45:12 / 1:56:54

  1. 00:00

    Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi Rabbil alemin ve sallallahu teala ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in İnşâAllah Nebe Sûresi'ne başlayalım. Nebe haber demektir. En nebe olduğu için elif, lam, ad, haric, isim, o haber demektir. Elif lamların manalarını doğru vermeyenler tercümeyi doğru yapamazlar.

  2. 00:38

    Gerçi Hazreti Kur'an Hazreti Kur'an tercüme edilmeye esasen müsait bir kitap değildir. Yani hiçbir tercüme, ne Farsça, ne Türkçe vs. Arapça tefsir dahil. Yani Hazreti Kur'an'daki bütün mucizatı, fasaat, belagat, beyan, bediye, mani itibarlarıyla tüm muhteviyat, mucizatı hiçbir tefsir itibar edemez. Onun için yüzlerce tefsir bakıyoruz biz.

  3. 01:12

    Çünkü neden? Biri bir yönden tutuyor, biri öbür taraftan alıyor. Yani herkes bir tarafından almaya çalışıyor. Binlerce, on binlerce, belki yüz binlerce de tefsir yazılmış belaki, tabi ekseri birbirinden nakildir. Dolayısıyla nakilleri çıkarttığın zaman birbirinden, Beyzâvî'nin keşraftan Nesnefî'nin, öbüründen Berikî'nin,

  4. 01:36

    yani bu müfessirlerin birbirinden nakilleri, çünkü din nakille gelmiş. Rey tefsiri var, eser tefsiri var, mensur tefsirler manaya girmiyor. Hadis-i şeriflerde sahabeti abinden gelenleri alıyor gidiyor. E durun mensur gibi işte. O zaten hiç mana ve tefsir yapmıyor. Mana ve tefsir yapmaz. Taberi yapar, taberi en nakildir, icabında işte mana şunu demek istiyorum.

  5. 02:05

    Evlel, ekvâl, bir savap, sözlerin doğruya en yakını falan. E o manada ibni behatim yapmaz, ibzikesir çok bir şey yapmaz. Yani mensur tefsirlerindeydi en şey, camiul beyandır, şeyi yapar. Efendim, bir mana çıkarır, bir hüküm çıkarır. Zaten kendisine müştehid olduğu, fıkıhta da müştehid olduğuna dair rivayetler var.

  6. 02:32

    Dolayısıyla, mensurlar... ...var, bir de re ile yazılanlar var. İşte beyzâvi onlardandır. Beyzâvi seçmemizin sebebinde tabii hâşeylerin biraz çok olmasıdır. Nesefî, Efendi Hazretleri'ni çok seviyordu. Tabi Nesefîleri karıştırmayalım şimdi bir de. Et tefsiri çıktı esas muazzam bir tefsir. Ömer Nesefî Hazretleri'nin.

  7. 02:57

    Elek ve Lüliatfel de basıldı. O da ona nispet ediliyor. Hep peşine düştüm, senelerce yazmalarını buldum ettim falan. Şimdi elhamdülillah takipçi basıldı. Var ama, et tefsiri çok güzel. Maturidî, Tevrat-ı Eresûnî, hulâs etmiş. İmam-ı Haturidî'nin de tevilatı çok, yarım ilim sahiplerinin, hatta kendini âlim zannedenlerin pek okuyacağı da bir şey değil.

  8. 03:25

    Hem zorluk bakımından hem katıp karıştırıp bırakıyor, büyükme bağlamıyor. Yani İmam-ı Haturidî müştehitlere, büyük âlimlere hitaben yazmış. Dolayısıyla orada her malzeme var. Orada her malzeme olduğu için, o sizin gibilere, yani benim tavsiyem, mollalar, şeyler, hatta benim gibilerim bile. Yani Tevrat-ı Eresûnî'den çok bir şey, biz bakıyoruz ama çok bir şey almamak lazım.

  9. 03:54

    Yani İmam Maturidi'den. İmam Maturidi bir ansiklopedik mâhiyette, bir mevsüman mâhiyetinde yazmış. Ehl-i Sünnet ulemasına yazdığı için icabında o bir sözü nakletmiş, reddiye yapmamış. Reddiye yapmayınca sen onu Maturidi kabul etti zannedersin. Çok büyük tehlike var Tevrat-ı Eresûnî kitabında. Bunu da bir kayda geçirmiş olay.

  10. 04:18

    Tabi onu nüska tekabülü yaptılar şehitler, Topalıoğulları'na bilmem neleri yaptılar, bir şeyler ettiler. Masumanlı hocalar, sellemallahü aleyhi ve sellem falan şehitlerle iyi bir çalışma oldu, ben bir şey demiyorum. Sonra kütüphilmeyi de dizdirdi, en azından iki nüska.

  11. 04:33

    En azından iki nüska elde var şimdi falan, tabii o Semerkandî'nin ona bir hâşiyesi var, o basılmadığı, bende yazması var, o çok önemli, 3 cid, kalın 3 cid, peki o 10-15 cid dolu, ona çok işte yalvaralım edelim, hoş olsa, bu Semerkandî'yi Tevhidat üzerine yapmış çünkü ve o önem arz ediyor, ondan faydalanabilirdik belki ama yazmalar, işimiz zorlaştı Gözde gidince.

  12. 05:00

    Sonra Et-Teysir, Ömer Nesim Hazretleri'nin çok güzel tasavvuftan da almış, İmam-ı Kuşehir'iyle, Tavşanat'tan çıkarmış, her türlü almış, tefsir almış, rivayet almış, İmam-ı Maturidi'den almış, birçok âyet, İmam-ı Maturidi'den almış, Hanefi olması, Maturidi olması, İmam-ı Maturidi Hazretleri'nin dönem bakımına yakın olması, akaid metnimizin sahibi, Ömer Nesim Hazretleri'nin

  13. 05:26

    Et-Teysir, hakikaten şu anda son şeyde Hanefi olması da önemli. İşte bu meseleler de var, şey olarak, işte âyetin rakı, her türlü şey, fetvadan da taalluk ediyor, yani sizler için, çok güzel, Et-Teysir, tabi o biraz daha uzun kaçar, derse bulacak, mâhiyeti aşar,

  14. 05:47

    Medarik, Medarik-ü Tenzil, tabi o da Hanefi olması, Maturidi olması, Mahmut Efendi Kudret Sultan Hazretlerimizin el kitabı olması, işte bunda bereket var ki, efendi çok şey yaptı onu, kısadır, mucizedir, lakin şerh lazım, haşer lazım, şerhleri yeterli değildir, bir iki doğu uleması yaptılar, Allah razı olsun.

  15. 06:38

    önem vermişlerdir. Dolayısıyla Beyzâvî'nin de çaktığı yerlerde hani reddiye yapıyor gibi gözükmese de şimdi bakıyorum işte Hadîb-i Hazretlerinin amme cüz'ünü seçmemiz sebebi Beyzâvî seçmemizin sebebi amme cüz'ünü seçmemizin sebebine gelecek.

  16. 06:56

    Beyzavi seçmemin sebebi, Efendi Hazretlerimizden, Rize'de okurken, sene 79'da telefon ettim, dedim Efendi Hazretleri burada bir Nesefi okuttururdu, Hasan Efendi, rahmetullahi aleyhi ve selam, işte onlar kura çekerlerdi, ibare okurlardı, böyle hocalar toplanırlardı falan, bir daha çocukken yani, ben 7-8 yaşlarımda da orada oturuyordum yani, ondan sonra Nesefi'den ikinci ders

  17. 07:22

    sonra, hatırlıyorum ikinci ders sonra ders olurdu. O arada Eliklil diye işte Nesefi'nin bir şeysi var, Efendi Hazretleri'ne hediye etmişler, Pakistan'dan falan, onda hiçbir şer yok, uzun bir Eliklil var, o bir tane daha Eliklil var, onun karşısında var, İmam Suudi'nin Eliklil, Fistin Batın Tensil var, 3 cid, akşam şeyidir, onu konuşmuyoruz.

  18. 07:47

    Sade, erikli, Pakistan hattıyla yazılmış, uzun uzun ciddeler Efendisi'nin kütüphanesinde duruyordu. Orada da mübarek adam göğem ve derke ne sefiye şey yapmış. Haşe yapmış. Haşe, orada bir isim geçiyor. Süfyan-ı Sevri, beş sayfa Süfyan-ı Sevri'nin menakıbını anlattım. Mübarek adam, Ebu Naime'sin, İlyet-ül Evliya'msın.

  19. 08:07

    Ha burada ibareyi çöz de bize bir talebeye, mollaya bir faydan olsun. Zerre kadar alakası yok. Onun için medarikin hiçbir anlayışı o zaman yoktu. Sonra bazı doğu âlimleri bir iki bir şey yaptılar. Bir fittir, kısadır, bir iki bir şeydir. Ama ben o arada gittim. O zaman Murat Molla'da kütüphaneydi. Çarşamba'daki Murat Molla.

  20. 08:27

    orada kitaplar vardı yani, yazma eserler duruyordu. Ben oraya gittim, işte Ömer Hocalar'a, Mehmet Hocalar'a falan medya okutayım dedim. Yani Rize'den geldim, 80'lerden sonra. Fakat orada yani Saffat Sûresi'nde en zor sureyi seçmişim yine. Saffat'tan girdik içine çıkamıyoruz. Sektör İstanbul'dan ileri geri lügat mügatla da çözecek iş değil.

  21. 08:53

    Hâşiye lazım. Hâşiyesiz, şersiz. Kendi kafana göre olmaz. Efendi Hazretlerimizin en büyük duası müfessirlere, muhassirelere. En büyük duası şarihlere, muhaşşilere. Bunlar olmasaydı biz birazcık böyle halledemezdik. Kafandan şey yapıyorsan hep acaba, acaba, acaba. Şüphelicen cennete girmez. Efendimiz'in en büyük duası

  22. 09:14

    girmez. Yani onun için ben o zaman baktım, TÜİBİ var, bile taftazâni var. Onları kitaplardan gördüm. E nerede bulacaksın o zaman? Şamil'e yok, bir şey yok, soracağın adam yok. Çarşamba iş mahallede zaten. Yani böyle tahkikat ehli adam hiç yok. Ne yapacağız? Muratmağla'ya gittim, yazmaları buldum. TÜİBİ'nin bulduğum şeyini.

  23. 09:38

    Sonra taftazanı da buldum. Ama yazma, mikrofilm alamıyorsun, disket çıkaramıyorsun. Acayip bir şey o zamanlar. Yani her haftada gidip sen orada çalışacağın dersi, onlardan bak bana belki izin verirler, şudur budur. Baya bir müşkilat yani. Resim bile bekleyecektim. Resim bile bekleyecektim, ben zaten resim çeken telefon bile yok.

  24. 10:04

    Ondan sonra baktım, yani bu iş müşkül, çok bekledim, bu keşrafın her şeyleri çıksın. Sonra çıktı, tribüninkinin adı ne? dinin çeşme bahçesi basıldı ya, çıkacak oradan da, fütuhul gayb mı? He? Fütuhul gayb mi olacak? Muhteşem basıldı. Dünyada böyle bir şey yok. TİBİ'de tam el-i sünnetli adam, T.B. de tam ehl-i sünnetli adam.

  25. 10:32

    Yani hakikaten yani hakikaten tefsirle uğraşan bir adamın TİBİ'siz olmaz. Son taftazan da herhalde basıldı. Basıldı mı, onu da hatırlatayım, şüpheliyim. Basıldı hocam, 6 cid basıldı. 6 cid. Biz de dedim, olacak. Taftazan basıldı. Bu ne yaptı? Medarik'in, tabi Beyzabi'de çözer. Çünkü Beyzabi'de keşraftan aldığı var, reddettiği var, şudur budur.

  26. 11:02

    Şimdi, dolayısıyla Medarik'in de direkt haşiyeleri olmadığından, keşrafın haşiyelerinden yararlanan falan diyene kadar, biz burada madem Şihab var, Konevi var, İbn-i Temcid var, Şehzade var, birkaç şey daha var. Taftazan'ın da bir tane bastı, kısa da olsa ondan yararlanmıştır. Sayfasını aldım onu, sabaha baktım.

  27. 11:26

    Yani Beyzabi üzerine daha var. Şimdi bir de ben, yazmalar da var çok. Fütuh-ül-gayb. Keşk-an-kınay-ı-gıyb. Evet. El-Kaşifi. Keşk diye şey yapmışlar ama Kaşifi olacak. El-Kaşifi-an-kınay-ı-gıyb diye olacak. TİBİ'nin. Şimdi dolayısıyla, benim Beyzabi'yi tercih etmemin sebebi haşiyelerden çok olması.

  28. 11:48

    Şimdi de bayağı mahdut, bu sabah 50-60 tane mahdut buldum. Yazmaları şey yaptım. En mühim, Esamuddin'in. Ondan sonra, Sa'd-i Çelebi. Ruh-ül-Biyan, bütün kaynaklarını ondan alır. Bende yazması var. Bastırdım, birkaç nüfuslar tekrar böyle yapacağım. Muhteşem. Havaşi-i Sa'd-i Çelebi. Müftü der onu herhalde, Şeyhülislam diye.

  29. 12:11

    Havaşi-i Müftü Sa'd-i Çelebi der. Ruh-ül-Biyan devamlı. Kezafil Havaşi-i Müftü Çelebi. Bu Havaşi, Beyzabi Havaşi'sidir. Orada çok güzel ibareleri çözüyor bir Türk aliminin. Böyle bir Arapçayla eser yazmış olması. Ebu Su'dan daha anlayışlı. Ebu Su'd çok ibareleri zor yapmış. Yani Ebu Su'da aslında Keşaf Beyzabi çözüyor.

  30. 12:36

    İrşad-ül Akdes Selim'de. O da onların üzerine gidiyor. Çünkü rey, reyle gidiyor. reyle gidiyor, saf, nâvi, mâni, beyân, bedî üzerine gidiyor. Safna-i Mâni Beyan Bedi üzerine gidiyor. Mesur değil. Dolayısıyla o da oradan gidiyor. E, Âl-ûsî, Âl-ûsî de bütün binayı, şeyhul islâm diye, Ebû Sûd'un üzerine çökmüş, çözdürmüş.

  31. 12:55

    Ama tabi, Âl-ûsî'nin şey inkar edilemez. A'l-U'srî tabi bir konuya girerse o konu hakkında 20 sayfa, 30 sayfa bir izaha girebilir. O farklı, hiçbir tefsirde bulunmayan şeylere girer. Ama genel manada o da Ebû Sûd üzerinden. Ebû Sûd, Köşşâf, Beyzâb üzerinden. E burada tabi Sâdî-i Çelebi, Beyzâb-ı Haşresi yapanlardan ben çok beğendim, ibâresi.

