Kadî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri 2. Bölüm (Nebe Sûresi 4-7) 21 Ekim 2025
21 Ekim 2025 · 79 dk
46:38 / 1:18:12Şu an 46:38 / 1:18:12
Video bölümleri
Transkript
189 satır
- 00:00
Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve sallallahu teala ala seyyidil murselin Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Kella, Seyyalamun rad'un anit-tesa'uli veza'idun aleyh. Buyuruyor ki Kella, Hayır demek, asla doğru değil demek. Tabi böyle yapmayın demek.
- 00:38
Bu Kella nedir diyor. Kella nedir diyor, rad'un, zecrun manasına geliyor, yani engellemek, men etmek, vazgeçirtmek manasına geliyor. Çünkü geçen ne yaptılar? İşte amma it-tesa'ulun an nebü'l azîm, ellezîn fî muhtelifûn. Üç ayet okuyabildik, çok büyük bir haberden soruyorlar, o haberden ihtilaf ediyorlar.
- 01:08
Yani özellikle onun ahiret dirilişi, kabirden diriliş ve mahşere kalkış ve hesaba çekilmesi. Ve hesaba çekilme konusu olduğu ağır bastı, diğer konular içerisinde. Onu soruyorlar birbirine veyahut Resûlullah Efendimiz'e, müminlere soruyorlar, istihzâ için. Ya kendi aralarında nasıl iştir diye soruyorlar diye manalar verilmişti.
- 01:43
Ona göre kellâ, hayır bunu böyle yapmayın, yani raddûn, men ediyor onları. Yani hüve orada mahsustur, bu kavli şerif, yani hüve bu kavli şerifi nedir? Raddûn. Zecirdir, men etmektir. Raddûn manasına da gelebilir mazhar. Zecredicidir. Neden? Hani tesâüli. Birbirine sormalarından.
- 02:11
Şimdi burada tesâül, ya mufâle bâbu zeredir, geride yaptığımız konuşmalar aynı burada câridir, birbirinize sormayı bırakın demektir. Ya da tek taraflı sual diye de konuştuk. Tek taraflı sualde de o zaman da sormayı bırakın. Yani Sormayı bırakın, sual manasındaysa, yani sülasi manasındaysa, birbirinize sormayı bırakın.
- 02:43
Öbünde de başkalarına sormayı bırakın, tek taraflı sormayı bırakın. İkisi de buraya dahildir diyor, şiap öyle söylüyor. Daha nedir? Ve ve'idun. Yine bu ifade ve'ittir. Ve'it yani tehdit getiriyor. Aleyhi, bu tesâül üzerine. Hi, tesâüle gidiyor. Tesâüle yani birbirine sormaya veya başkalarına sormaya yapmayın böyle.
- 03:10
Yani ne demek? Tehdit ediyorum şimdi. Çünkü peşine sey'alemûne. Sin burada, yani burada tahkik içinde oluyor. O sonra istikbal içinde olabilir burada. Bazı yerlerde istikbale müsait değildir. Burada istikbale müsaittir. Yakında bilecekler. Çünkü hani daha o vakit başlarına ne geleceğini bilmemişler.
- 03:38
Ve ahiretin azabını görmemişler falan. Onun için yakında manası burada uygundur. Sey'alemûne yakında bilecekler. Mûne kim? Hım onlar yani. Onlar kim? O mütesâiller. Geride geçen yettesâ Elûne'nin. Fâilini teşkil eden, bu işte alay için, dalga için, inkâr için, tekzip için vs. O büyük haber, işte dirilmek varmış bilmem neymiş, nasıl olacakmış falan.
- 04:05
O soruşanlar, sey'alemûne, onlar yakında bilecekler. Şimdi burada bu ifade, ve ve'idûn, büyük bir tehdit. Ve'idûn'de tabi radyon, bunlarda temvinler, tâzım içerir yani. Efendi Hazretleri bu tâzımlara çok önem verirdi, bu temvinlerin tâzımlarını falan. Bunları şey yapmayın, eksik etmeyin derdi yani. Büyük bir engelleme var.
- 04:33
An-i tesâvülü sormaktan, ve'idûn, büyük bir tehdit var, se'âlemûn, yakında bilecekler, büyük bir tehdit var, aleyhi, bu tesâvül üzerine, yani bu ahireti inkâr bahetinde tekzip ve istiğza ve dalga geçme üslubu üzere soruşmalara, sormalara büyük bir tehditdir bu, kelleâ se'âlemûn, âyet-i kerimesi.
- 04:59
Şimdi tabi Tehditte de şöyle bir durum var. Kâfirler istiğza için, müşrikler birbirine soruyorsa falan, burada tabi bellidir. Tehdit, onlara cehennem tehdidi var. Ama hani bilmeyen birisi, bir Müslüman da kalkıp kıyametin haberlerini soruyorsa, işte efendim, içeride o da böyle bir manada tek taraflı sual veyahut da öğrenmek niyetiyle sualler de varsa,
- 05:35
ona da tehdit orada direkt yok. Ama tahlip var o zaman münkirler. Çünkü bu mütesahillerin ekserisi istiğza için, inkâr için, olur mu da böyle şey manasına geldiği için burada ekseriyet münkirlerdir. Bu sual yapanlar, münkirlerin tahlibi var. Münkirler tahlip edilerek ve'idun aleyh, yani geleme arada bu suale yeltenenlerin hepsine tehdit denebilir.
- 06:00
Çünkü neden? Tahliben. Münkir olmasa da münkirler ekseriyettir soranlar da, onun için. Şimdi, se'ale mu'nun mef'ulu tabi ki mahsuftur. Bu mahsufluk ilmin, yani ilim fiilinin sümme, ondan sonra orada da sümmede de işler var. Kelle, hayır. Bunu yapmayın. Bu sormalar bırakın. Yine reddiyeler, aynı şeyler caridir.
- 06:30
Se'ale mu'ne yakında muhakkak bilecekler. Şimdi bu soranlar, bu alay edenler, bu inkâr edenler bilecekler, buyuruyor. Burada ilmin mef'ulleri mahsuftur. Şimdi burada mef'ulün hazvi, hazvi de ne oluyor? Mübâleğa ifade ediyor.
- 06:57
Şimdi buyuruyor ki, tekrîrun yani sümme kellâ se'alemûn âti nedir bu ad? kavluhû sümme kellâ se'alemûn, yani tekrîrun haberdir. Demin ki rad'un haberdir. Bunların müptedası nerededir? kavluhû teâlâ mahsuftur onların her başında. kavluhû teâlâ, kellâ se'alemûn, ne'edir rad'un? kavluhû teâlâ, sümme kellâ se'alemûn kavli şerifi ne'edir?
- 07:29
Tekrîrun. Oralarda hep hüve vardır, hüve kavluhû sümme kellâ se'alemûn, gerideki ate gider. Böyle başladığı yerler böyle gider. Şimdi sümme kellâ aynı. Bir tek sümme sonra var. O sonranın şeyini anlatacağız. Se'alemûn yakında bu soranlar bilecekler. Bu kavli şerif nedir? Tekrîrun. Tekrarlamaktır. Yani lafız aynı geliyor.
- 08:00
Bir sümme eklendi başına. kellâ se'alemûn, kellâ se'alemûn Tekrîrun, tekrarlamak var. Şimdi bu tekrarlamak niçindir? Bazıları tekrir tekid için derler. Yani manayı güçlendirmek için derler. Burada sanki manayı güçlendirmekten ziyade lil-mubâlegati mübâleğa yapmak. Yani manayı güçlendirmekle mübâleğa biraz birbirine yakında gelebilir.
- 08:32
Aslında burada şey de var. Yani aynı manayı ifade etmiyorlar. Tesis yeni manayı vermek tekidden evladır. Genel manada tekid ve mübâleğa melhuzdur. Çünkü aynı tabirle geliyor. Ancak mef'uller mahsup olduğu için mef'ullerin takdirine göre iş değişebilir. Eğer birinci se'alemûn'un mef'ulü işte indel-mevt ise işte efendim öbürü se'alemûn'un mef'ulü indel-kabr ise
- 09:15
öbürü yahut da birincininki indel- nez'i ise indel-mevt ise öbürü indel-kıyamet ise falan o zaman mef'ullerin mahsupların mukadderliğine göre mübâleğa her zaman var ama tesis de çıkar yani yeni manalar çıkar. daha iyidir. Her zaman için tesis ve mani kaidesine göre tekidden evladır. Tesis demek tecdit yani yeni bir mana ifadesi demektir.
- 09:46
Tekid eski manayı güçlendirmek demektir. Mümkün mertebe tekidden ise tesis tercih edilmeli ve yeni mana ifadesi öne çıkarılmalıdır. Çünkü Allah'ın kelamında Celle Şianu Celle Celaluhu Celle Celaluhu, fuzuli tekrar yoktur. Yani Kur'an-ı Azimüşşan'da fuzuli tekrar yoktur. Fuzuli tekrar var dese kâfir olur.
- 10:10
Çünkü fuzuli boş iş demektir. Allah abesle işgal etmez. Fuzuli tekrar yoktur. Allah-u Teâlâ'nın kelamında tekrar var mıdır? Vardır. Tekrir var mıdır? Vardır. Ama fuzuli tekrar yoktur. Bunu bildikten sonra, tekrarların her birinde tesis, çıkartmak çok önemlidir. Bir Musa Aleyhisselam'ın kıssası 4-5 yerde en az.
- 10:43
Nuh Aleyhisselam'ın kıssası en az 3 yerde. Vesaire. Bazı bu kıssalar tafsilatına girilmiştir. Bazı çok kısa girilmiştir. O tamam. Ama bazı birkaç yerde Musa Aleyhisselam'ın kıssası özellikle tafsilat var. Bu tafsilat yani fiiller birbirine yakın, cümleler birbirine yakın olmakla beraber buralara zaten müteşabiat oluyor.
- 11:12
Niye müteşabiat oluyor? Birinde inne ile geliyor, birinde işte innesiz geliyor, birinde tehkit-i lâm ile geliyor, birinde lâmsız geliyor falan. Fakat buralarda tekrar gibi görülüyor. Halbuki bunların hepsi ne? Müfessirler. Çok büyük gayret sarf etmişler tabii. Onlar da tam künhüne ermişler diye iddia etmiyorlar.
- 11:35
Kimse Allah-u Teala'nın kelamının künhüne vakıf oldum diye iddia edemez. Çünkü kelam sıfatıdır. Kelam sıfatı, Allah'ın sıfatının bizim tarafımızdan ihatası, hiçbir müfessir tarafından da ihatası kâbil değildir. Herkes kendi ilmeğine göre gayret etmiştir. Bu deryadan kabına göre bir şeyler doldurmuş, götürmüş.
