25:21 / 51:55

  1. 00:31

    Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi Rabbil Alemin Esselatu Vesselamu Aleyhi Seyyidil Mürselin Muhammedin ve aleyhi as-sahbihi ecma'in Kıymetli takipçilerimiz Mektubat-ı Şerife dersini takip eden kardeşlerimiz Kaldığımız yerden devam edeceğiz Bu mektup biraz zor mektup imiş Ben daha evvelce İmrahi Salihaya yazılan mektuba başlamıştım

  2. 00:54

    çok seneler evvel Oradan bazı dersler devam etmiştim Bu mektup kolaydı Burada nasıl oldu bunun seçimi bilmiyorum itikad mektuplarıyla ilgili bir şey yaptık mektubattaki tüm itikad mektuplarıyla ilgili bu da itikadi meseleleri anlatan mektup diye girdik ama tabi zordur zordur, ince hususlar vardır ama bu zordan sonrası kolay gelir bu mektubu anlayanlar için

  3. 01:26

    bu mektuptaki anahtarları alanlar için bundan sonraki mektuplar efendim çok daha tatlı gelecek kolay anlaşılacak inşallah yalnız bu mektubunda kendine khas özellikleri var tabi Allah-u Teala'nın ilmini Allah-u Teala'nın kurbunu, yakınlığını Allah-u Teala'nın ihatasını yani kuşatması Allah-u Teala'nın muayiyeti, beraberliği gibi birçok sıfatlarıyla ilgili sözler ediyoruz

  4. 01:52

    o dersleri yaptık bile demeyeyim ben kimim ama bu kadar senedir bu işin içindeyim yani bu Allah-u Teala'nın ilminin yani her şeyi bilmesinin bir anda oluşu o anın, zamanın parçası olmayışı tek bir inkişafla oluşu falan bunları hemen hemen yeni anladım desem yani bu mektupla anladım belki okuduk bir şey etti, okuttuk ama idrak ve şuur ayrı bir şey yani, anlamak meselesi

  5. 02:18

    bu mektupta bu sefer hani size bir de hiçbir şey bilmeyenin anlaması için anlatıyoruz en zor mektubu en zor itikadi konuyu hiçbir şey bilmeyen bir insan şu anda biz yayındayız yani, bunu şimdi herkes dinleyebiliyor, bu adamın hiçbir konu bilmediğini düşündüğümüze göre konuşuyorum, ondan dolayı da çok uzun gidemiyoruz yani ibare olarak, çünkü neden?

  6. 02:44

    hocalara konuştuğumu düşünsem hızlı gidebilirim, fakat ben burada genel halka hitap ediyorum. Bunun da iyi tarafı şu açıklamayı fazla yapıyoruz fazla açıkladıkça da kendimiz de daha iyi anlıyoruz belki de anladık sandığımız bugüne kadar doğru dürüst anlamadığımız şeyleri hani en bilgisize göre, en efendim bu konulardan habersizine göre konuştuğum zaman ne oluyor?

  7. 03:12

    anlıyorum, biliyorum diyenler de ben bu işleri bilirim diyenler bile Allah Allah ben böyle bilmiyordum, değişik konular çıktı diyebiliyor çünkü izahta fayda var yani açıklamada çok fayda var ki farkındaysanız sağa sola da geçmiyorum yani farklı konulara da girmiyorum mektubun üzerinden gidiyorum bundan evvelki ders de tasavvuf ehli yani evliyavla bazı şeyler söylerler bunlar da

  8. 03:42

    muratları farklıdır ama lafızdan anlaşılan sözden dolayı bazı kesimler onları tenkit ederler diyordu mesela ona misal verdi, dedi ki fakirlik tamam olunca o Allah'tır şimdi bu tasavvuf ehlinin meşhur bir sözüdür diyor fakirlik ne demek? yani dervişlik yani bu ne demek? Allah'a muhtaç olduğunu bilmek kendinin hiçbir şeyinin olmadığını işte görmek benden değil

  9. 04:16

    işitmek benden değil artık neyse hiçbir sıfatın benden değil, doğru biz bunu lafta söylüyoruz hakikatte tadamıyoruz, yaşayamıyoruz fakat dervişlikte, tasavvufta, mertebelerde zikir mertebelerinde o haller geliyor ki bir veli, bir Allah dostu kendini tamamen yitiriyor hani fena fillah denen işte Allah'ın varlığını ve sıfatlarının varlığını ve fiillerinin varlığını

  10. 04:40

    müşahede ederken varlığını, sıfatlarını, fiillerini görmez oluyor, bu çok önemli biz mesela öyle değiliz lafta tabi her şeyi yaratan Allah falan diyoruz ama işte ben tuttum, ben attım ben yedim, ben içtim, ben getirdim ben götürdüm de devamlı ben var bizde yine ki وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلَاكِنَّ اللّٰهَ رَمَٓا attığın zaman sen atmadın Kur'an-ı Kerim'de,

  11. 05:07

    Bedir Muharebesi'nde diyelim, فَلَمْ تَكْتُلُوا kafirleri siz öldürmediniz diyor. Halbuki sahabe-i kiram vurdu kafalarına. Ama sizi öldürmez diyor. وَلَكِنَّ اللّٰهَ قَتَلُوا Allah öldürdü onları diyor. Şimdi burada ne demek istiyor? Yaratmak benden, sebebiyet sizden. Ama ben yaratmasam, sizin sebebiyetiniz para etmez demek istiyor.

  12. 05:26

    Mesela وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلَاكِنَّ اللّٰهَ رَمَٓا Ne kadar ilginç bir ayet. Attığın zaman sen atmadın, lakin Allah attı diyor. Halbuki attığın zaman derken de fiili sana istaat ediyor. Yani sen attın diyor. Attığın zaman sen atmadın. Yani demiyor ki, attığını sandın ama sen atmadın demiyor bak.

  13. 05:45

    Attın. Attığın zaman diyor. Yani atma fiilin var senin diyor. Attığın zaman sen atmadın diyor. Yani ne demek? Yaratan benim diyor. Elini asıltıran, parmağını çektiren, güç veren, kuvvet veren ben yapıyorum bu işi. Demek ki halk, yani yaratmak ve icat benden diyor. Sen sebebiyet bakımındansın, sebep oldun bu işe.

  14. 06:10

    Yani burada Evliyaullah'ın bizden farkı ne işte? Her işte Mevla'yı görmek meselesi. Bizde lafta bu var. Ama hakikatte biz yine kendi sebebiyetimizi sanki bir yaratmak gibi bir katkı payı sunmuşuz gibi de kendimizi bir kahraman görebiliyoruz bazı işlerde. Ben yaptım falan filan. Halbuki sen yoksun yani.

  15. 06:35

    Yoksun. Her sıfat Mevla'dan geliyor. O zaman Evliyaullah demişler ki, Tasavvuf Evliyaullah demişler ki fakirlik tamam olursa o Allah'tır. Yani buradan maksadı bir derviş kendini, nefsini, sıfatlarını, fiillerini gözden kaybedip, eritip, yok edip fena fillah dediğimiz konuda tam mazasıyla Mevla'yı görür gibi olma haline geçtiği zaman eriş Mevla'dan makamına erdiği zaman

  16. 07:01

    o Allah olur. Ya haşa orada o Allah olur denmiyor yani. İmam Rabbim Hazretleri diyor ki yanlış anlamayın diyor. Evliyaullah böyle sözler konuşurlar, bunların manasını doğru verin diyor. Onların demek istediği şudur diyor. Senin Allah'a muhtaç olduğuna dair şuurun tamamlanırsa senden hiçbir şey yok, babanın evinden hiçbir şey getirmedin.

  17. 07:21

    Her şeyi Mevla yaratıyor. Sende bir sebeplik var ama yaratma olmadan sebebiyet sökmez. Dolayısıyla sen bunda tam bir şuura erdiğin zaman sen çıkarsın aradan diyor. Sen çıkınca da Allah olur demiyor. Allah kalır diyor yani. Fakirlik tamam olunca o Allah'tır. Ne demek? Kalan Allah'tır. Çünkü neden? Adam kendini yok ettiği zaman fiilim yok, sıfatım yok, zatım yok.