  32. 13:16

    hem fasıh, hem rekik değil, hem anlaşılır, zor değil, zor değil. O da güzel. Yani bunlardan yararlanacağız. Hepsini buraya getiremesek de, müşkil bir şey var, en azından mahdut. Bir de şey çıktı şimdi, ondan da çok alıyor bu konuyu, çok hoşuma gitti. neydi o, Câberdi'yi mi? Câberdi diyor, onu çok şimdi bütün ondan alıyorlar, hemen bakıyorum ben kimden alıyorlarsa orada iş var.

  33. 13:44

    Şimdi onun mahdudu da varmış, yazma, onları da toparlayacağız inşâAllah. Size faydalı bir ilimler vermeye çalışacağım. Gelelim Amme Cüz'ünü tercihimi de neyi yapalım, ne yapalım, amecûnü. O arada, Hadimi Hazretleri'nin Nakşibendi olduğu için çok severiz onu biz. Hadimi Hazretleri çok ilim sahibidir.

  34. 14:06

    Allamelerdendir. Bayağı yazma eserleri de var bende. En mühimi biliyorsunuz. Hadimi, Tarikat-i Muhammediye Şeriat-i Hadimi. Evliyaullah'tır. Allah'tan keramet sahibi, tayyibe-i mekan yapar, büyük velidir. Onun için o da Beyzâbe'nin Onun için, o da Beyzavi'nin Amme Cüz'ünü, amme cüz'ünü, onu getirmedim, sade amme cüz'ünü Sadece Amme Cüz'ünü, haşa yapmış.

  35. 14:27

    hâşiye yapmış. Yeni basıldı. O da bana yeni gelmişti birkaç ay evvel. Madem dedim, Kadimi Amme'yi yapmış, öbürlerinde hepsinde Amme var, Kadimi'de öbürleri yok. En azından Amme yapalım, hem Beyzavi olur, ama Kadimi Hazretleri'nden de faydalanmış olur. O da niyetimin sebebi oldu. Altından çıkabilecek miyiz?

  36. 14:47

    Hakkını verebilecek miyiz? Bilmiyorum. Çünkü çok zor. Yani bu işin zorluğunu bilmek lazım. Anladım diyen, anlamadığından konuşuyor. Ne kadar iyi anladım diye, o kadar anlamadığına delaldi diyor. Kur'an anlaşılmaz değildir. Ama şu bir gerçektir ki, müfessirler Kur'an'la anlaşılması daha da zora sokmuşlar.

  37. 15:10

    O da bir gerçektir. Olmayan sual-i mukadderleri kendileri ihtiyaç etmişler. O sual-i mukadderlere cevap vermeye kalkmışlar. O cevapların içinde birbirini reddiyelerle boğulmuşlar, boğulmuşlar. Ve ben de mümkün mertebe o şeyleri size taşımak istemiyorum. Ayetin manasını, metnin manasını, içeride bir tartışma var.

  38. 15:32

    Şeyhler arasında birbirine reddiyeler var. Şudur budur. Belki de Beyzâbî onları hiç düşünmedi bile. Beyzâbî'nin aklından ibareyi yazarken, tefsiri yaparken aklından geçirmediği şeyleri yüzlerce şârif ve muhâşşi aşağıda kavga malzemesi yapmış. Belki de Beyzâbî'ye sorsan, bu nereden çıktı diyecek. Benim ibarede böyle bir şey yok.

  39. 15:56

    Ha tamam ilimdir, tartışmaya açıktır. Size lazım olanı ben söylerim. Lazım olmayan bazı konular var. Hakikaten gereksiz. Ha gereksiz tefsirde, şerifte, hâşiyede gereksiz şey yazıldı anlamında konuşmuyorum. Ama bu dersi okuturken talebeye metni çözdürürken bu seviyede onları konu yapmamız gereksiz. Hâşâ müfessirler fuzuli işler yapmış anlamına da gelmesin.

  40. 16:24

    O da kendi içinde büyük olaylara gebe. Şimdi ammenin takka bir, gol bir. Yani ammanın ma'sından başladığın zaman istifâmiyesinden, mevsulesinden, elif niye hazfedildiğinden o elifin hazfedilmesinden, yok ismiyeyle ismiye ne demek? Mevsule demek. Mevsulenin bir ismi ismiye. İstifâmiye demek. Bu şimdi elif niye gitmiş?

  41. 16:49

    Ya şimdi arkadaş elif niye gitmiş? Desen ki burada nunmim kurbim ahraç var. Yan yana olunca telaffuzda siklet var. Amma. E burada nunmim kurbim ahraç var. Önce kalp var. Nunmime kalbi var. Sonra idgam var. Sonra takvif var. Elifin hazfi var. Amme olmuş. Ne kadar güzel. Dedi ki o kâle o kadar zor değil dedi ya.

  42. 17:15

    Efendi Hazretleri anası diyor ya. Çocuk kaçtı kâlenin ilanından. Anası medreseye girdi. Dedi bu çocuk kaçtı ya ne kadar zor ders veriyorsunuz. Müderes dedi ki ya gel bakayım ya. Sen dedi neyi zorlandın dedi. Kâlenin ilanı çok zorlandım. Evladım dedi. Vav kaçtı elif geldi dedi ya. O kadar kolay mıydı dedi.

  43. 17:32

    Hemen oku dedi ya sen. Yani sen şimdi orada işte vav kaçtı elif geldi. Benim demin dediğim vav kaçtı elif geldi usulü ya. Şimdi burada. Şimdi bir gelmiş oraya. Şimdi ne oldu? Harfecer dahil olunduğunda böyle şeyler olur. Tamam. Onu da kabul ettik. Gelmiş. Diyor ki şimdi burada ma-i istifamiye ile ma-i ismiye, ismiye ile mevsule aynı şey demek.

  44. 17:58

    Ma öyle şey ki dersen mevsule ve ismi olur. Ma ne şey dersen istifami olur. Şimdi. İstifamiye harftir. Diyelim. Mevsule isimdir. Diyelim. O bu durumda. Şimdi diyor ki. O diyor oradan diyor. Elif'in düşmesi diyor. İstifamiye ile ismiyenin arasında fark için diyor şimdi. Şerhten biri bunu karıştırdı. Metinde böyle bir şey var mı?

  45. 18:34

    Yok. Metin zaten demiş ki lima merra demiş. Geride geçti arada bulasın demiş ya. Ha lima merra da nerede geçmiş? Saf suresinde mi falan? Geçmiş. Tam da saf suresi. Geride tabii yakın doğru. Yakın. Bir cüce evvel falan. Saf suresine ben anlattım demiş.

  46. 18:56

    Şimdi öbür alim gelmiş. Ya arkadaş diyor. Bazı kere de diyor ismiyede de diyor hasbedildiği var diyor. Bunu istifamiye ile arasında fark olsun için dedin ama bu yanlış oldu diyor. O bu sefer ama o şöyleydi. O diyor yok orası böyleydi. Bir ma-i istifamiye. Elif burada niye gitti?

  47. 19:18

    demin anlattığım kolaylık varken öbür zorluklara girersek onu demek istiyorum yani misal veriyorum şimdi. Bu da istifamiye ile mevzunun farkından dolayı gitti. Onda girer miydi? Bunda gelmez miydi? Ondan bedel düşebilir miydi? Bu olsaydı bedel düşerdi. Bu olsaydı Ali Nebiü'n-Nazım Sıla mıydı? Zahide miydi?

  48. 19:36

    O zaman Ceriye Müteal, Muzmere miydi? Masufe miydi? Müstehnefe miydi? Falan filan filan filan filan. Size şimdi öyle bir ders anlatabilirim ki hiçbir şey anlamazsınız. Ama öyle de bir ders anlatabilirim ki çok şey anlarsınız. Biz anlayabileceğinizleri tercih edelim. Bazılarını anlarım anlatamam istediğini söyleyememe dönüyor.

  49. 19:57

    Dönüyor iş. Bazılarını hepsini de ben de anladım dersim. Zorlarsam anlarım. Ama o kadar derinleyen vakitim yok. Metni çözecek kadarıyla iktifa etmeyi düşünüyorum. Size ne bileyim meleke hasıl olsun. O arada melekeler. Tercüme melekelere. Benden en fazla alacağınız şey tefsire çok uğraştığımdan Yani kelimelerin tercümesi de çok yanlış yapılıyor.

  50. 20:23

    Bu melekelere. Mesela cehâle gelecek şimdi. Bu cehâle fiili zaten milletin ocağını batıran bir fillerdendir cehâle. Cehâle herkes bir bana. fiili maymuncuk gibidir. Hangi kapıyı şey desen o kapıyı açar. Ama onun yerine göre ne vereceğiz? Kur'an-ı Kerim'de çok geçer. Hz. Kur'an'da çok geçtiği için ve cehâlene olarak Mevlamızın cehâle, cehâleleküm cehâledir.

  51. 21:08

    Rahip geçer, mütekelim geçer. Bunun mesela ben bayağı bir melekem onlarda var ama şimdi mesela buradaki cehâlelerde ikinci mefhule müteaddimidir. İkincisi vehacen hal mi oldu, ikinci mefhul mü oldu? Oraları tartışmışlar. Bir şey yapmamış. İşte hepsine bakmak lazım. Şeyh Zahide Allah razı olsun. Şeyh Zahide orada çok güzel bir şey söylemiş.

  52. 21:35

    Sayruret manasında da olur, halk manasında da olur. iki mefhul alır. O zaman zaten isim habere de döndürüyor işi. Sayrurette. E halaka manası olsa bir mefhul alır. O zaman ikinci gelen mefhulden hal olur. Şimdi bunları tatbikatta size göstereceğim. Söyleyeceğim. O zaman ben de tercüme için yararlansınız.

  53. 22:05

    Türkçe mana verebilmekte çok faydalısınız. İbarene artık herkes sarftan naiveden nasibi kadar alır. Yani bildiği kadar. Mani beyan beden devreye girer, devreye girer. Yani mecaz ve istiharelere işi boğmuşlar. Mecaz ve istihare. İstihare özellikle teşbih, teşbih belirler, istihareler. Yani istiharenin de istilahları var.

  54. 22:31

    Mani beyanda okuduk, okuduk, okuduk, unuttuk, hüçkaf sonu. Ama istiharelere de çok boğmak istemiyorum. Bir yerde ibarede istihare geçerse o zaman onu mecburen deşeriz. Geri kalanda mecaz var, istihare var demek istediği çok yer var. Teşbih dediklerinin hepsinde oraya giriyor. Ama orada da müşebben neresi, müşebbenin bir neresi, vecibe neresi, şurası, burası anladın mı?

  55. 23:02

    Oralara da boğmak lazım, gelmiyor. Onun için Efendi Hazretlerimize telefon ettim. Dedim Efendimiz biz tefsir okuyacağız, ne yapalım? Ben bilmiyorum kimseye bunu demiş mi? Ama ben bunu aldım usul olarak. Yapabildim mi? Yapabildim. Yani Ömer Hocalarla biz okuduğumuzda bir cüz nesefiden okuduk yani. Çünkü Rize'de onu yaptığımız için Resul Hocamlar Ahmetullah Aleyh

  56. 23:29

    buraya gelince hemen de Hızır Efendi Hocamız halakayı bana devretti. Bunlar bir halaka toplamış, Selim Hoca, Avamil okuyorlardı. Dedi bu halakayı sen devral. O halakayı devraldıktan sonra işte tefsirede başlamak zamanı geldi. Buyurdu bana ki bir cüz celaleyinden bir cüz nesefiden medariki kastediyorsun.

  57. 23:54

    Ömer nesefide girdi ya şimdi onun için nesefi derken hiç karışabilir. Tesir de nesefinin ya. Aynı nesefi değiller ama nesefi ikisi de. Nesefli yani ikisi. Bir cüz medarik tenzilden bir cüz beyzaviden dedi. Yani beyzavisi nefesleri dedi. Bundan dolayı müfredatlarda bu yapılmalı. Yani celaleyin nesefi şey.

  58. 24:21

    Vakti olan yani böyle 3-4-5 senelik eğitimde bunlar bir cüz kolaylıkla kolaylıkla okunabilir. Güzel daha şeylerden bakalım. Hocada güzel bir ders verebilen yetenekli biri ise yani talebe bir cüzde yani beyzavinin melekesini alır. Nesefinin de alır. Nesefi der ki biz olduk biraz haşiyeler olmamız. Ama ondan da işte keşraf beyzavi haşiyelerinden yararlanmak suretine

  59. 24:47

    inşallah o da has olur olabilir. Keşke vaktimiz olsa şu anda o kadar haşiye var elimizde. O haşiyelerden benim şimdi vaktim olsa ama ama ben şimdi Ruh'u Furkan'ın birazı modumu yaptım, dünya arkadaşım var. Yani vaktim olsa benim için en büyük hizmet ne olurdu? Haşiyelerden medarike bir haşiye yapmak.

  60. 25:06

    Çünkü zaten ibaret, kurma, Arapça'yı zorlama adası yok. Haşiyelerden ilgili bölümleri cem etse biri bunu bir molla, zeki bir molla bu kadar hoca yetişiyor. Zeki bir molla bunu şu an yapabilir. Beyzavi ve keşraf haşiyelerinden medarikteki ibarenin ilgili bölümünü sırf alsa bir dosyan yapsa kavlu kavlu büyük bir eser çıkar.

  61. 25:31

    Hiç ibaret kurmasına, melekesine lüzum yok. Yeter ki anlasın bu bunu şerh ediyor. Ya bu kadar bir halimde yetişmedim ya. Yani bu kadar tefsir ihtisası diye başlattılar. Medreseler başlatıyorlar. Ben bunu rica ediyorum. Zeki insanlar var aranızda. Belki biriniz yaparsınız. Ben bakayım kabiliyetli biri varsa ben bunu yaparım.

  62. 25:56

    Onunla özel görüşürüz birkaç kişi. İbarelerine bakarım. Belki birkaç arkadan birleşir. Onlara kitap da alırım. Kitapları da benden. Kitaplar da az para değil. Kazı Açeli'nin 27 cid şiap. Yeni baskıları takipte. Onları da alırım. Kitaplarını da düzelim. Otursunlar şunu yapsınlar. Yani biz esasen Efendi Hazretleri'nin medarik üzerinde yapabilsek haşiyeli güzel bir şey.

