Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (1. Cilt 266. Mektûb - 30) 30. Bölüm 26 Ekim 2016
30 Ekim 2016 · 51 dk
00:50 / 50:13Şu an 00:50 / 50:13
Transkript
124 satır
- 00:50
Bismillahirrahmanirrahim, elhamdülillahi rabbil alemin, assalatu vesselam ala seyyidil murseline Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Mektubat-ı Şerife'den İmam-ı Rabban Hazretlerine bakın ne kadar ilimlerinden istifade ediyoruz.
- 01:05
Yani bazı kitaplarda tabi itikad kitapları çok. Fakat İmam-ı Rabban Hazretleri hakem olacak hüviyette. İtikadda müstehidsin sen buyurdu Resulullah Efendimiz. Ona mânâ aleminde. Onun için onun buyurduğu hususlarda artık ihtilafa mahal kalmıyor. Net olarak, net olarak inanmamız icâb ettiğine kanaat getiriyoruz ve asla şüphelenmiyoruz.
- 01:35
Her şeyi bize beyan ediyor. Bunun için mektubatı iyi dinleyelim. Ta ki istifademiz azim olsun. Şimdi buyuruyor, geldiğimiz nokta, 266. mektuptan devam ediyoruz. 1. cillin 271. sayfasının ilk satırında kalmıştık. Çok önemli bir konu söylüyor. Yine kaide-i külliyeler veriyor. Yani bize itikad hususunda riayet edeceğimiz, efendim, kesin karar verebileceğimiz kavahet söylüyor.
- 02:19
Vessalatu s-salat hakkul haktır. Yani burada tabii kısa söylüyor. Tafsilata girmiyor. Ama tefsirlerde, hadis-i şeriflerde, bu hususta tafsilat vardır. Sırat köprü demek, işte kıldıkları, İşte kıldan ince, kılıçtan keskin lafını kocakarı lafı zannederler. Halbuki Sahih-i Müslim hadisinde edekku mineş-şârif, ehaddu mineş-seyfi, Kıldan ince ve kılıçtan keskin.
- 02:49
Aynı tabir ata sözü gibi hadis-i şerifin tercemesidir. E kıldan ince, kılıçtan keskin olur mu? Bundan geçilir mi? Bunun üzerinde adam durur mu? E sen şimdi yine akla mantığa vurdun. Biz sana bu işler akılla ölçülmez dedik. Vahyin kaynağından gelene inanmak gerekir dedik sana da. E yine ölürsün, onu söyleyecek işte.
- 03:15
ve imminkumillâhu vâridû hâkâne alâ rabbike hattem muktiyyâ Sizin içinizden cehenneme uğramayan olmayacak. Müslüman, alim, veli, peygamber olsa cehenneme mutlaka uğrayacak. Bu Rabbinin üstlendiği, kesin karar verdiği bir söz. E peki nasıl oluyor peygamberlerin, salihlerin, şehitlerin, sıddıkların cehenneme niye uğrasın yahu, ne alakası var?
- 03:40
İşte onu hadis-i şerif izah ediyor. Cehenneme uğrayacaklar ve oradan geçecekler. Yani sırattan geçerken, altı cehennem. Çünkü hadis-i şerifte yine sahih hadis, Yudav sırat alametli cehenneme. Sırat, Cehennem'in sırtının üzerine kurulacak buyuruyor.
- 04:03
Yahut Kelali bu, yine Sahih Müslüm hadisinde yani Cehennem'in çengelleri olduğu, sıratta çengeller olduğu, Cehennem'in o çengellerden adama asıldığı, düşürmek için insanı, Cehennem'e çekmek için uğraştığı, fakat, dünyada haramlardan, günahlardan, evvela şirkten tabi, imansızlıktan sakınmış olan kulluğumuzu kurtaracağız.
- 04:31
Yani ne demek, sıratı şimşek gibi geçirteceğiz. Tabi ki herkes şimşek gibi geçemeyebilir. Yedi bin sene tevkif var. Yedi tane karakol var. Bu hadis-i şerifte her birinde bin sene teftiş var. Sual, cevap var. Yani sırattan geçmeden zaten Cennet'e girilemiyor. Onun için, yani sıratın önemi büyüktür. Bu hadis-i şerifin tefsirindeki hadis-i şerifler sahip değil.
- 05:00
Ve Cehennem'e uğrama meselesi nasıl olacak? Bunun izahı yok, tefsiri yok, sırat olmazsa. Çünkü sırat Cehennem'in üstüne kurulduğunda, herkes de sıratı geçeceğinde, ama kimileri hiç anlamadan geçecek. İşte berk-ı hatıf, geçip geçtiğini bilmeyen zümre diye dua ediliyor. Bu, şimşek gibi demektir. Gözlerin ışığını kapıp kaçan, şimşek gibi.
- 05:25
Şimşek, sırattan kilâdır. Sonra onlar Cennet'e giderken diyorlar ki, Ya Rabbi biz hani sıratı geçecektik, böyle bir şey görmedik. Sen bize vaad etmiştin. Mevlâ'da buyuruyor, yani Cehennem'e herkes uğrayacak buyurmuştun. Peki biz görmedik. Mevlâ'da buyuracak, siz geçerken o sönüktü. Sizin imanınızın, takvânızın nuru onu, ateşini söndürdü.
- 05:54
Böylece kimisi hiç anlamadan geçecek, kimisi işte yüz senede geçer, bin senede geçer, yedi bin senede geçer. Bu tevkif hâlidir. Mahşerin mevâkıfı vardır. Yani uğrak yerleri ve durakları, tutuklama yerleri vardır. Niçin mahşer elli bin senedir? İşte bunun için. O günkü miktarı elli bin sene oldu diyor.
- 06:22
Kur'an söylüyor bunu. E elli bin senede sıratta yedi bin sene bir geçiş süresi olması ve sorgu suali olması istifade edilemez. Yani elli binin içinde hiçbir şey değil yedi bin. Demek ki bunun için mahşer o kadar uzun. Her yer, mizanda ona göre beklemeler var, sıratta beklemeler var, hesap var. Ondan sonra Havz-ı Kevser'e müracaat var, yani çok alemler var.
- 06:52
Elli bin sene ne demek yani? Onun için sırat haktır. Kılıçtan, keskin kıldan ince buyrulduysa öyledir. Cehennemin üstünde buyrulduysa öyledir. İşte yedi bin sene tevkif var, yedi tane durak var, namazdan soruluyor, oruçtan soruluyor, kusurdan soruluyor. Vaaz ettin mi, iyiliği emrettin mi, kötülükten neyi ettin mi?
- 07:17
Bu da bir durakta bin sene bu var ha. Ebu'l-Leys Emre Kendi Hazretleri'nin tembih-ül hafiliğinde geçiyor bu. Yani şimdi siz ben hoca değilim, vaaz edemiyorum deyip kurtulamazsınız. Bak bu sohbetler yapılıyor. Yani gülde, radyoda, televizyonda. Bizim internet sitelerimizde bedava. Bu kadar ayet, hadis okunuyor ve sohbetler yapılıyor.
