26:11 / 51:08

  1. 01:10

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Vessalatü Vesselamu Aleyhi Seyyidil Mürselin. Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Mektubattan çok zor bir mektubu seçmişiz. Fakat madem başladık, bitireceğiz inşallah. Bu iş inada bindi dedikleri gibi yani bu mektubu bitirmek zorundayız.

  2. 01:32

    Biraz zordur. Talebelere de zor, hocalara da zor, anlatması daha zor. Anlaması zor gibi ama bunu güzel anlarsak inşallah ondan sonraki mektupları daha kolay anlayacağız. Böyle de bir güzellik oldu. Zordan başlayınca kolaylar zevk verecek yani. Ama zoru da anlatmaya çalıştım. Bazı kere birkaç satırı yarım saat bir saat izah ettim.

  3. 02:01

    Siz ne anlayacağınızı düşünüyorum. Çok güzel ilimler var fakat bu mektubun devamında da çok muazzam ilimler var. Sürer tabii 5-10 ders daha sürer. Şimdi bundan evvelki derslerde İmam Rabbani Hazretleri Kaddesallâhü Teâlâ

  4. 02:24

    Neden bahsetti? Allah-u Teâlâ bir şeyle birleşmez, Allah-u Teâlâ bir şey hulûl etmez, Allah-u Teâlâ'ya bir şey hulûl etmez bu konuları anlattı. Allah-u Teâlâ'nın zatı değişmez, sıfatları değişmez, fiilleri değişmez buyurdu. Tasavvuf ehlinin, tarikat erbabının bazı sözleri vardır. Bunlar aşşata hatta deniyor.

  5. 02:48

    Fakat aşkın taşkınlığı halinde söyleniyor. Bunlar bunu kötü niyetle söylemiyorlar. Bir de manalarını doğru anlamak lazım. İşte onları anlattı yani. Fakirlik tamamlanırsa o Allah'tır. Fakirlik yani dervişlik tamamlanırsa ne demek? Yani onu anlattı işte. Bir insan Allah'a ihtiyacını bilirse, her şeyde ona muhtaç olduğunu şuuruna ererse

  6. 03:15

    kendinde hiçbir şey olmadığını da görürse o Allah olur. Ne demek o Allah olur? Adam Allah olur demek değil. O artık ancak Allah kalır. Kendi nefsi yok olur demektir diye onu bir izah etmişti. Sonra Enel Hak, meşhur dünyayı koparttılar bu işten dolayı. Allah-u Teâlâ'yı idam ettiler. Kudret Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem o da büyük velilerdendi makamını.

  7. 03:35

    Anlayamadılar. Belki zahiren, fıkhın zahirine göre işte öyle icap etti neyse. Enel Hak, işte ben hakkım. Bu ben hakkım demek, ben Allah oldum demek değil diyor. Demek ki İmâm-ı Rabbânı Hazretleri şeyhim bunu izah etti diyor. Muhammed Bâkı Bille Hazretleri için şeyhim bunu izah etti diyor. Ben hakkım şu demek.

  8. 03:55

    Ben yok oldum, nefsimi kaybettim. Kendimi yok biliyorum. Kendimi göremiyorum. Hiçbir şeyimi göremiyorum. E o zaman ben yokum. Ben yoksam kim kaldı? Hak kaldı yani Mevla kaldı. Ben yokum baki olan, ben fâniyim baki olan haktır. Yani burada tabi adam ben Allah'ım dedi de haşa kafir oldu. Ya böyle şey olur mu?

  9. 04:15

    Bu zat sabaha kadar namaz kılıyor. Ben Allah'ım diyen adam namaz kılar mı? Kime namaz kılacak ondan sonra? Zaten Allah olmuş kime ibadet edecek yani haşa. Yani tasavvuf ehlinin sözlerini düzgün anlamak lazım. Ben de orada izahlar getirdim size. Yani ZTKM'ye büründüm, Yunus diye göründüm. Yunus Emre'nin şiirinde geçen veyahut Mahmut diye göründüm diye

  10. 04:37

    bir ihvanımızdan birinin rüyada gördüğü meseleler. Bunlara çok takılmamak lazım. Kul Allah olmaz haşa. Hiçbir zaman için böyle bir muratta niyet de yoktur. Ama Allah-u Teala'nın tecellileri var. Bazı bu tecellilerden şekle bürünenler olur. Yarattığı bir nur bir şekilde girer, o şekilde görünür. Yarattığı bir nur.

  11. 04:57

    Bunu anlattım, uzun anlattım, tafsilatlı anlattım. Geçen ders çok önemliydi. Tecelli Suri meselesinin ispatı bakımından. Cahil cühela, profesör olmuş, doçent olmuş. Etek emeğe büründü, Mahmut diye göründü, bu şirktir. Yahu ne alakası var bunun şirkle? Allah-u Teala'nın zatı görünmüyor. Sıfatları görünmüyor, fiilleri görünmüyor.

  12. 05:18

    Yarattığı mahlukat diyoruz, bak mahluk diyoruz zaten, nasıl Allah olacak mahluk ya? Yarattığı diyoruz, mahlukatından bir nur. Ya bu ışık da Allah'ın yarattığı bir nur, şimdi burada parlıyor. Gözümü kamaştırdı ya. Buna bile zor bakıyorum, biraz baksam gözüm bozulacak, sulanacak ya. Allah'ın yarattığı nurlar var, bu ışıkları hep Allah yaratmış.

  13. 05:37

    Bunlar Allah'ın zatı değil, sıfatı değil, kafanı çalıştır. Bu nur, mesela bir şekle bürünebiliyor. Şekle bürünüyor işte, efendim Mahmut Efendi suretinde görünür, efendim Yunus Emre suretinde görünür. Yani Allah-u Teala o nurunu ona parlatır. Dağ taşı tecelli eden, kuluna niye tecelli etmesin? Bu tecelli Allah'la birleşmek anlamına gelmez, falan filan.

  14. 05:58

    Bunları anlattık. E o geçenki dersi, ee, tafsilatı iyi dinlemek lazım. Şimdi yine bu noktadan devam ediyoruz. Neticede nereye vardıydık? Allah-u Teala'nın zatı değişmez. Sıfatları değişmez, fiilleri değişmez. Burada ittifak var, bütün el-İsned ve cemaat meşayıhı ve uleması ve ilmi kelamcıları bunda müttefiktir.

  15. 06:21

    Değişiklik olamaz, değişiklik diyen Allah muhafaza, kafir olur. Çünkü Allah-u Teala o zaman değişmek, sonradan yaratılanların alametidir, belirtisidir. Sonradan yaratılanların alametini Mevla'ya takamayız. Taktığımız anda ne olur? Allah-u Teala nahallel lil havadis olur. Yani sonradan yaratılanları barındırmış olur.

  16. 06:40

    Sonradan yaratılanları barındıran bir noktada da onun da zatına ne gelir? Sonradan yaratılma belirtileri gelir, haşa. Bundan dolayı Mevla'mız ki yaratandır, asla yaratılmamıştır, yaratılanlarla da hiçbir alakası, ilgisi yoktur. Onlara hülül etmez, onlar ona hülül etmez. O zaman yaratılanlar değişir, yaratan Rabbimiz zatıyla, sıfatlarıyla ve fiilleriyle değişmez.

  17. 07:04

    E fiilleri nedir? Öldürmesi, diriltmesi, rızık vermesi falan filan. E bunlar değişiyor işte bak adam dün sağdı, bugün öldü, dün yoktu, bugün doğdu falan. E bu fiilleri değil ki. Fiillerinin eseri o. Fiilleri değişmez. Fiili ezeldedir. Burada eseri şimdi çıktı, eseri değişir çünkü eseri mahluktur. Bunları anlattık.

