını haşa haşa haşa. İşte bunların tevhilleri olunca tekfir edemiyorsun tabi de. Vel cehmiyetü cehmiye fırkası. Cehmiye Cehmi İbni Saffan denen efendim adamın fırkasıdır. Ondan sonra bu da çok geçer. Cehmiye efendim Allah'ın ilmi hadistir, sonradandır, ezelî değildir, hâlbuki bize Selefi,
- 59:59
Ehl-i Sünnet'in en önemli özelliği sıfat, sıfatu z-zâti vel ef'âli turran kadîmâtum masûnâtu z-zevâlî diyor. Yani man-ı pântı onu alır da, Bedül-i Emâlik hastasından, Allah'ın zat sıfatları da, fiil sıfatları da, fiil sıfatı mesela yaratması, rızık vermesi, e yaratılan yoktu, rızık verilen yoktu Mevla varken,
- 1:00:21
sonra yarattı bunları, o sıfat nasıl oluyor ezelî, ama o güç Allah'ta vardı. Onun için o sıfat bile ezelî, yaratma sıfatı bile ezelî, hâlbuki yaratmaya sonradan başladı. Çünkü ezelden beri, mahluk ezelî olamaz ki, ezelî olması demek, onun evvelinde bir şey olmaması demek,
- 1:00:46
onun Mevla yarattığına göre o yoktu da yarattı, o zaman o sıfırdan başlayamıyor ki, her zaman birden başlıyor yani. Dolayısıyla nasıl ezelî olacak, yaratılmış çünkü, yaratılmış da demek yoktu da yaratıldı demek, nasıl ezelîyette Allah'la ortak olacak şimdi, Allah varken o yoktu da, yani Mevla'nın geriye dönsen olmadığı bir zaman yok,
- 1:01:10
bu göğün, yerin, her şeyin başladığı nokta var, böyle bir durum. İlim sıfatı zaten zat sıfatlarıdır, fiil sıfatları yani rızık vermek, e rızık vermek, mersuk yokken nasıl rızık verecek, insanları yaratır, hayvanları yaratacak da rızık verecek, yani onları yarattıktan sonra o sıfat oldu, hayır, zatı ile beraber hep o sıfat var onda,
- 1:01:32
yani düşün yani, ilmi bırak, fiil sıfatlarına bile ezelî diyor el-i sünnet, yani evveli yok diyor. Ne manada? Allah'ın o gücü var mıydı? Vardı, sıfatı vardı işte, onu sonra sergilemesi, yani adamda marangozluk var mı? Var. Eseri var mı? Yok. Ama çok iyi bir usta, ama on sene sonra bir ahle yapmış. Sen şimdi buna on sene sonra ahle yaptı diye, on sene evvel marangozluk değil,
- 1:02:04
marangozluk bilmiyordu diye dersen manyak olursun. Çünkü adamda vardı o sanat. Niye? Ya o hiçbir şey öğrenmeden, yani onu biliyordu ki on sene sonra gitti bir eser yaptı, o arada kimseye de sormadı. Çünkü neden? O sıfat vardı onda. Yani bu manada. Allah işte, ya adam şimdi ne arıyorsun yani? Allah cüzdiyatı bilmezse, feruatı bilmezse, yine aşağı.
- 1:02:31
Bunlar hep şey yani. İşte Hüseyin Atay, Ankara ilahiyatın ırzına geçen diyelim, yani beyin ırzına, itikad ırzına, ırz onun namusu şerefi demek. Bir ilmin, bir diyanetin, bir fikriyatın da nesi var? Bir ırzı var, bir şerefi var, bir haseri var. Bunu tecavüz eden, bunu ifade eden Hüseyin Atay. Yaşan nurlarını hepsi ondan okumuş.
