Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (1. Cilt 266. Mektûb - 27) 27. Bölüm 5 Ekim 2016
5 Ekim 2016 · 61 dk
17:45 / 1:00:49Şu an 17:45 / 1:00:49
Transkript
159 satır
- 00:00
Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdülillahi Rabbil Alemin Esselatu vesselamu aleyhi Seyyidil Murselin Muhammedin ve aleyhi ve sahbihi ecma'in Bizleri Bu mübarek mektubat-ı şerife dersinde bizleri bir dakika cemaatden muvaffak eden, başlamayı nasip eden Allah-u Teala'ya sonsuz hamd-ü senalar olsun Tabi Bir uzun mektuba başlamış idik 266.
- 00:38
mektup Bir daha bakalım, tam tespit yapalım. Birinci cilt, birinci cildin evet 266. mektubunu İmam Rabbani Hazretleri Şeyh'inin iki oğlu Hacı Abdullah ile Hacı Obeydullah Hazretlerine göndermiş. Bu mektupta çok ince ilimler yazdı, uzun da. Aylar sürdü, ta buraya geldik, belki de yarısına gelmedik. İtikadla ilgili önemli konular vardır.
- 01:19
Felsefecilere, reddiyelerle ilgili önemli konulara girdi. Vahdet-i vücutçulara, felsefecilere vs. birçok konulara temas etti. Kaldığımız noktada, peygamberlerin gönderilişi, salavatullahi ve alâ nebiyyine âlime ecmain, alemlere rahmettir bahsiydi. Ondan devam ettik, iki sayfa yakın. Bu arada bazı itirazlar olursa onlara şöyle cevap veririz diye, konular açtı.
- 01:57
İşte şeriatın teklifleri yani insanın hükümlü tuttuğu namaz, oruç, hac, zekat gibi işler veya içki, kumar, faiz, fuhuşun haramlığı, işte azap tehditleri gibi konularda yani bunlar insanı sıkıntıya sokuyor. sıkıntıya sokuyor. Nasıl rahmet oluyor? Peygamberler bize rahmet olarak gönderildi diyorsun ama bizim hayatımızı işte kısıtlıyor veyahut da şunları yapman zorundasın.
- 02:29
Yapmazsan azap falan veya şunları yapmayacaksın. Benim zevkim var, keyfim var ama onları bana yasaklıyor. Sonra yap dediğiniz yaptığım zaman azap tehdidi var. Ya buradaki rahmeti biz anlayamadık. Şeklindeki hezeyanlara karşı baya bir cevaplar verdi. Çünkü çok şıklı veriyor. Şöyle de diyebiliriz, şöyle de diyebiliriz diye birkaç şıklı cevaplar verdi.
- 02:54
Son derslerimde belki de... son 2-3 derste de ulaşabilir. Şimdi Ev Nekûlü, buradan son bir kalan bölüm demek kalmış arkadaşlar işaretlediğine göre. Tabi aylar oldu ben tam hatırlayamıyorum yerini. Buradan itibaren okuyorum. 269. sayfenin son paragrafı. 269. sayfada Mektubat-ı Şerif'in birinci cildin evnekûlu yahut da şöyle deriz, en kese yol, en kısa yol şudur
- 03:22
İnne Allâhe Teâlâ, şübhesiz Allâhe Teâlâ, mâlikun mâliktir, yani her şeyin sahibidir alel-ı tla, kayıtsız şahsız biz bir şeyin mâliki olsak, bir evimiz var işte evin mâliki kim, kitabın sahibi kim, dendiği zaman efendim, bizim mülkiyetimiz, mâlikliğimiz mukayyettir mukayyet ne demek, kayıtlı yani işte sağ olduğumuz müddetçe veya aklımız başımızda olduğu müddetçe
- 03:48
falan filan, adam aklı başına gitmiş, bunamış, alzheimer olmuş, kitaplara duruyor, ne yapacak? O kitapların maliki olmasının ne alakası kaldı? Veyahut evi var, evinden bir şeyden haberi yok. Satsalar haberi yok, çıkartsalar haberi yok. Kötüseler onu ahıra koysan, benim evim var diyecek hali. Yani bunun mülkiyeti, malikiyeti kayıtlıdır yani.
- 04:10
Ondan sonra sağ olacak, saatli olacak. Ondan sonra bir iflas ediyor, bir haciz geliyor, mal gidiyor. Ama Allah'ımızın malikiyeti alel-ütlak, hiçbir kayıtla mukayyet değil. Yani her şeyin yegane sahibi tek odur. Geri kalan sahiplikler, fani sahiplikler, geçici mülkiyetler, istifadesiz, sınırlı. Zaten öldüğüm her şey bitiyor falan filan.
- 04:33
Alel-ütlak bu demek. Şimdi her şeyin kayıtsız şartsız sahibiyse, yani bizim sahip olduklarımızın da sahibi esasen o, mülk Allah'a mahsustur. Ve'l-ibâd kullar külluhum hepsi memâliku sübhânehu. O'nun memlükleridir. Yani kullarıdır, köleleridir, O'nun sahip olduğu şeylerdir. Biz de el-abduhu ve ma'im l-külli mevla.
- 04:55
Bir kul, bir köle ve O'nun da sahip olduğu şeylerdir. O'nun sahip olduğu bir şeyler varsa, atı, kılıcı neyse, hepsi aslında kimi sayılıyor? Efendisini sayılıyor, yani şu andaki fıkha göre, İslâm'a göre, şimdi biz de kul olduğumuza göre, neyin sahibiyiz? İşte evimiz var, arabamız var, cep telefonumuz var, şuyumuz, buyumuz.
- 05:22
Esasen bunların hepsi kime ait? Mevla'ya aittir. O zaman her hüküm ve tasarrufin, her yetki kullanımı öyle tasarruf ve hüküm ki, yüciri, Allah-u Teala icra ediyor o hükmü kime aleyhime onlara. Yani kullar hakkında Mevla ne icra ediyor? İşte beni hasta ediyor, öbürünü usta ediyor, öbürünü öldürüyor, öbürünü diriltiyor, öbürüne çocuk veriyor,
- 05:45
öbürünün dükkanı yakıyor, öbürünü iflas ettiriyor, öbürüne darbe yapıyor, başına bela, darbe getiriyor, öbürüne.. Neyse, bu alemde işte neler görüyorsunuz, her gün neler oluyor? Devletimize, milletimize oluyor, şahsımıza oluyor, işte sevdiklerimize oluyor. Bunların fevabı, bunların hepsi aynul hayri.
- 06:05
Hayrın tek kendisidir. Os salahi. İyiliğin tek kendisidir. Lehum onlar için. Tayyip Bey ne dedi? İşte şerde hayır arayalım dedi, bu şerden de hayır çıktı dedi. Çünkü bunlar da darbe yaptılar. Ne kadar üzüldük, korktuk. Ama işte o başarısız oldu elhamdülillah. Mevla başarısız etti. Bak, hayra çevirdi.
- 06:23
Ondan sonra ne yaptı? Şimdi bunları armut gibi toplatıyor. Ne kadar üyeleri bilmem neleri varsa, hepsini içeri aldatıyor, görevden atıttırıyor, 50 bin, 100 bin kişi görevinden alındı. Ne oldu şimdi? Şer gibi göründü. Halbuki kullar hakkında aynul hayri ve salah oldu. Hayrın ve iyiliğin tek kendisi oldu.
- 06:41
Onun için ve ve Allah-u Teala münezzehün, son derece uzak tutulmalıdır ve tutulandır ve müberrahın son derece beridir, sahasına asla yakıştırılamaz. Derecede münezzehtir an şaibeti zulmi, bir zulüm karışıklığından, yani Allah'ın işlerinde en ufak bir zulüm şaibesi, şaibet Türkçeleşmiş, karışım yani, en ufak bir halta içine giremez.
- 07:05
Bozuk iş yapmaktan, bozgunculuk yapmaktan fizalike, hükümlerinde ve tasarruflerinde asla ne olmaz? Zulüm şaibesi ve fesat bulunmaz. Zaten ayet-i kerimesine Allah-u Teala kullarına bırak zulüm yapmak, zulmü irade bile buyurmaz. Çünkü zulüm haksızlıktır, Allah-u Teala zulümden münezzehtir. Ondan sonra Kullarım ben zatıma zulmü haram etmişim.
- 07:39
Siz de aranızda birbirinize zulmetmeyin. Yani ben zatıma haram etmişim, yani Allah'a bir şeyi Allah, ancak Allah yasak eder veya serbest eder veya vacip eder. Hani hadislerde geçiyor ya, cennete girdirmek vacip olur, işte şuna sevap vermek vacip olur. Allah'a bir şeyi kimse vacip edemez. Allah zatına bir şeyi söz verir, kendini bağlar.
- 07:59
Kendi kendini bağlar, kimse Allah'a bağlayamaz aşağıya. bağlamak. Kimse Allah'a bağlayamaz, haşa. Vâcib olmasın, yani bağlanmak gibi düşünün. Vacip olması yani bağlanmak gibi düşünün, Türkçe anlatımıyla. E şimdi o zaman, ayetler-i kerime-i kerime'de diyor ki ve mâ nebî zallâmil lil'abîd. O zallam da O zallam da zerre kadar kullara zulmedecek diyelim, zulmedici diyelim.