- 07:42
Bir insana mesaj da mı atamadınız sohbet dinle diye? Bir insana telefonda mı edemediniz bak şu dakikada sohbet başladı diye? Yani sen kendin vaaz edecek ilmin yok ise, bu kadar ayet, hadisleri insanlara göstersen, insanlara bu kanalı, bu derslerin vaktini, saatini, yerini, mevzini bildirsen,
- 08:02
o adam da senin delaletinle dinleyip idarete erse, namaza başlasa, haramdan kurtulsa, cehennemden kurtulsa, bu sana ne kadar büyük fayda eder? Ama bunu yapmadığını düşün. Ya bu sorulacak sana. Ben hoca değildim, hafız değildim diyerek kurtulamazsın sırattan. E çünkü neden? İmkanların vardı, şunu dinle diyemedin mi?
- 08:24
Eğri sünnet hocalardan şunu dinle, bunu dinle, şu saatte, şu kanalda diyemedin mi? Ya bu kadar aciz misiniz? Birbirinize iki saat usulü konuşuyorsunuz. Onun için önümüzde büyük muhasebeler, muhakemeler var, teftişler var, duraklar var. İnsan yani bin kere ölmek isteyecek. Ama ölüm yok. Onun için şimdiden vazife yapalım.
- 08:50
Birkaç nefeslik ömrümüz yakaldı, yakalmadı yani. Bunu da fuzul işlerle, filmlerle, dizilerle, maçlarla, haçlarla geçirmeyelim. Bak Mektubat-ı Şerife neler söylüyor. Hak'tır. Mizan terazi demek. Türkçe'de de yani mizan kullanılabiliyor yani. Osmanlıca'ya geçmiş. Vezin aleti yani, tartı aleti. Hakk'un haktır.
- 09:18
E nasıl bir şey? E hadis-i şerif sahihte, Tirmizi'de de geçiyor. Birçok hadis-i şerifliler mizanı beyan ediyor. E Kur'an-ı Kerim'de zaten. Hak olan terazi, yani doğru tartan mizan o gün kurulacak. Dünyadaki mahkemeler, muhakemeler, tanıştay, yargıtay, bilmem, dolu yanlış kararlara imza atıyorlar zaten.
- 09:40
Oradan o bozuluyor, geri dönüyor. Buradan suç veriyor, oradan ben hak veriyorum falan filan. Yani yüzde yüz hak üzere her hükmü haktır denecek dünyada bir kurum kuruluşu var mı? Beşer. Şaşar, hata eder vesaire, yanıltılır. Yanlış deliller geliyor, bir şahit geliyor, iki şahitle mahkemenin seyri değişiyor.
- 09:59
Hak ve şahitler para almış, yalancı yani. Onun için dünyada dört dörtlük bir hesap, kitap kimse bekleyemez. Ama ahirette hak olan mizan kurulacak. Sağ tarafında tartılan sevapları ağır basan فَوْلَاكَ اُولْ مُفْلِحُونَ Ancak onlar felah bulacak. Âyet okuyorum sana. Birkaç yerde geçer bu misillât-ı kerimeler.
- 10:32
Kafirlere mizan kurmayacağız. Çünkü sevapları yok ki günahlarıyla karşılaştıralım. Orada da kafirler için mizan olmadı. Sadece müslümanlar için olduğu beyan ediliyor. Hadiste diyor iki kefesi var. İki kefe yani, şimdiki tartı gibi işte, böyle gramları şeyleri koyuyorlar ya bu tarafa bu tarafa da işte, neyse alacağın maddeyi koyuyorlar tartmak için.
- 11:00
Bir tarafta sevaplar tartılıyor, bir tarafta günahlar tartılıyor. E şimdi bunu akla vurup da nasıl oluyor beyler? Sevabın gramı mı olur? Günahın kilosu mu olur? Şeklinde mantık yürütmemek lazım. Bazıları bunlar işte ilahiyatçılar, şimdiki kafa mutezire falan. Bu kafalar bunları anlamadığı için, akla vurduğu için, vahye tabi olmadıkları için, yani hep kinaye, mecaz falan.
- 11:30
İşte senin durumun belli olacak işte. Şeklinde manevi olduğunu, zahiri bir terazi gözle görünür, elle tutulur, sırat bir köprü gibi bir şey olmadığını, işte böyle bir iki göze olan terazi, böyle bir şey görülmeyeceğini söylüyorlar yani baya bir din adamı geçinenler söylüyorlar bunu. Ya ne diyecek yaşayan Nuri'ler hiç kabul etmez mi bunlar?
- 11:55
Mehmet okuyanlar kabul mü ediyor? Yani İslamoğullar. Bunlar hiçbirini kabul etmezler. Böyle bir köprü var, böyle bir tartı var, hiçbirini kabul etmez. Çünkü mutezide kafası. Halbuki hadis-i şeriflere baktığımız zaman iki kefesi olduğunu söylüyor. Madem manevi bir tartılma olayıdır, iki kefenin manevide ne gereği var?
- 12:16
Adamın zaten yüzü beyaz olur veya siyah olur işte, zaten yüzü beyaz olan cennetlik olur, yüzü kara olan kafirdir, cehennemliktir falan filan. O zaman bunun zaten iki kefeli bir şeyin hizası kalmıyor. Öyle değil ama. Hadis-i şerifte mesela diyor adam ümidini kesti, sol tarafta günahları ağır bastı. Çünkü günahları ağır basarsa sevap tarafı hafif geliyor.
- 12:44
Sevap tarafları hafif gelenler, kendilerini zarara, ziyana uğratanlardır. Helak olanlardır. Birkaç haddede yine bu var. Şimdi işte El-Kâri'an'da bile var. Mizanı hafif gelen, yani tartıdaki sevap kefesi hafif gelirse, yani günah tarafı, mizanın günah tarafı ağır gelen, demektir ki sağ tarafı, sevap tarafı hafif kaldı.
- 13:13
فَاُمُّهَا وِيَاْعَنَصُ cehennemdir. Haviye neresidir, sana bildiren nedir? نَعْرٌ حَامِيَةًۜ Kızdırılmış ateştir. Yani El-Kâri'a'da bile herkesin, yani hemen hemen çoğu insanların bildiği, doğadan aşağıda zikrediliyor bu bile, El-Kâri'a suresi. Hani uzun sureler gibi sizin zor bulacağınız bir şey değil.
- 13:35
Kolaylıkla meallere de bakarsanız buluyorsunuz. Onun için bu hafiflik, ağırlık zahiridir yani. Ve iki kefe zahiridir, gözle görünür şekildedir. Çünkü sevaplar şekle bürünecek. Yani güzel, nurani şekil. Yani ne demek istiyorum, gramı gramacı, kilosu olan şekiller. Günahlar da mesela zulmani, karanlık, nursuz, iğrenç, korkutucu şekillere bürünecek.
- 14:06
Canavar, şu bu. Yani onlar da mesela, böyle aldığın zaman şu saati koyuyorsun buraya bak, bu kefeye koydun, bu kefeye gram koydun, bu geldi 5 gram. Bu nasıl böyle? Aynı böyle bir surete bürünüp, o kefeye konduğu zaman aynen ölçü bizim ölçüler gibi ölçü var. Bunları inkar etmek adamı El-Sünnet'ten çıkarır.