- 1:03:02
E ne dedi? Allah'ın ibadeti. Deniz, derya gibi dedi, her yeri kaplamış falan. Bak yine ben bir kanalda bunları asalım. Hüseyin Atay da hiç kanallara çıkan bir adam değil. İki kere gördüm, bir Ahmet Hakan çıkarttı o zaman. O da o günahları ödeyemez. İlk böyle şeylere başlamıştı. Üst üste bir şeyler koyuyorlar, hocaları sıraya oturtmuşlar.
- 1:03:24
Üç kademe böyle hocalar oturuyorlar. İki tarafta falan böyle. O siyaset meydanı vardı ya, şeylerin. Onların gibi bir şey yapmış, versiyon. Bütün hocaları toplamış oraya çoktan. Marka hocalar var orada, Halettin Karamanlar, peygamberler. Bizim Ali Hasan Hoca da rahmetullahi ve tecelli. İyi alim idi evvel.
- 1:03:43
Bize gelirdi, bizim Halik Çantası'nda komşumuzdu. Tilişler Yüksek Kurulu'ndandı esas. Cihanetten çok güçlü bir alim idi de. Ezer'den, Cahidül Kevserileri görmüş. Ondan sonra o da dedi, hakkımı helal etmiyorum ona dedi. İsa'nın selamının hüznüne dair. Beni de çağırdı dedi. O kadar hazırlandım gittim dedi, bana hiç konuşma hakkı vermedi.
- 1:04:03
Hep bir tane elini konuşturdu dedi. Yani o da bir aha derdi. Ondan sonra. Yani iki kere, üç kere ben televizyonlarda rastladım. Ben öyle, öbürleri gibi değil. Hüseyin Atay. Allah'ın ilmi deniz, derya falan diyecek. Ondan sonra dedim, ben dedim bunu. Öyle bilmiyordum ya. Nasıl Allah'ın ilmini bilmedi.
- 1:04:23
Ama peşine. Peki dedi, deniz dedi. İznik'in bütün balıkların çeşitlerinden, sayısından haberi var mı dedi. İşte getirdi dedi. Allah dedi, cüziyatı bilmez dedi. cüziyatı bilmez dedi. Allah teferruatla mı uğraşacak dedi. Karadeniz'de kaçan bir şey var dedi. Allah'ım ya Rabbim. Milleti de gavur ediyorlar ya.
- 1:04:43
Milleti de gavur ediyorlar ya. Dedim ya Rabbi dedim. Ali Ader Efendi babanın... Dader Efendi babanın talebesi ya. Bizzat ders okutmuş. Öyle zeka fışkırıyor o adam da Hüseyin Atay, daha yakında ölüyor, 100 yaşına yakın. Bütün ifsad etti. Ankara ile âyet %80 muhtesile, alın yazısı kaderin yanmaz. O, İlmi Kelam Dolu Başkanı Şaban, adı Şaban hakikaten yani.
- 1:05:09
Hepsi o kafa, hepsini o yetiştirdi. Vardalı Şeyh'ini de, Gülşanevi'nin halifesini de torunu. Efendi Baba da o kadar emek etti ona. Sonra ellilerde Bağdat'a gitti. Muhtesilenin merkezi Bağdat'tır. Bağdat Üniversitesi'nden bize ilendi. Geldi burayı ifsad etti. Bütün hilayeti batırdı. Çocuğu yadırmıyor dedi.
- 1:05:30
E, hazır bayındır ne dedi? Dedi, çocuk, ben dedi birkaç kızla görüştüm ama acaba hangisi nasıl olacak dedi. Hocam dedi ya merak ediyorum dedi. Allah bilir tabii dedi. Allah ne bilsin evladım dedi ya. Allah ne bilsin dedi. Senin kiminle evleneceğini dedi. Bak işte, işte o şey. Yani bunların hepsinin uzantıları var.