  18. 07:25

    Kaç derstir bu konuları işliyoruz, ben bile bilesi fazla, ben neyim ki ama yeni yeni anladım yani bu mektuptan sonra bu meseleyi. Çok derin dersler vardı geride yani. Mevla'nın her şeyi bir anda bilmesi, her şeyi bir anda yapması, her şeyi bir anda konuşması, bu inkişaf, tek bir inkişaf, anı vahid, tek an, basit, zamanın parçası değil, bunları ben anlamıyordum bu kadar.

  19. 07:48

    İşte anlatayım derken ben de anladım yani ve böylece Mevla'nın hiçbir şeyinin değişmediğini kesin anlatmış olduk. İnşallah anlamışsınızdır. Geldik şimdi. Vahded-i Vücut makamında olan bazı tasavvuf ehli var. Bunlar tabii Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinden sonra başlamış gibi görünüyor ama asla değil.

  20. 08:10

    Çünkü Muhyiddin İbn Arabi 600'lüdür hicri, Halil Hacı Mansur 300'lüdür diyelim. Yani 300 sene evvel de bu var. Vahded-i Vücut makamında ilginç haller vardır yani şimdi Veyhazıt Pestamide Sübhani, Sübhani kendisinin tesbihi kendini yok görüp Mevla'yı görmesindendir mesela. Ee Şibli'den rivayet edilir, Nuri'den rivayet edilir, Kaddesallâhu aş-şerâ-llâhu ve aliyye.

  21. 08:36

    Bunlar 200, 250, 300'lü hicri dönemlerdedir. Muhyiddin İbn Arabi'den çok eskidir. Sonra Hakimi Tirmizi, Nevadir Uluslu sahibi, İhtiyatat Kitabı'nın sahibi, Hakimi Tirmizi Hazretleri bu konulara temas etmiştir. Dolayısıyla Muhyiddin İbn Arabi bunu bulan, keşfeden biri değildir. Muhyiddin Arabi bunu mezhep haline getiren, meşrep haline getiren, tertip eden, düzenleyendir.

  22. 09:03

    Sistematiğe çevirendir yani bunun okulunu oluşturmuştur. Osmanlı'da meşayıhı da ekseriyetle Vahded-i Vücut hali üzerinde. Halvetisi de celvetisi de yani. Bakarsınız Osmanlı'daki bütün zaten Selçuklu'nun son dönemidir Muhyiddin Arabi'nin dönemi, Osmanlı'dan biraz evveldi. Konya'da da bulunmuş Sadrüddin Konevi.

  23. 09:21

    Annesiyle de evlenmiş. Sadrüddin Konevi de bu ekolün en büyük temsilcisidir ve yayıncısıdır. Vahded-i Vücut ekolü. Bu Vahded-i Vücut'ta tabii varlık aleminin birliği konuşuluyor. Yani burada bir birlik konuşuluyor ama ince bir iş var burada. Bunun bir mektupta anlatıyorum ama şimdi ona giremem. Bu mektupta onu anlatmıyor.

  24. 09:42

    Ona giremem, girersem çıkamam. Onun için giremem. Burada vakitlerle sınırlıyım. İki üç saat olacak da konuşacağım. Ancak Vahded-i Vücut'ta yani varlık... Bizde Vahded-i Vücut yok da İmam Rabbani bizim tarikatlarımızda Vahded-i Şuhud vardır. Vahded-i Şuhud nedir? Müşahede de birlik. Müşahede de birlik ne demek?

  25. 10:05

    Allah-u Teala'dan başkasını görmemek. Allah-u Teala'dan başka varlıklar var mı? Var. Başka varlıklar var mı? Var. E ben varım işte. Sen de varsın. Biz hayal değiliz, hakikatiz. Rüyada da gezmiyoruz burada. E o zaman varlık tek değildir. Allah-u Teala'nın var ettiği mahluklar da vardır. O zaman varlığın Vahded'i söz konusu değil de Şuhud'un Vahded'i.

  26. 10:29

    Yani bizden istenen her şey... E Allah'tan başka varlık yok. Hepimiz rüyayız, hayaliz. Tek Allah var. İtikadı yanlıştır. Bizden istenen bu inanç değildir. Bizden istenen Vahded-i Şuhud'dur. Ne demek Vahded-i Şuhud'dur? Hanımın da var, kızın da var. Efendim, düşmanın da var, dostun da var, gavur da var.

  27. 10:47

    Her şey var dünyada yani. Bunların varlığını kabul edeceksin ama bunları görmeyeceksin. Hemen fahal anı bilip gidelim. Cemal-i Baha, Kemal-i Seyreder. Her işi yapan ancak Allah'tır. Yaratan ancak Allah'tır. O zaman senin ee görüşünde varlık aleminde varlıklar çok olabilir. Ama sen hiçbirini görmüyorsun.

  28. 11:06

    La ilahe illallah diyerekten Allah'tan gayri yok, Allah'tan gayri yok. İşte la mevcudu illallah. Bizim Nakş-ı Tarikat'ında da la mevcudu illallah var zikirde. Halbuki bu Vahded-i Vücut azıdır. Yani Allah'tan başka mevcut yok diyorsun. E bu Vahded-i Vücut'tan ne farkı var? Farkı şudur. Sen orada Allah'tan başka varlık yok derken var ama ben görmüyorum.

  29. 11:27

    Sildim. İlgilenmiyorum. Kafayı takmıyorum. İtibar etmiyorum. Temet manasında mevcut yok diyorsun. Yoksa hakikatta sokak yok, cadde yok, İstanbul yok, çarşamba yok demiş olmuyorsun. Çünkü mevcudat var. Benim görüşümde, kalbimde, aklımda artık Allah'tan karşı kalmadı. İşte enel hak. Ben kalmadım, hak kaldı.

  30. 11:52

    Dikkat edeceksin yani. Sübhani ben beni tespih ederim. Ben yokum ki. Ben yok oldum, Mevla'yı tespih ediyorum. Çünkü bir o var. Gerçek varlık ondadır. Gerçek varlık dersen bunu anlarım. Ama hiç varlık yok dersen bu süfesta-i yeme zebine giren eşyanın hakikatleri sabit değil olur. Halbuki hakâkul eşyâi thâbitetun.

  31. 12:11

    Eşyanın hakikatleri sabittir. Yani benim, ben varım ve gerçekten varım yani. Rüyada beni var diye görmüyor kimse yani. Zaten onun daha tehlikeli diğer yönleri de gider. Bu itibarla vahdet-i vücut tasavvufta bir makamdır. Zevkli bir makamdır, lezzetli bir makamdır. Yani Allah'ın varlığından başka bir varlık, bilmemek.

  32. 12:34

    İşte o bilmemekle görmemenin farkı var. Görmemek olsa güzel de bilmemek olunca bazı sıkıntılar çıkarttı. Onun için Muhammed Rabbi Hazretleri hep der ki sen eğer o makamdaysan mazursun. Çünkü başka bir şey bilmiyorsun. Bilmeyince de yok diyorsun. Mazur oluyorsun. Fakat

  33. 12:55

    şimdi yani biri iki gören adam var. Şaşı. Bu adam iddia ediyorsa ki burada iki direk var şimdi ha şu karşımda. Bu adam mazurdur. Şimdi iki görüyor. Ama bu adamın yanında biri duruyor burada o da diyor ki iki direk var. Ona derler ki bak sen tek görüyorsun yalan söylüyorsun derler. Bak direk tek görüyorsun iki diyorsun.

  34. 13:18

    O zaman o yalancı olur. Ama bu şaşı iki görüyor ise bu yalancı değildir. Şimdi adam Allah'tan gayet bir şey görmüyor makamı ona gelmiş hiçbir şey yok diyor. Bu adam mazurdur. Makamı icabı. Ama öbürü o makamda değil. Hiçbir şey yok diyor. Yalancıdır. Sahtekardır çünkü bu eşya vardır. Bu vahdetti vücut.

  35. 13:39

    Yani İmam Rabbani Hazretleri diyor ben de o makama çıkarıldım. O makamda bir zevk, bir lezzet, bir şey yani Ya Rabbi beni buradan ayırma diye dua ettim. Yani istemiyorum ayrılmak çok hoş bir şey oldu. Fakat Mevla beni fazl-ı keremiyle yahu orada takılma o biraz aşağıda kalıyor diye çekti. Sırf fazl-ı keremiyle çekti beni diyor.

