Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (1. Cilt 266. Mektûb - 15) 15. Bölüm 2 Mart 2016
2 Mart 2016 · 75 dk
39:20 / 1:14:13Şu an 39:20 / 1:14:13
Transkript
192 satır
- 00:31
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Es-salatu ves-selamu ala seyyidil murselin, Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Mektubat-ı şerife dersimizdeyiz. İtikad mektuplarından, fakat tasavvufla itikadı cem ettiği için çok derin konulara İmam Rabbi Hazretleri burada nüfuz etmiş bulunuyor.
- 00:55
Bu derste de Allah-u Teala'nın yine faal-i muhtar olduğu, yani istediğini yapan bir zat olduğu, kadir-i muhtar olduğu, kimsenin O'nu bir şeye zorlayamayacağı, O'na zorla bir şey yaptırılamayacağı mealinde ki Mevlamız'ın yine bir sıfatıyla ilgili konuşuyor kaldığımız ders. Lakin tabi ince bir konudur.
- 01:22
Muhyiddin-i Arabi, Kudresul Hazretleri'nin bir görüşünü naklediyor. Gerçi Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin görüşü de bazı kitaplarda O'na nispet ediliyor. Fakat O'nun hakkında çok ders var. Yani İmam Şahrani Kaddese Allahusseloğlu diyor ki ben sonra kendi el yazısıyla yazdığı nüshaları gördüm. Mesela o konular o kitabında yoktu.
- 01:49
Tabi Yahudiler bu işte özel bir ihtisas geliştirmişler. Meşhur alimlerin eserlerine. O zaman matbaa yok, internet yok böyle yayın evleri internete atamıyor ki sen onu her yeri kıyas yapasın birbirine. Eldeki bir nüshaya bir şey ilave ediyorlar.
- 02:12
Yeniden yazdırıyorlar. Mesela Fütuhat-ı Mekke'yi tutuyor bir adam. Hattatlar o zaman bütün işler Hattat'la, parayla. Hattat'a tutuyor, yazdırıyor. Yazdırırken de oraya yarım satır bir ibare ekliyor. O ibare de Ehl-i Sünnet'e muhalif olan bir şey. İşte Muhittin Arabi Ehl-i Sünnet'e muhalifti falan. Böylece çok des deniyor bunlardan.
- 02:33
Des yani bir alimin kitabına O'nun yazmadığı bir şeyi eklemek yani. Desise var ya, Türkçe'de desise. Hile yani. Hileyle bir katıştırma yapıyorlar. Bu katıştırma neticesinde bu katıştırma neticesinde insanların itikadını bozuyorlar. Bu sefer insanların bir kısmı Muhittin Arabi'ye kafir demeye başlıyor.
- 02:55
Bu ne biçim konuşmuş falan. Böyle şeyler oldu. Evliyaullah'tan bazılarını tekfir eden, küfre nispet eden dinden çıktığını söyleyen alimler de oldu. Çünkü neden? Katıştırılmış nüskaya göre bakıyor. O'nun olduğunu düşünüyor. Çünkü katıştırılmış kadar kütüphanelerde yer buluyor. Ta o zamanı konuşuyoruz.
- 03:18
700-800 sene evvel konuşuyoruz yani. Adam gidiyor onu hediye ediyor bir kütüphaneye. Oradan öbür alim alıyor bakıyor. Allah Allah bu Muhittin Arabi ne demiş ya falan. Böyle şeyler Muhittin İbni Arabi Hazretleri'ne yaptılar. Özellikle ona yaptılar. Yakın tarihte bile Halusi Hazretleri'nin oğlu Vehhabi olduğu için oğlu da büyük alim fakat Vehhabilere meyletti.
- 03:42
O da babasının kitaplarına bazı katma karıştırma yaptığını Zahidül Kevseri Hazretleri söylüyor mesela. Yani daha 200 senelik iş. Yani 200 seneye kadar bunlar oluyorduysa, Muhittin Arabi dönemi gibi yani 800-900 senelik işler hayde hayde bunlar kaçabiliyor. Bu bakımdan mesela burada Şeyh İmam Rabbi Hazretleri Muhittin Arabi Hazretleri'nden gelen
- 04:12
bazı ibareleri burada tahlil ediyor. Tabi ona ait olmasına göre tahlil ediyor. Ama tabi öyle bir edep dahilinde ki İmam Rabbi Hazretleri evliyaya çok hürmeti olduğu için kendinden evvel geçmiş büyükler Muhittin Arabi Hazretleri'ni de takdir eder. Bu itibarla bu söz ona ait olsa bile diye yorumlayalım onu.
- 04:34
Yani bu söz ona ait olsa bile keşif hatasıdır. Belki icraat hatası gibi öyle gösterildi ona. Mazurdur şeklinde yine ona çatmıyor. Vahdet-i Vücut konusunu da biraz işleyecek. Yani Vahdet-i Vücut konusunda da hatalı olduğunu beyan ediyor. Keşif hatasını nispet ediyor. Bu hatada da mazur olduğunu, çünkü bunu bilerek kasıtlı bir şey değil
- 04:59
öyle gösteriliyor manevi alemdeki zuhuratlarında. O da gördüğüne göre konuşuyor şeklinde. Böyle bir izahat yapacak çok önemli bir mektuptur. Bu konuda mutlaka dikkatli bir şekilde dinleyelim. Güzel anlayalım, doğru anlayalım. Özellikle kız medreselerinde, erkek medreselerinde talebelere güzel anlasınlar diye kırık mana vermeye çalışıyorum.
- 05:27
Arada da izahat getirmeye çalışıyorum. Yani Efendi Hazretlerimizden duyduklarımız melekelerimiz sebebiyle burada bir farkımız vardır. Mektubat bu şekilde anlatılması ve anlaşılması çok zor olan bir kitaptır. Onun için ben doğruyu, en doğruyu, en düzgün şekilde anlatmaya çalışıyorum. Bundan dolayı ders yapın, takip etsin.
- 05:53
Özellikle mollalar, talebeler, mektubat okuyanlar, okutanlar mutlaka istifade etsinler. Ders kaçırmasınlar inşaAllah-u Rahman. Tabi hastalığım daha geçmemiştir ama inşaAllah perşembe akşamı yani sizin bu sohbeti dinlediğiniz, bu mektubat dersinin ertesi günü perşembe inşaAllah-u Rahman Fatih'teki sohbetime geleceğim.
- 06:21
Belki 2 saat, 3 saat konuşamam eskisi gibi ama bu hastalığı atlatana kadar idare edeceğiz. İnsanları haberdar edelim. Ümreden sonraki ilk cemaatle toplandığımız sohbet olacak inşaAllah. Perşembe sohbetinde insanlar iştirak etsinler. Alt mescitte toplanıyoruz. Alt mescid, üst mescidin 3 katı, 4 katıdır.
- 06:42
Bu itibarıyla çok cemaat alıyor. Elhamdülillah 3 katı da var. Allah'ım daha geniş yerler nasip eylesin. Mühim olan kalbimize inşirah versin. Sadrimizi şerheylesin, göğsümüzü genişletsin. İman nurlarına karşı, İslam nurlarına karşı Allah bizi hidayet eylesin. Kalbi açık, gönlü açık, bahtiyar kullarına ilhak eylesin.
- 07:02
Amin. Şimdi İbaret-ü Şeyhi Şeyhin ibareleri. Kim o Şeyh? Muhyiddin ibn-i Arabiyyin. Kudüs'e sür. Allah sırrını takdis etsin diyor yani. Maneviyatını yücelsin, kutsasın diyor yani. Ona dua diyor tabii. Büyük Şeyh Muhyiddin ibn-i Arabi Hazretleri'nin ibareleri. Ecza, yani felsefeciler gibi Nazıratün, bakıcıdır bir yönden.
- 07:32
İlel-icab, icab tarafına. İcab ne demek? Yani Allah-u Teala faali-muhtar mıdır, faali-mu'ceb midir? Faali-muhtardır demek istediğini istediği zaman yapar. Kimse onu bir şey yapmaya zorlayamaz. Faali-mu'ceb demek faali-mu'ceb demek yapacağı şeyleri yapmak zorundadır. Ve yapmalıdır. Yapmaması düşünülemez.
- 08:02
Yani zoraki de olsa zorunlu olarak yapmaktadır. Zorunlu olarak faali-mu'ceb. Yalnız yani Muhyiddin-i Arabi bunu demiyor. O yöne nazırdır diyor yani. Bir cephesi, bir bakış yönü var ama bunu da güzel tevcih etmek lazım. Ve lehu onun sözü için vardır muvafakatün, bir uyum. Kimlere? Lil felasifeti, filozoflara.
- 08:26
Ne ustafi imanel kudrati, kudret hususunda. Yani Allah-u Teala'nın gücünün yetme sıfatı hakkında. Haysu şöyle ki laücevvüzü, tabi haysu ayrılmaz esasen, muzaf oluyor da. Haysu laücevvüzü Muhyiddin-i Arabi kudreti ruhu tecviz etmiyor. Yani mümkün görmüyor. Neyi sahhat ettir ki yapmaya karar verdiği bir şey terk etmesinin sahip olmasını.
- 08:52
Kim için? Lil kadiril muhtari. Lil kadiri kudret sahibi Allah için. Öyle kudret sahibi ki el muhtari, ihtiyar sahibi. Ne demek ihtiyar sahibi? Yani istediğini yapar. Mevla istediğini yapar. Yani oradan hususi onu söylüyor ki aslında Allah kadiri muhtardır. Yani istediğini yapmaya gücü var. E öyle bir zatın yapmak istediği şeyi terk etmesinin
- 09:20
efendim sahip olmadığını ve bunun düşünülemeyeceğini Muhyiddin-i Arabi söylüyor. Diyor. Bel bilakis inanıyor İbn-i Arabi Hazretleri. Neye lüzum e canib-il fi'li? Allah-u Teala'nın yapmak istediği bir şeyin de yapma tarafının gerekliliğine inanıyor.
- 09:42
Şimdi gerekliliğine inanıyor. Burada felsefecilerle İbn-i Arabi'nin ayrıldığı bir noktayı mutlaka bulmamız lazım. Yoksa Evliyaullah'ın reisi olan keşif keramet sahibi bir Muhyiddin-i Arabi gibi zatın burada tıp atıp felsefecilerle aynı inanması haşa lakella düşünülemez. İmam-ı Arabi Hazretleri burada velev-i muvafakatün diyor.
- 10:07
Bir noktada muvafakatün bir nevidir. Tenvin, tenvi' içindir. Yine nazıratün, geride bak. Nazıratün demek, icab tarafına bakıyor. Tıp atıp fa'li mu'ceb demiyor. Allah zorunlu iş yapar demiyor. Bir bakış yönü var. Yine velev-i muvafakatün yani o onlara yuafiku ta'men falan demiyor. Tam bir muvafakat var mı demiyor.