- 08:16
ve innallâhe lâ yazzulimû misgâlezerrah. Zerre yani toz kadar mikrop kadar, gözle seçilemeyecek kadar, hafif ufak şey, zulmedecek, zerre kadar bile Allah zulüm etmez. Dolayısıyla, La yus'elu Allah sorulmaz amma'u şeylerden ki, yef'alü yapıyor. Sorulmaz, amma o şeylerden ki, yef'alu yapıyor. Bu da âyet-i kerimeden muktebestir, alınmıştır.
- 08:33
Yaptığı hiçbir şeyden kimse onu mesul tutamaz. Zaten gücü yoktur, yetkisi yoktur. Bir de neyi soracaksın ona? Ne hususta sorgulayacaksın onu haşa ve kella? Zulmü yoktur, yanlışı yoktur. Hakimdir, isabetlidir, hatası yoktur. Yanılma payı yoktur, cehaleti yoktur. Bilgisizliği yoktur, yanlış bilme şeyi yoktur.
- 08:56
Kaygısı yoktur. Eee? Bu zaten ne sorulabilir? Ancak her yaptığına rıza ve teslimiyet gerekir. Başka bir şey konuşulmaz, deriz. Onun için peygamberler gönderdiği de rahmettir. Peygamberlerin getirdiği teklifler, helal, haram, emir, yasak, farz, vacip işte, bütün bunlar,
- 09:21
hepsi aynı rahmettir. Hakkımızda aynul hayır ve salahtır. İyiliğin ve düzgünlüğün, yararın yani, salah yarar diyelim, yararlılığın ta kendisidir. Namazda bize ne kârlar var, abdestte ne taharetler var, ne temizlikler var, ne mikroplardan korunmaklar var, istincadan tutun, istibradan, o gusülde ne manalar var, yani bunlar biz bilelim ama zora ki sokuyor bizi biraz.
- 09:44
Ya ne şimdi ben illa efendim gusül edeceğim, sabahın bir vaktinde, efendim su bulacağım, su, soğuk su ısıtacağım, bazı kere ısıtma imkanları evvelde pek olmadığı zamanlar dereye gireceğim, işte namaz geçmesin diye soğuk suyla da olsa gusül edeceğim, Yani bu neler çekti millet?
- 10:01
Şimdi biz, millet sıcak suyla kusturtmaya üşeniyor. Ama bunların hepsinde vücuda, bedene, sağlığa, akıl sağlığına, ruh sağlığına, beden sağlığına maddi manevi menfaatler vardır. Bunlar zor gibi görünüyorsa da bizim sahibimiz Mevla'dır, hakkımızda hayır murad eder, asla fesat ve zulüm murad etmez.
- 10:24
Ne yapacak bize şu ibadeti yapın diyerekten, bizi zora sokaraktan Allah-u Teala ne kazanacak, eline ne geçecek? Yani Mevla bundan haşa, hani bazı insanlar birine zor işler yaptırarak keyif yapar, ha ha hii falan filan. Egoistler, zalimler, gaddarlar, cebbarlar, yani bunlar insana mahsus özellikler bu zulümler, cebirler.
- 10:49
Mevla-ı Teala bunlardan münezzehtir. Mevla-ı Teala bir cebbar, Habibim sen, kullarıma sen bile cebbar değilsin. Vaziyet geç. E dolayısıyla burada Müslümana teklif edilen ibadetlerin hepsinde o kulun kendi salahı, hayrı vardır. Bazen anlamaz, bazı kere nefsi ona bu işleri zor gösterir ama nefis çeşi beştir.
- 11:16
Zaten bir iki gösterir. Her şeyi ters yorumlar. Sen şimdi burada hakikate ve gerçeğe bakacaksın. Şimdi dünya işinde de öyle. Giriyorsun her gün sekiz saat çalışıyorsun. Memursun veya işte neyse bir özel sektörde işçisin. Kolay mıdır yani? Yedide iş başı yapan var, sekizde iş başı yapan var. Zaten sekizden sonraya pek kimseye kimseye iş vermez.
- 11:43
E peki bu vakitte sen buna kalkman için tramvayı bilmem nesi otobüsü, minibüsü kaç vasıta ile gidiyorsun. Bunun öncesine kalkıyorsun altıda falan. Sen namazın, abdestin yoksa bile mecburen kalkıyorsun. Elini yüzünü yıkayacak veya kahvaltı yapacaksın falan. E şimdi bu da iyi bir kolay bir şey değil. E sen keşke sabaha kadar diziler seyret.
- 12:03
Sabah yat, akşama kadar yan gel yat yani. Kim sana hükmek verir? E şimdi sen orada da bu zorluklar var, uykusuzluklar var, yorgunlar var, trafikte kalmaklar var. Pazger adam işinden gidene dönene kadar iki saati yolda geçenler var. Ama adam bunu hiç bırakıyor mu? Yani yoruluyorum diye, zor oluyor diye, karımdan ayrı kaldım, çocuğumu göremedim, özledim diye bırakıyor mu?
- 12:26
Bırakmıyor. Niye bırakmıyor? Çünkü biliyor ki yorgunluk gibi görünüyor ama sonunda maaş var. Maaşı da almadığım zaman da ne var? E ekmek yok, aş yok, iş yok, eş yok, karı da kaçar. Bir gün yok, iki gün yok ekmek. Ne yapacak karısı seni mi bekleyecek? Ha beklesin, ben ona bir şey dememiştim. Sabredecek, bekleyecek ama neredeyse iki karılar.
- 12:48
İki gün ekmeksiz git bakalım, para verme bakalım. Ne yiyecek o kadın, çoluk, çocuk? Hemen isyan bayrağını çekerler. O zaman sen ne diyorsun? Yorgunluk var, gitmek var, gelmek var ama sonunda maaş var. Para var, para demek şu anda her şey demek. Doğal gazın da para, su para, hava para, civa para, ekmek para.
- 13:13
O zaman sen o zorluğa katlanıyorsun. E seve seve katlanıyorsun. Ve bu ne zor işmiş diye de bırakmıyorsun. Hatta yalvarıyorsun. Efendim sen öyle anlatırsın. Gidiyorsun yalvarıyorsun işverene. Ne olur bana iş ver. Halbuki sen ona ne demiş oluyorsun? Bana hamallık ver. Veya bana taş taşıt. Öyle ya, işin neyse.
- 13:33
Veya bana, beni makinenin başına koy. Ayakta beklet. Yani yalvarıyor millet iş bulayım diye. Kuyruk. Bir iş var desen, beş kişilik işe beş bin kişi geliyor muracaat ediyor. İş istiyor adam. Aslında iş ne demek? İş istemek, zahmet istemek, yorgunluk istemek. Yani şimdi öyle 8 saat, 10 saat bağlanıyorsun.
- 13:55
Ve orada o verilen işi yapmak zorundasın. Bu arada çaya gidemezsin, çorbaya gidemezsin. Hatta bazı telefonla bile konuştuğuna karışırlar iş yerlerinde. İş vaktinde ne yapıyorsun? Her dakika gevezelik yapıyorsun. Ne konuşuyorsun? Kameralarla takip ediliyor. E şimdi ama herkes yalvarıyor iş ver bana. Ne demek?
- 14:14
İşte hamallık ver bana, taş taşıt bana. Neyse herkesin işi neyse. Bunları seve seve yapıyor ve yalvarıyor. Çünkü biliyor ki sonunda para var. Parayı da alınca ne oluyor? Bütün yorgunluk geçiyor. Çoluk çocuğun yüzü gülüyor. O zaman Mevlamız'ın da bu İslam'ın emirleri de zor gibi geliyorum ama sonsuz ebedi hayat ahirette ücreti var.
- 14:37
Öldüğün gibi ücretini göreceksin. Sonsuz ücret, bitmez tükenmez mükafat var. Bir de dünyada da faydalar var. İş geçmemenin faydaları, kumar oynamamanın, faiz yememenin, yalan dememenin o kadar faydaları var ki bunlara düşenlerin başına ne belalar? Geldiği ortadadır. Maddi bahane bir zararlar dünyada da gözüküyor.
- 14:58
Sen bu kârları mülâza ederek İslâm'ın tekliflerinden zorlanmayacaksın ve diyeceksin ki Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem bize rahmettir. Altın yüzük takmasın erkek dediği ne? Bizi ne belalardan kurtarıyor? İpek giymenize neyi haram etti? Bize bunda fayda var. Neyi emretti bize sünnetlerde veya farzlarda veya vaciplerde?
- 15:19
Hepsinde bize bunda kâr var. Dünyada da bu kâr zuhur ediyor. Ahirette ebedi müjdet olarak karşımıza çıkacak. Hiç tükenmeyecek. O zaman sen rahmet olduğuna bir itiraz edecek durumun kalmadı. Bu kafada yürürsen, bu akla sahip gidersen. Menzellezî kimdir o ki fî fi'lihî yutekellemû. Menzellezî fî fi'lihî yutekellemû.