  18. 07:44

    Her şeyin Mevla'nın var etmesiyle var. Ben benden bir şeyim yok. Bu şuura erdiği zaman tabii ki, benim gibi lafta konuştuğu zamanı kastetmiyor. Bu şuurdaki bir insanın geldiği makam da o Allah'tır. Ne demek? O makamda görülen, bilinen sade Allah'tır. Allah'tan gayrı idrak edilmez ve varsayılmaz ve ortada var diye görülmez demek.

  19. 08:09

    Bunu anlatıyorum. Şimdi bu noktaları güzel anlamak lazım. Mesela şimdi bana taktılar. Geçen o Nurdoğan denen adam da ikide bir Şefik Hoca'ya laf sokayım derken tabii benim laflarımdan sokuyor ona mesela. Geçen gitti programda. Ne diyor orada? Etek yemeğe büründüm, Mahmut diye göründüm.

  20. 08:30

    Şimdi benim bir eski sohbetimde bu var. Yahu etek yemeğe büründüm, Mahmut diye göründüm dediği zaman işte bak fakirlik tamam olduğu zaman yani bir adam tam derviş olursa tam fakir ve muhtaç olduğunu bilse o Allah'tır diyor. E şimdi bu kadar evliya bu sözü demiş diye o adam Allah oldu mu demek istiyor haşa.

  21. 08:48

    Onun gördüğü bir tek Allah kaldı. Kendini görmüyor demek istiyor. Bunu doğru anlayacaksın. Şimdi Yunus Emre hakkındadır bu zaten. Etek yemeğe büründüm, Yunus diye göründüm yani bu. Mahmut diye göründüm. Ya bu bir rüyada ihvandan beri tarikat dersi yapıyor. O da vefat etti.

  22. 09:04

    Şimdi Beşiktaşlı bir ihvandı. Eski Efendi Baba'dan Ali Adem Efendi Hazretleri'nden kalmaydı o zat. Ben tanı, yetiştim onlara yani. O mübarek adam ders yapıyordum. Diyor da mihrapta böyle bir daldım diyor yani. Daldım diyor, mihrapta yazı çıktı diyor. Etek yemeğe büründüm, Mahmut diye göründüm. Ya bunu yani sanki Mahmut Efendi, Allah sanki haşa

  23. 09:26

    Mahmut Efendi'nin içine girdi, hulül etti, haşa. Veyahut da Mahmut Efendi ne oldu? Allah ile birleşti. İttihat oldu, birleşme oldu, haşa. İşte geçen mektup bunu anlatıyoruz. Geçen mektupta. Allah-u Teala bir şeyle birleşmez diyor. Bir şey de Allah-u Teala ile birleşmez, haşa. Allah-u Teala bir şeye hulül etmez diyor.

  24. 09:43

    Yani çayın şekerin içine nüfuz etmesi gibi öyle bir girme olmaz diyor. Allah-u Teala, efendim hiçbir şey de Allah-u Teala'ya hulül etmez diyor. Yani Allah'a ulaştı, kavuştu. Hani tarikatta şey var. Vâsıl ilallah. Bu adam Allah'a ermiş. Ermiş ne demek? Türkçe diyor ki ermiş. Ermiş ne demek? Vâsılın Türkçesi yani.

  25. 10:01

    Arapçası vâsıl. Vâsıl ne demek? Kabirlerde evliyanın yazıyor. Osmanlı taşlarında her yerde el-vâsıl ilallah diyor. Allah'a vusul etmiş. Vusul, ulaşmak. Mesela gidiyorsa, Ankara'ya gidiyorsa Ankara'ya vâsıl olduk derler. Türkçede de bunu kullanıyor. Yani ulaştık. Allah'a ulaşmış. E Allah neredeymiş de haşa ulaşmış yani.

  26. 10:20

    Allah mekânda değil ki nasıl ulaşmış yani. Buralardaki şey yani rızasına ulaşmış. Bunları doğru anlayacaksın yani. Razı olduğu makamlara yükselmiş. Arş makamdır. Arş mekândadır. Kürsi mekândadır. Lev-i Mahfuz mekândadır. Çünkü bunlar sonradan yaratılmış. Oralara ulaşılır. Miraç gecesi yedi kaç yamayı dolaştı Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem.

  27. 10:43

    Evliyanın ruhları da oralara dolaşır. Çünkü o mekândadır. Oralara gidilir hakikaten. Ulaşılır yani. Efendim Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem bedeniyle de gitti. Sonraki evliya ruhuyla gidiyor. Seyr-i sülük vazifelerini yapanlar, letaiflerini yükseltenler. Zaten kalp, ruh, arşın nurundan yaratılmış. Han madde oradan ruhta.

  28. 11:02

    Nefis gibi değil ki ruh. Ruh min nuri arş ile mebdeva. Ruhun alındığı nokta, han madde diyeyim ona sana. Nasıl ki bedeninki toprak, ruhun asıl maddesi ne? Arşın nuru. Oraya geri gidecek yani. Burada geldi buraya bedenle birleşti.

  29. 11:19

    Şimdi ona Allah-u Teala zikirler, vazifeler öğretiyor. Bunlarla amel ederse letaifeleri, kalbi, ruhu, sırhafi, akba, ne oluyor? Bunlar miraç yapıyor yani. Miraç yapıyor demek. Beden burada dursa da ruh geldiği noktaya geri dönüşe geçiyor. Buralar mekânlıdır. Buralara ulaşılır. Ama Allah-u Teala'nın zatı, fiilleri, sıfatları, mekânı yok.

  30. 11:43

    Zaman üstü, mekân dışı. Hal böyle olunca sen şimdi burada nasıl bir birleşme, nasıl bir hulül, nasıl bir iddiat, nasıl bir nüfuz, nasıl bir sereyan kafanla takılıyor senin. Şimdi hadis-i şerifte sahih hadislerlerde de geçiyor. Tecelli suri. Tecelli suri ne demek? Allah-u Teala Hazretleri tecelli ediyor.

  31. 12:11

    Yani nurundan biraz parlatıyor, açıyor. Tecelli inkişaf. Bunu Kur'an-ı Kerim zatı فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ Rabbi daha tecelli etti diyor. Yani daha tecelli oluyor da insana nasıl olmaz? İnsan daha şerefli. Peki tecelli ne demek? Parlamak. Ne parlıyor? Allah-u Teala nurundan istediği kadar bir zerre, bir gücüne kadar, karşı tarafın kapasitesine göre neyse

  32. 12:36

    parlatıyor, açıyor ona, bir nur açıyor. Buna tecelli deniyor. Bazen bu tecelli, bak Nurdoğan beyefendi diyeyim sana, hocaefendi diyecek halim yok. Beyefendi burayı anlayamayacak kadar cahil olduğunu düşünmüyor. Koca profesör olmuşsun yani. Şey din adına, edebiyatçısın ama mühim değil. Din adına da konuştuğuna göre muhatabımızsın dolayısıyla.

  33. 13:01

    E şimdi tecelli inkişaf demek. Hala Şefik Hoca orada soruyor ki dağ dayanamadı da diyor senin şeyhin nasıl duruyor hala parçalanmadı diyor. Yahu zaten Levenzenna'yı okumadın mı? Levenzenna yahu. Her akşam okuyor imamlar. Her sabah. Yahu sen Levenzenna diye beyefendi duymadın mı yahu? Levenzenna ezel Kur'an-ı alâ cebelin le raytev haşan tasaddihan haşetillah

  34. 13:25

    Kur'an'ı dağa indirseydik dağ paramparça olurdu diyor. Peki Kur'an dağın taşın paramparça olacağını bildiriyor ama Kur'an'ı sana bana indirdi. E biz duruyoruz bak. Mesela elhamdülillah hafızız yani bütün ayetleri de ezberlemişim. Bir yerime demiş olmuyor yani. Yani Allah bize وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلزِّكْرِ Kur'an'ı kolay ettik diyor size.