- 11:58
Ama çok büyük efendim bu hususta özel tefsirler de vardır. Münasip aletler, birbirine uygun aletlerin. Bir de bunların aralarındaki farklılıklar vardır. Yani burada bu cümle niye ismiye getirildi? Burada niye bu kelime böyle kullanıldı? Burada niye f kullanıldı? Burada niye sümme kullanıldı? Bütün bunlar deşilmiş, eşilmiş.
- 12:23
Çok büyük bir emek sarf etmiş. Binlerce, on binlerce tefsir niye yazılmış? Herkes aynı şeyi tekrar etmiyor herhalde. Yeni şeyler söylemek lazım diyor Mevlana. İşte söylemişler zaten. E biz bunun üzerine nakil bile yapacak ne vaktimiz var, ne ilmimiz var. Onların yazdıklarını nakledecek bile nakledecek yok.
- 12:43
Şurada Beyzavinin 4-5 haşyesine bakıp da gelebiliyoruz. Beyzavinin onlarca haşyesi var. Bir de ona yardım eden keşkep haşyeleri vesaireleri topladığın zaman yüzlerce haşye var. Dolayısıyla bunlarda farklı şeyler konuşmuşlar. Ortalama çıkarıyoruz, bir ortalama çıkarıyoruz. Bir meleke dersidir bu yani.
- 13:04
Onun için teklirler mutlaka var. Kur'an-ı Kerim'de tekrarlar var. Bu da çok önemlidir. Bu usta müstakil eserler yazmış. Kur'an'daki tekrarın sırları. Kur'an-ı Azimuşşan'daki tekrarın sırları. Şimdi belki müelliflere aklıma gelmiyor ama benim elimden binlerce, on binlerce kitap geçti, geçiyor. Her gün geçiyor.
- 13:28
Bütün konularda kitapları topladığım için dolayısıyla bu konuda da müstakil eserler yazılmış. Kur'an'daki tekrarın sırları. İşte oralar ne yapıyor? Öyle müstakil eser yazılınca kolay oluyor. Çünkü sen Fahru Razidekini, Keşrafdakini, Nesefidekini, şuradakini, buradakini hepsini topluyor, sırf tekrar konusunu bir yere topluyor.
- 13:50
Onun için bu kadar kitaba ne lüzum var? Bu kadar kitaba çok lüzum var. Çünkü sade bir tekrar konusu müstakil olursa bizi rahatlatıyor. Şimdi otuz ciltten bir sade tekrarları bulmamız, canımız çıkacak. Tekrar yapılan ayetleri özel işlediği zaman biz de hazıra konuyoruz. Hatta yeni alimler de bu işleri yapıyorlar.
- 14:13
Onların çok toplama emeği var. Kafa çalıştırma emeği az. Çünkü eski alimler gibi kafaları çalışmaz kimsenin. Onun için. Ama onlar da güzel iş yapıyorlar. Şimdi Şamil Edeş'i kolaylaştırdı. Topluyor bir konuyu. Yapıyor bir kitap. E ne yaptın sen burada? Pek bir kendinden emeğin yok. Ama emeği nedir? Toplamadır, cemdir.
- 14:34
Onun için insan yaptığı işi de doğru belirlemesi lazım. Sen tehlif mi yapıyorsun? Cem mi yapıyorsun? Takık mı yapıyorsun? Çünkü tehlif kendinden oraya katkı sunana tehlif derler. Öbür türlü nakildir. Nakkal ölürüm, bakkal ölürüm demiş. Bakkal üretmiyor. Bakkal toplamış ama kolaylık oluyor. toplamış Ben de uzağa gitmiyorum, oradan alıyorum.
- 15:03
Dolayısıyla bakkalın emeği var mı? Var. Ama bakkal kendini üretici gibi gösterirse saçmalık olur. Bundan dolayı alimler, yeni alimler de bir şeyler yapıyorlar, boş değil. Ama nerede Fahru Râzîlerin, Beyzâvîlerin, Keşâfların tehlifleri? Nerede? Bunlara tehlif denilecek bir hal yok. Şu anda zaten tahkik şeyleri kurulmuş.
- 15:27
İyi de darpane gibi paraya basıyorlar. Sağ olsunlar. Güzel yapıyorlar. Biz de şimdi rahat ediyoruz. Yoksa Şamilelerin durumu ortada. Tahkiksiz kitapların durumu ortada. Çok zorlanıyorduk. Biz tahkikli kitap 10 senedir kavuştuk. Bundan evvelki kitaplarda çok zorluk çektik. Size çok kolaylık var şimdi.
- 15:47
Ama o da lazım, fülüs lazım tabii. Tahkikli kitabın da fülüsü lazım. Size de biraz para işlerini şey etmek lazım. Talebe-i Ulûm'un, zeki talebelerin, hoca olanların kitap işlerini de görmeye de ayrı bir fon sağlamak lazım. Bu zengin iş adamlarının kafası çok çalışmıyor. Yani betona çok para veriyorlar.
- 16:10
Betona da versinler ama betondan sonra beton bir yaparsın 100 sene gider. Ama hoca çok lazım. Hocalara da fülüs lazım ki o tahkikli kitabı hoca efendinin alması lazım. Şamileye ihtiyaç iyi bir şey değil. Şamile'de çok hata var ve yanlış var. İşte görüyoruz sizin kitabın çıktısına bak. Tüdirruğ'a Tedra'u yazmış.
- 16:31
Tedra'u, tedfe'u def eder demek. Tüdirruğ süt akıtır demek. Tedra'u nereye? Tüdirruğ nereye? O gelir deraradan, bu geliyor dera eder. Gitmiş oraya Tüdirruğ yazmış. Sizin o şey şu rezalete bak. Yani onun şimdi iyi bir ilim sahibi olmayan bir molla, vasat, ortalama bir molla Beyzavi'ye oradan bakacak.
- 16:56
Nasıl mana verecek Tüdirruğ ehlâfeyi? Hocam matbulda da öyle. Yanlış. Matbulda yanlış yazmaz demedim ki zaten. Matbularda ne yanlışta? Kütüb-ü İlmi'ye zaten melyan bir lafta. Mesele tahkiklilerin diyorum yani tahkiki iyi bir ekip yaptıysa tahkikli baskılarda okuma kolaylığı var. Yani yeni mollaya hele çok okuma.
- 17:19
Öbür türlü yüksek bir seviyede bir alimse o matbulun yanlışını da bulur. Hepsinin yanlışını da bulur. Osmanlı baskıları da dolu yanlış var. Matba-i Osmaniye yanlış dolu. E Ruhul Beyhan'ın Matba-i Osmaniyelerinde öyle bir yanlış var. Ya diyorlar kadın hocalar Ruhul Beyhan'a acayip şey diyor. Ulan Ruhul Beyhan çok zor kitap diyorum ben.
- 17:41
Ruhul Beyhan en zor kitap. Niye? E bu Suud'la Beyzavi'den almış. E bu Suud'la Beyzavi'den alan bir kitap kolay olması mümkün mü? Kıssadan hisseler kolay. Kıssadan hisseler kolay ama Ruhul Beyhan'ın ibaret çözen tefsir yapan yerlerinin ekseriyeti Ebu Suud'dan almıştır. Beyzavi'den almıştır. Sadi Çelebi'den almıştır.
- 18:03
E bunlar Beyzavi aşiyeleridir. E onlar da zor. E şimdi o kadın hocalar yutmuşlar. Ruhul Beyhan çok güzel okuyor. Ben bir bakıyorum matbaa hatası dolu. Şimdi Osmanlı masası da dolu. Ya diyorum burayı nasıl okudular acaba diyorum. Burayı erkek hocanın güçlü bir hoca bile bu ibareyi çözemez. Çünkü ibareyi yanlış yazmış.
- 18:22
E şimdi o yanlışı da yanlışa da mana vermek o da az hocalık istemez yani. Yanlışa yanlış vermek yani. Onu da tutturmak lazım. Çünkü yanlış yazınca mana çıkmaması lazım. Dediğin zaman Etedrav hilal Yani ulaşılmasına engelleniyor. Hepsine hiç alakası bir şey yok. E şimdi dolayısıyla çok mühim olan tabii iyi bir alim olmaktır.
- 18:54
Meleke sahibi olmaktır. Meleke sahibi olduktan sonra matbaa hatası da bulursun. Bir tahkikat hatası da bulursun. Tahkikçi de yanlış yapar. Onun hatası da bulursun. Bu çok önemli bir şeydir. Allah hepinizi öyle Ama tabii kitap da tahkikli olsa falan Molla'ya da çok büyük bir kolaylık getirir. E şimdi Bulak baskının önemi ne?
- 19:22
Bulak neresi? Mısır'da bir yer. Bulak baskı kitabın Mısır'da bir yer. Bulak baskı kitabının önemi önemi işte oradan geliyor. Çünkü Mısır Bulak'ta bir teşkilat kurmuşlar sonra Abdülhamit Hazretleri de Buhari'yi orada bastırmış. Tavsiye ettirmiş. Mesela Bulak baskıda yanlış çok az. Hemen hemen yok. Bende şimdi Ruhul Beyhan'ın bir Bulak baskısı var.
- 19:44
Onu bir yüz takım falan öyle bir Hüseyin Avni Hoca istedi benden verdim kitabı. Bozmayı göze aldım. Yani dağıttık kitabı da öyle bastık ettik o zaman. Bastırdı yani kendisi. Bende bir iki takım bana hediye verirsen şartıyla verdim kitabın aslını yani. verdim. O da Selim Hoca'daydı o kitap. Hikmetiyle benim Ebu Suud vardı.
- 20:03
Kırmızı cid, onun cidlerini sevmiş. O da dedi ki Ebu Suud'u bana ver, ben bunu sana vereyim, ben bayıldım zaten. Ondan sonra çünkü o bulak baskı. Ben anladım meseleyi. Aslında o zarar etti de. Sonra anlamıştır belki kaç sene sonra. Ben o bulak baskıdan başka bir yerde görmedim. Matbaa-i Osmaniye var, on ciltliği var, dört ciltlik zaten,
- 20:23
üç ciltlik saray baskısı var, hepsi var bizde. Hepsi var bizde. Ama o bulak baskısı, Ama o bulak baskısı, şimdi ruhi ben hep yanlışlarına baktırıyorum, tak bulak da yanımıza. Bulak doğru. Matbaa-i Osmaniye Matbaa-i Osmaniye yanlış. yanlış. Öbürü offsetleri konuşmuyor. Offset zaten öbürünün aynısı. Niye bulak baskıda hata?
- 20:39
Çünkü filoz. Küllü şeyin yetefek kafı ilel mangır demiş adam. Bulak'ta çok büyük alimleri toplamış. Devlet-i Aliye Osmaniye. Bazıları Şeyhülislam. Eski Şeyhülislam. Çok kaliteli ulemayı toplamış. Çok iyi bir maaş bağlamış. Tamam mı? İyi bir maaş vermezsen o hocayı oraya, bulakta ne işi var adamın? Gel İstanbul'da yatar aşağıya.