- 15:44
Dûne rızâya sâhivet teslîmi. Bu da beyt olarak veznedilmiş. Bunların zannedersem asılları hep farzçadır. Bu farzça bir beyttir. Tarip eden yani mektubatı Arapçaya çeviren zat bunları da. Birkaç beyt farzça bırakmış. Geri kalan hepsini Arapçaya çevirmiştir. Onun için Arapça olunca da bize de kolay oluyor yani.
- 16:08
Farzça bizim için biraz daha zor oluyor. Menzellezî kimdir o kimse ki o zat ki. Yani Allah-u Teala'ya soruyor. Kimdir o zat ki fî fi'lihî yaptığı işlerde yutekellemû konuşulabilsin. İsteyen istediğini konuşabilsin. Allah öyle bir zat mıdır diyor. Yani nefh ediyor. Asla konuşulamaz. Dûne rızâ. Razıyım demekten başka.
- 16:31
Yâ sâhi. Ey arkadaş sâhibî idi. Şiir zarfetinden sâhi kaldı. Terkım oluyor, kısaltılıyor. Yâ sâhi. Ey arkadaş davet teslîmi razı olmaktan ve teslim bayrağını çekmekten ve ne buyurursan haktır ve gerçektir. Razıyım Allah'ım demekten başka. O Allah'ın bir fîli hakkında hiç konuşulabilir mi diyor. Bu öyle bir zat mıdır ki diyor sen.
- 16:58
Bunu niye yaptı, şunu niye yaptı, şunu niye farz etti, bunu niye haram etti, bu nasıl iş diyebileceksin. Öyle bir zat mıdır diyor. Ne konuşabilirsin sen diyor. Zaten memlüksün, kölesin, kulsun diyor. Seni o yaratmış. Elinde ne var senin? Sen neyin sahibisin de yetkiyle ne konuşuyorsun diyor. Eğer Allah-u Teala girdirecek olsa el-cemi'a,
- 17:19
bütün kulları, mükellefleri, insanları, cinleri, hatta melekleri. Meleklerin ne günahı var? Hiç günahı yok. Mesuliyetleri var mı? Yok. Masumdurlar. Günahsız varlıklar. Onlar da dahil. Hepsini sokacak olsa ilen nâri, cehenneme. Hepsini diyor sen. Peygamberler dahil, evliya dahil. Bütün Müslümanlar zaten.
- 17:45
Haydi haydi. Melek yahu, meleği bile sokacak olsa cehenneme. Bütün melekleri de hadi attım sizi ateşe dese. Ve azze ve azâbe sevum onlara. Bilâ azâbile bediyye. Sonsuz azâbe yapacağım size. Dese. Bu tabii şimdi farz-ı muhalden gidiliyor. Böyle bir şey olacak bir şey değil. Çünkü Mevla bu noktada kendini bağlamış zaten.
- 18:06
Yani meleklerin masum olduğunu bildirmiş. Ondan sonra onların isyan etmeyeceklerini bildirmiş. Ve onları cehenneme atmayacağını bildirmiş. Belli ki melekler cehenneme girmez. Müminler cehenneme, yani takva sahipleri cehenneme girmez. Çünkü ayetle sabit artık o konuda tartışma yok ki. Efendim, Elli küsür yerde sade iman ve ameli salih işleyenler nimetlerle dolu cennetler var.
- 18:38
Şimdi bu sözün bozulma ihtimali yok zaten artık. Bu farz-ı muhal yani. Yani olması düşünülemeyen bir şeyi farz etsek, o faraziyenin üzerinden konuşmak gibi. Türkçede de farz-ı muhal tabiri kullanılıyor. Böyle bir şey yapacağını düşünecek. Biz yine de Allah zulmetti, zalim oldu diyebilir miydik diyor.
- 19:00
Veya itiraz edebilir miydik. Bu nasıl iş ya, bu nasıl Allah ya, haşa. Böyle bir şey olur mu ya? Sıralı ibadet ettik biz, ne yapmışız falan filan. Misal, denebilir miydi? Feleyse de halbuki asla bu olamaz. Minhu Allah-u Teala'nın bu yaptığı bir mahallin. Mahal olamaz illa itiraz. Karşı gelinecek bir nokta olamaz.
- 19:23
İtiraza mahal olamaz bu arada. Veleyse bu olmadı ki tasarrufen. Yetki kullanımı. Nerede fîn mülkil gheyd. Başkasının mülkünde yetki kullanmamış ki Allah. Hattâ tekûne tâ ki olsun fî onda şâibetül cevri. Acaba burada bir zulüm var mı, bir haksızlık var mı diye en ufak bir şaibe olsun. Yani, şimdi zulüm nedir?
- 19:51
Başkasının mülkünde yetki kullanmaktır. Kendi mülkünde kullanılan yetki. Kullanılan yetkiye şimdi mesela bu sehpa benim, efendim, tutup şurasını kestim. Kimseye sormadan kestim. Buna zulüm denemiyor. Ama bu sehpa senin olsa, ben sana sormadan şurasını kesse, bu zulüm oluyor. Çünkü adam da burada tazminatla açabilir.
- 20:15
Şunun için benim malım yani sen nereden geliyorsun ki? kesiyorsun ucunu, kenarını. Ama ben bunu kessem, kendi malımsa kimse de gelip bana ne yapıyorsun diyemezdi beni. İhbar yapsa, şikayet yapsa mahkemede der ki hadi git işine, adam adam evindeki tahtayı kesmiş, evindeki tahtayı kesmiş, sen ne yapıyorsun?
- 20:29
Ha, şimdi bu noktadan Şimdi bu noktadan gidince, gidince, bütün mülkler kime bütün mülkler kime ait dedi baştan? ait dedi baştan? Mevla'ya ait. Mevla'ya ait. Hakiki sahip o, kayıtsız şahıs. O zaman hepsini cehenneme atsa, kendi mülkünde tasarruf. Kendi mülkünde tasarrufa sen ne diyebilirsin diyor. Peki, o zaman sen şunu da diyebilirsin.
- 20:51
Neyi diyebilirsin? Efendim, diyelim bir kedi aldın, parayla, kedi senin mülkün. Ben bu kediyi aç bıraktım, öldürdüm. Bu zulüm olmadı mı? Oldu. Köpek almış bahçeye, av köpeği serbest hani veya hatta ev bekleme köpeği, diyelim. Köpeğe gidiyor, ondan sonra kurşun attın, keyif için. Hayvanı yaralandı şimdi, hayvan acı çekti veya öldü veya kan kaybetti falan, zavallı.
- 21:24
Hayvana mağdur etti. Bu zulüm olmadı mı? Oldu. E ben parasını verdim, mülkümdür. Mülkümde ne yaparsam yaparım demedin mi? Kardeşim, sen hakiki sahibi değilsin. Hakiki sahibi olan Allah-u Teala ne demiş? Hayvan hakları var demiş. Sana kedi senin malın diye, kediyi aç bırakamazsın. Köpeği parayla aldın diye, köpeğe kurşun sıkamazsın.
- 21:47
Deneme tahtası mı bu? Haa, onun için sen şimdi, hakiki sahiplik ve mülkiyetten bahsediliyor. Gerçek sahibi sen değilsin. Gerçek sahibi ancak Allah-u Teala. O da zaten zulmetmiyor. Zulmden münezzeh. Ama kullar zulümden münezzeh değil. İşte devamlı zulümler yapılıyor birbirine, görüyorsun. Vihila fi tasarrufina.
- 22:06
Bizim tasarrufumuz, yetki kullanmalarımız buna benzemez. Fi emlakina. Kendi mülklerimizde elleti. Çünkü öyle mülklerdir ki, küllüha. Onların hepsi emlak-ı Allah-u Teala. Allah-u Teala'nın mülkleridir fil hakikati. Gerçekte hepsi Allah'ın mülküdür. Allah'ın mülkü olduğu için, sen yine o kediye köpeğe yaptığın veya çoluğuna, çocuğuna yaptığın veyahut kendi evinde
- 22:28
de olsa, efendim, israf yapıyorsun. Yani ağacı kesiyorsun. Benim ağacımı keserim. Ya bu yeşil bir ağaç. Allah-u Teala zikrediyor, şey ediyor, sen ağacını ben efendim keserim. Nasıl kesersin istediğini? Efendim, ancak bir zaruret asıl olur falan, pişman. Bunlar ayrı deva. Ama Allah'ın mülkünde sen ne yapamazsın?
- 22:52
Efendim, gerçekte Allah'ın mülküdür. Senin bahçen olabilir. Ondan sonra benim bahçeme geldi, güvercene gideyim, güvercene silah sıkayım da deneme taktası yapayım. Benim bahçeme geldi diye yapamazsın. Çünkü hakikatte bütün hayvanlar veya diğer, efendim, canlılar, işte ağaçlar, çiçekler vs. Bunların hepsi Allah'ın mülküdür hakikatte.
- 23:12
O zaman Mevla'nın izin verdiğini yapabilirsin. Ha yılandır, seni sokacaktır falan. Ha Mevla izin vermiştir, yılanı öldürün. Akreptir, seni sokacaktır, öldürün. Ha burada Allah'ın mülkü olduğu için onun izniyle hareket edebilirsin. Onun izin verdiklerini öldürebilirsin. Küllü muzulün yükten zarar veriyorsa öldürülebilir fetvası var.