  63. 26:21

    Ondan dersi artırsak daha iyi olur. Tamam mıyız? Aslında El-Fatiha desek ders bitmiş olabilir. Baya bir konu konuştuk. Sizinle çok şey etmek için vakti de geçirdik ama Bugün bir ders başlıyorum şimdi. Amme tesaluhu Şimdi ammenin aslı nedir? An-ma An harfi cer Ma Harfi sıfam Orada soru manasına geliyor.

  64. 26:53

    An-ma Hangi şeyden Türkçesi Orada den anden çıkıyor. Hangi şey madan çıkıyor. Şimdi bu nasıl oldu amme? Fahucifre hazifedildi. El elifu elif Yani an madaki çeken elif hazifedildi. Normalde ma istifam edilir. Ve ma edrake melhutame Mesela Ve ma edrake Bak elif var. Ma'da elif var. Burada niye yok? Fahucifre Silindi.

  65. 27:32

    El elif elif okunmaktan da silindi. Hattan da silindi. Neden sebep diyor? Lima o gerekçelerden dolayı ki Merra geçti diyor. Yani isaf suresinde Beyzabi diyor ki ben anlattım bunu diyor. Dolayısıyla burada mesele nedir? Mesele şudur. Harfi celle kullanıldığı zaman Başına an Min geldiği zaman Minme Bime Değil mi?

  66. 28:00

    Bime Minme Lima En çok kullandığımız lime E bunlar da farkındaysanız Bir Birlikte istimallerinin kesretinden dolayı Yani çok beraber kullanılıyorlar. İkinci gerekçe Müstefemi anhe delalete inetinaktan Ya ne demek? İçecek yemişler Kendisinden sorulan Ne olduğu anlaşılmak istenen Şey manasına İfade de ve delalette İçecek yemişler An da burada Buna uygun düşüyor yani Neden?

  67. 28:46

    O da var. Ondan sonra kurbu makraç var. Tabi Elif hazretmeden evvel Bir defa idgam var. Nun la mim Çıkış yerleri Efendim Yakın Harfler Kurbu makraç çıkış yerleri yakın Ondan sonra Harflerin Yan me diye Okunmasında Siklet var Yani dil biraz ağırlaşıyor zorlaşıyor Akışı bozuyor O var Onun için evvela Nun'un mime kalbi var Kalp döndürülmesi demek Dönmeden idram olmaz Nun önce

  68. 29:34

    Efendim Taklif için Mime kalp oluyor Ondan sonra idgam Kaçınılmaz olarak oluyor Ondan sonra Efendim Yine taklif Tabi orada Öbür meseleleri çıkarırsak baya gider Yani yok bu mesele Yani yok bu mâ-i mevsûle değildir de bu mâ-i istifâmiyedir diye ammâ olsaydı Ammâ öyle şeyden ki zannederlerdi Yani aslında şey değil, çok gerekçeli bir şey değil

  69. 30:07

    Çünkü neden ammâ öyle şeyden kiye tesavvül soruyorlar E soruyordan zaten anlıyorsun ki mâ-i istifâmdır yani Önünde tesavvül gelmiş Dolayısıyla o biraz çok bazıları âlimler söylüyor, öbür âlimler de onu bozuyor Onlar da birbirini bozdukları için söylüyorum ben bunu Yoksa birinden güç almadan öbürünü bozacak kadar ilmim yok

  70. 30:26

    Ama birinden güç alarak tercih yapabiliyorum o kadar da bir şey kafam anlıyor Dolayısıyla o da diyor ki yani bu şimdi burada bu mâ-i istifâmiyedir diye elif gitsin de istifâmi olduğu anlaşılsın diye gerekçelendirmiş O çok uygun bir gerekçe değil diyorlar Burada siklet var, taklif var, kalp var, idgam var vesaire vesaire Ne olmuş?

  71. 30:50

    Ammâ olmuş Şimdi ve mâ nâ zelisnâ burada şimdi bir konu var şimdi Bu konu nedir? İstifâm Fehim talep etmek demektir Fehim'e denir, Fehim'e anlat demek Sin zaten talep için İstifâm zaten kendisi İstifâl bağımlı Dolayısıyla Fehim talep etmek, istifâm ne demek? Soru diyor, soru değil esasen İstifâm bir şeyi anlamanın peşine düşmek Bunu da neyle yapıyorsun?

  72. 31:22

    Soru sorarak onu anlamaya çalışıyorsun Onun için istifâm soru diyorsun Halbuki istifâm soru sormak demek değil İstifâm anlayış talep etmek Anlayış talep etmenin usulü de aleti de soru sormak Sual yani Soru sormak karşılığı Arapça'da sual İstifâm değil Ama biz Türkçe'de ne mânâ veriyoruz? İstifâm soru Yani bunlar hep lazım mânâlar Biraz lugat şeyine gidin

  73. 31:49

    Her kelimenin mastana ve köküne inerseniz Kamus kafanız gelişir Ben medyalık okudurken Bütün hatta o kitap evde duruyor Oturduk 40 sene evvel Ki kitap Bütün kenarları Muhtar-ı Sa'dan ve lugatlardan ve sahnelerden Kelimelerin lugat mânâlarının Tefsirin kenarına elimle yazmışım Sayfalara Çünkü neden? İlk iş lugattır Âlem-i Âdem el-Esmâ küllâ

  74. 32:19

    Âdem aleyhisselâm ilk lugat ilmi öğretti Kelimenin kökenine, mastana, lugatına İnmeye gayret edin Bunu yapabilirseniz Birçok ilimde başarılı olursunuz Çünkü kökenle İstilah ile lugatın Arasını bulabilirseniz Ama orada en mühim ilim şudur En zor ilim de şudur Peki bu kelimenin mastana ve lugatı bu Bu mânâya nasıl kullanıldı?

  75. 32:46

    Bu sefer ne oluyor? Kökenindeki, mastardaki mânâ ile Müstahmel mânâsının İstilâ mânâsının arasındaki İrtibatın kurma yönleri İşte zurnanın sırt dediği yer burasıdır Lugat ilminin en büyüğü burasıdır Tâc-ül-Arûs İmam Murtaza Zemîdi Tâc-ül-Arûs'u niçin yazmıştır? Risân-ül-Arab, İbn-i Manzur niçin yazmıştır?

  76. 33:11

    Feyruz-ı Abadi-el-Kâbus-ül-Muhit niçin yazmıştır? Bunu çözdüğün zaman İşte bu Bir misal Dünya kadar misal verilebilir Bereket kelimesi Teberrük, mübarek Mebruk Mebruk çok Türkçe de kullanılmıyor Araplar mübarek olsun, mebruk derler Bereket kelimesi İbret kelimesi Türkçeleşmiş, bereket Türkçeleşmiş İbret Türkçeleşmiş, hadi bakalım Ben size iki tane misal vereyim

  77. 33:50

    Bereket, şimdi geliyor Allah'ın barik Ya Rabbim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ehli Beytine bereket Allah ömrüne bereket versin Allah rızkına bereket versin Zürriyetine bereket versin Şürüsüne bereket Bereket, bereket, bereket, bereket Bereket ne demek? Hiçbiriniz diyemezsiniz İddia diyorum Şu anda hangi hocaya da sorsak Hiçbiri de lügatından, istilağına geçemez

  78. 34:21

    Arapları, Araplardan olabilir Türkler, Kürtler dahil olsun Peki ne yapayım abi şimdi Mesela, inşallah rezil edecek beni biri çıkar Ama benden duyduktan sonra değil tabii Bereke Ne demek, lügatı biliyor musun? İndik lügatına Berk'den, berekeden, ke, bereke Ey, fe, be, te Sebat et Sebat da Arapça, Arapça, Arapçayla, Arapça, Arapçayla Türkçeyle Türkçeye gelemiyorsun zaten

  79. 34:56

    Yani yerinde durdu ha Yerinde durdu, işte neyse ikisinde de, ikisinde Türkçe kelimeleri bulduk Bulamıyorsun sonra, üç kelimenin biri Arapça, Farsça Yerinde durdu Bereke Fiil olanı söylüyorum, berake yebrukü Şimdi nereden geleceğiz mübareğe şimdi? Bereke yerinde durdu, peki Suyun biriktiği yere, yağmur yağdı bilmem ne, su birikintileri bir yerde toplandı Onun adı ne?

  80. 35:29

    El berake diyor Bereken için Su kaçmadı oradan, toprak emmedi o suyu Orada sebat etti, su kaldı Su birikintisinin olduğu yerin adı El berake Peki Berake El ibül, deve, sebat etti Yani deve bir yerden çıktı Şimdi fıkıhlar nereden çıktı? Mebarikül ibili Ne demek? Devenin çöktüğü yerler, durduğu yerler Ağulları Mebarikül ibili, mebarik Yine mebrekten, yine bereketten, niye?

  81. 36:05

    Deve orada ne yaptı, durdu? Sebat etti, anladın mı? Bak geliyoruz, sebattan doğru geliyoruz, anladın mı? Mübarek adam Mebruk Cenab-ı Muhammed'in zürriyetine bereket ver Sallallahu aleyhi ve sellem Bereket, ne demek? Kalıcılık Sebat Nema, mastarının kökeninde Artış var Ondan sonra Sebat var, kalıcılık Ve artış, kalır Kendi kendine durur, artmaz

  82. 36:41

    Berekenin kelimesinin kökeninde mastar ne var? Sebat Nema Sadece sebat dersen durur, durdukça eksilebilir Ama durmakla kalmayacak Nümür, yani artacak Bu iki kelimenin mastarından geldiğin zaman Ne kadar mübarek, mebruk, mebarik varsa Orayla oranın arasına irtibatı kurduğun anda Ama şimdi bu bende bir tane, iki tane kurarım Arapçada, istilahtaki, fıkıhtaki

  83. 37:11

    Bütün kelimelerin hepsinde böyle bir geçiş var İşte Arapça'yı Arapça yapan Bütün dillerden eftal yapan Bütün diller sıfırın altında, ekside kaldırdığı yerde Misli olmayan bir lisan olmasının, Arapçanın sebebi Her kelimede bu geçişler bulunmuştur Ama Bir fiilin 3-5 mastarı olabilir Bir mastardan buraya gelir Başka bir manada kullanıldığı zaman Ya burada irtibat veçi bulunmuyor

  84. 37:44

    Çünkü burada hiçbir alakası yok, diyemezsin Çünkü neden? Sen Berken, Berketen mastarından gitmişsin Belki Büruken mastarı var Şimdi Vehhacen'de söylüyor Anladın mı sen? Vehece Vehece hangi manada? Vehece, eza, parladı manasında mı? Vehece, tutuştu, hararet manasında mı?

  85. 38:10

    Şimdi onun için Vehecen Aynı Vehecen Parıl parıl parlayan, aydınlatan manasına geliyor Aynı Vehecen Yanmış, tutuşmuş, hararetli manasına geliyor Çünkü neden? Onun mastarı ayrıdır Ama fiil aynıdır Kökeninden geliş itibariyle Onun için Bazı kere bir fiile çok manayı niye veriyorsun? Çünkü o manayı verdiğin ziyade Hangi mastarını mülaza ettiğinin bağlıdır

  86. 38:39

    Hangi mastarını mülaza ederek o fiile, o manayı veriyorsun? Yoksa her yerde İşte Kale Nasara her yerde 2-2-4 etmiyor Bu çok önemli İşte bereket nelerden? Artış var, kalıcılık var Bereket Allah bereket versin Maşallah, barekallah Ne demek barekallah? Allah mübarek yapsın Hem sana verdiği bu nimeti kalıcı yapsın Hem de artışını nasip etsin Mübarek'in manası budur

  87. 39:09

    Kimse mübareğe mana ver desem Barik Allah'ıma barike bir mana ver desem Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e bereket ver Tamam da bereket nedir arkadaş? Markette mi satılıyor? Çarşamba mızranda mı satılıyor? Bereket nereden alınacak? Bereket nedir? İşte bereket Din manasını Ben de tabi Şerlerden, aşerlerden, salavat Şerlerinden falan da bunları buldum

  88. 39:31

    Ama lügatı doğru, istila doğru Büyük allameler tabi bunları çözmüş Şimdi o zaman Mesela adamın biri Seyitler çok var ya Her taraf seyit dolu falan diyorlar Olur O da diyor Demiş yani Alim mi? Cahilin biri mi? Neyse Pek alimin lafına benzemiyor Ya her tarafta seyit dolmuş Ya ne kadar seyit var? Demiş Bu da orada seyitlerden

  89. 39:53

    Orada seyitlerden bizzat da oturuyor falan tabi Ayıp bir şey bu şekilde seyitlerin huzurunda bir seyide karşı Yani seni de şeceren belli mi ne biçim bu kadar da seyit olmaz şey misiniz nesinize dönüyor laf tabi Terbiyesiz bir laf Ağır tarafta seyit doldu demiş Bu kadar da seyit çok mu var?

  90. 40:12

    Demiş O seyit hazretleri de ne demiş ona Sizin duanız bereketiyle efendim demiş O da niye demiş Her namazda Allah'ıma barik okursanız bizim de zürriyet çoğaldı demiş yani Onun için Bereket sebatta kalmıyor Aynı zamanda Nereye geçiyor? Hem kalıcı hem artış gayet edici Bunları bilmeden Tercümeler kısır ve nakis kalır Hatta bazen terse döner, yanlış olur.

  91. 40:42

    Ben size bunu şey yapayım Ben size bunu söyleyeyim. İbret! İbret aldım. İbret! İbret aldım. Ders çıkarttım. Türkçe'de ders çıkarttım. Ders çıkardım Türkçe'de ders çıkardım Bağızlandım, öğütlendim. Ben bundan nasihat aldım ya bu işte. Vazlandım öğütlendim Ben bundan nasihat aldım ya bu işten Ama öyle bir alakası yok.

  92. 40:56

    Lükat manasıyla... Lukat manasıyla İstila manası Ama bu dediklerimin lukat manasından Nasıl geçeceksiniz abi bunu Haa geleceğiz kelimesine Mastarını bulacağız Fiilini bulacağız Lukatı Geçiş Dünya bir köprüdür Onu geçmeye bakın selametle Onu tamir etmeye Donatmaya bakmayın fâbûrû geçilir. Geçin Havra.