- 10:35
Bir nevi muvafakat oluyor, diyor. Fakat tabi İmam-ı Rabb'i Hazretlerinin eline ulaşan nüshalerden gördüğü ibarelerde veya Muhyiddin-i Arabi'den nakleden kitaplarda geçen ibarelerde olabilir. Çünkü ben bir kitapta gördüm. Yine buralardaydı efendim mesela geride de geldi İmam Şahrani El-Yavakit vel Cevahir isimli eseri var.
- 11:10
İmam Şahrani o eserde diyor ki Fütuhat-ı Mekke'nin 229. babında ki Fütuhat-ı Mekke babbaptır böyle orada okudum diyor. İmam Şahrani söylüyor. Evliyanın reisi İmam Şahrani. 229. şeyde okudum diyor. Muhyiddin-i Arabi orada ibaresi var. İnnev la yecüzen yuka'linnel hakka teala müftekirun fii zuhur esma'ya sıfati ila vücuddil alem mesela Allah-u Teala isimlerinin ve sıfatlarının
- 11:41
aşikar olmasında bu alemin var olmasına muhtaçtır denemez. Bunun denilmesi caiz değildir diyor Muhyiddin-i Arabi. Halbuki bu mektubun gerisinde ne denmişti? Muhyiddin-i Arabi'nin böyle bir görüşü olduğu nakledilmişti. Liyenne levul ghine alel ıtlak Çünkü Muhyiddin-i Arabi orada diyor ki Allah-u Teala alel ıtlak ghina sahibidir.
- 12:06
Ghina ihtiyatsızlık. Allah-u Teala ghani mutlak. Muhyiddin-i Arabi Fütuhat-ı Mekke'nin başında akidesini yani itikadını anlatıyor. Ben Allah'a bu itikadla kavuşacağım. Hepiniz şahit olun diyor. Bu itikadda hulül yok. İttihat yok. Allah-u Teala bir şey hulül etmez diyor. Allah-u Teala'ya bir şey hulül etmez diyor.
- 12:28
Allah-u Teala'ya bir şeyle birleşmez diyor. Allah-u Teala ile başka bir şey birleşemez diyor. Haşa. Bunların hepsini söylüyor. Allah-u Teala muhtaç değildir. Allah-u Teala mecbur değildir. Allah-u Teala zengindir. Allah-u Teala'ya hiç bir şeye ihtiyacı yok. Alel ıtlak. Kayıtsız şahsız. Fütuhatta bunu söylemiş.
- 12:45
229. batta. Şeyde de fütuhatın başında da itikadı var. Olmasa Muhyiddin-i Arabi'nin o itikadını yani Allah'a ben nasıl inanıyorum diye yaptığı itikadı bütün ümmeti şahit tutuyor. Onu bir tercüme de edebilirim yani dergiye basıttırabilirim. İbaresiyle beraber. Dolayısıyla diyor ki İmam Şahrani Ve âzâ rettûn salîhûne alâ men nesebe ileşşeyhennu ve kullînne lâ gaddâ
- 13:13
muhtegûnû fî zûrâ hazarât esmâi husvâd ilâ halkî velev lâ halkû mâ zahra velâ arafâ ve hâdûn Evet. Şimdi. Peki İmam-ı Rabbani Hazretleri yine geride de buyurdu ki Muhyiddin-i Arabi'den nakledilen bir söz var. Gerçi Muhyiddin-i Arabi'nin orada adını söylemedi. Şöyle söyledi. Bazı Sufiyet. Sufiyeden birinin bazı bir demek.
- 13:41
Sufiyeden birinin ibaresinden anlaşılan dedi. Şimdi orada Muhyiddin-i Arabi'nin kastettiği anlaşılıyor. Fakat ibaresinin açık delaleti demiyor. İbaresinden anlaşılan diyor. Yani ne demek? Lazimî mânâ ile çağrışı yaptırıyor. Demek istiyor. Orada onu Allah-u Teala hiçbiriye muhtaç değil. Biz olmasak da Allah'ın isimleri sıfatları tamamdır diyor.
- 14:08
Tabi itikadımız bu şekilde. Şimdi Muhyiddin-i Arabi'nin böyle dediğine dair o ibare nereden çıkıyor? Mektubatın hamişindeki açıklamada diyor ki Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin dediği mânâ Lemaat isimli eserden çıkıyor. Burada Molla Cami Hazretleri ise Lemaat'ın şerhinde koca Molla Cami buna cevap veriyor.
- 14:33
Biliyorsunuz Molla Cami hep Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin görüşlerini izaha çalışmıştır. Haşa ona dinden çıktı kafir veya haşa zındık veya haşa böyle kötü konuşanları hep reddetmiştir. Koca Molla Cami yani. Çok şerhler yapmıştır. Fusus şerhler falan. Demek ki Lemaat'a yaptığı izahta Muhyiddin-i Arabi'nin görüşünün bu olmadığını söylemiş ve cevaplandırmıştır.
- 15:00
İşte onun için diyorum ya ders meselesi var. Yani Muhyiddin-i Arabi'nin adına çok şeyler katma karıştırma. Yahudilerin yaptıkları kesindir. Şahrani Hazretleri gözümle gördüm diyor. Elinden yazdığı kitapta olmayan ibareyi sonraki nuskata katmışlar diyor.
- 15:15
Şimdi burada doğru anlayalım. Mesele nedir? Allah-u Teala kimseye muhtaç değil. Demiş orada. E bir alel-i tlak gına sahibi olan kayıtsız şartsız hiçbir şeye muhtaç olmayan bir sahip faal-i mucep zorla iş yapan durumunda nasıl düşünebilir?
- 15:33
Şimdi burada efendim İmam Rabani Hazretleri'nin buyurduğu diyor ki Muhyiddin-i Arabi'nin ibarelerinde icaba bakan bir yön var. Allah faal-i muceptir demiyor. İcaba bakan bir yön var. Bazı ibarelerinde kudret sıfatının izahı hakkında felasifeyle yani felsefecilerle muvaffakatı var. Yani bir nevi uyum görülüyor.
- 16:01
Yani Allah-u Teala'nın yapmak istediği bir şeyi terk etmesini teciz etmiyor ve fiil canibinde lüzum itikad ediyor. Yani yapma tarafının gerekliliğine inanıyor diyor İmam Rabani Hazretleri şimdi. Fakat burada peşine devam ediyor. Vel acep şaşılacak olan şudur ki bunu başkası yapsa yani birisi kalksa dese ki Allah-u Teala yaptıklarını mecbur yapıyor, ihtiyarı yapmıyor, isteyerek
- 16:38
yapmıyor gibi dese ki geçen ders sırf bunu reddettik ehl-i sünnete göre. Bunu başkası yapsa biz bu adama ne deriz? Ehl-i sünnetten çıktı deriz. Değil dinden de çıktı deriz. Bırak ehl-i sünnet, gavur oldu deriz. E şimdi İmam Rabani hem Muhyiddin-i Arabi'de böyle bir şey anlaşılıyor diyor sözlerinde diyor.
- 16:54
Peşine de diyor ki vel acep şaşılacak şey. Ennes şeyh-i Muhyiddin-i Arabi Hazretleri yura görülüyor, fin nazari benim manevi bakışımda diyor. Yani kastediyor nazar al keşfi, keşif nazar. İmam Rabani'de 70 bin evliyanın reisi, ikinci binin müceddedi müceddede Elfisani, Ahmet El Faruk'un Serendi Hazretleri.
- 17:15
Benim diyor keşif nazarımda, yani benim de manevi şeyim var, alanım var diyor yani. Keşfediyorum batıni tarafı. Ben keşifle bakıyorum, şeyh-i efendiyi görüyorum. Minel makbulin. Allah'ın kabul ettiği velilerden görüyorum diyor. Bu da şaşılacak iş.
- 17:34
Şimdi İmam Rabani Hazretleri Muhyiddin-i Arabi'ye hiçbir zaman merdüt muamelesi yapmamıştır. Reddetmemiştir. Tümüyle bütünüyle İmam Rabani Vahdet-i Vücut konusunda hatasını şey etmiştir. Ha derler ki Vahdet-i Vücut konusunda Muhyiddin-i Arabi'de böyle bir görüş yoktur. Vahdet-i Vücut da ona destir.
- 17:54
Şimdi Vahdet-i Vücut ona dest değildir. Çünkü Efendimiz Hazretleri buyurdu ki Vahdet-i Vücut konusunda Muhyiddin-i Arabi'nin özel bir keşfi var. Eğer o olmasa, yani ona uydurulma, mal edilme bir şey olsa, bu kadar evliyalı onun peşinden gitmezdi.
- 18:14
Şimdi Vahdet-i Vücut, mesela Bayram Hoca derdi rahmetli ki Osmanlı Meşayıhının hemen hemen tamamı Vahdet-i Vücutçudur. Ruh-u Beyan sahibi dahil, yani tefsirde görüyoruz Vahdet-i Vücut itibariyle. O zaman yani peşinden gelmişik buraya 8 asır bu kadar evliyayı sürüklemiş şimdiki Vahdet-i Vücutçular, çakma Vahdet-i Vücutçular.
- 18:38
O var ya bir tane efendim şeyleri var falan, biz Vahdet-i Vücutçudur diyorlar. Şimdi Vahdet-i Vücutçudur demiyorlar da işte neyse. Önce dediler bir naneler yediler. Şimdi demiyorlar ama ne kafadalar bilmiyorum. Efendi Hazretleri, bunların kalbi bu işi içmiştir. İde emel kalbi yeşrabı hübbe şeyhim felâ teemellev aynu sırafı.
- 18:59
Kalp bir şeyin sevgisini içerse daha ondan ayrılmasını bekleme. Beytini okudu. Bunlar tarikata çok büyük zarar verecekler, korkarım. Ve bunların düzeleceğini beklemiyorum demişti. Ben bunu Efendi Hazretleri'nden kulağımla duydum. Bunlar şimdi televizyonu açtılar, bayağı bir medrese bir şeyler yapıyorlar.
- 19:18
Yani efendiden duyduğum bu. Ben efendiden duyduğum. Şahitliği gizlemem. Ancak şimdiki Vahdet-i Vücutçuyum diyen miyene o bir tane çakma yani. Bunlar mazur da değil Allah muhafaza. Çünkü mazur olmadan ben her şeyi Mevla'nın ile beraber görüyorum falan. Keşfinde de böyle bir şey yok. Makamı da böyle bir şey olmazsa o zındıktır.
- 19:39
Bizim diğer eski makamları olan keşifteki Vahdet-i Vücut'ta nail olanlar o tasavvufta bir makamdır. Onlar Evliyaullah'tandırlar. Tabi o makamda kalırsalar nakız kalırlar. İmam-ı Rabbani de ben o makamda durdum diyor bir mektubunda. Çok lezzet aldım diyorum. Feyiz aldım diyor. Hiç çıkmak ayrılmak istemedim.
- 20:01
İmam-ı Rabbani fazl-ı keremiyle çekti zorla yukarı makama. Yani bazı kere insan bir yere yerleşir. Hiç buradan ayrılmasam der sonra. İstemeden bir yere götürürler. Bakar orada daha güzelmiş. Tabi onun gibi bir şey oluyor. İmam-ı Rabbani Hazretleri diyor bir üste çıktım ki diyor Allah Allah. Bir de baktım Muhittin Arap Hazretleri'nin aşağıda bir çadırı var.