- 1:05:50
Bu 72 fırkayı Hadis-i Şerif boşuna beyan etmedi. Sen hangi fırkadan olduğunun adını bilmiyorsun yani. Ama o görüşü ne yapıyorsun? Pazarlıyorsun yani. Bugün, Muhtesilenin en büyük kümelendiği yer, İslam aleminde Türkiye'dir. Türkiye'de de Ankara hilayetidir. Marmara hilayet, ona yetişmeye uğraştı ama o şey demedi, bahşetemedi.
- 1:06:14
Ankara hilayet bayrağı kimseye kaptırmaz. Muhtesilenin bayrağı orada dikilmiştir. Halın yası yok diyor adam ya. Bunlar hep öyle. Onun için Allah'ın elini sonradandır diyor. İşte Bişr-ül Merisi, Efendimiz çok anlatır. Bişr-ül Merisi derdi. O Bişr-ül Merisi, o mezhebi meşhur eden. Bunlar hep, Hicriyse ne?
- 1:06:34
200'lerde ya. 200'lerde, 250'lerde bile bekliyor. O kadar eski yani. 1250 sene evvel konuşuyoruz. Nereden bozuldu? Şimdiden bakıyorsun, ya biz Ehl-i Sünnet kaldığımıza şükredelim. Şu Mahmud Efendi Hazretleri müceddedimiz, gafsımız olmasa. Ben söylüyorum ya, ben söylüyorum ya. Benim de kafam biraz çalışıyor.
- 1:06:53
Efendilerin zeki dediği için onu da kabul ediyorum yani de. Şimdi Efendiyi tekzip edemem. Bu çok zekidir, 40 adam zekası var. Derdi, demiş yani. Yusuf Selener Hoca bunu bana nakletti. Ona demiş. Neyse. Mübarek 20 sene bana dememiş yani. E şimdi mi diyorsun dedim ya mübarek. Dedim şimdi desen ne olur, sonra desen ne olur.
- 1:07:15
Keşke zeki deseydi, takviye deseydi. Takva sahibi de zeki, takva zekası işe yarar mı? Yarar tabii. Hayra kullanırsan yarar tabii ki. Ama kardeşim, o hep zekiler sapıtıyor zaten. Kocakarılar sapıtmıyor hiç. Bir kocakarının dinden çıktığını duymadık yani. Köydeki çobanlar da dinden çıkanı duymadık. Profesör, doktor bilmem ne oluyor.
- 1:07:37
İtikadı bozdu. Onun için, Allah'a güvenmek de başka yani. Hidayet Mevla'dan, yalvarmaktan başka çare yok. Hüsnü Hatim'in kitabında neler neler neler okuyacaksınız yani. Yıllar sürer ondan sohbet yapsam da. Onunla baş olmaz işte. Kitabı okuyacaksınız artık. Ondan sonra, burada tabii, Allah'ın izniyle, o biçim meclisi şundan anlatırdı da, geçeni ben yine gördüm hatta onu.
- 1:08:09
Evliyaullah'tan bir zat. Meşhur marka bir isim yahu. Yani şu anda, yani Cüneydi Bağdadi'lerden falan evvel bunlar biraz. Bağdat'ta bunlar da. Onu mana aleminde gördüm diyen bir büyüklerden biri. Ya bunlar bütün tefsir, hadis kitaplarında geçiyor bu anlattığım öğretmenin şimdi. Kıssa kitaplarında değil yani o kadar sabit bir şey.
- 1:08:35
Yani onu gördü. Baktı bembeyaz. Halbuki o zat da sakalı beyazlamadan ölmüş. Dedi ona, ne oldu dedi ya. Sen dedi bu halde değildin dünyadan giderken dedi yani. Öldüğünde hani. Ya dedi ben dedi, işte Bağdat'taki bir kabristanı söyledi meşhur. Orada dedi, biz defnedilmiştik dedi. Kur'an mahluktur diyor bir de bunlar.
