22:36 / 42:54

  1. 00:30

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Vessalatü Vesselamu Aleyhi Seyyidil Murseline Muhammedin Ve Aleyhi Sahbihi Ecma'in. Geçen hafta Ümrede olduğumuz için size başka bir dersimizi, yeni bir konuşmamızı verdiler. Çarşamba gününde Mektubat dersi. Bu hafta iki önceki haftadan kaldığımız yerden devam edeceğiz.

  2. 01:03

    Geçen hafta olmadığına göre dersimizde İmam Rabbani Hazretleri Allah-u Teala'nın kadir muhtar olduğunu, her istediğini istediği şekilde yaptığını, asla bir şeye zorlanamayacağını, icab şahibesinden münezzeh olduğunu, yani zorunlu bir şey yapmaktan müberra olduğunu beyan etmişti. Ondan sonra da felsefecilerin, işte eflatunları vesaire, bu aklı faal mantığını yerden yere vurarak,

  3. 01:37

    işte her şeyi yapan bir akıl varmış, bir üst akıl. Bir üst akıl varmış, bir beyin varmış. Allah-u Teala onu kendi elinde olmadan yani yaratmış. O yaratmış ama isteyerek de değil böyle, zorunlu olarak yaratmış. Sonra bütün alemde olan işleri Allah yapmıyormuş, haşa. O aklı faal, üst akıl yapıyormuş. Ama o da onları bilinçli yapmıyormuş.

  4. 01:58

    İsteği dahilinde yapmıyormuş. Her şey böyle bir otomatiğe bağlanmış falan filan. Felsefecilerin bu ahmaklıklarını reddetmiş idi. Bu konuyu uzunca anlattık bir saat kadar. Bundan bir önceki yani mektubatın dersinde. Burada kaldığımız yerde buyuruyor ki, felsefecilerin ilimlerindendir. Elmün tazameti, yani nazm ettikleri, tanzim ettikleri, tertip ettikleri

  5. 02:28

    ilimlerden biri de ilmül hendeseti. Hendese ilmidir. Yani tabi hendese geometri mi diyebiliriz şimdiki Türkçeyle bilmiyorum. Burada yani İmam Rabbi Hazretleri'nin burada kızdığı ve bu ilimde la yugni ifade etmez, şeycik ifade etmez. Bunda da diyor bir fayda yok. Vela ta ile hiçbir menfaat yok fi bunda asla.

  6. 02:58

    Asla fayda yok. Hangi şey hususunda yelzem lazım gelecek. Bu nerde lazım diyor. Ne dünyada, ne ahirette, ne kabirde, ne mahşerde diyor. Fakat tabi bu bir adam geometri okuyor. İşte efendim neyse bunun bir şeye yaradığı bir mevzu varsa yani diyelim ki mühendislik şimdiki manada köprü yapacak işte efendim riyadük yapacak bilmem ne ona biz bir şey demeyiz.

  7. 03:30

    Bunu Allah'ı bulma hususunda Mevla'yı bilme hakkı bulma doğruya erişme yani bu hususlarda bunların bir faydası yok diyor. Ve maazaha ne şey yufidu ifade edecek. müsavatü zevaya köşelerin denkliği öyle keşeler ki kaimeti işte dik duran üç köşenin birbirine denk gelmesi müneşşekli müselleti üçkende efendim üç köşesinin zaviyelerinin işte köşelerinin müsavatı, eşitliği falan

  8. 04:02

    bu diyor ne ifade edecek. Yani bunun efendim ne faydası var, ne manası var. Ve yukarısına hangi gaye merbutun bağlanmış efendim hangi gaye bağlanmış neymiş şekl-i arusiyye şekl-i arusiye yani işte bunlar herhalde geometride pisagor üçgeni diyormuşlar. Dik üçgen yani. Dik üçgen dedikleri şey işte dik üçgenin dik açısının altındaki dörtgen alanın

  9. 04:40

    diğer iki kenarının altındaki dörtgenlerin işte alanlarının birbirine eşit olduğu falan falan yani diyor sen bunu bilsen Allah'ı bilme hususunda bir gaye buna bağlı değil. Bunu Mevla'yı buldurmaz, bildirmez diyor. Daha ve şekl-i me'muni şekl-i me'muni işte iki kenar dik üçgende diğer iki açının birbirine eşit olduğunu gösteren şekil.

  10. 05:01

    Buna da ikiz kenar dik üçgen. Karakör üçgeni diyorlarmış. İkiz kenar dik üçgen, karakör üçgeni, neyse. Elle zeyni öyle bu şekiller ki, çizimler ki diyor ikisi. Hümâ bunlar bi' mezâbeti ervâhim. Onların ruhları mesâbesindedir. Yani felsefecilerin canları gider bunlara diyor yani. Onların ruhu, canı bu şekillerle uğraşmak.

  11. 05:24

    Böyle şekiller çıkarırlar. Planlar, şeyler. Ne fayda var diyor bunlarda. Yani şunu demek istiyor. Bunların, bunlarla Allah Teâlâ bilinir mi, bulunur mu? Bunlarla bu âlemin yaratıcısına vasıl olunur mu? Bunlarla hidayete erişilir mi? Bunlarla dünyanın, ahiretin işleri nizam, tizâma kavuşur mu? Kur'an'a bakmadan, hadise bakmadan her dönemde kendi peygamberleri var.

  12. 05:50

    Eflatun döneminde de İsa aleyhisselâm vardı. Yani her dönemde o vahyeye uymadan nübüvvet mişkiyatından, peygamberlik kandilinden ışık almadan bir insan kendi kendine hakkı bulacağım, hidayeti bulacağım diye böyle mantıklarla, hendeselerle, felsefelerle nereye varacak diyor. Vahy-i mutlup tıp ilmi

  13. 06:12

    şimdi bunlarda, öbür hendesede yani bu geometrik şekillerin bu ilahiyatta yani Allah Teâlâ ile ilgili bilgilerde, marifetlerde ulaşımlarda, tanımalarda hiçbir faydası yok demek istiyor. Ama tıp ilmi mesela ve ilm-ün nücûm yıldızlarla ilgili, gecegenlerle ilgili ilim işte ne dönüyor ona? Kozmografya diye yine eski bir tabir de var.

  14. 06:41

    Gök ilmi, astronomi diyorlar şimdi, astronomi. Ve ilm-ü tehzib-ül ahlak işte ahlakı sızdırma, süzdürme ilmi yani güzel ahlaklarla ilgili e bunlar bizim Kur'an'dan, sünnetten alınanlar değil de kendilerine göre işte şeyler akıl ve mantıkla işte hangi huyu daha güzel, hangi ahlak daha iyi falan böyle bir şeyler yapıyorlar.