- 14:26
Çünkü hadis-i şerifte bakın, ümidi kesilen zatın, yani çünkü sağ tarafı hafif kaldı, sol tarafı coştu taştı. Ben herhalde cehennemliyim artık. Emredileceğim hesap bitti çünkü. Daha teraziye şey açılıyor yani. Seçim sonuçları gibi bir şey yani. Anladım. Mesela 50 rey aldı bu parti, 50 rey aldı bu aday.
- 14:50
Böyle son açılan bir kağıdın ne kadar önemi var? Yani bir reyle bir adam o kadar... o kadar masarifi, o kadar gayreti, çabası falan gidiyor yani. Kolay mı hataylık şunlar bunlar? Ama birey, birey, 51 yaptı mı burayı, öbürü boşa gitti. Onun için seçim sonuçlarından çok daha heyecanlı. Orada cehenneme girme tehlikesi yok en azından.
- 15:16
Normal vatandaş ulusunun benim gibi ne var? yaşıyorum epey senedir. Milletvekilim oldum. Ama burada cehenneme girmek var. Onun için buradaki heyecan kalbini yerinden çıkarıp boğazına tıkatıyor yani. Kur'an-ı Kerim'de de öyle söylüyor ya, Efendim, İdil ulubu ledel hane'aciri Kalpler hancerelere gelmiş diyor.
- 15:37
Yani şu anda insanın kalbi yerinden biraz oynasa adam ölür. O zaman o panikten kalp buraya tıkanıyor da adam hala yaşıyor. Çünkü Lâ yemûtu fîhâ velâ yehyâ Ahirette, cehennemde falan ne ölmek var, ne rahat bir yaşamak var. Ama ölmek yok, azap sürekli olsun için. Bir dahaki derste zaten İmam Rabbânü'z-Zeytleri bu ebedîlik mefhumunu işleyecek.
- 15:58
Muhyiddîn-i Arâbî'yle Kaddes-i Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e yine bir çatışacak yani. Tabii ki o görüşler haftaya yoğun da. Bir dahaki çarşamba, 15 sonraki çarşamba ki derste inşâAllah. Şimdi bu zat ben artık bittim. Çünkü defteri de açıldı ya. Bir şey de kalmadı yani benim artık bu kadar ağır bir günah tarafını.
- 16:22
Hangi bir sağ tarafa konulacak Salih Amel? Aşağı çekebilir de bu tarafa ağırlatabilir. Buna ihtimal vermiyorken bir kağıt uçuşarak gelecek. Bu hadis-i şerif, Tirmizi'yi de var. Tirmizi'yi sahi. Bir küçük kağıt, küçük. O kağıt döne döne geliyor havadan. O da diyor ki Allah Allah, yandı balık. Battı balık, yan gider hesabı.
- 16:46
Ya diyor zaten diyor sol taraf yüklendi gidiyor. Bu diyor şimdi sağa konsa zaten bunu şaha kaldıramaz. Küçük bir kağıt. Sola konsa zaten battıktan batarız. Bir şey yok ki yani. Sonuç belli diyor, cehennemliyim ben. Fakat o da tabi yine bir heyecan veriyor yani ne tarafa geleceğe. Geliyor, geliyor, geliyor.
- 17:07
Bu acayip de bir şeydir böyle dönerek geldiği için. Ha bu tarafa, ha bu tarafa hesapları var yani çok hayret verici olaylar yaşanacak. Geliyor sağ kefeye konuyor. Kondu anda Allah Fetaşet Sicillatü Hadis-i Şerif'te diyor sicil, Türkçeleşmiş. Arşiv demek işte siciller. Siciller yani dosyalar sağ taraftaki sevap kaydı kuyuda atı şaha kalkıyor.
- 17:34
Allah Allah. Diyorlar ki adam kurtuldu diyorlar. Niye? Bir ağır bastı sağ taraf. Bir re gibi yani. Bir ağırla cennete gider. Cehenneme uğramadan. E tabi öbür taraf ağır bastısa cehenneme gidip günaha kadar yanar. Öyle olsa da yine orada afişleyebilir, şefaat gelebilir onlar ayrı şeyler. İlla cehenneme gitmez.
- 18:03
direk cennete girme işi tehlikeye girer. Ve bir miktar günahını çekene kadar da yanma durumu da söz konusudur Müslümanlar için. Bir de kağıdı açıyorlar bakıyorlar. Ne yazıyor? La ilahe illallah Muhammedun Resulullah. Demek ihlas ile bir kelimeyi teviz söylemiş. Bir kelime bir kere. Nasıl ihlaslı söylemiş artık?
- 18:25
Hangi şartlarda söylemiş? O kelime özel bir kayda alınmış. Ve o küçük kağıt efendim Ruka, Varaka sağ tarafa düşmesiyle yani sağ taraf dipteydi. Onu efendim ağırlaştırdı. Bu sefer tabi yük bu taraf ağır basınca bu taraf iniyor. Sol taraf aşağı indi.
- 18:48
Şimdi burada ne anlatmak istiyorum? Buradaki mizan bildiğimiz tartı gibi olmasa sicil kağıt kağıtın ne manası var yani? Bir kağıt parçası niye geliyor? Hesap eğer ki toptan pazarsa veyahut da işte senin simandan belliyse böyle bir tartı kurulmayacaksa burada hadis-i şerifte efendim kefeden bahsediliyor sicilden bahsediliyor kağıt parçasından bahsediliyor
- 19:18
sağ tarafa düşmesinden bahsediliyor oranın yükselmesinden buranın alçalmasından bahsediliyor. Bütün bunlar öyle hayali şeyler olamaz. Mutlaka ayağı yere basan, elle tutulan, gözle görülen bir terazi. İki kefeli bir terazi. Hatta hadis-i şeriflerde ne buyuruyor? Terazinin bir kefesi doğuyla batı arası kadar.
- 19:39
Öyle senin benim bildiğim bakkal tartısı peynir 10 gram 20 gram efendim bilmem peynir tartmıyor yani. Ameller suretlere bürülüyor ve büyük suretler yani. Onun için bir kefesi doğuyla batı arasına kadarsa o kadar. Hani Davut Aleyhisselam görünce düşüp bayılıyor ya. diyor, Ya Rabbi, bunu kim sevap dolduracak da cennete girecek?
- 20:01
Mevlana buyuruyor, Ya Davud, bir kulumu sevdiğim zaman, bir Sübhane Allah dediğinde, ona vereceğim sevap, bu mizanı doldurur. Efendimiz Hazretlerinden ömür boyu bunu dinledik yani. Onun için mizan haktır. Vel hesâbu hakkûn. Hesap haktır. Hesap, muhasebe. Kur'an-ı Kerim'de geçiyor. Femmâ menûtiye kitâbû bi-yemînî Defterini sağ elinden alanlar, fesebû feyuhâsebû.
- 20:28
Hesaben yesîra. Kolay bir muhasebe ile. Onlara amelleri gösterilecek. Bak şunu şunu şunu şunu yapmışsınız diye bir arz edilecek, sunum yani yapılacak. Ondan sonra zaten sağ elinden aldığına göre durumu iyi anlaşılıyor. Ve cennete gönderecek. Bu hesabı âyetlerle sabit. Onun için, hesap yani haktır. Ekberâ, kat ekberâ.