- 1:09:03
mahluk deyince Kur'an'da Allah'ın kelamı, Allah'ın kelamı, mahluk işte aynı şeye geliyor. Sonradan yaratılmış. Yani ilmi hadistir, bilgisi sonradandır. Yani bir olay olduktan sonra onu bilir demekle Kur'an mahluk aynı şeye geliyor. Çünkü Kur'an Allah'ın kelamı, kelamı kadim diyorsun. Kadim demek ezeli.
- 1:09:21
Ezeliyse zaten bize indirilişi sonradan. Lev-i Mahfuz'a yazılışı sonradan. Çünkü Lev-i Mahfuz da yaratılmış mahluk bir levha. Ama Allah'ın ilminde ezeli o kelam, kadim yani. Yani mahluk deyince sonradan çıkıyor. İlmine sonradan derse kelamına da zaten sonradan diyecek. Bu kafa yani. O zat öyle dedi.
- 1:09:41
Efendimiz Hazretleri'nin defaatle dinledim bunu. Tefsirlerde var zaten. Dedi yanıma dedi, bizim mezarlığa dedi, Allah dedi, Bişr-i Merisi diye Kur'an mahluk diyen biri defnedilmiş Müslüman mezarlığı, büyük alim o da Bişr-i Merisi, çok büyük alim. Birisi defnedilmiş dedi, kabre konur konmaz, cehennem ona bir gürledi.
- 1:10:02
Yani tabiri Arapça verildi de Efendi Hazretleri'nin tabiri bu. Acayip tabiri. Cehennem ona bir gürledi. Bütün mezarlıktakiler, çocuklar bile bembeyaz oldu. Yani saçı sakalı bembeyaz oldu. Kıyamet koptu diriliyor zannettik dedi. Âyette var ya zaten. Fekefetettekûne enkefartup, yevmenyece alülvildâneşşinba.
- 1:10:24
Dünyada kafir olursanız, yarın mahşere çıkarken çocukları ihtiyar yapacak. O günden nasıl sakınacaksınız? Çocukları ihtiyar yapacak. O âyette var ya, işte onlar da mahşere kalkıyoruz zannettik diyor. Bütün mezarlık bembeyaz oldu diyor saçı sakalı. Cehennem ona bir gürledi diyor. Adamların işi hafız olmuşlar, âlim olmuşlar.
- 1:10:48
Hiçbir işle uğraşmamışlar. İşleri güçleri, namaz abdesti, ibadet, teheccüd, takvalıkta zirve, Allah Allah, itikatta inhiraf, bid'at. Buradan bakıyorsun şarapçı bilmem ne kurtuluyor. Tövbe ediyor, zinacı bilmem neci cenize giriyor. İmanı kurtarıyor, şefaat yetişiyor, bir şey oluyor. Buradan en büyük âlimler gönbürdüğe gidiyor.
- 1:11:15
Nasıl yapacaksın şimdi? Onun için Mevla'dan başka imanımızı kimse muhafaza edemez ya. İlimle, zekâ ile uzay etme. Ve Dırâriyyetü, bak bu dokuz tayfayı sayıyor. Dokuzu bulacağız şimdi, Dırâriyye. Bu Dırâriyye fırkası, Dırâribni Amr'ın adı. Bu da Mutezile'nin babalarından, yani ilk Mutezile'yi kuran Vâsıl İbn-i Hata, Hasan-ı Bastı'yı, ne demek Hasan-ı Bastı'yı?
- 1:11:47
Radıyallâhu anh, ilk 100. senede yani, 30 sahabe görmüş. 130 sahabe görmüş de, 30 sahabeden mesela biat-ı istifade ediyor. Kelim-i Ferahat namazını 30 sahabeden ibadet ediyorum diyor. 120-130 sahabe görmüş yani. O onun talebesi Vâsıl İbn-i Hata, düşün Mutezile'de o dönemde çıkıyor. Bu Dırâribni Amr da onun başadamı yani, onun dönemindeki en büyük alimlerden.