- 21:09
Bulak'a gidiyor, işte oradaki matbaa ona göre, tertibat ona göre, teslimat ona göre. Mektebe var, kütübhane araştırma bilmem ne bilmem. Orada bir teşkilat var. Var ama teşkilat ne yapsın adam olmasa? En büyük kütübhane var, adam yok. İşte o hocaları, o büyük ahlameleri oraya iyi maaşla zapt etmişler.
- 21:29
Takiki yapanlar, Kazıl Kuzat, Kazı Asker, Şeyhülislam bilmem ne. İşte onlardan çıktığı için hemen hemen hata yok bulaklarda. Yine matbaa hatası vs. hata olabilir. Hemen hemen yok. Ama bulağın dışındakilerde, Matbaa-i Osmaniyelerde çok çok sıkıntı var. Çok yanlış var. Yani takik Osman zamanında yanlış yoktu da bu şimdikiler matbaalar yanlış yapıyor.
- 21:56
O manada değil. Basarken yanlış yapıyor. Dizerken yanlış yapıyor. Onun için Allah Teala bize yanlışları anlayacak ilmi meleke ihsan eylesin. Ya ilmi meleken olursa o sende zaten. Başka bir şeye ihtiyacın yok. Oradan hemen onu anlarsın. O da çok zaman ister. Bir de zaman okutmak ister. Okumak, tedris yetmez.
- 22:23
Tedris ister. Çok okutmak ister. Keskin zeka ister. Ama Allah bu ilmin bereketiyle sizlerin sabır ve sebatın bereketiyle sizlere bunu nasip edecek. İnşallah. Şimdi tekrarım. Burada tekrar var diyor. Dil mübâle. Bu tekrar niçin olmuş diyor? Dil mübâlehati mübâleha için olmuş diyor.
- 22:40
Şimdi mübâleha demek fazla mânâ, ziyade mânâ demektir. Burada efendim, takdirler vardır. Bu takdirler ne denebilir? seyâlemûne yakında bilecekler. Neyi bilecekler? Mahsuftur. hakîkatel hâl dersin. Yani işin, durumun gerçeğini bilecekler. Bu zaten her yerde takdir edilebilecek umumi bir mefhumdur. Yani bilecek.
- 23:09
Neyi bilecek? Durumun gerçeğini. Yani gerçeği bilecek. Bu gerçeği bilecek, her yerde mahsuf olabilecek bir şey. Yahut da mesela seyâlemûne yakında bilecekler. özellikle müşrikler, soranlar müşrikler olması, alay eden, dalga geçen münkirler olmasına göre takdir da özel olur. Seyâlemûne bilecekler neyi?
- 23:31
konacak onların kafasının üzerine başlarına gelecek, azapları bilecekler. Genel mânâda soranlardaysa hakikatel hâl, herkes durumun gerçeğini yakında anlar. Yani kıyamet denen olay nedir? O genel bir mefhul, mahsuf takdir edilir. Özelde müşriklere aitse başlarına gelecek azapları yakında bilecekler. Bu şekilde mefhuller takdir edilmiş.
- 23:56
Şimdi burada tekrir var. Yani kellâ seyâlemûne cümlesinin tekrarı var. Hem de mâl-ibham. İbham da çözülmüyor. Mesela birincide mefhul mahsuf olsa, ikincide mefhul mezkûr olsa zikredilse, ibham ortadan kalkar. İbham ortadan kalkınca biraz mübâleha azalır. Çünkü ibhamda kapalı bırakmakta sen yakında görürsün.
- 24:23
Demek de ibham var, kapalı bırakmak var. Kapalı bırakmadıkları var, tehdit büyük oluyor. Çünkü mübâleha var. Ama sen görürsün yakında, e senin ipini pazara çıkaracağım, e senin bende işte efendim senedin var, o senedi işleme koyacağım. Ama yakında bak görürsün ben sana ne yapacağım dese, adam kırk şeyden korkacak.
- 24:49
Ama şimdi senedim var benim elimde deyince, imzanı ibraz edeceğim deyince, adamın korkusu kırktan bire indi. Dolayısıyla İbham olsa mübalağa olur. Burada tekrir var, tamam. Ama tekririn birinde mefhul yok, birinde olsa İbham çözülür, mübalağa azalır. Ama tekrir maal İbham, hem kapalı bırakıyor, mefhul ikisinde de söylemiyor.
- 25:14
Tekrar ediyor, ikisinde de mefhul söylemiyor. büyük bir mübâlega vardır. Bu mübâlega zaten bir mefhulün masufluğundan çıkıyor. Birincide de mübâlega var. Niye? Meful yok. Neyi bileceğim yani? Niye? Mefhul yok. Mefhul yok. Meful yok. Meful olmadığında mübâlega var Mefhul olmadığında mübalağa var, ama tekrir olunca, Sümme'den sonra, o zaman, zecirde, daha ziyade mübalağa var.
- 25:40
Evet. Ve Sümme, burada Sümme kellağında Sümme var, Sümme getirildi. Şimdi tabi harfi atıftırlar, harfi atıflarda Vavı var, Fası var falan, burada Sümme niye getirilmiyor? Sümme Bord içindir. Vaz'a konuluşu, harfi atıfın Bord içindir. Ondan sonra, hepsinin atı varlığını biliyorsunuz, mevzunun lehi vardır.
- 26:11
Mutlak Cem için vardır, Vav gibi, Terahi için vardır, Fe gibi, işte Bord için vardır, Sümme gibi, Bordların rütb-i zamanisi vardır, rütbisi vardır. Şimdi burada rütbi midir, zamani midir? Yani Sümme sonra. Bir zaman sonra mı? Yoksa, efendim, hemen sonra mı? Uzun zaman sonra mı? Ya da, zamanla alakası yok.
- 26:48
Mekan atlaması var, boyut değişmesi var. Mesela, ölüm dünyada varkı oluyor. Ama kıyamet ne zaman olacak, kimse de şu anda bilmiyor, ne kadar sonra da bilmiyoruz ama, tabi ayetlerin hazır olduğu vakitten sonra, bin dört yüz küsür sene geçmiş. Bu mekani rütbe vardır, o da nedir? Mekan değişiklik var. Ya mütübeddellu azgayrallah, o zaman ne bu dünya kalacak ki?
- 27:14
Yani sen onu burada anlamayacaksın ki, yer değişecek, gök değişecek. O zaman, ikinci sünmedeki kıyamette ise, zaten boyut buradan çıkıyorsun yani. Dolayısıyla orada, beş sene sonra, on sene sonra mülaze edilmiyor. Orada, işte, öyle bir olaylar olacak ki, öyle bir işler değişecek ki, sünme. Sonra ne demek?
- 27:34
Bu alemden tamamen farklı bir boyutta meselesine geliyor. O uzaklık, rütbe uzaklığıdır. Zaman uzaklığı değildir. Mertebe rütbe dediğin, mertebe yani makam, mevki değişecek. Sünme burada ne yapıyor? Lil işari. Niçin getirilmiş? Bildirmek için. Şuur, şuur anlayış demek. İşar anlatmak demektir. Şuurdan geliyor.
- 27:56
Lil işari anlatmak için. Neyi anlatmak için geliyor? Bennel vaide, şüphesiz o tehdit, öyle tehdit ki, es-saniye, ikinci olan tehdit, yani sünmeden sonraki kelle es-saniye bu, nedir? Eşeddü. Daha şiddetlidir ve daha kuvvetlidir. Bunu anlatıyor.
- 28:20
Şimdi, burada, efendim, diyorlar ki, sünme istifade içindir. İstifade demek, bir şeyin uzaklığını ifade etmektir. Tefavud, arada farklılık var, sünmenin gerisiyle ilaçlarında bir farklılık var, ihtilaf, tefahüd var. Bu tefahüdde, burada rütbi olması ağır basıyor. Yani, mertebe bakımından farklılık var.
- 28:54
Yani, birincisinde, size çok büyük bir engelleme ve efendim, tehdit yapıyorum, diyor. Sünme, sanki orada bel diyor yani, bel. Bel, daha doğrusu, ondan da kuvvetlisi, ondan da şiddetlisi demek istiyor sanki sünme. Eşheddü eşheddü diyor yani. Daha kuvvetli, daha da kuvvetli. Bu itibarıyla, arada tegayür var mıdır?
- 29:30
Yani, ne demek tegayür vardır? Sünme sonra dediğine, sünmeden sonra gelenle, sünmeden eve gelen birbirine atfediyor. Atıf neyi iktiza der? Mugayret iktiza der. Yani, matufla matufun aleyhi birbirinden bir farkı olması icap eder.
- 29:47
Şimdi, kellase alemin, bir daha geldi, kellase alemin. İkisi de kellase alemin olursa, sünme bu araya geldiği zaman, orada bir mugayret bir mugahiret olması iktiza eder. Ama kellâse âlemunlerden hiçbir değişiklik yok. O zaman bir mugahiret bulmamız lazım. İşte o mugahiret neyle sabit oluyor? O mugahiret ikincinin eşed.
- 30:09
Daha kuvvetli ve daha şiddetli. Eğer birinci ile ikinci aynı şiddette, aynı kuvvette zecir ve tehdit, va'id içerseydi, o zaman sümmenin gelişinde yani abeslik olur. Yani sümme fuzuli olur. Halbuki Allah'ın kelamında fuzuli olmaz. Onun için sümme vazı üzeredir. Mugayret üzeredir. kefâbut üzeredir. Bu tefâbütün veçi nedir?
- 30:34
Birincisinde mef'ulün mahsüflüğünden dolayı, müpemmliğinden dolayı bir şiddet varsa da sümmeden sonra gelende eşhed diyet vardır. Eşheddü ve eşhed. Daha şiddetli, Onun için burada bir mugayret bulunmuş olmaktadır. Şimdi, tabi bir de kıyla geliyor şimdi. O kıyla neyi anlatıyor? Eğer kellâ se'âlemûn ile sümme kellâ se'âlemûn'deki ikisini mef'ulleri aynı yaparsak,
- 31:16
biri başka, biri başka şey zamanında şunu bilecekler şeklinde yapmazsak o zaman sümmenin mugayretini neyle bulduk? Sümmeden sonrası eşhed. Daha kuvvetli zecir ve meydan. Vekîle denildiki diyor. Şimdi bu vekîlede sonra niye vekîle deniyor şimdi? Bu vekîlelere göre o zaman mugayret zaten var. Çünkü neden?
