Kadî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri 3. Bölüm (Nebe Sûresi 8-11) 28 Ekim 2025
28 Ekim 2025 · 108 dk
1:44:53 / 1:47:36Şu an 1:44:53 / 1:47:36
Transkript
239 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Sûre ve la havle ve la kuvvete illâ billâhi l-aliyyi l-azîm Hangi hatta kaldık? Hocam, Elhamdülillahi Rabbil Alemin adını okudun mu? Adını okudum mu? Miadeni okudun mu? Hocam, onun tefsirini bir kısmı okudun, bir kısmı okumadın. Bir kısmını okudum, bir kısmı okumadım. Elhamdülillahirrahmanirrahim'den başlıyorum.
- 00:39
Başlayalım. Ben okuyorum şimdi, onun ibaretleri okumuştuk zaten. Aynı yere şey yapıyoruz. Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. İşte ve kureyye mehtten de kaldım yani. Tamam. Niye orada kaldım acaba ya? Bakalım. Geçmeliydik.
- 00:59
Şimdi buyuruyor Estağfirullah. Elemine ceal. Biz dönüştürmedik mi? Burada ceale sayruret için alıyoruz. Ney-i helal, dua. Kureyye arzı yeri. Neyi dönüştürmedik mi? Mihaden. İşte bir döşeğe veya beşiğe. Birinci mana pisat ve döşek manasıydı. Dağ vel cibâle, dağları da dönüştürmedik mi? Neye? Evtâden.
- 01:40
Vetetlere, vetet kazıklar demek. dönüştürmedik mi neye evteâden? İşte bunu anlattım uzun uzun. Tezkîrûn, bu bir hatırlatmadım, bazı mâhâinû acâb-ı sonûye, Allah-u Teâlâ'nın acâb-ı masmâtından Onların bazısıyla bir hatırlatma yapıyor. Öyle acayip mahlukatı ki etdealleti alâ kemâl kudreti ilminin ve kudretinin mükemmelliğine delâet eden ilginç yarattığı şeyleri
- 02:10
onların da gördüklerinin bazısından onlara hatırlatma yapıyor. Nec'il yestedirrû bidehalike bununla delil alsınlar alâ sahetil ba's Allah-u Teala'nın öldürüleri dirilteceğinin sahetine. kemâ merre tekrirû mirâren bunun takrir ve beyanı defaat ile geçmiştir, buyuruyor. Buraya kadar uzun uzadıya anlattım.
- 02:32
Buralara tek tek manalar verdim. Onun için keçişi... Geçiş için hızlı geçtim. Evvelki derste buralar anlatılmıştır. Burada cehâle, sayrûret için kabul edilmesi eftaldir. Çünkü burada dönüştürüme var. Yani, خَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا gibi değil. Orada mesela خَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا gibi değil. Sizi yarattık.
- 03:02
Yaratma anında, bu ezbaç hali yaratma anında vaki oluyor. Ama tabi küre-i arzın yaratılışı ve ondan sonrasında mehde ve mihada dönüşü... Mevzu başlıyor. Yani ne demek? Şu demek, küre-i arz önce yaratıldı. Yani insanlar üzerinde yoktu. Adem aleyhisselam yoktu. Cinler yaratıldı. 2000 sene evvel, yani gökler yerler insandan çok evvel yaratıldı.
- 03:33
Binlerce sene evvel yaratıldı. Onun için insan yaratıldıktan sonra ondan mihad olarak istifade ediyor. Yani onu yaratırken tabi o hikmetle ve gaylede yaratıyor ama halk anında, yani arzın yaratılma anında... Yaratılma anında, o anda bir mihadlığı söz konusu değil, çünkü onda yerleşen yok. Binlerce sene sonra insan yaratılacak da yerleşecek yani.
- 04:08
Halk anında yok yani. Ama o halaknâk vezvacende, yaratırken çocuk ya erkek ya dişi olarak halk ediliyor, halk anında. Öbürü câl anında onu dönüştürüyor. Yani sende yaratıldıktan sonra buradan yararlanırsın manasında sonrası için. Onun için sayruret mansız şey yapıyor. Zaten o zaman... İki mefhule tealluk ediyor.
- 04:38
Elevne cehal biz, kılmadık mı lafı tabi bizim klasik tabirimiz cehale kıldı manasıdır. Bu mana tercümelere, Türkçelere uygun düşmüyor. Talebeye ders okuturken belki uyar ama tercümelerde kıldık, kılmadık yani namaz kıldı zannedecek adam. Başının sonunu duymasa, onun için bu sayruret manası ağır basıyor, yani sayruretinde Türkçe'si dönüştürmektir.
- 05:14
O zaman zaten ikinci mefhulü almasına, müteallüküne edad kullanmak da kolaylaşıyor, edad da kolay anlaşılır hale geliyor. Elemine cehal biz dönüştürmedik mi? El arda küre yardı neye? Miha'den işte bir pisat, bir döşeğe dönüştürmedik mi diyor.
- 05:35
Şimdi burada Allah-u Teala teadde ed-ni'm nimetlerini sayma faslındadır. Bu nimetleri sayarak bir taştan tabi kaç kuş. Bir mana, bunları yapan sizi diriltmeye elbette katirdir. Bu kadar büyük işleri yaratan, çok büyük ilme sahiptir, çok büyük kudrete sahiptir. O ilme, o kudrete sahip olanın da boş iş yapması habeste çıkan düşünülemez.
- 06:02
Sizi yaratıp öldürecek olsa, sonra diriltmeyecek olsa burada haklar kalır, birbirinden alacaklar kalır. Allah-u Teala'ya şahit edenler cezasız kalır. Bu da abesle iştirhal olur. Mevla da bundan münezzehtir. Böyle kemal-i ilim ve kudrete sahip olan zatın abes yapması düşünülemez. Bundan dolayı dirileceğinizi, o ihtilaf ettiğiniz, dirilecek, dirilmeyeceğiz, ihtilaf ettiğiniz
- 06:32
diye bahsedilen o haberin, de ki dirilmenin, diriltilmenin hak olduğunun delilini buradan çıkarın, çıkarabilirsiniz diye bu adleri zikrediyor. Bir yandan da nimetlerini zikrediyor. Yani yerin köşek yapılması veya işte Kur'an okundu Mehten efendim, Mehten okunmuş burası. Mihaden Mehten'de okuyan var diyor.
- 07:01
Ondan sonra Kıraat İmamlarından Mehden beşik. Çocuğun beşiği demek. Ey o maz o zaman mana ne oluyor? İnnâ erz Ey o maz, o zaman mânâ ne oluyor? İnnâ erz levmonlar için ne gibidir? Kelmeht-i beşik gibidir. Kim için olan beşik? Lissabiyi. Kelmeht-i'l-kâhine yani masvorda kâhine lissabiyi. Lissabiyi çocuk için beşik mesabesinde.
- 07:32
Çocuğa beşik ne hükümdeyse, yeryüzüne onlar için beşik gibidir diyor. Şimdi, burada teşbih var, benzetme var, teşbih-i beli var. Ondan sonra kelime olarak bir de onu, bu sefer mehdeni değişiyor, içeri ediyor. şer'e diyor. Mastarun, eğer Mehd'den okunursa Mastar'dır. Mehde, Yemhedü'den geliyor. Mehde, döşedi demek.
- 08:20
Ondan sonra Yemhedü, işte Mehd'den. Kur'an-ı Kerim'de, başka aletlerde Mehten diye de yani burada kıraat, Mehten kıraat bizim kıraatımızda da aletlerde, başka aletlerde vesairede, herhalde tahada olacak ondan sonra Mehten zaten var Mastar olarak döşemek manasındadır ve lakin sünniye isimlendirildi, bihi, bu mastar ile yani döşemek manasına gelen mehden kelimesiyle
- 09:01
ne isimlendirildi? Mav şekli yümeh-hedü Döşeniyor, çocuğun altına konuyor. Niçin? Liyune ve me. O sabiye gidiyor, çocuk uyutulsun diye. Neyin üzerinde Halil? 10 üzerinde. Çocuk üzerinde uyutulsun diye. altına döşenen, işte beşik dediği, beşik dediğine bilir ona Mehd, mastardan isim verildi. Dolayısıyla Mehd şu anda ismi mastar olarak kullanılıyor.
- 09:43
Döşemek manasından çıkmış. beşik, döşek-beşik manasına gelmiş, buyuruyor. Şimdi, bu manada neredeyse Bu manaların her birine göre, yeryüzünün döşek ve beşik gibi, teşbibeliği var gibi yaratılmasını Mevlâ Teâlâ büyük bir nimet olarak zikrediyor. Kur'an-ı Kerim'de birçok âyet kelimelerini de beyan ediyor.
- 10:20
Çünkü istifade edilmesi için çok sarp olmaması lazım. İşte efendim, bazı bölgeler çok diken üstünde, efendim hayvan otaramıyor, evin binasını yapamıyor, ondan sonra çok zahmetler çekiliyor, inerken çıkarken falan. Bazı yerler öyle ama dünyanın genel manada dünya istifadeye. Allâhu ce'âle lekû l-ardâ bi sâtan li teslukû minâ sübûlen fî câcen
- 10:57
Yani yollara gidesiniz, geniş yollar, caddelerim ki hatta dağlarda bile ve minel cibâli cüddedün bi yıldun ve hûnun muhterifin elvâli Dağlarda caddeler var diyor. Dağlarda caddeler var. Yani dağların üzerinde yaylalar, en rakıbı yüksek yerler, yaylaların üzerinde yollar vuruluyor ve işte Mevla Teâlâ'nın dağların üstlerini bile cadde yapmaya, tüz yol
- 11:16
Ve işte Mevlâ Teâlâ'nın dağların üstlerini bile cadde yapmaya, düz yol yapmaya müsait yaratması. Müsait yaratması, şimdi bir yerde bir tünel kazıyorlar. Viyadük yapışıklar bilmem ne. Yani üstü kayalara çatıyorlar. O senelerce tek tek tek onları yontana kadar, şeydene kadar yılları geçiyor. Ne kadar masraf, tozalleşme bunlar.
- 11:44
Bu bir yol, yani rastlayan bir yer, birkaç kilometre yani. Dünya kaç yüz bin, kaç milyon kilometre ise bunun hepsinin öyle olduğunu düşün. Sen buradan hangi kazmayla, hangi kepçeyle bu yolları yapacaksın? Hep yollara müsait şekilde. Yani genel manada düz. Genel manada düzlüğü. Beşik gibi, döşek gibi olması kulların istifadesi için nimet olarak arz ediliyor.
- 12:19
Daha ne yaptık, yapmadık mı? Velcimane dağları da dönüştürmedik mi diyor. Neye? Evtâden. Ve tetlere, yani kazıklara diyor. Onun hakkında burada bir tefsir yapmamış. Herhalde yani ibarede velcimane evtâdenle ilgili bir şey konuşmuyor. Neyi konuşuyor? Bunlar işte Allah'ın nimetleridir. Bunları görenler buradan yola çıkarak, bunları yapan Allah ne yapamaz?
- 12:49
Elbette ölüyü diriltir. Diriltmese herkesin yaptığı yandaki arkasında o abes olur. Böyle ilim, kudret sahibi abes yapmaz. Ve bunların şey velcimane evtâden tabii burada konu edilmese de diğer alplerde zaten velkâ filarzu revâsiye entemide bikum. Velkâ bıraktı filarzu yerin içerisine, üstüne. Tabii dağlar yerin içinden doğru geliyor.
- 13:14
Dağ toprağın üstünde değil, dağın altı var. Onun için filarzu yerin içinden beri revâsiye muhkem dağlar. Entemide mâde yemidu, mâde ıztarabe demek. Sallandı demek. İşte entemide li en la temide demek tabii. Kur'an-ı Kerim'de böyle şeyler var. Acayip işler var yani. Keratede takdir ediliyor. Kerate entemidede takdir ediliyor.
- 13:41
Ama en nihayetinde takdirsiz buraya mâna verilemez. Entemide sallamasın diye. Hani sallanmasın bikum sizinle beraber olsa o zaman siz beraber sallanmayın. O da ayrı bir şeydir. Taadiyet simbali kabul edersek entemide sallamasın diye yer. Temidenin hiyesi arıza gidiyor. O yer sallamasın diye.
- 14:02
Şimdi bikum sizi. Yoksa işte depremleri görüyorsunuz falan. Her dakika sallanıyor. Dağlar olmasa, yani dağlar ağırlık. Çünkü yeryüzü donuk suyun üzerinde. Mesela dağlar dağlar. En nihayetinde sallantı çok olacak. Onun için ağırlık koyuyorsun. Bir şey sallanmasın diye ağırlık koyuyorsun. Bak çantayı koy.
- 14:30
Mesela bu sallanıyor. Geldi üstüme düştü. Dedim şuraya ağırlık koy. Ağırlık koyunca duruyor. Onun için yeryüzünün üzerine ağırlıklar koyuyor. varlıklar konuluyor. Evtat, vetetten, cemis, kazık, kazık çaktığın zaman bir şey ne oluyor? Evtat ve tetten, kazık çaktığın zaman bir şey ne oluyor? Sarsıntısı, sallanması duruyor, işte o sabitleniyor.
- 14:45
Sarsıntısı sallanmasın duruyor. İşte o sabitleniyor. İşte yeryüzü de böyle, şu anda gemiye binen veya sandalın üzerinde suda ne kadar sabit durabilir? En sakin zamanda bile su sallanır. vebareke fiyâ, fakadda rafiyâ, fâtiha, çok bereketler verdi, rızıklar orada, takdirler buyurdu, bütün sular çıkıyor, şelaleler çıkıyor.