  35. 13:45

    فَاَلْمُمُتَّكِرُ Öğüt alan var mıdır diyor. Yani Allah kolay ettiği için biz de Kur'an bize indirildi. Biz de durabiliyoruz, yaşıyoruz. Kur'an'ı tatbik etmeye çalışıyoruz. E şimdi dağın dayanamayacağını söylüyor. Ama ben dayanıyorum işte.

  36. 14:01

    İstediği kadar tecellisini Allah ayarlar, dengeler. Yani burada tecelli hak. Bu tecellinin surisi var. Suri ne demek? Bir şekle bürüneni var. Allah-u Teala şekle girmiyor. Burada çuvalladığınız nokta, burası anlamadığınız nokta. Allah-u Teala'nın şekli yok. Fiillerinin şekli yok. Sıfatlarının şekli yok.

  37. 14:29

    Ama Allah-u Teala kudretiyle bir dağ yaratmak istiyor. Ol diyor, oluyor. Koca bir dağ oldu. Bu dağ Allah-u Teala'nın kudretinin, gücünün, eserinin zuhurudur. Ortaya çıkmış şeklidir yani. Bu Allah'ın sıfatıdır diyebilir misin? Diyemezsin. Yani Allah'tır diyebilir misin aşağı? Diyemezsin. Sıfatıdır? Diyemezsin.

  38. 14:52

    Fiilidir? Diyemezsin. Fiilinin eseridir. Meydana çıkmış halde. Yani şimdi şu masa marangozun eseridir yani. Kim yaptıysa yani. Marangozun, bu masa marangoz değildir yani. Marangozun sanatçılığı var. Hüneri yani, becerisi. Bu masa o beceridir diyemezsin. O beceri o adamla beraber. Onu ondan çökemezsin.

  39. 15:13

    O beceri onda. Bu ne oluyor şimdi? O becerinin ortaya çıkmış bir eseri oluyor. Tezahürü oluyor. Görüntüsü oluyor. E sen şimdi Allah-u Teala'nın nurunun yansımaları var. Gölgeleri var. Zilal dairesi. Zilal gölgeler demek. İnekas. Yansımalar. Bu nur Allah-u Teala'nın zatının kendi değil. Fiili değil, sıfatı değil.

  40. 15:38

    Onun yarattığı bir nur. Sıfatını yaratmıyor Mevla. Sıfatı onun kendinde zaten. Sıfatı yaratılmış değil ki Allah'ın. Ama o nur yaratılmış bir nur. Mevla nur yaratıyor. Ha burada ışık var. Bu ışığı da Allah yaratıyor şu an. O kabloları yaratan, o bütün ışığı yaratan. Bunun manevi nurlarını düşün. Bu manevi nurları Mevla yaratıyor.

  41. 15:59

    Bu tecelli, bir parlama, bir açılım. Burada ne var? Suri. Suri ne demek? Şekle bürünme var. İsterse o nurunu Mahmut Efendi şeklinde ortaya çıkarır. İsterse Abdülbakır Efendi'nin şeklinde çıkarır. İsterse Süleyman Efendi çıkarır. Bediüzzaman Hazretleri şeklinde çıkarır. Yani bu nurun insanlara yönelen kısmında bu Allah'ın yarattığı bir nur.

  42. 16:24

    Bak Allah değil haşa. Zatı değil, fiili değil, sıfatı değil. Ne gibi? Anla anla. Kafayı çalıştır. Bu masa marangoz değil yani. Marangozun efendim neccarlık, oyma, yontma sanatı da değil bu. Adamın sıfatı kendinde. Ya burada ne arar? O zaman adam bu burada adamın yontma sıfatıysa bu adam kaldı sıfatsız.

  43. 16:50

    Şu anda başka masa yapamaz. Bu onun sıfatı olamaz. Bu bunun hünerinin ortaya çıkan eseridir. Şimdi Allah-u Teala'nın zatı hiçbir şeyle birleşmez haşa. Sıfatları hiçbir şeyle birleşmez. Fiilleri görünmez, birleşmez. Ancak yaratmak istediği bir şeyi yaratır. O meydana çıkınca eserini görürsün. Eserini görürsün ortada.

  44. 17:16

    Ne gibi işte kablodan da cereyan geçerken hiç ışık mışık görmüyorsun. Bu noktaya geldiğinde burada ışığı görüyorsun yani. Buradan geriye git kablolara. Orada karanlık. Eser çıktığı noktada sana bir efendim veri olarak meydana çıkıyor.

  45. 17:32

    Şimdi Mevla'nın nurunu Mevla'nın nuru Mevla'dan ayrılan bir parça değil. Sen burada yanılıyorsun. Mevla'nın yarattığı bir nur. Ne gibi ha buradaki cereyanı nasıl yaratmış? Onu da yaratıyor. Bir nur yaratıyor. Nasıl Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'i de kendinden parça olarak haşa yaratmadı ki bir nur yarattı.

  46. 17:53

    İlk yarattığı nuru da Habibim ol buyurdu. Sevgilisinin mayasını ruhlar aleminiz konuşuyorum. Bedenler toprak. Onun için Adem Aleyhisselam'ın da babası oluyor ruhlar aleminde. Çünkü ilk nur onun yaratıldığı nur. Ama bedenler aleminde Adem Aleyhisselam onun babası oluyor. Neden? Topraktan yaratılmakta Adem Aleyhisselam evvel.

  47. 18:12

    Ama ruhların yaratılışında Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in ruhu evvel. Ama o ruh Mevla'nın yarattığı bir nur. Kendinden parçalandığı bir nur değil. Kendinden parça kopmaz haşa. Allah-u Teâlâ'da cüz yok ki haşa. Ne zatında, ne sıfatlarında, ne fiillerinde tecezzi kabul etmez. Yani bölünme, parçalanma kabul etmez.

  48. 18:31

    Ama istediğini yaratır. Bir nur yaratıyor. Bu nur bazen güneşin ışığı gibi oluyor, bazen ayın ışığı gibi oluyor, bazen çok parlak olup gözleri alır, bazen mat olur. Mevla'nın herkese gösterdiği evliyadan, peygamberlerin her birine gösterdiği nurları var. Allah-u Teâlâ Allah'ın nuru semavet vel artı göklerin yerlerin nuru Allah.

  49. 18:52

    Ayet bu. Ne demek? Nurlandırıcısı. Bütün nurları. Maddi ışıkları da yaratan o, manevi ışıkları da yaratan o. O zaman bu parlaması tecellisinde ne oluyor? Suri oluyor. Suri ne demek? Yani görüntülenmemiş bir tecelli. Tecelli esasen gözlerin kapanır, kalbin ve ruhuna hitap eden bir parlamadır. Burada bir ışık çakmaz yani esasen.

  50. 19:15

    Yani bir evliya burada olsa, bir murakabe halinde olsa, ona bir tecelli gelse, yanındakiler böyle aa ne oluyor bir parladı ortalık diye bakmaz yani. Çünkü onun kalbine parlar. Kalbine parlandığında yanındakine lamba gibi ışık vermez yani. Ama bazen de Mevla ne yapar diyor? O nurunu kendinin parçası değil haşa, yarattığı bir nuru, yarattığı ondan hariç, yarattığı mahluk yani,

  51. 19:40

    yarattığı bir nuru bir şekle sokar. Tecelli suri. Suri demek maddi boyuta girmiş. Suret yani. Suret maddi boyut. Mana görünmeyen, suret görünen. Maddi boyuta sokar. Yarattığı bir nuru. Şimdi Mahmud Efendi, etek yemeye büründüm, Mahmud diye göründüm. Yani benim yarattığım bir nur. Yoksa Allah'ın kendisi haşa ya.

  52. 20:06

    Allah'ın yarattığı bir nur, hangi dönemdeyse, o dönemdeki bir velinin suretinde, şeklinde o nur ne yapar? Tezahür eder. Eser olarak meydana çıkar. Bu ne Allah'ın zatı olur haşa, ne de sıfatı olur. Bilmiyorum anlatabiliyor muyum? Kaç derstir bunu konuşuyoruz zaten. Yani قَدْ يَاكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ Size Allah'tan nur geldi diyor.