- 23:33
Yani Mevla'mızın müsaadesine dayanıyor. Bu başka bir şey. Ama sen zararsız bir mahluku, ne yapamazsın? Efendim, canım istemiyor, bilmem ne, korkuyorum, çocuğum korktu, ürktü diyerekten zararsız bir canlıya zarar veremezsin. Hal böyle olunca bizim kendi mülkümüz diye istediğimizi yapmaya yetkimiz yok.
- 23:54
Bu masa benim kırarım, geçiririm. Mevla sorarsan, kırıyorsun. Nasıl kırıyorsun? Bak şimdi burada bir fayda veriyor bu. Benim mülküm keyfime geldi, kırıyorum. Yani lazım değilse kırarsın, odun yapacağım şeyde, şömine de yap. Ama şimdi burada lazım bir şey var. Bir zaruret yok, bir ihtiyaç yok. Mala zarar veriyor.
- 24:14
E ben kendi malıma zarar veriyorum. Böyle bir şey olabilir mi? Ondan sonra sigara içiyorum. Ya kanser olacaksın. Sana ne ya? Ben canıma zarar veriyorum. E senin canına zarar verme hakkında yok. Çünkü senin canın hakikatte Allah'ın mülküdür. Dolayısıyla Allah-u Teala sana, mesela içki içme diyor, işte mesela şimdi diyelim ki zarar veren şeyleri kullanma diyor.
- 24:34
Uyuşturucu, madde kullanma. Sana zarar veriyor. Benim kimseye zararım yok arkadaş. İçiyorum, kafayı buluyorum, sızıyorum, ediyorum. Sonra uyanıyorum, ayılıyorum falan. Karım yok, çocuğum yok. Kimseye zarar vermiyorum. Onun için ben kendi mülkümde tasarruf. Böyle bir şey olabilir mi? Sen Allah'ın mülküsün zaten.
- 24:50
Allah'ın mülkü olduğundan canında da tasarrufun yok. Şunu yiyebilirim diyemiyorsun. Şunu içerim diyemezsin. O sana nelere izin verdiyse onu içebilirsin. Nelere izin vermedi, yasak ettiyse onları içemezsin mesela. Onun için demin gibi dersin başında alel-i tlak. Kayıtsız şartsız malikiyet, mülkiyet, mülk Allah'ındır.
- 25:10
Sendeki bendeki maliklik, sahiplik kayıtlıdır. Kayıtlı olduğu için sınırlı olmalı. kayıtlıdır. Onun için sen kendine yaptığında bile zalim olabilirsin. Nefsine zulüm diye bir şey var. En büyük zulüm nefsine zulümdür insan zaten. Kendine yaptığını yedi düvel yapamaz kendine verdiği zarara. Kendine yaptığını yedi düvel yapamaz kendine verdiği zararı.
- 25:30
Bundan dolayı mevla yaparsa bir şey, onda zulüm şartıdır. Bundan dolayı Mevla yaparsa bir şey, onda zulüm şahibesi yoktur. Aman öldürdü, hasta etti bile. Dur bakalım sabret, sonunu seyret bakalım. Orada öyle gözüküyor, hayır ve salâh çıkacak. Öldürdüğünde de hikmeti var. Verdiğinde de, aldığında da hiçbir şeyde Allah'ın şerri yok.
- 25:51
Yeter ki sen işte Arif ol. Hak şerleri gayrı eyle, zannetme ki gayrı eyle. Arif anı seyreyle, Allah'ı bilen bunu temaşa eder. Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyle. Onun için bizim işlerimiz de Mevla'nın işi. Böyle olur mu ya? Ve cemî'ut tasarrufât, ama bütün tasarruflar, yani yetki kullanımları, minnâ bizden fîhâ.
- 26:16
Kendi mülklerimiz de, yani kendi bağımda, kendi bahçem, kendi çocuğum, kendi işte kedim, kendi bilmem ineğim. Ondan sonra ben buna istediğim gibi davranırım veya ot veririm, vermem, aç bırakırım. Soğukta dondururum veya işte ağır yük vurdun ineğe, öküze. Ondan sonra beş öküzlük yükü vurdun bir öküze.
- 26:39
Sen bunun sahibi değilsin. Mevla'dır sahibi. E orada hakkını arar hakirette. E neden? Eğer mülk senin olsaydı, bu öküz senin olsaydı, parayla almakla senin olmuyor ki. Eğer senin olsaydı, o zaman hakirette sana dava açamazdı. Senin olmadığından dava açabiliyor. O zaman ne oldu? Bizim yetki kullanmalarımız, yani kendi kafamızdan,
- 27:02
Mevla izin veriyor sana, diyor ki bu ineği aldın şu işe koş. Sen ama kalkarsan öküzün yapacağı işi, efendim köpeğe yaptırmaya kalkarsan zulüm. Öküze iki öküzlük vursan zulüm. E şimdi her hayvan aynı iş yapamaz ki. Her hayvan değirmeni döndürme hayvanı değildir. Su taşıma hayvanı değildir. Her hayvan yük taşıma hayvanı değildir.
- 27:30
Eşeğin yaptığını deve yapamaz. Devenin taşıdığını eşek taşıyamaz. Yani o zaman bizim kendi kafamızdan, Mevla'nın müsaadesi olmadan, kendi mülklerimizdeki yaptığımız tasarruflar, aynı zulmü. Zulmün ta kendisidir. Sen şimdi işte efendim, sonra deve geliyor şikayet ediyor, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem neyi şikayet etti?
- 27:58
Sahibim bana şöyle şöyle yapıyor. Ondan sonra mesela kesecek onu. E diyelim ki mesela diyor ki ben diyor, bu kadar sene bunlara hamallık ettim, su taşıdım, sakallık ettim. Şimdi yaşlandım biraz diye beni kesiyor ya Resulallah. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, işte diyor buna iyi bakın ya kesmeyin falan.
- 28:12
Şudur budur. E şeriatın zahirine göre tabi orada bir mucize zuhur ediyor. Zahirine göre hani istedi mi keser sahibi. Mevla genel izin vermiştir. Orada bir özel durum olmuş da. Şimdi demek istiyorum, yani senin hayvanı biraz aç bırakmandan, hayvan davacı olabiliyor. Çünkü gerçek sahibi Mevla. Gerçek sahibine şikayet dilekçesi veriyor.
- 28:32
Bu sefer ahirette ne oldu? Hayvanlar da birbirinden hak alacak zaten. Senden nasıl almaz? Hayvan hayvandan hakkını alıyor da. Senden mi almayacak yani? O zaman sen burada yok evimdir, hayvanımdır, şuyumdur, buyumdur, oğlumdur, kızımdır falan. Öyle bir şey yok. Allah'ın izin verdiği kadar orada hakkın var.
- 28:50
Kendi kafana işler yaptın mı? Zulmün tekentüsü olur. Ve inne sahibe şeray. Çünkü şeratın sahibi, yani Allah-u Teala, innema nesebe ancak nisbet etti hazilem lake bu mülkleri ileyna bize. Yani dedi ki bunu parayla aldın mı bu senin evin oldu dedi. Bu nikahla akıt yaptınsa bu hanım senin oldu dedi. Ondan sonra efendim, araba aldın parayla o senin oldu.
- 29:22
Sen bu benimdir diyebiliyorsun. Mevla buna izin verdi. Ama bir sebebi bazı masalih. Dünyada geçinmek için gereken bazı maslahatlar sebebiyle. Bunlardan sonra kullanım hakkı verdi. Tapusu Mevla'da. İntifanı verdi. İntifa. İstifade hakkı. Ne yapıyor devlet? Diyelim orman arazisinden şuradan buradan işte ihaleler oluyor.
- 29:46
Bir şeyler oluyor. Bir şirkete veya derneğe veya vakfa devlet veriyor değil mi? Tapuyu vermiyor. 49 seneliğine. 29 seneliğine, işte bilmem kaç, eskiden 99, 100 vardı da şimdi 49 ayında en fazla. 29 falan oluyor, orada ne diyor? Kullanım hakkı veriyor. Ama istedi mi ne yapıyor? Hemen, efendim, iptal ediyor, feshediyor.
- 30:10
Hani ben 29 seneliktim işte, işte sana anlattırmadığımız bu. sahibi sen değilsin, sen kalktın, hakiki sahibim zannettin, ondan sonra kalktın, hastane pastane dünya kadar yer yapmak yapıyorsun orman anasını. Bu sefer ne yaptı devlet? Feshetti senin akdini. Ne yaptı? Sen buraya Ne yaptı? Sen buraya cami yapacağım dedin, gittin
- 30:28
cami yapacağım dedin, gittin, hastane pastane yapıyorsun. Bilmem ne yapacaksın. Bilmem ne yapıyorsun, feshetti. Üç sene içinde. Hani yirmi dokuz seneydi bu? Anlamıyor musun sen? Hakiki sahibi sen değildin, sen ne kadar rahat hareket ettin. Bir de ağaç kesiyorsun, bilmem ne yapıyorsun. Devlet sana dedi mi ki ağaç kes?