- 20:17
Bir alt makamda kalmış orada diyorum ben diyor. Allah'ın halis fazl-ı keremiyle yükseklere çıktım. Bu yukarının ilimlerinden diyor şey dememiş yani. Biz İmam-ı Rabbani Hazretleri'ni eftel tutuyoruz. Bazı tarikatlar birçok da sahufeyli. Muhittin Arap'ı eftel tutabilir hala. Bunda bir sorun yoktur. Biz İmam-ı Rabbani Hazretleri'ni eftel biliyoruz.
- 20:42
Efendi Hazretleri'nin hocası Hacı Dursun Efendi de bir Efendi Hazretleri'yle bazı böyle konularda tartışmalar olurdu. Efendim yani hocasıyla talep etse, Efendi Hazretleri'yle talep etse ama Efendi Hazretleri'nin makamı yüksek. Birkaç konu böyle biliyorum. Bunlardan birisinde de Hacı Dursun Feyzi Efendi Hazretleri diyor ki işte Muhittin Arap'ı üstün.
- 21:09
Tabii eski şeyler, kitaplarda falan hep onu taftil ederler. İmam-ı Rabbani o kadar eski eserlerde meşhur değil. Hindistan'da uzak bölgelerde olduğu için çok ulaşmamış mektubat eserleri buralara. Efendi Hazretleri diyor ki İmam-ı Rabbani üstün. Böyle bir tartışma oluyor. Hacı Dursun Efendi mübarek o gece yatıyor veya gündüz yatıyor, kaygıleşti neyse uykusunda.
- 21:31
Ona diyorlar Ahmet El Faruk'u diyorlar rüyasında. Hacı Efendi de böyle de güzel rüyalar görürdü. Hemen uyandı yani Efendi ile görüştüğünde dedi ki sen haklıymışsın dedi. İmam-ı Rabbani üstündü. Beni uyardılar dedi. Tabii ikinci binin müceddidi olması vs. birçok tecdit vasfı var.
- 21:50
Şimdi Muhiddin Arabi diyor keşfimi görüşünde makbullerdendir diyor. Bak İmam-ı Rabbani söylüyor bunu. Allah'ın kabul ettiği bir velidir diyor. Onun için onun bu şeyini güzel tevcih edelim. Yani yönlendirmeye çalışacak olursak o da şudur. Felsefeciler Allah-u Teala baştan beri kendi elinde bir şey yok.
- 22:17
Aklı faal diye bir şey ondan sudur etti gayri ihtiyarı. Her şey aklı faalden suduruyor. Her şey otomatiğe bağlanmış. Bilgi ziyarat programı gibi kurulmuş. Kendi kendine oluşuyor. İmam-ı Muhiddin Arabi bunu der mi yani? Bu kadar büyük evliya. Tüccitler dolusu 500 tane eseri var ya. Hayat hadisi dolu.
- 22:34
Hadisi hafızı Allame-i Cihan. Müçtehit. Fıkıhta müçtehit. Yani hadiste muaddis. 600 bin hadisi senetleriyle biliyor. Yani Muhiddin Arabi bu yani. Burada şunu anlamak lazım. Yani Muhiddin Arabi şunu diyor olabiliyor. Yani Mevla bir şey yapmaya karar verdiği zaman döndürülemez.
- 22:54
Şimdi felsefeciler öyle değil mi? Felsefeciler gayri ihtiyarı. Onun elinde yok. Bir de baksana olmuş. O olmuş. Kendi kendine oluşuyor. Mantar mı bu ya? Bitsin orada burada. Muhiddin Arabi onu demez. Muhiddin Arabi'nin sözünün icab tarafına bakması. Yani hani zorakilik. Burada zorakiliği şu. Yani Allah-u Teala hani diyor ya Benim kararlarımı değiştirecek yoktur.
- 23:17
E peki kendi değiştirebilir mi? Meselesine geliyoruz burada. Başkası değiştiremez. Bir karar verdi burayı batıracak. E kendi değiştirebilir mi? E şimdi bazı alimler yani değiştirmez. Zaten değiştirecekse o kararı vermez. Onun için değiştirmez derler. Bazı alimler diyorlar ki bunun iki yönü vardır. Meleklerin gördüğü noktada değişmez gibi gözükür.
- 23:43
Arka planda meleklerin de görmediği bir yazı kader vardır. O işte Tayyip Bey diyor ya kaderin üstünde bir kader var. Okuyor öyle şiirler okur o. İşte o şimdi kaderin üstünde kader. Ne demek? Sen şimdi bir kader vardır. Levh-i Mahfuz'da yazılıdır. Onu melekler seyreder. Melekler seyreder bakarlar İstanbul batacak.
- 24:03
Zelzele var. Mesela şu ayda şu gecede batacak. O 50 bin ölü mesela. Yazmış oraya. Şimdi melekler buna göre telaş ederler. Evliyaullah da bunu görürler. Dualar, şunlar şunlar bunlardır. Şimdi kazayı muallak mıdır? Kazayı mübrem midir? Yani askıda mıdır? Kesinleşmiş midir? Bunu arka planı bilemezler. Bilemeyince arkada bir kader daha vardır.
- 24:25
Arkadaki kader de der ki işte şu kadar Yasin okunursa veya şu kadar zikire bulunsa veya şu kadar fakire yardım yapsa veya şu insan tevbe ederse veya şunlar insanlar günahı bırakırsa falan falan falan. Bu şartnameler vardır. O şartları melekler Evliyaullah'tan göremeyenler vardır. Bu sefer ne olur? Günü gelir saatli bomba kurulmuş gibi tak ve zelzele olmaz.
- 24:47
Olmadı ya Allah Allah falan. Hani ne gibi? Resulullah Aleyhisselam bir çocuk geldi. Genç geldi. Aleyhisselam da onun ölümünü ona bildirdi. Böyle olunca, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e çok üzüldü, baktı, gencecik, civan, vefatı da gelmiş, eceli, ecel de ileri geri olmaz falan. İşte ona hediyeler mi verdi, ne verdi, bir şey, dua etti, bir şeyler, bir şeyler.
- 25:12
Sonra gönderdi. Sonra bir zaman sonra baktı ona, mektubatta bu da geçiyor. Bir zaman sonra baktı, geldi namaza inecek. Allah Allah dedi. Ya dedi, Allah'ın kararı değişmez mi? Bu ne oldu, ölmemiş. Sonra Cemil Asem geldiğinde dedi, hikmeti nedir? Dedi ona ki, ya dedi, onun yastığının altında, işte neyse, o zamanlar biliyorsunuz,
- 25:32
ışık çok yok, evlerde görükmüyor, akrep, yılan çok oluyor, sazlık, bütün yatak yok, yorgan yok yani, bu beton, ha bizim bu tahtalarda bile böcek gözüyor bazı kere. Yani o zaman hepten yerde. Yastığının altına mı ne, yılan girmiş. Yani o gece onu sokacaktı. Fakat o, kendisine helva falan verdiler, son saatten sonra sen mi verdin artık,
- 25:53
sahabeden mi, birileri, bir şeyler verdiler ona. O giderken o helvayı fakirlere sadaka verdi. İşte sadaka ömrü uzatır. Ama Allah-u Teala zaten ezelde biliyordu bunun sadaka vereceğini, ömrünün uzayacağını. Fakat görünen noktada göstermiyor onu. O ilk yazı gözüküyor. İşte kaderin üstüne kader. Orada arkada bir mübrem kader var, yani kesinleşmiş.
- 26:14
Orada da diyor ki, sadaka verirse ömrü şu kadar uzuyor. Ana babasına iyi davranırsa ömrüne ilavelik var. Evelâ zidu fil-omri ilel birruh. Tirmizi hadisidir. Ana babaya iyilikten başka, fakirlere, fukaraya iyilikten başka, muhtaçlara ömrü hiçbir şey artıramaz. Demek bu artırır. Artırır derken yine yukarıdaki yazıya kadar gidiyor.
- 26:36
Allah'ın eceli yine değişmiyor. Görüntüdeki yazı 60'tı, ilavelen 80 oldu. Ama 80 belliydi yine geride. Sadaka verip vermeyeceği. Çünkü Allah bilmese cahil olur haşa. Benim anladığım kadarıyla yani. Bu kadar melekem var. Tasavvuf kitaplarında çok okuyorum. Yani Muhyiddin Arabi gibi bir zatın oradaki kastışı olabilir.
- 26:58
Yani Mevla bir şeye karar verince, o kararı daha bozmaz. Yani mübrem kesinleştirince orada artık terk edemez. Yani yapmaya karar verdi ya bir depremi. Veyahut efendim birini öldürme işini. Veyahut birini diriltme işini. Neyse. Fiil tarafına karar verdiyse terk tarafı sayı olmaz diyor. Ne demek? Yapma noktası karara bağlandı mı?
- 27:24
Artık onu terk etmesini cevaz vermiyor gibi bir şey. Felsefecilerde ki bambaşka canım. Felsefecilik, felsefe gavurluk. O hepten Allah'ın elinde değil. Yokken, dünya onu gök onun haberi yokken sanki otomatik yaratıldı diyor. E Halakat-ı Semavat gökleri yerleri yarattı diye ayet var. Muhyiddin Arabi bu ayeti görmüyor mu?
- 27:45
Hafız-ı Kelef. Yani gökleri Allah yarattı da bu nasıl diyecek ki? Efendim kendi kendine oldu. Asla felsefecilerle o görüşle muvaffakatı yok. Buradaki nokta da hani dediyse ki bir zat Allah-u Teala bir şey yapmaya karar verdi mi daha dönemez. İmam-ı Rabbani buna da biraz bozuluyor. Ya Allah karar verse de dönemez deme.
- 28:06
Allah'a bağlama diyor. İstedi mi döner diyor. Karar verse de döner deme getiriyor. Yani Allah-u Teala kaderi muhtar iken, fa'ili muhtar iken yani her şey elinde ve istediğini yapmakta olan bir zat iken sen Allah-u Teala'ya yani bunu artık karar verdi. Daha dönemez gibi bir şey yaklaştırmak, yakıştırmak bu uygun bir şey değildir.
- 28:32
Yani bu yakın zamanda oldu mesela. Biz de kızdık bir hocaya. Bir vekil yani. Çok eskide vekili ama. Biraz nasipsiz adam yani. Hala da hayattadır. Yani efendim işte bir konuda bir vasiyet etti. Ve bu konudaki vasiyeti hakkında bir toplantı yapıldı. Ben de vardım orada. İşte Zabendikli Mustafa Efendiler, Büyük Hocalar vardı yani.
- 28:55
Kemal Efendiler, Hasan Efendiler, Mustafa Efendiler, Fikir Hocalar herkes var. Gözükle Ahmet Ağabey de hatırlıyorum mesela. Yani şimdi orada Abdülmetin Hoca da hatırlıyorum. Orada konuşuyoruz. Yani dendi ki böyle bir vasiyet var. Ama Efendi Hazretleri şimdi bu vasiyeti yapmıştır. Daha sonra bu vasiyeti isterse mesela değiştirebilir veya bir zuhurat görür.