  36. 13:58

    Ben bir üst makama çıkınca bir de baktım Muhyiddin Arabi Hazretleri aşağıda bir çadır kurmuş diyor yani o makamda. Orada duruyor diyor. Bu yüksek makamdan haberi yok. E bu noktada İmam Rabbani Muhyiddin Arabi'den üstündür tabii ki. Muhyiddin Arabi Şeyh-i Ekber'dir, büyüktür ama İmam Rabbani Müceddi El-Fisani ikinci binin müceddidi olarak

  37. 14:17

    Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'den sonra bu makamı ona nasip olmuştur. Tabi Muhyiddin Arabi Hazretleri Hatem-ül Velâ'ya veliliğin sonuyum diye iddiada bulunmuştur. Ondan evvel Hakim Tirmizi Hazretleri bunu beyan etmişti. Hatem-ül Velâ'ya, veliliğin de sonu var. Nebilerin sonu gibi. Kendisini demese de efendim Ondan üç yüz sonra gelmiş

  38. 14:36

    Muhyiddin Arabi Hazretleri buna sahip çıkmış ve hakikaten bütün Hatem-ül Evliya, velilerin sonu diye de bir de kapalmıştır yani. Haklı da bir şöhreti vardır. Haksız değildir bu şöhreti. Ama elde olan beyde olmaz diyor İmam Rabbani Hazretleri daha çok sonra geldiği halde binin başında gelmesi hasebiyle önümüzdeki binin yani şimdilik 437'de şu andayız

  39. 14:58

    daha önümüzdeki birkaç yüzlük sene daha var Hazreti Mehdi'ye dayanana kadarki dönemin tüm İmam Rabbani'nin tecdit sahasıdır. Yüz mücedditleri geliyor. Efendi Hazretlerimiz de yüz müceddidir ama yüz mücedditleri her yüz başında gelir ama binin müceddidi bir daha gelmez. Çünkü bu ümmetin ömrü bu binden sonraya geçmez.

  40. 15:18

    Yani 1437'deyiz ya hicri olarak diyorum ikinci bini hicri ikinci bini geçmez. Yani mektubat da İmam Rabbani Hazretleri böyle beyan ediyor. Hal böyle olunca Hacı Dursun Efendi Dursun Feyzi Efendi hocamız Efendi Hazretlerimizin hocası Efendi Hazretleri onunla biraz mücadele etti bu işte yani. O diyor Muhittin Arap'ı üstündür.

  41. 15:43

    Efendi diyor İmam Rabbani üstündür falan. Sonra Hacı Dursun Efendi mübarek rüya görürdü çok yani sahih rüyalar vardı. O gece rüyasını da gördü ki yani gördü onu Ahmet El Faruki dediler. O zaman ertesi gün dedi Efendi ben kabul ettim. Tamam İmam Rabbaniymiş dedi. Hani manen bildirildi ona. Tabii ki İmam Rabbani olmalıdır.

  42. 16:03

    Çünkü bugüne kadar faaliyet alanına baktığımızda şeraat, tarikat bütün hep İmam Rabbani koluyla devam ediyor bütün dünya çapında. Muhittin Arap Hazretlerinin ki özelde kaldı. Bir meşrep olarak kaldı yani ama yani artık tasavvufu inceleyenlerin araştırmacıların işi olarak kaldı yoksa şu anda o makamda o halde olan insanlar da kalmadı.

  43. 16:24

    Tarikatını yürütecekler de yok. O tarikatın adı Ekberiyet Tarikatı'dır. Özel bir tarikatta vardır yani. Ama Vahdet-i Vücut e tabii çok iz bıraktı. Yani Osmanlı'daki bir fiil yani bir cümle tarikatların çoğu ruhu bilen sahibi dahil hep Vahdet-i Vücut'a hep ima eder. Oraya atar şeyi yani. Hedefi oraya belirlemiştir.

  44. 16:49

    Şimdi Vahdet-i Vücut'ta da her şey Allah oldu haşa manası gibi bir şey yoktur. Çünkü her şey Allah oldu deyince Vahabiler de o zaman Muhittin-i Arabiye'ye kafir diyorlar haşa. İbn-i Teymiye de kafir diyor yani. İbn-i Teymiye bu bakımdan çok tehlikedir. Muhittin-i Arabiye'ye kafir demek çok büyük tehlikedir.

  45. 17:12

    Çünkü Şeyh-i Ekber'dir. Çok büyük velidir yani. İmam-ı Rabbani de kabul ediyor onun makamı. Velakin İmam-ı Rabbani'ye göre bir makam aşağıda kalmış ayrı bir şey. Ama bu veliliğini bozmaz. Yüce velilerdendir. Bunu nasıl kafir deriz? Dediği lafı anlamaya çalışsak daha iyi olmaz mı? Ne demek istiyor Vahdet-i Vücut nedir?

  46. 17:31

    Bunu anlamaya çalışsak daha iyi olur. Hatalıdır, şudur. Ama mazurdur. Çünkü o makamda öyle görüyor. O kendi makamında öyle görüyor ve o makamdan çıkamadan da vefat ettiği anlaşılıyor. Yani başka beyanları olmadığına göre demek o makamda vefat ediyor. O makamda vefat edince de yahu ben evvelce şu makamdaydım ama

  47. 17:51

    şimdi çıktığım makamda bu noktayı farklı görüyorum diyemeden demek vefat etmiştir. Veya bize ulaşmamıştır vefat etmiştir. Esnasında belki o makamları atlatmış da olsa beyan edememiş de olabilir. O bize alakadar etmiyor. Biz bize kalan yayınlardan, kitaplarından ancak ilimlere ulaşabiliyoruz. Gerçi İmam Muhyiddin Ali Bey Hazretleri'nin kitaplarına deste yapılmıştır.

  48. 18:13

    Yani katma karıştırma da Yahudiler tarafından yapıldığını İmam Şahrani Hazretleri beyan ediyor. Bazı kitapların asıl el yazmalarına ulaştığımda sonra kopyalanan nüskalerde olmayan şeyler olan şeyleri orada görmedim diyor. Yani İmam Şahrani böyle bir beyanı da var. Onun için zaten böyle bir şüphe ihtimali olan noktada bu nasıl böyle der diye de yüklenmemek lazım.

  49. 18:35

    Çünkü sözlerini güzel anlamak bir meseledir. İkincisi acaba demiş midir? Çünkü yazılar nüskalerden kopyalanarken Yahudiler bazı işlere müdahale etmiştirler. İslam alimdeki des yani katma denir buna. Fakat sonraki alimler ne yaparlar? Onları hemen çıkarırlar. Ve insanlara beyan ederler. Şu anda tabii artık nerede bir karıştırma falan varsa bunların hepsi meydana çıkmıştır.

  50. 18:58

    Matbaa döneminde hele ki bilgisayar çağındayız ki bunların hepsi deşifre oldu artık. Ama evvelce tabii buna imkan zor oluyordu. Adam Şam'dan alıyor bir tane yazmayı getiriyor Konya'ya. E Konya'da çoğaltılırken biri bir şey karıştırsa buradaki yüzlerce nüska bütün Anadolu'ya o ilaveli gidiyor mesela burada.

  51. 19:16

    O anda cep telefonu şu yok bu ulaşım yok ki arkadaşlar böyle bir şey yapmışlar bunu düzeltin. Kim ilan edecek? Nereye duyuracaksın? Dolayısıyla biraz zaman aldı bu işleri düzeltmek. Ama bugün artık onların görüşleri karışıksız şekilde kitaplarında biz ulaşabiliyoruz. Fakat şu bir yalan olur ki Vahdet-i Vücutçular yani Muhyiddin-i Arabi ve Ekolü'nde yani haşa

  52. 19:42

    kedilere de Allah diyor köpeklere de Allah diyor haşa hani varlık bir varlık bir olduğuna göre işte haşa işte o zaman ayıya da diyor dayıya da diyor böyle bir şey Muhyiddin-i Arabi bundan beridir ve münezzeh eder. Onların demek istediği yani varlık aleminde Allah'tan gayrı bir varlık görmüyorum değil işte bak İmam-ı Rabbani de görmüyor.