  15. 07:06

    Elletî bu ilimler ki hiyâ onlar eşraf-ı ulûmîm onların ilimlerinin en şereflisidir. Yani tıp doktorluk, vücut, sağlık, sıhhatle ilgili tabii ki faydalı bir şey. Gök ilimlerine mevlâ evelem yanzurû fî melekût-i semâbât velhamd. Göklerin yerlerin şeylerine alemlerine bakmıyorlar mı? Yani bakılsın, incelensin diye teşvik de eder.

  16. 07:28

    E bunlarda sıkıntı yok. Onların da ilimleri içinde zaten geri kalan fuzulleri bakarsan onlara nispeten bu en şerefli ilimleridir. Ama bunları da kendileri bulmadılar ki küllün hepsi minâ bunlardan mesrûkun çalınmıştır min kütüb-ül enbiyâ peygamberlerin kitaplarından. Öyle peygamberler ki el-mütekattimî önce geçmiş peygamberler alâ nebiyyinâ

  17. 07:50

    bizim peygamberimizin ve aleyhim hep geçmiş bütün peygamberlerin üzerine olsun ne es-salâtu es-selâm, salât-ı selâmlar olsun. Şimdi geçmiş peygamber İdris aleyhisselâm ilmin hücumdan çok şeyler biliyordu. Mevla ona bildirmiş. Ondan sonra kat yazı diye bir şey yoktu o zamana kadar. İdris aleyhisselâm evvelû men katta bil kalem, kalemle ilk yazı yazan.

  18. 08:13

    Ondan sonra diğer peygamberlere Allah-u Teâlâ birçok ilimler öğretti. Bu peygamberlerin sayfelerinden, suhuzlarından, kitaplarından onların dönemlerinde tabi İdris aleyhisselâmdan sonra bilhassa yazıya döküldüğü iş yazıdan sonra da kalıcı oldu. Nüshaler çoğaltılmış, istinsah edilmiş olabiliyor. Ve böylece bunları işte yok güzel ahlak,

  19. 08:37

    yok tıp ve doktorlukta işte sağlık için şu bu. Bütün bunları bütün hikmet velâ kadâ teynâ lukmânîn hikmete biz lokmana hikmet verdik diyor. Lokman-ı Hakîm daha kaç bin sene evvel yaşamış bizzat. Hikmet ya peygamber olduğu ihtilaflıdır ama tıp ve hikmet ilmini biz ona verdik diyor. Ondan beri tabi bu Yunan felsefesi dediğimiz yani eh..

  20. 09:01

    Eflatun zamanındaki şeyler hep diyor geçmiş peygamberlerin kitaplarından çalınmış. Lokman-ı Hakîm'den eh.. on iki bin eh.. kişi istifade etti. Dört bin peygamberden ders aldım diyor, dört bin peygamber de benden ders aldı diyor. Lokman-ı Hakîm. Dört bin peygambere rastlamış. Onlardan diyor vahiydeki ilimleri al.

  21. 09:26

    Dört bin peygamber de bana verilen ledün ilminde hikmetten, tıptan mesela benden faydalandılar diyor. E tabi o aktarıldı. Tıp ilmini Lokman-ı Hakîm'in şeyinden çaldılar. İşte efendim tezib-i ahlak, güzel ahlak meseleleri bütün peygamberler güzel ahlak, Adem Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselam hele Evvâh-ı Münib, Halim, Halim sahibi.

  22. 09:48

    E zaten İbrahim Aleyhisselam, beş bin senelik tarih. Onun, ona gelen vahiyler. Suhuf-i İbrahim, İbrahim Aleyhisselam'ın sayfaları, gelen bilgiler. Zebur zaten tamamen vaaz-ı nasihat ve ahlak üzerinedir. Davet-i Asya'ma verilmiş. Bunların hep kitaplarından bu felsefeciler çaldılar. Ravvecu terviç ettiler.

  23. 10:11

    Biha, bu ilimlerle ne? E batılı. Kendi batıl fikirleri var ya, işte her şeyi bir beyin yapıyor, aklı faal yapıyor, Allah zorla yapıyor, Allah bir şey isteyerek yapmıyor falan. Böyle yalan, yanlış uydurmalarını terviç etmek için araya bir de işte İdris Aleyhisselam'ın vahyinden bir şey katıyor. Oradan efendim tıptan bir şey katıyor.

  24. 10:30

    Ahlaktan bir şey katıyor falan. E ilmin hücum, gökteki yıldızlarla gezegenlerle ilgili bir bilgi veriyor. E o arada ne oluyor? İşte yüz tane yalanı, yanlışı yutturacak. Neyle? İşte iki üç doğru katarak. O iki üç doğruda da milletin ilgisini çeken konular, Allah Allah bu buna yarıyormuş, bu şu sağlıktan, şunu bunu yapmak lazım falan.

  25. 10:53

    Onun yüzünden hani alırsın bir kitabı bir meseleden, kırk tane de yalan okursun orada gibi felsefeciler böyle yaptılar. Faydalı ilimleri peygamberlerin geçmiş kitaplarından çaldılar. Batıllarını, kendi yalan yanlış uydurmalarını da o hakiki ilimleri içine katarak terviç ettiler, yani kıymetlendirdiler.

  26. 11:13

    Kema sarraha, nitekim açıkladı bihi bu hususu. Kime? İmam-ı Gazaliyyu. İmam-ı Gazali Hüccet-ül İslam Hazretleri bunu açıklamıştır. Nerede? Fil-münkizi an-ı dalal. El-münkiz an-ı dalal diye kitabı var, bizde de var o kitap, Arapçadır. Sapıklıktan kurtaran. Bu el-münkiz an-ı dalal yani sapık fikirlerden, yanlış inançlardan kurtaran demektir.

  27. 11:37

    Bu kitabında İmam-ı Gazali Hazretleri felsefecilerin yanlışlarını, yalanlarını, uydurmalarını ve nasıl ki eski peygamberlerin kitaplarından çalıntılar yaparak kendi batıllarıyla karıştırarak kendi uydurmalarını da böylece yutturduklarını İmam-ı Gazali açıklamıştır. Vela zarara. Bir zarar yoktur ki enne galata ehlil milleti din mensuplarının yanlışı varsa

  28. 12:03

    ve etba'il enbiya'i, peygamberlere tabi olan işte Musa aleyhisselam'a tabi olan, İsa aleyhisselam'a tabi olan geçmiş peygamberlerin ümmetlerinden yanlışlıkları olan varsa aleyhissalatü vesselam geçmiş peygamberlerin kendilerinin değil haşa peygamberlerine tabi olan sahabelerinden, geçmiş ümmetlerden bazılarının yanlışı varsa fiddela'ili, delillere açıklarken

  29. 12:25

    vel berahini, burhan ve hüccetler getirirken işte Allah'ın varlığına, birliğine vs. bazı deliller söylemişler. Ha burada yanlış yaparlarsa mesela o felsefeciler de diyorlar ki o zaman işte senin buradaki mantığın tutmuyor, senin bu gösterdiğin delil şurada bozuluyor vs. onların açıkladıkları delillere bazılarına felsefeciler itiraz ediyorlarsa bunda bir zarar yok.

