Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (1. Cilt 266. Mektûb - 12) 12. Bölüm 4 Şubat 2016
4 Şubat 2016 · 56 dk
05:16 / 55:51Şu an 05:16 / 55:51
Video bölümleri
- 02:00Aziz Bayındır ve İslamoğlu'na Reddiyeler
- 06:28"Allah Göktedir" ve "Oturdu" Diyen Vehhabilere Reddiyeler
- 09:25Allâh-u Teâlâ'nın Üzerine Zaman Geçmez
- 12:36Allâh-u Teâlâ'nın Üstün Sekiz Sıfatı
- 13:24Mutezile'ye Reddiyeler
- 14:30Allâh-u Teâlâ'nın Bazı Sübuti Sıfatları
- 22:02Hüseyin Atay'a ve Mutezile'ye Reddiyeler
- 25:17Felsefecilere, Aristo ve Eflatun'a Reddiyeler
- 31:05Allâh-u Teâlâ'nın Sıfatları Bölünmez
- 32:27Allâh-u Teâlâ'nın Sıfatları Birbirinden Farklıdır
- 34:30Allâh-u Teâlâ Kadim ve Ezelidir
- 38:44Allâh-u Teâlâ'dan Başka Kadim Var Diyenler Kafirdir: İbni Sina'ya ve Farabi'ye Reddiyeler
- 43:03"Gökler İçindekiler ile Beraber Kadimdir" Diyenlere Reddiyeler
- 44:22Allah Dostlarının Ruhları Kadim midir?
- 47:56Allâh-u Teâlâ'nın İlk Yarattığı Nur Peygamberimiz Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem'in Nurudur
- 52:03Şeyhül Ekber Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri'nin Faziletleri ve Bazı Kerametleri
Transkript
140 satır
- 01:09
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam alâ seyyidil murselin muhammedin ve alâ ecmain, geçen hafta üzerinize afiyet rahatsız olduğum için mektubatı şerife dersini yapamamıştık
- 01:29
Bu haftada yine ağrılarım ayağımda var. Onun için bu gece de doktorla ilgili emarlarımızı göstereceğiz falan. Dualarınızı bekleriz. Şimdiden bu dersi hazırladık sizlere. Arz ediyoruz, sıramızdan devam ediyoruz. Allah'ımızın Celle Celaluhu sıfatlarıyla alakalı İmam-ı Rabbani Hazretlerinin beyanlarını size aktarmaya çalışıyoruz.
- 02:00
Buyuruyor ki Ve ennehu teâlâ Şüphesi Allah'u teâlâ Münezzehun son derece uzaktır, tenzih edilmiştir. Ve müberra'un son derece beri tutulmuştur. Yani uzak demek. Neden? Noksanlık sıfatlarının tümünden. Noksanlık. Bilmemek noksanlık. Yarın ne olacağını bilmemek noksanlık. İşte Aziz Bayındır'ın Allah senin kiminle evleneceğini bilmez demesi Allah'a noksanlık istatıdır.
- 02:40
Mustafa İslamoğlu'nun alın yazısı yok demesi Yine Allah'ın ezelden senin ne yaptığını ne bilsin. Aynı manaya geliyor. Kaderi inkar, alın yazısını inkar, yine Allah'u teâlâ noksanlık istat etmiş olur. Bilmemek noksanlıktır. Şunu yapamaz demek Acizliktir, gücü yetmemek demektir. Noksanlıktır. Onun için Mevla teâlâ bütün noksan sıfatlardan münezzeh.
- 03:12
Ona göre tabii çocuğu olması da noksanlık, hanımı olması da noksanlık. Çünkü neden? İhtiyaç. Sen niye evleniyorsun? İhtiyacın var. Çocuğun oluyor, yerine biri geçmesi lazım. İşim gücüm kime kalsın? Hep bu hesaplar peşindesin. Bunların hepsi noksanlık, yani ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Onlara muhtaçsın, onlar olmasa doğamazdın.
- 03:42
Hepsi ne oluyor? Senin bir şeylere muhtaç olduğunu gösteriyor. Bunlar da ne oluyor? Noksanlık oluyor. Mevla bütün bunlardan münezzeh. Doğmadı, doğurulmadı işte. Oğlu yok, kızı yok, eşi yok. Yemez, içmez diyorsun. Bizim yememiz, içmemiz nedir? Bize göre zaruret ama Allah'a göre noksanlık. Haşa Allah teâlâ yemez içmez.
- 03:59
Neden? O zaman muhtaç olmuş olur. Varlığını devam ettirmek için gıda almaya. Bütün noksanlıklardan münezzehtir. Sonradan olma belirtilerinden. Sonradan olma alametleri. Yani değişiklik. Biz mesela çocuktur, gençtir. Orta yaşlı, yaşlı. Ondan sonra pirifani, ihtiyar falan evrelerinden geçiyoruz. Aşamalarından geçiyoruz.
- 04:30
Bunlar hep nedir? Yüzümüz değişiyor. Sağlığımız değişiyor. Kuvvetimiz değişiyor. Zayıflıktan başlıyoruz çocukluktan. Sonra gençlikte kuvvete geliyoruz. Sonra 30-40 araları kuvvetimiz tekamül ediyor. 40'tan sonra geri dönüşe başlıyoruz. Hep değişiklik var. Bunlar sonradan olduğunun alametidir. Çünkü ezeli olan değişmez.
- 04:54
Bu itibarla Mevla teâlâ noksanlık alametlerinden, noksanlıklardan da münezzeh. sonradan olma belirtilerinden de uzaktır. Çünkü O'nun evveli yoktur, ezelidir. Ezeli olursa da zaten ebedi olmuş oluyor. Çünkü evveli olmayan son da olmaz. Çünkü kendisi varlığı kendinden olduğu için kendini yok etmez. Kimse de onu yok edemez.
- 05:16
Bizim varlığımız kendimizden değil, onun için biri bizi yok ediyor. O da Mevla'dır. İstediğimiz canımızı alıyor, bizi öldürüyor. Ve bunda da bize bir şey sormuyor, kimseden de fikir almıyor. Dolayısıyla bu bizim kendi elimizde olmadığımızı ve varlığımızın kendimizden olmadığını gösteriyor. Mevla ki varlığı kendindendir, onun ki kimse var etmemiş, haşa.
- 05:34
O zaman onun yok olduğunu düşünmek de imkansızdır. Ve sonradan olma belirtilerinden de uzaktır. Neyse bir cismin cisim değildir. Biz cisim işte yani canlı, cansız cisim, duvarda cisim, bende cisim, ben canlı cisim, o cansız cisim, taş cansız cisim, yani canlılığında farkları var. Bitkilerde de bir can var, bizim gibi hayat değil, suda da bir hayat var, bütün canlılar
- 05:59
sudan var oluyor mesela, ayrı bir şey. Her türlü varlıkların cisimle, ya kendisi cisim oluyor, ya da cisimle alakalı oluyor. Şimdi Mevla Teala cisim değil, Velihab-ı Cismaniyye'nin cisimle alakalı da değil. Yani hiçbir cisimle alakalı bir şey ona yakıştıramaz. Mesela oturmak. Arşa istiva etti. İstiva etti, Allah'ın sıfatıdır, iman ettik ama istiva oturma anlamına gelir mi?
- 06:28
Gelmez. Neden? Oturma cisimlerle alakalı bir şeydir. Bir mekan olur, onun üzerine de bir cisim olur, o cisim gelir onun üstüne oturursa, bu buna oturma kurut denir. Allah-u Teala cisim olmadığından, cismani de olmadığından, arş cisimdir. Sen şimdi arşa oturduğu nasıl dersin? Haşa. Vehhabiler öyle söylüyor.
- 06:47
Bir daha diyorlar Allah göktedir. Haşa. Gök mekandır. Sen şimdi Allah cisim değil, cisim değilse oturma söz konusu olamaz. Oturma cisimlerde olur. Bir şey olur, o sonra onun üstüne öbürü gelir. Cismani değil yani, cisimle alakalı değil. Cisimle alakalı değil ne demek? Eğer ki kendi cisim değil, tamam kabul ediyorum.
- 07:05
Ama arşa oturmasına ne mani var? Tamam da arş cisim mi? Cisimdir. Yani Allah'ın sonradan yarattığı bir varlıktır. Arş elle tutulan, gözle görülen bir varlıktır. Bizim şu anda gözlerimiz görmüyor veya cihazlar uzay araçları arşı tespit edemiyorlarsa o onların yetersizliğindendir. Gözde zayıf olduğu zaman önündeki şeyi görmediği gibi.