- 31:46
Birincide se'âlemûn'u önde nez'i dersen, ikinci se'âlemûn'un fil kıyameti dersen malum olacak. Yani neyi bilecekleri değişiyor. Neyi bilecekleri değiştiği zaman peki nez'e öncedir? O zaman öncelik sonralık var. O zaman zamanî sümme rütbî değil de zamanî istibad için, burd içinde gelir. Çünkü neden? Se'âlemûn vekîledir, el evveli birincisi.
- 32:16
O zaman se'âlemûn yakında bilecekler. Peki ne zaman birincisi? Önde nez'i. Ruhları nez'e denir. Nez'e demek soyup çekip almak demek. Nez'e. Yani nez'e anında. Nez'e nedir? Ruhun çekme anı. Nez'e? Çekme anı. Kim çekiyor? Melekler çekiyor. Ondan sonra kim neyi çekiyor? İşte ruhlarını çekiyor. Müslüman, kafir hepsi ruhlarını çekiyor.
- 32:44
Neden nez'i? O zaman bilecekler. Yani ruhu çekerken. O zaman ne var? Melekler onları dövecekler. Vuracaklar. İşte perde kalkacak. Perde kalkınca Tekeşefne hanki hıttâke senin peçenin perdeni gözünden açtık. Tebassalı köle-i muhaddi senin gözün bugün keskin görüyor. O mâna âyet-i kerime tâvuk edecek.
- 33:10
Ve yâd velev terâ izyete ve fellezîne keferûn melâke. Melekler kafirlerin canını alırken yadribûnebucû enve-etbeârû. Suratlarına, makatlarına vuruyorlar. Nez' anında bu tâvuk edecek. Ondan sonra diğer en'âm suresinde oluyor. Ehricû enfusekum. Hadi kendiniz çıkarın canınızı bakalım. Onları zorlayacaklar canını çıkartmaya.
- 33:30
Onlar nasıl? Kendi adam canını nasıl çıkartsın falan. E işte bu inden nez' bayağı âyetlerde, hadislerde hâlet-i nez'inde yani ruhun bedenden soyulup alınma anında büyük olaylar var. Şimdi o zaman diyor ki vekîlele velü birinci seyâlemun yakında bilecekler. Ne zaman? İnden nez'e.
- 33:51
Şimdi dırdırdır konuşuyorlar. Kıyamet ne zamanmış? Şu şeydeymiş. Dünya kopar mı ya? Bir daha mı dirileceğiz falan. İşte o, onlar yakında bilecekler. Ne zaman? İnden nez'e. Ruhları bedenlerinden sökülüp alınacağı zaman. Vessâni'i ikincisi. Sümme sonra. O sümme o zaman zaman içindir. Hem muhayyeret oluyor.
- 34:14
Zaten muhayyeret ayda ayda oluyor zaman farklılığı olsa. Nerede fil kıyameti? Kıyamette bilecek. Seyâlemun yakında bilecekler. Nerede fil kıyamet? Kıyamet. E ruhu bedeninden ayrılıyor. Adam beş bin senedir dünyada hâlâ. Kıyamet kopmadı ki yani. Nez' âlinden altı bin, yedi bin sene geçince kıyamet kopacak adamlar var.
- 34:32
Dünyanın başında ölmüşler. Biz bileştik öldüğümüz, gömüldüğümüz. E kaç sene sonra kıyamet? Yüz senelik, sonra iki senelik. Bunu bilmiyoruz. Onun için zaman farkı çok çıkar. Bilecekler. Sonra sonra o dirilmeleri kıyamet ne zaman kopacaksın? Onlar ne zaman ölecek? Öldüklerinden ne kadar bundan sonra kıyamet kopacaksa, kıyamet herkese bir anda kopacak.
- 34:58
Herkesin nezri aynı anda değil. Kıyamet herkese aynı anda gelecek. O zaman, fil kıyameti, sonra, nice zaman sonra, o zaman zamanidir sünnet. Sey'alemun bilecikler, fil kıyameti, kıyamette bilecikler. Ev yahut, ele velu, birincisi, efendim, lilbâsi. Sey'alemun'daki sünneden evvelki, lilbâsi, Lilba'si, diriltilmeye râcidir.
- 35:32
racidir. Yani, kella Yani kella sey'alemûn, yakında diriltilirken, Sey'alemun, yakında diriltilirken, hakikati başlarına geleceği bilecekler. bilecikler. Dirilti var. Dirilti var. Ve sani, ikincisi, Vessâni, ikincisi, sünmeden sonrası. Lilcezâi. lilcezâi, ceza gördükleri, yani karşılık gördükleri vakit içindir.
- 35:53
O zaman, yine budüzemani. Yani burada, budüzemani var. Sünme, aslı üzeredir. Yani asıl zaten budüzemani'dir. Zaman bakımından sonralık var. E, diriltilmekle ceza aynı anda mıdır? Fî yevm-i kâne müktârûk hapsi nefeslere. Diriltilir, diriltilmez. De tabii, azaplar, kafirlere, münafıklara, fazlara, mahşerde sıkıntı çok.
- 36:17
Sıkıntı çok ama ona ceza, karşılık manası tam gelmez. Çünkü neden? Ceza, cennet ehli cennette, cehennemde karşılığını bulacaktır. Mahşer elli bin senedir. Sen orada, diriltilmekle, cezasını çekeceği, hesabının kesileceği, artık bir de mizan meselesi var. Daha diriltildikten hemen sonra, yani diriltilince direkt cennet-i cehenneme gitmiyor ki.
- 36:48
E mizanda tartılıyor, işte tartılar, hesaplar yapılacak. O hesaplardan sonra, amel defterlerden sonra ceza var. Onun için arada yine çok zaman var, elli bin seneye en az mahşer var cennet-i ehli cehennemin yerini bulması için. Hakiki ceza ve karşılık nerededir? Müşrikler için cehennemdedir. Onun için sonra, diriltildikten sonra, seyâlimun yine kesinlikle bilecekler.
- 37:16
Vahan İbn-i Amir'in, yani farkında mısınız? ama tekrar var. Tehkit var, muhalefet var ama asla tekrar, burada biz bunun birkaç şeyini söyledik. Derinlemesine, tefsirlere girsek, üf! Daha o seyâlimunlerde, kim bilir ne var? Mesela Hâdimi diyordu ki, yolda gelirken baktım, Hâdimi diyor ki, bana göre diyor, Ekûlü diyor, o daha mübarek, seyâlimun diyor, yakında bilecekler,
- 37:52
Mekke'de ne kıtlık olacak, belayı bulacaklar diyor. Şey, yâlemunun faili, müşrikler ya, kıyameti soruyorlar ya, alay ediyorlar ya Mekke'de. O seyâlimunun diyor, birincisinin mefhûlü diyor, mâ yehullulû minel kâhti diyor. E Mekke'de yedi sene kıtlık oldu, leş yediler ya, işte böyle anlatıyor,
- 38:26
Mekke ehli, açlıktan gökler arasında duman gördüler. Ondan sonra leşleri, köpekleri, leşleri yediler. Pislikten yiyecek hale geldiler. Yedi sene, Allâh-u Teâlâ'nın sinini kesini Yusuf. Yarabbi onlara, Yusuf Aleyhisselâm'ın kıtlık seneleri gibi, kıtlık senesi yap buyurdu. Efendim, bedduası mucize zaten, tutardı yere düşmez.
- 38:52
Yedi sene çektiler. Şimdi mesela şunu demek istiyorum, seyâlimun, seyâlimun. Tekrar var. Tekrar var ama kardeş, burada fuzuli yok, burada ne manada, bak, burada bile söylenmemiş. Hâdime diyor ki orada, ne mani var Hâdime'nin dediğine, çok da aklıma daha yattı. Çünkü neden? Sin, yakın içindir. Seyâlimun.
- 39:15
Yakında görecekler, yedi sene kıtlık başına geldi mi, ondan sonra haçlısızlıkları görecekler. Dünyada, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in kıyameti inkar etmelerinin belasını daha yakında kıyamette görecekler. Sonra Bedir'de gördü. Seyâlimun. Bedir'de görecekler. Ha, Bedir'deki Önden Nezâ'ya girer.
- 39:31
Bedir'de geberdi zaten, Önden Nezâ'ya girer. Ama yazmıyor. Yani ne demek istiyorum? Bir Hâdime Hazretleri ki, yakın zamanın bir müellifidir. Demek ona müellif denir işte. Niye müellif denir? Bir ekûlüyle oraya bir şey katmış. Katma değer sunmuş. Katma değer sunana ben müellif derim. Ha, ekûlü demiş.
- 39:53
Ne şeye rahatsızlık var? neşe, rahatsızlık var. Baktım, mana çok yattı bana. Çünkü seyalemun yakında, çünkü yine birkaç sene sonra zaten Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in vicretinden, vicretinden evvel, sonra Efendimiz'e zulüm ettiler ama peşinden çok büyük kıtlıklar, belalar çektiler. Bedir'e giden süreçten evvel.
- 40:10
İşte onun için fuzuli tekrar diye bir şey Kur'an'da yoktur. Bunu bilmek lazım. Bunun için de çok kafa yoran alimler var. Bunlardan faydalanmak lazım. Aslında bu önemli bir ilim. Çünkü bugün zındıklar, Kur'an düşmanlarının birçoğu, buralardan giriyorlar. Yahu diyor, zaten 6666 ayet diyor. Yahu diyor, zaten 6 günde Efendim diyor, 500'ü diyor, mükerrer diyor.
- 40:39
600'ü mükerrer diyor. Mesela Bukhari'de de adam aynı şey yapıyor. Şimdi adam diyor ki Bukhari'de diyor, Said diyorsun diyor, 8000 ise 7000 küsur diyor, hadis var diyor, mükerrere çıksan 4000'e düşüyor diyor. Şimdi, ayetle hadis, hadiste vahidir. Ama hadisin lafzı vahiy olmadığından mükerrer, orada da mükerrer yok.
- 41:02
Şimdi kardeş, benim canım çıktı bu işlerle. Tetebbüattan. Şimdi, sen ayettekiler tamam, zaten bütün müfessirlerin işi bu. Ayettekileri herkes çözmeye çalışmış, çözmüş. Çözemediği de nice ilimde kalmıştır Mevla'nın ilminde. Hadiste de mükerrer değil. Çünkü, hadiste aynı rivayeti alıyor, bir hadisi, 5 tarihten alıyor.
- 41:24
Ya mana aynı yere vuruyor kardeşim işte, hacimat yaptırdı, şu oldu, kan aldı, abdest aldı, aldığımız yere mesela. Bak. Orada, hadisin gelen tariklerinde, Şeyh Ebu Reyyel'den geldi, Muhammed Mücevher'den geldi, Haşrı Hanım'dan geldi, oradan geldi, buradan geldi. Bir müçtehi de bunun gelişinde malzeme var.