- 1:12:11
Bu da şimdi teslime meyletmiş. Ondan sonra bazı şeyler de, ne diyorsun adına, Mutezile'den bazıları da bunu tutmadığı için. Bu bir ekol olmuş, yani ilk 9'a girmiş ama Mutezile'den şube kurmuş ama farklı görüşler uydurmuş bu da, teslimi çok dillendirmiş, teslim. Teslim cisme benzerlik, yani sonradan yaratılan kulumla mahlukatın sıfatları işte
- 1:12:45
inmek, oturmak, kalkmak, yürümek falan. Mutezile'de bu işe çok zıddı, müşebbiyenin zıddı yani. Mutezile'de Allah'a tenzih edeyim derken, hani ona benzemez, şuna benzemez, buna benzemez, şöyle olmaz, böyle olmaz, zaten Allah'a tenzih etmekten dolayı cennette de kimse göremeyecek diyor. O da tenzihten sapıttı.
- 1:13:05
Yahu ifrat tefrit ya, yine onun sapıttığı yani en mühim mesele nedir? Allah'ın sıfatları yok hariçte diyor. Niye? Öz zatı var diyor, tamam her şeyi yaptı, yaratan o diyor. Ama öte taraftan nereden sapıtıyor? Allah şer yaratmaz diyor. O zaman diyor ki, adam içki içiyor, kubar ölüyor, zina ediyor, bunlar şer değil mi şer?
- 1:13:28
E bunlar nasıl oluyor? Kul fiilinin halıkıdır diyor. Yani o kul kendi yaratıyor o günah işini diyor. Niye Allah'ın sıfatları yok dedin Hacı abi? E taaddüdü kudemâ lazım gelir diyor. Allah kadim tektir diyor, sıfatlara da kadim dersek, sekizde sıfatı zatiye, altıda sıfatı subutiye, yaptık diyor, ondan sonra on dört tane kadim mi var diyelim diyor,
- 1:13:55
tek Allah kadim diyor, on üçünde sıfatlar yok diyelim diyor şimdi. Ya o sıfatların hepsi zata razı. Kadimler çoğalmıyor ki, kadim olan bir zat var, sıfatları da o varken hep onunla beraber var. E zeli bu demek. Allah sıfatsız hiçbir zaman kalmadı. Yani ilim sıfatı onun varlığıyla var. Sonradan kesbetse, ondan önce cahil olması lazım gelir.
- 1:14:18
Haşa ve kella, yani acayip bir şey bu eli sünnet olmak yahu. İşte onu anlatıyor yani, kudemâ. Onun için oradan Allah'ın sıfatları bile yok diyor, tenzih yapayım diyor. Öbür taraftan da Allah'tan başka yaratıcı çıkarıyor. Bütün kullar yaratıcı oldu bu sefer. E niye? E diyor Allah diyor şimdi kadama içki içmeyi mi yaratıyor?
- 1:14:39
Ya bu bir imtihan. Zemzem içerine de o içmeyi yaratıyor, ona da onu yaratıyor. Ama kul sebep oluyor, iradesi yok. Sebep oluyor, iradesini kullanıyor, devreye giriyor Mevla'dan, yaratıyor. Yaratıyor ama faal-i muhtardır, faal-i muceb değil, zorlarını yaratmıyor. Ama imtihan hikmetine binaen isteyeni istediği yaratırım buyuruyor.
- 1:14:59
Bütün taraftan buyuruyor ki, hayır istese yaratırım diyor. Şerri istese diyor bir mani çıkarırım, yaratmazsam o istese bile onu mesul etmem diyor. Yaparsa diyor mesul ederim diyor, tövbe ederse yine affederim diyor. Daha ne yapacak? Ama bunlar kul kendi fiilini kendi yaratıyor diyor. İşte bir kadın dedi ya, beni evlendirin dedi zemah şerriyle, ben ona el sünneti çeviririm dedi.