- 07:25
Sana da bir görme gücü verilmiş, cihazlara da görüntüleme gücü verilmiş. O cihazın görüntüleme gücünü aşan şeyler görülemiyor. Hala teknolojiden için bir gezegen daha bulduk, şunu da bulduk daha evvel de bakıyordunuz buraya. Demek ki o cihazın gücünün artmasına göre bazı yeni yeni şeyler keşfediyor.
- 07:44
Daha arşı görecek bir şeye ulaşmamışlar da ve ulaşamayacaklar. O zaman ne oldu? Arş cisimdir. Arş cisimdir. Peki Allah-u Teala cisim mi? Haşa değildir. Ama arşı oturmasına ne mani var? Şu mani var, Allah-u Teala cisim değil, cisimle alakalı da değil. Çünkü cisimle alakalı olmak, cisme ihtiyaç duymak demektir oturmaya kalkmaya.
- 08:04
Mevla ihtiyaçtan münezzehtir, muhtaç olmaz. O zaman ne oldu? Cismani değil. Ne demek cismani değil? Cisimlerle alakalı hiçbir şey ona yanaşmaz. Yani oturma kalkma söz konusu olmaz. Arş cisim olduğuna göre Mevla'nın onunla bizim gibi, bizim kürsüye oturmamız gibi bir oturması söz konusu olmaz. Çünkü cisimle alakalı bir şeye mahal olmaz.
- 08:25
Allah-u Teala mekanla ilgisi olmaz. Aha bak mekanda değil diyor. Mekanla ilgili hiçbir şey ona yanaşmaz. E sen diyorsun göktedir. Haşa. Gök mekandır. Mekandır gösteriyorsun zaten. Üst ciheti gösteriyorsun. Böyle gösterdiğin yer göktür. E sen nasıl dersin Allah göktedir? Haşa Allah böyle yaparsın. Çünkü Allah-u Teala mekanda değil, mekanla da alakalı değil.
- 08:47
Çünkü mekan sonradan yaratılmış. Mekana muhtaç olsa 90 sıfat olur. Çünkü ihtiyaç. Bak biz bir mekanda duruyoruz. Hava boşluğunda durabiliyor muyuz? Duramıyoruz. Küt aşağı bir yere düşmek zorundayız. Çünkü muhtaçız. Mekanda durmaya muhtaçız. Yer çekimi, gök çekimi bilmem ne. Adam paraşütten düştüğü vakitte şeyde seni yer çeker.
- 09:06
Yani mekana muhtaçsın. Sen bir mekansız duramazsın. O zaman Mevla mekana muhtaç değil. Mekana muhtaç değilse gök mekandır sonradan yaratılmış. Allah nasıl gökte olacak? Gök yokken neredeydi o zaman Haşa? Yani bu Vehhabilerin tabi itikadları vs. bunlar. Buradan yanlış olduğu daha net çıkıyor. Ve lâ zemâniyyin.
- 09:25
Zamanla da alakalı değilir. Yani Allah-u Teala üzerine zaman geçmez. Bütün itikad metinlerinde ve lâ yecriyâ aleyhi zemânün üzerine zaman cari olmaz. Geçmez. Çünkü zaman varlıklarla başlamış bir mefhumdur. Yani güneşin yaratılmasıyla, in yaratılmasıyla, günün gecenin başlamasıyla yani zamanın başladığı bir nokta var.
- 09:44
Ondan evvel zaman yok. E peki Allah-u Teala'nın olmadığı zaman yok. O zaman ne oldu? Zamanı O başlattı. Başlatan ne demektir? Zamandan kayıtsızdır. Zamanın dışındadır. Çünkü zamanı başlatmıştır ve yaratmıştır. Zamanla da alakası yok. Celle Celaluhu. Ve lâ yucâ alâ. Allah-u Teala'ya aittir ve mahsustur.
- 10:02
Cemî'u sıfatil kemâl. Üstün sıfatların tümü. Ne kadar kemal sıfatı varsa. Fakat tabi bu kemal sıfatları üstünlük ve mükemmeliyet sıfatların da ayetten, hadisten duymadan Allah'a atıf etmek caiz olmaz. Mesela bizim milletimiz güçlü adama veyahut neyse işte millete iyilik eden, sahip çıkan adama baba derler.
- 10:22
E sen şimdi yani bu adam baba adam derler. Adamın çocuğu olmasa da ona baba derler. Bazı adam kısır olabilir. Çocuğu yoktur. Ama o adama insanlar lakab olarak baba adam derler. Niye derler? İyilik yapıyor, şey yapıyor onu savunuyor, o mazlumun hakkını alıyor zalimden. Yani adaletli falan derler. Çok baba adam falan.
- 10:40
E şimdi sen bu babalık iyi bir sıfattır. Ama sen buna Allah baba diyemezsin haşa. Çünkü ben kötü bir şey mi dedim ya? Babalık iyi bir şey. Ya tamam da Allah-u Teala'ya bu sövmek gibi olur haşa. Dem yelitle lem yület. Çünkü ihtiyacı arz eder. Bu Mevla'ya yakışmaz. Yani bizim anlayışımıza göre bu üstün sıfattır diyerek de Allah'a bunu yapamayız, isnat edemeyiz Celle Celaluhu.
- 11:05
Çünkü neden? Bunun üstünlüğü de Allah'ımıza nispetle üstün müdür değil midir? Bunu yine Mevla'dan ya ayetten ya hadisten bulmamız lazım geliyor ki hatta isimlere bile önem veriliyor mesela. Sekhi cömert demektir. Cevat da cömert demektir. Cevat, Allah-u Teala'nın isimlerinde Cevat geçiyor. 99'da geçmiyor ama.
- 11:25
1001 ismi şerifi var. Daha çok ismi şerifleri var. Hadiste geçiyor. Cevat ismi geçtiği için Allah'a Cevat denir. Ne demek? Cömert demek. Ama Sekhi cömert demektir. Sekhavette adam. Sekhi. E Sekhi cömert demek Allah'a Sekhi denir mi? Denmiyor. Ya aynı manadır. Ya arkadaş sen Arapçanın lügatlarını bilmezsin.
- 11:42
Acaba o Cevat kelimesinde Cud'dan gelir. O Cud kelimesinde demek ki tam bir mükemmeliyet var. Sekhi Sekhavetten gelir ama acaba o kelimenin kökenine indiği zamanda varken mi cömerttir, yokken cömert değil midir falan bir özellikler vardır. O da Allah'a yakışmaz. Varken yokken söz konusu olmayabilir.
- 11:57
Dolayısıyla sen kelimenin genel anlamıyla da gidip Allah cömerttir o zaman Türkçe'de konuşulabiliyor bunlar. Ama zikir yapacaksan ismi şerif olarak Sekhi'den yapamıyorsun. Sekhi diyemiyorsun. Cevat diyebiliyorsun. Ya Cevadü ya Cevadü zikredin. Ya Sekhi'yi diyemezsin.
- 12:14
Şimdi bunlar bizim aklımızın ötesi tavırlardır. Bu kemal sıfatlarının hepsi Allah'a aittir ama onun kemal olarak nitelediği ve kendine yakıştırdığı ve kendine taktığı ve Habibine vahyettiği ve Habibinin bize bildirdiği şartını koymak lazım. Yoksa herkes bana göre bu üstün sıfat o zaman Allah'a yakıştırayım diyemez.
- 12:36
Femâniyetün. Sekiz tane vardır minhâ. Bu üstün sıfatlardan. Bunların halkın anlayacağı genel manada iman, işlem, ilim haline bakacaksınız. Sekiz sıfat. Hayat, ölüm, sevme, basar, sayacak. Bunların tafsilatı manaları kısaca İtikad Risalem'de vardır. Biraz daha tafsilatlısı iman, işlem, ilim halinin ilk bölümünde vardır.
- 12:58
Bunlara bakmanız icap edebilir. Çünkü burası onun yeri değil. Bu şimdi daha mağrib manasıyla konular konuşuyor. Bu sekiz sıfat vücûdüha bunların varlıkları zâidun artıdır ve ilâvedir. Yani farklıdır diyelim. Neden? Ala vücûd-i zât zâtın varlığından. Teâlet yüce oldu ve tekaddeset mukaddes olan. Yüce ve mukaddes olan Rabbimiz'in zâtının varlığına zâittir.