  93. 41:31

    Şimdi tâbir, tâbir buradan geliyor. İbâre buradan geliyor. İbret buradan geliyor. Geliyor da geliyor. Mastarından nasıl geçeceğiz Maslarından nasıl geçer? İbaret geçti Haa Haa. Şimdi o zaman Geçiş Lukat manası şuradan şuraya geçiyor Buradan ne manada geliyor Bir şeyden öbürüne geçiş Yani Ayağını buradan buraya geçiş Kafanı da Bir düşünceden aldın Öbür düşünceye geçiş

  94. 42:04

    Bir olay yaşandı O olayı inceledin Ulan bunun bir misli daha yaşanırsa Bir daha böyle bir şey yaşanmaması için Veya yaşanması için Ne yapmak lazım Geçiş ve intikal ile beraber Oradan ders çıkarıyorsun İbret Mesela Şimdi siz Fıkıhla uğraşıyorsunuz Ekseri Fıkıhta kitap sünnetin delili Kendinde E icmanın delili kitap sünnette Kıyasın delili de yine kitaba dayanması lazım

  95. 42:38

    Kıyasın delilini hangi ayet okuyorsunuz Fâtebirû Fâtebirû Nedir oğulları Medine'den Şam'a sürüldü İşte kendi evlerini Kendi elleriyle Müslümanlara kalmasın bari İçeride bu kadar masraf ettik biz yıkalım evlerimizi kendimiz Bu sefer içeriden kendi yıkıyor dışarıdan Müslümanlar yıkıyor Allah adama kendi eliyle Evinin ocağını yıktırır falan Mevzu bu esasen Fâtebirû yâ üllefsâ

  96. 43:14

    İbret alın İbret alın ne demek Geçiş yapın Ne demek geçiş yapın Bu hadiseden bir çok olaya Beyninizi geçirin Ne demek bizde bunlar gibi yaparsak Aynı bela başımıza gelir Allah ile kimse uğraşamaz Resul ile kimse mücadele edemez İstersen kalen olsa kalen seni kurtaramaz Geçiş yap geçiş

  97. 43:38

    Şimdi bu ayetin Kıyasla Bir alakası yok Ama o ayet sana Neyi emrediyor ben sana akfü selim Verdiysem kitap sünnet Eline malzeme Hüccet delil Edille-i şerie verdiysem Bir mesele hakkında bir hükmünü Hükmünü tespit ettiysem Aynı illet Aynı hikmet aynı sebep Yeni bir meselede zuur ederse O yeni meseleydi Sen şimdi lizik sistemini Nerede bulacaksın lizik

  98. 44:12

    Sigortayı bile kuranda sünnette bulamazsın Ama ona mümasil Bir mesele Bira çıktı Kamur var Rakı çıktı cintolik çıktı Ha illetine bak İskar bunda da var mı var mı Fena fena Geçiş yapın Ne yaptın Bu hangi illetle haram edildi Kamur İskar Aynı illet burada da mı var İtibar ettik ne demek Beynimizde bir intikal yaparak Aynı sıfat burada da var Geldik karar verdik

  99. 44:48

    Şu anda söyleyebiliyoruz ki Rakı da haramdır bira da haramdır Açıkça söyleyebiliyoruz Ha belki onun rahmetini hikâye etse, kafir olur, bunun rahmetini hikâye etse, bir daha tehlil olur vs. o tartışmalara girmeyelim. Dolayısıyla kelimelerin, lügatlerine kamûs, alâ ve nâmûs demiş. Lügatın şeyini ben size Allah rızası için bahsettiyorum.

  100. 45:12

    Bütün kelimeler, bunun lukası nedir? Manayı anladım. Bak istifam dedik, kaldık ha burada şimdi. İstifam, istifam, soru dedik. İstifam, soru değil. İstifam, feyn talep etmek. Anlayış talep etmek. Şual, şifâ-ul âyîs şualu. Cehaletin şifası şual. Oradan şuale geliyor. Her kelimeye böyle giderseniz bir zaman sonra bir meleklik oluşuyor.

  101. 45:43

    Ben 50 senedir, 55'i de var, lügat bakarım. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'da Hazretlerimiz katlesen lazırım. Lügat, lügat, lügat. Musaf'ın kenarına bile Ehteri yazmış. Ehteri'den kaynak veriyor. Musaf'ın kenarına Ehteri'den sayfa veriyor ya. Bütün gelene gidene kamûs-u muhid. Kamûs-u muhid, Feyruz Abad.

  102. 46:06

    Aslı Arapçadır. Misli yok. Tabii sonra o Osmanlıca'ya çevirmiş. Yani Hasbi Hoca rahmetliye Arapça okuyor musun? Okuyorum. Verdi kamûs-u eline. Kamûs da bu kadar olsun. Onun bir 4 ciddi vardır küçük. Eski baskı, o da var bende. Bir de 3 ciddi var eski baskının. O da var bende. Tabii Feyruz Abad'e Arapça ayrı.

  103. 46:30

    O Osmanlıca kamûs-u verdi eline. Dedi ki ona Hanif kelimesini bul. Onda da keramet vardı. Hanif ol demek istiyor yani. Hanif kelimesini bul dedi. Hasbi Hoca zorlandım dedi. Çünkü neden? Ben biliyorum H, H, D, Z, alfabeti kırıyorum. Ama okyanus denen Osmanlıca lügatın usulünde ne var? Nasıl bakılıyor?

  104. 46:57

    Son haftan bab. İlk haftan fasıl bu. İlk haftan içinde gidiyorsun. Bab alıyorsun. Böyle bir zor şey var yani. Hanifi F'den mi bakıyorsun? F'den geliyorsun, F'nin içinden H'yi buluyorsun falan. Şimdi demek ki büyükler lügat ilmini önem vermiş. Mevlam önem vermiş. Adem Aleyhisselam'ın meleklerden üstünlüğünü tefsir ilmiyle açıklamamış.

  105. 47:24

    Fıkıhı da ispat etmemiş. Meleklerden üstünlüğünü lügat ilmiyle ispat etmiş. Her işin başı lügattır. Lügatı doğru bilmeyen manayı bozuk verirse, ondan sonra istediğin kadar müfessirim, fakim diye geçin. Zaten manayı yanlış verdin. Yanlış düğmeyi dikledin mi ilerisinde yanlış girer.

  106. 47:40

    Şimdi, ve mâ nâ hâzel istifâm. Bu istifamın manası. Manaya niye lazım? İstifam, anlayış talep etmek. Anlayış talep etmek kimin işi? Senin, benim gibi bir şeyi bilmeyenin işi. Allah-u Teala'da cehalet olur mu? Olmaz. Allah-u Teala anlayış talep eder mi? Etmez. Allah-u Teala, lâ ehfâle-i hâfiyye. Hiçbir şey Allah'a gizli kalır mı?

  107. 48:03

    Kalmaz. Allah-u Teala hakkında istifamı, hakikati murad edilebilir mi? Haşa. Allah-u Teala bilmediği bir şey olmadığına göre, bir şeyi sorarken, anlama talebi için sormaz. O bize mahsus. O zaman, buradaki istifamın bir manası olmalı. Çünkü neden? Mevla soruyor.

  108. 48:25

    Şimdi Mevla ne soruyor? Acayip de bir şey şimdi. Onlar birbirine neyi soruyorlar? diye onu soruyor. Yani müşrikler aralarında böyle bir şey soruyor. Veya genel insanlar, veya... İşte orada iki üç mana verecek şimdi. Onu geç. Birileri bir şeyler soruyor birbirine.

  109. 48:46

    Şimdi Mevla da diyor ki, bunlar birbirine neyi soruyor? E Mevla burada onların neyi sorduğunu bilmiyor. Bu da mı soruyor? Onun için buradaki mana, esasen burada bir istihareler, bir teşbihler, burada vecişebehler, şerhler yıkılıyor. Ama burada bunu istihareye çevirmenin bir lüzumu vardır da, şu anda bir lüzumu yoktur.

  110. 49:10

    Çünkü Mevla'ya bir şey gizli kalmaz. Mevla bilmediği bir şey olmadığı için öyle soru sormaz. O zaman Mevla burada neyi soruyorlar ya bunlar birbirine? diye Mevla soruyor gibi gözüküyor ya. Bunun manası neymiş? Madem orada istihare müstahare demedi, karıştırmayalım şimdi. Anladın mı? İmkânı var. Demek karıştırmayalım.

  111. 49:30

    O karıştırmayınca biz de karıştırmayalım. Tevhîmu şe'ni mâ yetesâelûne anhu. Tevhîmu mâ. Tevhîm fekahmetten geliyor. Azamet, büyüklük anlamına geliyor. Şen, önemli iş. Ve sıfat ve hal şan denen şey. Hemşeridir zaten. Elif yokunuyor şan. Tevhîmu muzaf. şey'in-i muzaf, şey'in-i muzafile-i ma yetesehalûn cümlesi şey'in-i muzafile-i anladın mı?

  112. 49:58

    ma isim orada ma ism-i mevsul yetesehalûn'e cümlesi fiil-fâil, hani onun müteallakı onların hepsi ma'nın efendim, mevsulü ism-i mevsul, sılesi, manın, onlar ism-i mevsul, sılesiyle beraber şeynenin muzafileyi, onların hepsi beraber, tefkîmunun muzafileyi, tefkîmuda muzafileyi, tevhîm-i, hepsi beraber hepsi beraber, ve manâ ve mâ nâz-el istifâminin haberi zel istifâminin haberi

  113. 50:25

    Biz dersi böyle okutuyorduk. herkese tek tek sarftan giriyorduk sonra aynı kelimeleri naifden giriyorduk sonra aynı kelimeleri mân-ı beyandan giriyorduk sonra ilahdan giriyorduk böyle bir ders yapıyorduk, Ömer Hocalarla o yaptığımız dersi, o usulü unuttuk, kayıt olsaydı Rasûl Hocanın orada vardı hâlâ o usulü de onlar da unuttu biraz

  114. 50:45

    öyle bir usuller, talebeye bir ders okuttuğun zaman önce harf mi, isim mi, fiil mi? ondan sonra ilal durumu, ondan sonra sarf durumu ondan sonra naif durumu, ondan sonra falan filan filan 5-6 c'den takar takar takar bir takrir yapıyorduk derste tabi misafir hoca geliyordu, misafir talebe geliyordu, şok!

  115. 51:05

    bu kadın ne konuşuyor bunlar ya, kuş dili mi acaba? hiçbir şey anlamıyordu, biz böyle bir şey anlamıyoruz ya öyle, çok güzeldi ya derslerimiz yani o şeyi nasıl yaparız bakalım onu ben bir defa unuttum yani Ömer Hocalar da tekrar ediyorlar mı bilmiyorum kısmen ediyorlar ve mâ nâzel istifâmî ya bunlar birbirine neden soruyorlar ya bu istifam mâsı nedir?

  116. 51:30

    tefkîmu şe'nî mâ o şeyin şanını yüceltmek ki ye tesâlihune, birbirine soruyorlar âni o şeyden yani çok büyük bir şeyden soruyorlar ha çok önem verilmesi gereken bir konu hakkında tartışıyorlar basit bir şey değil ha bu geçiştirilmeye gelmez amme ne büyük şeyden aslında soru mânâsı yok orada orada tâzim ve tefkîm mânâsı var

  117. 52:00

    ama kelimenin istihdamı, istifâm olduğu için, sual olduğu için onu buraya uyarlıyor ke'ennehu işte ke'ennehu deyince ne oldu? şerhler burada istihâre ve teşbihe nereden girdi? e Beyzavi'de hiçbir şey demedi de bunlar mı uydurdu yani haşa ke'ennehu dedi ya şimdi o ke'ennehudan girdi onlar işte girdiler kimisi çıktı kimisi çıkamadı yani

  118. 52:25

    şimdi ke'ennehu diyor şimdi diyor ki burada bir teşbih var diyor niye bunu diyor biliyor musun? bunu da şu eksade bir konevi konevi de güzel anlattı yani mesele burada bir gizlilik olması lazım teşbihdenin noktası gizlilik olması lazım çünkü neden? efendim bir şey soruluyorsa bilinmediğinden sorulur hani bildiği için soran ikrar ettirmek için sorar onu konuşmuyoruz

  119. 52:56

    bilmek için soru soruluyorsa bilmek için cehaletten neşet eder o da o işin mechul olmasını bilinmeyen bir şey olması gerektirir ki adam onu sorsun peşine düşsün burada ne var? diyor şimdi hem o ibaret yoksa çok güzeldi de hangisinin neresinde ne olabilir? çizmekle çiziyorum da ondan sonra

  120. 53:28

    şimdi bak ne güzel söyledi şimdi bu ne? konevi mi bu? konevi mübarek feyne şeye idâkâne azimen bir şey çok büyük olunca şimdi burada getiriyor şimdi baksana diyor gerçek manayı vermek burada muhaldir çünkü soru sormak Allah'a ait bir sıfat değildir Allah her şeyi bilir soru sormaz müstehil olduğu için Allah'a bir şey gizli değil feykün o zaman Allah'ın burada sual

  121. 54:02

    sorması ne oldu? tefhim ve tazimden mecaz oldu o da diyor ya tefhimu peki neden? sankiye gelince benzetme sebeptir burayı anlayınca anlayacaksın feyne şeye idâkâne azimen bir şey çok büyük olursa akıllardan onu anlamak uzak kalır maddi büyüklükte de böyledir mesela güneş ne kadar büyük o kadar anlaşılması zor ne kadar uzak o kadar anlaşılması zor ne kadar büyük o kadar uzak

  122. 54:38

    bilinmez olur olur. Feykûn o zaman ne oldu? feykün o zaman ne oldu? meçhulen meçhullere girdi bilinmeyen şey oldu felistifamani şey Felistifâmânîşşeyn bir insanın Bir insanın bir şeyi hakkında Bir şey hakkında soru sorması nedir? Müsebbebün anil cehlibi. Onu bilmemesinden müsebbeb oldu. Bilmemek sebep, öğrenmek için soru sormak o sebepten kaynaklanan müsebbep.

  123. 55:06

    Öyle mi? Vel cehlû müsebbebun. Peki bilmemek müsebbep. Bilmemenin sebebi ne? Antegâmeti. O o kadar büyük ki, o kadar anlaşılmaz ki, yüceliğinden dolayı konunun bilinemiyor. Yüceliği, yani o konunun büyüklüğü ve ehemmiyeti, sebep. Neyi doğurdu müsebbep olarak? İstifamı doğurdu. Ondan sonra. İşte cehaleti doğurdu.

  124. 55:40

    Bir şeyin büyüklüğü ne oldu? Sebep. Neye sebep oldu? Bilinmemesine. Bilinmemesi neye sebep oldu? Cehalet oldu müsebbep. Bu sefer o cehalet oldu sebep. Zincirleme. Neye sebep oldu? İstifama. Yani bilmediği için sormak lazım geldi. Bu sefer istifam nereden müsebbep oldu? Cehaletten. Cehalet nereden müsebbep oldu?