- 1:15:26
Nasıl olacak dediler ya? Hakikaten de evlendi yani. Ondan sonra işte neyse, karı kocalık ediyorlar, efendisinin tabiriyle. Şimdi benim kadınlar, kızlar da dinliyormuşlar falan, ondan sonra çok usanıyormuşlar, mahcup oluyormuşlar falan. Ya ne bileyim bunlar efendisini dinleseydiler, camiden kaçartlar herhalde.
- 1:15:45
Ya ne diyeceğim, ne anlatacağım yani? İşte neyse, ondan sonra tabi 1-2-3-4, zemah şerri, baş müfessir olsan ne olur yani? Herkesin bir gücünün sınırı var. Ondan sonra da benden paydos diyor yani, yatacak adam, dinlenecek falan. E diyor bir tane daha yaratsana diyor. Kul fiilinin halikiyeti, nasıl olsa yaratıyorsun diyor.
- 1:16:06
Otomatik sende diyor yani. Ha şimdi buna kafir demek lazım değil mi? Diyemiyorsun da tebliğ ver. Çünkü neden? Allah-u Teala ona diyor, yaratma şeyi toptan verdi ona diyor, para kendine istediğin gibi kullandı diyor. Yine veren yaratan Allah diyor şimdi. Halbuki ehl-i sünnet ne diyor? Sinek şuradan şuraya uçsa onu da özel yaratıyor diyor.
- 1:16:29
Ben şimdi şuraya parmağımı değdim, bunu şu anda yarattı. Şu anda milyarlarca insanın katır katır katır, trilyon trilyarlarca fiili var. Bu fiillerin hepsini o anda yaratıyor. Wallahu khalaqa kum. Sizi de Allah yarattı. Wa ma ta'malun. Yaptıklarınızı da O yaratıyor diyor. Bak ayete bak şimdi ehl-i sünnetin delilini.
- 1:16:53
Yaptığınız işi de O yaratıyor diyor. Bu da diyor ki işte işte tamam diyor yani. Toptan diyor bir kabiliyet verdi diyor. Ya Rabbel Alemin. Yani bunlarla baş olur. Baş olur baş olur mu ehl-i sünnet. Bütün delillerin cevaplarını vermiş. Ondan sonra dirariyede ki mutezileden bir kol. Ama adam kalkmış mutezile zaten Allah'a cisimden.
- 1:17:17
Tabi o ehl-i sünnet de aynı görüşte. Cisimden, teslimden, teşbikden, benzetmeden uzak tutmakta. Tabi dozunu kaçırdıklarından ehl-i sünnetten çıktılar. Ama dirariyede kalkmış Allah'a biraz cisim sıfatları. Vermiş. Cisim sıfatları da verince mutezilede demişler ki bizim gözümüzü yere düşürdün. Biz senden utanıyoruz.
- 1:17:45
Evvelce bizden olduğun için senden utanıyoruz demişler. Bu da utanıyorsanız ben de dirariyeyi kurarım demiş. Bu da dokuz tayfandan biri olmuş yani. Çok yüksek seviyede bir ifsatçı yani. Sonra geliyor ven neccariyetü. Neccariye fırkası. İşte neccariye de Hüseyin Neccar. Sonra da Hüseyniye de deniyor.
- 1:18:05
Adı Hüseyin diye. Neccariye de deniyor. O da Kur'an mahluktur kafasında. Tabi hepsinin birbirinden farklı felsefeleri var. Heva diyor ya iman-ı abdani. Bunlar ehlül heva vel bitati diyor. Heva nefsin arzusu. Şimdi bunların hepsinde bir tedakül var. Birbirine bir girdi çıktı var. Bu girdi çıktı var ama ayrıldıkları noktalardan isimleri ayrılıyor yani.
- 1:18:31
İşte bazıları ana çatıda birleşebiliyor. Hepsi bitateli olmakla birleşiyor zaten. Yukarıda yetmiş ikinin de efendim neccariye fırkası vel kilabiyyetü bir de kilabiyet. Kilap zaten köpek demek ama tabi Araplarda şimdi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dedesinde de kilap ismi var. Onun için o manayı çevirmeyelim şimdi.