- 13:24
Ne demek varlığına zâittir? Allah var tektir. Sıfatları da onun içine mündemiştir. Bir ayrıyetten sıfat sayılmaz denmez. Mutezile bu kafadadır. Ehl-i sünnete göre sıfatların sekizi farklıdır. Ne demek farklıdır? Şimdi Allah zattır, hayat dirilik sıfattır. Yani Ahmet zattın ismidir, zattır, ilim sıfattır.
- 13:51
Ahmet ilimdir denmez, ilim Ahmet'tir denmez. Ahmet âlimdir denirse denir veya cahil denirse denir. Ama sıfatla zât birbirine aynı değildir. Hayat diriliktir. Bu adam diriliktir denmez. Diridir denir. O zaman ne olur? Hay diyebilirsin. Ama hayat diyemezsin. O zaman ne oldu? Hayat diye bir sıfat var zâtından hariç.
- 14:11
O sıfatlar kime racidir? Zaten racidir. Ama sen hiç sıfatları yok, o zâtıyla her işi yapıyor gibi düşünemezsin. Sekiz sıfatı çünkü ayetlerde, hadislerde belirtilmiştir. Sen bunu kafadan da konuşamazsın, kafadan da diyemezsin, yok diyemezsin. Ve ye bu sıfatlar el hayatü diriliktir, vel ilmü bilmektir.
- 14:30
Şimdi bunları geride de anlattık ilimle ilgili. İki, üç ders geçti mektubatta. Bunlar zaten İman-ı İslâm İlmihane'de maddelenmiştir. Sekiz sıfat tek tek. Sonra bir daha altı sıfat vardı. Vücut, giden, baka. Sonra bir de dört sıfat vardı. Sıfat izafiye. Bunların hepsi İman-ı İslâm İlmihane'nin ilk bölümünde, bu bölüm 120 sayfedir.
- 14:51
Bunu okumadan bir adam el-i sünnet bir müslüman olamaz. Yani bunu veya bu konuları orada okumaz. Başka kitaptan okur. O mesele illa benim kitabımı okumak demek istemiyorum. Bu konuları bilmeden bir adam yani o ilk bölümde, iman bölümünde yazılan konuları bilmeden yani. Ha oradan olur, o bölümden olur.
- 15:11
Başka bir kitaptan okusun. Beni alakadar etmiyor. Yeter ki doğru kaynaktan okusun. Bu konuları bilmeden bir adam el-i sünnet bir müslüman olamaz. Çünkü Allah'ın sıfatını falan ters bilebilir. Evet, ne oldu? Dirilik. Hayat. Vel-ilmu, bilmek. Vel-irâdetu, vel-kudratu, kudret. Kudret, burada biraz farklılık var.
- 15:30
Biz Semih Ubaslar irade, kudret diye sayarız hep. Bu yani sıra mühim değil. Sekiz tane sıfattır. Hani biri önce, biri sonra da çok bir şeyi bozmaz. Gücü yetmek. Vel-irâdetu irâde, yani arzulamak. Ne demek arzulamak? Sen arzularsan buraya gelirsin, ondan sonra efendim, arzulansan şimdi kalkıyorsun, dışarı çıkıyorsun.
- 15:51
Sende irade var. Allah-u Teala'da irade var. Dilerse yaratır, dilerse yaratmaz. Mutezile bazı şeylerde ne diyorlar? Veyahut da felsefeciler, filozoflar, Allah mecburen yarattı bir şeyler, kendi iradesi dışında bir şeyler meydana geldi. Bu zındıklıktır ve kafirliktir. Allah-u Teala'da ne vardır? İrade sıfatı vardır, arzu etmesi vardır.
- 16:10
Vel-basaru, görmek. Tabii onun görüşü artık detaylı anlatılıyor. Ve-ssem'u, işitmek. Vel-kelâmu, konuşmak. Dâvet-tekvînu, tekvin yani oluşturmak, oldurmak, yani icat etmek, var etmek, yoktan var etmek. Ve-hâdi-s-sıfâtu, işte bu sıfatlar. Ez-zemâni, ez-zemâniyetü yani. Sekiz bu sıfat saydığımız, sekiz sıfat mevcûdetun vardırlar fil-hârici, hâriçte.
- 16:42
Yani Allah-u Teala'nın kendi zatının dışında sabittirler. Zatının dışında demek, Allah'ta başka bir şey demeye gerek yok, Allah'ın içindedir denmez. Allah-u Teala'ya dedikten sonra şu şu sıfatları diye de ayrıyeten sayılmalıdır demek istiyor. Hâriçte var demek istiyor, diyor o. Yani Allah'ın zatı var, başka bir şey konuşma.
- 17:05
Denmez. Başka bir şey konuşacaksın. Hâriçte var o demek. Ne konuşacaksan, hayat sıfatı var, ilim sıfatı var. Bunları ayrı ayrı konuşmamız lazım, diyor. Lâ, demek değil ki ennehâ bu sekiz sıfat mevcûdetun vardırlar nerede? Fil-ilmi, ilimde. Ne demek ilimde? Yani Allah-u Teala'nın bu sıfatların olduğunu biz biliriz.
- 17:29
Bilgimiz dahilinde durur. Hâriçten hayat, ilim diye saymayız, konuşmayız. Böyle bir şey yok. Konuşacağız, diyor. Şimdi bazıları ne diyorlar? Ki bu doğru değil, diyor. Bu nefye, diyor. Allah-u Teala'nın sekiz sıfatı ilimde vardır. Ne ile? Bir vücudun, bir varlıkla ki zâidin zâid bir varlıkla, alâ vücûdiz zâti zatının varlığından farklı bir varlıkla.
- 17:57
Şimdi zatı tamam, Allah'ın zatıdır. Zatına delalet eden ismi Allah'tır, lafz-ı celâldir. Bu zatının varlığına ilâveten hayat, ilim gibi sıfatlar da vardır. Peki. Ama nerede vardır? İlimde vardır. Yani bunu böyle mülâza ederiz. Düşünürüz yani. Düşüncemizde vardır. Böyle değil. Yani bu düşüncemizde vardır diyenler ve fil-hârici
- 18:23
hâriçte konuşacak olursak aynuha, zatının ta kendisidir. Yani zatı hayattır, zatı ilimdir, zatı yani zat var de, ayrıyeten 8 sıfat hâriçten konuşmaya lüzum yok ve konuşma lazım değildir. Hâriciye bakarsan yani dışarıda konuşacak olursak bir madde yok, bir 8 yok, bir sayma yok. Allah var. İçinde bütün sıfatlarla beraber.
- 18:47
Ha tamam. İlimde mülâza ederek düşünürsek dirilik ayrı bir şey, bilmek ayrı bir şey. Tabii işitmekle görmek aynı şey değil. Bunu ilimde mülâza ederiz. Düşünce bazında kalır. Fakat dışarıda konuşmaya kalkarsak sade Allah var demek yeterlidir. Diyorlar. Bunu kim diyor ki mazzannehu böyle zannediyor bazı sufiyet, tasavvuf ehlinden bazısı tek zatı mülâza ederiz.
- 19:11
Sıfatlara takılmayız dercesine manevi bir boyutu, seyri sülükteki belki bir aşamayı kalkıp itikatmış gibi erişlet inancına göre sıfatları düşünmek, hâriçte konuşma bir iki sayma gerek yok gibi demektedir. Zannetmektedir. Ama bu doğru değildir diyor. Vekâle işte o demiştir ki o tasavvuf ehlinden bu görüşe sahip olanlar şiirde demişler ki sıfatü hakkın, hak teâlânın
- 19:38
sıfatları var. Biz bunları kabul ediyoruz. Bu mutezile gibi değil. Mutezile sıfatlar reddeder. Kadim oldukları zaman reddeder. Bu tasavvuf ehlinin dedikleri mutezile gibi sıfatlar yok değil. Onlar diyorlar ki hakkın sıfatları var. Fittehakkuli, düşünce bazında yani onları mülâza edecek olursak, gayruzâtilhak.