- 15:20
Dağların şeyi çok, menfaatleri çok ama burada yerin peşini zikrediyor. Çünkü önce yeri beşiğe dönüştürdük diyor, peşiğe döşeğe, bu sefer beşikte sallantıya müsait olur beşik. Onun için onu sağlamlamak lazım. Onun için peşini de vel cibâle, dağları da döndürmedik mi, dönüştürmedik mi evtâden kazıklara?
- 15:43
Ve öylece yeri ondan sabitledik buyuruyor. Bursa Kur'ân-ı Kerim'de bazı hadis-i kerimeler daha vardır. Aklıma gelen o oldu, Nâil Sûresi olacak. Ondan sonra ve halaknâ biz yarattık. Şimdi burada tabi câleyi halakaya döndürdü. Ve halaknâ biz yarattık, kimi küm sizi? Bu da nimet, hem nimet kabiliğinden sayıyor, hem kudretinin deliliği olarak sayıyor.
- 16:20
Efendim, neler halinde? Onun hali olarak mefulden, ezbâcen, zevkler, çiftler, çiftler halinde biz sizi halk eyledik buyuruyor. Ne demek istiyor? Zekeran, bir erkek, dağ ve mezar bir de diş. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillâhi Rabbil âlemine, sallallâhu aleyhi ve sellem, Muhammed aleyhi ve ashabı ve ecme-i müslimin.
- 16:50
MâşâAllah, ve lâ kuvvete illâ billâhi, Allahumme barik fîhim, Allahumme barik aleyhim. Ve lâ tedurruhum ebeden, mâ bugâd. Hassantukum bil hayyi'l-kayyûm, illâ zilâhı mutabedâ. Ve defâtu annî ve ankumus-sûb, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi l-aliyyi l-azîm. Hangi hatta kaldık? Hocam, Elhamdülillâhi Rabbil âlemine.
- 17:12
Miadeni okudun mu? Hocam, onun tefsirinin yarısını okudum. Bir kısmını okudum, bir kısmını hiç okumadım. Elhamdülillâhi Rabbil âlemine'den de açtı. Başlayalım. Ben okuyorum. Şimdi onun ibadetleri okumuştuk zaten. Aynı yere şey yapıyoruz. Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. Ve kureyye Mehd'den de kaldım yani.
- 17:34
Tamam. Niye orada kaldım acaba ya? Bakarak ne yapalım? Keşmeliydik. Şimdi, buyuruyor Estağfirullah. Elhamdülillâhi Rabbil âlemine. Biz dönüştürmedik mi? Burada cehâle, sayruret için alıyoruz. Neyi elârdı o? Kureyye arzı yeri. Neyi dönüştürmedik mi? İşte bir döşeğe veya beşiğe. Birinci mana, pisat ve döşek manasıydı.
- 18:18
Dağ ve cimâle, dağları da dönüştürmedik mi? Neye? Vetetlere, vetet kazıklar demek. İşte bunu anlattım uzun uzun. Bu bir hatırlatmadır. Allah-u Teala'nın acayip masumatından gördükleri şeyleriyle, onların bazısıyla bir hatırlatma yapıyor. Öyle acayip mahlukatı ki, ilminin ve kudretinin mükemmelliğine derat eden, ilginç yarattığı şeyleri,
- 18:51
onların da gördüklerinin bazısından onlara hatırlatma yapıyor. Bununla delil alsınlar. Allah-u Teala'nın öldürüleri dirilteceğinin saadetine. Bunun takdir ve beyanı defaat ile geçmiştir. Buraya kadar uzun uzadıya anlattım. Buralara tek tek manalar verdim. Onun için keçiş için hızlı geçtim. Evvelki derste buralara anlatılmıştır.
- 19:24
Burada, Ceale sayrul etsin kabul edilmesi, dediğimizi eftaldir. eftaldir. Çünkü burada dönüştürüme var. Yani, gibi değil. Orada mesela خَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا diyerek sizi yarattık. Yaratma anında, Ama tabi, Ama tabi küre-i arzın yaratılışı ve ondan sonrasında mehde ve mihada dönüşü mevzul oluyor. mevzu başlıyor.
- 19:59
Yani ne demek? Şu demek, küre-i arz önce yaratıldı. Yani insanlar üzerinde yoktu. Adem as. yoktu. Cinler yaratıldı. 2000 sene evvel yani gökler, yerler insandan çok evvel yaratıldı. Binlerce sene evvel yaratıldı. Onun için insan yaratıldıktan sonra ondan nihat olarak istifade ediyor. Yani onu yaratırken tabii o hikmetle, o gayelere de yaratıyor ama yaratırken
- 20:27
tabi o hikmetle o gayelerde yaratıyor ama halk anında yani arzın yaratılma anında o anda bir nihatlı, söz konusu değil. Çünkü onda yerleşen yok. Binlerce sene sonra insan yaratılacak da yerleşecek yani. Halk anında yok yani. Ama veheleknâk vezvacende yaratırken çocuk ya erkek ya dişi olarak halk ediliyor.
- 20:57
Yani halk anında. Öbürü cehal anında onu dönüştürüyor. Yani sen de yaratıldıktan sonra buradan yararlanırsın manasında sonrası için. Onun için sayruret manası şey yapıyor. Zaten o zaman iki mefhule tealluk ediyor. Elemine cehal biz kılmadık mı lafı tabi bizim klasik tamirimiz cehale kıldı manasıdır.
- 21:29
Bu mana tercümelere, Türkçelere uygun düşmüyor. Talebeye ders okuturken belki uyar ama tercümelerde kıldık kılmadık yani namaz kıldı zannedecek adam falan başının sonunu duymazsa. Onun için bu sayruret manası ağır basıyor. Yani sayruretinde Türkçe'si dönüştürmektir. O zaman zaten ikinci mefhule almasına teallukuna edat kullanmak da kolaylaşıyor.
- 22:03
Edat da kolay anlaşılır hale geliyor. Elemine cehal biz dönüştürmedik mi el arda küre ardı neye mihaden işte bir bisap bir döşe dönüştürmedik mi diyor. Şimdi burada Allah-u Teala nimetlerini sayma faslındadır. Bu nimetleri sayarak bir taştan kaç kuş. Bir mana bunları yapan sizi diriltmeye elbette katirdir.
- 22:34
Bu kadar büyük işleri yaratan çok büyük ilme sahiptir. Çok büyük kudrete sahiptir. O ilme, o kudrete sahip olanın da boş iş yapması habersiz düşünülemez. Sizi yaratıp öldürecek olsa sonra diriltmeyecek olsa burada haklar kalır. Birbirinden alacaklar kalır. Allah-u Teala'ya şahit edenler cezasız kalır.
- 22:57
Bu da abesle olur. Mevla da bundan münezzehtir. Böyle kemale ilim ve kudrete sahip olan zatın abes yapması düşünülemez. Bundan dolayı dirileceğinizi, o ihtilaf ettiğiniz dirilecek, dirilmeyeceğiz. İhtilaf ettiğiniz diye bahsedilen o haberin, de ki dirilmenin, diriltilmenin hak olduğunun delilini buradan çıkarın.
- 23:25
Çıkarabilirsiniz diye bu adleri zikrediyor. Bir yandan da nimetlerini zikrediyor. Yani yerin döşek yapılması veya işte Kur'an okundu. Mehden Mehden okunmuş burası. de okuyan var diyor. Ondan sonra Kıraat İmamlarından Mehden Beşik. Çocuğun beşiği demek. O zaman mana ne oluyor? İnniha erz levmonlar için ne gibidir?
- 23:58
Kelmehdi beşik gibidir. Kim için olan beşik? Lissabiyi. Kelmehdi'l-kaini yani masuf orada. Lissabiyi. Lissabiyi çocuk için beşik mesabesinde. Çocuğa beşik efendim ne hükümdeyse yer üzerinde onlar için efendim beşik gibidir diyor.
- 24:27
Şimdi burada teşbih var. Benzetme var. Teşbih beli var. Ondan sonra kelime olarak bir de onu bu sefer mehdeni deşiyor, işaret ediyor. Mastarun eğer mehden okunursa mastardır. Mehde yemhedüden geliyor. Döşedi demek, ondan sonra yem hediyonuş diye mehten. Kur'an-ı Kerim'de başka aletlerde mehten diye de, yani burada kıraat, mehten kıraat.
- 25:14
Bizim kıraatımızda da aletlerde, başka aletlerde, vesairede, herhalde tahada olacak. Ve ondan sonra mehten zaten var. Bu mastar olarak döşemek manasındadır. Ve lakin sünniye isimlendirildi. Bihi, bu mastar ile, yani döşemek manasına gelen mehten kelimesiyle. Ne isimlendirildi? Çünkü yümeh-hedü, döşeniyor, çocuğun altına konuyor.
- 25:54
Niçin? O sabiye gidiyor, çocuk uyutulsun diye, neyin üzerinde Halil? Onun üzerinde. Çocuk üzerinde uyutulsun diye, altına döşenen, işte beşik de denebilir. Ona meht, mastardan isim verildi. Dolayısıyla meht şu anda ismi mastar olarak kullanılıyor. Döşemek manasından çıkmış, beşik, döşemek beşik manasına gelmiş, buyuruyor.
- 26:36
Şimdi, bu manaların her birine göre, yeryüzünün döşek ve beşik gibi, teşbibeli var gibi yaratılmasını Mevla Teala büyük bir nimet olarak zikrediyor. Kur'an-ı Kerim'de birçok ayet kelimelerinde beyan ediyor. Çünkü istifade edilmesi için çok sarp olmaması lazım. İşte efendim, bazı bölgeler çok diken üstünde.
- 27:13
Efendim, hayvan otaramıyor, evin binasını yapamıyor. Ondan sonra çok zahmetler çekiliyor, inerken çıkarken falan. Bazı yerler öyle ama dünyanın genel manada dünya istifadeye. Yani yollara gidesiniz, geniş yollar, caddelerim ki. Hatta dağlarda bile.
- 27:48
Dağlarda caddeler var diyor. Yani dağların üzerinde yaylalar. En rakımı yüksek yerler. Yaylaların üzerinde yollar vuruluyor. Ve işte Mevla Teala'nın dağların üstlerini bile cadde yapmaya, tüz yol yapmaya müsait yaratması. Müsait yaratması şimdi bir yerde bir tünel kazıyorlar. Viyadük yapışıklar bilmem ne.
- 28:14
Yani kayalara çatıyorlar. O senelerce tek tek tek onları yontana kadar, şeydene kadar yılları geçiyor. Bütün ne kadar masraf, tozalleşme bunlar. Bu bir yol, yani rastlayan bir yer. Birkaç kilometre yani, birkaç kilometre. Dünya kaç yüz bin, kaç milyon kilometreyse. Bunun hepsinin öyle olduğunu düşün.
- 28:38
Sen buradan hangi kazmayla, hangi kepçeyle bu yolları yapacaksın? Hep yollara müsait şekilde. Yani genel manada düz. Genel manada düzlüğü, peşin gibi, döşen gibi olması, kulların istifadesi için nimet olarak arz ediliyor. Daha ne yaptık, yapmadık mı? Ve cimhaler dağları da dönüştürmedik mi diyor. Neye?
- 29:08
Evtaden. Ve tetlere, yani kazıklara diyor. Onun hakkında burada bir tefsir yapmamış. Herhalde yani ibarede vel cimhal evtadenle ilgili bir şey konuşmuyor. Neyi konuşuyor? Bunlar işte Allah'ın nimetleridir. Bunları görenler buradan yola çıkarak, bunları yapan Allah ne yapamaz? Elbette ölüyü diriltir.
- 29:33
Diriltmese herkesin yaptığı yandaki arkasında o abes olur. Böyle ilim, kudret sahibi abes yapmaz. Vel cimhal evtaden tabi burada konu edilmese de, cerahatlerde zaten, Vel kâ filarzu revâsiyen tebîdebikum. Vel kâ bıraktı filarzu yerin içerisine, üstüne. Tabi dağlar yerin içinden doğru geliyor. Dağ toprağın üstünde değil, dağın altı var.
- 29:59
Onun için filarzu yerin içinden beri revâsiyen muhkem dağlar. Entemîde mâde yemîdû, mâde ıztarabe demek, sallandı demek. İşte entemîde li en la temîde demek tabi, Kur'an-ı Kerim'de böyle şeyler var. Acayip işler var yani. Cerahate de takdir ediliyor, cerahate entemîde de takdir ediliyor. Ama en nihayetinde takdirsiz buraya mana verilemez.
- 30:25
Entemîde sallamasın diye, hani sallanmasın bükümsiziyle beraber, o zaman beraber sallanmayın. O da ayrı bir şeydir. Tâdiyet şimbali kabul edersek entemîde sallamasın diye yer, temîdenin hiyesi arıza gidiyor. O yer sallamasın diye.
- 30:44
Şimdi bükümsizi. Yoksa işte depremleri görüyorsunuz falan. Her dakika sallanıyor da bu dağlar olmasa, yani dağlar ağırlık. Çünkü yeryüzü donuk suyun üzerinde. Mesela dağlar dağlayamayan cemet, en nihayetinde sallantı çok olacak. Onun için ağırlık koyuyorsun, bir şey sallanmasın diye ağırlık koyuyorsun.
- 31:10
Bak çantayı koymasam bu sallanıyor, geldi üstüme düştü. Dedim şuraya ağırlık koy. Ağırlık koyunca bu sallanma duruyor. Onun için yeryüzünün üzerine ağırlıklar koyuyor. Evtat, vetetten, kazık çaktığın zaman bir şey ne oluyor? Sarsıntısı, sallanması duruyor, işte o sabitleniyor. İşte yeryüzü de böyle, şu anda gemiye binen veya sandalın üzerinde suda ne kadar sabit durabilir?