- 41:44
Bu malzemede birinde feyle almış, bir şey, birinde sümmeyle almış. Tamam mı? Öyle ince işler var ki. Şimdi burada adam diyor ki, mana aynı kardeşim. Ya mana aynı değil işte, sana aynı. Sende meleke yok. Sana ne kadar malzeme verirsen ver. Sana, bir çuval, şey versen, makarna versen, sen anca berbat edersin, makarna yapabilirsin.
- 42:13
Başka adama versen o makarnada daha neler yapar? Makarnada börek var, üstüne bir yumurta kırar, bilmem ne var. İçine bir patates çıkar, bir de soğan toğrar, bilmem ne, bilmem ne. O adam ondan beş çeşit çıkarır, sen oradan bir çeşit çıkaramazsın.
- 42:29
Şimdi mesela diyor Mahmûd Müslümîn, yusellimu aleyhi, illâ raddallâhu aleyhi rûhî. Şimdi bak ne acayip bir hadise, sahih Ebu Davud'da v.s. Hangi Müslüman diyor bana selam verse, Allah ruhumu bana geri adeder, Ferûddîn aleyhisselâm selamına cevap veririm diyor.
- 42:48
Şimdi bu hadisin bu lafzı var. Bir tane var Mahmûd Müslümîn, illâ, işte yusellimu aleyhi, illâ vekatraddallâhu aleyhi rûhî. Ya şimdi adam diyor, illâ raddeyle, illâ vekatradde. Yapmışsın orayı, şişitmişsin. Var ha bu kitapta beş bin hadis. Çıkarırsan mükerreleri, düştü bine. Öyle değil işte. O tarikte vekat eklemiş.
- 43:14
Vekati, buharı eklememiş. Gelen rivayet vekatli gelmiş. Ya ben sana hadiste bunu ispat edersem, Kur'an'dakini sen düşün. Hadiste bile bir V ile F'nin değişikliği, tarik farkı var, tarik farkı var, sana göre tarik farkı var ama o müştehide düştüğü zaman, muhaddise düştüğü zaman, şârihe, muhâşşiye düştüğü zaman, oradan ne çıkaracak?
- 43:38
Bak şimdi. Hangi Müslüman bana selam verse diyor, dünyanın neresinde geçerli bu? Kabrin başında şartı yok. Allah ruhumu geri verir diyor. Şimdi bu sefer, şârihler, işte âli-ülkârîler, bilmem neler, mirkatlar, münaviler, bilmem neler, şârihler, ibn-i Hacerler girdi birbirine şimdi. Adam mevzuyu çözmek zorunda.
- 43:57
Orada bir sual çıkıyor. Adam da diyor ki, arkadaş, her dakika birisi selam veriyor. Es-salâtu ves-selâmu aleyke ya Resûlallah. Muhacir'de zaten ziyaret durmuyor. Vefatından beri her zaman başında birileri ziyarette var. Her dakika selam veriyor. E radde aleyhe ruhu ne olacak? Ruh gitti geldi, gitti geldi.
- 44:15
E ruhun gitmesi gelmesi kolay bir şey değil ki. Yani Allah kolay. Rahmet de çektirmez. Ama Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ne olacak? Radde, geri döndürdü demek. Radde kelimesi, eade. E şimdi ben selam veriyorum. Es-salâtu ves-selâmu aleyke ya Resûlallah. Resûlullah'ın ruhu iade oldu. Aleyke selam ya işte Ahmet dedi.
- 44:34
Ahmet ibni Yusuf dedi. Herkese selamını veriyorum diyor. E şimdi bu sefer sen oradan hemen, e aynı anda okuyoruz. E sen de es-selâmu aleyke ya Resûlallah dedin. Sana ruh gitti bir daha gitti. Yahu ne zaman geçecek, ne zaman geçecek? Her dakikada yüz binlerce selam okuyor Müslümanlar. Hadi bakalım. İş karıştı.
- 44:53
O zaman diyor Rasûlullah'ın ruhu gidiyor mu, geliyor mu, bu sefer bunun iadesi nasıl oluyor? Her dakika selam verenler, o zaman iadeye vakit kalmıyor zaten, içinde kalması lazım, bilmem ne, bilmem ne. Haydi bakalım. Getirdi. Bir tarihten, bu hadis-i şerifin, felan felan sahabi, işte şu raviler tarikiyle geleninde, illâ ve katreddellâhu aleyye rûhi.
- 45:17
Şimdi mesela, kıraatler niye lazım? Beyzavi kıraatlere çok önem verir. Çünkü neden? O kıraatı, verdiği manaya destek için teyit alır. Mesela diyor ki, veyyuhiyyidû, geçen derste söyledi, Yakup'un kıraatı, bunu destekliyor diyor.
- 45:35
Şimdi mesela, ve'zennâ mine'l-mûsırâta geleceğiz. Benim gevezeliğim durursa gelebilirsek, ama ben hep yine ilim konuşuyorum ha buraya. Mine'l-mûsırât diyor. orada diyor, eğer rüzgârlarsa diyor, işte rüzgârlarsa mine o zaman, iptidâ-yı gaye için olur mu olmaz mı diyor, bilmem ne diyor. Mine o zaman, iptidâ-yı gaye için olmaz diyor, sebebiyet için olur diyor, fena.
- 45:57
Ama diyor, bil-mûsırâtı kıraatı var diyor. Bil-mûsırâtı kıraatı bu manayı destekliyor diyor. Yani orada mûsırâtla bulut manası verecek şimdi, veya rüzgâr manası verecek. Bulut manasında da ikinci şekilde verecek, rüzgârsa tek şekilde verecek. O zaman mûsırâtın, ehâsaranın, nemzesinin konuşacağız şimdi.
- 46:16
Haynûnet için mi, sayrûret için mi? Al başına iş. Konuşulacak. İşte orada, eğer diyor rüzgârlar manası veren müfessir, burada bir kıraat var diyor, bil-mûsırât. O bağ kıraatı işte diyor, rüzgâr manasında olduğunu teyit eder diyor. Nasıl ki kıraatlar, tefsir ilminde çok önem arz ediyor, ne bakımdan? Burası Ahşaret Hakkı Tayyibe kitabı değil, Beyzâbî tefsiri.
- 46:38
Ama o orada esas, manayı teyit için onu söylüyor. Bu mananın destekçisi bu kıraattır diyor. Bunu anlaman lazım. Şimdi burada ne yapıyor? Efendim, ya Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ruhu giriyor çıkıyor, iki de bir her selam verene giriyor çıkıyor mu kardeşim diyor. Bunu şeyhler incelemiş. Salavat kitapları incelemiş.
- 47:00
Ben yüzlercesini inceledim bunun. Orada diyor ki ulema, mütkin, muhkemâlimler, bunun bir tarikinde şöyle diyor, illâ ve katreddallâhu aleyhi rûh. Bu manaya göre buraya mana vereceksin diyor. Kaçınılmaz. Çünkü neden? Her an selam veren var, dakika değil. Dakika, altmış saniye. Her an selam veren var.
- 47:24
Efendim, zaten başı boş kalmıyor ki her selamı hale geliyor her dakika. E şimdi her saniye selam veren var. Nereden çıkacak, bir daha yâd olacak? E o zaman bu hadis çözümsüzleşiyor. E bu Davud'daki hadis tefsirsiz kalıyor. Öbür tarik lazım. İşte o tekrar değil. Burada vekat var, burada vekat yok. Sen de bunu iki hadis sayıyorsun.
- 47:46
Tabii iki hadis sayarım. Oradaki vekatsiz olan müşkilata soktu. Öbür tarikten duyan ya buradaki vekati unuttu sahibi, ya orada radde buyurdu, burada vekat radde buyurdu. Ha, o vekat radde bunun tefsiridir. Niçin lazım? Vekat olursa ne olur? Hangi Müslüman bana selam verirse illâ mutlaka vekat radde zaten geri döndürmüştü.
- 48:17
vekat radde allâhu ileyye bana ruh Allah zaten ruhumu bana geri döndürmüştü. Ne zaman döndürmüştü Hacı ağabey? Ruh bedenden alındıktan, kabre girdikten 40 gün sonra. Şimdi bunu ben sohbette, benim perşembe sohbetlerimle şimdi bu Vahabi Leşen İsmail Haziniyet'ine reddiye derslerinde bunu yaparken bu dersi yapıyorum.
- 48:37
Bu hadis, Sürt-i Elhavi'de bunu söylüyor. Bu vekat radde orada yok da. Neyi söylüyor? Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem hadisi var. Mevla diyor, beni diyor kabrimde 40 günden fazla ruhumu bedenimden ayrı bırakmayacak kadar Allah katında keremliyim diyor. Bu hadisi şey diyor, İmam-ül Haramein, Cüveyni orada eksara min yevmeyni rivayeti getirmiş.
- 49:13
İki günden fazla ayrı kalmaz ruhum bedenimden diyor. Bunun üzerine İmam-ı Süyuti, İmam Kurtubi Ettezkira'da hatta İmam-ı Beyhakî Kitab-ül İtikad'da ve Hayat-ül Enbiya müstakil kitabı var. Hayat-ül Enbiya'da ne diyor? Peygamberlerin hepsi için geçer. El-Enbiya hıyavu fikubûri busallûn. Zaten bu bezler vesaire, sahih hadis.
- 49:41
Bu hadisten de yola çıkıyor. El-Enbiya ba'de mâ kubizat ervâhû bu bir el-südet itikadı. İtikad kitabında yazmış Beyhakî bunu. ruhları kabz ediliyor. Adam diyor ki Vehhâbî, Ey Rasûlullah! İnneke meyyitun ve innehu meyyitun. Rasûlullah da ölecek. Küllu nefsin zâkatü'l mevt. E tamam. Ölüm nedir? Kabzul.
- 50:02
Ruh minel beden. Ruhun bedeninden alınmasıdır. Alındı. İnneke meyyitun ve innehu meyyitun. Tahakkuk etti mi? Etti. Küllu nefsin zâkatü'l mevt. Tahakkuk etti mi? Küllu şey'in âlikun illâ hücum. Tahakkuk etti mi? Kuvvizat ervâhum diyor. Ruhlar kabz edildi. Ruh kabz edilince tevessîh hasıl oldu mu? Oldu.
- 50:27
Mevt hasıl oldu mu? Peki kırk gün sonra veya iki gün sonra o ihtilâf-ı rivâyetlere göre ne oldu diyor? Peygamberlere mahsustur. Senin anana babana mahsustur değil. Ba'de mâ kuvvizat ervâhum an ebdânîm. Ruhları bedenlerinden alındıktan sonra rutdet ileyhim ervâhuhum. Ruhları onlara iade edildi. Rutdet.