- 19:59
Hakkın zatından gayrıdır. Yani çünkü demin dediğin gibi bir zatın şahsıyla sıfatı bir olmaz. Yani adam hayat olmaz. Adam hay olur. Adam dirilik olmaz. Adam diri olur. O zaman hayat sıfatı varsa bu tabii ki zattan farklı bir şey. Yani düşüncede bunu düşüneceğiniz zaman bir olmadığını biliyoruz diyor.
- 20:18
Lakin fittehakkuki, lakin hakikate işin gerçeğine baktığımız zaman biz zattan başka bir şey görmüyoruz. Onun için hakikate geçince yani tasavvuftaki bir merhaleyi aşarken ahdet-i vücut gibi bir kademe diyelim. Bu noktada ne oluyor? Aynuha. Zatın aynısı oluyor. Yani ayrı bir şey görmüyoruz. Bütün işleri zat yapıyor.
- 20:38
Diye bir tez ortaya atmışlardır. Fakat feyn-i nazer şüphesiz ki bu düşünce ve itikad filhakikate işin gerçek manasında nedir? Nefüs sıfat. Sıfatlar yok demek gibi oluyor bu diye. Onlara diyor yani demek istiyor malzeme vermiş olursun. Zattan başka bir şey görmüyoruz derken sıfatı zaten yok diyen var.
- 20:59
Zaten adam baksana senin kimle evleneceğini bilmez diyor. Yani zaten ilmini sıfatını inkar edenler var. Muhtecile kafası. Kaderi inkar eden, halın yazısı inkar eden kafa zaten muhtecile kafası senin ne yapacağını bilmiyor diyor zaten. Böyle bir kafaya hizmet etmiş olursun. Yani neden biz zattan başka bir şey görmüyoruz?
- 21:18
O zaman bu sıfatı da ayrıyetten saymadığın zaman. Bu gerçekten sıfatları nefye gider. Yok demek anlamına gelir. Çünkü feyn ile nüfa şimdi anladınız mı derin şeyler konuşuyoruz. Siz onun için hayat ilim sıfatlarını anlamak istiyorsanız tafsilat yani halk diliyle iman-ı islam imanından anlarsınız. Bu ders başka boyutlarını tepkik ediyor.
- 21:39
Ben şimdi oraları buraya katamam. O zaman bu ders solanır. Burada ağır bir konu var. Çünkü sıfatları nefh edenler. Yani Allah'ın sıfatı yok diyenler var. Kim bunlar? Muhtecile diye bir mezhep var. Ankara ilahiyattan başlamıştır. İşin babalığını Hüseyin Atay denen bir hoca yapmıştır.
- 22:02
Şimdi 80-90 yaşlarına belki yakındır. Yaşar Nuri'lerin şunların bunların bütün hepsinin bayraktarlarına hayran oldukları bir adamdır. Bu adam Rize Varda'dandır. Yani babaları dedeleri de büyük şeyhlerdir. Gümüşhanevi halifelerine. Fakat kendi Alader Hazretlerinden okuduğu halde 50 senelerinde Irak'a gitmiştir.
- 22:27
Irak'ta muhtecilerinin hakim olduğu üniversitelerde okuduğu için oradan bu fikirler kendisine geçmiştir. Bu fikirleri gelmiş Ankara İlahiyatı'nın ilk kurulduğu dönemeçlerde ilk hocalardandır. Bunu başlatmıştır. Bu tabi bir bulaşıcı hastalık gibi İstanbul'a marmara o zaman ilahiyat bir tane iki taneydi.
- 22:44
Oradan bütün ilahiyatlara sıçramıştır. Şu anda bazıları Hüseyin Atay'ı tanımasalar bile ilahiyatçılardan bilinçaltı veyahut da o ekole hizmet ederek muhtecile kafasında kader yok diyen Allah teferruatı bilmez, cüz'iyatı bilmez, şurada bir karınca gidiyor Allah ne yapsın o karıncayla Allah'ın işi mi veyahut da cübbeli bugün efendim cübbesi ne renk Allah
- 23:08
bundan mı uğraşacak ya gibi teferruatları seninle benimle bütün hepimizle ilgili ayrıntıları Allah'ın bilmediğini kulaklarımda duydum televizyonda söyledi. Bu kafa gidiyor. E şimdi bu işte muhtecile diyor. Muhtecile sıfatlarını nefh ederler yani ilim sıfatlarını nefh eder, kudretini falan böyle işler.
- 23:27
Zaten muhtecileye göre sana bir toptan şey vermiş, güç vermiş, bütün yaptıklarını sen yaratıyorsun. Muhtecile de yani Allah'ın şu anda yaratma şeyini de kula vermiş. Halbuki Kur'an'da sizi de yaratan benim, yaptıklarınız da yaratan benim. Ayet olduğu halde o ayeti de manasını tahrif ederek değiştirerek efendim yanlış yorumlayarak yanlış tevhile kaçarak diyorlar ki
- 23:53
ben şu anda konuşuyorsam bu konuşmamı kendim yaratıyorum. Ama tak Allah seni felç ediyor, şu bu. Semavi arıza gelebilir, arıza gelirse seni durdurabilir. Durdurma hakkı var ama konuşurken sen konuşuyorsun. Durdurma hakkını kullanmıyorsak konuşma hakkını sana vermiş, yaratıyorsa. Hani ham madde sende yani, imalatı senden çıkıyor.
- 24:14
Halbuki biz diyoruz ki bütün imalat Mevla'dan geliyor. Şu andaki görmem, nereleri görüyorum şu anda hepsi Mevla yaratıyor. Bir saniye sonraki görmeyi bir daha yaratıyor. Her görüşümdeki, her benim yaptığım işte özel yaratış var. Yani bana toptan bir görme yaratmış, onunla sen istediğin kadar gör dememiş.
- 24:32
Kredi kartını vermiş, istediğin kadar harca böyle limitsiz bir kart yok. Ya ne yapmış sana? Sana görmeyi vermiş ama görürken her görmeyi yaratmış. O yaratmasa bakıyorsun, görmüyorsun. Halbuki görmene hiç engel bir şey olmadığı halde görmediğin şeyler var. Demek ki ne oldu? O anda görmeyi yaratmadı. Demek görmeyi sana toptan verseydi o görme orayı şaşmazdı.
- 24:53
Ama sen böyle bakıyorsun, Allah Allah ben senin olduğunu görmedim ya diyorsun topluluğun içinde. gördürmemiş. E şimdi bu tezine sıfatları nefh ederler. Vel felâsifeti, bir de felsefeciler, yani işte filozoflar, eflatunların, aristoların açtığı bir çığır, yani bir yol, felsefe hâlâ devam ediyor dünyada.
- 25:17
İslâm'a uygun bir şey değil. İmam-ı Gazâlî Hazretleri çok uğraştı felsefeyle. Sonra çok bundan zarar görüp, itikada muhalif şeyler çıkıyor. Ondan sonra kehâfütü'l-felâsife, felsefecilerin nasıl sapıttığı ve şaşırdığı, Allah'ın yolunda bocaladığı ve hakkı bulamadıklarını da kitapta yazmıştır.
- 25:38
Şimdi mutezile ve mutezile mezhebine mensup olanlarla felsefeciler de, eyzâ, bu tasavvufçuların bir kısmı gibi yani, kâilûne hükmetmektedirler. Neyle? Bittegâyüril ilmiyye. Diyorlar ki, tabi ki sıfatla zat, ilimde mugâirdir. İlim ne demek? Düşünce bazında anlamaya çalışırsak, adam başkadır, sıfatı başkadır.
- 26:03
Adam şahıstır, sıfat arzidir, arazdır, niteliktir. Şahıs elle tutulur, gözle görülür, aha tutarım sana, ha desin Mehmet. Ama dirilik senin bir sıfatındır, niteliğindir veya bilmek senin bir niteliğindir, ben onu tutamam, artıramam, eksiltemem, kısaltamam, uzatamam. O zaman şimdilik, tegâyüril ilmi ne demek?
- 26:24
İlim bazında yani bilmek konusunda anlama, teakkul, anlama noktasına geldiğimiz zaman zatla sıfat bir değil, bunun felsefesi de manyak değil, tabi ki o da bir değil der. Çünkü niye? Şahıs başkadır, niteliği başkadır. Nitelik arazdır, şahıs cisimdir, mücessendir. Bunu onlar da diyorlar. Ama ne diyorlar?