- 1:18:53
Köpekle av avladıkları için onlara kilap ismi vermiş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in dedesinde de var. Nurra ibn-i kilap. O dedeler hepsi Müslüman kıymetli bizim büyüklerimiz. Tabi Adnan efendimiz. Nesebi şerif yani. Onun için kilap ismini o manada alay edilmez. Yani kilap orada köpekle av yaptığından, avcılıktan dolayı deniyor.
- 1:19:17
Bu kilabiyet. Bu da Abdullah-i kilap. Adı esas Abdullah falan. O fırkadan ondan sonra hepsinin bu şekilde farklı farklı itikadda bidatları var. Şimdi dokuzu bulduk. Havari, Şia Mutezile 3, Mürcihe 4, Müşebbeye 5, Cemiye 6, 7, Neccariye 8, Kilaviye 9. 72 bunların dallarıdır. Hepsinin de özel ismi var mı?
- 1:19:55
Var. Durariye'yi Kitaplarımızda mevcut mu? Mevcut. Abdülkadir Geylani sayıyor bunları şu an. Bunların hiçbiri diyor Lemtegül mevcut değildi. Fizemeni Nebi sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında ne bu adamların esamesi okunuyordu ne de bu fikirler ve inançların bir zerresi vardı.
- 1:20:14
Peki bunu niye söylüyor? Vela fi zamani hilafeti Ebi Bekrin. Ebu Bekir radıyallahu anh'ın hilafeti zamanında da yoktu. Ve Ömer Hazreti Osman'ın halifeliği zamanında da yoktu. Ve Osman'ı Osman'ın radıyallahu anh'ın zamanında da yoktu. Ve Ali'nin radıyallahu anh'ın ve cemaatine de yoktu. Onun zamanında da yoktu.
- 1:20:29
Bir tek hariciler isimleri bu şekilde markalaşmamıştı ama Hazreti Ali Efendimiz'e karşı çıkan da bir hariciler onun döneminde. Son dönemi zaten onun son döneminde vardırlar onlar da elbette. Ama dört halife zamanında genel manada yoktular bunlar. Hiçbirinin esmesi yoktu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında.
- 1:20:49
Efendimiz bunları söyledi mi? Söyledi mesela Şia'yı. Efendimiz Şia olarak söylemedi. Ama Hazreti Ali senin Şia'ndan yani taraftarlarından bir cemaat çıkacak. Onlara rafıza denecek. Onlar benden de değildir senden de değildir. Seni o kadar sevecekler ki seni sevmenin aşırılığından yoldan çıkacaklar. Hariciler de söyledi.
- 1:21:16
Ya Ali senden sebep iki fırka helak olacak. Bir aşırı sevenler onlar Şia oldu işte. Seni makamından da yukarı çıkaracaklar. Yani Allah diyeni var, peygamber diyeni var. Cebrail aleyhisselam şaşırdı da Rasulü Muhammed'e gitti. Sallallahu aleyhi ve sellem Ali'ye gidecekti diyeni var. İşte bu Şia tabi genel mahada hepsi sapıktır yani.
- 1:21:37
İtikad makamından söylüyoruz tabi sapıklığı. Ondan sonra bir de seni hiç sevmeyen Hariciler de Hazreti Ali'yi sevmez. Çünkü Hazreti Ali hakem kabul etti dinden çıktığı şeyine gittiler ya. Zaten onun adamıydılar ayrıldılar. Onun için iki kısım insan helak olacaktı. Hazreti Ali efendimiz de buyurdu benden sebep iki kısım insan helak oldu buyurdu.