- 30:46
İzin verir mi ağaç kesmeye ormana? E sen ağaçları da kestin burada. E bu sefer ne oldu? Devlet de aldı elinden, bu sefer başlattın bağırma, bana zulmetti. E sen kendine zulmettin. Çünkü neden? Anlaşmada bunlar yoktu. Sen ilave çıkarttın. O zaman fesh hakkı kimde? Devlette. Yirmi dokuzda ne oldu? Bozuldu o üç senede, iki senede çıktı gitti elinden.
- 31:06
Burayı anlamak lazım. Yani bu senin mülkün değil. Tapun da olsa mülkün değil. Burak benim tapulu malım. Tapulu da olsa gerçek tapum evladım. Tapuya da istimlak geliyor. Tapulu yerine hadi çık git diyor devlet. Ben rağiş bedeli belirledim, hadi veriyorum dedim. Ne yapacaksın?
- 31:28
Dünyada bile, yani şu anda bile tapu bile işlemeyen muhtar tapusu, zilliyet, milliyet ne yaptılar bizim külliyeye el koydular. Zalimler. Daha da alamadık. E şimdi dolayısıyla dünyada bile görüyorsun bunu yani. Bir üstüne güç kullanan elindeki tapuyu bile iptal ettiriyor. Hal böyleyken sen burada fani bir insan, yaratılmış mahluk, Allah'ın memlüküsün, kulusun, kölesisin.
- 31:55
Sen burada ne ahkam kesiyorsun? Onu yaparım, bunu satarım, bunu alırım. Ancak Mevla'nın izniyle. Mevla'dan izinsiz bir şey yok. O zaman şeriat sahibi bize dedi ki bu senindir, malımdır de. Ama bu dünyada faydalanman için intifa hakkını verdim sana. Ve illa değilse feyye bütün mülkler fil hakkati gerçekte.
- 32:19
Emlakü teâlâ. Hepsi Allah'ın mülkü. Dünya Allah'ın mülküyken sen araba benimdir demenin ne manası kaldı yani? Araba mı kalmış bütün dünya ve mafya? İçindekilerle beraber Allah'ın. O zaman fecevâzu tasarrufine fîhâ. Bizim dünyadaki mal ve mülklerimiz, parayla aldığımız işte falan veya bize hibe edilmiş, bağışlanmış vesaire
- 32:41
bir şekilde birkaç yoldan insanın mülküne bazı şeyler intikal ediyor, mirasla intikal ediyor vesaire. Her şeyi parayla almak şart yok ama bu tasarruflarımız maksûrun. Kastredilmiştir alel kaderillezî. O miktara ki cevvezehu. Onu caiz gördü Lena bizim için. Kim? El malikü. Malik-i mutlak. El malikü sahip.
- 33:03
Ne üzerine? Alel-ıtlak. Kayısız şartsız. Malik kim? Allah-u Teala. O hangi miktarda cevaz verdi? Ve ebâha, mubâhetti, serbest ettihû o miktarı. Ne kadar serbest etti o kadar kılmaz. Ben hanımım. Eee? Helalim, nikâhlim. Eee? Ben o zaman ters ilişki de yaparım. Estağfirullah. Yapamazsın. Haram. E ne benim hanımımdı bu nasıl oluyor?
- 33:30
Mevla burada ekin tarlağınıza gelin buyurdu. Döl yatağından. Sen tersten geldiğin zaman hanımın diye bir şey yok. Malik-i senin hanımın ama senin kulun değil, Allah'ın kuludur. Serbest edilen kadar. Hayz halinde ben ilişkiye girerim. Nasıl giriyorsun? Mevla yasab etti. Fela tekrabûne fil mahîz. Hayz halinde yaklaşmayın.
- 33:55
Fâtezilün nisâa fil mahîz. Ayet bu. Kadınlardan uzlet edin yani. İlişkiyi kesin. Fil mahîz. Hayz halinde. E sana sahibi o. Her konuda böyle. Anladın mı? Ondan sonra bu benimdir diye ne yapamazsın sen? İsraf yok. Bu mal benim. E aç musluğu aksın gitsin. E ya bu parasını ben verdim. Sen ne karışıyorsun?
- 34:22
Ben su sesini seviyorum. Şarıl şarıl şarıl şarıl. Aksın bende uykum geliyor. Sen manyak mısın? Paran bol olabilir. Ama hiç aklın yok. Mevla sana bir damla suyu israf etme diyor. E benim suyum ya. Senin suyun diye boşa akıtılır mı kardeşim? Serbest ettiği kadar. İsrafı yasak etmiş. Faydasız yere akıtamazsın.
- 34:48
Ekmek. Benim ekmeğim. Git çöpe at. Nasıl oluyor çöpe atıyorsun bunu? Yenmedi küflendi. Öyle bir şey yok. kuruduysa, ettiyse, buharda ısıt, bilmem ne, ekmek kızartması yap, bunu yiyeceksin. Böyle bir atma diye bir şeyin yok. Benim param, benim mülküm ya. Mevla ne kadar serbest etti, o kadar. Yasak etti, yasakta duracaksın.
- 35:09
Sınırı bileceksin. Ve cemî'u mâ, ol şeylerin cümlesi ki akbara bildirdi bir onu. Hâmul âile kâbirû. Bu büyükler, yani peygamberler hazarât. Aleyhim s-salâtu ves-selâm. Bi'ilâmi'l-hakkî. Hakk'ın bildirmesiyle, Celle ve Ala, celil ve alî olan, yüce yani Rabbimiz, celil, ulu, alî ve vel-alîyul-azîm, âyet-el-kürsi, alî, çok yüce olan,
- 35:39
Rabbimiz'in bildirmesiyle, peygamberler kendiliğinden bir şey uyduramaz. Mevla'nın bildirmesiyle bildirirler bize. Neler bildirdilerse, ve mâne şeyleri ki, beyyenû. Açıkladılar, minel ehkâm, hükümler, emir, yasak, farz, vacip, sünnet, müstahap, haram, mekruh, müfsid. Hepsi beyan edilmiş. Efendim. Küllühâ.
- 36:03
Bunların hepsi. İşte erkek altın takması haram, ifek kullanması haram, işte efendim mesela, kadının işte bilezini, milezini yabancı erkeğe göstermesi haram, ziynetini göstermesi haram, yüzükleri, müzükleri, böyle her şey meydanda bu kapalı kadınların. Nasıl oluyor? Göğe başı örtülü. Yani bileziğin görüldükten sonra neye yaralı?
- 36:26
Velâ yubdîne ziynetevne, ziynetlerini göstermesinler. Ancak işte kocası görebilir, babası görebilir. Sayyonur Sûresi'nde ne oluyor bilezik, yüzük, her şey, şakır şukur, her taraf? Nasıl oluyor Müslümanlar? Ne bildirdilerse peygamberler, şu yasak, mesela koku sürüp dışarı çıkamaz kadın. Erkek çıkabilir.
- 36:48
Kadın koku sürünüp dışarı çıkamaz. Çünkü yoldan gidiyor, asansöre biniyor, yoldur bu, yanından insan geçiyor. Çok tehlikeli Allah muhafaza. Haram. Hadi makyaj yapmış, yapmamış, kocasına süslenmiş falan buna bir cevaz var. Hadi o da kimyasal olmasın falan cildine zarar veren. Çünkü vücuda, bedene zarar veren de caiz değil fıkha göre.
- 37:13
Ama yani doğal şeylerden, şundan bundan bir iki sürme çekmiş, bir şey yapmış, makyaj deniyor şimdi kocasına. Kocasına has, özel. Ha arada oğlu da görmüş suratını. Bu serbest. Oğludur, babasıdır. Ama geldiğimiz noktada efendim çarşaf giyiyorsun veya başörtü örtüyorsun, ondan sonra gözünde, efendim yanağında allık, gözünde pulluk.
- 37:39
Ne oluyor? Haram. Çünkü bunlar ziynettir, ziyneti ne yaptın? Ayet-i kerimede geçenlerin dışındaki insanların görünümünü arz et. He ama makyaj görünmeyecekse üstünün önünü kapatmışsın. Ama zaten peki kanunen yasak. Ha sen kimseye göstermedin de sadece kocana gittin bir yere geldin de sonra kocanı açtın.
- 37:59
Ama kocanın dışında, babanın dışında, mahremlerinin dışında efendim insanlara sen makyaj yapıp gösterdiğin zaman yasak. Bunların hepsini Resulullah beyan etti. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ayetler beyan etti hatta. Ne bildirdiyse koku sürüp sokağa çıkamaz. Çıkamazsın bitti. Kadına bildirdi, erkeğe bildirdi.
- 38:19
Erkeğe sakalını tıraş edemesin. Sakal tıraşı haram. Bir tutama kadar uzatacaksın. Bu sünnet. Bir tutama kadar uzatmasan sünnet yerine gelmiyor. Ondan sonra tıraş edersen haram, müjde. Adamın koluna elini kesmek gibi. Kendi elini kesmek kadar günaha giriyorsun. İnsan kendi, işte deminki konuya geliyoruz.