  53. 20:02

    Vahdet-i Şuhud bizde de var. Görmüyorumdan öte bir geçiş var bilmiyorum. Yok yani diyor. Yani görmüyor ama hakikaten görmüyor Allah'tan gayrı bir varlık onun için de bilmiyorum diyor. Biz ne diyoruz? Biliyoruz ki var ama görmüyoruz yani. Çünkü müşahademizden sildik. Bu fark ince bir farktır ama çok da zor değil işte anlatmaya bağlı.

  54. 20:24

    Zaten İmam-ı Rabbani Hazretleri şimdi onları aklayacak. Yani bu mektupta ki şu andaki girizgahı bundan yapmak zorundayız. Lab diye girseydim ha burada şimdi ne diyorsun diyecektim. Muhyiddin-i Arabi vahdet-i vücutçu Sofiye diyor onlar da Allah'ın zatında değişiklik var falan demez. Ona bakarsan yani kediye köpeğe haşa bütün varlıkları Allah'tır dediğin noktada hepsi değişiyor.

  55. 20:50

    Ölüyor, yaşlanıyor, doğuyor, doğuruyor. E bunlar nasıl oluyor? Her şey odur. E bu yani onların da kastı her şey Allah'tır değil demek istiyor. Ben Allah'tan gayrı bir şey bilmiyorum yani. O şuurdayım, o makamdayım. Varlıklarını bile kabul edemiyorum çünkü görmüyorum yok biliyorum diyor. Yani tesirsiz etkisiz eleman meselesini kast ediyor.

  56. 21:14

    Ama işte bazıları onu o zaman her şey Allah'tı diye çeviriyor. Bu sefer Efendi Hazretleri bizi de bir kere Mekke'de haremde dururken aldı polisler yani sivil polisler oradaki kırmızı şeyli başlıklılar Vahabilerin elemanları dolu tabi Kabe'de yüzlerce gizli elemanlar oturuyorlar cemaatlerin yanında ne konuşuyorlar falan.

  57. 21:36

    Aldılar bizi ifadeye Efendi Hazretleri bizi yani odaya çektiler bizi falan. E işte Muhyiddin-i Arabi hakkında ne diyorsun? Hemen Efendi'ye oradan sorguya çekiliyoruz. Efendi Hazretleri de velidir. Orada da ona veli demek şey ister yani cesaret ister atarlar içeri hiç anlamazlar Suud'da hiç. Velidir nasıl velidir ya?

  58. 21:56

    Kedilere köpeklere Allah diyor haşa. Kafirdir dediler efendim. Yahu kafir demeyin mi? Yani Efendi Hazretleri onun veli olduğunda orada söylemiş oldu. Bir şeyler anlatmak da istedik yani de ne kadar anlayacak cahil adamlar tabi ki. Yahu kediye köpeğe Allah der mi yahu haşa? Ben hiçbir şey görmüyorum.

  59. 22:13

    Bir Allah'ı biliyorum demek istiyorsan diyorsun ki madem bir Allah var hepsi oldu Allah. E böyle bir şeyin kasıtı yok falan neyse. Bir kere öyle almışlar yani. Evvelce. Sonra benimle de bir kere rastladı böyle bir şey. Biraz da oturttular bizi. Çıkartmadı, çıkartmıyorlar. E ihvan da orada kaç yüz kişi var.

  60. 22:33

    Eski dönemler tabi çok fazla ihvan yok ama birkaç yüz kişi vardık. E orada da millet biz de merak ediyor. Bunları ne yapacaklar falan. Bir tanesi bize biraz yakın idi. O birkaç eleman çıkıyor kapıdan dışarı. Harem-i Kabe'nin içindeyiz. Oradan o adam bize diyor ya kusura bakmayın falan. O biraz mütesahil yani anlıyorum sizi demek istiyor.

  61. 22:54

    Niye elini öptürüyorsunuz? Yahu ben elimi öptürmüyorum. Adamlar zorla öpüyor falan. Efendisleri bir şey cevap veriyor. Ben yani bazı kere de ben cevap verdim bazı şeylere. Efendisleri herhalde sessiz de kalıyor bazı kere. Öyle de siyaseti var. Yani cevap veren var diye. O arada bit dolu başladı. Kabe'de.

  62. 23:13

    Orada cemaat ihvanlardan var şahitlerimiz. Çok. Nasıl dolu başladı biliyor musun? Böyle bizim oturduğumuz odanın camına şöyle şöyle efendim cevize yakın vuruyor. Ta ta. Kabe bütün dolu. Aa dediler bu zatla uğraşmayalım herhalde falan. Bir panik oldular falan. Hemen efendislerine tamam tamam gidebilirsin dediler.

  63. 23:35

    Bizi saldılar yani. Ama hiç öyle bir şey Kabe'de de ben ikirim. Yağmur olur da dolu. Yağmur ben de her zaman tak tak tak vuruyor camlara. Onlar da bir mesajı aldılar tabii. E şimdi sen evliya Allah Allah ne uğraşıyorsun? Doğru anlamaya çalış. Kafan basıyorsa anlarsın. Anlamıyorsan vardır bir manası ben anlamadım herhalde de konuyu kapat.

  64. 23:57

    Ona kafir buna zındık sana mı düştü arkadaş? Müftü müsün kadı mısın nesin ya? Münker nekir misin? Sual cevap sana mı düştü? Ya ilmin kadar konuş. Anladığını anla anlamadığını Allah bilir de ben bir şey anlamadım ama de. Siz de mübarek adamsınız bu kadar namaz kılıyorsunuz abdest alıyorsunuz. Herhalde kediye köpeğe Allah diyecek haliniz yok de.

  65. 24:16

    Yani mutlina rabidine makamını mazur görebilirsin. Tabii taklit edemezsin. Taklit caiz değil. Onun lafını sen diyemezsin. O makamda mazur sen değilsin. Sen çünkü gerçeği görüyorsun. Şimdi ve mâ neşeki esbete ispat etti. Hû onu es-sufiyetu Sufiyet tasavvufçular yani. Sofular deniyor ya sofular işte. el-vücûdiyetü Vücudiye olan vücudiye ne demek?

  66. 24:44

    Vahdeti vücutçu tasavvufçular. Şimdi tasavvufçular yani çok kısmı ayrılır ama şu son muhittin arabiden sonra kartuz gibi ortadan ayrıldı yani. Muhittin arabi bir ekol başlattı. Bir mezhep kurdu yani. Tabi dolayısıyla Bu ikiye ayrıldı dersek, en baştaki büyük ayrımlardan bahsediyorum, bir vahdet-i vücud diyeciler, yani varlık tektir diyenler, bir de vahdet-i şuhud diyeciler, yani İmâm-ı Rabbân, bizim silsilenin de gerilerinde diyorum sana Beyazıt-ı Bestami'den vesaire nakledilen bazı sözlerde vahdet-i vücud iması var,

  67. 25:25

    bazı silsilenin gerisinde var bu, ama bu son dönem, hele ki İmâm-ı Rabbânî'den sonraki dönemde İmâm-ı Rabbân Hazretleri tamamen meseleleri vücuda kavuşturmuştur, artık herkes anladı anlayacağını, ondan sonraki silsilede hiç böyle bir şey kalmaz.

  68. 25:41

    Hal böyle olunca vahdet-i şuhudiye, yani gördüğüm şeyler bir, bir şeyi görüyorum, o da Mevlâ'dır, ondan gayrı etkili bir şey görmüyorum, yaratan görmüyorum, yaşatan görmüyorum, bu şuhudçular. Şimdi vücud-i sofiyenin ispat ettiği, vücud-i yani varlık tektir diyen Muhiddin-i Arabî gerisi ilersi, bunlar bir ispat etmiş, ispat ne demek yani var demişler, neyi var demişler?