- 29:17
Bir şey görür, gösterilir. Allah-u Teala Efendi Hazretleri bu yani. Zabendikli Mustafa Efendiler, Ahmetullah Ali Hocamız böyle bir açıklama yaptı. Bu vasiyet dedi geçerlidir ama Hak Efendi'nindir istediği zaman istediği vasiyet yapar gibi bir şey söylemeye kalktı. O Hoca Efendi oradan kalktı. Daha dedi değiştiremez dedi.
- 29:40
Zuhuratta göremez dedi. Efendi için bu da hemen hemen 7-8 senelik iş. Ya şimdi biz burada üzüldük. Hoca Efendi'nin adına üzüldük. Konuşmanın edebi var. Yani Efendi daha zuhurat göremez. Nasıl göremez? Ondan sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hastanede Hicabında geliyor, alenen yaka zaten görüşüyor.
- 30:02
Bütün Evliyaullah'la görüşüyor. İbn-i Mesud geldi selam verdi diyor. Yani Efendi bu yani. Sen Efendiyi nasıl sınırlarsın? Yeni bir şey göremez veya görür. Şimdi konuşmanın bir usulü adabı var. Zamanında Hoca Efendi edebiyle konuştu. Dedi ki, şu anda böyle buyurdu. Biz bunun şahidiyiz, şahidiyiz. Ama ileride ne der?
- 30:23
Allah bilir falan. Şimdi burada sen kalktı diyorsun ki daha zuhuratta göremez. Bu kararı da değiştiremez dedi. Burada biz ne olduk? Üzüldük. O zat hakkında da gönlümüz kırıldı. Ne kadar Efendi'nin eski vekili de olsa, bizden bin kat takva da olsa, sabaha kadar teessüt de kısa. Yani Efendi'ye karşı bir itikat noktasında yanlış.
- 30:45
Nasıl Efendi bir şey göremez? Bundan sonra göremez falan. Ona gösteren, keşif gösteren sen misin? Zuhurat gösteren sen misin? Neye göre konuşuyorsun bunu? Efendiyi sınırlıyorsun ya. Hah. Şimdi biz burada darıldık. O kişiye. Gönül koyduk. Koymak da lazım. Şeyhimizin, sevmemizin beyanı olarak. E şimdi sen Efendi Hazretleri hakkında bile bir daha göremez, değiştiremez
- 31:12
dediğin noktada ben mesela ya Efendiyi sınırlama arkadaş. De ki Efendi Hazretleri bugün böyle dedi. Tamam biz bu söz üzereyiz. Bugün o güne göre konuş. Ama sen şimdi Efendiyi sınırladığın zaman, bir daha göremez dediğin zaman ki bu Efendi Allah'ın bir kuludur yani. Yaratıcı değil aşağı, mahluktur. Ama bizim çok tazim ettiğimiz bir zat Allah'ın dostudur yani.
- 31:36
Velayet makamı var. E şimdi sen velayet makamında olan bir zat hakkında bunu dediğin zaman ben üzülüyorsam diğer ortak ortak. Hocam ben nerede mutasarrıf oldu? E sen şimdi Allah hakkında Celle Celaluhu Allah bir şeye karar verdi. Daha onu bozamaz. Dediğin zaman laf biraz ağır oluyor. Yani bunu yapma fiil tarafına karar verildi, bağlandı.
- 32:00
Eee tek tarafı sahip değil. Daha bu işin yapılması bırakılamaz. Burada fiil canibinde lüzum itikad ediyor. Şimdi anlatmak için söylüyorum. Yani muddina rabbi. Ne demek istiyor? Yani şunu demek istiyordur. Bir şeyi kesin kararla mübrem olduğu zaman Allah-u Teala onu bozmaz. E şimdi tabii ki ayet-i kerimelerde onu da destekleyen taraf var.
- 32:20
La mubeddileli kelime-i ayet. Kelimelerini değiştirecek yoktur. La yubeddelul kavli le deyyye. Benim katımda söz değiştirilmez. Şimdi söz değiştirilmez. Benim katımda söz değiştirilmez. Bu ayetler vardır. Vardır ama maalesef münaheti nevn-ü şehanet bir kayrı münahı misli ya. Bir ayeti unuttururuz veya sileriz.
- 32:42
Yerine daisini getiririz. Bu da vardır. Burada Allah-u Teala hakkında hiçbir zaman faili mucepmiş gibi yani bir şeyi artık karara bağladıktan sonra daha ondan dönemez manasını ima bile edecek zerre kadar yani onun kadri muhtar olma sıfatına istediğini yapma sıfatına halel getirmesi yani böyle düşünülebilecek sarih bir ibare olmasa bile en ufak bir şeyden sakınmak lazım.
- 33:22
İmam-ı Rabbân hazretlerinin maksadı budur. Dolayısıyla Mevla tabi ki Muhyiddin-i Arabi'ye göre de ne? Kudret sıfatına sahiptir. İrade sıfatına sahiptir. Allah'ın irade sıfatı olmaz mı? Yani itikadında yazıyor Allah'ın iradesi var. E felsefeciler diyor iradesi yok. E nasıl bir olur Muhyiddin-i Arabi?
- 33:42
Allah haşa ve kella ya. O zaman kafir demek lazım gelir. İmam-ı Rabbân diyor ki makbullerdendir diyor. Onun için onun sözünü de doğru anlayalım demek istiyorum. Bu arada ne kastediliyor? Yani bir şeye kesin karar verelim mi daha bırak dönmez. Kelimelerinin kararlarını kimse değiştiremez. Ya değiştiremez ama kendi değiştirebilir diyor.
- 34:01
Bizzat başkası değiştirir diyen yok. Ama benim katımda söz değiştirilmez. Söz değiştirilmez. Eğer değiştirilmemesine karar verildiyse, mübremse ama muallaksa Mevla değiştiriyordu ama O zaman İbrahim suresindeki bu ayete ne diyeceğiz? Allah levh-i mavuzdaki kaza ve kaderlerden dilediğini siler, dilediğini bırakır.
- 34:26
İşte o bir mahvu isbata yani silinmeye ve bırakılmaya müsait olan bir levha vardır. Bir de o kaderin arkasında bir kader vardır. Anlatabildim mi? Çok kısaca ve uzun manalar ifade eden cümlelerle anlatmaya çalıştım. Demek ki Mevla'yı bağlamamak lazım. İhtiyar sıfatına halel getirecek cümleler kurmamak lazım.
- 34:52
İstediğini siler, istediğini bırakır, istediğini yapar, istediğini yapmaz, istediğini bozar. Bu şekil konuşmakta fayda var. Onu demek istiyor. Ve diyor ki İbn-i Arabi Hazretleri'nin ilimlerinin çoğu elleti öyle ilimler ki tukhalifu, ters düşüyor, ne'ara ehlil hakkı ehl-i sünnetin görüşlerine ters düşen ilimleri var.
- 35:20
Bu ilimlerinin hepsini demiyorum diyor. Yani ehl-i sünnete ters düşüyor gibi, ehl-i sünnetin zahirine ters düşüyor gibi olan ilimlerin bazısında manevi cihetten isabeti var. Fakat ekserisi tezharu zuhur ediyor benim keşfimde görünüyor. Hataen yanlış olarak görünüyor. Gayra sevabin doğru olmayan bir şey olarak zuhur ediyor.
- 35:44
Fakat İbn-i Arabi Hazretleri buradan ahirette mesul olur mu? Ola ki o kâne oldu mazuren Allah tarafından mazur kabul edilir. Nerede? Fil hatayil keşfiyye Keşifle olan hatada. Zartefat kalkmıştır. Hani ondan el-melâmetü tenkit yapmak aleyh-i kendisine aleyhine. Aleyhine tenkit yapılamaz diyor. İbn-i Arabi'nin böyle büyük velidir.
- 36:10
Onun aleyhine tenkit kalkmıştır diyor. Kimse aleyhine konuşamaz diyor. Onun için Aliülkari Muhittin Arabi'ye kafir der haşa çok büyük sıkıntıya girer ahirette. Halebi'de de öyle bir durum var. Bazı alimler ona aleyhine İbn-i Teymiye zaten diyor. Şeyh-i Ekfer diyor. En büyük gavur şeyh diyor ona. İbn-i Teymiye.
- 36:31
Zaten ayarı kaçmış bir adam. Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem ziyarete gitmek günah diyor. Yani İbn-i Teymiye'yi boşver de. Diğer el-sünnet alimlerinden bu hususta yanlış yapan ileri gidenler vardır yani. Böyle bir evliya hakkında doğru anlamak dinlemek lazım. Ne dediğini anlamadan manasını tevcih etmeden itikadı var orada.
- 36:51
Oradaki itikadında vahdi hulül ve ittiattan uzak olduğunu Allah'tan şüpheye muhtaç olmadığını Allah'tan irade sıfatı olduğunu her şeyi söylüyor. Ben Allah'a bu itikadla kavuşacağım. Herkesi şahit ediyorum diyor. Bütün kitaplarda bu yazıyor. Ya böyle bir itikadına yazmışken sen ibaresinde des mi var karıştırma mı var katıştırma mı var ne demek istediği cık.
- 37:14
O sırada sana benim kitabımı oku demedi ki. Biz öyle bir veliler cemaatiyiz ki kitaplarımıza bakmak haramdır diyor. Ehliysen okursun ehli değilsen sana ben kitabımı oku demiyor ki adam zaten. Niye okuyup da kafanı karıştırıyorsun yani. E onun bir kelimesini anlamak için kırk çift kitap yazılmış. Fusus kitabını şerh etmek için Nemolla camiler dünyanın en büyük allameleri
- 37:39
Osmanlı'da olsun evvelde olsun Koneviler bütün dünya şerh yazmış. Sen kimsin yani Muhittin Arabi anlama. Anlamayacağın şeyi niye okuyorsun ya? E o niye yazmış? Allah Allah imtihan işte. İmtihan diyor imtihanız diyor. Biz de adamı imtihan ederiz. Onun için bütün alimler veliler derler ki Muhittin Arabi'nin Allah dostu olduğuna Hayma Rabbandan üstün değil.
- 38:03
Muhalif gibi görünen bak muhalif demiyorum muhalif gibi görünen tevcihe müsait yönlendirilme yapılabilir izaha kabil olan görüşleri hususunda biz onu taklit etmeyiz. Biz onu taklit edemeyiz. Biz onu taklit edemeyiz. Biz onu taklit etmeyiz. Biz ona tabi olmayız. O görüşlerini okuyup anlamamıza hacetimiz yoktur diyeceksin.
- 38:29
Kitaplarını da karıştırmayacaksın. İlimlerini de araştırmayacaksın. Ama İbni Arabi veli miydi değil miydi? İbni Arabi'nin veli olduğuna inanmak senin de veli olmanın yarısıdır diyor. Yani bir adam İbni Arabi'ye Allah dostu olarak inanırsa yarım evliya almış oluyor. Yarım evliya Onun için bütün hadisçilerden tefsircilerden onun ne kadar tabileri var.