- 38:38
Bu benim mülküm, benim elim sana ne ben kesiyorum. Kalk o zaman intihar et. Niye intihar haram oluyor? Sen yaşamına son ver. Ama sana diyor ki yaşamına son vereni ben de cennete haram ettim diyor. Ama benim mülküm, ama sen sen senin mülkün değilsin ki, sen Allah'ın mülküsün. Sana diyor ki ölümünü kendin karar veremezsin.
- 38:57
Kendi elini kendin öldüremezsin. E sen elini kesemezsin, bıyığını kesemezsin. E şimdi deminki noktaya geldi. Bana ne benim bıyığım ya. İster uzatırım, uzatamazsın diyor. Dudaklarının üstünü kapatırsa çorbaya yemeğe girer, duaların kabul olmaz, haram. Uzatamazsın. Evet ustura, ustura vuramazsın. Nasuh bu yine ustura vuruyorsun.
- 39:16
Karı musun sen? Ne yapacaksın bu sefer? Hafif bırakacaksın diyor. Ve fîrullâh, sakalları bol bırakın ve ahfîş şevârib, pıyıkları kısa tutun diyor. E şimdi ne haber verdiler anlıyor musun? Her mesele bu. Benim kafam istediğimi yaparım. Öyle senin kafan diye bir şey yok. Saç uzatırım, uzatırsan ortadan ayracaksın diyor.
- 39:36
Gavura benzemeyeceksin diyor. Oraya hudut koymuş. Ondan sonra. Her şeyde İslamiyet ölçü koymuş. Tırnağımı uzatırım, uzatamazsın. Altına kirpir girer, abdest suyu girmez. Nasıl oluyor? Ya benim tırnağıma kim karışır ya? Allah karışır işte. İslamiyet tuvalete girmemize karışır. Tuvalete girmemize karışır, çıkmamıza karışır, yatağa girmemize, her şeyimize karışır.
- 39:59
Bundan dolayı burada senin kendi mülkiyetin yok. Hepimiz Allah'ın mülküysek Mevla'nın bildirmesiyle peygamberler ne bildirdilerse, ne hükümler açıkladılar? Sâdikatün hepsi doğrudur ve mutâbikatün tamamen uygun düşmektedir. Lilvâki'î hakikate, gerçeğe uygundur. Allah indinde ilim, her şeyin hakikati bellidir.
- 40:23
Efendim burada bıyık satmak mı, faydalı uzatmak mı, sakalık satmak mı, uzatmak mı, şu mu, bu mu, işte altın erkek taksa faydalı, zararı ne oluyor ki, niye yasak oluyor ki falan filan. Hikmetlerini karıştırma hakkın yok. Buyurulursa anlarsın. Buyurulmazsa araştırarak bulmana da bir lüzum da yok. Sen bileceksin ki neyi yasak ettiler?
- 40:46
Gerçek odur, hak odur, hakikat odur ve fayda ondadır. Neyi emrettiler? Çünkü senin aklınla mantığınla gidilecek bir durum yok burada. İşte o geçen Bursa sohbetinde reddiye yaptım Şaban Şimşek denen profesöre, Yeni Akıt Gazetesi'ndeki. Ne diyor? Bütün hadisleri toplayalım, akıl süzgecinden geçirelim.
- 41:07
Akla mantığa uymayanları çıkaralım diyor. Şu mektubattaki mevzuya bak. Akaidin müceddidi, müctehidi olan zat sana ne diyor? Hepsi doğrudur. Kimsenin aklının burada payı yoktur diyor. Akıl süzgecinden geçirerek nasıl hadis reddediyorsun ya? O zaman şimdi işte efendim çok uzun sakal uygun düşmüyor, bilmem neyin sıkıntı oluyor vs.
- 41:31
Kısa makbul veya kesmek daha uygundur. Sen bunu nasıl diyebilirsin? Niye dayanarak söylüyorsun? Hiçbir şeyden haberin yok. Sakal tıraşındaki zararları bilmiyorsun. Maddi, manevi, bedeni, ruhi, hormonsal kadın erkek dengeleri, vücuttaki dengeler vs. Hangi tüy kesilecek, hangi tüy bırakılacak? Hiçbir şeyden haberin yok.
- 41:52
Sen yaratan mısın ki bu hikmetleri bilesin? Yaratan peygamberine bildirmiş bu hikmetleri. Sen nesin yani aklın süzgecinden geçiriyorsun? Sen aklın kaç gram yani? Beynin kaç gram? Bir beyin salatası yapsan görürsün işte beyin satıyorlar. Git bak kaç gram söğüş. Bütün alemleri yaratan Allah'a karşı konuşuyorsun.
- 42:16
Peygamber hadisleri sallallahu aleyhi ve sellem onun buyrukları değil ki. Hepsi vahiydir. Sen Allah'a karşı kafa tutuyorsun. Sen diyorsun ki Allah'ın buyurduklarını aklıma vuracağım. Bu Müslüman sözü değildir. Bunu diyen kafir olur. Allah'ın buyurduklarını aklıma vuracağım. Sen bu gari Müslüm bütün hadisleri diyorsun ki akla vuracağım.
- 42:35
Hiçbir kaynakta sorduğum yok. Hepsini. Nasıl Müslümanlık? Bak hepsi doğrudur ve gerçektir. Her ne kadar caiz görse de alimler yanlışlık payı olabilir. Yanılma, yanılgı. Peygamberlerin bazı hükümlerinde hata payı var mı? Öyle hükümler ki, içtihâda dayalı.
- 42:58
Şimdi peygamberlerin verdiği hükümler iki kısmı ayrılır. İçtihada dayalı. Vahye dayalı, içtihâda dayalı. Vahye dayalı olursa hata payı var mı vahiyde? olursa hata payı var mı vahide? Haşa ve kellak hata payı yok. İçtihâda dayalı olursa hata payı var. Haşa ve kella hata payı yok. İçtihada dayalı olursa hata payı var mı?
- 43:15
Alimler demişler ki içtihada dayalı olursa hata payı var. Ama o alimler caiz görmemişler peygamberlerin takrir edilmesini alel hatayı. O hata üzere bırakılmalarını asla caiz görmemişler. Bilakis ne demişler? Muhakkak o şüphesiz peygamberler hazarata aleyhissalatü vesselam münebbehüne mutlaka uyarılırlar aleyhi o hata üzerine.
- 43:44
Bila tehhir hem de gecikme yok. Anında dakikasına Mevla vahiy gönderir. Orada bir vahiy gelmediği noktadaki peygamber kendi içtihad eder. Ama o içtihadı üzerinde bir hata payı varsa hemen vahiy gelir. O hata üzerine uyarılırlar. fe itedâ rakûne Hemen telafi ederler o hatayı. Ne ile biz savabi? Hemen doğrusunu düzeltip söylerler.
- 44:11
fe le'intidâde O zaman itibar yoktur bize elkel hatayı. O zaman bu hataya itibar yok. Yani hata payı var bile denemez artık. Niye denemez? Hatada kalmadığı için. Hatada ısrar etmezler. Çünkü Mevla'dan hemen uyarı gelir. Burada misalimiz nedir? Yani manav panzehri misal vermiyor tabi. Ben size izah getiriyorum.
- 44:32
Niçin konuşuyorum? Burada öbür türlü tercüme alını okuyun. İzahsız, anlaşılmaz mektubat. Çok zor bir kitaptır. Şimdi Bedir Muharebesi'nin esirlerini misal vereceğiz. Bedir Muharebesi. 70 esir alındı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e vahiy gelmedi. Yani bu esirler ne yapılsın? Salınsın mı? Öldürülsün mü?
- 44:52
Fidye para alınıp mı? serbest bırakılsın mı? Üç şıklı bir olay var burada. Bu üç şıktan şunu yapın diye Mevlâ'dan emir gelseydi hata payı diye bir şey asla yok. Vahiy gelirse hata asla yok. Peki Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem ne yaptı? İçtihat yaptı. İçtihat yani kendisine vahiy gelmeyen noktada kendi görüşüyle kıyas yapıyor.
- 45:13
Bu noktada Hz. Ebû Bekir Efendimiz'e istişare yaptı. Çünkü Mevlâ ve Şâvirun fil emri işlerinde onlara danış emrettiği için. Bu emre imtisali ya Ebâbekir ne diyorsun? O da dedi ki ya Resûlullah akrabalarımızdır, yakınlarımızdır. Ebû Bekir Efendimiz de yumuşak hal, hilim fazladır, ağır basar. Bu noktada ben dedi derim ki para alalım fidye
- 45:39
çünkü bunlarda büyük para var bu yavrularda. Parayı alırsak İslam ordusu, İslam devleti güçlenir. Medine'de İslam devleti yeni kurulmuş. Yani parayı alırız devletimize silah alırız, ordumuzu güçlendiririz. Bunları da alsın gitsin. Zaten Ebu Cehiller geberdi 70 tane ağır elebaşı, geberdi 70 tane. Kalan 70 esirden yakınlarımız, akrabalarımız.
- 46:01
Salsak belki İslam'a ısındırma olur. Belki onlar da yani bak bizi öldürmediler, ele geçirdiler, serbest ettiler, fena değil. Sonra Ömer Efendimiz'e sordu. Dedi ki sen ne diyorsun ya Ömer? E dedi ki bana göre bunlar dedi hepsi küfrün imamlarıdır. Liderleridir. Bunların yaşamasında İslam'a zarar vardır.