- 20:53
Hakk'a haber verdi. Bikulli minâ. Bunların her birini kim? El-mukbiru sâdikû aleyhi ve alâlihi salâtu ve selâmü. Kendisine ve ahaline salâtu selâmü olsun. En doğru haber veren Muhammed Mustafa. Sallallâhu aleyhi ve sellem. Bunları yani hadislerde şerh etti diyor. Bildirdi diyor. Tafsilat verdi diyor.
- 21:13
Mizan zaten âyette geçiyor. Hesap zaten âyette geçiyor. Sırat'ta, Meryem Suresi'nin âyetinde kesinlikle zikrediliyor. Yani ve innellezîne lâ üminevnebile lâ hırete. Hani sıratı lelâkibûn de var ama. Ahirete inanmayanlar sırattan tökezlenecekler. Burada da âlimler sırat köprüsünden bahsediyor. O zaman ismiyle sırat geçiyor.
- 21:36
Ama Meryem Suresi'ndeki âyet daha nastır. Çünkü neden? Cehenneme uğramak kesin karar olunca cehenneme peygamber niçin girsin? Demek sırattan geçerken uğramak kastediyor. O kesin. Oranın tevhile müsait durumu yok. Hani buraya dersin doğru yoldan tökezlenmişler. Ahirete inanmayan sapıtmış manasına gelebilir diyorlar.
- 21:56
Ekserî zâri mânâ da budur. Ama orada da sırat kelimesi geçiyor. Bunları kâinatın efendisi bildirdi. Şimdi geliyor işte ilahiyatçılara şimdi. Şimdiki ilahiyatçılara. Ha tabii eski kafayla, mutezile kafasına geliyor. Akılcı, mantıkçı kafaya geliyor. Diyor ki, ve istib'âdü bazı cahilîn. Bazı bilmezlerin uzak görmesi.
- 22:19
Neyi bilmezler? Bir tavrin nübüvveti. Peygamberliğin tarzını, tavrını bilmezler. Akılla, mantıkla giden mutezile ve bugünkü birçok ilahiyatçı İslamoğlu vesaire kafası nübüvvet tavrının cahilidir. Ne demek? Peygamberlikte vahiy var. Hadislerde vahiydir. O ne buyuruyorsa haktır. Akıl almasa da inanmak farzdır.
- 22:42
Bu nübüvvet tarzıdır. Ama bunun cahilleri olan bazı cahillerin uzak görmesi. Neyi? Vücûde hazîl-i mûri. Bu işlerin varlığını. İşte onlar derler ki, öyle iki kefeli bilmem ne böyle bir mizan yok. Böyle bir köprüden geçme diye bir şey yok. Muhasebe diye bir şey yok. Allah zaten atamın ne mal olduğunu biliyor.
- 23:02
Toptan işte ona hadi sen cehenneme, sen cennete. Böyle bir şey yok. Bütün hadisler bunları reddediyor. Ama bunların aklı da bunu almıyor. Aklı da almıyor. Zaten bunların aklı cennet-i cehennemi de almıyor. Bunların aklı hatta haşr-ı eczâdı da almıyor. Yani topraktan ceset çürümüş nasıl dirilir? Ne olacak?
- 23:22
Yaşa nûru alenen dedi. Git dedi mezara bak bakalım dedi orada ne kalmış. Ya bu ne demek biliyor musun? Muhtecide kafası. Yani ne kalmış yani bu dirilmez. Cennet-i cehenneme şu buradadır dedi. Yani bunu duydum kulağımla. Misal olsun diye söylüyorum. Kafanın hepsi aynı kafadır. Bunlar çünkü kendileri bir şey uyduracak kadar akıllı insan değillerdir.
- 23:47
Geçmiş muhtecilenin dinozorluğunu taklit ediyorlar. Onun için aklımız ermeyince ne oluyor? Bunlar yok oluyor. Ya senin aklın ermiyor diye o şey yok olur mu? Akıl ne bilir ya? Ha şimdi televizyonlar, canlı yayınlar, çekimler, belgeseller neler gösteriyor neler? Yani görmesek olur mu böyle şeyler deriz?
- 24:13
Bize biri anlatsa. Dedenizin dibinde bir hayvan var. 80 tane ayağı var. Şu kadar büyük. Bilmem kaç metre ahtapot. Hadi git işine. İnanmaz yani. Kutuplarda buzullar var. Her yer dağlar buzdan. Eee? Orada ayılar var yaşıyor. Buzda ayılar yaşıyor. Nasıl yaşayacak ayı ya buzda? Foklar var. Hayvan yaşar mı?
- 24:38
Her yer buz. Ne yiyecek ne içecek? Mantık erer mi? İsa aleyhisselam gökte ne yiyor ne içiyor. Oksijen yok. Yani şimdi desen ki İsa aleyhisselam buzullarda buzdan içinde yaşıyor. Buzda adam donar. Nasıl yaşıyor? E fok yaşıyor diyorsan. E şimdi belgeselde gördüğü için ne anlatıyorsun onu bilmeyen mi var?
- 24:56
E şimdi sen bana böyle konuşuyorsun ama gördüğün için. Görmeden evvel ben sana, bu alemde olan öyle olaylar var ki, volkan dağ bir patlıyor, illeri ilçeleri ateş selleri alıyor. Sel, sel, ateşten sel, göz görüyor. Sen bunu görmesen olur mu öyle şey ya? O zaman bu dağ nasıl duruyor üstünde? Öyle bu ateş altında bu kadar kaynıyorsa dağı da patlatır, yakar.
- 25:23
Üstündeki dağ nasıl duruyor? Allah Allah. Arada bir patlıyor, bütün lavlar çıkıyor, şehirleri, illeri, ilçeleri yakıyor, gidiyor. Ama o yine içinde kalıyor. Oradan devamlı mağama tabakası kaynıyor. Mağama kaynıyor da bu üstünde nasıl duruyor bu dağ? Yani akılla, mantıkla sen her şeyi çözemezsin. Uzay, daha neyi çözdünüz yani?
- 25:46
Gezegenler, çekim güçleri, itmeler, çekmeler, nasıl birbirine çarpmıyor, tehet geçti, bilmem ne. Ulan ne tehet geçti? Mevla onu öyle ayarlamış. Vuracaktı da vurmadı diye bir şey var mı? Rasmı geldi. Şimdi onun için bazı diyor, peygamberlik tavrını bilmeyen cahillerin bu işlerin varlığını uzak görmesi, sa'kıtun düşüktür, an hayzili itibar.
- 26:11
İtibar sahasından düşüktür. Bunlara itibar edilmez. Bunlar akılcı adam. Fe inne tavran nübüvveti. Çünkü peygamberliğin sahası, tutumu tarzı, ve ra'at tavril akli. Aklın tarzının ötesindedir. Akılla bu işler çözülemez. Akıl bunlara inanmağı anlar. İnanmak için anlar. Anlayış gösterir. Ama akılla bırakırsan, var mıdır, yok mudur ha?