- 38:58
Büyük ulema, evliya hep ona tabi olmuşlardır yani. Bu itibarla ne gibidir o onun durumu? Yani o tenkit edilmemelidir. Mislel ghatayil içtihadi içtihat hatasında olduğu gibi. E şimdi sen İmam Şafii diyor ki kan abdesti bozmaz. İmam-ı Azam diyor ki kan çıksa abdest bozulur. E şimdi biz hanefiyiz. Adam Şafii.
- 39:20
Sen şimdi Şafii mezhebini tenkit edebilir misin? Diyebilir misin ki Şafii yanlış? Ya bir adam Şafii adam kan çıktı abdesti bozulmadı gitti kılıyor. Ne biçim adamsın abdestsiz namaz kılıyorsun diyebilir misin adama Şafii? Adam diyor ki ben Şafiiyim o da diyor ki ne olursan ol. Ulan ne olursan ol olur mu?
- 39:38
Şafii de bu bozmuyor da. Şimdi peki kim haklı kim haksız? Ya şimdi burada kan ya bozuyor ya bozmuyor. Allah indinde bu hem bozuyor hem bozmuyor olmaz. Ama burada demek ki zaten ehl-i sünnete göre ne diyorsun? Hanefi mezhebindeyim ben. Benim mezhebim haklıdır hataya ihtimali var. Şafii mezhebi haksızdır hatadadır doğru olma ihtimali var.
- 39:59
Yani karşı tarafa bir pay bırakacaksın bir pay bırakmadığın zaman hepten onu abdestsiz kabul etmen gerekiyor. O zaman Şafii mezhebinde imama nasıl uyacağız? Hal böyle olunca içtihatta bir hata varsa Allah-u Teala bunu bize bildirmiyor ki şu anda kim hatalı? Bildirmediğine göre sen onu tenkit edebilir misin?
- 40:19
Edemezsin. Allah-u Teala yarın ahirette İmam Şafii'ye veya İmam-ı Azam'a azap eder mi? Sen niye yanlış fetva verdin? Etmez. Çünkü o ayetlerden ve hadislerden eline gelen aklına gelen araştırması neticesindeki bütün delilleri toplamış bütün kıyasları yapmış bütün işletilecek usulleri metotları kaliteleri işletmiş ve neticede o görüşe varmış.
- 40:48
Dolayısıyla ne gibidir bu? Kıble. Geldiğin şeye yolda bir yerde durdun namaz vakti geçiyor. Ne yapacağız? Kıbleyi soracak adam da yok. Yanımızda kıble name de yok. Kıbleyi bulacağız. Nasıl bulacağız? İşte ağaca bakacağız doğuya bakacağız batıya bakacağız ona bakacağız buna bakacağız Türkiye'de işte güneşin doğu taraf sola gelecek sol omza mesela.
- 41:11
Böyle bir şeyler bileceğiz bakacağız. Baktık baktık kıbleyi bulduk dedik ama yanlış çok düşündük taşındık inceledik veya sorduk ettik neyse en nihayetinde bir yere karar verdik kıldık. Ama hata çıktı. Belki de tam tersi arkan gelmiş.
- 41:27
Şimdi bu namaz iade edilecek mi? Kaza edilecek mi? Kıblenin doğrusu öğrenildiği zaman. İade edilmeyecek. Niye? Sen onu araştırma neticesinde kendine göre bir iştahat yaptın elinden gelen vüsunu harcadın son gücünü kullandın o karara vardın namazın kabul. Peki. Bir adam geldi kıbleyi bilmiyor. Sana baktı sonra hiçbir şey bakmadı etmedi pat diye durdu bir tarafa kıldı.
- 41:50
E bu adam hiç kıbleyi sormadı kıbleyi aramadan gitti durdu. İsabet ettirse kıblenin ta kendisine gelse oldu mu namazı olmadı. Niye? Çünkü onun kıble için araştırma yapması farz idi. Anladın mı şimdi? O zaman biz ne demek istiyoruz size? Burada da bir müctehid son noktaya geldi içtihadını toparladı bir karara bağladı.
- 42:12
Bu karara bağladığı zaman Allah indinde hata bile çıksa o işte Allah indinde o mesul değil. Ahirette de azabı yok. Çünkü onu yüz binlerce milyonlarca insan peşine gidiyor. O peşine gidenlere de Allah sevap verecek hatta. Hata eden bir sevap alıyor. İçtihadında ama içtihada ehilsen sokaktaki bakkala gitmiş deyip diye sor demedik.
- 42:33
İçtihada makamına ehilsen veriler toplanmışsa sende yani. Ebu Hanife'ysen İmam Şafi'ysen Allah Allah. Şimdi nasıl gidiyor keşif hatada tenkit yapılamıyor. İbn Arabi Hazretleri de bazı keşif hatalarından dolayı tenkit yapılamaz. Ve Allah indinde makbuldür diyor. Vâze bu itikadun inançtır. Öyle inanç.
- 42:58
Hâsûn özel kime bil fakir. Bu fakire mahsus. Yani bana mahsus diyor. İmam Rabbani bana özel bir inançtır bu. Kim hakkını fi hakkı şeyh. Muhittin İbn Arabi'yi sorarsanız benim ona özel bir itikadım var. Özel itikadım nedir? Âtekidû ben ona inanıyorum. Minel makbulîn. Allah indinde kabul edilmiş büyük velilerden olduğuna inanıyorum diyor.
- 43:19
Ama ve'era görüyorum. Ulûmevûm ilimlerini el-mukhâlifete ters gibi görünen ilimlerini hatâen yanlış görüyorum. Vemâ zarraten zararlı görüyorum. Ona bakarsan Şafi'deki de Hanife'nin o görüşünü hata kabul ediyor. Zararlı kabul ediyor yani. Ama herkes kendi mezzebine amel ediyor. Ve bunda da tenkit var mı?
- 43:42
Tenkit yok. Çünkü bu da keşif hatasıdır, mazurdur diyor. Şimdi ve kavmûn bir cemaat var minâzît-tâifeti bu tasavvuf elinden veyahut da zahiri ulemadan ekseri yat'anûne tenkit yapıyorlar. Fiş-şeyhi İbn Arabi Hazretleri'ne çok ta'nû tenkit yapıyorlar. Ve yukattûne hataya nispet ediyorlar. Kimi hu onu.
- 44:03
Yani yanlış adam diyorlar. Fî cemî ulûmi Bütün ilimlerine kabahat buluyorlar. Kabahat buluyorlar diyorlar. Bütün bilgileri hatalıdır. E bu olmaz yahu. Ayet, hadisten öyle ilimler koymuş ki o fütuhat-ı Mekke'ye onun öyle ilimleri var ki yani mislini bulamazsın hiçbir kitapta yahu. Ama sen ehli değilsin bakma.
- 44:25
Bakma. Yani o öyle bir iddialı bir zattır yani. Sen ne diyorsun ona sen? Kerametlerini görmüyor musun? Ta Osmanlı kurulmadan Osman Gazi doğmadan aslâ hüddü vel ve'l Sahabeden sonra devletlerin en düzgünü Osmanlı Devleti olacak diyor. Sahabeden sonra yahu. Hemevi Abbasi'yi de katmış. Sahabeden sonra en düzgün der.
- 44:47
Osmanlı'nın adı yok yahu. Sen ne diyorsun yani? Ondan sonra izâ tekeles sîn fî şîn zâra gavrûn mû it-tin Allah'ın adıyla Osmanlı'nın Kabri gizliydi, insanlar onu anlamadılar Şam'da gömüldüğü zaman. devleti olacaktır. Osmanlı'nın devleti Sinşin'e girince Muhittin'in kabri çıkar dedi. olacaktır. Osmanlı'nın Kimse bir şey anlamadı.
- 45:08
Kaç yüzyıldan sonra Sultan Selim girdi, hemen onun kabrini aradı, buldurdu. Selimiye camisi yaptı Şam'da. Ve kabri şerifi türbesi orada, Allah muhafaza türbesini. Sinşin'e girince yani, Selim'in sin'i, Şam'ın şeysi. E kim anlayacak onun laflarını ya, İbn Arabi bu ya. Bu büyük veli, iman-ı Rabbani ben makbul kabul ediyorum diyor.
- 45:27
Sen nasıl dersin? Bütün ilimleri hatalıdır ya. Onun için Nurettin Yıldız Hoca'ya bir reddiye yaptım. Yani Nurettin Yıldız Hoca dedi ki, işte İbn-i Teymiye Muhittin Arabi'ye kafirler meselesinden mi girdi oraya? Nereden girdi gerisini? Geçmiş zamanı unutmuyorum da. O sohbette söyledim. Dedi ki, İmam-ı Rabbani de dedi, İbn-i Arabi'ye düşmandır gibi bir ifade kullandı.
- 45:52
Bakın, İmam-ı Rabbani onun, ehl-i sünnete zahiren muhalif olan görüşlerini hata kabul ediyorum diyor. Ama ben ona düşmanım demiyor. Keşfimde makbullerden görünüyor. Ona has özel itikadım var. Ben onu makbul velilerden görüyorum diyor.
- 46:11
Şimdi ben haddihali veliyim fakat haddihali zentübül harbim. Hem Allah indinde keşfimde makbul olan veli olarak görüyorum diye inanıyorum diyecek, hem de nasıl düşman olacak. Dostuma düşman olana harb ilan ederim diyor Hacı Kudsi Bukhari'de. Yani İmam-ı Rabbani makbul veli dedikten sonra düşmanlık eder mi?
- 46:28
Yani şimdi orada haddini aşan bir beyan oldu. Nurettin Yıldız Hoca'nın lafı. İmam-ı Rabbani de ona düşmanlık eder. Etmez. İmam-ı Rabbani ona itikad eder, makbul sayar. Ama ehl-i sünnet bakımından tahlil gereken yerlerde tahlil getirir, rizak getirir, hataysa hata der. Bakın, en üzerine durulan, en sıkıntılı konusu ne?
- 46:53
Vahdet-i Vücud. Onu da ben anlatacak şu anda vaktim yok da. Vahdet-i Vücud konusunda bile İmam-ı Rabbani Hazretleri onu bile ben diyor ehl-i sünnete uyarladım diyor. Şimdi bak, biraz aşağıda dinleyeceksiniz. E dolayısıyla yani ben onun lafını anladım, millete de anlatmaya çalıştım diyor. Bir kitap söylüyor şimdi.
- 47:08
O kitapta bunu açıkladım diyor. İmam-ı Rabbani kendi bahsediyor. Şimdi önümüzde Vahdet-i Vücud konusunu diyor ehl-i sünnete uyarladım diyor. Yani anlaşılması gereken durumlar var, onu öyle anlayalım diyor. Hani demin ben nasıl bir izahat getirdim dedim, böyle anlayalım. E şimdi sen İmam-ı Rabbani'de ona düşmanlık ya da İbn-i Teymiye'nin düşmanlığı gibi olur mu?