  69. 26:11

    Buna ikinci cildin birinci mektubu anlatıyor, çok da zordur, çok da vahdet-i vücudla vahdet-i şuhudun farkı ve Muhiddin-i Arabî'nin mezhebini anlatıyor, sonra İmâm-ı Rabbânî benim de mezhebim budur diye anlatıyor, orada çok güzel, kendisinden evvel hiçbir şeyhin tertip edemeyeceği şekilde bir tertip yapmıştır.

  70. 26:35

    Bu da İmâm-ı Rabbânî Hazretlerine nasip olmuş. Tenezzülat-ı Gamşa var demişler. Şimdi tenezzülat-ı Gamşa var, nedir bu tenezzülat-ı Gamşa? Beş tenezzül. Tenezzül ne demek? Tenezzül mesela ben şimdi burada oturuyorum, buradan bak merdiven var, şuradan bir basamak indim, bu tenezzüldür. İndim, iniştir, bir daha insen ikinci tenezzül.

  71. 26:53

    Burada beş basamak olsa beş tenezzül olur. Beş tane tenezzül var. Şimdi bu beş tenezzül nedir? Kısaca bunu anlatmak gerekiyor, bu mektup zor olduğu için bazen iki satırda ders bitiyor. Ne yapalım? Beş tenezzül deyip de geçersem ne anlayacaksın sen? Mecburum onu beş tenezzüllü anlatmasana. Beş tenezzül yani Allah-u Teala'nın ilminden tenezzül ediyor.

  72. 27:17

    İlminden tenezzül ediyor. İlim bilmek demektir. Benim şimdi bir ilmimde bir şeyler var. Yani bildiğim şeyler var. Bir de ortaya attığım bir şeyler var. Yani konuşarak veya icraat yaparak, keserek, doğrayarak bilmem ne. Eser bıraktığım şeyler var.

  73. 27:37

    Şimdi bir şey ilimde kalırsa, yani zihinde demek istiyorum, beyinde ve zihinde kalırsa bunun hiç eseri dışarı çıkmaz. Nasıl çıkmaz? Ben burada dururum, bir fikir yürütürüm, bir şey düşünürüm şu an ben. Ama ben bunu konuşmaya vurmazsam veya harekete vurmazsam, hareket de önemlidir. Konuşmuyorum ama üstümü çıkarıyorum.

  74. 27:57

    Sen de ne dersin? Sıcaklandı dersin. Veya atkı sardım. Sen ne dersin? Bu hareketten üşüdü dersin. Şey efendim, üşüdü giyiniyor. Cübbemi çıkarıyorum, ısındı soyunuyor dersin. Ya bir şey konuşurum, ya bir hareket yaparım. Bunlar neyi yansıtır? İlmimdeki, beynimdeki, fikrimdeki düşünceden sana bir emare ve alamet belirti ortaya koyar.

  75. 28:23

    Ama ben tabii sırf düşünce noktasında böyle durduğum anda Hani derler ya, bu adam da arkadaş ne düşünüyor hiç anlaşılmıyor ya. Yani gülmüyor. Beğendiğini belirtmiyor. Ya da hani yanlış konuşuyorsun demiyor. E ben de burada bir şey konuşuyorum, adamın da bakıyorum tipine şekline. Hiçbir şey anlamadım ya bu adam benim konuştuğuma katıldı mı, katılmadı mı?

  76. 28:48

    Beğendi mi beğenmedim. Çünkü neden? Adam böyle duruyor. Hiç belirti yok. Biliyorsunuz mimiklere bile biz mana yükleyen bir toplumuz. O zaman ilimde olan şeyde tenezzül yok. Ne demek tenezzül yok? Fikri boyutta kaldı, düşünce sahasından çıkmadığı için oradan inmedi. Tenezzül yok ne demek? İnişe geçmedi, bir belirti inmedi oradan.

  77. 29:14

    Dışarı bir çıktı vermedi yani. Var her şeyden, çıktı alıyorsunuz falan. Makinenin içinde. Çıktı almadı yani. Çıktı vermedi dışarı, eser yok. Allah-u Teala her şeyi biliyor. Hiçbir şey yokken, alemler yok, arşkürsü yok, kendisi zatı var, sıfatları var, fiilleri var, her zaman var o. Ondan başka bir şey yokken bir tenezzül var mıydı?

  78. 29:41

    Yani varlık alemine tenezzül eden yani ilimden iniş yapan, ilimden ayrılıp, bilgi boyutundan çıkıp varlık sahasına düşen bir şey yoktu. Binlerce, yüzbinlerce artık onun sınırı yok çünkü zaman yoktu ki o varken. Onu sınırlayamam. Peki tenezzülat başlayınca yani yaratılma başladı. Eser vermeye başladı.

  79. 30:08

    İlk yaratılan Efendimizin nurudur diyoruz mesela. Bu eser vermeye başlayınca buna ne deniyor? Tenezzülat. Tenezzülat, ha yine bu gökler yerler yok ha. Bu gökler yerler dahi yaratılmamışken de Allah Teala'nın ilminden harice ne oldu? Bazı şeyler tenezzül etti. Yani iniş yaparak çıktı. Eser çıktı eser.

  80. 30:32

    Bunlara başlayınca kaç tane demişler? Yani İmam Rabbi Hazretleri de bunları kabul eder de. Tasavvuf yani vahdedi vücut ehli olan meşayih bunları ilk tertip yaptı. Tabi ki İmam Rabbi Hazretleri evvel onlar. Bu beş tane tenezzül. Birinci tenezzül. Teayinu evvel. Teayinu evvel ilk varlık. İlk beliren şey.

  81. 30:54

    Birinci makam. Yani varlık alemi de ilk beliren. Mevla'dan gayrını konuşuyoruz. Mevla'ya konuşuyoruz. Mevla hep var. İlk yarattığı diyelim mesela. Ama senin böyle duvar gibi elle tutacağın şekilde değil bu yine ilk yarattığı. Yarattı ama nurlar alemi. Teayinu evvel ilk beliren. Yani ilk varlık. Teayinu sani.

  82. 31:16

    İkinci beliren şey. İkinci varlık. Teayinu salis. Yani üçüncü teayin. Efendim. Dördüncü teayinu rabi. Teayinu khamis. Beşinci teayin. Belirme. Bir eser verme diyelim buna. Tenezzül. Yani inişe geçti. Yani o beyinden indi çıktı. Yani benim beynimden çıkan bir şey neylendi? Konuştum bir şey çıktı. İlk kelimem neyse oldu teayinu evvel mesela.

  83. 31:41

    İkinci konuştum. İkinci kelime teayinu sani olduğu gibi. Mevla'nın da haşa öyle haşa beyni yok. Haşa Mevla'da akıl, beyin öyle bir şey konuşulmaz. İlim konuşulu bir tek. İlim sıfattır Allah-u Teala. Bu ilim sıfatından tenezzülat var yani. İlk beliren, ikinci beliren. İlk beliren nedir? Teayinu evvel Hakkati Muhammediye.

  84. 32:01

    Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hakikatıdır. Efendimiz'in bedeni yok ortada daha. Daha dünya yaratılmamış. Nereden bedeni şerif olacak? Hakkati Muhammediye ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hakikatıdır. Hakkati yani mayası, hamuru, gerçeği. Hakkati Muhammediye mesela zaten hadis-i şeriflerde Allah'ın ilk yarattığı benim nurumdur diyor.

  85. 32:26

    Buradan ne anlaşılıyor? Bir nur var. Mevla ilk o nuru yaratmış. O da Allah-u Teala'nın ilim mertebesinden harice çıkan, dışta beliren ilk belirti Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in nurudur. Mevla'nın yarattığı. Mevla'dan parça kopmaz aşağı. Yarattığı diyoruz. Ol deyip yaratıyor. Benim sevgilim Muhammed ol buyurdu.