- 26:38
Akıl nasıl var diyecek veya yok diyecek? Ne anlar? Ve tatbikü cemîi ehbâri'l-enbiyâi. Peygamberlerin bütün haberlerini tatbik etmek. Öyle haberleri as-sâdikati. Tümü doğru. Peygamberlerin verdiği haberlerin tümü doğru. Fakat bunların bir kısmını, alâ nazaril-akli, aklın anlayışına uygulamak, uyum sağlatmak, tatbik, uyum sağlatmak, mutabık kılmak.
- 27:08
He, bak hepsini diyor, anladın mı ne demek istiyor? Bazısını aklınla anlayabilirsin diyor. Bazısına aklın yatar. Bak bazısına aklın yatar. Mantıklı gelir sana. Ama diyor, hepsini akla vurayım dersen, mahşer, sürümüşlerin dirilmesi, sıraat, mizan, sur, sur nedir, nasıl üfürülüyor, göklerin yerlerin işte elâki falan.
- 27:36
Yani benim aklım da alıyor gerçi de, neyse yani. Demek bazen aklı almıyor. Sen bunların hepsini diyor, aklın anlayışına uygulayayım, mutabık kılayım dersen, davet-tevfiku, tatbiku-yemâtuf, muvaffakaç sağlamak, beyn-evma. Yani ben bunu illa akla uyduracağım. Bir şekilde akla uyduracağım. Uymuyorsa da teevil yapacağım.
- 28:01
Tevil yapacağım. Ne gibi? İşte dirilmek, haysasen binecek. Kesin sahip mütevatir. Ama aklıma yatmıyor. Niye? 2000 sene geçti, nasıl yaşayacak? Sonra ikinci kat semada oksijen yok. Falan filan aklına yatmıyor. Aklına yatmayınca adam ne yapıyor? Yani ilahiyatçı var falan şunlar bunlar. Kimisi hadise de uydurma diyor, çıkıyor içinden.
- 28:26
Peki hadise uydurma değil deyip inananlar ne yapıyor? Bir kısmını söylüyor. Onlar da şöyle yapıyor, teevile gidiyor. İlla da akla uyduracağım. Akıl da bunun şu ana kadar hayatta olup ineceğine ermiyor. Onun için uyum sağlayacağım. Nasıl uyum sağlayacağım? Onun ruhaniyeti inecek diyor. Ne demek ruhaniyeti?
- 28:46
Yani ondaki halimselimlik, ondaki sağına vurursan solunu da çevir hadi buraya da vur ruhu, işte efendim onun barış ruhu filan filan filan. Din arası, diyalog safsatalarının, işte kiliselerin saçmalıkları gibi. Bizim Müslümanlarda da bu görüş çok var. Abduh, Mabduh işte kafası. Reformist adamların kafaları bu kafadadır.
- 29:08
Bunlar hiçbiri Mehdi'nin zuhurunu, Mehdi işte, Mehdi'ye hemen şey yapıyorlar. Mehdi kimdir? İşte insanların iddiatına vesile olan alimlerdir, müşriklerdir, ilimdir, tefsirdir filan filan. Bu manada kendilerini de Mehdi'ye sokmuş oluyorlar. Böyle Mehdi diye müşahhas bir zat var. Bir kişi gelecek de nasıl dünyayı Müslüman edecek?
- 29:28
Aklı ermiyor, inkar ediyor. Eğer Mehdilik mankamını kabul ediyorsa da tevil ediyor. Neyle tevil ediyor? İşte diyor ki bu bir hidayet ruhudur, istikamet ruhudur. Bu zamanımızda şu kadar alim var, bunların ne diyorsunuz, şahs-ı manevisinde mündemiştir. Anladın mı? Deccal, ne öyle Deccal mı olur ya? Anında kefere yazacak, gözü bilmem şöyle olacak.
- 29:55
Yanında cennet, cehennem gezdirecek falan, bu hadisler sahih. Bunlar akla ermiyor. Akla ermeyince ne diyor? Deccal kim? Deccal işte felan diye evvelce ölmüş bir gavur için. Deccal geldi geçti, bu adam Deccal'dı diyor. Öbürü televizyon Deccal diyor, öbürü internet Deccal diyor. Deli deli saçmalıklarla beraber Deccal'ı reddetmese de illa mantığına uydurmaya çalışıyor.
- 30:17
Ya koca Eşen Nuri, profesör geçtiğin adam Tehabbetül Arza, akla ermeyince, Kur'an'da geçtiği için de reddedemeyince ne dedi? Half-Thinkless bir, neydi o herifin adı? Half-Thinkless bir adam var ya, fizikçi. Böyle tekerlekli sandalyede eli kolu böyle şey, yani mağlul. O insan için Tehabbetül Arza dedi.
- 30:38
Çünkü neden? Ayette var da, inkar da edemeyince bir yere bağlayın be milletin kafasını. Hiç olmazsa yok demesinler. Varsa da nedir? Beklemesinler, budur diyelim konu bitsin. E şimdi akıl böyle hükmediyor. Ama, e şimdi Deccal sağ. Hadis-i şerif sahih müslümde. Dünyada, bir adada. Hadi gel dedi ki yaşa dedi.
- 31:02
2000 sene, 1400 sene evvel Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağken sağ idi. E bu sahih hadis. Hadi onu da bıraktık, ayetten gidelim. Y3 mevcut diye bir kavim var. Fakat şu anda belki dünyanın en fazlası onlar nüfusuna sahip. Onlar da insan ha, cin değil. Fakat bizim gibilerden bin kat fazlalar.
- 31:22
Ve bunları dünyada Amerika, Rusya, uydur vesaire keşfetemiyor yerlerini. Şimdi bunu anlayabiliyor musunuz? Şimdi onun için illa adam aklına uydurmaya çalışıyor. Ben uydurmaya çalışmıyorum. Allah'ın bildirdikleri haktır, aklımın ermesi şart değildir, inanırım yeter. Fakat akıl ve mantıkçı yoldan gidenler illa tevfik yapmaya çalışıyor.
- 31:43
Ne demek? Uyum sağlatıyor. Nasıl uyum sağlatıyor? Diyor ki, Y3 mevcut Çinlilerdir. Önüne koyulan set de Çin setidir. Ama Çin seti kaç kilometredir? Orası iki dağın arasında dar bir yerdir. Çin seti topraktandır. Burada Kur'an, Zübera'l-Hadid, demir parçalarından ve kurşundandır. Üflü hale kıtra. E ayetin hiçbirine uymuyor.
- 32:07
Baş ver diyor. Biz şimdi bir set bulalım. Bir de arkada bir millet bulalım. Bunlar Y3 mevcut diyelim, bu set de Çin seti diyelim, konuyu kapatalım. E şimdi İmam-ı Rabb'i Hazretleri diyor ki, Peygamberlerin verdikleri haberlerin tümü doğrudur. Ama bunların tümünü aklın anlayışına tatbik etmek ve tevfikü beyne'uma, arayda uyum sağlatayım demek.
- 32:27
Yani illa milletin anlayacağı bir şekilde izah getireyim demek ve buna çalışmak, inkârun fil hakikati. Gerçekte reddetmektir. Ala tavrin nübüvveti. Peygamberlik tavrına yapılan bir reddiyedir. Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadislerin inkârıdır ve ayetlerin inkârıdır. Yani ne demek yani?