- 31:38
En sakin zamanda bile su sallanır. Nerede kaldı ki rüzgar? Onun için dağların da vazifesi. E tabi dağların çok şey var. Hikmetleri, bereketleri. Çok bereketler verdi, rızıklar orada takdirler buyurdu. Bütün sular çıkıyor, şelaleler çıkıyor. Dağların şeyi çok, menfaatleri çok ama burada yerin peşini ezik ediyor.
- 32:09
Çünkü önce yeri beşeğe dönüştürdük diyor, beşeğe döşeğe. Bu sefer beşikte sallantıya müsait olur beşik. Onun için onu sağlamlamak lazım. Onun için peşini de vel cibâle, dağları da döndürmedik mi, dönüştürmedik mi evtaden, kazıklara? Ve öylece yeri onunla sabitledik, buyuruyor. Bursa Kur'an-ı Kerim'de bazı hadis-i kerimeler daha vardır.
- 32:32
Aklıma gelen o oldu, Nahl Suresi olacak. Ondan sonra, ve halaknâ biz yarattık. Şimdi, burada tabi cale-i halakaya döndürdü. Ve halaknâ biz yarattık, kimi kümsizi. Bu da nimet, hem nimet kabiliyinden sayıyor hem kudretinin delili olarak sayıyor. Efendim, neler halinde? Onun hali olarak, mefulden, ezbâcen, zevçler, çiftler.
- 33:13
Çiftler halinde biz sizi halkeyledik, buyuruyor. Ne demek istiyor? Zekeran bir erkek, daha önceden bir de dişi olarak halkeyledik, diyor. Şimdi bu arada, bazıları işte demişler ki, Efendim, zükûrân veynâsen deseydi, yani ezbâcen, çiftlerin tefsirini yaparken, müfessir hazretleri zükûrân veynâsen dese daha zahir olurdu, daha bariz olurdu falan.
- 33:48
Bazı şeyler söylemişler. Sonra muhaşşiler de diyorlar ki, konevi, hafâci falan. Yani bu arada, müfessir hazretlerinin maksadı vardır. Onun için, bu maksada hizmet etmek için, zekeran ve müsaade demesi daha münasip oldu, yakışık aldı yani. Çünkü neden? Orada ezbâcen, zevcin, cemidir. Maalesef çiftlerdir ama, orada, ezbâcen hepsi zükûrân veynâsen desen,
- 34:25
insanlar ikiye ayrılır, erkeklerle dişiler. Toptanının karşılaması erkeklerle dişilerden ibaret olduğu anlaşılır. Ama burada zekeran ve müsaadeye müfret getirince, demek şu ki, ezbâcenin müfreti zevc. O zevcinde karşılığı manası bir erkek bir dişi. Zevc çift demek, zevc olması için ikiye ayrılır. Zevc olması için içinde bir erkek, bir dişi olması lazım.
- 34:57
Onun için Allah-u Teâlâ'nın bu ezbâcen, çiftler, yani hepinizi erkek dişi, erkek dişi, erkek dişi yarattık. Çünkü böyle olursa, tenâsül oluyor, nikah oluyor, işte evlenme oluyor, çocukluğu ve artma oluyor. Nimet olan, bu çiftleşmenin erkek ve dişinin takım olması, erkek ve dişinin evlenmeye, çoğalmaya hadim olması,
- 35:27
bu da neslin bekasına hizmet etmesi, nimet olarak, Mevla bunu nimet olarak sayıyor. Yoksa, ezbâcen, zikûran ve inâsen, erkekler, dişiler olarak siz yarattınız. Erkekler, dişiler ama birbirine çift olmuyor. Bilmem ne eşcinsel olmuş, nezmiyen olmuş, evlenmiyorlar, bilmem neler.
- 35:50
Burada zaten ne neslin bekası söz konusu olur, ne efendim, hiçbir menfaat insanın yaratılışındaki imtihanındaki hikmetlerin hasıl olması düşünülemiyor. Onun için burada zevciyet, zekâr anlamında erkek dişinin birbiriyle, zaten bu ahetlerde öyle şeyler var, tabii vakit. Onlara yetmiyor, şerhleri okumak lazım.
- 36:13
Şerh okursan çok ibaretler var, özellikle Konevi çok. Yani onları okusan anlıyorsun. Burada öyle acayip işler var ki. Şimdi ezbâcen diyor, onunla işte zekâr anlamında erkek ve dişiyle zevciyeti şey diyor, yani her zevc bir erkek bir dişi. O bir erkek bir dişiyle karı koca, olursa zevc olur. Öbürü zikûran ve inâsen, çuvalla erkek var, çuvalla dişi var, zikûran ve inâsen.
- 36:41
Ama orada zekâran ve inâsen olsa, her zevc, zekâr ve inâsen. Zekâr ve inâsen, zevciyet, yani karı kocalık. Ondan sonra bak, peşine ve cehenne, nem ve güstübâten, peşine uykuyu getiriyor, neyse uyku meselesi. Nerede o zarar? Ekseriyetle insanlar ne zaman çiftleşiyor? Zevciyet, uyku saatinde. Peşine ve cehenneliyle, libâsen.
- 37:06
Şimdi hünne libâsü'l-lekum, karı koca birbirine elbise diyor başka hayatta. Orada geliyor libâsen, gecede libas, gece her tarafı örtüyor bilmem ne. Gizlenen gizlesin, odasına çekilen çekilsin bilmem ne. E şimdi, ben zaten evimdeyim, gündüz de istediğimi yaparım. Yaparsın da, aa sen şimdi bolluğu bulmuşsun.
- 37:24
Gelin güveyler var. Ondan sonra, efendim, kaynanasının yanında olanlar var. Efendim, eş güveyine gidenler var. Efendim, bir eve, damadın evine, iç güveyine gidenler var, bilmem ne var. Sen orada gündüzün ortasında kaynanan kayınpeder. Ondan sonra nasıl odaya gideceksin? Konuşuyor yani, kafasızlar. Her şeyin hesabı var.
- 37:54
Eskiden böyle herkesin kendi evi mi vardı? Bu işler geceyle çok alakalı oluyor. Neden? E, çünkü orada edep var, adap var, bilmem ne. Adam çocuğunu sevemiyor babasının yanında bilmem ne. Dolayısıyla gece olmadan odana çekilemezsin yine. Oradan zevciyet geliyor. Ondan sonra uyku içerine geliyor. Ondan sonra, fecaannen leyle libasen.
- 38:12
Gecenin libas olması, gıta olması ona güzel oluyor. Fecaannen ne ara maaş sen? Ondan sonra gündüzü getiriyor. İstanbul'da gece önce hep söylüyorum. Sonra işte gündüzü getiriyor, maaş et vakti, geçit vakti bilmem ne. Bütün bunlar da öyle bir tevafuklar, tetabuklar. O aralarında bir de niye gündüzü sonra bıraktı, ondan sonra uyku yeneyince söyledi.
- 38:34
Ondan sonra, daha gece gelmeden uyku geldi mesela. Önce uykuyu söylüyor, sonra geceyi söylüyor. İşte onunla onun arasına gündüzü soksa şöyle olurdu. Uykuyu sonra yapsa böyle oldu falan. Şimdi sırf orayı anlatmaya başlayacağım. Koneviden ibareleri okuyup tercüme etmem lazım. İki sayfa ve yakın.
- 38:53
Yani dersimizin sadedine gelelim, biz tabi ibare çocuk bir meleke vermeye çalışıyoruz. Ama Allah-u Teala'nın kelamındaki hikmetlerin, yani onların müfessirlerin çalkala çalkala çözebildikleri kadar, onların da çözdüklerini çözemediklerini zekata olmaz. Ne kadar desseler, hepsini toplasan Mevla'nın oradaki muradını ve hikmetlerini zekata olmaz.
- 39:20
Mevla'nın hikmetleri gayrimütenayiyedir. Onun için ama hiçbir şey, haşa tabii haşa haşa, hiçbir şey boş değil. Boş diyen kafir olur. Boş değil de dolu. Dolu ne kadar dolu? İşte herkesin kapı kadar. Aklının aldığı kadar veya tefsirden anladığı kadar. Müfessir de kendi anlayışı kadar. Mevla'nın ilmi kadar değil ki.
- 39:48
Müfessir de kendi anlayışıyla sınırlı yani. Ama da müfessirlerin anladıklarını, biz de ondan anladıklarını... ...anladıklarının kıktabini anlayamıyoruz. O da aynı bir dava. Kısır döngü, yani eksildikçe, sonuna doğru bu eksikliğe gidiyor. Artışa gitmiyor. Artışa gitmiyor. Yeter ki müfessirin dediklerini anlayabilecek.
- 40:07
Her dediklerini bile anlayamıyoruz. Bazı dediklerini anlayamıyoruz yani. Bunu da itiraf etmek lazım. Onun için burada çok büyük tedavuklar var. Rast gelmeler yok. Şimdi bazı kere matinler, metin yazarları, akaid, fıkıh, muhtasar metinler yazıyorlar. Bunların özelliği çok kısa ve özlü olması. Dolayısıyla bunların anlaşılması zor olduğundan bunlara şerhler yazılmış.
- 40:39
Şerhlere bir de haşiyeler yazılmış. Haşiyelere bir de talikat yazılmış. Böyle, tabi çok önemli biliyorsunuz. Usulü fıkıhlar var, fıkıhlar var. İşte Hidaye'ye dünya kadar şerhler yazılmış. Yani bazı fıkıhlar metindir mesela. Kısa bunlar. Veyahut da akaid de şurada burada, işte Ömer Nesli Efendisi'nin metni gibi falan.
- 41:02
Bunlar kısa. Bunlara şerhler yazılıyor, haşiyeler yazılıyor. Şimdi orada şerh yazan diyor ki, metin sahibi şunu kastetti, bunu kastetti falan. Oradan haşiye yazan, yok onu kastetmedi, bunu kastetti. O ona, o ona bilmem ne. Böyle deseydi daha iyi olurdu, şöyle demeseydi daha iyi olmazdı. Buranın yeri buydu, bu varın şeyi buydu.
- 41:24
Bunları yaşıyoruz. Kitaplarımız bunlarla meşhundur. Çünkü bazıları da düşüyor ki, alimler de diyorlar ki, ya belki de bu metin sahibi senin bu yazdığını hiç düşünmedi yahu. Sen burada amma da tekellüfata girdin yani. Şimdi onun için, bu Allah kelamı. Hazreti Kur'an, kelamullah. Gayr-u mahluk. Onun için, şimdi burada bütün müfessirler,
- 41:49
bütün muhaşiyeler, bütün şanlılar, hepsi, hepsi, hepsi. Yüz binlerce, milyonlarca Kamil tefsir olsun, bazı sureleri olsun, nakıslar olsun vesaire. Bunlar milyonlarca yazılmıştır, çoğu da belki de bize ulaşmamış. Çoğu da kayıp yani, gitmiş. Bize ulaşan belki ulaşmayanın yarısına, çoğu da yazılmış, ulaşmamış.
- 42:09
Dolu kitap ismi görüyoruz, yazma bile yok. Bütün bunları toplasan, bütün bunların yaptıkları, Allah'ın muradı hakkındaki tefsirleri ve izahları, Allah-u Teala bunları şimdi murad etmemiştir veya Mevla bunları bilmiyordur, diyenler bilir mi? Hepsini düşündüren Allah, aklına getiren Allah, ilham eden Allah, yazdıran Allah, çizdiren Allah.
- 42:37
Dolayısıyla, sen şimdi bir metin sahibi hakkında düşün, belki de bunu düşünmedi, şarihler burada bir denege suda fırtına koparıyor. Girmişler birbirine, belki de metin sahibine sorsan, ya ben öyle bir şey düşünmedim ya, sen benim dediğime düz gitsene, diyecekti. Ama Mevla hakkında bunu diyebilir misin?
- 42:56
Kim ne düşünürse Mevla yaratıyor o düşünceyi. Ha, orada isabet eden olur, etmeyen olur. Lakin bütün çalışmalar, çabalamalar, 1400 küsur senedir, Hazreti Kur'an hakkındaki bütün meseleler, Allah-u Teala'nın bildiği, ve onların düşünmesini murat ettiği, dolayısıyla onların yazmasını murat ettiği. Mevla murat etmezse hiçbir şey, düşünemez, yazamaz, konuşamaz, anlatamaz yani.
- 43:22
Onun için, ama bunların hepsi, Mevla Teala'nın o ayetteki hikmetlerini, mucizelerini, icazını, artık hükmünü, muratlarını, ihata edebilmiş midir? Hiç midir? Yani şarihler, muhaşşiler, metin sahibinin, düşünmediklerini bile kat kat, ihatayı bırak, mübalağalı ihata yani. Bir de katma karıştırma kadevesi dahil.
- 43:50
Ama Mevla hakkında, herkes bir şey konuştu, etti bu kadar müfessir, peki bunlar ihata edebildi mi? Mâne fiddet kelimâtu mu? Ihata edemedi. Hiçbiri tam manasıyla idrak ve ihatayı, iddia edemez, edemez. Kur'an muciz, okuyan âciz. Tefsir eden âciz. Şerh eden âciz. Herkes Kur'an muciz çünkü. Onun için, tefsirlerde böyle şeyler çok var.
- 44:19
Mesela, Bikrâîn'in, bazı diğer âlimlerinde de var, Nazm-ud-dûrer diye bir kitap var, 1910 ciddi, belki yeni baskılar, 20-30 ciddi olabilir, tahkikli. Nazm-ud-dûrer, ayâti ve sûer. Ayetlerin ve sûrelerin tenâsüp, birbirine münasip düşmesi. Yani, muhteşem bir eser. Tabi orada, bazı görüşlerine katılmıyoruz, İbn-i Arîm Hazretleri'ne çatar, bilmem ne öyle, tasavvufla sıkıntı yok.