- 26:42
Velittihâdil gâricîyî. Kharişte birlik var. Kharişte birlik var ne demek? Yani dışarıda baktığın zaman sıfatı da ayrı göremiyorsan, gösteremiyorsan, elle tutamıyorsan, gözle göremiyorsan, bu sıfat nerede? Bu adamın kendisinde. O zaman ne oldu? Düşünürken, zat başka, sıfat başka deriz ama kharişte elle tutmaya kalkarsak, görmeye, göstermeye çalışırsak da
- 27:04
ikinci bir şey görülemediğinde bu bunun içinde, birinin içinde mündemiştir, diyorlar. O zaman böylece sıfatları inkara gidiyorlar. Ve lem yunkirû filozoflar ve mutezile inkar etmiyorlar ki ettegâyürü'l ilmiye. Mutezile manyak mı? Felsefeciler avanak mı ki ilmi tegâyürü reddetsinler? Çünkü ilmi tegâyürü nefret etmek demek, adamın şahsıyla bilme sıfatı aynı demek.
- 27:29
E bunu çocuk demez. Bilmek başka, bilen başka. Bu ilkokul dersi yani, bunu ilkokuldaki çocuk. Bilen, bir de bilmek. Mek, master. Sıfat. Bu bilen şahıs. Yani bunu herkes kabul ediyor zaten. Senin o zaman felsefeciden, mutezileden diyor, ne farkın kaldı? O da o zaman sıfatı da nefret ediyor. Tamam bu bunla bir değil ama hariçte de bir şey görülmediğinden adamdır diyelim, geçelim.
- 27:56
Ayrı bir şey sıfat konuşmayalım. Yani o zaman ne oluyor? O zaman adam varsa sıfatları otomatik var gibi bir şey oluyor. Ama bu Allah hakkında böyle şey konuşulmaz ki. Tabi ki zatıyla var. Sıfatları da onun zatıyla var. Zatı kadim, sıfatları kadim. Ama ve lem yekûlu mutezile olsun, felsefeciler olsun demediler ki enne mefûme'l-ilmi bilmenin manası, aynu mefûmi zât
- 28:23
bilenin mefûmunun aynısıdır. Bilenle bilmek aynıdır. Demediler ki ev aynu mefûmi'l-kudrati yahut kadir, gücü yeten demek. Kadirle kudret mefûmu, gücü yetme, güçlü olma mefûmu aynıdır. Demezler ki vel irâdedi. İrade mürid. Mürid demek irade sahibi. Biz müridiz. Cüz'i de olsa irade vermiş bize. Bir iradeyle elimi kaldırıyorum, şöyle yapıyorum, böyle yapıyorum.
- 28:49
Benim hastalıktan böyle böyle titreyen durumumda değilim. Demek ki istediğimi böyle yapıyorum, istediğimi böyle yapıyorum. İrademle hareket ediyorum. Buna mürid denir, irade sahibi. Peki irade sahibi olanla irade yani arzulamak, istemekle isteyen bir mürid değildir. Böyle demediler ki vel kâlû. Onlar da ne dediler?
- 29:09
Hükmettiler. Kâlû hükmettiler. Kâle bağ ile kullanılırsa hakeme manasına gelir. Vel kâlû Onlar da hükmettiler. Ayniyeti Ayniyet ne demek? Yani zatla sıfatlar bir dediler. Aynısıdır. Ama düşünürsek aynısı mı? Değil dediler. Bilmek başka, bilen başka. Arzulamak başka, arzulayan başka. Gücü yeten başka, gücü yetmek başka.
- 29:36
Bu böyledir dediler. Ama bi'ittibâril vücûdil khâricî. Kharişteki varlık itibariyle. Kharişteki varlık ne demek? Ben şimdi kharişteki bir varlığım. Yani dışta, alemde görülen, tutulan, edilen bir varlığım. Bir de var ki ben benim bir kardeşim yok erkek kardeşim. Sen şimdi eğer benim bir erkek kardeşim olsaydı nasıl olurdu gibi bir proje üretirsen oturduğun yerde
- 30:01
desen ki yani benim cübbelinin bir erkek kardeşi olsaydı nasıl olurdu? Veyahut da ona göre bir genetik belirlersin. Anasından babasından bir genetik alırsın da neyse robot resim çizmek gibi verirsin bilgisayara bilmem ne bir şeyler. E bu ne olur? Bu ilimde yani senin kafanda meydana gelir ama kharişte onun varlığı yok.
- 30:21
Anladın mı şimdi? Kharişte varlığı yok ne demek benim bir erkek kardeşim yok. Kharişte varlığı yok. O zaman onlar da diyorlar ki Allah'ın sıfatlarını düşünürsek, bilim kurgu gibi düşünürsek bilmet başka, bilen başka bunu bölebiliriz. Ayrı diyebiliriz, farklı diyebiliriz. Ama kharişte sıfatları ayrı görmediğimiz için sıfatları haricen mülaza edilmediğinden zatın içindedir.
- 30:45
Şimdi zatın içindedirle de kalmıyor. Tasavvufçuların bazısı zatta birliktedir diyor. E tabii felsefeye gidersen, mutezeye gidersen sıfatları hiç yok diyor. Şimdi İmam-ı Rabbanda diyor ki siz tasavvuf ehlisiniz, ehli sünnetsiniz. Sıfatlara inanıyorsunuz. İnanıyorsunuz ama kharişte ayrıyetten saymaya gerek yok.
- 31:05
Kharişte bir varlıkları yok dediğiniz an hiç bu sıfatları yok diyen mutezileye ekmeğine yağ sürmüş olursunuz, aynayı yere varmış olursunuz. Çünkü onlar da ne dediler? Sıfatlar düşünürsek ayrı ayrı düşünürüz ama kharişte bakarsak varlığı sahasına çıkmış durumda onlar zatın aynıdır dediler. O zaman diyor.
- 31:26
Femalem yatebi rohu tasavvuf ehliyim diyen, işte vahdeti vücut ekolü vesaire ehli sünnet tabi mübarek insanlar da bunlar itibar etmedikleri müddetçe neye? Tegayürel vücudil hariciyi Allah-u Teala'nın sıfatlarının kharişteki varlıklarının farklılığını yani hayat sıfatı dirilik, ilim bilmek bilmekle hayat farklı hayat zattan farklı ilim zattan farklı, aynı zamanda ilim sıfatı
- 32:02
hayattan da farklı. Ne oldu? Hepsinin kendi kendine farkları çıktı. Bu farkları kabul etmek lazım 8 tane ayrı sıfat var. Birbirinin içine girmemiş, birbirinin sahasına karışmamış, birbirinden ayırabileceğimiz seçebileceğimiz, kharişte var diyebileceğimiz 8 tane sıfat var. Demedikleri sürece çıkamazlar.
- 32:27
Allah-u Teala'nın sıfatlarını yok sayan mutezile ve felsefeciler cümlesinden dışarı kalamazlar ve çıkamazlar. İtibara göre farklılık var. Yani ilimde farklılık var. Ben bunu dışta ayrıyetten saymam var demem ama, 8 demem ama hayat başka, ilim başka demem ama yani efendim kharişte bunu demem ama ilimde, itibarda derim çünkü dinlik başkadır, bilmek başkadır, işitmek
- 33:03
başkadır, görmek başkadır. Toplananda mecbu bizzat da toplandığına göre bu sıfatları ayrıyetten saymaya konuşmaya lüzum yok. Demeleri aynı. Farklılık var ama manada var anlayışta var, düşüncede var. Yani senin varsayımında, kabulünde 8 var hayat, ilim, sevim ayrı şeyler demeleri la yücidi fayda sağlamaz hem onlara nef'an.
- 33:35
En ufak bir fayda sağlamaz. Yani sıfatları yok demekten onları kurtaramaz. Allah'ın sıfatları var diyenler ayrı ayrı saymalıdırlar 8 sıfatı kabul etmelidirler hayat ilimden başka, ilim sevimden başka, sevim basardan başka, basar iradeden başka, irade kudretten başka kudret kelamdan başka, kelam tekminden başka hepsi farklı farklı sıfattırlar.