- 32:53
İşte İslamoğlu'nun kaynak verdiği Esed diye bir adam var, Yahudi dönmesi. Bu Esed'in bir tefsiri var. Muhammed Esed Mine. E bu adam tefsirinde denizin yarılması olayını, Musa aleyhisselam'a, Medcezir olarak yorumluyor. Halbuki ayeti kerimede, Fekane küllü firkın kettav dil azim. Fen felaka deniz yarıldı, parçalara ayrıldı.
- 33:22
Her bir parçası büyük dağ gibi dondu kaldı diyor bak. Dağ demek. Her bir parçası diyor büyük dağ gibi. Bunun Medcezir'le ne alaka? Medcezir'de üç metre geri çekilir, beş metre ileri gelir. Yani ama adam, Mutezile kafası, inkârcı kafa, Buraya bir yorum getireyim de ne olursa olsun. Ya değneği vurdum mu deniz yarılır mı?
- 33:42
Ya Kur'an söylüyor bunu. Hadis'i desem sahih mi diyeceksin, kaynak soracaksın. Yutturup bir asağa gel be hanım. Vur asağını denize diyor. Fen felaka birden yarıldı diyor. Kur'an'da olduğu halde kelimeler belli, lukatlar belli. Hiç ihtilaflı değil. Hani müteşabiat değil. Errahman alen arşisteva gibi istivanın manası nedir?
- 34:01
Zorlanılacak bir durum yok. Çünkü dağ yarılabilir. Allah'ın her şeye kadir. Bir şey yok. Müteşabiat değil yani. Muhkem ayet. Muhkem bir ayette vurdu değneğini, Yarıldı deniz. Her parçası dağ gibi oldu. Bu ayeti sen daha ne? Olur mu, su var mı? O zaman Allah her şeye kadir değil. Demiş oluyorsun. Bu takdirde de, Bir yorum getirerek, İşte Medcezir vaktine rastladı.
- 34:27
Yahu Medcezir'e rastlayan denizi, Ayağı ıslanmadan geçebilir mi? Medcezir'de denizin hepsi açılıp yol olup, Yani koca İsrailoğulları geçiyor. 600 bin kişi geçiyor. Ayağı ıslanmadan. Yani Medcezir'le bunun ne alakası var? Siz milletin aklıyla alay mı ediyorsunuz? İslamoğlu'nun mealinde de aynı buna benzer.
- 34:50
100 sene sonra, Hüseyin Aleyhisselam'ın eşeğinin dirilmesi, Bakara suresinde geçen ayette. Ayette, eşeğin kemiklerinin dirilmesini anlatıyor. Bak kemiklere keyfenin şücra, bunları nasıl kaldıracağız? Bak kemiklere keyfenin şizâ. Bak eşeğinin kemiklerine nasıl et giydireceğiz, canlandıracağız? Ayet, ayet.
- 35:08
Âyet, âyet. E sen buna diyorsun ki temsili. Ne demek temsili biliyor musun? Böyle bir olay yaşanmamış, sembolik. Çünkü neden? İlla akla uyduracağım, akıl da bunu almıyor. Almıyorsa da ben de burada milletin anlayacağı seviyeye yorum yapayım. Esasen sen ne yaptın diyor, peygamberliğin makamını inkar ettin.
- 35:29
Çünkü peygamberlik mucize sahibi değil mi? Zaten bunlar mucizeyi baştan reddediyor. Mucize ne demek? Herkese aciz bırakan bir olay, kimse yapamayacağı bir şey. Allah onun elinde yapıyor. Yaratan ancak Allah'tır. Peygamber yaratmıyor. Onun için Vel muâmeletû hünâke buradaki muamele, yani Yani biz burada ne yolla gideceğiz?
- 35:47
biz burada ne yolla gideceğiz? İşimizi nasıl İşimizi nasıl yapacağız? yapacağız? İnne vâ'ye bittaklîd. Biz Biz peygamberleri taklit ederek, vahye tabi olarak, ne buyurdularsa inanarak kurtulabiliriz. Yoksa Yoksa akla mantığa vurarak helak oluruz. elem ya'lemu. Onlar bilmediler mi ki enne tavra nübüvveti, peygamberlik tavrı mukâlifun li tavri l-akli, aklın tavrına mukaliftir.
- 36:12
Aklın tavrına muhaliftir. Ne demek bu? Akıl onu anlamaya yarayabilir ama akıl onu çözemez. Peygamberlik'te kendi kendine iştihad yapmıyor. Vahiy geliyor Allah'tan. Vahiy geldiği için ne buyuruyorsa onu hesap etmiyor. Ya buna millet inanır mı, inanmaz mı? Bu tutar mı, tutmaz mı bu proje? Peygamberlik'te böyle bir şey yok.
- 36:37
Ama akıl öyle değil. Akılda felsefe var. Felsefede, mantıkta filozoflar iki kere ikiyi dört etmişler. Sura, kübra yapmışlar. İki kere ikiyi dört ediyor. Yani bu olursa bu olursa netice bu olur. Ra gidiyor. O zaman tabiat kanunları gibi. Ama peygamberlik tavrında buna uymayan şeyler var. Mesela topraktan, çamurdan, saksı gibi kot kot vurunca öten topraktan canlı kanlı
- 37:05
işte bizim babamız, atamız Adem Aleyhisselam'ı yarattığını söylüyor. Akıl buna asla karar veremez. Dünyanın filozofları toplansa bu topraktan böyle bir insan olurağa hüküm veremez. Mantık dışı. Yine mesela İsa Aleyhisselam onların ne diyorum sana sura kübra varsa neticeye gider. Biri aksasa gidemez.
- 37:25
Bu sefer ne oldu? Çocuk olacak. Nasıl olacak? Ana baba varsa iki tarafın suyu karışırsa hani her zaman olmasa da olması için bu şart. Bir de bakıyorsun İsa Aleyhisselam'da baba yok. Baba suyu yok, bir şey yok. Ve insan doğmuş. E şimdi bu nübüvvet tavrıyla Kur'an bize bunu vahiyle bildiriyor. Resulullah Aleyhisselam beyan ediyor.
- 37:49
Biz ne biliyorduk Adem babamızın topraktan yaratıldığını? Veya İsa Aleyhisselam babasız olduğunu? Hep Resulullah'ın getirdiği vahiylerden öğrendik. Ama şimdi biz buna akla vurursak olmaz. Zaten onun için Mehmet Okuyan zorlanıyor. Ne diyor? O diyor Meryem'de diyor benim anladığıma göre diyor iki cinsiyet vardı, iki hormon.
- 38:07
Erkeklik şeyi de kendi içinde ürettiğinden yine bu sular birbirine karıştı diyor. Yani şey hulk-ı ceviz oldu şaşırdı ya. Bunu dedi siz nereden biliyorsunuz? Kaynağınız nedir yani dedi. Yok dedi bunu ben bildim dedi. Tespit ettim. Ya sen adli tıp mısın? Meryem Valide'mizin sende dokusu mu var, hücre yapısı mı var?