- 44:52
tasavvufla sıkıntıları var bir kâinî. İbn-i Arîm Hazretleri'ne çatar, Ama el-i sünnet bir hâlimdir tabii ki. Ya arkadaş, zaten 114 sûredir ama birbirinin peşine gelmesi, o sûreden sonra o sûrenin başlaması, oradan geçtik. Âyetlerin, altı bin küsur âyet, Ayetlerin, altı bin küsur ayet, hepsinin birbiriyle tenasübü, hepsinin birbirine tenâsübü,
- 45:17
ya bazı tefsirler işte, Fahru Râzî, şunlar bunlar, şunu beyan ettikten sonra bunu beyan etti, şunu beyan ettikten sonra bunu. ya bazı tefsirler işte Fârru Râzî, şunlar bunlar, şunu beyan ettikten sonra bunu beyan ediyor, Türkçelerde de Konyalı Mehmet Efendi yapar öyle bir husus. Efendimiz Hazretleri severdi o işi yani.
- 45:28
O geçiş işini bilmeyi severdi. Efendi Hazretleri severdi o işi yani. Onun için ona önem verirdi yani. Yaz artık yani, yazdırırdı bize. Dolayısıyla, fakat arkadaş yani şimdi. O şimdi bir yönden ona münasebet bulmuş. Öbür müfessir başka yönden münasebet bulmuş. Yani bu bunun peşine niye geldi? Bunu ya önce, bunu ya sonra.
- 45:48
Sûre bazlığı geçtik, ayetler bazında binlerce yani binlerce münasebet veçi var. Binlerce. E bir de bazılarında 3-5 tane de 10 binlere çıkıyor. 10 binlerce münasebet veçi. Ne alâkayla bu bundan sonra bu niye geldi? Bazı kere, bazı kabak gibi. Nuh Aleyhisselâm sonra, Hud Aleyhisselâm'ın kavmi gelmiş. Onu zaten yani anlayan, kolay anlıyor demek istiyorum.
- 46:19
Kabak gibi değil, kolay anlıyor. Anlayışı, basit anlayış. Çünkü neden? Allah-u Teala Nuh Aleyhisselâm kavmini beyan ettikten sonra, helak edilen kavimleri sıraya koymuş. İşte Hud, Hud Sûresi'nde isimli. Biz Rûh-i Fıkhanda şeyinde, herhalde bilmiyorum 9 olacak belki de. En az şeyde yani 7'den fazla da 9 tane kavmi peş peşe getirmiş.
- 46:39
Musa Aleyhisselâm Firavun'dan bitirmiş yani. Nuh Aleyhisselâm'dan başlamış. Firavun şeyine bitirmiş. Orada yani 7, 8 veya 9 var. Şimdi orada o münasebet hafif değil. Çünkü bir helak olan kavim, dünyanın başındaki ilk helak olan Nuh Aleyhisselâm kavminden sonra işte At kavmi, Öshare, Semud kavmi geliyor.
- 47:01
Onu bitirdikten sonra helak olan kavimlere örnek ve müşrik, Mekke müşriklerine ibret için ikinci bir şeydir. Bunlar da münasebet vecih zahirdir. Ama buralarda da hafif münasebetler var. O zahir olanı ben de anlıyorum. Hemen hemen de bir meleke kespettim. Oradan oraya bağlantı çekebiliyorum. Ama zahirse.
- 47:24
Bazı kere kopuyor. Ahkâm ayetinden birden bir acayip şey geçiyor. Bir ayetten bir ara acayip bir ayet geçiyor. Ne alaka şimdi? Ha o alakalarda çok münasebetler var. Bütün o işin uzmanı alanında uğraşmışlar. Böyle şeyler bulmuşlar ki aklın duruyor. Bu ne münasebet yahu? Ne acayip ilişki. İlgi kurmuş.
- 47:49
Ufkun açılıyor. Beynin açılıyor yani. Kur'ân-ı Kerim'in Ulûmul Kur'ân Harfinden, kelimesinden, kıraatından, taliminden, tecvidinden, işte münasebetinden, tenâsibinden, mesâiresinden, müpemâatından, muhkemâatından, müteçâbîatından Ulûmul Kur'ân. İbn-i Akîle'nin eşsiz yani Ulûmul Kur'ân. İmam Suyutî'nin eşsiz kitapları.
- 48:14
Ulûmul Kur'ân'da bunlar. Muhteşem. Her dalında Kur'ân-ı Kerim'in her branşında ilimler açıklamışlar. Sırf bir konu âyet ve surenin tenâsibi yani. Onun için buralarda şimdi oradan yerin döşekliğinden dağların kazıklığına geçti. Oradan sizi çift yaratmasına, çift yaratmasından uykuya geçti, geceye geçti.
- 48:41
Ondan sonra istirahat edip uyuman için, çiftleşmen için, çocuk doğurman için, geçim lazım, kuvvet lazım. Belini doğurtman lazım. Ayakta duramayan nasıl çocuk doğuracak? Onun için maaş lazım. Oradan maaşete geçti, oradan binaya geçti, tavana geçti. Dam lazım. Falan. Sonra bu maaş için sıraç lazım. Ondan sonra güneş olmasa hiçbir şey yetişmeyecek.
- 49:11
Ne maaş kalacak, ne mebit kalacak. Çünkü sistem, güneş üzerine, güneşin yetişmesi. Güneş olsa her yer yanacak, kavrulacak. Su lazım. Musalata geçti, maan, seccacen geçti. Oradan happe geçti, nebata geçti, hayvanın yulafına kadar geçti. Ve cennet ne'l-fâfe'ni bağlar, bostanlar, bahçeler falan. Yani, ey benim kullarım, ben sizi bir erkek ve dişinden yarattım.
- 49:42
Erkek ve dişin olarak çift yarattım. Bu alemi size imtihan yurdu olarak kurdum. Ve size peygamberler gönderdim, kitaptan indirdim. Ve Bu kadar masrafı, bu kadar halk ve icadı, mahlukatı, acayip masrafları, eşsiz sanat eserlerini herhalde boşuna, boşu boşuna eğlence olsun diye lehven ve havesen yapmadım.
- 49:52
bu kadar. Bu kadar işi yapmaya gücü yetenin zaten boş iş yapmaya tenezzül etmeyeceğim ve münezzeh olduğunu anlamanız lazım. O zaman bunlar bu sistem kurulduysa ve tıkır tıkır çalışıyorsa ve herkes doğuyor, yaşıyor, ölüyor, gidiyorsa bunun mutlaka diriltilmesi var, faturasının ödetilmesi var, cezası var.
- 50:31
İşte onda inne emel fasli, ondan sonra da fasıl günü var. Sen kıyamet var dedin, sen yok dedin, gel bakalım aranızı fasl edeceğim. Kâlemi'l-kâta, on sonra Fettehü'l-nevvü'l-fâtiha, on sonra mahşer, kıyamet, on sonra tek mefazen, onlara mefaz var. Öbürlerine cezaen, vifaka, cehennem var. Yani Sûre-i Celîle-i Cemile'nin
- 50:52
Yani Sûre-i Celîle-i Cemîle'nin Ammet-i Seâlû'ndan başlayan nebe-i azîm baz ve diriltilmenin varlığı yokluğu tartışmasak ve müşriklerin ihtilafından girilen nokta bir buçuk sayfa kırk ayet-i kerimedir. Bizim pusatlarda en azından olan şey kırktır. Kırk ayet-i kerimenin sonunda yine kâfirin, mahşerdeki iman etmeyenin, yani dirilmeye inanmayanın yine başı nebe-i azîm bazdır.
- 51:24
Sonunda yine dirilmeyi inkâr edenin ahiretteki kusranı ve rezilliğiyle, başına gelecekle bitiyor. Şimdi sırf Kur'ân-ı Azimuşşan'ın ayetlerinin Sûreleri vazgeçtikten sonra, Sûreler 114, binlerce ayetin, şurada kırk ayet var.
- 51:42
Kırk ayet-i kerimenin birbirine geçişi ve her birinin birbirinin akabinde zikredilişi sırf şurada nemliğe önce, leyliğe sonra, maaşliğe ondan sonra, yedi kat binâniye ondan sonra, şu aradaki tetâbuk. O önce olsaydı, şurada mütezâddeyin vak oldu. O sonra olsaydı, şurada mütehalifeyin birbirine girerdi.
- 52:07
Böyle bulmuşlar, bulmaya çalışmışlar, uğraşmışlar mübarekler. Allah sâlihlerini meşgul eylesin, şefaatlerini nâil eylesin. Bunlar da boşu boşuna yapılmış işler, tabii ki değil. Ama yine de ihata edebilmişler mi? Allah sâlihinin bu haddlerdeki tenâsübünü, hikmetlerini, muradlarını kavrayabilmişler mi?
- 52:27
Kavrayıcı bir ilimle satabilmişler mi? Hâşâ ve kellâ Allah'ın muradları, iradeleri, kudretleri, hikmetleri, ilimleri yanında hepsini toplasan zerre etmez denizde, deryada. Bunu da bilmek lazım. O zaman Allah-u Teâlâ'nın ilminin mükemmelliğini ve Kur'an'ın icâsının, Kur'an'ın mucizeliğinin,
- 52:48
sırf fesâhat ve lâhâd edinme ve fesâhâde her yönüyle, icâsının ne kadar büyük olduğunu, azametli olduğunu takdir etmek lazım. Biz hiçbir şey anlayamıyoruz, daha lügat mağazası veremiyoruz. Çoluk çocuğuz yani bu müfessirlerin yanında, çoluk çocuk. Yani düşün ki onlar bu kadar şeyleri çıkarttıkları halde, biz onları bile anlayacak ilme sahibi olmadığımız halde,
- 53:11
onlar da Mevla'nın, buradaki muradların yanında zerre değil. O zaman Kur'an'da ne kadar icâs var yahu, ne kadar icâs var. Aklına gelmeyecek, kimsenin aklına gelemeyeceği kadar. Ve lâ hatarâ lâ kalbû peşer. Çünkü icâs, nihayeti yok. Onun için, Ve lâ tenkazî acâibû. Hadis-i Şerif'te ne buyuruyor? El-Kur'an, Hablullâhi'l-metîn, Ve zikru'l-hakîm, Ve sıratı'l-mustaqîm.
- 53:41
Lâ yehlukû an kesretin raddî. Çok okunmakla eskimez. Her kitaptan usanılır, bıkılır. İkinciye, üçüncüye Kur'an'dan bıkılmaz. Ve lâ tenkazî acâibû. Kur'an'ın acâiblikleri, ilginçleri. Lâ tenkazî. Tükenmez. Beyzâbî nasıl tüketsin? Keşraf nasıl tüketecek? Şu anda biz tefsir yapıyoruz. Daha men lâ tenkazî.
- 54:04
Biz nereden bunu bitireceğiz? Ve lâ tenkazî acâibû. Kur'an-ı Kerim'in acâiblikleri bitmez. Acâib demek, ilginç ilimleri. Yani acîb, teâccüb ettiren, hayrat ettiren, şaşırttıran, şaşkın bırakan. Lâ tenkazî diyor, Hadis-i Şerif. Tükenmez. E tükenmez buyrulan bir şeyi. Hangi müfessir? Hangi muhaşşi? Ben bitirdim diyebilirim.
- 54:32
Geç o iş. Zekâran ve'unzâ'da da kastettiği budur. Şimdi, ve ce'alnâ. Biz yaptık. Burada yaptık manası verilir. Ondan sonra neyi? Nev ve küfse, uykunuzu yaptık biz. Nedir yaptık? Yani, dönüştürük mağazasının sayrı ve şeyinde de hani illa ki dönüştürük mağazasının sayrı ve şeyinde de yok orada ama iki mefhule teaddi eder.
- 55:00
Ve cehennemimizi yaptık. Neyine mümkün? Sizin uykunuzu yaptık. Nedir yaptık? Sübâten. Şimdi sübât, sebeteden geliyor. Sebete fiili kata, kesti mağazasına geliyor. Ve sebete-şşâra saçını kesti, saçı kesti. Sebete-halaka yani mağazasına geliyor. Ondan sonra, kata manası bunda lukat itibariyle vardır. E zaten şeyde ne deniyor?
- 55:29
Cumartesi günü sebt. Yavuş sebt oluyor. Çünkü neden? Allâh-u Teâlâ fîs-i tete-i eyyâm. Altı zamanda tabi. Orada gün manası verilmez. Altı anda, an demektir eyyâm orada. Mevla'ya zaman geçmez. Altı vakit yani, altı vakitte gökleri, yerleri içindekileri yarattı. Cumartesi, Allâh-u Teâlâ bir şey yaratmadı.
- 55:55
Pazartesi seferinde orada şeyler var ama o şerlerde imlâken çok uzun gidiyor bu konu. Velâkin, sitte-teyyâm olduğuna göre burada bir yevminin bir vakitte bir şey yaratmadığı anlaşılıyor. Veyahut da veyahut yaratsa da ondan bahsetmiyor en azından. O zaman o güne sebt veriliyor. Çünkü neden? Tabi şimdi Yahudiler şabat diyorlar, işte o gün
- 56:20
iş yapmıyorlar, Allah da bir şey yaratmadı diye oradan çıkartmışlar bir şey. Tabi onlar imtihan oldular. Mevla Cuma'yı teklif etti. Onlar Cumartesi'yi tercih etti. Allah da onları Cumartesi'ye çevirdi. Helâk etti. O ayrı bir mesele. Cuma bize nasip oldu, elhamdülillah. Sebt de nereden geliyor yine? Yevm-ü sebt, Cumartesi günü.