- 33:59
Kabul edecek ondan sonra bunlar Allah'ın zatından zayit olarak yani Allah var dedikten sonra yeter denmeyecek Allah var, bu sıfatları da var diye ayrıyetten vurgu yapılacak, bunlar da konuşulacak kema'araf'te sen bunu gerideki izahlarımdan da anlamış bulunmaktasın diyor. Evet ve ennehu teala şüphesallahu teala kadîmun evveli yoktur, ezeliyyun yani ezelde geriye gittiğin zaman
- 34:30
ben 50 sene evvel yokum 60 sene evvel yokum, babam 100 sene evvel yok dedem 150-200 den evvel yok gidiyorsun gidiyorsun geliyorsun bir noktaya artık ondan sonra Adem Aleyhisselam 7 bin seneden evvel yok, 8 bin seneden evvel yok ondan sonra dünyaya geliyorsun dünya işte şu kadar 11 seneden evvel yok diyelim mesela güneş şu kadar 7 bin seneden evvel yok, her şeyin
- 34:57
gerisine bir yere geliyorsun varıyorsun dayandığın noktada burada yok bu diyorsun. Ama Allah'u Teala hakkında bunu yapamıyorsun nereye gidersen gidiyorsun şu noktadan itibaren gerisinde yok Allah haşa diyemiyorsun kadim bu demek, ezeli bu demek neyse olmadığını gayri ithal Allah'tan başkasına ait olmadı evveli olmama sıfatı ezeli olma sıfatı Allah'tan gayri hiçbir şey
- 35:24
gökler ezeli midir? Değil. Ne demek sonradan yaratılmış arş ezeli midir? Değil arş sonradan yaratılmış, kürsü ezeli midir? Değil sonradan yaratılmış, lehü mahfuz ezeli midir? Değil, sonradan yaratılmış melekler ezeli midir? Değil, sonradan yaratılmış peygamberler ezeli midir? Değil, sonradan yaratılmış peygamberlerin ruhları ezeli midir?
- 35:47
Değil, ruhlar da tamam bedenlerden çok binlerce sene önce yaratılmış ama yine de sonradan yaratılmış, Allah'la birlikte var değiller peygamberlerin ruhları işte şunlar bunlar mesela, Meryem validemiz nasıl Allah'ın eşi olacak sonradan yaratılmış, İsa as sonradan yaratılmış yani Hristiyanların taptıkları, onların taptıkları bunların taptıkları, ay, güneş, yıldızlar, gezegen
- 36:09
batıl ilahların hepsi sonradan yaratılmış, nasıl ilah olacak Allah'a ortak olacak? Allah'tan gayrına ezeliyet nasip değil, ecma ittifak etti cemiul milliyin, bütün milletler bütün milletler derken sadece İslam milleti değil, Yahudi, Hristiyan gibi diğer batıl da olsalar o dinlerin mensupları da ittifak etmiş, bu hükümde bu kararda
- 36:36
birleşmiştirler ki, yani Allah Teala'nın başlangıç noktası yok, Allah Teala ezelidir, evveli yok tabi zaten İslam ümmetinin Müslümanların ittifakı yeter de ittifak hak olanın ittifakıdır ama şunu demek istiyor batıllarda bile böyle bir batıl görüş yok batıl din mensupları bile bu doğruyu kabul etmiş demek istiyor yani o kadar kesin demek istiyor
- 37:11
Allah'tan başka bir kadim var yani evveli olmayan, başlangıcı başı olmayan bir yaratık var derse Allah onu yaratmamış demiş oluyor çünkü onun evveli yoksa, o varlığı kendinden oluyor varlığı kendinden ancak Allah var Allah'tan, Allah'ın varlığı kendinden e şimdi sen dersen ki Allah'tan gayri şu şeyin de varlığı ezelidir, kadimdir, yani varlığı kendinden yani ne demek?
- 37:36
Kendi kendine var, Allah'ı yaratmamış oluyor o zaman ne oluyor? Ve fakat kefer, muhakkak kafir oluyor bir adam, dese ki levh-i mahfuz hep vardı hiç olmadığı zaman yoktu, bu adam kafir oluyor çünkü Allah'a kadim bir varlık ortak etmiş oluyor halbuki Allah onu yarattığına göre o sonradan yaratılmış idi sen nasıl dersin ki kadim var?
- 37:56
ve minadil haytiyeti işte bu cihetten ve noktadan dolayıdır ki keffara, tekfir etti, ne demek? kafir dedi, kafir demek kolay bir şey değildir biz ışık gibi önüne göre kafir diyen bir ehl-i sünnet görüşünde değiliz, onlar zaten ehl-i sünnet değil haricidirler, ehl-i sünnet insanlar tekfir etmez 99 tane adamı tekfir edecek cihet bulunsa, bir cihetten tevil edilip
- 38:20
kurtarılacak yön bulunsa, ehl-i sünnet ne yapar? o bir ciheti tahsih eder, doğru kabul eder, 99 tane şeyi tevil eder, yine de adama kafir demeyiz dememek lazım, kafir demek kolay iş değil ama keffara kafir saydı, kim? El İmam-ı Gazali İmam-ı Gazali kafir olduklarına kesin ilan etti kimin? İbn-i Sina, meşhur İbn-i Sina'nın Türktür, büyük alimdir
- 38:44
allamedir, tıbbın otoritesidir falan filan felsefenin babasıdır ama İbn-i Sina'nın kafir olduğunu söyledi ama İmam-ı Gazali önüne gelene kafir diyecek adam mı? niye dedi acaba? Farabi de çok önemli, hem de Türktür yine Türk asılıdır ve çok büyük bir filozoftur yani bütün dünyanın üniversiteleri, gavurların Amerika'sının, Rusya'sının hepsi bunlardan alınmadı
- 39:11
okutulmadı, bunlar hala kitapları görüşleri, tezleri oralarda okunuluyor demek ki ne kadar büyük bir çığır açmışlar ama bu akıllan, çözülecek iş olsaydı Peygamber'e vahye ne lüzum vardı? Aklı nereye uydurmalıydılar? Vahye uydurmalıydı, ben Müslümanım diyor şudur budur ama kendi kendine bir karar veriyor niye?
- 39:32
Ve gayrı ama bu ikisine diğerileri daha filozofları da kafir dedi, niye dedi? Feyniyom çünkü onlar kailune, hükmedicidirler diyorlar ki Allah Teala gökler yerler sonradan kabul ediyoruz gezegenler şunlar bunlar felekler falan bunlar melekler sonradan fakat Allah'ın ilk Allah'la beraber var olan bir şey var o da nedir?