  125. 56:02

    Fekâmetten. Anladın mı? Hah. Çünkü Mevla bilmediğinden sormaz, haşa. O zaman burada mânel istifâmi, istifamın manası nedir? Tefkîmu şe'ni mâ yetesâelûne anû. Onların birbirine sordukları şeyin şânının yüceliğinden yüceliğini ifade etmek için amme ne şeyden ya! Ne büyük şeyden ya! Ne onca ayıp bir meseleden ya!

  126. 56:31

    falan. Tefkîm var. İşi yüceltmek var. Onun için böyle şeyhler lazım, görüyorsun. Ne güzel anlattık o nevi mesele. Ama çünkü öbürlerinden bunu anlayamadım. Şeyh Abd bana bu şekilde anlatamadı yani. Üste kaldı yani. Biraz üst seviyeden konuştu yani. Biraz benim seviyeme inmesi lazım şeyhabın. E şeyhab da benimle mi uğraşacak yani?

  127. 56:53

    E ben ne uğraşacağım? Burada da Konev'e uğraşmış. Baktım çıkmıyor. Baktım bak Şehzade, tamam pişime geleyim. Şehzade ibâre, sehlül ibâre, falan güzel. Ama bu Kütüb-ül İlmiye'nin kitapları Allah, Allah'a, Allah'a Allahe min kütübü'l-ilmiye yani çok yanlış, şimdi biraz düzgün yapıyor, min Kütüb-ül İlmiye yani çok yanlış, şimdi biraz düzgün yapıyorum.

  128. 57:11

    öyle yanlışlar var ki yani şimdi bu talebe, bu molla, bu nasa, yani şimdi bu molla burada ne yapmış? Bas şey hatası, mesela orada mevzu ne? Elfâfe. Şey hatası. Elfâfe. Ben orada onu bilmesem, öbürlerine bakmasam bir şey anlamayacağım. Az çok meleken var, anlarım. Ama nasıl anlayacaksın? Kehamrin diyor.

  129. 57:33

    Kehamrin Elif'i gitmiş ve ahmârin diyecek şey. Anladın mı? Cez'in işte cüzû'in falan şey. Lefif, elfâf, onların orada gelecek şeydir. Oradan söylüyor. Gitmiş öyle kehamrin, ahmârin. Ve ahmârinin vavını silmiş. Ahmârinin elifini de hamrine bitiştirince orası hamrâ olmuş. hamra olmuş, sen de okuyacaksın onu, ki hamra-i humrin.

  130. 58:05

    kehamrâ-i humrin. Halbuki ne diyor orada? Kehamrin ve ahmârin. Ki gadrin ve akhtarin. Akhtarı da kadravat yapmış. Ahmârı da kadravat yapmış. Hepten Hepten çarşamba pazarda yeşilli kara. çarşamba pazarında yeşillik alıyor. Yani arkadaş zaten talebe mollanın Alev ve Molla'nın canı çıkıyor bir şey anlamak için.

  131. 58:25

    Bir de baskı hastanesi olursa, bu molla ne yapsın? Öyle yanlışlar, öyle yanlışlar, aklınız durur. Mana nasıl bozuluyor biliyor musun? Tersine dönüyor. Sakın, Şamile'de çok büyük yanlışlar var. Onun için Şamile var. Artık hocaya, hacıya ihtiyacım yok. Biraz da Sarp dayı öğrendim. Dil kursuna gittim. Arapça dil kursu öğrendim.

  132. 58:51

    Bir de Şamile var, hoca oldum. Mah oldun. Hiçbir şey olamazsın sen. Şamile'yi gel de beraber bir bakalım. Şamile'deki yanlışları, o dizgi yanlışlarını hadis kitaplık halinde o dizgi yanlışlarını bir bulalım. Lan yecüzü, la yecüzü olmuş be. Yecüzü, la yecüzü manası verirsin. Sen fıkhı ehlinden, ulemadan almadan, tefsiri müfessirden, ehlinden almadan o Şamile'ye giremezsin.

  133. 59:17

    Girersen rezil olursun. Ve helak olursun, rezil değil. Çok yanlış var. Ehtai matbaaiye ile dolu, melyan. Aman, aman, aman. Kendinizi sakın, sakın Şamile'ye güvenip gidip satmayın. Sakın Allah rızası için. Çok yanılır, çok meleke lazım. Bak bu kadar, 50 senedir ben kitapta tepuhatta ömrüm geçiyor. Binlerce, on binlerce kitap okumuşum.

  134. 59:47

    Ama bir yer geliyor, geliyor. O zaman orayı da anlamamışım. Orada çözülüyor. Onun için O Zat'a dua ediyorum. Diyorum, kimse burayı böyle anlatmadı. Onun için bir kitap öbüründen bir tane de bırakır, o da doğru değil. Birçok şerhâşe hepsinin vakti olan, bir şeyin hakkını verecek olan bakması lazım. Bir konuda tahkik yapan, inceleme yapan, o konuda...

  135. 1:00:09

    bu konuda şuruh ve hava aşiği dolanması lazım. Öyle birbirini tesir ediyor ki. Ben şimdi karar verdim mesela. Daha bugün ders başıma geldi. Şahaba önce bakmayacağım. Şimdi karar verdim, şu anda yolda. Önce Şehzade'ye bakacağım, zaten kör gözümle. Önce şehzadeye bakacağım. Ondan sonra koneveye bakacağım.

  136. 1:00:30

    Ondan sonra Hâdime'ye bakacağım. En önce Hâdime'ye bakacağım. Hâdime bizim Türk olduğu için, mübarek biraz epten, dümdüz gitmiş benim gibi. O kolay anlaşılıyor, kolay anlaşılmıyor aslında. Hâdime daha zor anlaşılıyor. Niye? Türklerin yazdığı Arapça kitaplar, Arapların yazdığı Arapça kitaplardan bin kat zor o.

  137. 1:00:53

    Şimdi Hâdime mübarek. Katlesen Allah alsın onu. Kabrine gittim, yattım aşağı. Buzdan. Ama, şimdi kendini yansırıyor. Böyle bir mesele. Menzorun. Menzorun diyor. Ne manada kullanıyor o menzorun şimdi? Ben Türk olduğum için, menzorun buna bakmak lazımdan anlıyorum şimdi. Ama hiçbir Arap menzorundan, bu Yelzem-ül Bahsu anlamaz ya.

  138. 1:01:21

    Anlar mı? Yani tam bir Türkçe-Arapçası olmuş. Ben de öyle yapıyorum şimdi. Seyit Malik'in geldiği şimdi, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın orada oturuyor. Ya arkadaş, koyu çay getirmişler. Şimdi, anlatmaya çalışıyor. Yani işte bunu açın mı dedi. Neydi? Şey yapıyor falan. Ben de diyorum onun için. Neftehu dedim şimdi.

  139. 1:01:46

    Ulan açmak, açık çay. Ama feteha çayda kullanılmıyor abi. Çay meftuh değil, çay hafif. Çay, fetehalbab. kapı meftuh olur. Çay meftuh olmaz ya. Ben de gittim dedim, neftehu uleke dedim şimdi. Anlıyor musun? Halbuki, nukhafifu uleke demem lazım.

  140. 1:02:04

    Şimdi, meleke meselesi. yani haşa, Hadim Hazretleri, bir çakar bana şimdi, elak olurum. Kattesallâhüsrû. Şunu demek istiyorum, ben güzel anlaşıyorum ondan da. Araplar. Ben, ben zorum diyor. Ben zorum. Şimdi mesela, Seyyid ile Mübarek bir şey yaptı. Bir gülmeye başladı, anlıyor şimdi onu. Lügatı yanlış ettim diye.

  141. 1:02:30

    Ondan sonra o bir, çekerdi insanı böyle. Çok, çok severse, şey yaparsa, kulağını ısırırdı. Ya şuramı bir ısırdı. Allah, Günlerce ağrıdı. Var, bir ders, bir şey yaptı burayı böyle. Ama gülmekten duramıyor. Fenazıller de, köpeği oynuyor. Fazla gülüyor. Çok bir şey de diyemiyor. Bırak, yandı canı, diyemiyor.

  142. 1:02:52

    Ondan sonra, biz ikizler olmuştuk. Getirdim, işte bu Ömer'leri, kucağına verdim, 20-30 sene evvel falan. Baktım, çok sevdi, şimdi ısıracak. Ama ben dayandım. Çocuk nasıl dayansın arkadaş? Bebek. O sefer dedi ki, el, eh olsun dedi. Isırayım mı diye izin istiyor. Dedim, ben ısır dedim o zaman dedim. Yani ne yapayım?

  143. 1:03:12

    Çocuğu zor kurdardım yani. Onun için, mesela Molla Husrev, Molla Husrev bir usulü fıkhı yazmış. Şimdi Allah aşkına, bir de Şafii fıkhasına, imamın arameyleri, şunları bunların, gazalilerin, dünyada usulü fıkhı var. Şimdi Molla Husrev'in çok bereketi var. Efendi Hazretleri onu söylüyor. Zaten onu çözdün mü, öbürlerini haydi haydi çözüyorsun.

  144. 1:03:30

    Bilmece gibi çünkü. Yani Türklerin, yazdıkları, mesela irşadü'l-akl-i selîm yazdıkları, mesela İrşad-ül Akl-i Selim. aynı şeyleri ağır üstünde yazıyor, ağır üstünde tık tık gidiyorum yani Ali Süre yazıyor, Ali Süre'de tık tık gidiyorum yani. tetâbû-i zâfât, tetâbû-i zâfât Tetabu-i Zafat, cümleleri çok büyük edebiyat olabilir Cümleleri bilmiyorum, ama ben anlamadıktan sonra yani

  145. 1:03:50

    o da diyor ki ben de sana mı yazdım, ben de Şeyhulislamlara yazdım diyor ben de Şeyh-ül İslamlara yazdım diyor. Gitsin Ali Süre okusun, sen cahilin birisin diyor bana. Ama mesele o değil. Mesele sizin hangi kitaptan, ne kadar istifade edeceğinizi bilmezseniz, takılı kalırsınız.

  146. 1:04:03

    Şimdi bir Hadim'e bakacağız. Oradan Şehzade, güzergahı yeni yaptım şimdi. Ondan sonra Konevi, ondan sonra, oradan anladın mı konuyu, Şiaptan çözmek kolay. Çünkü Şiap kısa anlatıyor. O sefer ben Şiapta boğuldum. İlk Şiapa baktım, bakmaz olaydım bak. İki gündür ben,

  147. 1:04:22

    şimdi en sona kadar geldim, yeni geldim, arabada geldim yani. Bayağı bir ders hazırladım işte. Oraya kadar gelemeyeceğimiz belli. Ama beni bir iki hafta idare eder yani. Ben de ne yapayım, her dakika ders mi hazırlayacağım. Kenehu, sanki, o, efendim,

  148. 1:04:39

    şimdi Kenehu nereye gidiyor? Şimdi bak, sen hiçbirini boş geçmeyeceksin. Zamirin merdivenini, efendim daha sonra öyle der, işi bitirdin derdi. Zamirin merdivenini bulamayanlar hep uydururlar. Bir de sonunun harekesini bilemeyenler cezimli okurlar. Ona da cezmi cehalet derler. Evet, onun için hem sonlarını hareketli okuman lazım, hem de zamirin merdivenini bulman lazım.

  149. 1:05:05

    Beraber bulacağız. Ben de hazır olmayabilirim. Kennehu lifâ hâmedî hafîe cinsû fe yus'elû ân. Kennehu nûsû nereye gidiyor biliyor musun? Mes'ûlün ânehe gidiyor. Yani, sorulan şey. Sorulan şey burada geçmedi ki, mübarek. Nerede geçmedi? Amma'nın ma'sı ne? Amme'nin me'si ne? Amma'da. Kennehu, sanki o ma, yani ma ne?

  150. 1:05:32

    Ma ne? Mes'ûlün ân. Hangi şeyden birbirine soruyorlar? Yani o sorulan şey. Lifâ hâmedîhi, yüceliğinden dolayı, büyüklüğünden dolayı, azametinden dolayı, hafîe gizli kaldı. Cinsûhû, onun cinsi gizli kaldı. Şimdi cinsi, burada, mübarek, şimdi bunu tartışmışlar, tartışmışlar, tartışmışlar. Burada cins ne manasına mıdır?

  151. 1:05:58

    Vasıf manasına mıdır? İşte efendim o manadır. Çünkü bizim bildiğimiz manada cins dediğin zaman, yani, erkek cinsi, kadın cinsi, o manada cins burada murad edilmiyor. Hafîe gizli kaldı sorulan şey. Sorulan şey ne? Girilme ve kıyamet işleri. Konu ne? Girilme ve ondan sonra olacak kıyamet işleri. Sorulan şeyin cinsi.

  152. 1:06:21

    Bunun şimdi cinsi denmesi, burada cins, kendi lukat manasına değil. Hafîe gizli kaldı cinsûhû. Neyin cinsi gizli kaldı? Nevruhû. Bazı haberleri, bir defa, var mı, yok mu su? Tartışılıyor. Ve kâfirler tarafındansa soru-cevap, karşılıklı soru kâfirler arasındaysa, o da farklı. Çünkü yetesehalûnün vâvı nereye gidecek şimdi?

  153. 1:06:49

    Yani zamiri, hümmü nereye gidecek şimdi? Eğer yetesehalûn zamiri küffara gidiyorsa, manada farklı olacak. Cümle nasıl, bütün insanlara gidiyorsa, farklı olacak. Küffara gidiyorsa, yine iki manada çıkacak. Bir, soran da küffar, cevap veren de küffarsa. Bir, yine küffara gidecek, o zaman tefâvür vâvı üzere olmayacak, feale üzere, seyle üzere olacak.

  154. 1:07:15

    O zaman ne olacak? Yeselûna rasûlûn ve mü'minîn. Küffar soruyor, sorulan Rasûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem ve mü'minlere soruyor. Bir manada kâfirler birbiriyle arasında konuşma yapıyor. Bir manada kâfirler Rasûlullah ve mü'minlere soruyor. Bir manada insanların cümlesi konuşuyor bu konuyu. O zaman ne oluyor?

  155. 1:07:32

    Kâfir inkar için, mü'min ikrar için konuşuyor falan filan. Şimdi onlar gelecek. Bu altyapıyı yaparsak, manaları kolay anlayacaksınız. Şimdi onun için hafiye gizli kâfirde cinsi onun cinsi diyor. Cinsi gizli kâfirde ne demek burada? Nev'i vasfı. Yani soranlara ve sorulanlara göre değişiyor.