- 56:37
Çünkü neden? İşlerin kesim günü. Yani altı gün de kesim oldu, niyâte erdi. Yedinci oldu, sebt yani. Çünkü on üçü mesele, pazar, ehad bir. Yani pazar, ehad. Ehad'dan saydığın zaman isteğin iki zaten, söyleyeceği üç demek zaten. Erbea dört, zaten çarşamba. Khamis, khamiseden geliyor. Beş, Cuma istimadan geliyor.
- 57:03
Yani bir tek Cuma'nın ismi lügatta. Yani o bir, iki, üç, dört gidiyor. Tamam mı? Bir, iki, üç, dört, beş. Ehad, isteğin, söyleyeceği erbea, khamis. Cuma'da bir tek altıdan gelmiyor. Cuma istimadan toplamda, Arube günü diye Araplardan, Arube'den geliyor. Ondan sonra yedincisinin sebt deniyor. Halk ve icat kesilme uğradı, yani bitti.
- 57:34
Bitim. Kesti, bitirdi yani. Oradan geliyor. Sebete, buradan geldiği için bunun manası kata rücu ediyor. Dolayısıyla Mevla buyuruyor ki, ve cehennem ve cehennem mevlekümsin uykunuzu sübaten. Yani ne demek diyor? E kat'an. Kesme yaptık. Yani tabii bu bir tür. Bir tür kesme yaptık diyor. Yani bu kat'an kat'an manasına gelirse, mastar kat'an yani mübalağa için, racülün, adlün gibi
- 58:12
kat'an manasıyla kesme yani tamamen kesici manasına olabilir. Nereden kesiyor? Kesme yapıyor. Anil ihsasi. Hissetmelerden. Yani hissetmeleri kesiyor. Daha evvel hareketi efendim hareketleri kesiyor. Şimdi burada ne anlatıyor? İnsan uyuduğu zaman ne oluyor? Duyuları kesiliyor. Yani ne demek? Uyurken göremiyor.
- 58:50
Adam uyurken sen böyle getiriyorsun gözü açık bile uyusun veya kapalıysa fark etmez. Elini böyle böyle yapsan görmüyor. Sen orada bir şey konuşsan adam derin uykudaysa duymuyor. Kalkıp yürüyemiyor. Uyur gezerler yürüyorlar falan ayrı bir şey de normal bir insanın tabii olarak bir yere gitmesi, gelmesi, yürümesi uyurken mümkün değil.
- 59:11
Ve kabil değil yani. Hareketleri tabi ki elini şöyle yapıyor. Sağa dönüyor. Sola dönüyor. Hepten hareketi kesilse zaten ölüm olur. O zaman ölüm olur. Ölümden farkı ne? Bitkisel hayat, can kalıyor. Ondan dolayı işte sağına dönüyor, sola dönüyor. Bir rahatsızlık hissediyor. Sinek konsolos bir şey olsa böyle yapıyor, şöyle yapıyor.
- 59:36
Ama uykuya devam ediyor. Dolayısıyla iradi ve ihtiyari birçok hareket değil. Birçok hareket diyelim yani. Tam manasıyla hareketten ve histen kesiliyor da denmez. Ama uyanık halindeki ihsas, ihsas hissetme. Ehasseden geliyor ihsas. Duyunun hissetmesi manasına geliyor. Duyuların, göz, kulak işte falan, burun, ağız falan.
- 1:00:02
Bu ne yapıyor? Biz sizin uykunuzu ne yaptık diyor. Kat'an kesici yaptık. Tam bir kesme yaptık yani. Sübat yaptık yani, septen, kat yaptık. Nereden kesme yaptık? Aynı ihsasi, hissetmelerinizden ve duyularınızın çalışmasından. Daha evvel hareketi, hareketlerinizden kat'an yaptık, kesici yaptık diyor.
- 1:00:32
E şimdi burada adam diyor ki, yani arkadaş burada Allah-u Teala nimetlerini sayıyor. Ondan sonra, bu da şimdi nimet midir, niye? Bu da şimdi nimet midir? Niye? Hissim kesildi, hareketim kesildi. En büyük nimet, uyku nimeti. Çünkü neden? Uyuyamayanlara sor. O uyuyamamak çok büyük bir hastalık. Melatonin içiyorlar, psikologlara gidiyorlar.
- 1:01:05
Dünyanın en büyük hastalığı uykusuzluk çekene sor sen. Onun için Mevla bunu nimet olarak taat ediyor. Ne bakımdan? E çünkü işte onu anlatıyor şimdi. Onun için Mevla bunu nimet olarak teadat ediyor. Ne bakımdan? Niçin bunu böyle yaptık? Yani uykuyu, hareketleriniz, hisleriniz, duyularınız kesilsin diye sizi uyuttuk diyor yani.
- 1:01:28
Ne için yaptık? İstirahaten, rahatlık hasıl olsun için, kuvvetlere, öyle kuvvetler ki el hayvaniyeti, hayvansal kuvvetler. Şimdi, yani şimdi bazı şarihler diyor ki, bu ilerisi ve izahaten, izaha gidermek demek. Ezaha yüzihu, ib'at, uzaklaştırmak, neyli kelaliha. Kelal, yorgunluk demek. Ha zaten kuvvaya gidiyor.
- 1:02:06
Ve izahaten gidermek için, neyli kelaliha, hayvansal güçlerin yorgunluğunu gidermek için uykuyu, hislerinizi, hareketlerinizi kesici yaptık ki biraz dinlenin diye. Burada, yani bazıları diyorlar ki istirahaten, izahatene uymadı. Onun için irahaten deseydi. İrahaten rahatlatmak için. O daha uygun geliyor hakikaten.
- 1:02:39
Yani Konevi diyor onu. İrahaten rahatlatmak için. Zaten izahatene de uygun geliyor. Ve izahaten gidermek için neyli kelaliha. O hayvani güçlerin yorgunluğunu gidermek için. İstirahaten de irahaten rahatlatmak için olsa uygun düşerdi diyor. Ama onu da kurtarılabilir. O zaman da diyor ki burada istirahaten, irahaten manasındadır.
- 1:03:05
Yani istifal, babı üzeri değildir. İfal manasındadır. İstirahaten, irahaten manasındadır. O zaman niye sin geldi? Ziyadetü'l laf, huruf, tedül ala ziyadetü'l mana. Harf fazladır, mananın fazladır, delat eder. Onun için istirahaten de gitsinler. Sin ve ta'da mübalağa için gelmiştir. Mana onun için rahatlık talep etme.
- 1:03:36
İstirahaten de seni talep için yapmayacağız. Rahatlık talep etmek için olmaz. Çünkü Allah uyuttu seni. Allah rahatlık talep etmiyor ki. Onun için istirahaten, yani irahaten. Ama hani irahaten desen daha iyi olurdu. İstirahateni Beyzabi yanlış kullandı diyeceğimize, Beyzabi de onu bilmiyor değil.
- 1:03:58
Onun için orada onu sin ve ta'da istifalden getirerek harf fazlalığından mübalağa çıksın diye getirdi. Ve kastı irahatendir. Bilmiyorum Beyzabi'nin kastı olmadır ama durum bundan ibarettir. İstirahaten son derece rahatlatmak için geldiğimiz şey. Ama buraya gelene kadar bunları anlatmamız gerekiyor. Öbür türlü cemaate vaziyette döner.
- 1:04:31
İstirahaten son derece rahatlatmak için. Şimdi, ve cehennem biz yaptık, uykumuzu nedir yaptık? Sübaten. Tam manasıyla bir kesim yaptık yani. Neden? Hani, hissetmeleriniz, duyularınız dumura uğradı. Yani, yanında neler dönüyor. Adam uyuyor. Adam uyuyor, bir şey, haberi yok. Hatta ayakta uyusa bile, oturarak uyusa bile yine dönen dolaptan haberi olmaz.
- 1:04:54
Adam oradan alır, pırlantayı çalar, uyuyan görmez. En iyi malı gitse görmez. Daha nasıl olacak? Ne his kaldı, ne hareket? Hiç onun hisçi hareketi olsaydı, o malını kaptırır mıydı? Sübhâted, kat'an, tam bir kestirme. An-nil-ihsan vel hareket. Peki niçin biz yaptık bunu? İstirâhaten, yani son derece rahatlatmak için.
- 1:05:20
Neyli-l kuvvâ? Kuvvetleri. Hangi kuvvetleri? El-hayavaniyeti. Şimdi hayavani güçler. Şimdi hayavani, insanda kuvvâ-yı hayavaniye var, kuvvâ-yı nebâtiye var, kuvvâ-yı akliye var, irfâniye var. Üç türlü güçler var. Şimdi, kuvvâ-yı nebâtiye, hani bitkisel hayat diyor, bak, Türkçe'de de dikkat et, nebât, nebâtat nedir?
- 1:05:50
Nebât, bitki. Mesela Türkçe'de de ne kullanılıyor? Bitkisel hayat. Hani Efendi Hazretlerimizin, Ali Adem Efendi babamızdan ruhu anlatırken ki mesele, hem uyur da hem konuşur musun? Hem uyur da onlara cevap verir misin? Uzun bir kısa anlatır, Efendi babamızdan. Sohbetlerde var, dinleyin. Okumuşsunuzdur, belki hocalardan dinlemişsiniz.
- 1:06:10
Yaşınız, belki efendisiniz de bizzat dinlemeye çoğunuzun müsait olmamış olabilir. Bunu çok anlatıyordu Efendi baba hazretlerimizden. Kaddesallâhu aleyhi ve sellem. Ruhu anlatmak için. Ha, o, o kıssa da zaten bütün mesele çözülüyor. Yorgun geldin, işte daldın, sonra onlar geldi. Sen de yatağa yatmadın.
- 1:06:27
Bunlar gelirler, niye yatmış bu bizim kız da acaba falan? Böyle teferruat, çok büyük bir teferruatla Ali Adem Efendi babamız bunu kurgulamış. Yani, akla yaklaştırsın diye. Tekriben lilezhan. Ondan sonra, işte, sonra, uyanmışsın, bilmem ne. Aa, siz burada mıydınız? Ya seni uyandırmadık. Aa, şimdi ben Mekke'deydim, şuradan.
- 1:06:52
Buradaki, şeyde, uykuda, uyku ile ölümün farkı nedir? Ölümde, can da çıkıyor. Efendi Hazretleri can tabir ediyor. O can, bitkisel hayatın karşılığı, Efendi babanın, Efendi Hazretleri'nin tabirindeki can, bitkisel hayat. O can kalıyor demek, hani canı çıktırıyorlar ya, işte ölünce canı çıkıyor, uykuda canı çıkmıyor, ruhu çıkıyor.
- 1:07:23
Uykuda, ölümde canı çıktığı zaman, işte, nebati kuvvetler de bitiyor. Şimdi, can neye yarıyor, canın kalması? Yani bitkisel gücün, kalması neye yarıyor? Efendi Hazretlerimiz öyle buyurdu. Kalbi, çalıştırıyor, nabızı, yani nabızı dermiydi dememiz, onu da şüpheliyim. Kalbi çalıştırıyor derdi, bir de, vücudun sıcaklığı, kan dolaşımı, kan dolaşımı devam ediyor.
- 1:07:50
Kalp zaten çalışınca, her şey kalbe bağlı. Kalp çalışınca, nabız da atıyor, kan da damarlarda, pompalanıyor ve hücreler ölmüyor. Kalp durmayınca, ölüm de takip gerçekleşmiyor. Uykuda bu oluyor. Can kalıyor, bitkisel hayat kalıyor.
- 1:08:10
Şimdi onun için, bir de akli kuvvetler var, insanın bedeninde. ölümde hepsi gidiyor. Ölümde, ne hayvani kalıyor, ne nebati kalıyor, ne akli kalıyor. Ölümde, iskelet odun oluyor, gidiyorsun gömüyorsun, gidiyor. Sen işin bitiyor. Ama, burada uykuyu konuşuyoruz. Uyku da, akli de, akli devam ediyor. Nebati de devam ediyor.
- 1:08:42
Can, bitkisel. Bitkisel güçler devam etmese, can çıkar. O zaman zaten uykuda kalbin durması lazım, nefes alamaman lazım, nabzın atmaması lazım, lazım, oğlu lazım. Onun için bitkisel güçler var, onlar işine devam ediyor. Onlar işine, istirahat yok. Bitkisel güçlerine, bitkisel hayata, istirahat yok. Akliye niye istirahat yok?
- 1:09:13
Ben tabi şerhlerden gördüm bunu ama, tabi, izah ediyorum yani. Hepsini de Nukhat Mahzun orada yazmıyor. Ruhla akıl, paralel çalışıyor. Uykuda ne yapıyor? Dünya kadar, rüya görüyor. Bu rüyaları ne yapması lazım? Anlaması lazım. Sonra, bellemesi lazım. Öbür türlü gördüğünü uyandıktan sonra anlatabilir mi?
- 1:09:40
En uzun rüya diyorlar, saniye bilmem, onu da ne kadar doğru bilmiyorum, yani kitapta görmediğim şeyi şimdi konuşurum ama, yok şimdiki atlatmışlar, atlatmışlar, böyle konuşuyor. böyle konuşuyorlar. En uzun rüya bilmem ne kadar bilmem ne saniyeymiş. Tamam benim işime yarar, Allah'ın kudretini gösterir benim için, daha iyi bir şey de hani ilmi saptamaları ne kadar doğru
- 1:10:00
ve âyette, hadiste şu ana kadar görmediğim bir şey belki de rüya ile ilgili kitaplar hazırladım, baya bir çalışma yaptım ama belki onlar da vardır aklımda. kalmamıştır. Belki de görmedim yani. En nihayetinde bunların hiçbir tespitine ben ineyim diye millete yutturamam. Âyet, hadis olmayan şey, ikide bir fikirleri değişiyor, araştırmaları bozuluyor, bozuluyor, onu geç.