- 39:58
Akıllar akıllar ve nüfus ruhlar ruhlar diyor, yani ham madde gibi düşün biz bedeniz de iskeletten evvelki hali nedir? Evveli yok, akılların yani o ruhu çalıştıran beyin beyin yapısının, beynin ham maddesini yani anlayış gücü bunlar ta ezelde var ama bu bölündü şu oldu, şekle büründü, şuna girdi, insana şu kadarı bu kadarı ayrıldı ama bunun bir ham maddesi
- 40:26
açma yaptın, poğaça yaptın, kalete yaptın çatal yaptın ama bunun bir de hamur olan hali vardır bu ham maddedir, bu hamurdan sen 20 çeşit hepsi de birbirinden farklı çıkabilir ama diyor ki bu ham madde vardı diyor yani sanki Allah ham maddeden yaptı Allah yoktan yaratmadı oluyor, bir ham madde vardı şekli o yaptı diyor, akıllar vardı ruhlar vardı diyor
- 40:54
heyyulanın kıdemine hükmediyor, heyyula size demin dediğim maddenin aslı madde materyal yani materyal bütün gökler yerler elle tutulan, gözle gölen her şey madde, cismani alem, fakat bu diyor yoktu tamam bunu sonradan yaptı, bunu kabul ediyoruz diyor ama bunun diyor ham maddesi olan maddenin esası ve maddenin aslı vardı ve sureti, surette heyyulayla elfazı müteradifedir, yani
- 41:21
şekle girmeye müsait, suret şekil demektir, surete bürünmeye şekle girmeye müsait bir ham madde vardı, o ham maddeyi şekillendirdi onu gök yaptı, onu yer yaptı, o kısmını dağlara çevirdi, bu kısmını ademe, insana çevirdi bu kısmını dere yaptı, bu kısmını tepe yaptı yani şu gezegen yaptı ama burada ne vardı diyor, bir ham madde vardı bu da surete ve şekle bürünmeye
- 41:51
müsait idi, yani Allah Teala buna ondan sonra şekil verdi, tamam şekil veren Allah yaratan Allah, yapan Allah, tamam ama ham maddeden yapan, halbuki Allah Teala'nın isimlerini bilse, ismini düşünecek, kafayı çalışacak bediyahü semavat, Allah'ın bir ismi el bediyahü, 99 isimde de geçer bediyah ne demek, eşsiz yapan, yaratan
- 42:15
eşsiz ne demek, sen örnek görerek bir şey yapabiliyorsun Allah Teala hiçbir örneği yokken yapıyor dolayısıyla yoktan yaratmamız, el barihü Allah'ın bir ismi, barih ne demek, yok bir şey yok, ol diyor oluyor, kün ol diyor fevkün oluyor bunu sen nasıl dersin ki, bunun ham maddesi vardı da bunu bu şekle o çevirdi, yoksa yoktan yaratmadı
- 42:36
bunu diyen tabi ki kafir oluyor, çünkü Allah'ın bütün sıfatları inkara gidiyor, bu yüzden evveka aleyza, yine hükmetti bu İbni Sina farabi takımı felsefeciler, neyle büküldü o göklerin de evveli yok demişler hem de bir mafya içindekilerle de beraber yani ne demek, göklerin içinde ne kadar da gezegenler varsa onların hepsi yer sonradan oldu, şekle büründü
- 43:03
ama gökler kadim, evveli yok Allah var, göklerde varmış e şimdi bunu diyene ne derler sen Allah'a ortak isnat ettin Allah'ın sıfatında şeriki yoktur zatı gibi zat yoktur, sıfatları gibi sıfat yoktur o zaman zatının ortağı yoktur, sıfatlarının da ortağı yoktur, sıfatlarının da ortağı olmadığına göre kadimdir, ezelidir, o onun sıfatıdır
- 43:30
kıdem, beka, kıdem işte sıfat çubuğu diye de kıdem geliyor, kıdem evveli olmamak bu sıfatına sen dersen ki göklerin de evveli yoktu, hep vardı var, o zaman ne yaptın, kıdem sıfatında Allah'a ortak isnat ettin, İmam-ı Gazali der gönül rahatlığıyla der ki sen kafir oldun nasıl demesin, şimdi kafir demeyen de kafir oluyor
- 43:51
şimdi bir adam derse ki Allah'ın ortağı var onun sıfatı gibi sıfatı olan var derse ona kafir demesen de kafir oluyorsun hala buna bir pay bırakalım, e ne payını bırakacaksın Allah'a ortak koştu da nasıl pay bırakayım ve kale buyurdu, Hazreti Şeyhine Ulu Şeyhimiz Kudsesi Ruh Muhammed Bâkı Billah Hazretleri'ni kastediyor, kendi Şeyhini o derdi ki diyor inne-şşeyhâ muhiyyeddîni
- 44:22
Şeyh Muhittin İbni Arabiyyin İbni Arabi diye bilinen, Muhittin ve Arabi gâirün hükmeder, bi kıdemi ervâhil kümmeli, kümmel kâmilin cebi kâmil velilerin, Allah dostlarının, ruhlarının kadim olduğuna hükmeder, hükmediyor diye kitaplarında yahut da bir bilgi gelmiş benim Şeyhime diyor, o derdi ki diyor böyle bir şey varsa da feyembeğî lazım gelir, sarfu a.s.
- 44:51
bu sözü çevirmek anzairî, yani dış anlamından döndürmek lazım ven yec'ale, kabul etmek lazım hu bu sözü mahmûlen, hamledilmiş, efendim, alet tevhîli buna bir yorum getirerek bu yoruma mahmûldür, yoruma açıktır, yorumlanmalıdır diye kabul etmek lazım ki lellâkûne, olmasın muhalifen, ters düşücü liicmâi ehlil milelî bütün mezheplerin, bütün dinlerin ittifaklı olduğu bir konu ki
- 45:21
Allah Teâlâ kadimdir ve ezelidir ondan başka kıdem sıfatına sahip olan yoktur her şey sonradan yaratılanmıştır diye ittifak var bu ittifaka Muhyiddin-i Arabî ters düşemez çünkü kendisi de ehl-i sünnet bir âlimdir, bir mütesavviftir peki onun buna ters düşmemesini sağlamak için ne yapmak lazım? lafına mânâ vermek lazım, lafını doğru anlamak lazım derdi
- 45:43
nasıl tevil ettiğine dair bir şey söylemiyor fakat ben şöyle söyleyebilirim boşta kalmasın laf diye Muhyiddin-i İbn-i Arabî Hazretleri dermiş ki Kamil velilerin ruhları kadimdir kadimdir demek yani evveli yok ama o Allah'ın sıfatı gibi evveli yok sonradan yaratılmamış anlamında demez diyemez çünkü kendi itikadını bildirdiği Futuhat-ı Mekke kitabının başında
- 46:10
benim inancım şunlardır diye maddelemiş o itikadında da Allah'ın kadim olduğunu, başka kadim olmadığını kendi beyan etmiş Muhyiddin-i Arabî kendi itikadını kendi açıkladığı kitabında okuduğumuza göre bu sözde ondan sadır olduysa o zaman onu buraya vurduğumuz zaman bir tezat ve çelişki olmaması için ne yapacağız?
- 46:28
Yorum yapacağız bunu da diyor Şeyh'im öyle derdi diyor Muhyiddin-i Arabî Hazretleri tevil etmek lazım Muhyiddin-i Arabî eli sünnettir ters düşmez o zaman nasıl tevil edelim? kıdem mesela askerde veyahut memuriyette bir gün evvel, bir ay evvel bir sene evvel gelen kıdemli olur kıdemli başçavuş diye bir tabir var ya kıdemli kıdem demek yani onun evvelden gelmesi
- 46:53
biraz daha evvelce kayıt olması, memur olmasının ona verdiği bazı imtiyazlar var hani insanların etik açıdan ona saygı duyması yaşı büyük, kıdemi büyük o ayrı bir şey. Bağışa da taalluk ediyor efendim borduroya da taalluk ediyor, emekliliğe de taalluk ediyor her şeyi taalluk ediyor. Bazı imkanlardan yararlanıyor sonra gelen yararlanamıyor falan kıdemin getirdiği şeyler
- 47:15
Muhyiddin-i Arabî demişse ki Kamil velilerin ruhlarında kıdem var bu Allah gibi haşa evveli yok anlamında der mi koca Muhyiddin-i Arabî onu bilmeyecek cahil mi? Allah'ın sıfatını sokaktakine saydırıyoruz. Çocuğa öğretiyoruz şeyde Sıbyan Mektebi'nde ilk sayılan sıfat kıdem beka onu Muhyiddin-i Arabî mi bilmeyecek?
- 47:33
Lafı doğru anla sen de. Ne demek istiyorum yani Allah-u Teala ilk yarattığı ruh Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ruhudur sonra zaten o hadis-i şerifi düşünürsek benim Mevlid kıssası kitabında yazdığım uzun bir hadis-i şerif. İlk Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in nurunu yarattı o nuru işte 3'e böldü, 4'e böldü onu 3'e böldü, onu 3'e böldü öyle gidiyor.
- 47:56
3'e 4'e gidiyor o hadis uzun bir hadistir. Bir kısmını Sinan Erdem'de Mevlid gecesinde sonra anlattım. O uzun hadis Mevlid kıssası Muciz Hayat kitabında var. Kaynaklarla beraber orada görüldüğü üzere diğer Müslümanların yaratılmasına göre ruhlar alemini konuşuyoruz bedende değil. Bedende herkesin saati belli doğum tarihi belli.
- 48:16
Onu konuşmuyoruz Ruhlar alemindeki kıdeme göre baktığımız zaman en kadim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem oluyor ama biz burada ne demiş olmuyoruz? Rasulullah'ın evveli yok, yaratılmamış, haşa mahluk değil, Allah'la beraber var demiş olamayız haşa. Bunu desek kafir oluruz ama yaratılan ruhlar içinde kadim kim?
- 48:35
Bak, yaratılan ruhlar. Dedik mi yaratandan ayırdık. Bu yaratılan kategorisinde yaratılandan konuşuyoruz bu arada kıdem tasnifi yapıyoruz Muhittin Arabi demiş ki kamil ruhların, velilerin ruhları kadimdir. Buradaki kıdemden kastı nedir? Allah Teala'nın kıdemi hiç evveli yok yaratan. Ama Allah Teala'nın yarattıkları içinde özel yarattıkları var.