  86. 32:47

    Bir nur parladı. O ilk nurdur. Hakkati Muhammediye'dir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hakikatıdır. Ve yaratılanların da ilkidir. Müminler de benim nurumdan buyuruyor. İlk yaratılan benim nurumdur buyuruyor. Ben Allah'ın nurundan yaratıldım. Yani Allah'ın yarattığı özel nurdan. Haşa Allah'tan parça ayrılmaz.

  87. 33:08

    Parçalışı yok. Parçalanma yok. Allah'ın nuru demek Allah'ın yarattığı özel nurdan yaratıldım demektir. İşte birinci beliren teayyün ilk belirme ve tenezzül yani ilim mertebesinden inişe geçip çıkma yani. Anladın mı? İlim yüksek seviye. Yüksek seviye. İlimde kalan. Tenezzül bir aşağı çıkış oluyor. Çünkü neden?

  88. 33:31

    Mevla'nın ilminde kalana kimse ulaşamazdı onun için. Yüce mertebe oluyor. Ama beliren, yaratılan, yaratılana ulaşılabiliyor. Bak konuşabiliyoruz. Mevla'nın ilminin özelliğini, kününü konuşamıyoruz. Ama Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in hakikatının nurunu konuşabiliyoruz. Ama Mevla'nın ilmi nasıldır, şudur, budur hiç konuşamıyoruz.

  89. 33:49

    Onun için o yücedir. Tenezzülü anladın mı şimdi? Tenezzül iniş. İniş ne demek? Yani anlayabileceğin seviyeye geldi. Yani senin konuşabileceğin, idrak edebileceğin zatı idrak edilemiyor. Sıfatları idrak edilemiyor, fiilleri idrak edilemiyor. Hakikatına kimse erişemiyor demektir. Ama Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hakikatinden bak konuşmayı açabiliyoruz.

  90. 34:08

    Çünkü yaratılan aleme çıktı. Artık bizim de malumatımız sahasına girebiliyor. Ama Mevla'nın ilminin özü bizim bilgimiz dahilindedir. Nasıl biliyor, nasıl inkişaf etti falan. Dedi ya şekilsizdir dedi geçen mektuplarda. Mektubun geçen bölümlerinde. O zaman birinci tayyün neymiş? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hakikati.

  91. 34:31

    İkinci tayyün, yani beş mertebede Mevla'nın ilminden ilk olarak beş mertebede bütün alemler çıkış yaptı. İlminden çıktı, ilminden. Yani yarattı onları. Yarattı ama yine dışta eseri olmayabilir. Yani Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in nuru ama senin görebileceğin bir şey değildi o zaman olsan da.

  92. 34:50

    İkinci tayyün belirme neydir? Hakiki eşya. Hakiki eşya demek varlıkların hakikatleri. Varlıklar ne demek? Şimdi Allah-u Teala kıyamete kadar veyahut da işte cennet cehennem dahil ebedi konuşalım artık. Çünkü kıyamet cennet cehennemde sonsuz olunca, sonsuza kadar diyelim. Neler yaratacak? Cennette hoş rüya değil ki.

  93. 35:13

    Cennette de köşk var, saray var. Böyle değdiğin zaman duvar var yani. Dolayısıyla bunların hepsi varlık alemidir. Varlık alemi olduğuna göre bu varlık aleminde yaratılacak her şeyin, işte göktür, yerdir, merihtir, zuhaldir, müşteridir, jüpiterdir, gezegenlerde güneştir, aydır, yerdir, mamadır, denizdir, sudur, göldür.

  94. 35:35

    Yani bu alem ondan sonra bunun ötesi işte mahşerdir, berzaktır. Ondan sonra cennettir, cehennemdir. Buralarda yaratacağı bütün eşya eşya varlıklar demek. Bunların hepsi hakikatleri. Hakikatleri ne diyeyim sana işte kısaca hammaddeleri. Hammaddeleri. Yani koca dünyanın hammaddesi yumruk kadar, diyelim şu kadar bir şey.

  95. 35:55

    E ne diyor gökler yerler yapışıktı diyor. Evel emir aleline keferu kafirler görmedi mi? Yani görür gibi bilmedi mi? Nereden görecek de. Ennes semâvâd vel ardkehâni zâratken gökler yerler yapışıktı diyor. Fefeteknâ mâ biz ayırdık diyor. Bu ayet. Yani ne demek istiyor? Hammadde itibariyle böyle. Hani şimdilik atom diyorsun, hücre diyorsun.

  96. 36:17

    Bir ufacık atom, atomu da bölmüşler şimdi. Bir nokta, bir de bakıyorsun bir patladı mı bir vilayeti, memleketi patlatıyor. Ateş topuna çeviriyor. Yani onun küçüklüğü mühim değil. Ne kadar küçülüyorsak o kadar güçlü. Eşyanın hakikatlerinden bahsediyoruz. Hakikatleri ne demek? Varlık sahasına çıkacak, sonsuza kadar neleri yaratacaksa.

  97. 36:37

    E kendi zâtı sıfatları varken hiçbir şey yoktu. Yaratmaya başlayacak. İlk yarattı Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in nuru. Hakkati Muhammediye. Buna tayin-ü evvel derim. İkinci yarattı eşyanın hakikatleri. Ne demek? Sonsuza kadar yaratacağı her şeylerin ham maddeleri. Yani bunu tabi gözle görecek, itiraf edecek bir şey yok.

  98. 36:56

    Atom şurada olsa göremez. Böyle bir, bütün her yaratacağının ham maddesini yaratmış. İkinci beliren o. Ondan sonra üçüncü tayin beliren, tayin-ü ruhî ruhlar alemi. Yani biz yaratılmadan evvel ruhlarımız yaratıldı. Ruhlarımızdan evvel rızıklarımız yaratıldı. İşte rızıklarımız yaratıldı, eşyanın hakikatleri yaratıldı ya.

  99. 37:19

    Rızıklar da eşya, varlıklar. E rızıkların da hakikatleri yaratıldığı için. O hadisi şimdi daha iyi anladım burada konuşurken. Yani bedenlerden dört bin sene evvel ruhlar yaratıldı. Ruhlardan dört bin sene evvel rızıklar yaratıldı. Çünkü buradan ne anlıyor? Eşyanın hakikati ikinci de. Daha ruhlar üçüncü de.

  100. 37:37

    Hakikatleri deyince bütün rızıkların da ham maddeleri yaratıldı. Ondan sonra ruhlar alemi yaratıldı. Hepimizin bak ruhu var, burada konuşan ruhtur. Dinleyen ruhtur. Ruhum çıksa şu anda ben burada dursam ne duyabilirim ne konuşabilirim. Esas insan ruhtur. E şimdi ta ruhumuzu anlayamıyoruz, Mevla'yı nereden anlayacağız?

  101. 37:56

    O zaman ruhlar alemi üçüncü de belirdi. Ama şimdi ruhlar alemi de elle tutulan, gözle görülen bir şey değil. Lakin Allah Teala onu ilimden dışarı çıkarttı, yarattı ama. Sonra ne geldi? Misal alemi. Misal alemine misal vereyim. Yani misal alemi nasıl bir şey? Misal alemi bu alemde olan her şeyin, yaratılmış her şeyin ve yaratılacak her şeyin bir sembolü ve örneği var.

  102. 38:24

    Bunda size anlatacağım mesela berzak alemi. Berzak kabirdeki durum. Adam öldü, ruh çıktı. Ruh öldü mü? Ölmedi. Ruh ayrılınca beden öldü. Ruh ölmedi. Ruh azap oluyor veya nimet göre gidiyorsun, kabire selam veriyorsun, ruh alıyor cevap. O zaman ne oldu? Ruh ölmedi. Peki şimdi burada beden öldü, dünyada değil.

  103. 38:47

    Peki bu adam ahirette gitti mi? Gitmedi çünkü daha mahşer kurulmadı. Mahşer kurulmayınca da ahirete gitmedi. Bu adam ne oldu şimdi burada? Bedensiz oldu ama ruhu var. Ama ruh bedensiz olduğu için ahirette de değil, mahşer kurulmamış, cennette veya cehennemde de değil. Diri de değil, dünyada da değil.