- 1:10:20
onu geç, işte en uzun rüya bilmem ne kadar saniyeymiş, Öyleymiş. farz edelim. E tamam da adam uyandıktan sonra bunu 15 dakika anlatıyor ya, icabında öyle bir rüya var, Allah Allah, roman yazılır, kitap yazılacak rüya var, o kadar tafsilatlı rüyalar var, anlatanlar var, e şimdi bu, bunu anlatılmaz 15-20 dakika süren rüya var yani, bir onu da, çoğunu da unuttum diyor.
- 1:10:50
Gördüğümün çoğunu da unuttum diyor, bana oluyor bazen. Çoğunu unutuyorum. Ha şimdi bu durumda, akli kuvvetler çalışmasa, onu kafada tutamaz. Yani ruhla, akılla, zâkire veya hafıza, rüyada gördüğünü, eğer akli kuvvetlerde istirahata geçse, o zaman ne yapamaz? Uyandığında hiçbiri hatırlayamaz. Hatırlayamayınca da, anlatamaz.
- 1:11:22
Ha burada ne ses geliyor ya? Niye bu kadar uzağa koydular bu sesi? Ha, o zaman, şimdi ne anlatıyorum size? Bu arada kuvve-i hayavaniye ne? Kuvve-i hayavaniye dediği, canlılarla ilgili, Görmek, işitmek, konuşmak, koku almak, dokunmak. Dokunduğunda onun, sert mi, kalın mı, yumuşak mı, sıcak mı, soğuk mu olduğunu hissetmek.
- 1:12:04
İhsâs. İşte onun için uykunuzu ne yap diyor? Katman kesme yaptık. İhsâs. İhsâsı. İhsâs, havâsı selime, kaçtır? Beştir diyor, akayette. Es-semmu ve'l-basruşu ve'l-nutku ve'şşemmu ve'l-lemsu. Ha, işitmek, görmek, koku almak, tatmak ve zevku, tatmak, ve'l-lemsu, dokunmak. Dokunduğunun da ne olduğunu anlayabilmek der.
- 1:12:33
Dokunmak derken, onların hepsi, müteallakları itibariyle konuşuluyor. Onu hissediyor, onun ne olduğunu hissediyor. Gördüğü zaman gördüğünün erkek mi, dişim mi olduğunu hissediyor. İşittiği zaman konuşulan lafın kimin konuştuğunu, ne konuştuğunu hissediyor. Esasen ihsâs. Görmek, işitmek, ihsâs. Derken, işte onun şeye, taalluku yani.
- 1:12:53
Mesmu'a taalluku, mubsara taalluku, mezuka taalluku, melmuse taalluku. Oradan his, ikisi birleşmeden onda o his var, his var ama karşıya taalluk etmeden, müteallak yok yani. Bu havas, hamse, duyu organları yani. İşte kuve-i hayavaniye dediği o duyu organları. Çünkü onlar, hayvanlarda da var mı? Var.
- 1:13:18
Canlılarda, hepsinde var mı? Ama mesela bitkilerde görme, işitme var mı? Yok. Ama bitkilerde bitkisel hayat var mı? Var. Niye? Büyüyor. Lahana büyüyor. Lahana, yine erkek mi, dişi mi görmüyor. Ama lahana da büyüme var. İşte bitkisel hayat, canla işte özdeşleşen, hani uykuda kalan ve bedenin gelişimlerini ve hayatını idamesini sağlayan bitkisel hayat.
- 1:13:47
Şimdi uykuda ne rahatlıyor? Uykuda akıl rahatlamıyor. Daha beter yoruluyor. Bir de gördüğü rüyalarla uğraşıyor. Ondan sonra bir de uyanıyor, onların iyi miydi, kötü müydü, yok korkutuldum, yok başıma ne gelecek, başlıyor kurmağa, kaldırmağa. Akıl yoruluyor. Akılda dinamik. Bitkisel hayat devam ediyor, can devam ediyor.
- 1:14:10
Onun için biz uykunuzu diyor, kestirdik diyor, istirahaten tam bir rahatlama yaptık. Lilkuva. Kuva kuvvetin cemidir. Kuvvetin kuvveti, hani kuva. Kuvvetlere rahatlık sağladık diyor. Öyle kuvvetler ki diyor, el hayavaniyeti. Yani niçin orada lilkuva, insanın bedenine rahatlık demiyor. Fiziki istirahat demiyor.
- 1:14:34
Özellikle hayavani sıfatını getiriyor. Hayavani sıfatını niye getiriyor? Orada duyu organlarıyla ilgili, çünkü göz şarj bitme gibi bir şey. çıkarız, bitme gibi bir şey. Uykusuzluk ne yapıyor? Gözün görmesini azalta, azalta, azalta. Kulağın işitmesini zayıflatıyor. Koklamayı zayıflatıyor. Elini, içini zayıflatıyor.
- 1:14:56
İnsan ne kadar uykusu gelirse, varlaşırsa bir şeyin onu yakacağını bile anlamıyor. İcapında yanıyor anlamıyor uyuyorken yahu. Çok yanması lazım öyle, az yanmak lazım. akla da uyanmıyor yahu. Onun için beş duyu organı tamamen rahatlatılıyor. Çünkü o şarj etmesi lazım. Uykuyla tekrar bir kuvvet kazanıyor, Ondan sonra uyandıktan sonra kaç saat gider.
- 1:15:19
İşte ne kadar dayandırsa ondan sonra uyandıktan sonra kaç saat gider işte ne kadar dayandırsa o kuvvetleri bir daha kullanıyor. Ama akli kuvvetlerle, nebati kuvvetler de bu istirahata lüzum olmuyor. Olmuyor, demek ki onda kelal, bir yorgunluk daha hasıl olmuyor. Çünkü öbür türlü o her zaman uykuda ölene kadar onlar devamlı çalışıyor.
- 1:15:39
Ve izahaten gidermek içinli kelal yani. Hayvani güçlerin yani duyu organlarının kelal ve yorgunluğunu, melalini, yorgunluğunu gidermek için biz sizin uykunuzu ne yaptık? Sizin için efendim hislerinizi kesen bir nimet yaptık diyor yani. Ev ya da mevten. Ya da mevt yaptık. Ve cehalna yaptık nevmeküm sizin uykunuzu nedir yaptık?
- 1:16:08
Sübaten. Şimdi sübat kelimesi iki mana veriyor. Ya sübat lügat manası üzere kat'an. Kat'an, sebete kat'adan. Kat'andır diyor. Ya da diyor teşbih-i belir kaidesi üzere mevten. Sebetenin yani mevt manasına gelmesi lügatta var mı yok mu tartışılıyor. Bununla beraber vardır diyen de var. Mesela şimdi ilerisinde onu da söylüyor.
- 1:16:37
Yine kat'a yine mevt manasını da lügat olarak kat'a'ya bağlayacak. Ama yani şeyinden bir şekil gidecek oraya götürecek iş ama burada bu lazım olmuyor. Çünkü mevten bu neydi? Kel mevti. Yani orada kaf var idi. Teşbih-i belif var. Ölüm gibi yaptık. Zaten sen manayı ölüm gibi yaptık dediğin zaman, gibiyi koyduğun zaman bir şey, lügata bağlamaya da lüzum kalmıyor.
- 1:17:08
O zaman vecişebe aramak lazım. Yani lügatı bağlayamasan da vecişebe, sen uykunun ölümle ne vecişebeyi var. O zaman onu sor. Onu konuşalım diyor. Mevt yaptık diyor. Şimdi bunu da tabii bu manada lügatta da varip olmasına göre konuşuyor. Bu manada şöyle bir işler çıkıyor buradan. Şeye daha delalet ediyor.
- 1:17:39
Bâse. Yani bizim istidlâl limiz öldükten sonra dirilmeye hak olduğuna Allah delil getirirken yeryüzünü döşek yaptık, dağları kazık yaptık, sizleri çiftler yaptık buyurduktan hemen sonra uykuyu getiriyor. Uykunuzu da ölüm yaptık derse ama ondan sonra seni o ölümden uyandırıyor muyum? Uyandırıyorum. İşte öyle de kaldıracağım, bahşere dirilteceğim.
- 1:18:07
Ennehu mevhul mevh zaten uyku ölümün kardeşidir hadis-i şerife var. Vecişebe kude kolay. Hissi hareketi kesme manasına uykuda da his hareket kesiliyor, ölümde de his hareket kesiliyor. İlaveten ölümde bitkisel hayat ve can da çıkıyor. Onda fazlalık oluyor. Yoksa ikisinde de his ve hareket kaybı var.
- 1:18:28
Oradan da vecişebe. Zaten benzeme noktası ağır basıyor. Uykunuzu ölüm yaptık demeyeceksin de bir nevi o mevten de ki tenvin tenvir için tenvir tür ifade ediyor. Yani biz sizin uykunuzu ölüm yaptık. Öyle mana eksik kalır. Biz sizin uykunuzu ne yaptık? Mevten bir tür ölüm, bir tür bildiğiniz ölüm değil, bir nevi ölüm.
- 1:19:01
Çünkü neden bir nevi ölüm? E çünkü peşinden uyanması var. Ölüm de yarına, ertesi güne uyanması yok. Mahşere kadar devam ediyor. Onun için bir tür ölüm yaptık. Bu da efendim olursa bu manada dirilmek de ölümden sonra ihya, teyakkuzda uyanmak da uykudan sonra uyanmak ölümden sonra ihyaya benziyor. O zaman Mevla Teala ne buyurmuş oluyor?
- 1:19:30
Uyutup da bütün hislerinizi, hareketlerinizi söküp alıp da ondan sonra yeniden uyandırıp da aynı canlılığa kavuşturup her gün kaç kere uyuyan var, uyanan var. Bir günde üç kere, beş kere uyuyup uyuyan var. Ben bazen on dakika uyuyorum, bir daha kalkıyorum. Yarım saat uyuyorum, bir daha kalkıyorum. yarım saat uyurum, bir daha kalkıyorum.
- 1:19:46
Bazı günlük günde üç defa yatıyorum, kalkıyorum. Toplasam beş saat olmuyor hiçbir zaman ama mesela yani istediğine bizim hanım öyle diyor. Ya diyor sen istediği zaman uyuyorsun, istediği zaman uyanıyorsun ya. Nasıl öyle oluyor? Ya diyorum hanım ben kendimi çok yoruyorum. Kafam kitabın üzerine düşmeden Veya okurken okuyacaklarımı şaşırmadan uyumuyorum.
- 1:20:10
Çünkü neden? Lüzumsuz yere sağa döneyim, sola döneyim, hindi gibi ne düşüneyim ben, manyak mıyım? Ne yapacağım? Uyku beni zorlasın, zorladığımı yatsın. Hacı Cevdet Eder rahmetli. Yatağı, yastığa yarım metre kalan horluyorum derdi. Dolayısıyla öyle olursa yorulacaksın. Bedeni yorarsan hiç uyuma problemin olmaz.
- 1:20:30
Melatonin, bilmem ne, psikolog, bir şey lazım değil. Sen yeter ki bana yastık göster. Yastığa da lüzum yok. Uykusu gelen taşta uyur. Uykun varsa gerçek, taşta uyur. Uykunu getireyim diye uğraşıyorsun. Ulan uykuyu niye getireyim diyorsun? Ben götüreyim diye uğraşıyorum. Sen niye getireyim diye uğraşıyorsun?
- 1:20:48
Uykumu getireyim diye uğraşırsan ipe katlatsa da uyuyamazsın. Çünkü dene öyle, neden bu yere yani? Uyku seni zorlayacak uyuma. O zaman o uyku muteber. Çünkü neden? Derin uyuyor. Öbüründe derin uyuyamaz. Uyku kuvvetli gelirse derin uyur. Derin uykunun bir saati derin olmayanın beş saatine basar. Onun için uyku his ve hareketi kesiyor.
- 1:21:14
Derin uyku derin uyku hepten kesiyor. Bunun da mevte ölüme benzemesi aşikar. His ve hareketin kesilmesi bakımından. Allah-u Teala ne buyuruyor? Estaizübillah Allâhu ve teveffel enfüse hîne mevteâ ve let ilem temud fî menâb. Zümer Suresi olacak. Allah canlarınızı enfüs bunun da Kur'an'da çok önemli. Enfüs kelimesi nefsin cemisidir.
- 1:21:41
Nefsin kullanımları çok farklıdır. Eğer nefis kelimesinin manalarının farklılığını bilmezseniz küllün çuvallarsınız. Bazı yerde nefis ruh manasına geliyor. Direkt ruhla nefis eşit oluyor. Bazı yerde nefis beden manasına geliyor. kötülüğü emreden nefse emare manasına geliyor. En az üç tane var, bir iki tane daha var.
- 1:22:08
Anladın mı bilmiyorum. Mesela Allâhu ve tevfel enfüse Allah nefisleri vefat ettirir diyor. Buradaki nefisleri vefat ettirirden nefse emare kastedilebilir mi? Peki beden ceset kastedilebilir mi? Kastedilemez. Çünkü beden hiç almıyor ki. Beden dünyada. Yeteveffane demek yakbuzû tam anlamda teveffî el kabzul kâmülü teâmû demek.
- 1:22:35
Teveffî tam alışla çekip alma. Tam bir alma demek. Tamam mı? Şimdi İsa aleyhisselâmın nüzûlünü inkâr eden zındıklar, mürtetler işte ayette fe lemma teveffeytenî kunten terrakibâne Sen beni alınca gözcüleri sen oldun ümmetimin üzerine diyor. Oradan sen benim vefat ettiğini hâlâ şimdi mesela vefat etmemiş İsa aleyhisselâm tabii ki ehl-i sünnete göre.