  30. 12:52

    Yani bunu bize yani Allah'ın vahiylerine, peygamberlerin getirdiklerine bu dokunmaz. Niye? Çünkü li enne mede'a ra emrihim peygamberlere tabi olan sahabelerinin ve ümmetlerinin yani o dönemlerdeki müslümanların, müminlerin içlerinin medarı yani bağlandığı nokta ala mutabatil enbiya. Onlar nebilere tabi olmak üzere.

  31. 13:14

    Peygamber ne diyorsa ona tabi olur. Gökte şu var, tamam. 7 kat sema var, tamam. 7 kat yer var, tamam. Arş var, kürsi var. İşte ondan sonra cennet var, cehennem var. Ölümden sonra berzak var. vs. Bütün peygamberler aynı şeyleri söylediler. Onlara uyanlar da peygamberlerden duyduğuna baktılar. Delil aramadılar ki.

  32. 13:33

    Veyahut da ben bunu nasıl göreceğim? Arş var diyorsun, biz buna nasıl ulaşabiliriz diye. Kimse böyle bir çabaya girmedi ki. Çünkü onlar inanmak gayba iman etmiş. Duyduğuna iman ediyor. İnanmanın şartı bu zaten. Delil aramaz ki onlar. Aleyhisselam. Ve inne ma yuridûn ancak getirirler el berahîne hüccet getirebilirler ve delaile deliller.

  33. 13:53

    Biz de mesela bir sohbetin arasında konuşurken işte bir delil getiriyoruz. Bak işte denizin dibinde şöyle bir şey bulundu. Yok işte yer tabakasına şu çıktı. İşte şu hadis-i şerif daha yeni anlaşıldı. Şu şeyler konuşuyoruz. Ama bizim imanımız bunlara bağlı değil. Bunlar çıkmasaydı da biz imana inanmıştık.

  34. 14:07

    Yani biz şimdi daha yeni yeni şeyler çıkıyor. Denizlerin birleştiği yer, suların karışmadığı nokta. Yok denizin altında ateş var. Ateşin altında deniz var. Hadisi Ebu Davud'da geçen. E şimdi mesela yeni keşfetmişler 21. asırda. İşte yer tabakalarının altında mağma var, lavlar var. E zaten şeyden belli.

  35. 14:27

    Volkanlar da nasıl fışkırıyor? Altta olmasa nereden gelecek? E şimdi o Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem hiç denize binmemiş gemiye. Orada nereden görecek denizin altını? Allah bildirmese. İşte böyle deliller getiriyoruz. 400 kilometre yani 600 kilometre arasında. Ondan sonra mağma, mağma var. 400'den sonra 600'e kadar o arada bir daha bir deniz var.

  36. 14:48

    Hem de dünyadaki bütün okyanusların 3 katı diyor. Şimdi bütün Meylimot mu? Bir dergi var yavruların. Meylimol mu ne? Meylimol mu ne bir şey? Onun işte 2014'ün Mart sayısında bu açıklanmış. Resimleriyle, şekilleriyle falan. Halbuki 1400 sene evvel söylemiş bunu. Denizin altında ateş var, ateşin altında bir daha deniz var.

  37. 15:07

    Yani mağma tabakasının altındakini. E şimdi bunları eski ümmetlerden de delil getirenler olur. E biz de bazı şeyleri işte Allah'ın varlığına işte Resulullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in doğruluğuna veyahut onlar o zaman İsa Aleyhisselam'ın doğruluğuna veya Musa Aleyhisselam'ın doğruluğuna deliller getirmişler.

  38. 15:22

    Tabi hep filozoflarla da çatışmışlar o zamanlarda. Delil getiriyorlar ama fî isbâtime tâlibîm gayelerini ispat olsun, el âliyeti. Onların yüce maddepleri var, yüce maddepleri yani Allah'ın varlığı, birliği, kudreti, sıfatları, peygamberlerin sadakatleri, doğrulukları falan böyle yüce maksatları ispat için delil getirebilirler.

  39. 15:43

    Ama alâ sebe'il-i teberru'y. Teberru yoluyla. Teberru hani caminin kapısında makbuz yapar, teberru. Makbuz, bağış yani. Onlar yani insanların inanmasına kolaylık olsun diye bir bağış yapar gibi delil getiriyorlar. Ve illâ yoksa yekfî yeterhim onlara taklidum. Taklit etmeleri iyyâun peygamberleri. Yani onlar diyorlar ki biz esasen delil aramıyoruz.

  40. 16:06

    Delile ihtiyacımız yok. Biz peygamberlerin getirdiklerine görmeden inandık. İman gayba iman olur. Muhtemel. Diyorlar. Delil getirirlerse de o delilleri de bağış yapar gibi yani insanlara kolaylık olsun diye gösterirler. Hani biz de öyle biz şimdi Allah'ın varlığı, Resulullah'ın doğruluğuna imanımız artmıyor ki bu delilleri görünce.

  41. 16:25

    Çünkü imanımız zaten tam. Tam yani neyimiz artacak? Ama bir bağış gibi hakikaten. Yani gençler var, ateistler var. Acaba da tereddütte kalanlar var falan. Bak bunu nereden bilecekti 1400 sene evvel. Diyerekten belki insanlar imana gelir mi diye bir bağış yapıyoruz onlara. Yoksa kendimiz bir şey arayışında değiliz yani.

  42. 16:46

    Yeni bir şey mi bulacağız da imanımız artacak? Haşa. İmanımız tamamdır. Bu arada diyor delil getirirken bir yanlış bir şey yaptılar. Hemen mantıkçılar, filozoflar buna itiraz ediyorlar. İsa Aleyhisselam havarilerin şu mantığı yanlış. Onların şu dediğinin işte onları bozmaya uğraşıyorlar. Namrabban diyor ki ya ne zararı var onlar birkaç delili getirirken

  43. 17:08

    delilde bir yanlışlık yapmış, hesap yanlışı yapmış iki kere ikiye beş demiş de bilmem. Burada bir zarar yok diyor. Onlar zaten galiba inanmış, delili aramamış ki. O delili de millete bağış yapalım diye anlatırken belki yanlış yapmış. Yani ben şimdi bir delili anlatıyorum da işte demin dedim ya 400-600 kilometre arasında dedim sana.

  44. 17:26

    Sen de baktın inceledim. Yok ya 800 kilometre alttaymış. Hani benim göğe yanlışımı buluyorsun falan. Ne zararı var bunun? Mesele burada Allah'ın varlığı, birliği, sıfatları peygamberlerin doğruluğunu izahtır. Biz buna inanmışız. Delile ihtiyacımız yok. Ama delile ihtiyacı olanlara bağış yapmak için bir şeyler anlatabiliriz diyor.