  104. 39:08

    Burada bir geçit oldu. Berzak köprü demek. Yani bu dünya alemiyle, maddi alemle, manevi alem, ahiret alemi arasında, ahirette manevi değildir. Onu da söyleyeyim. Ahiret yani rüyad gibi değil. Cennet, cehennem aynı böyle var olacak. Var şu anda zaten. O zaman bu iki alemin arasında bir geçit oldu. Bu geçit aleminde ne oldu?

  105. 39:27

    Misal alemi oldu. Berzak misal alemindendir. Kabir alemi misal alemindendir. Yani hem cennet tarafından irtibatı var cennetlikse, her sabah akşam cennetteki yeri gösteriliyor. Hem cehennemle irtibatı var, cehennemlikse sabah akşam oradan hem azap çekiyor, ruhu muazzep oluyor, hem de cehennem gösteriliyor.

  106. 39:47

    E bir taraftan kabrine ziyaretçi gelse, selam verse, bu tarafa dönüyor, aleyküm selam diyor. Hem burayla alakası var, hem o boyutla alakası var. Ne oldu? Arada oldu. Berzak, geçit. Oldu. Bu misal alemidir. Yani misal alemine en güzel misal, örnek rüyadır. Gördüğümüz bütün rüyalar misal aleminden. Hakikaten bir şey yok.

  107. 40:11

    Sen orada yatıyorsun, orada tavafta kendini görüyorsun, ellerini kaldırıyorsun, istilam yapıyorsun, Bismillahirrahmanirrahim diyorsun, şeytan taşlıyorsun, rüyada bütün bunları yapıyorsun. Bir fiil yapıyorsun. Bazıları uyur gezer olur, o hakikaten taşı çatıkar gibi gider karısının suratına, bir çakar böyle, hanım da bir uyanır.

  108. 40:33

    Ne yapıyorsun ya? Rüya görüyorum ya, şeytanı taşıyorum. Ulan ben miyim şeytan der falan. Böyle şeyler oluyor yani. Ama bunlar nadir şeyler. Nadir şeyler. Ekseriyetle adam rüyada yürür, koşar, sahi yapar, elini kaldırır. Bütün hareketler var. Misal aleminde yapıyor bunları. Ama kendi bedeni ne oldu? Bedeni böyle uyuyor.

  109. 40:53

    Hiç hareket yok. Ama misal aleminde elini kaldırıyor. O zaman her şeyin nesi var? Misal aleminde bir sembolü var. Yani veyahut da işte ilim sana veriliyor. İlim verilirken ne veriliyor? Süt veriliyor. Süt geliyor, sen süt içiyorsun falan. Bu misaldir. Burada ne anladın? Bir daha kalkıyorsun, tabire bakıyorsun.

  110. 41:11

    Aa bu süt içtim ben. Ne oldu acaba ya? İşte ilim sahibi olacaksın. Sana biri bir şey öğretecek falan. İlimden nasibin var, anlıyorsun orada. Bu itibarla bütün bu misal aleminin ham maddeleri yaratıldı. Birinci tayyün Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in hakikati. İkinci tayyün bütün yaratılacakların hakikatleri, ham maddeleri.

  111. 41:31

    Üçüncü tayyün ruhlar alemi. Dördüncü tayyün misal alemi. İşte kabir alemindeki, berzaka alemindeki, rüya alemindekiler. Ki rüya alemindeki genişlik bu alemlerden sınırsız derecede fazladır. Ki orada da neler oluyor yani hakikaten. Sonradan da gördüğün gibi de oluyor yani. Gördüklerin de çıkıyor sonradan.

  112. 41:52

    Yaşıyorsun. Zaten insan yaşayacağı her şeyi mutlaka rüyada görür. Rüyalarını tam hatırlamadığından birçoğunu hatırlamıyor. Bazı kere başına bir şey geldiği zaman ya ben bunu bir daha yaşamıştım bir yerde ama bu nerede geçti ya falan. Geride kafayı zorluyor. Ya aynı ortam oldu biz bir görüşmüştük. Bu bu hatırlıyorum.

  113. 42:10

    Buradaki efendim küp vardı. Şurada kenarda tabak vardı. Burada böyle bir adam duruyordu. Ya nereden hatırlıyor. Halbuki rüyada görmüştür bilinçaltı. Onu hafızada saklayabildiyse hatırlıyor. Hafızada saklayamıyor. Çoğu insanların hafızası zaten yerinde değil. Çoğusu da gördüğünü unutuyor. Unuttuğu için.

  114. 42:27

    Yoksa insanın başına gelecek her şeyi önceden görüyor. Ve sonra gördüğünü yaşıyor. Nadirattan olarak hatırlıyor. Eğer zaten tam hatırlasa adam artık hepten canlı yayın yani bütün artık ne olacağını anlatmaya başlar yani. Çünkü önceden gösteriliyor her şey. İşte misal aleminde yaşananlar bu alemde sonra yaşanıyor.

  115. 42:48

    Misal demek bu alemde senin içeceğin suyun, yiyeceğin yemen, yiyeceğin dayağın veya neyse rüyada önce gelişen kısmıdır. O zaman misal alemi dördüncü tayyün, beşinci tayyün yani beliren şey tayyünü cesedi. Ne demek cesedi? Hepten et, kemik işte bu bizim gök, yer, şu andaki sistem yaratılan ol dediği bir kere var oldu.

  116. 43:12

    Cihan işte gökleri yerleri bir patlattık diyor. Hadi açıl bakalım. Atom gibi açıldı. Geniş geniş balon gibi genişliyor. Hala da genişliyor şu an. Zaten kıyamet de öyle. Genişliğe genişliğe bir patlayacak, kıyamet kopacak. Şu anda feza genişleme devam ediyor. O şey sıkışık maddeyi açtık diyor. Açınca bir patladı.

  117. 43:31

    İşte bink bentelen diyorlar ya. İşte bir şeyler konuşuyor bu gavurlar da. Bu tayyünler, bu tenezzüller beş tane. Şimdi bu tenezzülleri vahdet-i vücut şu alimler ispat etti. Ne demek ispat etti? Var dediler. Varsa var tamam. Mehmet Mahzun Hazretleri diyor ki feleysed olmadı ya bu beş tane zül. gül kabili tebeddülü değişiklik kabilinden ve tegayyüri yani farklılık kabilinden,

  118. 43:57

    başkalık kabilinden. Nerede fî mertebetil vücûb? Allah'ın vücûb mertebesinde. Vücûb Allah'ın mertebesinde. Ne demek vücûb? Olmasa olmaz. Yokluğu düşünülemez. Bizimki imkan mertebesi. Varsa olsak mümkün, yok olsak mümkün. Her şey mümkün. Yani bizimki alem imkanı. Allah'ımızın olmadığı düşünülemez. O vücûb mertebesi.

  119. 44:15

    Peki yani varlığı zorunlu, varlığı kendinden çünkü. O mertebede değişiklik, peki o zaman o mertebede değişiklik mi oldu? Yani Efendimizin hakikati çıktı, sonra öbürü çıktı, sonra beş tane böyle bir tenezzülat oldu, belirmeler oldu falan filan. O Allah'ın mertebesinde bir şeyler mi değişti, yenilik çıktı?

  120. 44:32

    Hayır diyor. Feynel kavle çünkü hükmetmek bir bununla ve isbâtehu. Böyle bir şey var demek küfrun, kafirlik olur, ve balâletün sapıklık olur. Peki bu beş tenezzülü anlatıyorsun bir saattir. Bunlar var diyorsun. Var. Belbelki onları saydılar. Hadîd tenezzülâti. Bu tenezzüller, belirmeler, çıkışlar oldu.