  53. 20:29

    Kur'an bu. وَكِتَابٌ مُمِنٌ Bir de kitap geldi diyor. Peki kitap ne? Hayır şimdi kitap ne? Geldi bize kitap ne? Kur'an. Peki bu nur ne şimdi? Şimdi nur geldi, bir de kitap geldi diyor. O zaman bu nur başka bu kitap, başka şeyler. Çünkü Ahmet geldi, bir de Mehmet geldi. Dediğin zaman, bir de dediğin zaman iki kişi geldi oluyor.

  54. 20:51

    Eğer desem ki Ahmet Mehmet geldi, o zaman belki adamın adı iki ismi var Ahmet Mehmet. Ama Ahmet geldi, bir de Mehmet geldi. Şimdi ayette ne diyor? Size Allah'tan nur geldi. وَكِتَابٌ Vav atıf. Ve. Yani ne demek? Bir de kitap geldi. O zaman ne oldu? Atıf muhairet iktiza der. Birbirinden farklı şeyler.

  55. 21:10

    Kitap başka, nur başka. Nuru bulalım. Bütün hadisler, bütün tefsirler ne diyor? Nur Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. E şimdi Allah'ın nuru bize Resulullah ile geldi. Aynı şey. Yani buradan nur ne olmuş? Nurun şekle girmişi. Yani Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zaten kendisi de nurdu.

  56. 21:30

    Şeffaf bir yapısı vardı. Belki önden arkası görünürdü. Yani ev karanlıkken onun nuruyla aydınlanır. Birçok hadis-i şerif, birçok rivayet var. Geçtiği yollar aydınlanır. Ha şimdi ama demek ki Allah-u Teala'nın yarattığı diyoruz. Bak kendisi değil Allah'ın. Yarattığı o en büyük nur, ilk nur yani. Kulüktüm min nurillah.

  57. 21:50

    Ben Allah'ın nurundan yaratıldım diyor hadis-i şerif. Allah'ın nurundan ne demek? Haşa Allah'tan parça mı koptu? Haşa. Allah'ın yarattığı özel bir nurdan demek istiyor. İlk nur. İlk yarattığı nurdan yaratıldım diyor. Müminler de benim nurumdandır diyor. E dolayısıyla etek yemeğe büründüm, Yunus diye göründüm.

  58. 22:09

    Mahmut diye göründüm. Bunlar yadırganacak şeyler değil. Bu tecelli Suri'dir. Tecelli Suri ne demek? Şekle bürünmüş. Allah'ın nurunun şekle bürünmüş hali. İşte Allah'ın velileri o nurun yani önümüzde görünen sembolleridir. O nur onlardadır yani. Bunu anlatıyoruz. Yoksa Allah, Mahmut Efendi, Allah oldu, haşa.

  59. 22:34

    Allah, Mahmut Efendi'ye girdi. O ona hulül etti, iddia etti. Bunu demek kafirliktir ya. Bunu bana nasıl istat edersin? Ben bu kadar cahil bir şey miyim ya? Kırk senedir konuşuyorum. Böyle bir falso yapmamışım. Sana bunu izah edemeyecek kadar şey miyim zannediyorsun yani? Bakma vakit bulamadık senden uğraşmaya yani.

  60. 22:51

    Ondan sonra hadis-i şerif. رَيْتُ رَبِّهِ فِي سُورَةِ شَابٍ Ben Rabbimi diyor bir genç delikanlı suretinde gördüm. Bu şey rüya. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem rüyasız diyor. Bu hadiste var. Bütün kaynaklarda bu gibi hadisler geçiyor. Yani şimdi bir genç delikanlı suretinde gördüm.

  61. 23:11

    Şimdi burada görülen Allah mıdır haşa? Haşa. Allah'ın şekli var mı? Genç olur mu? Yaşlı olur mu? Erkek olur mu? Haşa. Dişi olur mu yani? Genç delikanlı suretinde. Bu ne demek istiyor? Rabbim bana tecelli etti. Bu tecelli de kendi değil. Bir nurunu parlattı. Tecelliyi anlayınca hepsini çözüyorsun işte.

  62. 23:32

    Bir nurunu parlattı bana. O nurunu bana kılıfa soktu, şekle sokunca o hangi şekilde bana göründü rüyamda? Bir genç şeklinde göründü. Bu görünen Allah değil ki. Görünen O'nun parlayan nuru, yarattığı nur. Yarattığı bak, kendisinden parça değil. Yarattığı bir nur görünüyor. O yarattığı nur ne olmuş? Bir delikanlı suretine bürünmüş.

  63. 23:55

    Anlatabiliyor muyum? Anlamıyorsan sana ben daha açık bir şey söyleyeyim. Allah-u Teala Musa Aleyhisselam'a nida etti. O ayet-i kerimesinde ne buyuruyor? Mines şecerati. Allah-u Teala ona, Musa Aleyhisselam'a nida etti. Nereden nida etti? Mines şecerati. Ağaçtan nida etti. Ağaçtaki nidadan ne dedi? Ey ya Musa!

  64. 24:20

    Ağaçtan ses geliyor. Ey Musa! İnnene rabbüke. Ben senin Rabbinim diyor. Bu Kur'an'da var. Şimdi buna ne diyeceğiz? Ağaç diyor ki, ağaçtan ses geliyor, ağaçtan. Ben senin Rabbinim diyor. Fakhla nâlek. Ayakkabılarını çıkar diyor. Mukaddes vaadidesin. Ve nehterzüke. Ben seni peygamber seçtim diyor. Fesli müellim.

  65. 24:40

    Vay vay şimdi vahiyler geliyor sana. Dinle bakalım diyor. İnneniyen Allah. Şüphesiz ben Allah'ım diyor. Şimdi Musa Aleyhisselam Mevla'nın kelamını duyuyor. Yani Musa Aleyhisselam'a bir tecelli var burada. Bir açılım var. Bir parlama var. Bir vahiy var. Bunun bir misali de evliyaya da gelir. ilham denir.

  66. 25:00

    Peygamber'e vahiy gelir, Evliya'ya ilham gelir. Peygamber'e mucize verilir, Evliya'ya keramet verilir. Bunlar Kur'an'da da sabit. Musa Aleyhisselam'ın annesi peygamber miydi? Ona da vahiy ettik diyor. Demek ilhamı kabul edeceksin. Anladın mı? Meryem Validemiz peygamber miydi? Yazın kış meyvesi, kışın mucize diyemiyorsun peygamber olmadığı için, o zaman kerameti kabul edeceksin.

  67. 25:21

    Bunlar Kur'an'da var. Ne inkar ediyorsun yani? Evliyanın kerameti yok mu diyeceksek? Şimdi o zaman biz ağaçtan nida ettik diyor. Ben Allah'ım dedim diyor. Şimdi buyuran kim? Mevla Teala. Ama ağaç yaratılmış bir şey. Ağaç yaratılmış. Ama nereden geliyor? Ses, ağaçtan geliyor. Yani ne oldu burada? Ağaç aracı oldu.

  68. 25:46

    Yani orada bir suret ve bir şekil var. Yani Mevla Teala gökdeğer arasından bir nida gelip, nereden geldiği belli olmayan şekliyle bir nida gelemez miydi? Gelirdi. Musa Aleyhisselam'a da sorsan nereden geliyor der ki her yerden geliyor. Esasen bazı nidalarında da her yerden geldiği de oldu. Tur Dağı'ndaki nidalarda bütün cüzleri, bütün vücudunun hücreleri kulak oldu yani.

  69. 26:11

    Her yerine giriyor ses. Şimdi Mevla Teala ne yapmadı? Gökdeğer arasından sesi efendim vermedi. Ya nereden verdi o nidayı? Ağaçtan verdi. Şimdi ağaç bile Allah'ın tecellisine mazhar oluyor da, Mevla'nın kelamı ondan zuhur ediyor da, ben Allah'ım diye ondan sudur ediyor da, o ağaç Allah mı oldu haşa? Burada da nedir?