  45. 17:45

    Burada da bir hesap hatası yapıldıysa bir yanlış konuşma oldu diyelim. Yani biz dedik ki işte birinci kat sen var, şu kata uzaktadır. Veya dedik ki işte şu gezegen şöyledir. O da sonra astronomi ilminde bulmuş. Aa senin dediğin gibi değil de işte sağda değil de şu gezegen solda çıktı. Bu da bir zarar yok ki.

  46. 18:02

    Ben sana Allah'ın yarattığı varlıklardan delil göstermişim. E burada bir hesap hataları bilmem ne, yeni bir buluşla, bu sana ayet yanlış çıkmadı ki haşa. Bu benim açıkladığım bir delilde bir hata yaparsam diyor. Geçmiş peygamberlerin ümmetlerinde oldu bazı şeyler. Yani felsefeciler onların bazı hesap hatalarını buldular falan.

  47. 18:22

    Ama bu diyor onların ispat etmek istedikleri davayı bozmaz. Çünkü dava gayba imandır. Zaten Allah'ın varlığı peygamberlerin doğruluğu tartışmasızdır. Onlar millete delil bağış için bir delil getirilirken oldu ki bir izahta yanlış yaptı. Hesap hatası yaptı. Âet-i hadise dayanmayan konularda delil arayayım derken.

  48. 18:41

    Bunlar da ne hatası? Bir sorun yok ki. Onlar peygamberlere uydular mı uydular. Emirleri tuttular. Yasaklardan kaçtılar. İşte hangi peygamberin döneminde namaz nasılsa, oruç nasılsa hangi şerata göreyse onları yaptılar. Onlar kurtuldular. E sen ne yapacaksın? Onun hatasını buldum derken felsefeciyim, mantıkçıyım, şuyum, buyum diyorsun.

  49. 19:02

    Ama Allah'a inanmadın doğru dürüst. Sıfatlarını kabul etmedin. İradesini kabul etmedin. Allah zorunlu yapıyor her şeyi diyorsun. Üst akıl var diyorsun. Ondan sonra peygambere uyalım diyorsun. İsa Aleyhisselam'a gel tabi olalım. Uymuyorsun. Eflatun gibi şimdi onu anlatıyorum. E sen kurtuldun mu? E sen kurtulamadın.

  50. 19:18

    Ben ne yapayım senin dünyada çok büyük mantıkçı filozof olmanı? Cehennemin dibini boyladıktan sonra. Buradaki hamal, peygambere tabi olmuş hamal, çöpçü, kömürcü, ebedi cennete gidiyor. Ebedi. E sen çok akıllısın, filozofsun bilmem nesin, ebedi cehenneme gidiyorsun. Ne yapayım senin aklını? Turp suyu sıkayım derdi efendim senin aklına.

  51. 19:41

    Senin aklın seni cennete götüremedikten sonra seni cehennemden, rezillikten, ahiretteki karalıktan, mahşerin sıkıntılarından kurtaramadıktan sonra akıl neye lazımdı? Deli olsan daha iyiydi. Ya leyteniküntüsü râba. Niye kafir diyor ki ammenin sonunda keşke toprak olaydım? Çünkü hayvanlar toprak oluyor.

  52. 20:00

    Kûnî turâben diyor. Kısas yapılıyor işte boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun hakkı alınıyor falan. Bütün hayvanlar, ve-iz el-vuhuşu huşirat, bahşiş hayvanlara kadar hepsi mahşere getiriliyor. Sonra kısas yapılıyor. Lüktasul-i şiatil cemma yani boynuzsuz için boynuzludan hak alınıyor. Ona toslamış, bunun boynuzu yok.

  53. 20:22

    Zarar görmüş hani. Haklar bitiyor. Hayvanlara deniyor ki toprak olun. Hayvanlar toprak oluyor. Onların dönüştüğü toprak kafirlerin suratına saçılıyor. Hayvanların işte öküzler, tomuzlar, çamuşlar hepsi toprak olmuş. Vuruyorlar bunların suratına. Bunların suratı kapkara olur ya. Diyorlar ki ya şu hayvanlar bile azaptan kurtuldu.

  54. 20:45

    Hiç olmazsa yok oldu gitti. Yok olana azap yok. Keşke ben de toprak olaydım diyor kafir. Ve-ekûlül kafirû. Kafir ne diyecek? İster filozof, ister profesör, ister ordinalüs, ister bilmem ne almış Nobel Barış Ödülü'nün bilmem sahibi. Kim takar? Hangi melek takar Nobel Barış Ödülü'nü? Sen çok büyük hizmete, çok büyük akıllısın.

  55. 21:07

    Sana vermiş Yahudi ödül. Ne olacak? Ahirette ne diyor? Keşke toprak olaydım. Ne demek bunun manası? Keşke hayvan olaydım. Yani dünyada öküz olsaydım, domuz olsaydım daha iyiydi. Çünkü neden? Cehenneme gitmezdim. Toprak olurdum burada, yok olurdum. Azaptan kurtarırdım. E şimdi gel bakalım diyorlar. Hele bir de peygambere yetiştin, kitap vahiy de duydun.

  56. 21:29

    Niye ittiba etmedin, niye uymadın, niye duymadın? Niye inanmadın? Cehenneme. Hem de ebedi. Kafir öldüğü için hiç çıkışı yok. O zaman sen hayvanlığa özenirsin yani. Çinik profesörüm diye hava atıyorsun ama bana o zaman hayvan olsaydım dersin. Onun için burada peygamberlere tabi olan hamal da olsa, çöpçü de olsa ebedi cenneti kazanmış.

  57. 21:52

    Sen peygambere tabi olmadın. Efendim profesörsün, bilmem nesin bilmem ne kadar takdir belgesi almışsın. Ebedi cehenneme gittikten sonra, Allah'a inanmadıktan sıfatını bilmedikten sonra ne fayda var senin bu ilimlerinde? Boşuna yaşamışsın. Boşuna da yaşasan bir şey değil. Aleyhine yaşamışsın. Çünkü seni cehenneme götüren bir hayat.

  58. 22:12

    Ne lazımdı bu hayat? Peygamberlere tabi olanlar iki delil getirirken bir hata etmişler de felsefeci de onu bulmuş da falan. Ya o delil zaten bağış yoluyla sana söylüyor. O arada bir hesap hatası yapmış da bir ümmetten biri. Bunun ne tesiri var bizim inançlarımıza diyor. Ve hâlâ leşkü yağu ama bu şakî bedbaht adamlar yani felsefecileri söylüyor.