  121. 44:53

    Ama nerede oldu? Fî merâtibu zûrâti kemâli teâlâ. Allah Teâlâ'nın üstün sıfatlarının eserlerinin zuhur ettiği aynalara yansıdığı mertebelerde oldu. Bu beş tane zülün hep hiçbiri Allah'ın zatında değişiklik olmadı, sıfatlarında da olmadı, fiillerinde de olmadı. Öyle bir şey demek kafirlik olur. E bu beş şey önceden yaratıldı, tabii yaratıldı.

  122. 45:17

    Sonradan da biz yaratıldık işte cesedi. Biz şu anda hangi mertebedeyiz beşten? Teâhirü'l-cesedi. Yani bedenle alakalı artık ete kemiğe bürünmüş şekliyiz. Mevla'nın o mertebeleri zuhuratının mertebelerinde. O zaman Allah Teâlâ'nın üstün sıfatları var. İlmi var. Kudreti var. İhlası var. Bütün bu diritmesi var, yaratması var, yoktan var etmesi var.

  123. 45:39

    Sonsuzluk tekvini var, icadı var. Bunlarında nesi var? Efendim yaratılan alemde, mahlukat aleminde bu hünerlerinin belirmesi var. Ne dedim size yine geldik aynı noktaya? Marangozun, marangozluk sanatı kendindedir. Kendinde kaldıkça, bir tane rahle bile yapmadıkça kimse bunu göremez. Ama bir rahle yapar, böyle bir masa yapar, ortaya koyar sen de onu görürsün, ellersin, tutarsın.

  124. 46:04

    Ama burada sen marangozu tutmadın. Bak marangoz, bunu yapan yok şimdi burada, ben bunadım. Bu onun hünerinin belirtisidir ve eseridir. Bunu kabul ederiz. Eserlerde de değişiklikleri kabul ederiz. Eskir, püskür, geri gider, ileri gelir, kırılır, dökülür. Ama o kişinin sıfatında bundaki değişiklik onun sıfatını ne yapmaz?

  125. 46:26

    Değiştirmez. Ben burada bunu yararım, ortadan kırarım. Adamın sıfatını mı yardım ortadan? Değil. Mevla'nın da eserleri, kemalatının sıfatlarının eserleri zuhur eder. Bu zuhur eden eserlerde değişikliği kabul ederiz. Ama zatına, sıfatlarına değişiklik yol bulamaz. Min gayren yete tarraka yol bulmaksızın ila zati yüce zatına ve sıfatı sıfatlarına, daha vef'ali teala fiillerine

  126. 46:50

    tegayyurun en ufak bir değişiklik ve tebeddülün en ufak bir başkalık, farklılık yol bulamaz. E şimdi sen de diyorsun ki ya bunu kaç derstir anlatıyorsun? Yani İmam Rabbani'ye diyorsun yani. Bana demiyorsun. Ben çünkü orada tercümanım. Diyorsun ki kaç derstir bunu niye anlatıyorsun? Anladık işte diyorsun.

  127. 47:08

    Ama şimdi başka bir şey anlattı. Anlamadın ki sen yine döndün. Yel değirmeni diyor. Bu ne değirmeni diyor? Yel değirmeni diyor. O da diyor anladık diyor yel değirmeni. Suyu nereden geliyor diyor. Ya arkadaş sen bunun yel değirmeni olduğunu anladıysan suyunu sorar mısın? Yel demek rüzgarla dönüyor da.

  128. 47:25

    Hala diyor ki anladık diyor yel değirmeni diyor. Suyu nereden geliyor diyor. İşte böyle cahiller de var. Onun için demek ki sen bir şey anlamamışsın. İmam Rabbani Hazretleri bugün ne anlattı? Allah'ın zatı sıfatları değişmez. E bunu zaten günlerdir anlatıyoruz haftalar. Onu demiyor. Vahdet-i Vücutçu, Muhiddin-i Arabilerin ekolünde de beş tenezzül, beş mertebe var diyorlarsa

  129. 47:46

    onlar da Allah'ın zatı değişir demek istemiyorlar diyor. Sakın vahdet-i vücutçu şeyhlere, evliyaya kafir mafir demeyin diyor. Bu beş mertebe, beş tenezzülü onlar nerede ispat ediyor? Değişiklik var tabii ki. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in nuru, hakikati artar, eksilir. Zamanla göre, zeminle göre değişir veya bu Hakkat-i Muhammediye mahluktur.

  130. 48:08

    Yani yaratılmıştır diyelim. Bu yaratılmışta tabii değişiklik olur. O zaman bunlar beş mertebe var dediler. Allah'ın zatı da, varlık alemi de hepsi bir dediler. Varlığında hepsi birse o zaman Allah mı değişti aşağı? Hayır diyor, onlar bu mertebeleri beş mertebe diyorlar. Tabii ki beş mertebe konuşunca bunlarda değişiklik haydi haydi olacaktır.

  131. 48:26

    Yani zamanla, zeminle. Bunların hepsini Allah'ın ne zatında, ne sıfatlarında, ne fiillerinde düşünmüyorlar. Nerede itibarı alıyorlar? Allah-u Teala'nın sıfatlarının ve fiillerinin yani hünerlerinin, kemalatının, sanatlarının, o kendinde bulunan hünerin dışa yansıdığı noktada, yaratmaya başladığı noktada o kemalinin zuhuratı, zuhur yani belirme noktası yani aynada

  132. 48:52

    yani şöyle dururken ayna bir şey göstermiyor. Yani ayna boştur yani. Sen böyle yüzünü ona getirdiğin zaman gösteriyor. Mevla da yaratmayı murat edince o aynada o yansıyor. Yaratmayı murat etmediyse aynada bir şey yok. Çünkü bir şey yaratmak istememiş daha. Görünen bir şey yok. Hünerin hiçbiri görünmüyor.

  133. 49:09

    Ama bir şey yaratmak istediği zaman küm fey küm. O dedi mi olduğu zaman o beş mertebenin hepsi birden çıktı. Nerede çıktı? Zatında bir değişiklik olmadı. Aynada belirdi. Yani yaratılan alemde eser çıktı. Mışra marangozun ne zaman eseri yaptı bunu o zaman çıktı. Ondan evvel kendinde duruyordu. Kimse de onu elleyemezdi.

  134. 49:30

    Ki de marangoza böyle yaparsın ama adamın sanatına böyle yapamazsın ki adamın fiili sanatı içinde hüneridir. Onun için beş tenezzül, beş mertebe diyorsa vahdeti vücutçular asla Allah'ın zatında değişiklikten bahsetmiyorlar. Yarattığı alemde hünerlerinin belirdiği aynalarda o göstergelerde diyelim hünerleri görünmeye başladığı noktada tabii ki değişiklikler oluyor.

  135. 49:54

    E şimdi devamlı güneş değişiyor, ay değişiyor. Doluyor, batıyor. Efendim tutuluyor. E bunlar Allah'ın eserleridir. Ama bunların değişikliği Allah'ın yaratması, fiilinin değişmesini gerektirmiyor ki. Fiili tektir. Ama eserleri ortadadır, eserleri değişir. Bunu bu şekilde anlatmış oluyor. İnce bir mektup yani.

  136. 50:14

    Zor bir mektup. Ben bundan da daha fazla nasıl anlatayım? Bundan daha Türkçede nasıl konuşulur yani? Bu işler başka bir hocalar size anlatmaya kalksa hiçbir şey anlayamazsınız. Ben yine biraz daha anlayacağınız dile kadar indirebiliyorum işi. Ama tevfik Allah'tandır. Allah cümlemizi doğruyu anlamaya muvaffak eylesin.

  137. 50:32

    Yüce zatının ve sıfatlarının ve fiillerinin değişiklikten, noksanlıklardan münezzeh olduğu şuurunda yaşayıp ölmeyi bize müyesser eylesin. Amin. Ve sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve seyyidina Muhammedin ve aleyhi ve aleyhi ve sahbihi ve selleme teslimen ketirun. Elhamdülillahi rabbil alemin. Erişim www.seslibetimlemedernegi.com