- 1:23:02
Halbuki orada teveffeytenî manası ne? Sen beni dünyadan tamamen kabzettin, aldın, ilişkimi tümden kestin. Dünyayla bir ilişkin kalmaz. Tabii ruhaniyeti geliyor, tavaf ediyor, ondan ayrı bir şey. Yani ümmetiyle bir şeyi kalmadı. O teveffî kabzı tam işte. Mesela şeyde de aynı mesele. Yine nüzûlü mes'i inkâr eden serseriler inni-müteveffike ve râfiûke ileyye ve mutâirüke söylüyor.
- 1:23:29
ben senin bedenini dünyadan tamamen alacağım. Ruhunu bedeninden alacağım demiyor orası. Çünkü peşlerinde ne diyor? ve râfiûke ileyye benim yüce makamıma yani murat ettiğim makam Mevlâ Mekândanb-ı Rezî ikinci kat sema kastediyor ileyye de sahih hadislerde ikinci kat semada mirajla görüştüğünde sahih hâlinde ikinci kat semaya yükselteceğim diyor.
- 1:23:53
E şimdi eğer müteveffike ruhunu bedeninden alıyorum manasında olsaydı ve râfiûke'ye lüzum var mıydı? Yoktu. Çünkü neden? Her peygamberin ve velinin ve sâlihin ve müminin ruhunun bedeninden alınma manasında ölüm manasında teveffisi hasıl olduktan sonra zaten onun ruhunun göğe gittiği âyetlerle, hadislerle, zarf hepsi ref oluyor.
- 1:24:19
Ama orada ben seni bedeninle göğe çıkaracağım olduğu için müteveffike bedenini tamamen dünyadan alacağım ve râfiûke ileyye bedeninle yükselteceğim diyor. Öbürlerinde zâtede ileyye İlyâs ad-dûrke libut-tayyib ve lâ melûsâlih yarpuv Zaten bütün âyetlerde lâ tufettehuluhum ebbâbusevâ inneleze kezzebû beâd nevsekberûhâne lâ tufettehuluhum ebbâbusevâ Kâfirlere gök kapısı açılmıyor.
- 1:24:44
Kâfir olmayan herkese Gök kapısı niye açılıyor? Ruhu göğe çıktığı için açılıyor. Zâte ve râfîk eyleye, bütün mü'minîni mü'minat ve râfîk eyleye. Oradaki müteveffîke aslında İsa Sâmi ölmediğinin en büyük delili. Çünkü râf'i, söylemesi, herkeste râf var, ama müteveffîke var. bedeninle alıp, bu sefer seni bedeninle yükselteceğim, hiçbir peygambere nasip olmamış diyor.
- 1:25:11
Mevzu orası. Ama ilim yok. İnkar var. İnkar var, tuğyan var. Tuğyan var. Şimdi onun için, teveffî el kabzul kâmülü't-tâm. Tam ve eksiksiz, hiçbir şey bırakmadan eser, almak. Kabz. Ha, teveffî böyle olunca, Allâhu yeteveffel enfüse. Allah ruhları alıyor. Tam manasıyla alıyor. Hîne mevkâ. Ölüm vakti geldiği zaman.
- 1:25:43
Orada can da dahil, bitkisel hayat da dahil, akli melekeler de dahil. Hepsini alıyor. İçinde beraber. Velletî. Öğle nefisleri de. İşte orada ruh manası vereceksin. Neden? Oradaki nefise beden diyemezsin. Çünkü beden alınmıyor. Bedenden ruh alınıyor. Onun için o nefis beden manasında olmaz. O zaman o İsa'yı selamın bir tek, o manada bedeni alındı.
- 1:26:05
İsa'yı selamın dışındakinin bedeni kalıyor burada öğlenin. Onun için beden manasını alınamıyor. Nefse emmare ile alakası yok. Çünkü nefse emmare ile ne alakası var? Nefse emmare ancak kâmil, mükemmel, salih velilerden nefse emmare alınıyor. Normalde herkesin de nefsi duruyor. Dolayısıyla oradaki yete veffâ, ruh manasına.
- 1:26:25
Men arafa nefsehu, fakat arafa rabbuhu. Oradaki nefis ne manasında? Ruhunu tanıyan, Rabbini bilir. İmam Suyutî, bu usta, herhalde Risale yazdı. Yani Muhittin Arif Hazretleri'nde olabilir. 20 sayfa kadar, bu hadisin şerrinde çok ilim var. Ben bir sohbet başladım, öyle devam edemedim.
- 1:26:47
Şimdi bu, peygamberlerin, ruhların, velilerin tasarrufunun şeyinden oraya geçeceğim. Yani o ruhun tasarrufatı onunla çok alakalı. Men arafa nefsehu, fakat arafa rabbuhu. Ruhunu bilen, Rabbini bilir. Bedenini bilenle ne alakası var? Nefse emmareyi bilenle ne alakası var? Anladın mı? Ama inne nefse le emmâretûn bi'sû.
- 1:27:06
E oradaki nefis, ruh diyemezsin, ruh kötülüğü emretmiyor. Beden de diyemezsin. Çünkü beden bir şey emretmez. Beden iskelet, bir şey karışmıyor. Yani bunlar çok önemli. Üç manada en az kullanılıyor. Bazı kere akıl manasına bile kullanılıyor. O yerine göre anlarsın onu. Yani, ilerisindeki siyak sıbaktan da o anlaşılıyor.
- 1:27:28
Şimdi, Allah ruhları bir ölüm vakti alıyor. Ölmesi gelmeyenin ruhları uykusunda alıyor. Demek ki uykuda ruh alınıyor mu? Alınıyor. Ama bedenle bir irtibat ile bir nevi irtibat bırakılıyor mu? Bırakılıyor. Eğer bedenle bir nevi irtibat olmasa, zil çaldığı zaman sen uyanamazdın. Çünkü ruhun gelmesiyle sen uyanıyorsun.
- 1:28:01
Ama bedene davul zurna çalsan kafasına, ruhla ilişkisi yoksa, ölünün iskeleti gibi olduğu için, zilden davuldan uyanmaz. Nasıl ki kabirden yatan meyyitin, arşta olan ruhun bile orayla irtibatı var, diyor hadis-i şerifler. Kim gelirse, tanıdığı selam verirse, selamına cevap verir. İlla, sayı hadiste geçiyor.
- 1:28:23
Mâ min müslümin işte veyahut raculin yezûru kabrâhî kâne yârifû fî d-dünyâ fe yusellimu aleyh illâ raddâllâhu a's-selâmu aleyh ve kâne yesteyni sübîhî Ünsiyet peydalanıyor. Ziyaret edenden mutlu oluyor kabir ziyareti. Orada yine iskelet mutlu olmuyor. Selamı iskelet cevap vermiyor. Ruhun kabirdeki iskeletle, iskelet olmasa da, kuyruk sokumundaki hücre,
- 1:28:50
o hücre illâ acebenzeb çürümediğinden, herkesin durduğu için, orayla ruhun irtibatı olduğu için, selama cevap ve tanıma ünsiyet oradan hasıl oluyor. E şimdi ölünün, ruhunun bile, her tarafı çürümüş, kuyruk sokumundaki hücreyle teallukatı varsa, e ben burada nefes alan bir adamım, uyurken nefes alıp veriyorum.
- 1:29:11
Benim ruhumun bedenimle ilgisi hepten kesilir mi? Kesilmez. İşte onun için en ufak bir çift oluyor. Bazısının uykusu çok hafif oluyor. Benim şimdi odanın kaç kapısı var, kaç kapı evvelden tık etsem ben uyanırım. Bazısının yanına gelsen uyanmıyor. İşte odanın uykusu derindir, sığdır. Ruhun bedenle irtibatı kesilmiyor.
- 1:29:32
Hiçbir hareket kesilecek şekilde kesiliyor. Ama bir nevi anlayış kaldığı için kuvve-i akliye ile irtibatı var. anlayış kuvvetinden ilimle irtibatı devam ettiğinden irtibatı var. işte o noktada uyanıyor. Ha bazısında hiçbir alamet yok. Ne uykuya doyar uyanır. O dair bir şey. Mevla-i İsterim'in fe-yümsü külletik razı aleyhi-l mevte ölümüne karar veriyor.
- 1:29:57
Bu adam uyuyacak, daha uyanamayacak. Uykuda canını alacağım diye uykuda ölümüne hüküm verdiklerini Allah ruhunu yanında tutuyor, yanında derken aşağı mekândan bile Zeyneb, yani erva hâleminden tutuyor, döndürmeyin diyor meleklere. O seni uyuturken uykunun ruhunu uğurdan alan orada da melek var. uykunun ruhunu uzadan alan orada da melek var.
- 1:30:20
Sana rüya gösteren de melekler var. Rüyayla görevli melek var, uyutan melek var, uyandıran melek var, bunların hepsi Mevla meleklerle iş yapıyor. fel-müdebbirâ te-emrâ işleri yönetenler diyor. Dolayısıyla diyor ki meleğe veyahut neyse tut diyor. Çünkü adam 12'de yattı, 1'de öldü. Karısının da haberi yok, yanında yatıyor.
- 1:30:43
Sabaha karşı uyandığında ürtüklüyor, mürtüklüyor, aa ses vermiyor. O zaman öldüğünü anlıyor. İcapında adam birden öldü, 3 saat ölüyle yattı karısı, kocası. Böyle şeyler de oluyor, yaşanıyor yani. Sabaha bakıyor ki kıpırdaşmıyor. Ha işte o zaman ee uykuyla ruhunu alıyor ama diyor ki daha geri döndürmeyin.
- 1:31:06
Yani artık o ölmüş. Tamam ona geri dön diyor. Ve yursululuhra. Ama yaşayacak günleri, saatleri varsa o ruhları geri gönderiyor. Ne zaman? Ve ilâ celil. Bir süreye kadar müsemmel adı konmuş. O zaten senin ölüm eceline kadar uyu uyan, gidiyor, geliyor.
- 1:31:23
Şimdi onun için Kazi Beyzâbî diyor ki ev yahut da mevten sübâten, mevte manasındadır. O zaman manada biz sizin uykunuzu bir nevi ölüm yaptık. Ennevmehulmevd. Peki bu ne alaka? Sübattan ölümün manası nasıl geçiyor? Liyennehu çünkü nev hün, nevme gidiyor. Uyku nedir? Ehadü'tteveffiyeyni. Etteveffi, müfret etteveffiyani iki.
- 1:31:56
İşte burası muzaffif. Ehadü'tteveffiyeyni. Allâhu yeteveffel enfüse ayetinde Allah Zümer suresinde iki teveffiden bahsediyor. Yani ruhun alınmasından, ruhun bedenden alınması. Teveffi, Bu ayette iki teveffiden bahsediyor. Efendi Hazretleri öyle buyurdu. Birine uyku dersiniz, birine ölüm dersiniz. İşte uyku da nedir?
- 1:32:23
Ehadü'tteveffiyeyni. İki teveffinin, yani ruhun iki türlü alınışının birisi zaten nevmdir. Onun için buradan ölüme çok benziyor. Ona da subâteneden mevt manası vermek böylece ne oluyor? Sahi oluyor, uygun oluyor yani. Bu neyi anlatıyor ehadü'tteveffiyeyne? Neyi söyledi şimdi? Liyenne ehadü'tteveffiyeyni niye söyledi şimdi?
- 1:32:53
Recişebey'i söyledi. Yani sen uykuya dedin ki mevten, yani kel mevti, ölüm gibi yaptık. Gibi dedin şimdi, gibi de nereden benziyor? Recişebey'i söylüyor. Benzeme noktası şudur. Liyennevû çünkü uyku da ehadü'tteveffiyeyni. Teveffinin biri mevt, biri menam. O da onun biri olduğu için Recişebey daha ne arıyorsun diyor.
- 1:33:19
Veminû yine bu baptan yani veminû neye gidiyor? Uykuya, uykunun ölüm manasına geldiğinden. Hû yani nevmin mevt manasına, geride geçti ya, nevmekûm yani mevten dedi ya. Teveminû bu baptandır yani. Veminâzel kabîl yani nevmin mevt manasına kullanıldıklarından biri. Nedir? El mesbûtü. Mesbût deniyor. Biz hiç böyle bir şey, yeni senden duyuyoruz da Lugat'ta varmış yani.
- 1:33:56
Mübbemi epemle. Yani mübbemi epemle misal veriyor. Halbuki mübbemi biraz daha evzahla misal vereceksin ki bizden bildiğimiz bir şey atıf yapacaksın. Şimdi biz ölüye mesbût dendiğini, ben bu yaşa geldim. 55 senedir kitap okuyorum az çok. Ölüye mesbût derdiler ama o tefekküratlardan bildikleri için Benzâbî'ye göre kolay konuşuyor.
- 1:34:18
Veminû diyor bu kabildendir. Halbuki bana daha anlayacağın bir şeyden yaklaştırması lazım. El mesbûtü, mesbût derler diyor. Kim el mesbût derlermiş? Lilmeyyit'i ölüye diyor mesbût derler diyor. Şimdi ne manada diyor? Mesbût o zaman ne oluyor? Maktû.
- 1:34:39
Şimdi lukata birleştiriyor. Demin veciş-i şebeği buldu. O teşbih zaten, orada vecişebe bulmak lazım, lügat bulmak lazım değil. Vecişebe'yi buldu, ama bir de diyor, lügatında da giderim diyor bu işin. Lügatına gidersem diyor, ölüye zaten mesbut diyorlar ve aslû bunun da aslı, ne manası el-katû, o da kesmeye çıkar yollar, kesmektir.
- 1:35:02
Eyza, yani sübatendeki uyku nasıl hissi hareketi kesiyor manasında olduğu gibi aslında ölüm de hissi hareketi tamamen kesiyor. Dolayısıyla onda da katıl kesme var. Lukat manasında sebete halaka kesti. tıraş etti, kesti. E katığa kestiyse, ölüye de mesbut diyorlar diyor. Yani ne demek mesbut? Maktûl hissi ve'l hareke.