  156. 1:07:54

    Şimdi kâfir birbirine soruyorsa onun var mı yok musunu kastediyor. İnkar için. Yok diyor yani. Olur mu? Ha böyle şey diyor. Of lügat inat. Ama kâfir Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve mü'min nereye soruyorsa o zaman alay ediyor. İstihza ve hakaret için. Yok eğer insanlar kendi aralarında mü'min kâfir birbirine soruyorsa veya mü'min mü'mine soruyorsa o zaman

  157. 1:08:23

    vasfı gizli kaldı. Niye vasfı gizli kaldı? İşte el-kâratu mel-kâratu ve ma'drake mel-kâratu el-hâkatu mel-hâkatu ve ma'drake mel-hâkatu. Efendimiz'e o sordu. Orada vasfı. Çünkü neden? Peşinden dedi. Bu sefer ne oluyor? Kıyamet kopmasında yaşanacakları sıfatlarını, özelliklerini anlatıyor. Eğer mü'min soruyorsa sıfatını soruyor.

  158. 1:08:47

    Ona verilen cevapta da işte yevmeykûnûn nâsû gibi birçok surede, birçok ayette yevmeyn fehıfus suriler falan ne anlatıyor? O günde yaşanacak olayların türlerini, nevilerini, vasıflarını sıfattan anlatıyor. Anladın mı? O zaman hafiye gizli kaldı. O kadar büyük gibi olan. Kıyamet öyle büyük bir şey ki.

  159. 1:09:11

    Dolayısıyla o büyüklüğünden dolayı anlaşılmaz oluyor. Şu anda biz bunu niye sesleyeceğiz? O günün büyüklüğü. Şurada bir gürültü kopuyor. Aşırı gürültüden insanın bir anda kalbi çatlayacak gibi oluyor. Yani sura üfürülmenin gürültüsünün azametiyle herkesin canı çıkıyor bir anda. Yani işte efendim hamileler doğuruyor.

  160. 1:09:36

    Doğurduğunu anlamıyor bilmem. İnsanlar sarhoş oluyor diyor Kur'an. Ayetler bütün bunları anlatıyor. Ve bu bir gürültüyle patlayacak. Yani o gürültünün, bunun vasfının bunun vasfının kaç şiddetinde, bilmem kulağa nasıl geliyor. Ulan ne kulağa kalmış, ne kalbi kalmış. Her tarafını patlatıyor zaten o gürültü.

  161. 1:09:55

    Sayha Cebrail Efendimiz, üfle misvet, sura üfle misvet, ayrı Cebrail Efendim, helak ederken sayha ile geliyor, nara atıyor. Bunlar fekâmeti var. Bir fekâmeti yani büyüklüğünden dolayı örneği yok. Naziri yok, karini yok. Misal versen teşbi yok. Yani benzeteyim desen hiçbir şeye benzemiyor. Çünkü neden?

  162. 1:10:14

    Dünyada misli yaşanmamış ve şu an biz hiç öyle bir şey hayatımızda duymamış, görmemiş. Bizden evvelkiler de görüp de anlatmış değil. O zaman li fekâmeti büyüklüğünden dolayı konu gizli kalıyor. Ulaşılamıyor, meçhule dönüyor. Meçhule dönünce işte sormak icap ediyor. Mevlada bildiği için burada öğrenmek için sormuyor.

  163. 1:10:33

    Ya ne büyük iş olduğunu anlatmak için istifam tabirini kullanıyor. Yani burada yine mecaz var, bu mecaz var. Ha şeyden, fekâmetten, kinaya, hafiye gizli kaldı cinsu cinsi. Siz de cinsini de anladınız şimdi yani. Bu cins burada hakikati gizli kaldı yani. Mahiyeti ne bu? Nasıl kopacak bunun mahiyetine?

  164. 1:10:55

    Bir var kopacak kopmayacak. Adam zaten kopmayacak derse daha mahiyetini sorar mı? Vasfının evini arar mı? Aramaz. Ona göre bu cinsu, zamir kime gidiyorsa, soru kimler arasında dönüyorsa cinsuyunun manası da değişiyor. Hakikati gizli kaldı. Türü gizli kaldı. Ne tür bir şey olacak? Ses, yani sesten sonra başka bir şey olacak mı?

  165. 1:11:20

    Kopması için mesela bulutlar patlayacak, gök yere inecek. Sonra gök yeri patlatacak işte. İşte ikinci kıyamet, teşekkakul sema bilhamam. Bulut yedinci katın üstüne düşecek, beyaz bulut. O altı kata, orada omu yerin üstüne düşecek. Yani bu patlamada anladın mı? Kıyametin kopma şeyinin burada cinsi gizli kaldı.

  166. 1:11:41

    Ne demek cinsi kaldı? Çünkü hakikati mahiyette gizli kalıyor, sıfatları da gizli kalıyor, türü de gizli kalıyor. Bunların hepsi farklı ayetlerle, hadislerle ancak müminler için bazı bilgiler verilmiş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e bile ve ma'adrak ediyor. Sana ne bildirdi Melhakat? Kıyamet nedir?

  167. 1:12:02

    Sen ne bilirsin diyor. La yedriha ve la yudriha illallah. Bilemez ve bildiremez ancak Allah diyor. Onun için gizlilik var. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e diyor, sen de bilemezsin. Vakti meselesini mi soruyor? Şimdi bak soru cins deyince vakit de gelir içine. O zaman ne zaman kopacak? Orada da diyor eyyâne bursehâ.

  168. 1:12:21

    Ne zaman kopacak? En büyük tartışma ve merak edilen konu şu anda da dünyada ne zaman kopacak? Dolayısıyla cinsi gizli kaldı ne demek anlıyor musun? Her bakımdan gizlilik var. Kıyamet konusunda. Onun için gizli kaldığından feyüselu sorulmak icap ediyor. Anhu kendisinden, bilene. Ondan evvela, yunebbiyüke misbukhabîl.

  169. 1:12:52

    Kabir olan Allah gibi kimse sana haber veremez. Fes'elbihîkabîrâ. Bilene sor. Bilende ancak Mevla. Onun için Mevla aslında bize burada öğretmek için ve çok büyük bir şey olduğunu, bizim akıllarımızın tam kavrayamayacak kadar büyük olduğunu tazimen amme ile başlıyor. Amme ne şeyden? Hangi şeyden? Hangi şeyden acaba?

  170. 1:13:19

    Acabası var mı Allah için haşa? Ama bizim için çok acaba çıktı bak. Yetesâ'elûn. Tamam. Ve zamîru. Zamir. Şimdi hangi zamirden bahsediyoruz? Yetesâ'elûnenin. Ve bundan. Hümünden. Yani. Onlar. Yetesâ'elûneye mana verelim. Amme hangi büyük şeyden? Bak şimdi orada büyük. Belki de biz de şimdi meal yaptık.

  171. 1:13:50

    Kırk kere Efendimiz Hazretleri'nin ricası. Bak şimdi orada hangi büyük? Belki büyüğü vermedik. Ama şimdi tefsir okusunca ne oluyor? Eksik oldu. Neden? İstifam tefkim için. Hangi şeyden dersen, mana noksan kaldı. Amme hangi yüce şeyden? Hangi büyük konudan? Ve zamîru. Yetesâ'elûn zamîri kime gidiyor?

  172. 1:14:15

    Liyeli Mekke'de. Şimdi Mekke eline gidiyor. Mekke elinden kasıt kimdir? Kureyş müşrikleridir. Hadi bakalım şimdi. Zamîr ekrâb merciye gider. Ekrâb mercilerde de zaten bu surenin başıdır. Surenin başında gerisi yokken hiç ismim, sarı ismi geçmeden sıfatı geçmeden kafadan zamîr nasıl gider? El cevap. Kur'an'ın, bu da size kaideler veriyorum, ben size balık tutmayı öğretiyorum.

  173. 1:14:52

    Ben size birkaç dersler inşâAllah veririm. Ama ben bu derslerde çok uzun ibaret gidemeyebilirim. Çünkü mesele okumuş olmak için okumak değildir. Ben size 3-4 ders, tamam benim tümüne de mânâ verebilirim. Ne olacak 5-10 saate bakar. Ama o zaman size hiçbir meleke vermiş olmam. Yani balık tutmayı öğretmiş olmam.

  174. 1:15:15

    Orayı sadece kayıt alırsanız kafanızda kaldığı kadarıyla mânâsı buymuş dersin. Ben size balık vermeyeceğim. Ben size balık tutmayı öğreteceğim. Yani ne demek? Kavayeti öğreteceğim, tefsir kavayeti. Yani melekem nispetinde kaideleri söyleyeceğim. Siz o kaideleri aldığınız zaman elinize alet almış oluyorsunuz.

  175. 1:15:35

    Yani arşını almış oluyorsunuz. Arşın sizde olduktan sonra Halep'e gitmeye lüzum yok. Nerede kumaş var ölçersin. Nerede halı var ölçersin. Ama arşın sende olmadığı zaman o zaman bir halı var bir metre. Her yere o bir metre halıyı götürmen lazım. Bu da bir metre mi diye. Ama arşın sende olsaydı o arşınla her yere aletin vardı elinde.

  176. 1:15:58

    Şimdi bak bir soru geldi. Önemli bir soru. Zamirden evvel merci lazım. Merci'in sarih olması lazım ki zamir sarıha gider. Ammet-i Zâlûn Nebe Sûresi'nin ilk ayetidir. Geride sarih bir lafız yok. Sıfatlarla da ima yok. İlk geliyor Ammet-i Zâlûn. İlk gelen fiilde zamir nereye gidiyor? Kime gidiyor? Vazzamîrul ehli Mekke'de.

  177. 1:16:22

    Zamir Mekke eline gidiyor. Bunun cevabını bir tefsirde gördüm. Hepsinde yok. Şimdi hatırlamıyor musun hangisi? Belki evde de baktım, yazmalara da baktım. Hangi cevabı vereceksin buna şimdi? Bütün Kur'an-ı Kerim. Kur'an'ın bütün sûreleri tek sûre gibi. Bundan evvelki sûre ne? Ammet-i Zâlûn'un bir evvelki sûre ne?

  178. 1:16:52

    Murselâd. Orada ne var? Veylün yevmeydin mi var? Din Mükezzibinler yok mu? Mükezzibin kim? Kureyş Müşrik. Veylün yevmeydin din mükezzibin. Öyle mi? Mükezzibler diye sarih ifade var mı? Bitti. Ammeyete sâ'elûne. O mükezzibler. Hemen bir ayet evvel, iki ayet evvel. O mükezzibler, o tekzipçi, inkarcı, yalancı, müşrikler.

  179. 1:17:27

    Hangi büyükseyden sonra? Anladınız mı bunu da? Vezzamîrul ehli Mekke'ye gider miymiş? Gider. Kânû. Onlar iyidiler. Mekke müşrikleri. Kânû'nun vâvı, onun ismi. Kânû'ne nâkıs fiil. Cümlesi. Khaberî mensûb. Mahallem mensûb. Khaberi olacak. Yetesâ'elûne. Fiil fa'il. Anilbâ'si, onun mütealliliki. Fîmâ beynû.

  180. 1:17:54

    Onlar, onun zarfı falan. Onun cümlesini topladığın zaman cümle-i fiiliye. Mahallem mensûb. Kânû'nün nesi? Khaberi mensûb. Bunları da ara sıra yapmakta fayda var. Dersteki kardeşlerin seviyeleri bir olmayabilir. Aynı sınıfın adamları olmayabilir. Kânû, Mekke müşrikleri iyidiler. Ne diriydiler? Yetesâ'elûne.

  181. 1:18:17

    Birbirine soruyorlardı. Neden? Anilbâ'si. Dirilmekle alakalı. Diriltilmek, daha doğrusu. Bâ'se, diritti. Müteaddidir. Onun için bâ'si, dirilmeden manası verirsek Türkçe'de yanlış olur. Ne vereceğiz? Diriltilmeden. Çünkü bâ'se, dirildi demek değil. Bâ's da dirilme olmaz. Ama herkes anilbâ'si, dirilmek diyor.

  182. 1:18:56

    İşte ben bunlara dikkat çekiyorum. Tercümeye dikkat edin. Anilbâ'si, diriltilmekten. Çünkü bunun mastarsa bu. Bâ'se'ye ne mana veriyorum? Diritti. Bâ's da diriltilme. Anilbâ'si, diriltilmekten. Yani nasıl diriltileceklerini sorular. Nerede oldu bu şimdi? Birinci mana, fî mâ. Oradaki hüve, o. Hüve var orada, mâ'ya gidiyor.

  183. 1:19:21

    Hüve, nerededir? Beyn-i Umar aralandadır. Anladın mı? Hüve var orada, gizli. O hüve, beyn-i umar, beyn-i umar, o hüveye talip ediyor. Hüve beyn-i umar, o mana şey, mevsulü, cümlesi, söylesin. Fî mâ beyn-i umar. Aralarında nasıl diriltileceklerinden bahis açıp soru soracaklar. Açıp soru soruyorlardı.

  184. 1:19:47

    Tabi burada olur mu da öyle şey gibi yani. Müşrikler bunu inkar mâhiyetinde soruyorlar. Zaten muhtelifinde gelecek. Ev yâhut yes'elûne soruyorlardı. Kime? Er rasûle, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, evvel mü'minine. Er rasûle bak, o rasûle. Çünkü er rasûle, o rasûle, o rasûl, ahd-i garibi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kastediyor.

  185. 1:20:15

    Yoksa İbrahim aleyhisselam da er rasûl, Musa aleyhisselam da er rasûl. Tabi 313 rasûl var. Nebiye rasûl denmeyebilir. Ama 313 er rasûl var. Rasûl var. Ama bu er rasûl. Kastedilen Mekke müşrikleri ancak kime sorabiliyorlardı? Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem. Er rasûl, o rasûle. Yani Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sorabiliyorlar.

  186. 1:20:33

    Davvel mü'minine, o mü'minlere. Çünkü âyetin muhatabı olduğu sebebinin yüzünü teşkil edenler hangi mü'minlere ancak sorabilir? Sahabenin Mekke döneminde Müslüman olmuş, hicretten öncesi bulunan, daha sonra muhacir diye lakaplanacak Mekkeli sahabelere, o mü'minlere. Yani bu o'lar, üzerinde ben çok duracağım.