  70. 26:38

    Allah Teala istediği yarattıklarından istediğine istediği şekilde tecelli edebilir. Nidasını istediği bir şeyden, ağaçtan duyurabilir. Nurunu istediği bir velisinden, dostundan gösterebilir. Yarattığı nuru, kendini değil, yarattığı bir nuru. O zaman ne oluyor? Allah'la birleşen bir şey var mı? Yok. Allah olan bir şey var mı haşa?

  71. 27:04

    Yok. Ben Allah'ım yani şimdi buraya geliyoruz. Mesela Hallacı Mensur idam edildi meşhur Hallaç vakası. Şimdi Hallacı Mensur'un bu mektubun gerisini anlatmazsam buraya gelemiyorum. Şimdi burayı bak şimdi nasıl anlayacaksın?

  72. 27:20

    Şimdi tak diye anlayacaksın. Benim ne dediğim şimdi. İmam Rabbim dersimize geldim. Kale buyurdu Hazreti Şeyhine Kudsesi Ruh. Bizim Şeyhimiz diyor yani Muhammed Bâkî Bille Hazretleri'nin Şeyhini, silsiledeki Şeyhini diyor İmam Rabbim. Şeyhim derdi ki leyse olmadı mâna ibârati enel hakkû. Hallacı Mensur niye idam edildi?

  73. 27:40

    Zahiri alimler onu anlamadılar ne demek istediğini. Enel hak sözünden. Ene ben el hakkû hakkım. Yani ben Allah'ım gibi olur. Hak Allah'ın bir ismi ya. Enel hak, ben hakkım dedi. Şimdi bu ben hakkım sözünün manası değildir ki bi enni ben hakkun. Ben kendim Allah olmuşum haşa. Yani hallacı da anlayamadılar.

  74. 28:03

    Bu da o demek değil. Bel mânâ bunun manası neydi? Ene mâdûmun ben yok olmuşum. Kendimi kaybetmişim. Nefsimi, benliğimi, öz ve sıfatlarımı, niteliklerimi, vasıflarımı, fiillerimi, işlerimi kaybetmişim. Kendimi görmez olmuşum. Fena fillah makamında. Vel mevcûdü var olan kimi vel hakkû sübhâni. Ancak Allah kalmış.

  75. 28:23

    Yani şimdi burada ikilik yok. Nefsini aradan, sen çık aradan kalabalığı yaradan. Yani nefis çıkmış, ben beni görmüyorum diyor, kendimi kaybettim diyor. E ne varsa âlemde Mevla. O zaman ben hakkım derken maksat ben yokum, kalan hak Mevla kaldı. Bende hiçbir hüner yok demek istiyor. E dolayısıyla burada ne var?

  76. 28:52

    Bu kişi o makama geliyor ki Musa Aleyhisselam'ın ağaçı gibi oluyor. Musa Aleyhisselam'ın ağacında, ağaç ne dedi? Ağaçtan gelen nidâda neydi? Ben Allah'ım demedi mi ağaç? Kur'an'da söylüyor. Ağaçtan ses geldi, ben Allah'ım diyor. Peki bu ben Allah'ım sözünü Musa Aleyhisselam nereden duyuyor? Ağaçtan.

  77. 29:12

    E şimdi ağaç Allah mı oluyor? Olmuyor. E bir ağaçta bu tecelli oluyor da. Allah'ın bir dostu bir makama geliyor, o makamda kendini bitiriyor, kaybediyor. Sadece Mevla'nın nuru yarattığı özel nuru kalıyor. O zaman o da diyor ki ben hakkım. Yani ne demek istiyor? Ben Mevla tarafından bunu söylüyorum yani.

  78. 29:31

    Ben yokum, Mevla var. Bunu demek istiyor. E bunu benim anlayacağım şekilde niye söylemiyor da milleti fitneye sokuyor? Yahu kendinde değil ki zaten. Kendinde olsa bu lafı bu şekilde der mi? Kendini kaybetmiş, yitirmiş. O ne olmuş? Ağaçtan gelen nida gibi Mevla onun ağzından bu sözü çıkartıyor yani Mevla.

  79. 29:53

    Burada bazıları imtihan oluyor. Tabi Evliyaullah'ın makamlarını anlayamayanlar fitne çıkarıyor. Yani geriye de gelirsek tecelli suri vardır. Mevla'nın nuru, yarattığı bir nur bir şekle girebilir. Bu peygamberin suretinde görünebilir. Bir velinin suretinde görünebilir. Mevla'nın nuru Mevla herkese farklı suretlerde görünebilir.

  80. 30:18

    Görünen mesela mahşerde de görünecek. Mahşerdeki göründüklerinde de cennette demiyorum. Cennetteki şekilsiz. Mahşerde şekle bürünüp görünecek. Yani nurunu nurunu bir şekle bürüyecek. O şekilde görünecek. Mevla'nın şekli yok. Yarattığı nuru şekle sokuyor. Anlatabildim mi bilmiyorum. Mevla'nın şekli yok.

  81. 30:47

    Yani şimdi nur bir velide parlayabilir. Bir peygamberde görünebilir. Bir dağdan görünebilir. Bir ağaçtan görünebilir. Anlatabiliyor muyum? Bunlar nedir? Bunlar maddi şeylerdir. Peki o nur burada ne olmuştur? Şekillenmiştir. Fakat o nur Allah'ın kendi midir? Değil. Sıfatı mıdır? Değil. Fiili midir? Değil.

  82. 31:14

    Ya nedir? Yarattığıdır, mahlukudur. Ol demiştir, özel bir nur olmuştur. O ol dediği nur ondan sonra efendim ağaç ol demiştir. Efendim rüya alemi zaten misal alemidir. Misal alemindeki misal alemi sembollerle tasvir edilir. Geçen derste de söyledim. Yani ilim sütle tasvir edilir. Bir şekle girer. İlim görünen bir şey değil.

  83. 31:39

    Ama süt onu sembol eder. Sembolize eder. Temsil eder. Onun için etek yemeğe büründüm, Yunus diye göründüm, Mahmut diye göründüm sözlerinin çok önemli bir izahı vardır. O da nedir? Bu zatlar kendilerini kaybetmişlerdir. Nefislerini yok etmişlerdir. Fena fillah ve kabillah makamına ermişlerdir. Bunlar da artık kendi benliklerini görme hali çıkmıştır.

  84. 32:02

    Mevla Teala bu rüya suratta görüyor bunu adam. Mihraba üzerine yazılmış. Yani ne demek istiyor Allah-u Teala Hazretleri? Ben nurlarımdan bir nuru Muhammed Efendi Hazretlerinden insanlara parlattım demek istiyor. Yarattığı nuru. Kendi ona girer mi aşağı? Yarattığım bir nuru diyor, bir nur yarattım diyor özel mesele.

  85. 32:26

    O nuru bu zat vasıtasıyla insanlara verdim. Bu başka şeyhlerde de var, başka alimlerde de var, kimsede yok demiyoruz ki. İkincisi sen ben bu zatta Allah'ın nurunun görüldüğüne inanmıyorum. İnanmasan inanma. Bana ne? İman şartı değil ki. Yani gavur olduğunu demiyorum ki inanmasan. Sen bana niye şirk diyorsun?

  86. 32:45

    Sen bana niye şirk diyorsun? Eğer ben Allah Mahmud Efendi'nin içine girdi dersem dinden çıkarım. Bak sıfatı ona girdi dersem dinden çıkarım. Bu şirktir. Ama Allah-u Teala bir nur yaratıyor. Yarattığı bir nuru, bu hadislerle de sabit. Ben Allah'ın nurundan yaratıldım diyor, müminler benim nurumdandır diyor zaten.

  87. 33:05

    Allah-u Teala'nın bir nuru bu zattan yansıyor. Ama Allah'ın nuru, Allah'ın yarattığı bir nur. Kendinden parça koparmamış ki haşa. Yarattıktan sonra istediğini mi yaratırım diyor. Yakh lukumâ yeşâ diyor Kur'an. Dilediğimi yaratırım diyor yani. Ha sen diyorsun ki ama o zaten böyle bir şey yaratıp vermemiş.