- 46:18
Bunlar yeniden toplanır, üzerimize gelirler. Onun için bunları öldürme yönünde benim fikrim var. İstişare veriyorum o zaman. Dedi ki Ebu Bekir'in akrabasını ona ver, o öldürsün. Benim akrabam bana ver, ben öldüreyim. İşte Hazreti Ömer Efendimiz de böyle bir tabiat hakimiydi. Tabi burada da Hazreti Ömer haklı çıktı.
- 46:35
Haritalı. Bunun üzerine buyurdu ki ya Ebu Bekir, senin durumun İbrahim Aleyhisselam'a benzer. Ya Rabbim bana uyan bendendir. Bana isyan edene de sen affedersin. E bu İbrahim Aleyhisselam'da da Hilm. Halim'dir. İbrahim kulumuz. Ona benzedin sen. Ya Ömer sen de yani orada Nuh Aleyhisselam'a teşbih etti.
- 47:03
Sen Nuh Aleyhisselam'a benzedin. İşte tabi Ya Rabbim kafirlerden yeryüzünde bir tane evbat sahibi bırakma dediği Nuh tufanı oldu. Hepsi helak oldu. İşte bu aşure gününde de gemi kurtulacak inşallah. Kurtuldu da. Bizim gemi kurtulur inşallah. Yani bu kurtuluş günlerindeyiz. Muharrem-i Şerif'te. E şimdi sen de Nuh Aleyhisselam'a benzedin ama tabi Nuh Aleyhisselam da 950 sene
- 47:31
çile çektikten sonra ve Mevla da ona bundan sonra hiç biri iman etmeyecek vahyini bildirdikten sonra o beddua yaptı. Esasen Nuh Aleyhisselam kadar da sabır ve hilim sahibi de başka peygamber olamaz. Bu noktada 950 sene kim çekmiş yani? O da ayrı bir vecih. Ama Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem onu Nuh Aleyhisselam'a teşbih ettiyse orada mutlaka birçok vecih şebeh vardır.
- 47:56
Sonunda Efendimiz Sallallahu Aleyhisselam para alınıp fidye alınıp salınmasına karar verdi ve para da alındı. Hazreti Abbas amcası da esirler arasındaydı. Ondan da hatta iki misli fidye vereceksin sen yeğenine karşı çıktın dedi. Yani böyle hadiseler oldu. Hazreti Abbas Müslüman oldu oradan mucize gördü işte.
- 48:18
Hanımına gizli verdiği paraları Efendimiz Sallallahu Aleyhisselam söyledi. param yok bir şeyim yok sen benden bu kadar fidye istiyorsun. Beni dilenci mi yapacaksın ahir ömrüm dedi. Sen Mekke'den ayrılırken dedi hanımın ümmü Cemile yani yengesi için şu kadar işte bir küp altınmış dedi. Neyse malı dedi göm şuraya da işte ben belki dönemezsem lazım olur sana falan.
- 48:42
Demedi mi? Dedi sen bunu nereden biliyorsun dedi. Ben sana demiyorum mu? Ben peygamberim Allah bana bildiriyor. Amca sen neden bahsediyorsun? Hazreti Abbas Efendimiz esasen Mekke'de de gizli Müslümanlardandı. Gizli takıya yapıyordu kafirlere diye de rivayetler kuvvetlidir ama İslam'ını açığa çıkarttığı diyelim gün o noktadır.
- 49:02
Yani tabii burada da içtihat hatası oldu ama çok da hayırlar oldu yani. Ve oradan sonra o esirlerden de çok Müslüman olan var. Sahabe oldu tabi ki. Ama şimdi Mevla'nın vahiyi geldiği zaman bu içtihatı hatalı buldu. Habibim yeryüzünde gavurların kanını çokça akıtmadan esir mesir bir peygamber tutamaz.
- 49:30
Bir peygamberin esir tutması için İslam Devleti'nin güçlü olması lazım. Sizin gücünüz daha tam yok. Bunları nasıl salarsınız? Yani tam güçlenmeden salamazsınız diyor bu ayet. Biraz sitemler geldi. Yani dünya malımı istemeye kalktınız bu fidye para işi. işte Allah ahireti istiyor, Allah'a aziz ve nakim falandır.
- 49:51
İşte Allah ahiretin Nevlâ kitâbun minallâhi sebeke lemessekum fî mâ hazicum âzâbun azîm Şu aldığınız fidye paralarında eğer Allah ezelden kararda yazdı ki peygamberlerine azap etmeyecek ve peygamberleri masumdur onun için o kararım olmasaydı yani böyle bir âyetin misli yok Kur'an'da bir de. Eğer ezeldeki bu kararım olmasaydı bu aldığınız fidye paralarından sebep sizi
- 50:17
büyük bir azap yakalayacaktı. Resûlullah Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem başladı Ebu Bekir Efendimizle ağlama. Sonra Hazreti Ömer Efendimiz geldi dedi niye ağlıyorsunuz? Eğer hakikaten ağlanacak bir şey varsa ben de ağlayayım. Yok değilse de size uyarak ağlar gibi yaparım ne yapayım ben de üzüleyim dedi bir şey var herhalde.
- 50:38
Dedi ya Ömer azap şu ağaca kadar sahabeme geldi. Sahabemin üzerine şu ağaca kadar yakına geldi. Eğer azap gelseydi senden başkası kurtulamazdı. Bu Hazreti Ömer meselesi ilginçtir yani. Bunlar kim uğraşabilir Hazreti Ömer'le? Sevmeyen helak olur ya. Yeni yazdık o yeni bir kitap hazırlıyorum işte Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in adağı için.
- 51:01
Yani Mevlüt'te adağım var ya güzel resimli böyle resimli güzel Ravza-yı Muhtar hakkında Hüseyin Saadet hakkında çok güzel bir kitap inşallah dua edin bana Mevlüt'e yetiştireceğim. Araya bir de onu soktuk şimdi kırk tane kitabın arasında bir de onu soktuk. Resimlerle şeylerle orada evvelce hadis varmış şimdi Vehhabiler kaldırmış.
- 51:19
Eski kitapta diyor ki burada şu hadis vardı diyormuş. O hadiste diyor yani birinci kat semada seksen bin melek var. Ebu Bekri ve Ömer'i sevenlerin günahları için istiğfar ediyorlar. Ve fissemâ ithâni, ikinci kat semada semânîne elfe melek. Seksen bin melek var. Yel'anûne emm-i gıfâ Ebu Bekri Muhammed.
- 51:38
Ebu Bekri Ömer'i sevmeyenlere lanet okuyorlar. Çünkü bu büyük bir mesele. Ebu Bekir Ömer deyip geçemezsek. İstanbullularla kaim olmuş. Hulefâ-i Râşid. Evet, rızvân l-âlim ecmâin. Şimdi Ömer Efendimiz de ne yapacak? Ağlayacak hale geldi. E şimdi fidye alındı, paralar alındı falan. E bu ne olacak şimdi?
- 52:02
Hemen ayet geldi. Fekulû mim mâ ghanimtum. Hadi ben bunu ganimet saydım. Ganimetinizden yiyin. Yani işte Beytülmale devlet kasasından dağıtılacak. Helâlen tayyibâ. Tamam helal olsun, mübarek olsun dedi. Böylece o fidye paraları yani Mevla tarafından kullanıma helal edildi. Hani geri dönüş olmadı. Tekrar hani alın paranızı geri, gel seni öldüreceğim şeklinde bir şey.
- 52:27
Olmadı. Burada bir içtihat hatası vuku buldu. Ama hemen ayetler geldi mi? Geldi. Demek ki biz içtihat hatası vakı olmaz diyemeyiz. Niçin diyemeyiz? E Kur'an'da böyle bir ayet mevcut iken içtihat hatası vakı olmadı diyemeyiz. Ama ney deriz? Âlimler ne buyurmuşlar? Peygamberlerin tümünde. Musa aleyhisselam'da da bu var.
- 52:52
Bütün Enbiya'da vahiy gelmediği noktada bir şeye bir karar alsa, bir fikir efendim oluştursa. Burada yanılma, yanılma. Günah değil, günah. Hata başka, günah başka. Mübarek günahtan masumdurlar. Günahtan bahsetmiyoruz. Yanılma. Payı var mıdır? Peygamberlerdeki fark şudur. Mesela İmam-ı Azam içtihatında hata edebilir mi?
- 53:15
Edebilir. İmam-ı Ebû Süf edebilir. İmam-ı Had edebilir. İmam-ı Şâfiî edebilir. Şimdi belki İmam-ı Azam'ın bu içtihatı Allah'ın dinde mutabık değildir de o konuda İmam-ı Şâfiî'ninki Allah'ın ilmindeki görüş tektir. Mutabıktır. Ama dört mezhepte bazı kere dört ayrı fetva çıkıyor. Bunlardan illa ki Allah'ın dindeki hakikat birdir.