  187. 1:21:00

    Elif lamlara, âyet-i zihni ise cins manası, toptan verirsin mü'minler. Ama âyet-i harici ise, o mü'min. Kim kastediyor? O adam, o rasûl, o. Bunu, bu kaideyi bilmezseniz yaptığınız tercümelerde, çevirilerde âyet-i hadise mana verirken çok çuvallamalar yaşarsınız. Toptana gidersiniz. Halbuki orada kastedilen özel biridir.

  188. 1:21:28

    Anladın mı? Yani Kur'an-ı Kerim'de böyle çok var. Yani ismini söylemiyor, bir sıfatıyla söylüyor. Ama orada o derken onu söyleyeceksin sen. O demezsen adam zannedecek, adamlardan bir adam. Halbuki belli bir adam o. Sebebinin yüzünde o adam belli. Misalleri çok. Kim, nereden soruyordular? Anhu, o şeyden, yani kıyamet.

  189. 1:21:54

    Daha gelmedi kıyamet olduğuna dair de, diriltilme olduğuna dair de âyette bir şey geçmiyor. İç kapalı bırakıldı. Niçin kapalı bırakıldı? O kadar gizli ki, o kadar büyük ki ulaşılamıyor, anlaşılamıyor. Onun için de o kadar meçhul. Ne kadar meçhul, o kadar gizli, o kadar büyük. Onun için daha ne olduğunu bile ismi zahir gelmedi.

  190. 1:22:18

    Niçin soruyorlar? İstihzaen, alay etmek için. Şimdi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve müminlere iman etmek için sormuyorlar. Ne için soruyorlar? İstihzaen, dalga geçmek için soruyorlar. Ne kavliyim? Yeteraafune.

  191. 1:22:34

    Şimdi yetedaavune mi okuduk onu, ne karar edip ona? Yetedaavne mi okuyacağız? Bunu çözersek ne olacaktı? Yetedaavune. Ne gibi? Yetearaafune. Yapın ilanı o zaman. Ne okuyacağız? Auvne mi, auvne mi? Karabere, Sarfnave, siz daha çok okuyorsunuz. Auvne. Auvne diyorsun, oradan zammı oraya mı geçiyor? Emin misin?

  192. 1:23:08

    Tamam. Kekavliyim. Şimdi bir dakika. Burada farklı bir şey çıktı şimdi. Mekke ehline giderse, kendi aralarındaysa, o zaman tefaül babüzenedir. Tefaül babı ne içindir? İki veya fesah eden, müşareket içindir. Birinci manada zamir Mekke ehine giderse, yetesehalune ne oldu? Birbirine? Aralarında soruşuyorlar.

  193. 1:23:46

    O ona soruyor, o ona soruyor. Babüzene. Tefaül babüzene. Yani müşareket. Tamam. Şimdi el yeselune deyince Beyzavi ne demek istedi sana? Sana ibare olsun diye yeselune soruyorlar Resulullah'a demek istemedi. Onu derken aynı zamanda Beyzavi ne demek istedi sana? Yeselune deyince, bu o zaman yetesehalune fiili tefaül babından ama mana kendi babüzene değil.

  194. 1:24:16

    Burada yetesehalune, yeselune manasına. Yeselune diyorlar. Ne demek istedi yeselune deyince sana? Yetesehalune, karşılıklı birbirine soruyorlar manası değil. Ev yahut, birinci mana öyle. Birbirine soran Mekke müşrikler ise, kendi aralarındaysa, tefaül babüzene. Soruşuyorlar, birbirine soruyorlar. Ev yahut yeselune.

  195. 1:24:42

    Ne demek istedi sana şimdi? O zaman müfahalet, müşareket yok. Tek taraflı Mekke müşrikleri blok halinde soruyorlar. Kime? Rasûle vel mü'minîn. O Rasûle ve o mü'minler. Anhu? Dirilmek, diriltilmekten. İstizyan, alay için falan. O zaman ne oluyor? Tefaül üzere değil. Burada feâle manasına. Yani tefâle, feâle manasına.

  196. 1:25:05

    Fesâle, se'ele manasına. Ke kavlîn. Mesela Arapların şu sözleri olduğu gibi. Yetedâhûne. Mesela şimdi diyor ki yetedâhûne, buranın manası değil bu. İstimadden misal veriyor. Yetedâhûne, çağırıyorlar Rumonları. Ve yeterâevne görüyorlar Rumonlar.

  197. 1:25:22

    Şimdi burada, eğer müfâle, tefâül babüzene mana verilse ne olsa, birbirine çağrışıyorlar. O onu çağırıyor, o onu çağırıyor. Yeterâevne, o onu seyrediyor, o onu seyrediyor. O onu gözetliyor, o onu gözetliyor. Olacaktır. Halbuki bu kelimeler ne manada kullanılıyormuş? Yetedâhûne. Mesela yetedâhûne diyor.

  198. 1:25:42

    Halbuki manası neymiş? Yetedâhûne, çağırıyorlar. Tek taraflı. Rumonları. Yani çağıran. Ve yeterâevne, görüyorlar. Rumonları. Yani birbirini görüyorlar manasında, tefâül olsaydı birbirini görüyorlardı. Babı üzerine değil, fâle üzerine görüyorlar. Peki şimdi, o zaman bunu tefâül babından getirmenin ne lüzumu var?

  199. 1:26:08

    Yani ne yaparsak? Yeserûn. Orada maksat şudur ki, Zemâk Serî söylüyor bunu, yani o temas etmiş öbürlerine, peki peşinden gelmiş. Evvela kim söylese? Diyor ki, eğer soranlar çoksa, birbirine sormuyor. Blok halinde karşı tarafa soruyor. Ama soran bir kişi değil. O zaman da tefâülü kullanıyorlar. Yani ne demek tefâülü kullanıyorlar?

  200. 1:26:42

    Yetesâelûne. Çok kişi birden soruyor. Rasûl'e ve mü'minlere. Çok kişi soruyor. Bir kişi sormuyor. Herkes merak ediyor. Yani müşriklerin çoğu soruyor. Onların, fert fert soran sâillerin, fertlerinin kesretinden dolayı tefâül babında getirilmiş. Ama aralarında birbirine soruyorlarmış. Hareket beynel isteğin için değil.

  201. 1:27:07

    Karşı tarafa sormak için. Ama bir kişi soran bir kişi değil. Çok kişi soruyor aynı anda peş peşe diye. Bunu ifade etmek için tefâülden gelmiş. Anladınız mı? Anladınız ki bu o zaman sâlihe döndü. Evlin nâsi. Evlin nâsi ne şimdi? Ev nereye bağlı biliyor musun? O nereye atıf şimdi evlin nâsi? Lî ehl-i Mekke'de.

  202. 1:27:37

    Zamir mi? Lî ehl-i Mekke'ye gidiyor. Ev yahut da evin nâsi. Cümle insanlara gidiyor. Cümle insanlara giderse, yine geriki sûredeki âyetlerde zaten insanlar geçiyor, mükezzipler geçiyor vs. geçiyor. Onlar da ahyâ ve emmâ teâ işte geriki sûrenin âyetlerinde dirilerinden, ölülerinden insanları bahsediyor.

  203. 1:28:04

    Dolayısıyla insanların cümlesine de gidebiliyor. Velev ki geride sadece müşrikler geçseydi bile yine insanlara gidebilirdi. Neden? Müşrikler de insanlardan bir sınıf olması hasebiyle müşriklerin geçmesi bütün insanlara, onların üzerinden zamiri ircâ etmeye yol açacak kabiliyettedir. Evlin nâsi ya da zamirin merci insanlara gidiyor.

  204. 1:28:29

    Peki insanlara giderse ne oluyor? İnsanlara giderse mümini de var, kâfiri de var. Toptan pazar gider. O zaman tefaül bâbu üzere olur mu? Olur. Niye olur? Birbirine soruyor, kâfir mümine soruyor, mümin kâfire soruyor. Çünkü insanların hepsi müşârek etmeyini isteyip, bütün insanlar girdiği için bâbu üzere oluyor.

  205. 1:28:53

    Peki. Birbirine neden soruyorlar? An-in nebe-il azîm. Şimdi. An-in nebe-i, o haberden. Yine elif, lam, ahd-i hâriç içindir. Çünkü normal bir haberden sormuyorlar. El-azîm, büyük haber, oradan geliyor o, oradan da geliyor. El-azîm'den büyüklük gelir, o sıfattan mevsufa gelir ama buradaki elif, lam'dan geliyor o.

  206. 1:29:23

    O elif, lam nereden geliyor? Çünkü ammanın mâsına gidiyor. Zaten orada amma, o ne büyük şeyden. An-in nebe-i, o büyük haberden. Bu sefer nebe gelmesiyle beraber, mânın cinsi ve hakikatinde sorulan şeyin ne olduğu belli değilken, bir haber olduğu çıkıyor. Yani amma da ne şey, ne türden denmiyor. An-in nebe-i, o mâya gittiği için o sorulan şey, an-in nebe-i, o haber.

  207. 1:29:58

    O mâ, haber cinsinden bir şey. Anladın mı? Yemek cinsinden değil, içmek cinsinden değil. Benim emrimde kuru fasulye neye yarar sorulmuyor yani. Bu arada an-in nebe-i, o büyük haber. Ama o, mâ'yı çözdüğü için, mâ'yı çözdüğü için o haber, normal haber değil. Sorulan o haberdi diyor. El-azîm-i çok büyük olucu.

  208. 1:30:20

    Niye çok büyük olucu? Çünkü sıfatı müşebbedir. El-azîm çok büyük de, büyük olucu diyoruz kelime manasına. Tercüme de demiyoruz. Kelime manasına niye diyoruz? Çünkü hüvesi var. Azîm sıfatı müşebbe olmaktan dolayı altında hüvesi var. O hüvesi de nebeye gidiyor. Dolayısıyla büyük olucu diyoruz. Yani büyük derken, olucu falan kastederek dersen olur.

  209. 1:30:43

    Ama talebe anlatsın diye. İsmi fail yerindedir yani. Şimdi bu an-in nebe-i el-azîm nedir diyor? Müfakkam neydi? Tefhim edilen, büyülkülen, yüceltilen konu. Yüceltilen şey neydi? Sorulan şey. O yüceltilen sorunun, efendim, içeriğinin şanını. Şan da şu demek. Emir iş demek. Şan da iş demek. Şan mühim iş demek.

  210. 1:31:27

    Mühim iş. Normal iş değil. Allah'ın her işi mühim. Onun için, O tazim edilen, yüceltilen, büyük olduğu bildirilen büyüklüğünden dolayı meçhule dönmüş kadar. O kadar büyük. İşte onun şanını, yani önemli işinin beyanıdır diyor. Beyanıdırla ne demek istiyor? Yani demek istiyor ki,

  211. 1:31:52

    An-in nebe-i el-azîm koptu diyor. Anladın mı? Bu onu beyan etmek üzere. Sen burada şey yaparsın, muzmar yaparsın. Veyahut da, Ev yahut da diyor, Ya da yetese âlûneye taalluk ediyor diyor. Şimdi, sile, onun silesi demek, mütealliki demek. Yani ona taalluk ediyor. Sile onun ek manasına göre, sile müteallakat manasına geliyor.

  212. 1:32:21

    Şimdi, Ev dedi. Ev dediğine göre bu beyanünün ikinci kısmı. Ya beyandır, ya sıladır. İkisini birbirine karşı getirdi. Karşı getirdiğine göre, Yetese âlûnenin sılası olsaydı ne olacaktı? Yetese âlûne, birbirine soruyorlar, Neden an-in nebe-i el-azîm? O zaman an harfi nereye taalluk etmiş oluyor? Yetese âlûne, fiiline taalluk etmiş oluyor.

  213. 1:32:46

    Peki, yetese âlûne fiiline taalluk edince, An-me ne olacak şimdi? Ona da çözüm buluyor. Şimdi diyor ki, İsterseniz şöyle yapalım diyor, An-me yetese âlûne. Bitirelim. An-in nebe-i el-azîm, beyan olsun diyor. Beyan için yeni gelmiş, yeni bir cümle olsun diyor. Beyan için yeni gelse, Onun başına da bir yetese âlûne koyarsın.

  214. 1:33:09

    Onun başına bir yetese âlûneyle muzmerdir, Geriden anlaşılanın, Gerinin delaletiyle, Bir mahzufa mütealliktir. Lidelâleti sâbikû aleyh dersin. Bir öncesinde yetese âlûne var. O yetese âlûneden bir yeselûne çıkarırsın. Yeteseden çıkarırsın. Bu an-in nebe-i, An-i oraya taalluk ettirirsin. Ama birincide onu demiyor.

  215. 1:33:32

    Beyanun lise-nil-mufakhami diyor. Tazim edilen şeyin yüce şanını beyandır. Yani ne demek istiyor beyandır? Bu müstakildir diyor. Gerideki yetese âlûneye taalluk etmiyor. Bu bir mahzufa taalluk ediyor. Orada bir yetese âlûneyi geriden alma sen diyor. Ne? Olduğunu da kastediyor olabilir mi? Yok, atf-ı beyan kastetmiyor.

  216. 1:33:56

    Atf-ı beyan... Bedel olmaz diyorlar. Bir de bakıyorum. Bakıyorum hacı ağabey. Ona da bakmak icap ediyor. Efendim. Yani yeni bir cümleyle beyan... Bir dakika. Şimdi, beyanını açıyor şimdi. Diyor ki... Demek istiyor ki diyor. Ammenin anı yetese âlûneye bağlı. Ve saniye ikinci. An-i nebeynin anı. Müteallikatun bi muzmerin.

  217. 1:34:34

    Benim dediğime. Atf-ı beyan olsa muzmere lüzum olmaz. Ammanın masından. Amma ne şeyden? O şeyde nedir? An-i nebey derdik. Veya bedel. Burada tabi karkaşa çıkmış. Bedel olmaz diyor. Bazı ulemalar bedel olur diyor. Atf-ı beyan olur da olmaz. Yani bedel olur olmaz da atf-ı beyan olur olmaz tartışmalı. Onun için ikinci an muzmere talip ediyor.

  218. 1:34:58

    Muzmer ne diyor? Yed-ül aleyh-zâhirûn. Geri ki bir önceki yetese âlûn ona deat ediyor diyor. Fel mânâ alâ an eyşey yetese âlûn, an sebîli tefîl ve tanzîmi. Sonra onu beyan etti. Neyle beyan etti? Muzmere taalluk eden bir şeyle. Yetese âlûne an-i nebey. Bir yetese âlûne daha fiil takdiri diyor. E işte benim dediğimde ben yerini görmem, sana söylemem için yerini göstermem lazım.