- 1:35:27
Histen hareketten kesilmiş. Maktû yani mesbut. Ölü de histen hareketten kesilmiş. O manada diyor, ölüme de bu iş diyor, uygun, düşüyor diyor. Anladın mı? Şimdi, tabii burada uykusu uzun, çok uzun uyuyan adama da mesbut diyorlarmış falan. Sonra birisi çıkıyor diyor, ya lügatta böyle ölüye mesbut pek yok diyor.
- 1:35:50
Öbürü diyor, burada tesamuh var diyor. Öbürü bir şey diyor, bir iki bir şey diyor. En nihayet anlayacağımızı anladık. Yani, Biz sizin uykunuzu, sizin güçlerinizi, hayvani duyularınızı, organlarınızı rahatlatmak için, yorgunluğunu gidermek için, şarj ettirmek için bedeninizi, his ve hareketinizi kesici yaptık.
- 1:36:16
Uykunuzu getirmeseydiniz, kestirmeseydin, adam şarjın bitiyor bitiyor. Bazı adam o kadar konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor. Ulan şarj bitmeden birkaç şey kaldı. Şarja takayım da hepten zaruret asıl olsa, şarjım bitecek, yolda şarjım yok. Onu düşünmüyor. O kadar geveze, o kadar bilmem ne. Şarja takmayı ihmal ediyor.
- 1:36:35
İhmal edince birden şarjı bitiyor, sap gibi ortada kalıyor. Ondan sonra başına bir iş geliyor, kimseye ulaşamıyor. Şimdi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam öyle derdi. Eğer, gece olmasa, uyku olmasa, dünyacılar, dünyacılar yorgunluktan ölür diyor. Dünyacılar ne demek? Adam şimdi dükkanı açmış, gece olmasa, 24 saatin her saatinde müşteri gelebilir.
- 1:37:01
Çünkü herkes istediği saat yatıyor, istediği saat kalkıyor. Bu sefer adam da dünyacı. Müşteri kaçırmayayım diye biri daha geldi, biri daha gitti. 24 saat açık tutuyor. 48 saat, hani öyle çok da cimriyse, işçi de çalıştırmaz, var diye de yapmaz. Her şeyini ben kazanayım, maaş da vermeyeyim, çikolata da ödemeyeyim.
- 1:37:20
Bak, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın tabirine bak. Gece olmasa, dünyacılar yorgunluktan ölürdü. Hakikaten ölürdü diyor ha! Çünkü adam öyle dünyacı, hırslı, tamahlı ki, oradan sonra, devamlı müşteri gelecek, isteyen istediği vakitte yatmış kalkmış. Sen yatmıyorsun ki, devamlı para, para, para. Ondan sonra adam diyor ki, ulan ben 8 saat mi yatmıyorum?
- 1:37:43
Hadi 12 saat, 12 saat sonra kapatıyorum. kapatıyorum. İsterse gelsin, bir milyon alışveriş yapsın. 1 milyon alışveriş yapsın. Uyuyacağım ya, pilim bitti ya. Ama öbür türlü ne yapıyor? Biraz daha direneyim, biraz daha direneyim. Biri daha geldi, Bırakamaz dükkanı yani. Para kazanmayı bırakamaz. Onun için, ama Mevla diyordu, Onun için, geceyi yorgan gibi bir bürüyor.
- 1:38:08
hadi bakalım hepiniz evinize gidin. Herkes dükkanı kapatsın. Adam diyor ki, ah keşke gece olmasaydı, hep müşteri gelseydi. Ama, müşteri gelmeyeceğini bildiği için, o da gidiyor yatıyor. Yoksa geberecek yani, uykusuzluktan. Dünyacılar diyor bak, çok acayip bir şey ya. Hırs böyle bir şey. Devamı kazanacak.
- 1:38:29
Onun için Mevla'nın en büyük nimeti, uyku nimeti, ne yapıyor? Gece nimeti. Ve cehennemine libasen. Peşine. İşte gece nimeti. Ondan sonra geceliğinde sana bile uyuma veriyor. Uyku nimeti. Ondan sonra toparlanıyorsun. Yoksa, uyumayıp teheccüd kılayım. Ya mübarek öyle bir hal geliyor. Kulüvallat diyemezsin.
- 1:38:50
Kul değil, kul. Kul yahu kafirun. La abudu, cehabudu dersin. Dua edeceksin, beddua dersin. Yani akıl gidiyor. Yani kitabı anlayamayacak kadar. Kitap elimden birkaç kere düşer. Arkadaşlar öyle bakarlar bana. O birkaç kere düşmeden yat ben teslim olmam. Ama şimdi artık anlayamıyorum da arkadaş ya. Bir şey not alacağım, bakıyorum gitmiş.
- 1:39:17
Ha tamam o zaman gitmiş yani. O zaman mesbut oluyorum. Mesbut olunca diyorum arkadaş, yat aşağı. Haa. Onun için çok büyük bir nimeti Mevla hatırlıyor. Saat koymadınız bugün, sabaha kadar ders mi istiyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? Siz herhalde meşgut olmak istemiyorsunuz bu akşam. Kaç saat? Buçuk mu? Tamam.
- 1:39:38
Saat koy, daha mı bağırır adam? On dedim, bunları göndereceğiz. Bunları göndereceğiz, yatağı kon. Bizim daha doluşumuz var. Hasta ziyaret edelim, sonra hastaneye gideceğiz, tomografi çektireceğiz, kan aldıracağız. Allah razı olsun. Ve cehâline, biz yaptık. Neyi? El-leyle. Geceyi nedir yaptık? Libâse.
- 1:39:58
Libâsen, tam bir. Buralarda tenvinler, tâzım için. Yerine gelir tâzım için. Yerine gelir tenvi' için. Yerine gelir itmam için, tekmil için. Tek mükemmellik ifadesi. Ve cehâline, biz yaptık. El-leyle gidiyor. Libâsen, tam bir.
- 1:40:17
Şimdi libâs, elbise demek. Örtü de demek manasında geliyor. Gıtaen diye tefsir ediyor. Gıtaen. Mükemmel bir, efendim, örtü, perde yaptık. Yestetirû, öyle gıta ki o cümle onun sıfatı oluyor zaten. Öyle bir gıta ki yestetirû, örtünebiliyor. Neyle bi zulmetihi? Onun sağladığı bir zulmeti, onun karanlığıyla.
- 1:40:48
Çünkü öyle bir karanlığı var ki her tarafı kaplıyor. Yani Kur'an-ı Kerim buna çok temas ediyor. Vel-leylîde, yakşâ. Yakşâ kapladığı zaman, bürüdüğü zaman. Ondan sonra, yugşil leylen nehâve, yatlubuhu hesîze. Geceyi gündüzün üzerine bürüyor. Bürüyor. Ama geceyi gündüze doluyor, gündüzü geceye doluyor.
- 1:41:20
O da ayrı bir şey. O birbirinin peşine getiriyor. Birbirinin üzerine doluyor. Sarığın küreleri gibi. O ayrı bir şey. O ikisinde de var. Ama karanlığıyla bürüme sadece gecede var. Onun için, birçok ayet-i kerimede, Vel-leylîde, yakşâ. Orada da, güneşi örttüğü zaman diyor. Diyelim. Veş-şemsuluhâhâ ve'l-gamuzâ telâvîn lâ rizâ cellâhâ.
- 1:41:54
Yakşâ. Güneşi örttüğü zaman bürüyor. Öbüründe mefhulü yok. Vel-leylîde, yakşâ. Her şeyi kapladığı zaman, o da mefhulsüz. Mefhulsüz olursa, tamim için olur. Ondan sonra, bu gibi ayetlerde, hep gecenin karanlığıyla her yeri bürüdüğünü, Kur'an-ı Kerim çok anlatıyor. Yani, üzerinde duruyor. Bu da çok büyük bir nimet.
- 1:42:16
Gecenin gelmesi. İşte, demin anlattığım nedenler de var. Efendim, yestetirû, örtünüyor. Gizleniyor. Neyle? Zulmetiyor. Onun karanlığıyla. Çünkü karanlığı her yeri kaplıyor. Efendim, kim gizlenip örtünüyor? Men erâdel ihtifâe. Men her kim ki erâde istiyor. Ne istiyor el-ihtifâe? Yani, örtünmek istiyor.
- 1:42:48
Yani, kimsenin kendisini görmemesini istiyor. Yani, burada tabii, diyelim ki, Efendimiz'in tabiriyle, birkaç dakika evvel, ya da neyse, bir saat evvel, dağları göremiyordun. Şimdi, fecir oldu, imsak oldu. Pir atlasa görüyorsun. Yani, bu ne büyük bir mucizedir. İşte, Allah-u Teala ne evvel feciri imsak vaktine niye yemin ediyor?
- 1:43:15
O fecirde ne acayip şeyler var. Birçok ayette, isbah da imsaktır, fecirdir. Sabah zaten, bizim Türkçe'de sabah, millet sabah diye 8-9'dan bahsediyor. Sabah, sabah, imsakla başlıyor. Yani, fecir, fecirle sabahın başladığı dakika olarak nokta aynı yani. Ondan sonra oruç tutmak isteyen, yemek yiyemediği vakit var ya, imsak tutuyor.
- 1:43:43
İmsak tutmak demek zaten. İşte, ağzını tutuyor işte, oradan geliyor. Tan yerin ağrıması falan. Bunların hepsi aynı dakika ile başlıyor. Ama tabii, Türkçe'de kullanılımda bunlar çok farklı konu. Sabah hele saatten 8-9 kere bakar. Adam hamlediyor işi. Öyle değil. Onun için burada çok büyük bir mucize var, kudret delili var.
- 1:44:04
O da nedir? İşte bir zaman evvel dağları görmüyor, dağları. Az bir zaman sonra pire atlasa görüyor. O kadar fark var, bu kadar kısa zamanda. Bu hangi depodan çıktı bu karanlık derdi. Hangi depolardan bu kadar karanlıkları, hangi depolar bu karanlıklar yokken birden bu kadar karanlık nereden geldi, nasıl geldi?
- 1:44:26
Nasıl geldi gündüzün üstünü bürüdü bir anda? Ya işte akşam ezanından birkaç dakikalar evvel her şeyi görüyorum. Bahçede falan. Ya birkaç dakika sonra birden zaten benim gözümde az görüyor ama hiçbir şey görünmüyor. Karanlık karanlık birden bastırıyor. İşte onun için gizlenmek isteyen damı yok, tavanı yok yani herkes böyle şimdiki gibi kapısını kapatan, müstakil bir
- 1:44:53
eski zamanda şurada burada genel manada Adem Aleyhisselam'dan beri insanlığın hakkında bunlar nimet olarak imtinan. İmtinan demek minnet saymak, nimet belirtmek olarak burada taatat ediliyor. İşte bu onun için insanların bir kısmı bir çoğu görünmek istemiyor. Hatta mesela şimdi bile bir adam bir yere gidecek şu görünmek istemediği veyahut birileri sokakta gelen geçen
- 1:45:21
veyahut oradaki karşısındaki evin karşısında bir komşu beni görmesin isteyen veya dükkanlar var oradan geçerken yahut o dükkana borcu var veya bir yere gidecek oradan geçmesi lazım hep onlar gündüzü tercih etmez. Görünmek istemeyenler şu anda tamam geceleri sokakta ışık var ne olursa olsun gündüz ve gecenin durumu bir değil ne kadar ışık olursa olsun hep gizlenmek isteyenler
- 1:45:46
gecenin karanlığından hep istidar eden, örtünme olarak onu vesile edinir yani. Hıtaen öyle bir perde yaptı ki yestetiru örtünüyor setirden geliyor setere örtü örtünüyor bir zulmeti gecenin getirdiği karanlık vesilesiyle kim örtülüyor? men o kimse görüydü istiyor el ihtifae hafadan geliyor hafa gizlenmek gizlenmek isteyen onun karanlığı ile örtünür yani şu anda
- 1:46:19
hani ışık var caddelerde şu var bu var şu anda bunun manası kalmadı diyemezsek şu anda da her zamanda gizlenmek isteyenler birçok insan işini gizlemek istediği işlerini ve gizlenmek isteyenler hep bu gayeye daha çok yardımcı olarak geceyi buluyor gündüzü bu gayeye çok hizmetçi bulmuyor yani anladınız mı bilmiyorum sonra ne yaptık?
- 1:46:44
buyuruyor ondan sonra bak orada şimdi uykudan sonra geceyi getirdi çünkü geceyi niye getirdi? insan gündüzde uyuyor kaylule diye de sünnette de var bende çok ekseri gündüz uyurum gündüz uykum olmasa gece uykumuz zaten yok veya para etmez öyle oluyor mesela yani orada gündüz uykusu İslam'da yok falan öyle bir şey yok kaylule hem sünnet öğlene doğru işte
- 1:47:26
ondan sonra da olsa gerçi ekseriyette kuşluk vakti insanlar kaylule yapmaz buyuruluyor kaylule yapmayanların hafızası bozulur çok bozulur gece tehditi falan kalkamaz
Benzer sohbetler
2:03:11Kadî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri 5. Bölüm (Nebe Sûresi 15-17) 16 Aralık 202516 Aralık 2025 · 124 dkKâdî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri · 16 Aralık 2025
1:39:04Kadî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri 4. Bölüm (Nebe Sûresi 12-14) 18 Kasım 202518 Kasım 2025 · 100 dkKâdî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri · 18 Kasım 2025
1:18:12Kadî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri 2. Bölüm (Nebe Sûresi 4-7) 21 Ekim 202521 Ekim 2025 · 79 dkKâdî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri · 21 Ekim 2025