- 50:51
İleyhim ervâhuhum. Ruhlar iade edildi. Şimdi anladın mı? Mâ min müslümin yussellimu aleyye. Hangi müslüman selam verirse illâ reddallâhu aleyhi ruh. Şimdi vekatı bilmezse de Allah ruhumu bana iade eder. Bu sefer adam diyor ki her selam verene geri mi çıktı geri mi geldi diyor. Halbuki öbür hadis illâ vekat reddallâhu.
- 51:10
Öbür hadislerde var ya zaten Allah bana vefatımdan kırk gün sonra en geç ruhumu geri bedenime iade etmişti. Anladın mı şimdi? Bedenime geri iade ettiğine göre ben de selamının cevabını herkesin veriyorum diyor. Zaten bak vekat olunca mânâ ne oluyor? İllâ ancak vekat redde zaten Allah benim ruhumu bana iade etmişti diyor.
- 51:36
Ama vekatsiz tarihte selam verince iade eder anlıyor. İşte o vekatin ne kadar lazım olduğunu anladın mı? Öbür bütün hadisler vekatle yola çıkar. Musa aleyhisselamın diyor kabrine uğradım diyor. Bukhari Müslüman hadisinde de var. Meral Tübbi Musa önde Kesib İlhamer bir kabri Musa Musa'nın kabrine uğradım diyor, Mirac'a giderken, Mescid-i Aksa'ya giderken diyor.
- 51:57
Mirac'a gider Mescid-i Aksa'ya giderken diyor. Sahih hadis, Muharrem Üslimler'de geçen. Sahih hadis Bukhari Müslümanlar'da geçen. Ve ve kaimûn fî kabri, kabrinde ayaktaydı diyor. Veve kâimun fî kabri Kabrinde ayaktaydı diyor, Rüsulli'yi namaz kılıyor. Rusalliğe namaz kılıyor. Bak kabrinde namaz kılıyor dese, ruhaniyet kılar.
- 52:12
Ruh, ruh kılar. Ruh, ama ruha kabirde demez ki. Ruh Ruh arşta da kılar. Sitretü'l-münteha da kılar. Ruhu kabrin içine niye sokuyor? Çünkü kâimun diyor ayakta diyor. Bütün alimler ne diyor? Ayakta olmak kimin sıfatıdır? Fiziki bedenin sıfatıdır. Ruh ayakta olmaya oturmakla fiziki şeylerle. Ruh sıfatlanmaz.
- 52:33
Orada fî kabri diyor kabrin içine tahsis ediyor. Bir de kâimun diyor ayakta sıfatı koyuyor. Çünkü neden? Peygamberlerin ruhları kabz edildikten sonra mevt ve teveffî tahakkül ettikten sonra ruhlar bedenlerine iade edilmiş olması onlara mahsus bir mucizedir. Ve mucizeleri devam etmektedir.
- 52:50
Şimdi dolayısıyla bir hadisteki vekatten bile bu kadar itikadi, fıkhi, tasavvufi vehâbiyer et diye bilmem neye bilmem ne çıkıyorsa bir vekatten sen şimdi hadiste tekrar var Bukhari niye bu kadar aynı manadaki hadisi dört kere tekrar etti? Ama o dört kere tekrar edinçle bir fakihin eline düştüğü zaman o malzeme bir müçtehidin eline düştüğü zaman bir şârihin, bir ibni hacerin
- 53:23
bir süyutinin eline düştüğü zaman o tarikler o tarikin hepsindeki kelime farkından, ön takdiminden, degrinden, vavından, sünmesinden ona göre mana ve şerh çıkarıyor. Hadiste bile böyleyse ki hadisin de manası vahidir ona şüphe yok ya Allah'ın kelamında fuzuli tekrar olur mu? Ve Allah'ın kelamındaki her bir kelimenin her bir fiilin, her bir cümlenin farklı farklı
- 53:55
tekrar gibi gözükse de orada kim bilir neler çıkıyor? Çıkarabilenler için müstembit olması lazım. Allah-u Teala buyurmuyor ki dinleyenler anlar. Sahabenin hepsine de demiyor. Sahabedeki ulul emre söylüyor. Niye? Dört halife veya abadile yarbağa dört Abdullah veya Muaz ibni Cebelü, beyim kaf zeyd müsabil لَعَلِمَهُ manayı bilirdi.
- 54:30
Kim? الَّذ۪ينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ İstimbat derin kuyudan su çıkartmak. Derin kuyudan su çıkartmak için alet edevat işte sarf naif diyorsun niye? Alet ilimleri işte bak alet edevat. Alet edevat olmayan on metrede kalıyor. Yetmiş metreye, yüz metreye suyu çıkaramaz. Ne diyor? Benim buraya kadar diyor teşkilatı şey etmem lazım
- 54:50
bir daha geleceğim, deri daha derine benim şeyim, malzeme yetmiyor. İşte o sarfın, naivin kuvvetli olacak. Mâni, beyan ve din kuvvetli olacak. Fıkhın, usulün kuvvetli olacak. Tefsirin kuvvetli olacak. Ha, o zaman ne oluyor? Alet edevatın fazla oluyor. O zaman ne yapıyorsun? Derin kuyudan çık, istimbat.
- 55:05
Minhum diyor, bak minhum. Sahabenin hepsine sorsun, önüne gelen Medine'ye gelsin. Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem hayatta, ondan sonra git selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Hacı ağabey, ben burada helal mi, haram mı? Ya tamam da adam bedevî, belki mübarek sahabeyi ayağını öpeyim, tükürdüğünü yalayayım ama
- 55:24
yani yeni müslüman oldu arkadaş, o da sana fetva veremez yahu. Minhum diyor. Onlardan istimbat edenler. Nasıl satayım silahı, ben sonra sana. İstimbat edenler ne demek istiyor? Derin kuyudan suyu çıkaracak gibi ilmi melekeleri olan sahabe onun şeyini bilir. Onun için ayet kime göre, hadis kime göre, müfessele göre, muhaddise göre.
- 55:51
Ama o tarik, o tarikleri niçin Bukhari'yi diyemez miydi ki? Ben bu hadisi zaten bundan öğrenmiştim. Şimdi benim vaktim yok arkadaş. Yüz binlerce, milyonlarca hadis var. Ben bir tane değişik değişik hadisleri öğrenmeye baktım. Ama o adam aynı hadisi, başka. O onu ganimet bildi. Niye ganimet bildi? Çünkü diyor ki bak, o şeyhten, güvenilir bir şeyhten sadece.
- 56:14
Bukhari'yi güvenilmeyen adamdan almaz. Güvenilir sika bir şeyhten aldım. Bu da sika bir şeyh. Ama bu tarikten, bu arada şöyle bir fark var. Esas onları bilinçli ve kasıtlı aldı. Sana bana kalsa, ya arkadaş zaten mana belli. Ama sana göre mana belli, sen oradan bir şey çıkarttığın için. Ama o onları binlerce
- 56:36
Benden hadisi dinleyenlerden daha çok kavrayıp, daha çok anlayan, daha çok fıkıh fetva, tefsir çıkaracak olan, nice benden sonra gelecek, beni görmeyen tabi'in, tebe-i tabi'ine siz ulaştıracaksınız buyurdu. Onun için sahabe-i kiramın birçoğunun yani fıkhi manada müştehidlik ayarında olmayanları taşıyıcılık yaptılar.
- 57:03
Ama onların taşıdığı Ebu Hanifeler, İmam Şafiiler ne yaptılar? Din-i Mübin İslam'ı bize, her meseleyi çözdüler. Bize kadar, kıyamete kadar gelecek her meseleye bir çözüm. Ayetten, hadisten istimbat ettiler, iştahat ettiler. Onun için ayette, hadiste fuzuli tekrar olmaz. Ama bunu kim anlar? İstimbat ehli anlar.
- 57:25
Veya kabuna göre anlar. Biri bir mana çıkar, öbürü kaç mana çıkar. Onun için burada da se'alemun, simme kelle se'alemunda neler çıktı neler. Ama vaaz ederken yakında bilecekler, sonra tekrar yakında bilecekler. Ne kadar kolay değil mi? Öyle değil işte. Bu kadar kitap niye yazıldı o zaman? Ve Han İbn-i Amir, İbn-i Amir kıraatında, yani ondan menkul olan kıraata göre,
- 57:58
se te'alemune okumuş, bitte ay. Te ile okumuş. Ondan sonra Kıraat-ı Seba'da bu şey var. Kıraat-ı Seba'da geçiyormuş. Se te'alemune yakında bileceksiniz. Bitte ay, te ile okumuş. O zaman iltifat kaidesi var olur. Çünkü ye tese'alun gaiptir. Hangi büyük haberden birbirine soruyorlar, o zaman kelle vazgeçin, bırakın.
- 58:25
Se te'alemune yakında bileceksiniz'e geçer. Bu da Kur'an-ı Kerim'de çok kullanılan, yani Allah-u Teala'nın vahiylerinde, çok hitap şekillerinde, gaipten, hitaba, iltifat kaideslerine buna yöneliş. Bu vardır. Bu da kıraattır. Ala takdiri, o zaman ne mana olacak? Gizlilik var. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e
- 58:51
E ondan sonra O zaman kelle se te'alemune okursa, orada mahsuf var. Bu öbür türlü mahsufa hacet yok idi. Yakında başınıza gelince, belanızı bulunca anlayacaksınız. Biz Yaratmadık mı manası verirsen, Yaratmadık mı neyi? El erda, küre yarzı, ne olduğu halde? Mihaden, bir döşek, bir yaygı veya bir beşik.
- 59:27
O manaları vereceğiz. Dağ vel cibale, dağları yaratmadık mı? Ne olarak? Ne oldukları halde? Evtaden ve tedince, bir kazıklar olarak. Şimdi burada, cale fiili geçen derste temas etmiştim. Sayruret için olabilir. Halk, halk manasında olabilir. Eğer burada halaka manasına biz burada haleka manasını verelim, nehluk manasını verirsek mihâden hâl düşer ondan sonra
- 59:56
vel cibâle mefule mâtuf düşer yani erzaya mâtuf düşer, evtâden de onun önünde yine hâl olarak mülâzat edebilir. Ama câle-i sairûret için yaparsak Nec'al biz dönüştürmedik mi? El arza küre yardı neye mihaden bir döşek, döşek haline dönüştürmedik mi? Vel-cibâle, dağları evtâden, kazıklara çevirmedik mi?
- 1:00:20
Yani kazık işi gördürmedik mi? Falan manasta. O zaman zaten Nec'al sayruret fili nâ kısâ. O zaman zaten ceâle-i sayrûret fil-i nâkısâ olur. İşte el-arza onun ismi olur, mihâden onun haberi olur falan. Bu şekilde mana verilebiliyor. Ceâlenin burada ikisine de müsait durumu var. Her yerde bu müsaitte olmaya da biliyor.