  59. 22:36

    Çıkartmışlar boyunlarını. Nereden? Taklit yani peygamberleri taklit etme onlara tabi olma ipinden yularından. Elhamdülillah biz bu tasmamızı Allah'a kulluk peygamberlere ittiba bu bizim boynumuza bağlanmış Allah bizi bu ipten ayırmasın bu boyunduruktan kurtarmasın. Çünkü bu boyunduruk bizi cennete götürecek.

  60. 23:02

    Ama adam ne yapmış? Almış ben boyunduruk takmam işte çıkartmış atmış. İpi çıkartmış boyundan atmış. Ne demek ben Allah peygambere falan uymam benim aklım bana yetiyor demiş. Bu felsefeciler. Vesâru olmuşlar fîsâ dedil ispat işte Allah'ın sıfatını güya ispat edecek Allah'a ispat edecek falan ama ne ile bittelâi?

  61. 23:22

    Allah'tan gelen âyete bakmaz. Mûsâ aleyhisselâm'a gelen vahye bakmaz İsa aleyhisselâm'a gelen vahye bakmaz. Yani Efendimiz'in öncekini konuşuyorum. Eflatun Kur'an gelmemişti ki Eflatun zamanında onu söylüyor. Yani peki o zaman sen yaratan kim? İşte bir yaratan şu aklı feâl var her şeyi yapan bir üstün akıl var falan filan.

  62. 23:41

    Allah'a ayrı var Allah onu yaratmış ama elinde değil o ona istemeden gayri ihtiyari öyle bir şey çıkmış ondan falan. Böyle laflar geçen derste anlatıldı. Peki sen bunu ne ile ispat ediyorsun? Delillerle. Hangi delillerle? Göya senin delillerin iki kere iki dört ediyor yani. Geometrik hesaplar, bilmem planlar, cebir, matematik ile gidiyorsun.

  63. 24:02

    Ama fedallû hem saptılar ve dallû hem de saptırdılar. E çünkü sen akla göre gittiğin zaman işte Allah'ın sıfatlarını zatından ayırmıyorsun. Zatın içinde değerlendiriyorsun. Ayrı ayrı onun sıfatlarını beyan etmiyorsun. Ondan sonra Allah'ın irade sıfatı var, ihtiyar sıfatı var. İstediğini yapar, istemediğini yapmaz.

  64. 24:25

    Bunu reddediyorsun. İşte geçen derste de dedim yani. Göya akla mantığa göre Allah'a baba diyorsun. İşte göya Allah'a methediyor musun? Haşa. Halbuki şirket düşüyorsun. Veyahut da diyorsun ki kul fiilini kendi yaratır. Allah yaratmaz. Neden? E adam gitti, adamı öldürdü. Bunu Allah mı yaratacak şimdi?

  65. 24:43

    Allah katil olmaz ki diyorsun. Bu sefer diyorsun ki adam katil oldu. Derken adam yarattı ölümü diyorsun. Halbuki sen orada katil sebep olmaktan katil oluyor. Ölümü yaratan Allah demen lazım. خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاتَ Ölümü ben yaratıyorum diyor Kur'an. E tamam sen benim kurşunumla öldün. ama ben katil olmaya sebep olduğumdan katil oluyorum.

  66. 25:02

    Allah katil olmuyor aşağı. Allah ölümü yaratan oluyor. Adamın da eceli gelmiş. E şimdi bunlar ayrı bir şeyler ama sen bunu delille bulamazsın ki. Ancak ayetle, hadisle yani vahiyden alınan, istifade edilen ilimlerle bu Allah hakkında, din hakkında, hidayet hakkında cennete götürecek yollar, hükümler, emirler, yasaklar bunları sen nasıl geometrik hesaplarla çıkaracaksın?

  67. 25:25

    Bunlar, sadece biz mantıklı delillere bakarız. Bu delillerle işte Allah'a ispat ederiz. Efendim, veyahut da işte ahlakı ispat ederiz. Güzel ahlakı belirleriz. Kötü ahlakı belirleriz. İyiyi kötüyü biz hakkı batılı ayırt ederiz. Nasıl ayırt edeceksiniz? Elinde delilin yok. Hangi delilin var? Kendi kurduğun delilin var.

  68. 25:47

    E sen mantığı kendin kuruyorsun. Felsefeyi kendin düzüyorsun. Hendeseyi kendin uyduruyorsun. Veya kuruyorsun, tertip ediyorsun zaten. Tanzim edilen ilim dedik dersin başında. Kendi tanzimin var. Sonra sen bir kurallar mecmuası yapıyorsun buraya. Sonra her şeyi o kurallara uydurarak bu kurallar dahilinde bu budur, şu şudur diyorsun.

  69. 26:07

    Ama sen Allah'ın sıfatları, ahiret, cennet, cennet bunlar senin bilmediğin, görmediğin delillerle ulaşamayacağın konular. Ancak vahye bakman gerekiyor. Sen burada vahyi devre dışı bırakıyorsun. Sen kendin kurduğun hesaplara uydurarak öyleyse bu böyledir diyorsun. Ve dallu saptılar ve dallu saptırdılar.

  70. 26:26

    E saptırdılar işte Allah'ın iradesi yok diyor felsefeciler. Ve isteyerek yapmıyor bir şey. Göya Allah'ın üstünlüğü için. Allah isteyerek yapıyor dersen peki niye o zaman bu kediyi topal yaratmış? O zaman niye bu çocuk kör? O zaman niye depremde on bin kişi öldü? Sünnet suçu var bazısının falan filan.

  71. 26:47

    E ne olacak? O zaman biz Allah isteyerek yapmıyor diyelim Allah'ı buradan tenzihte tutalım, kenarda tutalım. E böyle bir şey olur mu? O zaman Allah Teala haşa eli titreyenin daim sallanması gibi gayri ihtiyari bütün alemlerde olaylar oluyor, çeviriyorsun. Bir yandan Allah'tan başka yaratanlar olduğunu söylemiş oluyorsun.

  72. 27:04

    Bir yandan Allah'a ortak koşmuş oluyorsun. Allah'a güçsüzlük isnat ediyorsun filan filan. Çünkü senin mantığınla gidersen Allah'a tenzih edeyim derken teşrike, şirk koşarsın. Şirk koşarsın. Sen şerata baksana. Ayete, hadise baksana. Yani buraya bir misal olacak şurada. Ve ne zaman ulaştı davet-i İsa?

  73. 27:25

    İsa Aleyhisselam'ın daveti alâ nebiyyine bizim Peygamberimizin ve aleyhine onun üzerine olsun as-salâtu vesselam. Şimdi İsa Aleyhisselam gönderildi peygamber olarak. Tabi insanlara tebliğ yapıyor. Havarileri de var, onlar da yardım ediyorlar. Dediler nahnu en sağrı Allah, biz Allah'ın dinine yardım edeceğiz.