- 47:27
İbn-i Teymiye, Şeyh-i Ekber diyor. E Muhyiddin-i Arabi'nin tarikatının adı Ekberiye, Şeyh. Ekberiye tarikatı. Yani çünkü Şeyh-i Ekber, en büyük şeyh. Evliyaullah öyle demiş ona. Bu da diyor en gavur şeyh. Haşa, İmam-ı Rabbani, İbn-i Teymiye gibi davranır mı? Haşa. O Nurettin Hoca'nın o işi yanlış oldu mesela.
- 47:45
Şimdi, bir kavim diyor, bütün ilimlerinde yanlış anispet ediyor. Ve cemaat-ı nukra, bir başka cemaat var. Minazit taifeti. Yine tasavvufçulardan. Yeghtarune seçiyorlar, taklides şeyh. Biz diyorlar, Muhyiddin-i Arabi'nin tarikatına bağlıyız ve onun görüşlerini taklit ediyoruz. Her işte o ne derse odur, diyorlar.
- 48:04
Ve yategidune inanıyorlar ennehu, İbn-i Arabi, musibun, isabetlidir. Fii cemi'ulumi, bütün ilimlerinde isabetlidir. Ve yusbitune, ispata çalışıyorlar, hakkiyeteha. Hakkiyeteha, yani onun dediği konuların, ilimlerin, bilgilerin, hak olduğunu ispata çalışıyorlar. Bir delaili, delillerle ve şevahidi. İşte deliller belki ilmi deliller, şevahit belki eee, keşifler,
- 48:30
zuhuratlar veyahut da alenen gösterilecek kerametler de olabilir. Bu, eee, maddedi vücut erbabı olan evliyanın çok büyük kerametleri vardır tabi ki. Yani, Osman'daki bütün tarikatlar, celvetiyyesi, halvetiyyesi, yani Azmi Hamdi Hüdayi grubundan, Üstad Efendi grubundan tut, öbür halvetiylere giyen, hepsinde maddedi vücut, şey, ekoli vardır.
- 48:53
Muhittin İbn Arabi hayranlığı vardır yani. Çünkü onlar etkilemiştir yani. Eee, onlar da delillerle, şahitlerle, onun hak olduğunu ispata çalışıyorlar. Ve la şekke, şunda şüphe yok ki, enne kilaha zeynil ferikayni. Bu iki fırkanın ikisi de, yani, her dediği doğrudur diyen de, her dediği yanlıştır diyen de, ikhtaru seçtiler neyi?
- 49:19
Canibet tefriti vel ifratı, tefrit çok geri kalma, vel ifratı çok ileri gitme, fiyakki şey hakkında. E şimdi, her dediği doğrudur. E, bu peygamber maşa'Allah. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'den başka masum yok. İmam Malik Hazretleri kabri şerifi gösterdi, Medine'de ne buyurdu? Herkesin söylediği sözden alınacak olur, reddedilecek olur.
- 49:45
İlla sahibi hazer kabir. Bu kabrin sahibi müstesna dedi. Bu kabrin sahibi. Yani hadisin dışında, her görüşte reddeden çıkar. Hadise kimse bir şey bulmuyor. E, ayet olacak ya, hadis olacak. E, hal böyle olunca, sen şimdi dersen ki Muhyiddin abinin her görüşü doğru, e, bu aşırılık olur, ifrat. Peki dersen ki, hep görüşleri yanlış, oldu mu ki, çok tefrit.
- 50:07
Böyle büyük bir veli nasıl bütün ilimleri yanlış dersin yahu? Ekşeri ilimleri doğru, hata bazen olur. Keşif meselesi de devreye girince. Zaten İmam Hazretleri mazur olduğunu söylüyor. Ve fa'raku, bu iki fırkada ayrıldılar. Neden? Tevessut al-ahvali, hallerin orta ortasından, yani orta gitmeleri lazımdı, orta gitmediler.
- 50:31
Ve ba'udu, uzak durdular anhu, tevessuttan. Tevessut yani, orta gitmek. Efendim, iki uç, geri kalmak da kötü, ileri gitmek de kötü, işlerin en hayırlısı, hayru'l-umur ev sa'tu. İşlerin en hayırlıları, ortalarıdır diyor hadis-i şerif. Bunlar orta gitmekten uzak oldular. Keyfe nasıl yuraddu? Reddedilecek.
- 50:55
Eşşeyhul lezi öyle bir şeyh ki, hüve, o İbni Arabi, minel evliya'il makbuline. Allah katında makbul olmuş velilerden olan, koca şeyh nasıl reddedilecek? Bisebebil hatayil keşfiyyi. Bisebebil hatayı, hata sebebiyle. Öyle hata ki, el keşfiyyi. Allah ona öyle gösteriyor. Keşif demek, Allah ona öyle gösteriyor.
- 51:15
Kendi uydurmuyor ki, hayal görmüyor ki. Allah ona öyle gösteriyor. Keşif o demek. E keşfe bağlı bir hata yüzünden, makbul velilerden olan şeyh, nasıl reddedilebilir? Peki, ve keyfe nasıl tükbelük kabul edilebilir? Ulumu ilimleri. Öyle ilimler ki, el ba'ideti uzak anis savabi, doğruluktan. Öyle ilimler ki, el mukhalifeti ters düşen.
- 51:35
Ne'li arâ ehlil hak. Hak ehli olan, ehl-i sünnetin görüşlerine ters düşen, bazı görüşleri var. Birkaç meseledir bu da. Bu birkaç mesele, efendim, de, ehl-i sünnete mukhalif olan birkaç meseledeki, bu, haktan uzak olan ilimleri de, nasıl kabul edilsin? Bir mahzun taklidi, sırf bu büyük evliyadır, diyerek, halis taklitle.
- 52:01
Mahz halis demek. Taklit, uymak. Yani bu benim şeyhimdir, bu büyük evliyadır, ben bunu taklit ederim. Bu ne derse onu yaparım, bu ne derse doğrudur. E sadece kuru kuruya da taklitçilikle, ehl-i sünnete uymayan bazı hatalı ilimler varsa, bunlar da nasıl kabul edilecek yani? Evet. Felhakku, o zaman hak olan gerçek nedir?
- 52:22
Hüvehu et tevessutu, orta gitmektir. Ellezî, öyle bir tevessut ki, veffekani, beni muvaffak etti. Kim? Allah-u Teala. Allah-u Teala Hazretleri beni muvaffak etti. Lehu, o orta gidişe, lebimennihî, lûtfuyla daha, ve keremihî, keremî ile. Allah'ın lûtfu, keremî ile, beni ortayı bulmaya muvaffak etti. Size de bunu tavsiye ediyorum.
- 52:46
Evet. İnnel cemme, şüphesiz topluluk, el-ghafîra, ghafir, derin yani, büyük topluluk. Kimden? Minâzî-t tayfeti. Bu tasavvuf tayfesinden, yani tasavvuf ehli evliya Allah'tan. Müşârikûne, ortak olmuşlardır, liş-şeyh ibn-i arabiyye. Nevûsuta fî mes'eleti, vahdet-i'l-vücut. Varlığın birliği meselesi. Yani bütün varlıkların birliği meselesi.
- 53:09
Bu vahdet-i'l-vücut, bir çok ince detay ister. İkinci cidim, birinci mektubu bunu izah eder. Falan filan. Bu vahdet-i'l-vücut meselesi. İmâm-ı Rabbânî, vahdet-i'l-şuhud var. Yani diyor, her şey müstakildir. Ayrı bir yaratılışa sahiptir. Ama evliya Allah, o makama gelir ki, her şeyde Mevla'yı görürler.
- 53:29
Her şeyi Mevla'ya görürler, diyor bak, her şeyi Mevla'ya görürler değil. Her şeyi Mevla'ya görür olur mu? Köpeği var, domuzu var, danası var, sığırı var. Her şeyi Mevla'ya görür olur mu? Her şeyde Mevla'yı görürler. Buna vahdet-i'l-şuhud deniyor. Yani görüş birliği. Nereye baksan Mevla'nın kudretini görüyor yani.
- 53:51
O tabii Allah'ı görmüyor haşa. Allah'ın gücünü görüyor, eserini görüyor, fiilini görüyor, sıfatını görüyor, isminin tezahürünü görüyor. Buna vahdet-i'l-şuhud derler. İmam Efendi diyor, birde vahdet-i'l-şuhud var. İbn-i Arabi'de vahdet-i'l-vücud var. Vahdet-i'l-vücud, o da varlığın tümünü o makama gelmiş, çıkamamış oradan, bir görüyor.
- 54:09
Bir görecek, Allah var, başka bir şey yok diyor. Allah var, başka bir şey yok. Şimdi bu tabii bir makamdır. Adamın gözünden her şey silindiyse, gösterilmiyorsa, keşfi bu noktadaysa, ne yapacağız? Mazurdur. Ama ben duvarı da görüyorum, saat de görüyorum, ışığı da görüyorum, onu da görüyorum. Ama her şeyde Mevla'yı görüyorum.
- 54:30
Yani keşke olsam da. Her şeyde Mevla'yı görmüyorum. İmam-ı Rabbani gibi, velilerin makamıdır. Bakın şimdi, şuraya bakın, şuraya dikkat edin. Bütün dünya vahdet-i'l-vücud konusunda, çatladı patladı ya, bütün her taraf. Bak şimdi, ve inkar eder ne kadar olsa da, Liseyhi İbn-i Arabi için, fiyaz-i'l-meseleti, vahdet-i'l-vücud konusunda, tarzun, tarz-ı hasun, özel bir tarzı var,
- 54:53
ecza. Yani diğer Evliyaullah da, onunla burada birleşiyor ama, onun bir özel tarzı var. Vahdet-i'l-vücudu da, daha evvel getirirsen, Hakim Tirmizi Hazretleri, üç yüz sene evvel, İbn-i Arabi'den belki açmış, Hallacı Mansur, Enel Hak meselesinde, vahdet-i'l-vücudu başlatmış zaten, Enel Hak. Hallacı Mansur'dan evvel de, bunun bu makama gelenler var.
- 55:12
E Beyazıt Pestami, cübbede Allah'tan gayrısı yok diyor. Giymiş cübbeye oturuyor. Mafil cübbedi gayrullah, cübbede Allah'tan gayrısı yok. Yani ne demek, ben yokum, ben kendimde değilim diyor. E Sübhane, Sübhane mağazama şan. Ben beni tespih ederim, şanım ne yücedir diyor. Beyazıt Pestami bu. E şimdi sen bunu anlaman lazım da, Beyazıt Pestami orada,
- 55:34
nasıl ki Kur'an'da ayet okuyorsun, ayet okurken hafız okuyor, İnni enel lahu rabbul alemin. Ben Allah'ım alemden Rabbim diyor. Hafız onu okuyor şimdi, ben Allah'ım demiş olsa gavur olur. Allah'ın dediğini naklediyor. E Beyazıt Pestami de orada ne demek istiyor? Ben kendimde yokum, Allah benim ağzımdan okutturuyor.