- 1:22:01
Sende İsa'nın meseli var. İsa aleyhisselama benzetiyorum seni buyurdu. Çünkü aşırı sevenler Allah'ın oğlu dedi kafir oldu. Hiç sevmeyenler Yahudiler. Velediz zina dedi kafir oldu. Aynı sen ona benziyorsun buyurdu. Onun için bu ve ihtilaf vazi tavafi. Bu tayfaların ihtilapları ve teferrukum ayrılıkları ne zaman çıktı ortaya?
- 1:22:28
İnne mâ cek hadethe hücus etti yani meydana çıktı. Bâdesinîne yıllar sonra. Neden? Sahabe kiramın vefatından ve teabi'ine. Teabi'in hazaratının da vefatından sonra. Sahabe tabi yüz seneye kadar ulaştı Hazreti Enes. Asr-ı saadet yüz sene ile bir asır bitti. Birisetten sonraya itibar edersek tabi onda.
- 1:22:54
Birisetten sonraya değil. Yüz sene içinde sahabe kalmadı yani. Ama yüz seneye kadar da sahabeden yaşayan birkaç tane oldu. Ve teabi'nin teabi'nin hazaratından da sonra. Da ve mevtil fukâ sebatî. Yedi fakihin de ölümünden sonra. Bu yedi fakih çok önemlidir. Radıyallâhu anhu mecmâin. Allah onların hepsine razı olsun.
- 1:23:18
Ben onları isimlerini de. Hem Haydar'da mütevelli odası var yukarıda. Oralarda gezersiniz. Bir açtılar size hep gezin dediler ama. Oranın tavanlarına da yazdırın. Benim bu evin tavanlarında da var üst katta. O yedi fakih. Bunlardan biri biliyorsunuz. Kasim İbni Muhammed İbni Ebubekir'i sıttık. Radıyallâhu anhu mecmâin.
- 1:23:40
Silsilenin Nakşibendiyenin silselisi de var. Hazreti Ebubekir'in Muhammed oğlunun oğludur. Hazreti Ebubekir Efendimiz'in torunudur. Cafer-i Sadık da silselediğimizde. Tabi on iki imam. Daneli Bey de imam. Cafer-i Sadık da ondan aldı tarikatı. Kasım Efendimiz Selman Faris'ten aldı. O da böyle sıttıktan aldı.
- 1:24:06
Radıyallâhu anhu mecmâin. Nakşibend tarikatının silselesi de. Bu yedi fakih bunların üzerine. İslam aleminde fıkıh işi yok sahabeden sonra. Yedi bunların özel. Hepsi de Medine'de. Bunlar yaşadılar. Üstelik Said İbni Müseyyep duymuşsunuzdur. Efendim tabiinin efendisi diyorlar o zaten. Süleyman İbni Yesar.
- 1:24:28
Harici İbni Zeyd Radıyallâhu anh. Ebu Beydullah İbni Abdillah Radıyallâhu anh. Urve İbni Zübeyr. Bu da Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem halasının torunu. Yani Safiye Validemiz'den. Zübeyr meşhur. Hazreti Zübeyr'in Talha Zübeyr. Talha Zübeyr var, Haşer-i Embeşire'den. Onun, efendim, oğlu Hazreti Urve, bunlar Tâbîn'den yedi fakih.
- 1:24:59
Onların döneminde de bu tayfalar ortaya çıkmamıştı, aşikâre olmamıştı. Demek onların hepsi sonradan hadis oldular. İşte bu hususta Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor, diye bir hadis-i şerifle, Tirmizi hadisiyle beraber işte el üstünde olmadığımızın kıymetini bilelim. Allah'a ne kadar şükür etsek azdır diye o konulara önümüzdeki derste gireceğiz inşâAllah.
- 1:25:23
Ben yine kısada konuşmadım yani ama bir şeyler daha anlatmaya çalıştım. Allah Teâlâ'ya azami derecede istifade nasip eylesin. Ve Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem.
Benzer sohbetler
43:47Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 6) 243. Bölüm 14 Ekim 202614 Ekim 2026 · 44 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 14 Ekim 2026
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026