  88. 33:21

    Özel bir nur vermemiş. O senin görüşün. Ama bana niye ben böyle bir şeye inandığım zaman şirke düştü diyorsun? Niye şirke düşeyim ben? Ben Allah onun içine mi girdi dedim? O Allah'a mı gitti, birleşti Allah olan dedim haşa. Allah mı oldu dedim haşa. O da bir beşerdir bizim gibi yer içer. O da bir beşer, o da yaşıyor, vefat edecek.

  89. 33:42

    Allah hayırlı uzun ömür versin. Yani inneke meytu ve innehu meytu. Habibim sen de öleceksin, hepsi ölecek diyor Kur'an. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de fani bir beşerdir. Biz ona ilahlık payesi veriyor muyuz? Ama Allah'ın onda özel bir nuru var. Allah-u Teala'nın onda özel bir nuru olduğunun, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem size nur geldi diyor,

  90. 33:58

    bir de kitap geldi diyor. Yani Resulullah'a Allah'ın nuru diyor. Dolayısıyla demek Allah-u Teala bir kuluna nur diyor. E bunun örneği Kur'an'da var Resulullah hakkında sallallahu aleyhi ve sellem. E Kâinatın Efendisi de müminler de benim nurumdandır diyor. Tabii ki her mümin kabına göre alır. Ben de müminim, Mahmut Efendi de mümin.

  91. 34:17

    E şimdi ben onun kadar nur alabilir miyim yani? Kabım dar. Tabii herkes genişletme, istihab haddine göre kabına göre o nurdan alır. Müminler benim nurumdandır diyor. Bunda anlaşılmayacak ne var? Yani Mevla ne buyurmuş oluyor o rüyada gören kişiye? Benim yarattığım bir nur ondan görünüyor diyor. Parlıyor ondan insanlara diyor yani.

  92. 34:40

    Bu kadar. Bunun efendim o Mahmut diye göründüğüm lafından Mahmut ilah oldu haşa benle birleşti, ben ona girdim, o bana hulül etti diye bir şey mana çıkaran yani ilkokul talebesinden daha aşağı seviyededir. Bundan mukast edilmediğini. Bir de edebiyatçıyım diyorsun. Bir de edebiyatta profesörsün. Zaten bu edebiyatın daniskası yani.

  93. 35:03

    Yunus'un şiiri bu. Esas itibariyle. Yunus Emre'nin şiiri bu. Yani 700-800 senedir kimse kalkıp Yunus Emre kafir oldu, dinden çıktı demiyor. E bunu başkaları hakkında konuşulduğu zaman niye dinden çıkılsın ki? Bunun izahı var. Lafı lap diye anlarsan böyle. Ben enel hak, ben hakkım. Sen bunu gidip de Hallacı Mansur dedi ki ben Allah oldum.

  94. 35:27

    Sen böyle anlaşılır mı? Hallacı Mansur bu lafı diyor ama namaz kılmıyor mu? Kılıyor. E kime kılıyor o zaman? 400 rekat namaz kılıyordu hapishanede. Zindana attılar. Günlük nafilesi 400 rekat. Yani enel hak diyorsun. Peki bu namazı kime kılıyorsun? Madem Allah olmuşsun haşa maksadı buysa bu adamın ibadete ne ihtiyacı var?

  95. 35:51

    Kime kulluk ediyor? Anlasana ki bu adam ben hak oldum haşa demek istemiyor. Ben yok oldum. Bu kadar bir izah yani burada da ete kemiğe büründü Mahmut diye göründüğümden Allah ona girdi de ondan göründü haşa manası taşımadığını Allah'ımızın nurunun yarattığı bir nur ama kendinden parça değil yarattığı bir nurun bu zattan göründüğünü yani bu zatın

  96. 36:17

    Allah-u Teala'nın nuruna ayna olduğunu yansıma olduğunu El mü'min miratül mü'min Mü'min mü'minin aynasıdır diyor. Mü'min mü'minin aynasıdır. Bunlar nurlar birbirine yansıma yapar. E dolayısıyla Allah-u Teala Hazretleri bazı kullarına özel bir nur verir. O nur kimin yarattığı bir özel nurdur? Allah'ındır.

  97. 36:40

    İşte Allah'ın yarattığı o nur kimden görünür? E tabi ki Allah'ın nurunu biz nasıl göreceğiz? Mutlaka bizim gibi işte nidan ağaçtan gelmesi gibi bizim gibi insanlardan o nuru biz göreceğiz. Mürşitlerden, velilerden, peygambere ulaşamadık sallallahu aleyhi ve sellem. Onu görseydik o ilk nuru ilk kaynağından o nuru alacaktık.

  98. 37:01

    Şimdi silsile yoluyla Tuğbali men râni vel men râni vel men râni. Beni görene müjdeler olsun, göreni görene müjdeler olsun. Göreni göreni görene diye gidiyor. Neden? Çünkü o nuru görüyor demek istiyor. Yani o şeyhini görmüş, o şeyhini görmüş bu nur yansımayla buraya kadar geliyor demek istiyor. Bunun Allah olmakla haşa, ilah olmakla haşa ne alakası var?

  99. 37:27

    Velâsebîle hiçbir yol yoktur. Hittegayyûlü değişmek üçün vettebeddülü. Yani tebeddülata uğramak ilâ zâti. Allah'ın zâtı değişmez. Zâtında hiçbir değişiklik olmaz. Gasıbâtî sıfatlarında tegayyûl olmaz. Vefâli fiillerinde teâlâ. Asla değişmenin yolu yoktur. Fesübhâne men biz o zâtı tenzih ederiz. Bütün noksan sıfatlardan tespih ederiz.

  100. 37:51

    Şekillere girmekten, öyle insanların içine hulûl etmekten münezzeh tutarız ki lâ tegayyûl. O asla değişmez. Bizâti ne zâtıyla değişir, ve lâ bi-sufâti ne sıfatlarıyla değişir, ve lâ vefâli ne fiilleriyle değişir. Neyle? Bi-hudûthilekvâd. Âlemler sonradan yaratılsa da bu sonradan yaratılan her şey hadis olsa da Mahmut Efendi Hazretleri doksan küsür sene evvel yoktu.

  101. 38:17

    Bir de ona kaç yaşında onur şeyhinden, mürşidinden intikal etti. Ayrı bir şey. E şimdi bu sonradan oluyor. O nur sonradan nurlanıyor. O zâta bir nur geliyor mürşidinden. Bunun bir günü var. Gidiyorsun geriye doğru, yetmiş sene evvel diyorsun. Yani Ali Adel Efendi'de buluştuğunu düşünelim. E bunun doksan yaşında olduğunu düşünelim.

  102. 38:37

    Ali Adel Efendi Hazretleri askerde buluştuğunu hesap edelim. Çıkıyor. Sene elli iki, işte elli dörtler. E sene elli dörtleri çarparsın çıkarırsın buradan geliyor. E altmış sene, yetmiş sene çıkarıyorsun. Peki bu nur sonradan ona intikal etmiş. Âlemler sonradan olabilir diyor. Yarattıkları sonradan olabilir diyor.

  103. 38:55

    Yani gök de sonradan, güneş de sonradan. Güneş falan mı vardı? Her şey sonradan. Âlemlerin, nurların sonradan meydana gelmesiyle Allah'ın zâtı değişir mi? Haşa. Sıfatı değişir mi? Haşa. Fiili değişir mi? Haşa. Allah Teala daima var. Ezeli ve ebedidir. Yarattıkları sonradan. Nuru da yarattığı nur. Yarattığı nurlar sonradan olur.

  104. 39:17

    Çünkü yaratıyor. Yarattığına göre onun sıfatı değil. Eseri. Bak sıfatla eseri karıştırmayacaksın. İşte marangozun becerisi, masa yapma becerisi. Bu onunla beraber, ondan ayrılmıyor. Bu masa ise onun eseri. Sen bunları birbirine karıştıracak kadar cahil isen ben sana ne izah edeyim? Yarattığı nur ondan parça değil.