- 55:53
Ben beni tespih ederim. Yani Mevla kendini tespih ediyor benim dilimle. E ağaçtan nida geldi. Ben Allah'ım diye ağaç söyledi. Ağaç Allah mı oldu haşa. E İbn Arabi de bu tasavvufta makamlardır. Bunları anlayamayanlar ahmaklardır. Bu ahmaklar İbn Arabi'ye kafir derler. Beyazıt Pestami'ye zındık derler haşa.
- 56:14
Kafayı çalıştıracaksın. Anlamıyorsan bir şeyi, manasını çözemedim diyeceksin, konuyu kapatacaksın da, en azından evliyaya çarpmayacaksın. Ne cahillik yapıyorsun? Şimdi bak, diyor Muhyiddin Arabi'nin özel tarzı varsa da, evliyanın çoğu, bu işte ona ortaktırlar.
- 56:37
Konunun aslında, konunun aslında ne demek? Bu varlığı bir görmeye, Allah'tan gayri bir şey görmeme, noktasında bir ortaklık var ama, temel konuda. Bu mesele, şurayı insafla dinlersen, Muhyiddin Arabi'yi anlayacaksın. İmam-ı Rabbani'nin lafını güzel anlar. Bu mesele, gerideki mesele gibi, geride de, gibi, iham ediyor, biraz anlaştırıyor.
- 57:09
Hani bir şeye karar verdi mi, daha yapmamak edemez. Fiil tarafı lazım olur, yapmamak edemez gibi. Bir şey vardı ya başta, oraya gidiyor. Ben zaten onun için tevcih ettim, oraya da bir izah getirdim. Şimdi, bu mesele de ecza diğer meseleler gibi, yani vahdet-i vücut da o gerekiler gibi, olsa da muhalifeten, dış görünüşüyle, ters.
- 57:33
Dış görünüşüyle ters. Hak ehlinin inançlarına. Hak ehli, yani ehl-i sünnetin inançlarına muhalif. Muhalif gibi görünüyor. Ya hocaefendi orada muhalif diyor, sen muhalif gibi görünüyor diyorsun. Niye tahrif yapıyorsun diyorlar bana şimdi bazı mollalar. Ben alttan okuduğum için, ileriyi de bildiğim için öyle söylüyorum.
- 57:57
Diyor ki, muhalif görünüyor, muhaliftir diyelim. Lakin İbn-i Arabi'nin ilimleri kabiletün müsaittir. Neye müsaittir? Littevcihi yönlendirme yapılma. Ben ona öyle bir vecih getiririm ki, İbn-i Arabi'nin o şerata muhalif olan ilmine veyahut da ehli hakkın inançlarına muhalif gibi görünen oldu bak şimdi.
- 58:25
Muhalif, tam muhalif olsa İmam-ı Rabbani nasıl kurtaracak o görüşü? O zaman bütün gavurların dediğine bir mana bulalım yani öyle şey olur mu? Muhalifse de diyor, yani muhalif gibi görünse de, tevcihi kabildir. Ne demek? Ehli sünnetin inançlarıyla birlikte cem edilmeye müsaittir. Ve salihatün elverişlidir.
- 58:49
Lilcem'i, efendim, toplanmaya neyle? Biha. Biha ne demek? Ehli sünnetin inançlarıyla birlikte cem edilmeye elverişlidir. Ben ona öyle bir izah getiririm ki, öyle bir tevcihler yaparım. Burası yeri değil demek istiyor bu mektup. Ehli sünnetin şeyiyle cem olur. Bir araya geldi diyor. Hiç zıttık görmezsiniz.
- 59:13
Çünkü onun konuştuğu laflar derindir diyor. Anlamak meselesidir, anlayış meselesidir. Vekat tabbaka muhakkak tatbik etti. Hazel fakiru bu fakir diyor İmam-ı Rabbani kendi için. Binaetillâhi teâlâ, Allah'ın yardımıyla fî şerh-i rubâiyyâti hazret-i şeyhine Şeyhimiz Hazretleri Bâkıbillâh Hazretleri İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin Şeyhi Muhammed Bâkıbillâh Hazretleri'nin
- 59:37
rubâiyyâtı var. Rubâiyyât demek dörtlü beytler yani rubâi. Mesnevi iki iki. Rubâi dört dört. Hani bunlar şiirler. Tabi tasavvufi şiirler. İmam-ı Mevlânâ'nki de tasavvufi şeyler. Şeyhim diyorum Bâkıbillâh Hazretleri'nin rubâiyyâtı var. Yani rubâiyyât bir onun eseridir. Dört dörtlü mesnevi şiir. Dörtlü dörtlü.
- 1:00:00
Onu ben şerhettim diyorum. Şimdi o şerhi de araştırıyorum arkadaşlara bakalım. Çünkü Farsça yazmıştır ekseri. Mektubat da biliyorsunuz Arapça değil. Mektubat da Farsçadan çevrilmiştir. Muharreptir yani. Ama Efendi Hazretleri de Arapçaya çeviren çok güzel sanat çıkartmış. Çok iyi çevirdi derdi. O rubâiyyâtı bakalım Arapçaya çevrilmiş muharrebi var mıdır?
- 1:00:21
Bunu inceleyeceğiz ya da Farsçasını bulalım. Bakalım Farsça bilenlerle uğraşalım. O rubâiyyâtın şerhinde bu fakir tatbik etti. Neyhazil meselede bu meseleyi yani vahdeti vücut konusunu uyarladım diyor. Tatbik uyarlamak. Görüyor musun ya? Dünya kopuyor vahdeti vücut konusundan ya. Eyli sünnetin inançlarına tıp atıp uyarladım diyor.
- 1:00:47
Ve cema topladı bu fakir diyor. Beynevma 2. Vahdeti vücut, vahdeti şuhud. İki görüş yani. Muhittin Arabi ile el-sünnetin görüşlerin aralarını birleştirdim diyor. Ve'ade döndürdüm diyor. Neyi? Döndürdü yani. Fakir döndürdü diyor. İki fırkanın çekişmesini. Eyli sünnet diyor. Her şey, her şeyin varlığı kendine aittir.
- 1:01:09
Her şey müstakil bir varlıktır. Efendim bal baldır. Zehir zehirdir. At attır. İnek inektir. Böyle varlık bir olmaz falan diyor ya. Eyli sünnet biz böyle diyoruz tabii. Her şeyin hakikati var. Muhittin Arabi de diyor ki ben Allah'tan başka bir şey görmüyorum. Varlıkta bir tek Allah'ın varlığı var. Başka varlık yok falan.
- 1:01:29
Baktın ki kavga çıkmış gibi görünüyor. Ben diyor iki fırkanın diyor kavgasını, çekişmesini döndürüyorum. Nereye? İle lafzıyı. Lafza döndürüyorum. Lafza ne demek? Lafza demek ibarede kalıyor yani. Manada aynı şey söyleniyor. Lafızlar farklı kullanılıyor. Tabir farkı var. Lafzi niza. Yani.
- 1:01:51
Şimdi eyli sünnetin kendi arasında da oluyor maturidiyle eşari arasında. Maturidi diyor ki ene mü'minin iddia edeceksin. Ben gerçekten müslümanım diyeceksin. Eşari eyli sünnet. Eşari diyor ki ene mü'minin inşallah. İnşallah mü'minim diyeceksin. Hakiki mü'minim iddia edemezsin diyor. E maturidi eşari eyli sünnetin iki tane kanadı.
- 1:02:11
Biri diyor ki ben hakikaten müslümanım demen gerekiyor. Öbürü diyor ki inşallah müslümanım diyeceksin. Öbürü diyor ki inşallah denir mi ya inşallah dersen belki de gavurum demek olur diyor. Böyle girdiler birbirine. Niza lafzı. Ne demek niza lafzı? Çekişme lafta kalıyor. Ne demek lafta kalıyor? Maturidi ben hakikaten mü'minim derken neyi kastediyor?
- 1:02:31
Ben şu anda gerçekten müslümanım. İmanımda şüphem yok kastediyor. Peki eşari inşallah mü'minim derken neyi kastediyor? Ne bileyim son nefesime kadar imanımı kurtarabilir miyim? İnşallah son nefeste de mü'minim. O da onu kastediyor. Kavga bitti. Dorgan gitti. Kavga bitti. Bak bir izah getirirsin. Çıktı.
- 1:02:47
Ben de diyor iki fırkanın nizanı çevirdim ile lafzı lafza çevirdim. Yani lafza nedir? Sen diyorsun ki at var, eşek var, insan var, cin var, melek var, felek var. İbrahim Efendi diyor ki ben bir Allah'ı görüyorum. Yani o da demek istiyor ki benim gözümden silinmiş onlar arkadaş. Ben de yok demiyorum ki.
- 1:03:06
Ben de insanım, varım diyorum da. Ama gözümde gösterilmiyor bana. E ne yapsın adam? Gördüğünü konuşuyor o da. Herkes gördüğünü konuşur yani. Evet. Kullun ehbara makamihi ve tekelle ma vicdani der İmam-ı Rabbani. Başka mektubunda. Herkes makamından bildirir. Herkes içinde ne bulduysa ondan konuşabilir yani.
- 1:03:25
Ve halle bu fakir çözdü diyor. Şükûket tarafeyn. İki tarafın şüphelerini bu kitabı mutlaka bulmamız lazım. Bu bayat şerhini. Bu kavgayı bitirmemiz lazım yani. 809 senelik kavgayı bitirmek bana mı düştü de İmam-ı Rabbani bitirmiş zaten. Bize belki izahı düşer inşallah. İki tarafın şüphelerini çözdüm diyor.
- 1:03:46
Şerhlerini da ve şubuhat-i ima. Bak, bak, bak. Bütün şüphelerini hallettim diyor. Aklına takılan ne varsa sor yani. Muytun abi niye böyle yaptın, niye şöyle yaptın? Vahdet-i Vücut konusundaki yani özellik. Şüpheleri çözdüm ki alane için hem öyle bir şekilde çözdüm ki lem yapka kalmadı fiha. Bu Vahdet-i Vücut meselesinde mahallu raybin en ufak bir şüpheye yer kalmadı.
- 1:04:13
Veştibahin içtibah karışıklık. Acaba şu şuna karıştı, bu buna karıştı. Bunun bundan farkı neydi? Bu bundan nasıl ayrıldı? En ufak bir karışıklığa ve şüpheye mahal kalmayacak şey. Asla! Asla şüphe yok diyor. Ben tam yaptım diyor. E demek ki ne oldu? Kavga füzülü koptu ya. Yani Muhittin Armağan'ın görüşlerinin izahı kabil yönleri var.
- 1:04:34
Onun için ben en başta Allah-u Teala zorunlu fail değildir. Faili muhtardır şeyinde felsefecilere uyum sağlayan gibi görünen bir görüş var ama derken ne yaptım? Allah'ın izniyle bir tevcih yaptım. O tevcih, o yönlendirmede de işi çözdüm. Niye? Çünkü Mahlup Han'ı bu yol açıyor bize. Görüşleri diyor, öbür görüşü de bu görüşü de diyor ehl-i sünnet itikadıyla cem edilir diyor.