  74. 27:42

    12 kişi filan dünyaya ilerlemeye başladı İsa Aleyhisselam'ın daveti o zaman. İlâ eflâtûne Eflâtun meşhur filozof. Ona ulaştı bu davet. Yani dediler ki böyle bir peygamber çıkmış Allah'ın elçisi, sen de buna iman et, seni davet ediyor. Yani kurtulasın diye. Peygamberin sana ihtiyacı yok, ahiretini kurtarman için.

  75. 28:02

    Ve kâneve o zaman eflâtun idi ekberâ hâ ulâ il-hazeleti Bu hazele yani hain hazele derler. Hazele rüsvay demek yani. Mahzul. Mahzul yani yardımsız. Mahrum yani mahzul. Bu mahrumların en başında o zaman eflâtun geliyordu. Tıp ilminde de çok zirve. Çünkü İsa Aleyhisselam'ın zamanında tıp ilmi yüksek olduğu için ona verilen mucizeler tıp ilmine göreydi.

  76. 28:29

    İşte körü gözünü açıyor, alacalıyı iyileştiriyor, tıpta çaresi yok. Ölüyü diriltiyor ki hâlâ bir çaresi yok. Yani İsa Aleyhisselam'a verilen mucize. Her peygamber o o zamanki. Musa Aleyhisselam'da sihir büyücülük ilerdeydi. O asa verildi. Onlar iptal. Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem zamanında tasahat, belâgat, edebiyat zirvedeydi.

  77. 28:47

    Hazreti Kur'an verildi. Hepsini çökertti aşağı. Şimdi eflâtun, onların en büyüğü o zaman tıpta, felsefede falan. Dediler ki hadi buyur İsa Aleyhisselam'a iman et. Seni çağırıyor. Kale dedi ne hani biz kavmun, bir kavmiz ki mehdiyyun. Biz hidayete ermiş bir kavmiz. Yani biz felsefeciler demek istedi.

  78. 29:09

    Bizim çok ilmimiz var dedi yani. Akıl, mantık bizde zirve yapmış. Biz yolumuzu bulmuşuz. Üstün ahlakı biliyoruz, her şeyi biliyoruz. Kuralları zaten kendileri kurmuşlar. Lâ hâcete bine Bizim için ihtiyaç yoktur. İlâ menû kimseye ki yehdînâ bizi idad edecek. Bizi idad edecek kimseye bizim ihtiyacımız yok.

  79. 29:31

    Yani bizim peygambere ihtiyacımız yok dedi. Şimdi esasen burada onu söylemiyor. Ona dediler ki böyle bir peygamber gönderilmiş. O dedi ki mucizesi var mı? Harikulade işleri. Onlar da dediler ki biz gözümüzle gördük körün gözünü açtı. Tabi Allah'ın izniyle. Kur'an-ı Kerim'de de bunu söylüyor. Evet. Ve übriyü'l ekmeğe körü iyileştirin.

  80. 29:57

    Ve leb olası alacalığı alacalığı. Ve ühü'l mevtâ ölüleri diriltin. Biiznillah. Allah'ın izniyle yaratmasıyla. Bu ayetle sabittir. O görenler de gitti dediler. Eflâtun da dedi ki haa dedi. O zaman burada bir iş var. Niye dedi? Akıl ve mantıkla ulaşılacak ilimlerin nihayetine biz ulaştık. Bizden ileri kimse gidemez dedi.

  81. 30:18

    Madem bizden ileri kimse gidemez ama bizim geldiğimiz noktada hâlâ körün gözünü açamıyoruz. Alacalığı iyileştiremiyoruz. Deri hastalığı olan. Ve ölüyü diriltemiyoruz. Madem tıpta felsefede zirveye ulaştık. Akıl mantıkta sona geldik de bizden üstünü bu dünyada yok. Biz bunu biliyoruz. Ama biz de bu işleri yapabiliyor muyuz?

  82. 30:37

    Yapamıyoruz. O zamanki o yapıyorsa orada başka bir kudret var. Peygamberdir dedi. Peygamberliğini kabul etti evladım. Ama peygamberliğini kabul etmek başka ittiba etmek başka. Ben dinler arası diyalogda hep bunu vurgulardım. Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'de doğrudur, dürüsttür, peygamberdir demekle bir Yahudi, bir Hristiyan kurtulamaz.

  83. 30:56

    Doğru, dürüst demek yetmiyor. Ya kendi dinini evvelki dinini bırakacak çünkü o nesholmuş. Ne olacak? Bu dine tabi olacak. Yani o benim peygamberim de diyecek. Kur'an benim kitabım. Evvelki kitaplarla ameli bırakacak. Kur'an'la, sünnetle amele başlayacak. Ancak öyle kurtulur. Yoksa peygamber yalancı değil demekle iman olmuyor.

  84. 31:16

    Diye derdim hep. Diyalogla ilgili reddiyelerde bunu anlatırım. Onun için Eflatun böyle yaptı. Dedi ki o zaman o peygamberdir çünkü bizi aşmış. E biz de bu işin sonuna ulaşmışız. O zaman aynı büyücülerde de oldu. Musa Aleyhisselâm'ın sihirbazların için iman etti. Dediler ki biz büyüde zirveye ulaşmışız.

  85. 31:34

    Bizden ileri büyücü yok. 70 bin büyücü toplandı. Herkes hünerini ortaya koydu. Bir asa ejderha olup hepsini yuttu. Musa ben ne dedim? Âmenne âbî rabbile âlemîn. Rabbim Musa ve Harun. Biz alemlerin Rabbine inandık. Musa ile Harun'un Rabbi Allah var. Bu firavun Rabb-Mab değil yahu. Dediler. Hatta idamı göze aldılar.

  86. 31:51

    Çünkü neden iman ettiler? Şundan. Eğer diyor sihir ilminde yarı imyamalak olsaydılar inanmak nasip olmayabilir. Neden? Çünkü diyecek ki herhalde ben bir büyü yaptım. O da benden bir üstünü kullandı. Benim bilmediğim bir teknoloji geliştirdi. O zaman ne oldu? Benim üstümü oynadı, oyunu oynadı. Peygamber falan değil diyebilir.

  87. 32:11

    Ama kendi son noktada olunca benden ileri bu işte adam yok. E bu benim bütün malzememi yuttu. O zaman ne oldu? Buradan nübüvvet devreye girdi. Bu Allah'ın elçisidir. Çünkü Allah tarafından destekleniyor. Şimdi o da zirveye ulaştığı için büyücülere iman etti. Çünkü Musa aleyhisselam büyü yapmadı. Mucize gösterdi.

  88. 32:30

    Allah yarattı çünkü. E burada da aynı. Eflatun dedi ki bizden ilerisi yok. Madem bu bizden ilerisini yapıyor o zaman başka bir boyuta geçmiş demek. Ya peygamberlik var burada dedi. Kabul etti. Dediler ki o zaman buyur tabi olalım. Yani sen de gel beraber düş önümüze. Gidelim iman edelim, ittiba edelim.