- 38:26
Sen yani bunu nereden biliyorsun bunu? Şuradan biliyor. Aklım ermeyince uyduracağım. Kaidesi var ya felsefede. Haa madem babasız çocuk mantık yani olmaz o zaman benim aklıma bakarsak burada bir iki su karıştı. Nereden karıştı? Kendinde iki hormon var. Sen nasıl çinsiyeti dersin anamıza? O zaman bunlar bilmiyorlar mı ki peygamberlik vahiye tayanır.
- 38:53
Aklın tavrına uymaz. Bellâ yektirul aklû. Hatta akıl imkan bulamaz. Güç bulamaz en yehte diye ulaşmaya ilâ tilke'l-mâ duâli bil hayâliyeti o yüce maksatlara ve makletlere. Yani mesela insanların öldükten sonra dirilmesi. Hiçbir felsefe ile mantıkla iki dört kaidelerle akıl kurallarıyla çürümüş, gitmiş eseri kalmamış.
- 39:21
İzi kalmamış. Açıyorsun mezarda bakıyorsun bir parçası yok ya kemik de kalmıyor. Bu nasıl dirilecek? Akıl erer mi? Ermez. İşte onun için Peygamberleri taklit etmeden peygamberlere uyma desteği almadan bu yüce matlaklara aklın erişmesi imkanı yoktur. Anlatabildim. Çünkü akıl bunu bulamaz. Böyle bir şey ona dense Bir şey ona dense, hadi git işine der, tasvip de edemez yani.
- 39:57
Çünkü aklın, kendine göre bilimsel dediği, efendim, iki kere iki, dört eder, kaideleri vardır. Bunlardan biri olmadı mı neticeye varamaz. Ama mucize öyle midir? mucize harikuladelik yaratmaktır ki bu vahye dayanan, efendim, ilimle ancak anlaşılır. onun için vel mukâlefetu مُقَالَفَةٌ demek gayr-u adem-i idrak.
- 40:19
mukâlefet demek gayr-u âdemil idrâk mukâlefet Mukalefet, yani, yani aklın tavrına aklın tavrına, nübüvvetin tarzı mukaleftir derken, nübüvvetin tarzı mukâleftir derken burada, anlayamaz onu demiyoruz diyor. burada anlayamadığınız Dikkat et. Yani akıl, nübüvvete, yani felsefeyle nübüvvet, akılla vahiy birbirine mukaleftir.
- 40:41
Mukaleftir derken, bakın yanlış anlamayın diyor, mukalefet, adem-i idraktan başka bir şeydir. Anladınız mı ne demek istiyor? Şunu demek istiyor, yani, ben bu buna mukaleftir derken, akıl bunu anlamaz demek istemiyorum diyor. Anlamamak başka, akıl anlar, ama akıl çözemez. Yani ben şimdi duydum ki, Kur'an'da veya hadiste, ölüler dirilecek.
- 41:08
Benim aklım bunu, Kur'an ve vahiy olmadan, karar veremezdi buna, böyle bir şeye ulaşamazdı. Mukaleftir bu demek. Anlayamaz demek değil. Ben şimdi anladım bunu, bal gibi de anladım, dirilir. Neden? Bana Kur'an dedi ki, görmüyor musun? Topraklar kuruyor, çatlıyor, hiçbir şey yok. Her baharın, ilkbaharın, ben yemyeşil yeniden yerleştiriyorum.
- 41:30
Neyle? Yağmur yağdırarak. Şimdi ben bunu her sene görüyorsunuz, ölü toprağı canlandırıyorum. Bunu da yaparım. Ana karnındaki su ölü, 120 günlüğe kadar, can, ruh veriyorum, başlıyor kıpırdaşma. Bunu görüyorsunuz, bize bu müşerleri veriyor. Dolayısıyla, burada mukaleftir demek, aynı yoldan anlaşılmaz, aynı yoldan gidilmez demek.
- 41:52
Felsefe kurallarla, akıl mantıkla gider. Nübüvvet tavrı vahiyle gelir, orada akıl devreye girmez. Anlamak da devreye girer. Anlar. Ama ne yapamaz? Ben şunu şunu ekledim, çıkarttım, çarptım, böldüm, kararı bağladım. Ne olacak? Bütün bu ölüler dirilecek. Akıl böyle bir şey, vahiy gelmeden diyemedi hiçbir zaman.
- 42:16
Vahiy gelince, akıl vahiye uyduysa, bunu idrak etti, ve buna... anlamamak başka şey, muhalefet başka şey. fe innel mukâlefete Çünkü muhalefet demek, çünkü mukâlefet demek inne mâ tutusallaru bâde'l-idrâk Sen şimdi bir şeye muhalif olman için, ne yapman lazım? Evvela onu anlaman lazım. evvela onu anlamak.
- 42:36
zaman lazım. Ben bu işe muhalifim diyen adama hangi işe diye sorarsın? O adam hangi işe olduğunu anlatamazsa, sen nasıl muhalif oluyorsun? Anlamamışsın ki dersin. Onun için bir insan anlamadığı şeye muhalif olamaz. Evvela idrak edecek, idraktan sonra, ancak karşı geliyorsa gelir. Anlamadığın şeyin neyine karşı geliyorsun?
- 42:58
Belki senin dediğinle o da aynı lafı söylüyor. Anlamadığından muhalefet ediyorsun. Anladıktan sonra, ya aynı şeyi söylüyormuşuz, ne bağırdıkça artık iki saattir. Durumuna düşersin. Onun için, nübüvvet tavrı, aklın tavrına muhaliftir. Bu demek değildir ki, akıl vahyi anlayamaz. Akıl vahyi, tespit edemez.
- 43:20
Tespit. Vahyiyle gelen, Natali Behaliye'yi, yüce maksatları, o büyük bilgileri, o hikmetleri, o marifetleri. Yani şimdi öldükten sonra dirilmek var. Ondan sonra sırat var. Mizan diye bir şey var. Havz-ı Kevser diye bir şey var. Elli bin sene mahşer var. Güneş, ay sistemler değişiyor. Cennet, cehennem başka bir sistem.
- 43:43
Burada sonsuz bir hayat var. İşte, uyumak yok. Allah nasıl uyumak yok? Adamın aklı erer mi ki, uyumadan bu bünye durur? Ondan sonra, yetmiş bin kaseden yemek var, ne olmak yok? Büyük abdest yok, küçük abdest yok. Bu adam yedi, yedi, yedi, patlar ya.
- 44:04
Şimdi bundan hiçbiri, akıl tespit edemez. Muhaliftir bu demek. Yani, o vahiy ile bildiriliyor. Peygamber de bunu aklı ile tespit etmedi ki. Tespit edemez. Peki, bu vahiy ile bildirildikten sonra, akıl bunu anlayabilir mi? Anlayabilir. Bak, benim aklım varsa biraz, bu ayet hadislerde geçen her şeyi, manalandırabiliyorum mesela.
- 44:27
Anlayabiliyorum. Zaten esas mesele, vallâhu a'lâ külşe'in kadir. Her şeye Allah gücü yetense, ben de buna iman ettimse, burada bir mantıksız bir şey yok. Çünkü neden? Bizim sistemde çalışmıyor ki Mevla. Akıl, mantık sistemini, bize göre kullanmış. Yani ateş yakar. Sistem budur. Elini sokma. Kendini atma.