- 1:00:41
Burada müsaittir diyor. Şimdi evtâdenden sonra mı şey veriyor? Başlatışı evtâdenden sonra başladı. Yani kavlûhû yine takdir ediyoruz. kavlûhû, elem-i nec'âl, el-arza, mihâden, vel-cibâle, evtâden. Bu kavli şerif nedir? Tezkîrun hatırlatmadır. Kime? İşte soru soran, kıyameti mahşeri soranlara. Neyi hatırlatıyor?
- 1:01:11
Bazı mı o şeylerin bir kısmını ki, çünkü hepsi burada, insanların gördüğü şeylerin hepsi bu ayetlerde tek tek anlatılmış değil. Zaten Allah'ın yarattığı kudret delillerini de insanların hepsi her şeysini görmüş değil. Onun için bi'bâzı mâ'ayenû, ayenû ayından geliyor, ayın göz zaten, muayene Türkçeleşmiş.
- 1:01:32
Göz demek, göz etmek. Bi'bâzı mâ'ayenû gözleriyle gördükleri şeylerin bazısını hatırlatıyor. O da neden? O mâ'ı beyan ediyor. Bi'bâzı mâ o şeylerin bir kısmını ki, ayenû onlar gözleriyle görmüştüler. O bâzı nedir? Nedendir yani? Efendim, o min teböz için değil, min beyaniyedir. Zaten bi'bâzı mâ'ayenû, gördüklerinin bazısıyla hatırlatma yapıyor.
- 1:02:01
O bazısı nedir yani? Ne şeylerdir mesela? Min acâibi sun'ihi. Allâh-u Teâlâ'nın sun'unun sunu, muhkem yaratması demektir. İş yapmak demektir. Sanat da oradan geliyor, sunu. sunâllâhe illezî etkâne külli şey'in Allah'ın o sanatı ki her şeyi muhkem yap. Allah'ın sanatının acâiblikleri.
- 1:02:23
Şimdi, efendim, acâib, acibenin cemisidir. Aslında, orada mevsufun sıfata izafeti var. Yani, min sanâ'i'hi'l-acâibi takdirinde durarsa veyahut min sanâ'atihi de olabilir. Şimdi, acâib sıfattır esasen. Sıfattır. Sıfatın mevsufa izafeti var. Esas burada min sun'ihi öne gelir. Min sun'ihi. Sun' cinstir.
- 1:03:02
Cins tuttuğun için min sun'ihi Allah'ın masnu'atı demektir. Masnu'at, mahlukat demektir. Allah-u Teala'nın eşsiz sanat eserleri demektir. Muhkem sanat eserleri demektir. Acâib aslında onun sıfatıdır. Öyle sanat eserleri ki, el-acâibi, acib olan. Acib demek, murcib. Murcib demek, acep veren. acep veren, acep veren demek, acep hayret demek.
- 1:03:31
Hayret, şaşkınlık demek. Yani, şaşırta. Esasen, acâib. Esasen acayip, lugatta iner in, ineceksin, ineceksin, ineceksin, ineceksin, dibine kadar gideceksin. Lugatı böyle gidersen, çok meleke nâsıl olur. Öbür türlü acayip et ki Öbür türlü, acâibe tek kelime mânâ verirsin. Başka vezinlerde acâib kelimesi geldiğinde, çuvallayabilirsin.
- 1:03:54
Başka lafızlarla geçtiğinde. Ama onun mastarından gidersen, o hangi vezinde gelirse gelsin, oradan bir şey üretirsin. Bir mânâ türetirsin. Şimdi burası nedir? Min acâibi sun'i. Aslında bu, min sun'ihi l-acâibiydi. Bu sun' nedir? Acâib tabi cemidir. Sun' cinstir. Cins olması itibariyle, min sun'ihi demek, min masnu'atihi.
- 1:04:22
He Allah'a gidiyor. Celle Celaluhu. Allah'ın sanatı. Şimdi, sanatları. Muhkem sanatları. Öyle yaptıkları ki, el-acâibi. Çok hayret veren ve şaşkına döndüren. Eşi benzeri olmadığı için, bu nasıl iştir, dedirtiyor. Bunu kim yapabilir? Kimse yapamaz. Bunun ustası kim? İşte, o, tezgirun. Zikirûn, bu ayet hatırlatma yapıyor.
- 1:04:50
Neyb-i bâzı mâ âyenû. Müşriklerin, yani özellikle inkârcıların gördükleri şeylerin bazısını hatırlatacak şimdi. Bundan sonra yeryüzünü, dağları, işte uykuyu, geceyi, gündüzü, dağları, gökleri anlatacak. Bunlar, müşriklerin gördükleri şeylerin bir kısmıdır. O gördükleri şeyler nedir onlar? Min acâibu sûn'ihî.
- 1:05:16
Allah-u Teâlâ'nın eşsiz sanat eserleridir. Ama anladınız mı? Tahlili yaptık. Mana, umumi. Min acâibu sûn'ihî. Eşsiz sanat eserleri, yani sanat eserlerinin hayran bırakan nitelikteki, efendim, mahluklarıdır. Öyle acayip maslumları, mahlukları ki, onların gördüklerini anlatıyor şimdi. Ne onların gördükleri?
- 1:05:40
Acayip sanat harikaları görmüşler. Öyle şeyler ki, et-deâlleti, onlar da delalet edici. Yani, şuraya bak dedirtiyor. Niye delalet ediyor? İşi nereye götürüyor? Âlâ kemâli kudratî. Allah-u Teâlâ'nın kudretinin mükemmelliğine. Kemâl, olgunluk, üstünlük, ulaşılacak noktanın zirvesi. Kudret, güç demektir.
- 1:06:10
Allah-u Teâlâ'nın hî gidiyor, hep hî gidiyor bak. Sun'i hî, kudreti hî, işte onlar, hep Allah-u Teâlâ'ya gidiyor. Allah-u Teâlâ'nın merci olarak nerede geçti? İşte, hep oralardan, Elem nec'al'de ne geçti? Biz. Geçiyor. Şimdi elem nec'al'in nahnusu kim? Allah-u Teâlâ. Elem nec'al, biz diyor ya, biz Allah-u Teâlâ.
- 1:06:40
İşte, o biz buyuran, o biz yapmadık mı yeryüzünü beşikte döşek buyuran zatın sanat eserlerinin bazısını hatırlatıyor. Öyle sanat eserleri ki Öyle sanat eserleri ki gördükleri, gördükleri ettealli alâ kemâli kudreti, kudretinin kudretinin mükemmelliğini delat ediyor. mükemmelliğini delâet ediyor. Peki Peki, niçin hatırlatma yaptı şimdi tezkîrun?
- 1:07:02
Mevla Mevla bunları niye getirdi şimdi buraya? dillûh, delil çıkartsınlar diye. Kim? Hım o mütesâilîn, mütesâilûn. O kıyamet nasıl kopacak? Dirilme var mı? Ölmüş çürümüş kemikler nasıl kalkacak? İşte o soruyu soranlar, inkâr için, istiğzâ için neyse, İşte o onlar delil alsınlar. neyle delil alacaklar?
- 1:07:27
bizâlike bizâlike ne? بِزَالِكَ ne? İşte o tezkir edilen, bizâlike o tezkir edilen بِزَالِكَ o tezkir edilen önümüzdeki, önümüzdeki Mevlamız'ın Mevlamız'ın önümüzdeki ayetleriyle önümüzdeki âyetleriyle Elemine-i Recai Arza müadenden başlayıp, Elemine-i Câizâ-yı Meâden'den başlayıp önümüzde önümüzde inne yevmel fasliye kadar gidiyor.
- 1:07:43
gidiyor. İşte bunlarla delil alacak. Allah, delil alacak. Neye delil alacak? Ala sahhatil ba'si. Ba's, Allah-u Teala'nın kullarının diriltmesi. Ba's'e diriltti, müteaddi dedik ya. Diriltmesinin sıhhatine. Sıhhat ne demek? Diriltme vaadinin müjdesinin, yani müjdesi tabii mü'mine göre müjde de efendim sözünün diyelim doğru olduğuna.
- 1:08:11
Allah'ın sıhhat doğru olduğu. Yani siz kıyamet soruyorsun, dirilme var mıdır? Öğleden sonra kalkacak mı? Şöyle mi olacak, böyle mi olacak diyorsun ya. işte lieste dillû delil alman için ben sana şinik okuyorum, tezkir yapıyorum, hatırlatma yapıyorum İşte لِيَسْتَدِ اللّٰهُ delil alman için ben sana şimdilik okuyorum.
- 1:08:25
ne ile müdahil ki bu anlattıklarımla delil alman için neye alâ sıhhatil ba'si Allah'ın kulları dirilteceği vaadinin doğru olduğuna delil alacaksın Bu konu diyor ki mâ merrâ nitekim geçmiştir, takrîruh bu konunun takrîr ve izâhı diyor. Ondan sonra izahı diyor. Ondan sonra mirârân merrâ mirârân مِرَار zaten merrenin cevizi.
- 1:08:48
mirâr zaten merrâ'nın cevizi efendim, öbür merrâ fiil yani, merrâ'ya murru da öbürü miraran da o zaman öbürü mirârân, merrâ'ten merra tenin cevizi yani. yani defaat ile kernelerle bu konu geçmiştir. ince misli Defaat ile, kerrelerle bu konu geçmiştir.
- 1:09:01
Şimdi burada, burada da ne demek istiyor? Burada da şunu demek istiyor. Kıyametin kopacağından işte soruyorlar, dirilmek var mı, kıyamet var mı falan. Falan. Onlar yakında bilecekler. Peki diyor, başlat işte biz dağları işte Peki diyor. Başlat işini. Biz dağları döşek yapmadık mı? Veyahut da beşik gibi yapmadık mı?
- 1:09:18
Dağları çiviler yapmadık mı? Sizi çiftler olarak yaratmadık mı? Uykunuzu istirahat yapmadık mı? Geceyi elbise gibi üzerine bürümedik mi? Şimdi gündüzü geçim vakti yapmadık mı? Üzerinize yedi kat bina yapmadık mı? Gökleri kubbe gibi yapmadık mı? İşte parlayan kandil, işte güneşi yaratmadık mı? Bulutlardan sular dökmedik mi?
- 1:09:39
Taneler, bitkiler çıkartmadık mı? Birbirine dolaşıp boğulan bostanlar, cennetin elfâfı. Mealet. Buradan diyor. Diriltilme vaadinin doğru olduğuna delil çıkartsın diye bunları zikretiyor. İşte bu, bazı yerde açık oluyor. Mesela bazı âyette diriltilme inkar edenlere diyor ki, işte efendim, gözünüzle görmüyor musunuz?