- 53:36
Ama öbür üçü kendi gayretlerini sarf edip içtihat yaptıkları için o içtihat hatasında bir sevap alırlar ve onları taklit ederek amel edenlerde sevap alırlar. Hiç kimse mesela kan abdesi bozardı bozmazdı. Şâfiî de bozmazdı, Hanefî de bozardı. Şimdiki Şâfiî de amel edende ama Allah'ın dinde ya bozar ya bozmaz.
- 53:56
Allah'ın dinde Şâfiî'ye göre bozmaz diye bir şey olmaz. Allah'ın dinde ya bozar ya bozmaz. Ama bunun hangisi Allah'ın dindeyse biz bilmiyoruz. O zaman bu iki farklı içtihatla da amel edenler Allah'ın dinde müsabdır. Sevap alırlar. Hiçbirine mevla sormaz. Neden? Çünkü o başındaki müştehi tabi olduğu zat bütün âyet ve hadislerden son gayretini gösterip
- 54:19
Allah'ın izniyle o karara varmıştır. Ne gibi? Kıbleyi bilinmeyen bir yerde namaza duracakken içtihat yapıyorsun. Yani araştırmalar ağaçların yönünden, şarttan, bagarttan, güneşten, aydan yani kıbleyi bulmak için kendine göre bir fikir yapıyorsun. Sen bu içtihatı yaptıktan sonra namazı kılsan ondan sonra da biri gelse dese ki sana ters tarafa kıldın,
- 54:41
ben buranın kıblesini biliyorum dese senin namazın olmuştur, iade gerekmiyor. Ama sen hiç içtihat yapmadan, kıbleyi bilmeden rastgele durdun, bitti. Rastgele durdun bir tarafa ve kıbleye isabet ettin. Kıbleye isabet etsen de bu içtihadı terk ettiğin için namazı iaden gerekiyor.
- 55:01
Şimdi dolayısıyla sen elinden gelen gayreti gösterdin mi Mevla ona bakıyor. Gayret göstermemek demek lavbalilik ve gayri ciddiyet demektir. Allah'ın ibadeti rastgele ne yaparsam yaparım. Olmaz bu dinde böyle bir şey. Onun için müçtehitler içtihatlarını yapmışlardır. Bundan sonra hak müçtehit olduktan sonra ona uyan ahirette sevab alır.
- 55:22
Ama Allah'ın dinde ilim çıktığı zaman hangisi haklıydı? Ahirette çıkacak meydana ki şu haklıydı. Ama mühim değil. Çünkü gayreti gösterdikleri için. Şimdi şunu demek istiyorum. İmam-ı Azam dedi ki kan abdesi bozar. Peki İmam-ı Azam bu görüşten döndü mü dönmedi. Döndüğü görüşleri var. Bir fetva verir sonra döner.
- 55:40
İmam-ı Şafii'nin kavli kadim var, kavli çetit var. Eski sözü böyleydi, yeni sözü böyledir. Yani müçtehitler dönmüşlerdir. Bazı görüşlerinden caymışlardır. Daha yeni bir delil gelmiştir. O hadis o zaman yeni intikal etmiştir onlara çünkü onlar ilk dönem. Hadisler bu şimdiki gibi. O şey yok ki o bilgisayar tak gir içine hepsini şamil eden.
- 56:02
O zaman delile göre görüş değiştirmişlerdir. Delil ekvaysa daha kuvvetlisine uyarlar. O zaman şimdi müçtehitlerden peygamberlerin farkı ne? Haşa ne bu fark olmaz olur mu? Bir de peygamberler günahsızdır. Müçtehitlere günahsız diyemeyiz. Sahabeye bile günahsız diyemeyiz. Masum değillerdir, anbiya masumdur.
- 56:23
Günahsızlık, ısmet sıfatı sadece nebilere mahsustur. Rasullere mahsustur. O zaman içtihatlarındaki fark ne? İçtihatlarındaki fark şudur. Bir müçtehide Allah uyaracak diye bir şey yok çünkü müçtehide vahiy gelmez. Melek de gelmez. O zaman müçtehit bir içtihatında hata etmiş. Ölene kadar da o hatada kalmış olma ihtimali var mı?
- 56:43
Lafını döndürmemiş. Var. Çüküreden ona ayet gelmediğine göre o görüşte sabit kalmış olabilir. Ama bir peygamberde bir içtihat hatası vuku bulduğu anda bila tehir diyor, ibareye dikkat edelim. Hiç gecikmeksizin anında Allah'tan ne gelir? Vahiy gelerek burada hata ettin Habibim diye uyarılır. Mesela Ya ve nebiyyü limetü harrimu mâ hellellâhü lek.
- 57:08
Balı mı yasak etti kendisine sallallahu aleyhi ve sellem? Bir hanımlarla ilgili bir olaylar oldu. Uzun kıssa şimdi girersem iki saat çıkamam. Tahrim suresi. E Habibim niye Allah'ın helal ettiği balı kendine yasak ettin? Çabuk ye bakalım. Yemin kefareti gerekiyor tabii.
- 57:22
Şimdi orada haram olsun bana dedin mi yemine dönüyor bu iş. Yeniden onu yiyebilmen için de yemen de lazım çünkü bal helal bir şey. Helalı kendine haram edersen yemin demektir bu. Kefaret ödemen gerekiyor fıkıhta. E şimdi burada sana niye haram ettin diyor burada bazı ayetlerde görüyoruz bunları. O zaman demek ki ne oluyor?
- 57:42
Anında uyarı geliyor. Peygamber ise. E peygamber olmayan müçtehide böyle bir tembih gelme şartı var mı? Yok. Fark açıkça ortaya çıkmıştır. O zaman enbiya, peygamberler. Hata eder mi? Etmez diyebiliriz. Niye diyebiliriz? Çünkü buna hata denmez. Anında vahiy gelip düzeltilme yapıldığına göre hatada sabit kalır mı?
- 58:08
Kesinlikle kalmaz. Bir müçtehit olsa yanlış bir görüş ye gitti, kavle gitti. Burada kalma ihtimali var mı o müçtehidin? Var. Peygamber de var mı bir hatada sabit kalma? Haşa yok. Hemen vahiy gelir ve uyarılır. O zaman buna hata denir mi? Denmez çünkü böyle bir hatanın tesiri yok. Sana bana intikal etmiyor çünkü.
- 58:34
Dolayısıyla kimseyi bir hataya sevk etme yoktur. Efendim müçtehitlerde de ellerinden gelen son gayreti gösterdikleri için günah var mı o istihadlarında? Hata olsa da günah var mı? Yok. Çünkü elindeki ayet ve hadisten delillerden bütün ilmine göre o malzemeyle o karara varıyor. Ne gibi kıbleyi araştırırken bütün araştırmasına rağmen isabet edemeyip kılanın namazı yadesi
- 59:05
gerekmediği gibi. Evet. Bundan dolayıdır ki bu mektup çok acayip konulara geliyor. Şimdi ve pazartesileri dersi yapacağız. Bir mektup kaçırmayın. Mektubatın bir dersini kaçırmayın. Aklınız varsa. Bu İmam-ı Rabbani'dir. Ben konuşmuyorum. Önümüzde kabir azabını anlatıyor. Münker Nekir sualini anlatıyor.
- 59:27
Kıyameti anlatıyor. Önümüzdeki derslerde bunların hep işte bu Mehmet okuyanların bilmem nelerin bu birçok ilahiyatçının saçmaladıkları kabir azabı yoktur diyenler vesaire vesaire bu mutezilenin ilahiyatçıların durumunu göreceksiniz. Ondan sonra Cübbeli'nin görüşümü Ayet-i Hadis'in görüşümü İmam-ı Rabbani müçtehidimiz itikadtan müçtehidimiz e bu noktada ondan ileri biri yok.
- 59:49
Ondan ileri biri yok yani İmam-ı Rabbani derleri. Hüccettir yani itikatta. Onun için inşâAllah istifade ederiz Allah Teâlâ. İstifade nasip eylesin. Önümüzde inşâAllah efendim bugün ne? Çarşamba. Yarın inşâAllah sohbet var. Ahmet Yesevi Derneği'nde sohbetimiz devam ediyor inşâAllah. Oraya gelebilenler Allah yolunda adım atmak farklı bir şeydir.
- 1:00:15
Televizyondan seyretmeye benzemez. O ayrı sevapları kazandırır. Çok müjdeleri var cemaate katılanlar için. Ondan sonra Cuma akşamı inşâAllah 8.30'da Şifa-i Şerif dersimiz vardır inşâAllah. Ondan sonra Pazartesi akşamı Aşura gecesi olduğu için özel bir sohbet olarak yine Ahmet Yesevi Derneği'nde Aşura gecesini ihya edeceğiz inşâAllah.
- 1:00:37
Bu önümüzde bayağı bir 3-4 sohbet hemen bir hafta içinde olacaktır. Allah Teâlâ istifade edenlerden eylesin. Amin. ve alâ aleyhi s-salâmu aleyhi ve sellem ve teslimen kesîren velhamdülillâhi Rabbil alemin.
Benzer sohbetler
43:47Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 6) 243. Bölüm 14 Ekim 202614 Ekim 2026 · 44 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 14 Ekim 2026
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026