- 1:04:59
E o zaman cem edeceksin, kafan çalışıyorsa cem edeceksin. Nasıl cem ettik? Felsefeciler gibi, Allah'ın bir şeyden haberi yok, her şey kendi kendine oluyor, otomatiğe bağlanmış, diyen kâfir o. İbn-i Arabi'nin demek istediği, nazar ettiği yönüne, Allah bir şeye karar verdiyse o karar bozulmaz. Yani o kararı kendi bozar mı bozmaz mı mesele.
- 1:05:18
Bozulmayacağı belli, başkası bozamaz. He, kendi bozar mı bozmaz mı? Orada işte İbn-i Arabi diyor ki, karar verdiyse bozmaz. İşte İbn-i Arabi diyor ki, hani bozmaz, illa bu işi yapar, yapmamak edemez gibi tabirleri kullanmamak lazım. En büyük verdiği kararı da bozabilir. Ama karar vermiş bozmam diyormuş.
- 1:05:41
Ya sen yine diyor, Allah'a faal-i muhtar de, bunu yapmak durumundadır, yapmadan edemez gibi bir şey kullanmayalım diyor. İbn-i Arabi de kendi karar verdiyse bir şeye, bunu da kesinleştirdiyse bozmayacağını söylemiştir diyor, sözünü bozmaz diyor. Burada yine ne oldu? Niza lafzı oldu. Yine döndük, aynı yere geldik.
- 1:06:00
Büyük bir kavga yok. Ah ah akıl, ah ilim, ah ilim, ah ilim. Güzel hareket etmezsen gider Evliyaullah'a kafir dersin aşağı. Onun için Kemal-i Akhvan, nitekim bu husus gizli değildir. Alen nazırı, iyi bakana, fihi, benim şerhime diyor. Fihi nereye gidiyor? Şerhe rubayata gidiyor. Yani şeyhimin rubayatına yaptığım şerhe bakan bu işi çözecek diyor.
- 1:06:23
İnşallah bulalım o kitabı, dua etsin cemaatimiz de. O kitapta bu işi çözelim inşallah. Dersimiz bu kadar. Çok muazzam bir ders oldu. Bugünkü bu mektubat dersi birçok şeyin anahtarıdır. Bu sohbetten ne çıkar? Bir defa Efendi Hazretleri gibi Evliyaullah'a şu anda bir vasiyet yaptıysa daha bir şey yapamaz.
- 1:06:42
Keşfi kapandı, zuhurat göremez, onun makamı yerinde sabitledi, daha maneviyatı kalmadı gibi haşa laflar edilemez. Mesela öyle bir konu geçti. Bu bir reddiyelik bir konudur bazı kişiler için. Bu güzel bir ilim çıktı buradan. Mesela ne çıktı? Yani İmam Rabbani Muhittin Arabiye düşmandır gibi yanlış bir beyanda bulundu Nurettin Yıldız Hoca Efendi kardeşimiz.
- 1:07:10
Bu yanlış bir beyana karşı bir cevap çıktı. Mahiyet olarak çıktı. Ondan sonra vahdeti vücudun yani Muhittin Arabiye kafir diyenlerin çok büyük tehlikede olduğu çıktı. İmam Rabbani'ye göre içtihat hatasına nasıl sahibi mazursa keşif hatasında da sahibi mazurdur ve tenkit edilemez. Dolayısıyla Muhittin Arabiye'de bazı keşif hataları olmuştur.
- 1:07:36
Bu keşif hataları yüzünden kimse onun aleyhine konuşamaz. Bana göre makbul velilerdendir İmam Rabbani diyor. Bu çıktı. Bunlar çok önemli meseleler. En mühimde ne çıktı? İmam Rabbani Hazretleri'nin vahdeti vücudu da ehl-i sünnet itikadıyla cem ettiği ve uyarladığı
- 1:07:53
ve vahdeti vücut itikadının tevcihe kabil olduğu, ehl-i sünnet itikadıyla izaha elverişli olduğunu ben mesela bu kadar hatırlamıyordum. Rubayi Haçeri'nde yaptım ben bunu diyor. Bu çıktı. Dolayısıyla Evliyaullah'a hiçbir itiraz kalmadı. Mahmud İbni Arabi Hazretleri gibi zaten kitaplarını okumak lazım değil.
- 1:08:14
Hatta bazı fusus gibi kitaplarını okumak caiz değil diyorum bak. Caiz değil. Fetva veriyorum. Haramdır diyor kendisi. Ben orada bir sır söylemişim diyor. Şifreyi çözebilene diyor. E sen şer anlamazsın, bir şey anlamazsın. Ben bile fususun bir kitabını okuyorum ama fususun metnini okumuyorum ki.
- 1:08:29
Kalktım bu meseleye yani cevap vereyim diye fususu onu, tasavvuf kitabı diye okumuyorum. Bir cevap vereyim diye, orada bir ince mesele var. Firavun'un imanı gibi bir meseleden. 40 tane şerh arıyorum ya. Kaç tane şerh bitirdim hala da tam çözemedim ya. E sen şimdi Molla Camii Şerhleri, onun şerhi, bunun şerhi, Konevilerin,
- 1:08:48
efendim dünya kadar Davud'un karşısıyla vesaire, dünya kadar şerh var. Sen burada Ali Mevliya'nın ne dediğini, şerhini anlamadan İbni Arabi'nin kitabını nasıl okursun? Bir de İbni Arabi'nin kitaplarını tercüme etmişler. Şimdi piyasada satılıyor. Çok tehlikeli. Arkadaşlar çok tehlikeli.
- 1:09:06
Sakın Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri, zaten İmam Gazali hiyasını bile nasıl tercüme etmişler belli değil. Onlar bile tehlikeli. Güvenilir bir âlim ettiyse okunur. O da Hanefi mezzebindeysen fıkıh bölümlerine dikkat edeceksin. Gazali Hazretleri şafi olduğu için. Fıkıh meselesi, ahlakta mezhep değişmez.
- 1:09:22
Takvada değişmez, namaz, oruç, ibadet, faziletlerde değişmez yani. E sen şimdi tercümeyi bile doğru mu yapmış, yapmamış mı diye kitap dikkat edecekken, İbni Arabi'nin kitabını adam almış, Şems-ül Marif kitabı gibi işte Ahmet-i Buni, bunlar büyük veliler. Ama sen bunların kitaplarını alıyorsun, tercüme ediyorsun, tercümeyi de yanlış yapıyorsun,
- 1:09:41
tercümelere baktım, birkaç tane tercümeye baktım, alakası yok ya. Lukat manası vermiş ya. Orada başka şey murad ediliyor. Bunları piyasada satıyorlar. Ondan sonra okuyanlar, ben Muhyiddin Arabiciyim. Ulan sen kimsin de Muhyiddin Arabici olacaksın? Hasta. Sen Muhyiddin Arabi'nin ne dediğini anlayabilir misin?
- 1:10:00
Kırk tane şerh var, o şerhler de tercüme edilmemiş. O şerhlerin hepsi tercüme edilse bile bir mürşidi kamil lazım ki sana onu anlatsın. Veya çok ilim sahibi biri lazım, mürşid olmasa da tahlil yapabilsin. Sen böyle bir durumda şerhleri bile okusan, Arapça da bilsen, Arapçayı da yutsan anlayamazsın. Tasavvufun istilahları var.
- 1:10:18
Muhyiddin Arabi diyor ki, biz öyle bir topluluğuz ki bizim istilahlarımız var diyor. Yani istilahlarımız demek bir kelimeyi bir manada kullanırız, sen onu başka mana zannedersin. Orada ne kastedildi ne biliyorsun sen? Sen zannediyorsun şu kastedildi, mana bozuluyor, itikat bozuluyor. Halbuki o başka bir şey kastediyor.
- 1:10:38
Onun için çok güzel ilimler çıktı bu derste. Bu ders anahtar bir derstir, kilit bir derstir. Bu ders devamlı talebenin, mollaların önünde bulunmalıdır. Bu ibareler güzel tahliye edilmelidir, okutulmalıdır. Bizim mektubat okuyan okutanları kastediyorum. Siz de genel halk olarak bütün dinleyenlerimiz istifade etmişsinizdir umarım.
- 1:10:58
Allah Teala çok daha büyük dersler yapabilmeyi, mektubattaki itikat mektupları bitirebilmeyi nasip eylesin. Hadis-i şerifleri bitirmeyi nasip eylesin. Şifa-i şerifi katmetmeyi nasip eylesin. Perşembe sohbetlerimizi devam eylesin. Hastalığı macil şifalar ihsan eylesin. Bu vesileyle mahkemem önümüzdeki perşembe günüdür.
- 1:11:24
Dolayısıyla perşembe sohbetinde mahkeme bitmiş olacak, karar çıkmış olacak. Kadın, erkek, çoluk, çocuk hepinizden Allah için üzerinizde zerre kadar hakkım varsa, kırk senedir sohbetinizdeyim, hizmetinizdeyim, hizmetçinizim. Zerre kadar hakkım varsa Allah'ın dinde, bu hakkı için okuyabilenler Yasin Şerif okusunlar.
- 1:11:48
Okuyamayanlar Fatiha Şerif okusunlar. En az işte on birden başlayıp, kırk bir olur, yüz bir olur. En yüksek sayı üç yüz on üçtür. Üç yüz on üç çok önemli bir sayıdır. Üç yüz on üç Fatiha. Üç yüz on üç Adel Kürsi veya. Biri onu okur, biri onu okur. Salah tefrikiye hatimleri dağıtsınlar. Bin bir salatetüncüne hatimleri dağıtsınlar.
- 1:12:13
Düğümleri çözen salat kitabında bazı salavat var, okusunlar. Ben onlara öğrettiğim çok zikirler var. Mahpusun kurtulması için İdrisiye'de olanlar bile okunabilir. Çünkü bu dava bizi bağladı yani. Allah bağlarımızı çözsün, esaret kayıtlarından bizleri helal sayılsın. Dualarınızı bekliyorum. Kadın erkek bütün cemaatimizden, sevenlerimizden.
- 1:12:35
Teheccüd vakti olmadı, işrak vakti olmadı. Herhangi vakitte huzur üzere, dünya kelamı konuşmadan bu duaları ve zikirleri yapıp, benim mahkemeden beraat almam için ve beraat kararının gecikmemesi için, hemen bu celsede beraat kararının tahkiki için Allah'a yalvaracağız. Allah'ın kapısına dayanacağız.
- 1:12:54
Rabbimize sığınacağız. Hasbunallah ve ni'mel vekil diyeceğiz. Benim adıma da söyleyin. Hasbunallah ve ni'mel vekil. 450 kere okunuyor. Hasbunallah ve ni'mel vekil. Benim niyetimle hep beraber yapalım inşallah. Hayırlı neticeler alırız. Perşembe sohbeti akşamında da inşallah hayırlı neticeler üzerinde sohbetimizi yaparız. Allah Teala buluşmayı müyesser eylesin. Amin. Amin. Amin.
Benzer sohbetler
43:47Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 6) 243. Bölüm 14 Ekim 202614 Ekim 2026 · 44 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 14 Ekim 2026
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026