  105. 39:44

    Yarattığı nur sonradan olabilir. Yaratılmış çünkü o. Ama Allah Teala'nın sıfatı zâtından ayrılmaz. Hiç değişiklik olur mu? Olmaz. Yarattığı nurlar, güneş bazı çok parlak oluyor, bazı sönük oluyor. Bazı tutuluyor, ay tutuluyor, küçülüyor, büyüyor. Allah'ın yarattığı maddi nurlarda da, manevi nurlarda da değişiklik olur.

  106. 40:05

    Çünkü yaratılmış onlar. Onlarda değişiklik olur. Yaratanda sıfatlarında değişiklik olmaz. Çünkü sıfatı zâtından ayrılmaz. Demin de misal verdim size. Manakoz adresinde. Burada kalalım. Çünkü bu iki satır okuduk ama, yani iki buçuk satır, üç satır okumadık. Çünkü neden? Konu ciddi. Çok izah isteyen bir konudur.

  107. 40:29

    Bundan aşağıda, bundan devam edilecek. Böylece, bugün en büyük karımız ne oldu yani? Anladığımız ne oldu? Allah Teala'nın yarattığı nurlar var. Allah Teala nur yaratıyor. E peki, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah Teala'dan nur istedi mi? İstedi. Mesela, dualarım kitabında, sabah namazının sünnetinden sonra, yani teheccüdden sonra okunacak bir dua var.

  108. 40:53

    Sabah namazına çıkarken okuduğu dua ayrıyeten hadis kitaplarına geçiyor. Sahih kaynaklarda. Ne diyor? Allahümme ceal fî kalbî nûrâ. Kalbime nur koy. Ve fî lisânî nûrâ. Dilime nur koy. Ve fî sem'î nûrâ. Kulağıma nur koy. Ve fî basarî nûrâ. Gözüme nur koy. Çünkü gözde ışık. Gözün ışığı derler. Feri gitmiş.

  109. 41:13

    O ışıkla görüyor. Gözüme nur koy. Allahümme ceal anyemînî nûrâ. Sağımdan nur ver. Ve anyesârî nûrâ. Solumdan nur ver. Ve min fevkî nûrâ. Üstümden nur ver. Ve min tehdî nûrâ. Altımdan nur ver. Var dualarım kitabında kaynaklar var. Tirmizi vesaire. Hep hadis bu. Allahümme a'tînî nûrâ. Bana nur ver. Ve ceallî nûrâ.

  110. 41:34

    Benim için nur yap. Özel bir nur istiyor. Bir rivayetinde ne diyor? Ve ceallî nûrâ. Benim kendimin tümümü nur yap diyor. E bu ne demek? Allah'tan bana ver demek. Yani yarat demek. Demek ki bu nur Mevla'nın yarattığı, sonradan yarattığı bir mahluk bir nur. E yarattığı bir nursa bunda değişiklik tabi olur.

  111. 41:55

    Bu nur şekle girebilir. Bir şekilde görünebilir. Şekilsiz olabilir. Mânevî kalbe görünen nur olabilir. Zâhirî görünen nur olabilir. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in hakikaten önünden ışık giderdi. Zâhiren de görünürdü. Bazı velilerde de bu görünebilir. Yani en karanlık şeyde bir de bakarsın, aydınlıksın.

  112. 42:15

    Gecenin karanlığında gidiyorsun yolda, sağın soluğun aydın. O zatın nurundan. Bu zâhiren de görünebilir, yansıyabilir. Mânevî de olabilir. Demek ki nur istemiş. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Biz ne istiyoruz? Sünnettir. Sabah namazına çıkarken okunacak duadır bu. E sen Allah'tan nur istiyorsun. Allah-u Teâlâ da bu isteğin üzerine sana bir nur veriyorsa, bu verdiği nuru

  113. 42:37

    şekilli de verebilir, bir şekle de sokup ortaya da çıkarabilir, gösterebilir. Mânevî kalpte, ruhta da kalabilir bu nur. Ama hakikaten Allah dostlarının, yani yüzlerine yansıyan da bir nurları yok mu? Yani sen şimdi adın Nurdoğan diye nurlu olmuyorsun ki. Onu koyuyorsun ama sonra o nuru kaybedebiliyorsun mesela.

  114. 43:00

    E şimdi Efendimiz Hazretleri'deki bizzatlar o nuru saklıyor, kaybetmiyor mesela. Bir de artırıyor. Anadan gelen bir nur var. Çünkü günahsızsın. Masumsun. Ama sonra günaha başlıyorsun. E şimdi bazı veliler onu koruyor, o nuru muhafaza ediyor. Yani şimdi ne bileyim ben ya, bu gözle gören herkes bunu görüyor ki Efendimiz Hazretleri'deki nuru, o geniş alnının bir açıldığı zaman,

  115. 43:21

    şöyle bir alnını yaptığı zaman, şuradan bir nur geldiği zaman, bazı kere bakılamayacak derecede gözlerimiz kamaşıyor bizim. E be sen bana belki hayal görüyorsun diyebilirsin yani. Ama bunu sadece ben söylemiyorum. On binlerce, yüz binlerce, milyonlarca efendim seveni, müntesibi veyahut da müridi olmasa da diğer tarikatlara, diğer Müslümanlara bile ne nurlu insan diyor.

  116. 43:43

    E bu nur neden oluyor? E tabi gece namazından oluyor, teheccüdden oluyor, vesaire oluyor işte. Zikirden oluyor, günahsızlıktan oluyor. Hani masum anlamında konuşmuyorum yani ama haramlardan, günahlardan sakınıyor. Sakınmasından dolayı bu nur oluyor. Niye teheccüd kılanlar çok nurlu olur diyor? Men keferu salatü billahil haşrıne ve cübbinne.

  117. 44:04

    Gece namazı çok olursa gündüz yüzü güzel olur diyor. Ben ne diyorum diyor, makyaj bilmene masraf yapmayın. Gece namazına kalkın, yüzünüz nur gibi olsun. Teheccüd kılanın yüzü nur gibi olur. Bu farklı bir şeydir. Bunu alamazsın, dışarıdan bu nuru alamazsın. E şimdi Evliyaullah soruyorlar, diyorlar ki niye bu teheccüd erbabı gece namazına devam edenlerdeki nur hiç kimsede yok?

  118. 44:26

    Çünkü diyor onlar Allah ile halvette kaldılar. Halvet ne demek? Sabah namazında cemaat var. Teke tek kalmıyor. Değil mi? Gündüz milletle beraber vesaire. Ama gece teheccüd öyle bir hal ki hanımın bile senden haberi yok. Çoluğun çocuğun yanında orada yatıyor. Herkes uyuyor. Sen Mevla ile başa baş kalıyorsun.

  119. 44:46

    İşte diyor onlar Allah ile halvet yaptılar yani teke tek kaldılar. Gece kimse görmediği noktada ibadet yaptılar. Mevla Teala da onlara kendi nurundan isabet ettirdi diyor. Özel bir nur sıçrattı diyor yani. Bunlar Allah'ın yarattığı nurlardır, yarattığı. Kendinden parça kopmuyor haşa. Zatında değişiklik olmaz, sıfatlarında olmaz.

  120. 45:08

    Ama yarattıklarında değişiklik olur. Güneş, artar eksilir ışığı. Sıcaklığı, yaz, kış artar eksilir. Hep değişiyor bak. Ay değişiyor. Niye İbrahim Aleyhisselâm güneşi evvela o gavurlar hâni kafalarını iptal etmek için hâ zârabbî dedi ya bu benim Rabbim bu olsa gerektir falan. Onlar da haa bak burada bizim gibi güneşe tapıyor zannettiler.

  121. 45:32

    Güneş batınca ne dedi? Ben batanları sevmem. Bu değişti ya dedi. Bak onlara nasıl izah getiriyor. Ay'a aynı yaptı. Bu benim Rabbim dedi. Sonra güneşe dedi acayip. Ya bu ne büyük dedi. Bu olsun Rabbim falan. Sonra ne dedi? Bu da battı ya dedi. Yani ne demek istiyor? Rab olan değişmez demek istiyor. Bu ne oluyor?