  89. 32:50

    Onun şeratına, inciyle neyse o zaman. E dedi ki işte bu sözü söyledi. Ya biz idarete ermişiz dedi. Şimdi siz dedi hani millete demek istedi. Siz düşük adamsınız yani. İlminiz yok. Felsefe bilmezsiniz. Endese bilmezsiniz. Bilmem, geometri bilmezsiniz. Yani size lazım böyle şeyler. Ben yolumu bulmuşum dedi.

  90. 33:07

    Lâ hacede bine âlâ men yehdine. Bizim ne işimiz düşer? Hidayetle ihtiyacımız olsun. İşte ahmak Eflatun der. Mâ esfehehu. Mâ esfehe. Ne acayip. Mâ esfehehu. Yani mâ ensarahu ve ensırbih gibi emsilede. Mâ esfehehu. Ne acayip sefih ve beyinsiz oldu. Ve mâ eşkâhu. Ne kadar bedbaht oldu, mahrum oldu. Haysus şundan ki edreke ulaştı şahsam.

  91. 33:30

    Bir şahsa ki yuhyi diriltiyor elemmâte. Ölüleri. Biz şimdi görseydik öyle bir peygamberin döneminde olsaydık yani. Ne kadar kıymetli bir şey. Sahabeden oluyorsun. Havariden oluyorsun. Ölüleri dirilten ve yübriyü iyileştiren el ekmeğe körü. Anadan doğma körü. Haa sonradan katarak gelmiş de açmış değil.

  92. 33:46

    Anadan doğma körü iyileştiren. Vel ebrasa. Alaca hastalığı hâlâ tıpta çözüm yok. Küllü de'lke. Bütün bunlar haricun dışarıdadır. Antavri hikmeti. Onların hikmet dediği felsefe. Onların hikmet ve felsefetinin tavrının, tarzının dışında şeyler. Yani onların ulaşamadığı, yapamadığı şeyler. E ben yapamıyorum.

  93. 34:04

    En üstte de benim. Gördü. Ve ma'azalike bununla birlikte Eca'b'e cevap verdi Hu. Onu davet edene İsa a.s'a bi'azel cevap. Bu cevabı verdi. Bizim hidayetçiye ihtiyacımız yok. Sen akıllıyım diye geçiniyorsun. Bir bakayım desene. Bir görüşelim ne zarar ederiz desene. Bakalım etkileniyor muyum? Yani sen zerre kadar akıl olsa kıyas yaparsın.

  94. 34:27

    Görürsün. Görmeden niye tepiyorsun bir konuyu kapatıyorsun? Konuşalım yani de. Bir bakalım de. Min gayri ru'yeti onu hiç görmeden ve tefettuni ahvali hallerini tefettun etmeden yani akıl yormadan vaziyetini, tarzını ne yapıyor, ne, osa oturuyor, nasıl yiyor? Yani biraz insan yanında kalır, bi' araştırır, bi' bakar.

  95. 34:47

    Bize benziyor mu bu ya? Allah'ın Peygamberi İsa a.s'a hallerini araştırmadan ve mülahazati siyreti siyretini mülaza etmeden yani yaşantı tarzını siyret, gidişat yani bunu bi' mülaza et, bi' düşün. Bi' akıl yor, bi' git, bi' gör. Yok, bizim iddiatçıya ihtiyacımız yok. Buradan belli senin zaten mantıksızlığın.

  96. 35:07

    Ve zâlike işte bu neden oluyor. Min kemâli'l-inâd bir adam son derece inatçıysa ve sefâti bir de son derece beyinsiz ne kadar akıllıyım deyip ne kadar felsefede, mantıkta zirveye ulaştım diyor vahye uymuyorsa bu adam o kadar inatçı ve beyinsizdir diyor. Beyinsizliği mükemmeldir. Normal vatandaş akılsız, beyinsiz olsa o inanma ihtimali var.

  97. 35:32

    Ama bu son derece mükemmel bir beyinsiz olduğu için yani ben doluyum dolu kaba bir şey sığmaz. E boşaltırız. Boşaltırız. Baktı ki bizim kaptaki yanlış bizim kaptaki bizi bozuyor yani zararlı bu kabı boşaltırız. Faydalıyı koyarız buna. Yok bizim kapta yer yok. E senin kapta yer yok ama ne dolu? Fuzuli, batıl şeyler dolu.

  98. 35:54

    E boşaltalım şunu. Yok, biz doluyuz. Yani bu nasıl bir mantık? Ben sana açık değilim. Bende sana yer yok. Bir dinle bakalım ya. Kötüyü de dinle, yanlışı da dinle. Nerede kaldı ki bu peygamberin yaptığı işlerin senin yapamayacağın işler olduğunu da itiraf ediyorsun bir de yani. Böyle bir insan dinlenilmez mi ki?

  99. 36:13

    Hem kendim zirvedeyim diyorsun hem ben bunu yapamam diyorsun. E peki buna da bir bakalım niye demiyorsun? İşte felsefe mantıksa ilahiyatın durumu bu. Birçok ilahiyatçı docent profesör geçen derste de anlattım ayeti adesi bir tarafa koyar akıl mantık felsefeye bakar mantığına uymayanı reddetmek için bahane ara.

  100. 36:31

    Dedim sana Süleyman Ateş'in İsa Aleyhisselam nasıl gökte yaşayacak? Oksijen yok. Fezada oksijen yok. Şimdi işte bu mantık, bu felsefedir. Çünkü onun mantığına göre işte ikiye de iki dört hesapları vardır. Oksijensiz insan yaşamaz. Orada da oksijen yoksa İsa Aleyhisselam nasıl yaşayacak? E hadis var sahih.

  101. 36:50

    Hadis sahih ama mantığımla çelişti. Ben akla bakarım. İşte bunu söylüyor Yaşar Nurler. Hepsi söylemiyor mu? Kur'an'da hep diyor mu? Aklınızı çalıştırın. Kur'an'da sana aklını çalıştır derken ey beyinsiz adamlar Kur'an size aklınızı çalıştırın derken benim ayetlerimi, Habibimin hadislerini, benim vahiylerimi anlamaya çalışın demek istiyor.

  102. 37:11

    Sen ne anlıyorsun buradan? Sen de anlıyorsun ki aklınıza uymayanı kabul etmeyin. Aklınıza göre hareket edin. Kur'an'da hiçbir zaman aklınıza göre hareket edin demiyor. İttebi'ûn mâ zileyleykum ve rabbikum Rabbinizden indirilene tabu olun diyor. Bütün ayetler vahye tabi olun diyor. Sen ne yapıyorsun?