- 1:10:07
İşte İşte fâhiyye inâ bilâfda Badem evtiâ, ölmüş toprakları, kurumuş toprakları. Yağmur yağdırıyoruz, bitkiler nasıl çıkıyor? yağmur yağdırıyoruz, bitkilerin atışı كَذَا لِكَ النُّشُورُ diyor. kezâliken nuşûr diyor. kezâliken hurûs diyor. Kur'an'da böyle çok ayetler var. Sizin de kabirden çıkışınız, bitkinin, kuru topraktan çıkışı gibidir falan.
- 1:10:24
Açık deliller söylüyor. İntikali kolay olur. Burada ise ne demek istiyor? Şimdi, yeryüzünü diyor sizin yaşamanıza çok uygun. İşte mihat onlar tek tek anlatılacak işine. O sırada dağlar olmasa, dağları kazık gibi koymasam yeryüzü işte öbür ayetlerde en temiz demektir, sizi sallamasın diye diyor. Denizin ortasındaki gemide, iki gün gemide duruyor da midesi bulanıyor, kusuyor.
- 1:10:51
Birçok insan gemi yolculuğu yapamıyor. Gemide yaşar desen ne kadar yaşayabilir? E yeryüzünün tümü öyle olacaktır. Ya bu sefer kazık yaptın, yine yerde yaşarsın falan. E ne alaksa? İşte sizi çift yarattım, çift yarattım ne oluyor? Erkek var, dişi var. E sonra işte onlar çiftleşiyorsunuz. Sonra çocuğunuz oluyor, bilmem ne.
- 1:11:11
Doğuyorsunuz, doğuruyorsunuz. Ondan sonra gündüz geçirmenizi temin ediyorsunuz falan filan. Gök kubbeleri yarattın mı? Yedi kat. İşte güneş yarattın mı? Güneş yaratmasam, e yani güneş olmasa şimdi sebep olarak bağlamış ona alaf yulaf yetişmiyor. Hayvan bir şey yemese et süt olmuyor. Ondan sonra sen yaşayamıyorsun.
- 1:11:31
Sana haptane buğday arpa içecek diyor. Buğday arpa olmasa, sen ekmek olmasa yaşayamıyorsun. Falan filan filan. Şimdi nereye getiriyor işi? Kullarım diyor. Bunları ben yaptım diyor. Sen mi yaptın? Ben yaptım diyemiyorsun. Başka yapanı göster diyor. Başka yapanı da gösteremiyorsun. Çünkü yapanı gösterirsen kuraklık olduğu zaman ona git deriz.
- 1:11:56
Yağmur işte, barajlar boşaldı. İnşallah da başka kime git diyemiyorsun? Amerika'nın başına kuraklık gelse, Rusya'nın başına da kıtlık gelse, kimseye muracaat edecekleri onların bir yer yok. Demek ki hiçbir merci yok bunların isteneceğe. E o zaman ben sahipleniyorum bu işi diyorum. Biz yapmayalım Neccar.
- 1:12:17
Biz yapmadık mı diyor. Sen mi yaptın diyor. Yok sen yapmadın. Kim yaptı diyor. O zaman sıkısınca ona git diyor. Bir merci yok. Ateistlik söndü, bitti. E madem burada tek merci benim diyor. Ben sahipleniyorum, ben yapıyorum diyor. Tamam. Peki diyor. Ben bu kadar yatırım yaptıysam diyor. Masraf yaptıysam diyor.
- 1:12:36
Masraf derken Allah-u Teala harcadı, tüketti masrafını aşağı konuşmuyoruz. Bizim anlayacağımız masraf. O zaman ben bunları boşuna mı yaptım diyor. Bu sefer bütün öbür ayetler devreye göre. Ben sizi fuzuli mi yarattım zannediyorsunuz. Siz bize döndürülmeyeceğiniz, diriltilmeyeceğiniz mi hesap ediyorsunuz diyor.
- 1:12:56
Öbür ayette O abes bizi boşuna yarattı. Dirilmeyeceğiz. O zaman ben seni boşuna yaratmış oluyorum. O kafirlerin zannediyor. Çünkü neden? Şimdi ben bu kadar yatırım yapıyorum. İşte bu konuda yatırım yapıyorum, ediyorum, ediyorum. Bu çocuk oyunu mu ki? Sahilde çocuklar su var, denizin suyu var, kum var.
- 1:13:20
Yaptılar kaleler, kuleler. Biz de çocukken, bacıkken öyle yaptığımız oldu. Büyük yani şehir gibi şeyler yapılıyor. Ama oyun. Kimse oraya girip yatmayacak geceyi yani. Ondan sonra gece ya bir gün sürer ya iki, üç gün durur yani. Bir tekme çoluk çocuk vurdu gitti yani. E şimdi burada bir mesai sarf edildi.
- 1:13:39
Ama abes de iştigal edildi. Ha çocuklar gönül eğlendirdi. Ama kimsenin bir işe yaramadı yani. Ben bu kadar alemleri yaratacağım. Ondan sonra sana hesap sormayacağım. Üzüm ve yeni bağını sorma yapacağım. Sen bana isyan etti, inkar ettin, bilmem ne. Yahut zulmettin, birbirini öldürdün. Bu kadar hakka hukuka girdin.
- 1:13:57
Herkesin hakkını birbirinde bırakacağım. Herkesin yaptığı yanına kar mı kalacak? Hesap kitap yok. O zaman ben ne yapmış olurum? Çocukların sahildeki oyunu gibi abesle iştigal etmiş olurum. Ben abesten münezzehim. Ben fuzul iş yapmayacağıma göre bunları yapan ben olduğuma göre bunun faturasını ödettireceğim hesap.
- 1:14:17
Bunun ödenmesi için diriltilmek şart. Benim vaadim hak. Siz kesin diriltileceksiniz ve hesaba çekileceksiniz. Şimdi neden soruyorlar? Büyük haberden. Neymiş o? Dirilecek miyiz? Kemikler mi dirilecek? Ruhlar mı dirilecek? Bedenlerle birleşecek mi? Aynı böyle bir hayat bir daha var mı? Bilmem ne, bilmem ne.
- 1:14:38
Kıyamet nasıl kopacak? Bu dünya yok mu olacak? Bunları sorup sorup duruyorlar. Amme etesalü. Ne büyük mühim haberden soruyorlar. Hani ne belası? Çok büyük haber. Çok. Edeb-i muhtelm, kimi var diyor, kimi yok diyor, kimi şöyle, kimi. Kimi ruh dirilecek, beden dirilmeyecek, herkesin ihtilafı. Herkesi iktidar.
- 1:14:54
Ehl-i sünnet dışı fırkalardadır. Kellâ se'âlemûn, sümme kellâ se'âlemûn. Asla bu sormaya maal yoktur. Bu sizi tehdit ediyorum. Bu inkârları, istizaları terk edin. Bu inkârları istifade etmiyorum. cezaları terk edin Geçiyor direkt. Yani dirilmek var diyor şimdi. Delil ne? delil ne? oradan Oradan delil alacak diyor.
- 1:15:14
delil alacak diyor, sıhhatil basen Niçin? niçin? elemle ceallerde mihâde yeryüzünü beşik yapmadık, dağları kazık yapmadık Dağları kazık yapmadık mı? Sizi çift çift yaratmadık mı? yani bu kadar Yani, bu kadar işleri yapan zat demek ki kudreti mükemmeldir. Yani gücü sonsuzdur. Yani ve o âlâkü sen kadirdir.
- 1:15:34
Ve, âlemde nizam bozulmadığına göre, ilah tektir. Âlemde tek nizam gittiğine göre ilah tektir. Yöneticilikte iki başlılık yoktur. Yaratmada da yoktur, yönetmede de yoktur. O zaman, her şeyde kadir ise, bu kadar da gözünüzün önünde gördüğünüz bazı acayip Kemal-i Kudret'ine delalet eden acayip sanat eserlerini de hatırlatıyorum.
- 1:16:03
Bunları biz yapmadık mı? Oradan geç şimdi sen. Delil al. Nereye geç? Yani bunu yapan, bunu yok ettikten sonra veya beni öldürdükten sonra tekrar diriltmeye, elbette kadirdir. Diriltmezse, abesle istikal etmiş olur. Bu kadar önemli işleri yapan, mükemmel kudret eserlerini sergileyenin de boşu boşuna iş yapması düşünülemez.
- 1:16:30
O zaman kesinlikle bizi diriltecek ve hesabını soracaktır. İstidlâl buradan gidiyor. Onu anlatıyor yani. Liyeste diyorum şimdi mana veririm ama buradan delil alsınlar, dirilmenin sıhhatine. E nereden delil alacaksın? İşte o Kemal-i Kudret abesle istikal etmediğine yol açıyor. Abesle istikal etmemek demek bu yatırımın niçin yapıldığı ve arkasının getirileceği
- 1:16:57
ve bunu da diriltilmeden sonra takip edeceği kesinlikle anlaşılmış oluyor. Her zaman ne diyeyim sana açıkça diriltilmeye misal verirken toprağın suyla dirilmesi gibi de vermez. Bazı da böyle uzun bir deliller manzumesi sergiler. Onlardan da sen nereye geçersin? Bu kudretin, mükemmel kudretin, eşsiz gücün sahibi boş iş yapmaması lazım.
- 1:17:24
Boş iş yapan biri olamaz. Boş iş yapmıyorsa diriltilmezsek herkesin yanında kar kaldı. Boşa gider. O zaman diriltileceğiz. Oradan oraya intikal etsinler için. Bu saati de buraya boşuna koymadılar herhalde. Evet. Tamamdır ben daha çok uzun gidecektim ama fuzuli bir şey konuşmuyoruz. Hepsi baştan sona ilimdir.
- 1:17:47
Ben size Beyzavi baştan sona vır vır vır vır bitirebilirim. Ama üç satır okuyalım, beş satır okuyalım, okuduğumuzu anlayalım, kavrayalım, hazmedelim ve meleke kesmedelim. Arada da genel melekemizden de sizi yararlandıralım. Yararlandıralım, sizden de dualar alalım. Ve sallallahu aleyhi ve sellem muhammedin ve alihi ve sahbihi ve sellemü ilâhe illallah.
Benzer sohbetler
2:03:11Kadî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri 5. Bölüm (Nebe Sûresi 15-17) 16 Aralık 202516 Aralık 2025 · 124 dkKâdî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri · 16 Aralık 2025
1:39:04Kadî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri 4. Bölüm (Nebe Sûresi 12-14) 18 Kasım 202518 Kasım 2025 · 100 dkKâdî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri · 18 Kasım 2025
1:47:36Kadî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri 3. Bölüm (Nebe Sûresi 8-11) 28 Ekim 202528 Ekim 2025 · 108 dkKâdî Beyzâvî'den Tefsîr Dersleri · 28 Ekim 2025