- 44:49
Ama İbrahim Aleyhisselam'ı yakmamıştır. Sistem dışı. Çünkü yarattığı için her şeye kadir bu sistemi Kur'an, istediği yerde o sistemi bozuyor. Bıçak keser. Gidip çocuğunun boğazına dayayıp deneme. Ama İsmail Aleyhisselam'da boğazına bastırdığı halde İbrahim Aleyhisselam kesmemiştir. O zaman kesme tefsirin vasfı değil, yakma, ateşin vasfı değil, boğma, suyun vasfı değil.
- 45:12
demektir. Her şeyde yaratma devreye girince o işi yapıyor. Mevla'da o zaman buyuruyor ki, Mevlâ'da o zaman buyuruyor ki, böyle bir âlem yarattım, burada ölme yok. böyle bir alem yaratın, burada ölme yok. Burada fena yok, fâni olmak yok, burada uyumak yok. Burada diz boynu yok, bu tarafta ne var? Cehennem.
- 45:33
Ne oluyor? Yanıyor. Nasıl ölmüyor? Demin anlatıyoruz sana İbrahim Aleyhisselam ateşin içinde gülistan oldu. Şimdi cehennemde gülistan olacak demek istemiyorum. Yani ateş, Allah yak deyince yakıyor. Cehennemde yak diyor, öldürme diyor. Yani şimdi kırk gün veya ne kadar daha rivayet var, balığın karnında canlı bir insanın turup yaşaması mümkün mü?
- 46:00
Ama Yunus Aleyhisselam balığın karnında en az kırk gün kalmıştır ve namaz kılmıştır. Secde de yapmıştır. Tabii büyük balık olunca hakikaten şey gibi, denizaltı gibi düşün, balık o kadar oluyor. E şimdi bu balığın karnında namaz kılmıştır, secde yapmıştır. E sen şimdi e burada balığın karnında hava yok, çiva yok, oksijen yok, balık zaten midesi var.
- 46:27
Mide ne oluyor? İçine gireni hazmediyor. Kırk günde bu hiçbir yeri zedelenmeden çıkıyor. Bu ayetle sabit. Hadis değil ki kaynak sonrası. E şimdi hal böyle olunca benim aklım bunu alıyor. Neden alıyor? Çünkü o mide Allah hazmet derse ediyor, hazmet demezse etmiyor. Benim midemde öyle. Bir de bakıyorsun kabus oluyor, bilmem ne oluyor, canım çıkıyor.
- 46:52
Çünkü neden? Benim midem beni dinlemiyor. Allah'ı dinliyor. Hal böyle olunca balığın karnında Mevla balığa bildiriyor. Bunu hazmetmek için vermedi mi? Hazmetme. Şimdi bütün bunları düşündüğümüzde bunlar akılla tespit edilecek şeyler değil. Ama akılla idrak edilebilir. Çünkü bir Allah varsa her şeye de kadirse e sen dersen ki ben böyle bir şeye inanmıyorum bu kudrete
- 47:13
mevzu kapanmıştır. Ben seninle tartışmam da ve hatta sana bir şey ispat etmeye uğraşmam da. Ama sen hacıyım de, hocayım de, ilahiyatçıyım de, ayet okutardırdırdır, her şeye Allah Kadir'e inanıyorum de, ondan sonra İsa Aleyhisselam babasız olmaz. İsa Aleyhisselam gökte nasıl yaşıyor? Yunus balığın karnında nasıl yaşadı?
- 47:33
Mizan, sırat, nemci öyle bir yerlerde köprü mü olur? Efendim cehennemde adam nasıl yanar da ölmez? Aaa! Cennette nasıl ölüm yok? Cennette nasıl uyumadan durulur? Ondan sonra kalk toptan, tevhile, tahrif et, yorum yap. İşte İmam Abdülaziz Hazretleri'nin açık beyanıyla duydunuz. Bunlara aynen inanmak lazım.
- 47:55
Resulullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ne buyurduysa haktır ve gerçektir. Bunları tevhile, yorumlamaya kalkmak, akıl idrakine, uyum sağlatmaya kalkmak, akıl bunu anlar. Ama bir de şu var, aklın çözeceği hale getirecek. Biz anlıyoruz ama çözmeye kalkmıyoruz. Hikmetini araştırmıyoruz ve çözmeye kalkmıyoruz.
- 48:14
çözmeye kalkmıyor. Bu böyle nasıl oldu? Yani bu ateş bunu yakıyor da bunu niye yakmıyor? Bunu çözmeye kalkmıyoruz biz. Anlamaya çalışıyoruz. Allah kadir Allah Kadir yak dedi mi yakıyor, yakma dedi mi yakmıyor. Bebek anlar. Bebek anlar. Uyduraktır. Uyduraktır. Ama bunu sen hikmetini hikmetini araştırıp nasıl oluyor diye ben bunu mantıksal bir boyuta nasıl çevirebilirim
- 48:35
dediğin anda hakikatte inkar etmiş oluyorsun çünkü bunu yapamayacağın için mecbur tevhile yapacaksın. Tevhile de gittiğin anda buyurulanı reddediyorsun. Çin setliği. Ne alaka Zülkarney setliği? Ham maddesi tutmuyor, Kur'an'ın malzemesi tutmuyor, mesafesi tutmuyor. Hiçbir şey tutmuyor. Yechüc mechüc patladığımız setten dünyayı ezip geçecekler diyor Kur'an.
- 48:59
Enbiya suresinde Çinliler zaten şu anda her yerde turist geziyor. Nereden patlayacaklar, bekleyecekler arkasında? Neyi bekleyen var? Bütün uçaklar her yer işliyor. Yani hiç Kur'an'a uymayan şeylerle, yorumlarla ayete mana vereyim. Millet de desin ki bu budur. İşi karıştırmaz. Öyle bir şey yok. İşi karıştırmanın zaten gereği yok.
- 49:20
Allah var. Her şeye kadir. Vahiy de ondan geliyor. Ne buyurduysa iman ettik. Sırrını çözmemiz icap etmiyor. Ama akla uydurayım dersen inkar etmiş olursun. Bak anlayayım dersen demedim dikkat et. Anlayayım diye anlamaya çalışırsan demedim. Akla uydurmaya tatbik ve tevhid diyor. Ne demek yani? Şu demek ki aklımın ııı sahiri sebepler aleminde zahiri sebebi
- 49:53
buna bir yorum getirmesine bu işi çevireyim. Bu bundan oldu diyebileyim. Allah'ın kudretinden oldu dedin mi iş biter. Allah'ın kudreti dışında sebeplere bağlamaya çalışırsan hakikatte reddetmiş olursun âyetleri ve hadisleri. Allah muhafaza zındık olursun.
- 50:09
Şimdi bu kadarla eee, iktifa ediyoruz dersimizi.
Benzer sohbetler
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026
27:50Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 3) 240. Bölüm 23 Eylül 202623 Eylül 2026 · 28 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 23 Eylül 2026