  103. 37:28

    Akla tabi oluyorsun. Peki aklını çalıştır demek benim indirdiğim vahyi anlamaya çalış demek. Sen kendi kendine uydur demek değil ki. Sen de diyorsun ki şu kadar hadis hükümsüz, şu kadar Kur'an ayeti hükümsüz diyor bunlar. Şu kadar ayet bile bu zamanda olmaz diyor adam ya. Doçent profesör ilayetçi. Çünkü bunların zamanı geçmiş diyor.

  104. 37:48

    Bize diyor Allah diyor aklınızı çalıştırın diyor. Aklını çalıştırsa bu ayetleri bu zamana göre anlamaya çalışsana. Bu zamanda nereye vuruyor bu iş? Felsefe. El felsefe sefehün ekteruha vekezâ mecmu'hâ izli külli hükmin izli küllin hükmü ekteri Bu bir meşhur beyttir. Ben de çok okurum bazılarında. El felsefe, felsefe sefehün beyinsizliktir.

  105. 38:12

    Ekteruha çoğu beyinsizliktir. Hepten beyinsizlik demeyelim. vekezâ yine böylece mecmua Madem çoğu beyinsizliktir, ahmaklıktır hepsi de ahmaklık diyebiliriz. Neden? İzli küllin çünkü bir şeyin bütünü için ne vardır? Hükmü ekseriyi, ekserisi nüklü vardır. Yani bir şeyin ekserisi sütse süttür. Bir şeyin ekserisi idrarsa idrarsa bir şeyin ekserisi yağsa yağır.

  106. 38:34

    Küllün bütün nereden hüküm alır? İçindeki cüzlerin ekseriyetinden hüküm alır. E be madem felsefenin yani mantıkçılık vahye uymayıp vahyi bir kenara bırakıp akılcılık yapmak felsefe kaidelerine uymak bunun ekserisi ahmaklıktır bir şeyin ekserisi ahmaklıksa hepsi ahmaklıktır diyebilirsiniz. Neccane Allahü Subhanehu Allahü Subhanehu bizi kurtarsın an zulümati mu'tekadatim

  107. 39:03

    e bunların karanlık inançlarından essu-i kötü inançlarının karanlıklarından Allah bizi kurtarsın. Fakat etemme muhakkak tamamladı veledi benim oğlum Muhammed Masum diyor e Nakşibir silsilesindeki de halifesidir. Büyük Muhammed Masum Hazretleri İmam-ı Rabbani hem oğlu hem halifesi oğlum tamamladı diyor Meb'at-el cevahir cevher ve arazlar bahsi var Min şerh-il mevâkıf

  108. 39:29

    mevâkıf kitabı var mevâkıf kitabının şerhinden efendim makasıt kitabı var Seyyid Şerif-i Cürcani'lerin vs. alimlerin o kitaplarındaki cevherler bahsi yani cevher kendi başına duranlar demek bunu tamamladı Fiyaz-i-l-Eyyam bugünlerde diyor tam bu konuları bu dersi tamamladı benim oğlum Vette zaha açığa çıktı Kavâ-i hûhâü lâ süfehâ-i bu beyinsizlerin yani felsefe ile uğraşıp

  109. 39:57

    vahyi bir kenara iten bu filozofların çirkin anlayışları yanlış görüşlerinin rezillikleri diyor daha iyi anlaşıldı fi esnâ-i dersî onun dersinin esnâsında o anladı demek veya kendi de müzakere etmişse oğluyla İmam-ı Rabbani Hazretleri hani birlikte anladık daha iyi bunların rezilliklerini kötü inançları çıktı meydana diyor ve terattebet bağlandı terettübet

  110. 40:19

    bu dersin üzerine fevâ idi birçok faydalar da buradan anlaşıldı diyor ben de bu konuya temas ettim çünkü oradan diyor bunu dersi müzakere ederken bu felsefenin işte Allah'ın sıfatları hakkında falan ne kadar yanlış itikadları olduğunu anlama bakımından çok faydalar terettübet yani biz de onların itikadlarının bozukluğunu anladık millete işte bu mektup vasıtasıyla da

  111. 40:42

    anlatmış oldum diyor elhamdülillâhi nezihedâne âlihâde bizi bu hak yola hidayet edin Allah-u Teala'ya hamd olsun ve mâ künnâ el nehtediyel evlâne dânellâh Allah bizi doğru yola eriştirmeseydi biz kendi aklımızla, fikrimizle ilmimizle falan hidayete eremezdik doğru yolu bulamazdık ne Allah'ın zatı hakkında ne sıfatları hakkında ne mahşer hakkında ne cennet, cehennem hakkında

  112. 41:04

    ne dünyadaki hükümlerin hak olanları hakkında falan biz Allah bize peygamber gönderiyor kitap indiriyor hocalar, vaizler gönderiyor ve bize bu ilimleri bildiriyor da biz bu yoldayız diyor bu tabii ayettir cennete girenler bunu söyleyecekler ama biz bunu dünyadayken hep sohbetlerin başında elhamdülillah, zehdâna diye başlarız Efendi Hazretlerimizin

  113. 41:25

    Ali Adem Efendi babamızın da usulü böyledir çünkü biz burada toplandıysak bu dersi yaptıysak bu inançlara sahip olduysak yanlış inançlardan korunduysak hep Allah'ın hidayetine borçluyuz o bizi hidayete eriştirmeseydi biz hidayet bulamazdık cennet ehli de diyorlar ki o bizi doğru yola kovuşturmazsa cennete gelemezdik çünkü bu yanlış fikirlerle felsefelerle, mantıklarla

  114. 41:46

    efendim ayete, hadise uymazdan cennete gidilecek mi? gidilemeyecek onun için onlar da hamd edemeyecek biz hamd ediyoruz ahirette de ederiz inşallah neden? çünkü bu yol cennet yoludur bu yola bizi eriştirdiğine hamd ediyoruz orada da cennete girmemize hamd edeceğiz inşallah cahil muhakkak getirdi Rusul-u Rabbine Rabbimizin elçileri bilhak hak ile geldiler bize hakkı getirdiler

  115. 42:08

    bu ayetin burasına kadar almış mektup burada kalıyor yani biz hidayete ne ile erdik? Rabbimizin elçilerinin beyanlarıyla erdik ayet ve hadislerle erdik bu büyük bir nimettir bunun ötesinde nimet olamaz peygamberler bize hakkı getirdiler Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem son olarak mükemmel bir dini getirdi dinleri tamamı erdirdi peygamberleri sona erdirdi yolu hak yoldur

  116. 42:31

    ayet ve hadislerin dışına çıkanlar dalalettedir iki cihanda felakettedir Allah bizi kuşkana uğramaktan muhafaza eylesin akla mantığa bağlı kalmaktan muhafaza eylesin aklımızı mantığımızı Kur'an'a, sünnete, vahye uydurmayı nasib-i müyesser eylesin amin sallallahu aleyhi ve sellem ve aleyhi ve sahbihe selleme teslimen kethiren velhamdülillahi rabbil alemin amin