- 49:01
İlk yarattığı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in nurudur ve ruhudur O zaman Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bedeni bütün peygamberlerden sonra geliyor. Ama kıdeme baktığın zaman ruhlardaki kıdeme ilk yaratılandır Adem Aleyhisselam'ın bile ruhtan babası oluyor. Bedende çocuğu oluyor ruhta babası oluyor Efendim, yani İbn-i Farız'ın da dediği gibi
- 49:21
Kasidebürde sahibinin hemziyesinde dediği gibi yani Adem'e nispetle benim ona oğulluğum isnadım sahittir ama maneviyata baktığın zaman da babalığım gerçekleşmiştir. Çünkü ruh olarak babadır. Çünkü neden öncedir. İlk yaratılan, ilk sevilen ilk tecelliye mazhar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in nuru, kıdem bu kıdemden gelince onun nurundan
- 49:43
peygamberlerin nurunu işte velilerin nurunu ta bizim gibi sıradan insanlar müslümanlar hele hepten müslüman olmayan avam, naz falan fasık falan onları da sıradan geri geri geri gitti. Evveliyete gittiğin zaman Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den peygamberler, peygamberler, oradan veliler, o nur taksim edilirken daha ilk şeylerde kamil velilerin ruhları ikinci,
- 50:07
üçüncü, dördüncü ayırımda yerini buluyor. Biz daha 8, 10, 15'e gidiyoruz, geride yer alıyoruz. Maneviyatımızın önceliğine göre, Allah Teala'ya ruhlar alemindeki lebbeyk diye icabet etmemize göre, ruhumuzun maneviyatına göre Mevla tasnif etmiş. Beden olarak sıra belli, doğum tarihine göre. Ama ruh olarak sıra böyle gitmiyor.
- 50:29
Niye Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Adem Aleyhisselam'dan üstüne oluyor o zaman? Bedene baksaydı sonra olmalıydı. Onun için Muhiddin Arabi'ye kamil verilen ruhları kadim derken neyi kastediyor? Diğer ruhlara nispetle, nispetle önce yaratılmıştır. Niye? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in nurundan ayrılanlardan ilk parçalara düşüyorlar tasnifte.
- 50:52
Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in manevi yakınlıkları ne kadar fazlaysa en evvel onlar ayrılıyor o ruhtan. Cüzleniyor, parçalanıyor. Ama Allah'ımızın varlığı o hakiki kadimdir, vezelidir. Evveli yoktur. Çünkü o yaratılması söz konusu değildir. O kendi kendinde yaratmış değildir. Haşa. Onun varlığı kendindendir.
- 51:13
Allah dışındaki her şey sıfatlar hariç. Sıfatlar zat gibidir. Hepsi kadimdir ve ezelidir. Hayat sıfatının olmadığı zaman yok. İlim sıfatı Allah var, hayat sıfatı onunla beraber var. Onu konuşmuyoruz. Ama Allah Teala'nın zatı ve sıfatları hariç. Ama arş, ama kürşi, ama lev, ama kalem. Ama Adem, ama Muhammed.
- 51:33
Bütün enbiya ve evliya hepsi de mahluktur, yaratılmıştır, hadistir, sonradandır. Bir kıdem söz konusu varsa o ruhlar aleminde yaratılmışlar arasındaki sıralamadaki nisbi, göreceli o buna göre önce, bu buna göre sonra mefhumu itibarıyladır demek istiyor Muhyiddin Arabi Hazretleri. Dersek herhalde güzel bir tevil yapmış oluruz ki Hacı Bakıbilli Hazretleri buyurmuş ki
- 52:03
sakın Muhyiddin Arabi'nin bu sözünü Allah'a ortak koşuyor ruhları gibi anlamayın sonra o zaman İblisina'dan ne farkı kalır haşa. O ehl-i sünnet bir velidir. Onun sözünü doğru anlayın, doğru yorumlamak gerekir. Lafın dışına göre lügat manası vermekle olmaz buyurmuş. Biz de buraya bir izah ve katkı sağlayabildikse Muhyiddin Arabi Hazretleri'nin şefaatine mazar oluruz inşallah.
- 52:27
Benim defatınız, benim lafımı anlamaya çalıştın, anlatmaya çalıştın diye birkaç kere de ziyarete nasip oldu. Kabir-i Şerif'in inşallah ruhaniyeti de hazır olur, himmet buyurur, teveccüh buyurur, elimizden tutar. Çok tasarruf sahibi. Büyük veli yani. Ta Osmanlı'nın kurulacağını Osmanlı'nın adı yokken, Osman Gazi doğmamışken.
- 52:51
Sahabe döneminden sonra Emevisi, Abbasisi Memlukisi, Selçukisi hepsini katıyor. Zaten kendi Selçuklu döneminde. Diyor ki sahabeden sonra devletlerin en düzgünü Osmanlı Devleti olacak. Bunu da Sultan Abdülhamid Han Hazretleri levhaya yazdırıp da Yıldız Camisi'ne tabela astırdı ya. Böyle büyük müjdeler vermiş.
- 53:13
Hicazide Kale, Sin, Fişin, Zahra Kabri, Muhyiddin. Kabri gizliydi. Onu çok aleyhine gidenler oldu. Onu işte efendim öldürülmesine fetva verdiler, tekfir ettiler vesaire. Her dönem olduğu gibi. Sonra onun kabri kayboldu. O onu evvelce söyledi. Sin, Fişin'e girince Muhyiddin'in kabri çıkar ortaya. Kimse bir şey anlamadı.
- 53:34
Ne zaman Yavuz Selim Şam'a girdi, Selim'in Sin'i Şam'ın Şe'si. Sin, Fişin'e girince benim kabrim işte o zaman Selimiye Camisi var şimdi Şam'da. Allah muhafaza sizin bombalanmaktan. O Camii Şerif'in haziresindedir. Dolayısıyla bu kadar büyük kerametler sahibi Allah Teala'nın gayb ilimlerinden bazılarını keramet olarak kendisine bildirdiği bir velinin Allah'tan başka
- 53:57
kadim var, efendim evveli olmayan varlık var demesi düşünülemez. Evveli olmayan bir tek Allah'tır. Sıfatları da onunla beraber. Onunla beraber. Onların dışında, zatı ve sıfatları dışında her şey muhdestir ve hadistir ve sonradandır. Kadim değildir. Sonradan olması demek varlığı kendinden değildir. Onları bir yaratan vardır.
- 54:20
Yaratılmalarının başlandığı bir nokta vardır. Ruh da olsa böyledir. Çünkü ruhta ezeli olmadığına göre Allah Teala bu bedenler alemi yokken ruhları yarattığı alemde noktada yine onun bir zamanı zemini vardır. Çünkü yaratılma alemine çıktık zaman başlamış olur. Gerisinde yokluk geçiriyor. Ama Allah Teala'nın hiçbir gerisi yoktur, yokluğu yoktur, yok olduğu zamanı düşünmek
- 54:43
diye bir şey yoktur. Çünkü varlığı kendinden. Geri kalan her şeyin varlığı ondandır. Varlığı ondan olunca başladığı nokta vardır. O zamanda ne olamıyor? Hakiki manada kadim ve ezeli olamıyor. Ancak ne oluyor? İşte askeriyedeki şey gibi kudemli subay başçavuş bilmem ne gibi biraz evvel gelme gibi. O zaman ne oluyor?
- 55:01
Yaratılmışlar listesine giriyor. Yaratıldıktan sonra bu önce yaratıldı, bu sonra yaratıldı gibi bir tasnif oluyor. Velilerin, peygamberlerin velilerin, kamil velilerin ruhları, ruhlar aleminde de mutlaka öncelik sırasına sahip olmuşlar. Daha önce yaratılmışlardır. Bunu zaten rivayetler bize gösteriyor.
- 55:21
Bunu da böyle anlamak icap eder. Allah-u Teala ehl-i sünnet itikadını muhafazaya muvaffak eylesin. Ehl-i sünnet dışı fırkaların inançlarına, felsefeye, akla mantığa, mutezilenin yanlış bilgi ilançlarına sapmaktan, saptırılmaktan ve saptırmaya çalışan ilayetçi, hoca, hacı geçirenlerin şerlerinden cümlemizi ve neslimizi muhafaza eylesin. Amin. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû.
Benzer sohbetler
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026
27:50Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 3) 240. Bölüm 23 Eylül 202623 Eylül 2026 · 28 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 23 Eylül 2026