  122. 45:51

    Batıyor, doğuyor, artıyor, eksiliyor diyor. Dolayısıyla insanlara verilen nurlar artabilir, eksilebilir, değişebilir. Ama Allah'ın yarattığı bir nurdur. Dostlarına özel bir nur vermiştir. Bu hadî şerif bunun delilidir. Çünkü özel bir nur istiyor. E bize de bu sünnettir. Biz de istiyoruz. Herkesin duası kimse kabul oluyor, kimse kabul olmuyor.

  123. 46:13

    E Allah'ın dostlarına özel nur isteyenlerden verdikleri yok mu? Duaları hiç mi kabul etmiyor? Bir peygambere mi bu veriliyor? Niye o zaman bizde sünnet oluyor bu nur isteme duası? İşte o zatlara o nur verilmiş. Buradan ne oluyor? Mahmut diye göründüğüm oluyor. Ne demek? Mahmut diye göründüğüm, o yarattığı nur şekil olarak o zattan çıkıyor, görünüyor.

  124. 46:33

    Alnında görünüyor o nur mesela. Nida ses geliyor. Nereden? Ağaçtan geliyor mesela. Mevla'nın nidası ağaçtan geldiği gibi. Nuru da bir yarattığı kuldan görünebilir. Ama zatına ait nur değil. Burayı çok ince anlamanız lazım. Yarattığı bir nur. Çünkü neden? Zatına ait nur görülmez. Zatına ait nurda değişiklik olmaz.

  125. 46:58

    Çünkü o sıfatıdır. Zatıdır, sıfatıdır, ismidir, fiilidir. Onunla değişiklik olmaz. Ama kullarına, dostlarına yaratıp verdiği nurlarda değişiklik olabilir. Arttığı olur, eksildiği olur değil mi? Güneş'te ayda maddi ışıklarda da değişiklik olduğu gibi. Bunları birbirinden ayıracak kadar efendim ilmimiz olursa işte Yunus diye göründüğümüzü de anlarız.

  126. 47:20

    Enel Hak, ben Hak'kım diyeni de anlarız değil mi? Beyazıt-ı Pestah'ın Sübhâni, Sübhâni, Mâ zama şâni. Ben beni tesbih ederim, ben beni tenzih ederim. Şânım ne yücedir. Ho, Beyazıt-ı Pestah'ın kafir mi oldu şimdi? Neden? Mevla onun dilinden konuşuyor. Yani ağaçtan nida ediyor da kulunun dilinden nida etmez mi?

  127. 47:39

    O kendini kastetmiyor. Kendini aradan kaybetti, yok oldu ya. Onun için ben beni tenzih ederim diyor. Ne demek? Yani Mevla'nın adına konuşuyor. Şimdi mesela bunu ne bileyim yani bir adam Kur'an okuyorsun, imam oluyorsun, cüz okuyorsun, hatim okuyorsun. Orada ne diyorsun? İnni enel lahu rabbul alemin.

  128. 47:59

    Ben alemle Rabbi olan Allah'ım diyorsun. Yani Allah'ın kelamını naklediyorsun. Sen bunu naklederken gavur mu olacaksın şimdi? Ben Allah oldum demiyorsun ki sen Allah böyle buyurdu demiş oluyorsun. Bazen ben Allah buyurduğu lafını açıktan konuşursun o zaman herkes anlıyor Allah buyurduğunu. Bazen o Allah buyurduyu demediğin mahsuf mukadder bir cümleyse

  129. 48:23

    orada direktman söylediğin zaman bu adam ben Allah'ım dedi ya diye yanlış anlayışla sebebiyet verebiliyorsun. Halbuki maksat nedir? Maksat kainatı yaradan Allah'ın kendi zatına yaptığı tesbihi nakletmektir. Ama senin benim nakletmem dilde kalıyor. O zatlar o hali yaşadığı için kendini de yok ettiği için Mevla'nın tesbihi onun dilinden çıkar.

  130. 48:44

    Sübhani ben beni tesbih ederim diyor. Yani Mevla'nın kendini tenzih ettiğini ifade etmiş oluyor. Ama farklı bir lafız var. Ben mikrofon gibi oluyorum ama Mahmud Efendi Hazretleri gibi zatlar seyr-i sülükü bitirmiş mürşitler o zatlar ne gibi oluyor? Bir şey söyledikleri zaman Muhsin Aleyhisselam'ın ağacı mesabesinde oluyor.

  131. 49:03

    Yani nida onların vasıtasıyla geliyor. O ağaçtan gelen nida ile benim buradaki konuşmam bir midir? Dolayısıyla yansıma değil bizzat Mevla'nın kalbine verdiği ilhamlarla beraber onlar konuşuyorlar. Onun için çok tesir ediyor. Benimki niye o kadar tesir etmiyor? O niye bu kadar insanı döndürebiliyor? Ben o kadar döndüremiyorum.

  132. 49:24

    Kızıma laf anlatamıyorum, oğluma laf anlatamıyorum. O niye milyonlarca insanı okulu bıraktırabiliyor, kapatıyor, çarşaf giydiriyor o gencecik kız? Yani sen kendi kızına ben kendi kızıma hocalıklar sökmüyor ki bu iş. Bu tesir nereden geliyor yani? Sen profesör oldum diyorsun. Kaç kişiyi namaza başlattın?

  133. 49:40

    Kaç kişiyi kapatabiliyorsun? E niye tesir niye yok? E Musa Aleyhisselam'ın ağacı gibi değilsin ki. Sen mikrofon gibisin, Apollo gibisin. Tesir az. Burayı böylece anlarsak tasavvuf ehline göre de asla Allah'ın zatında değişiklik olmaz. Sıfatlarında değişiklik olmaz. Fiillerinde değişiklik olmaz. Allah Teala'nın zatı hiçbir şeyle birleşmez.

  134. 50:02

    Hiçbir veli, peygamber Allah ile birleşemez haşa. Allah Teala hiçbir şeye hulül etmez, girmez haşa. Hiçbir veli de Allah'a erdim, eriştim derken Allah'a nüfuz etmez haşa. Bunlar zındıklıktır ve şirktir. Biz bu itikadlardan beriyiz. Bizim şeyhlerimiz hakkında da düşüncemiz, konuştuğumuz laflardan. Bütün maksadımız ve meramımız nedir?

  135. 50:23

    Allah Teala'nın yarattığı bazı özel nurlar var. O dualarda istenilen duanı icabeten kabul edip özel nur var. O özel nuru bazı dostlarından yansıtıyor. Yarattığı nuru yansıtıyor. Maksadımız budur. Bize bundan başka bir mana yükleyen müfteridir. Allah'a indi de biz ondan hesap sorarız. Biz şirkten beriyiz.

  136. 50:44

    Allah'a ortak koşmaktan beriyiz. Bizim tarikatımızda da hiçbir tarikat, hak tarikattan hiçbirinde de Allah'la birleşmek, Allah olmak, ilahla biri olmak haşa bunlar yoktur. Bunlar şirktir. Ama Allah Teala bir nur yaratır, o nuru da istediği dostundan parlatır. Bu yaratılmış nurdur. Zat ve sıfat ve fiille alakası yoktur.

  137. 51:03

    Bu bir eserin tezavrüdür. Bundan başka mana yüklenmesin. Bu da bu mektupta benim çok anlatmak istediğim bir şeydi. İnşaAllah bu cevabı bu şekil internetlere de koyarız. Her yere de yayarız. Bize bu şekilde şirkle itham eden tasavvuf ehline müşrik diyen insanlar da Allah muhafaza onlar da şirke düşmesinler.

  138. 51:25

    Bir Müslümana dinden çıktı diyen o Müslüman dinden çıkmadıysa kendi dinden çıkar. Biz onlara acıyoruz yani. Bize bir şey olduğu yok. Biz doğru itikattayız. Ama sen bana müşrik dediğin anda senin şirke düşme durumun oluyor. Onun için ben de sana acıyorum. Ben de sana doğruyu anlatıyorum. Niyetimiz budur.

  139. 51:42

    Allah Teala Hazretleri dostlarının sözlerini doğru anlamaya bizleri muvaffak eylesin. Amin. Ve sallallahu teala alâ seyyidina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ve sellem ve teslimen katira velhamdülillahi rabbil alemin.