  219. 1:35:25

    Ha görmüştüm ben onun için olmaz dedim. Kafadan olmaz demezdim. Çünkü bana da uydu. Normalde o da nedir? An-i nebey. Atf-ı beyan yakışıyor. Ama orada işte mâ-i istifâmiyeden olmaz diyor. Çünkü mâ-i istifâmiye harf. Yani tartışmalar var. Mâ-i mevsûle değil. Anladın? Harf olursa harften bedel olur mu?

  220. 1:35:47

    Harften atf-ı beyan olur mu? Ha işte onlar. Dolayısıyla burada ne diyor efendim kardeşlerim? Beyanun lişenil müfakkabil. O tazim edilen konunun önemli konusunun beyanıdır. Ne demek istiyor beyanıyla? Oradaki an-i nebeynin an-i, gerideki yetesâlûneye müteallik değil. Bu, onun delalet ettiği mahsul bir muzmer.

  221. 1:36:12

    Bir daha yetesâlûne an-i nebey. Peki niçin gelmiş? Cümle, amme-i tesâlûne, beyan mâhiyetinde. Atf-ı beyan değil de, beyan ve izah mâhiyetinde Rabbimiz inzâl buyurmuş. Amme-i tesâlûne, izah mâhiyetinde o neydi? Büyük bir haberdi diyor. Sorulan şey. Şanı yüce olan sorulan şey. An-i nebey lazım diyor. Ev yahut da.

  222. 1:36:34

    O zaman dersin ki diyor, sıret-i yetesâlûne. Ya da, buradaki an-i, yetesâlûneye müteallik. Sıra demek, müteallik demek. Hani bir avamilde, şurada burada, bu buna müteallik ediyor. Hadd-i cerim, müteallakı, mütealliki, müteallik. Sıra kelimesi müteallik demek. Bunu iyi belleyin. Ev sıret-i yetesâlûne.

  223. 1:36:54

    Yetesâlûneye mütealliktir. O zaman ne oluyor? Yetesâlûne an-i nebey lazım. İkinci ayet, geriki ayete bağlı. Nereden birbirine soruyorlar? An-i nebey, o haberde lazım, çok büyük olacak. Peki o zaman, baştaki amme ne olacak? Kaldı ortada. Ve amme, oradaki amme o zaman, müteallikun tealluk edecek. Oradaki an.

  224. 1:37:19

    Amme değil de, an yani. Harbice tealluk ediyor. Neye? Bir muzmerin. Muzmer ne demek? Gizlenmiş bir şey demek. Mahsuf gibi bir şey. Muzmerin, izmar, zamir, kalp. İşte orada hep lügattan gidersek, zamir, kalbe zamir deniyor. Niye kalp gözükmüyor işte. İstihdardan, görünmemekten görüyor. O da mahsufa geliyor işte.

  225. 1:37:38

    Müteallikun bir muzmerin, bir gizli fiile tealluk ediyor. Peki o gizli fiili nereden bulacağız ağabey? Ta surenin başında, amme demeden gizli fiil çıktı şimdi. Ya ta an demedik, besmele çektik. Besmele çektik, an demedik ya. Gizli var diyor. O gizliyi nereden anlayacağım ağabey? Müfesserin, o tefsir edilmiş.

  226. 1:37:59

    Ne ile? Bihi. E buradaki yetesalun, ileride gelenin peşine yetesalun geliyor ya. Onu da oradan alırım diyor. İlerisinden taalluk alırım diyor. Böylece ne yaparım diyor? Yetesalune amme, yetesalune an inne bil azim. Peki. Ve edüllü delalet ediyor. Aleyhi buna, kıraatü yakube. Yakup kıraati. Yakup kimdir?

  227. 1:38:23

    Kısaca baktım. On imam, kıraat, on kıraat imamından biri. Babasının adı İshak, Yakub-u İshak Hazretleri. Hicri 117'de doğmuş, 205'te vefat etmiş, on kıraat aliminden biridir. Bu mübarek zat, işte Ahmet İbni Hanbey'e dikkat etmiş, şu demiş, hadis rivayetleriyle olan zaten onlar, o tabaka nefsi hem Kurra'dan hem Hufaz'dan hem muhaddislerden oluyorlar.

  228. 1:38:56

    İbnü'l-Cezeri, meşhur muhaddis, şey Kurra, İbnü'l-Cezeri, diyor ki, burada diyor, şaşılacak iş diyor, hataların en büyüğü şudur gidiyor, Yakub'un kıraatını namazda falan okunması caiz olmayan şaz kıraatlardan saydılar. Halbuki Yakub'un kıraatı asla şaz kıraatlardan değildir. Aşereden biridir ve namazdaki kıraatı caiz olan kıraatlardandır diyor.

  229. 1:39:27

    İmam-ı Cezeri'yle kendi döneminin hocalarıyla uğraşıyor, hokkabazlarıyla diyelim. Biz diyor, bu zamana kadar ulema'dan böyle bir şey duymadık, hiç sözüne itibar edilmeyen, görüşlerine iltifat edilmeyen bir adamlar çıktı diyor. Yakup'un kıraatı şazdır, dediler diyor. Onun için asla ve kat'a, la farka beyne kıraati Yakup ve kıraati gayr-i İbn-i Seba'a,

  230. 1:39:51

    inde emmeti din-i muhakkigin, muhakkik kıraat alimleri, din imamları, yedi kıraatta, şu Seba vücutta, yedi kıraatın kari'ilerinin, imamlarının kıraatı neyse, Yakup İbni Sakın el-Hadrami el-Basri, yani Yemen nispesi de var, Basra nispesi de var, çünkü Basra'da doğmuş bu mübarek zat, Yakup hazretleri, anladın mı?

  231. 1:40:15

    Bunları da arada biraz bir şey bilmek lazım. Tefsir okuyorsun, kıraati Yakup, Yakup'un kıraati, hangi bizim şoför Yakup mu kardeşim, yani bu Yakup da kimdir yani, bunu da söylemek lazım, anladın mı? Zaten adam Beyzavi okutuyor, hem de okutuyor, hem de okutuyor, Kalune'de, Kalune kıraati, o da Kalune diyiciler diyor, Kalune'nin cemisi zannetti yani,

  232. 1:40:34

    adam orada Beyzavi okutuyor, Kalune diyenlere göre diyor, yahu Kalune adamın adı yahu, bu kadar da rezillik olmaz ya, cehalet alaeddin rezalet, onun için ben öyle diyorum, Akif'in zaten çok beğendiğimiz bir tip, yok şey, ihtikat bakımından ama ona nazir yapıyorum, toprağı sıksan ne diyorum, cühela fışkıracak, toprağı sıksan cühela diyorum,

  233. 1:41:01

    yani memleket cühela kaynıyor, bir de bunlar bizle uğraşıyor, biz de bunlara cevap vermekten dolayı cehalet yapıyoruz yani, yapmamamız lazım, evet. Buna ne? Bunun böyle olduğuna, neyin neyle olduğuna? Yani anin nebeil azimdeki anin yetesailuneye tahalluk ettiğine ve gerideki ammenin önündeki yetesailuneye tahalluk etmediğine,

  234. 1:41:30

    yani baştaki ammenin muzmere tahalluk ettiğine, aleyhinin isminden neler çıkıyor görüyor musun? Büyüdülü delalet, aleyhi buna, aleyhi buna, dur, zamirin merdiveni bulalım. Ne delalet ediyormuş buna? Kıraat-ı Yakup, Yakup Hazrami'nin okuması, nasıl okumuş onu? Ammeh yetesailune, ammeh yetesailune, ve cüddelale ne?

  235. 1:41:56

    Adam ammeh okudu, oradan anin nebeil azimindeki yetesailuneye tahalluk ettiği, o ammedeki anın ilerisine tahalluk etmediğine delalet ne diyor? Şundan ne diyor? Ammehteki ha, haisekt. Vakf için, durmak için, haisekt. Öyle Kur'an'da var ya, işte mahiyyeh, mahiyyeh, mahiyyeh, dursan onu normalde nasıl duracaktın?

  236. 1:42:20

    Mahiy, mahiy duracaktın. Ama haisekt gelince sana ne yaptı? Yeğenin fethasını çözdü sana, mahiyyeh yaptı sana. Haisekt, ammeh, mimin şeyini çözdü. Çünkü öbür türlü o kıraat ne demek istiyor sana? Burada durulacak demek istiyor. Durulacak, nasıl duracak adam? Amm, nasıl mahiy diye durmasın diye, haisekt geldi ne oldu?

  237. 1:42:43

    Hiyeh. Burada da amm diye durmasın diye ne geldi? Haisekt geldi vakf için. Ne oldu? Ammeh. Niye dursun diyor sana? Haisekt gelmesi demek o kıraatta dur demek. Niye dur? Burada cümle bitti. Niye cümle bitti? E zaten geride muzmar var. Yetesâ'elûne ammeh. Beküt-Telâli'yi anladınız mı? O zaman ne oldu?

  238. 1:43:07

    An-in Nebe-i Lazım'daki an-in yetesâ'elûne'ye gerisine müteallik olduğu ağır bastı. Neden? Ammeh kıraatından. Ellezî öyle haberler ki, öyle büyük haberden soruyorlar ki, ellezî o şeyin artık sıfatı sılası ne dersen de, burada bırakacağım. Merak etmesin yeni evliler, evde karısı bekleyenler merak etmeyin.

  239. 1:43:35

    Orada bilinecek. Ellezî, efendim, öyle kimseler, öyle bir haber ki, hüm onlar fîhî muhtelifûn. Fîhîye bir mânâ verin şimdi bakalım. Hepinizden istiyorum. Fîhîye bir mânâ verin. Evet. Onu sormuyorum çünkü. Taktim tahsis içindir. Fîhî zarf geldi, tercüme öğretiyorum. Fîhî, özellikle o haber hakkında. O özellikleri demediğin zaman, muhtelifûne fîhî niye demedi de?

  240. 1:44:17

    Fîhî muhtelifûn dedi. Şimdi bazıları diyorlar ki, ayetlerin sonu lira, ayet-i fevâsıl, ayetlerin sonunu denk gelsin diye riayet için Allah öyle yaptı. Ya arkadaş Mevla Teala bir işi bir sebeple mi yapar? Ondan sonra Mevla fasılaya riayetten, bu Kur'an şiir midir? Fasılaya riayet lafını müfessirler söylerler.

  241. 1:44:35

    Ben çok hoşuma gitmez. Çünkü fasılaya riayet, son bitişleri düzgün gelsin. Düzgün gelsin. Mevla da ne yapar? Gider gider gider bir sûrenin âyetleri nunla biter, ortada bir âyet getirir, elifle bitirir. Mevla niye öyle yapar sizce? Bence bu şiir kitabı değil ya. Kasahat, belâat, mucizat dolu bunda, anlamaya çalış.

  242. 1:44:59

    Şimdi bunu da burada niye yaptı? Onun için ekseri sûrelerin âyetlerin sonunda nunla biter, râ ile biter, işte ben neyse kelimeler uyar. Ama bazı arada bir şey gelir, o şeyin uyumu ne yapar? Bozar, farkındasınız. İşte o bozmayı Mevla benim bu görüşümü oradan aldım. Mevla niye yapıyor o bozmayı? Bazı müfessirlerin fasılalara riayet için, lafını bozmak için.

  243. 1:45:28

    Fasılaya riayet etseydi Mevla burada o fasıladan bir kelime bulamadı. Ben böyle düşünüyorum. Çünkü Mevla'nın kelamını fasılalara riayete bağlayarak çözmek hikmetli bana gelmiyor. Onun için burada Mevla muhtelifûne fîh buyurabilirken fîh-i muhtelifûn buyurdu. Ve sonları, ve sonları. E yetesâlûn nebel-i azîm, mîm muhtelifûn nun geldi, bir daha git.

  244. 1:45:57

    Azinde yetesâlûn'un sonu bozuldu. Muhtelifûn kellâsâlemûn, simme kellâsâlemûn, tamam. Dört tane tuttu. Elemne cârza, mihâdâ. Verdi Elif'e. Yani şimdi onun için kardeşim fasılalara riayeti bir bütün hâlinde değerlendiremezsin. Muhtelifûn fîhi, ne diyeceksiniz? Özellikle et takdîmu vittahsîsî fîh onlarla muhtelifûn ihtilaf edicidir.

  245. 1:46:26

    Muhtelifûn, yine muhtelifûnun manasını veremedik. Doğru veremedik. Niye? Çünkü burada cümle ismiye var. Cümleye ismiyeler, müptedâ haberler. Ne verirler? Ne verirler söyle? İstimrâra delalet ederler. O zaman muhtelifûna ne diyeceğiz? Sürekli ihtilaf edicidir. Sürekli. Fîhiden ne çıktı? Özellikle onun hakkında.

  246. 1:46:51

    Muhtelifûn sürekli. Yani Efendi Hazretleri böyle acayip. Yani bir meleke verdi bize. Her kelimeyi ben ondan bunların hepsini tek tek duymadım. Ama bir meleke verdi bize. Ubeydullah Hoca mektuba da gördü. Sebbetekumullâhiüsmânâ Câddet-i Şeriat-i Fârâz. Sebbetekum sabit kısın. Olmadı. Nasıl olmadı ya?

  247. 1:47:15

    Ya üretemiyor da. Bakıyor ya şimdi. Bir daha ver. Sebbetekum sabit kısın. Çok sabit kısın diyene kadar tekrar ettirdi. Tefil babından dedi. Çok sabit. Yani Efendi Hazretleri'nin hassasiyetlerinden çıkıyor bu işler. Anladın mı? Yoksa hemen adamı durdurur. Peki, muhtelefun iknaf ediciler. Neyle iknaf ediciler?

  248. 1:47:37

    Bicezmin nefyi Bak bak ne kadar zor bir ibare yazmış ya. Şu bicezmin nefyi anlayana kadar taftadaniden anladım ya. Yani anlardım anlardım da uykuluydum zaten. Bicezmin nefyi ve şekki fi evbelikrâri velinkârî Hadi bakalım. Yarım satır değil. Bir satır üçte bir. Ha burada var ya. Ulan hepsi yukarıdaki manalardan, zafirlerden birine gidiyor.

  249. 1:48:03

    Bicezmin nefyesi. Cezmin nefyi. Sen de zannediyorsun ki cezim. Mezzun bir şey zannediyorsun. Cezim kesin hüküm vermek demek. Nefide inkâr etmek demek. Ya mübarek desene bi kat'il inkâride Bicezmin inkârı bile dese ben rahatlayacağım. Taftazhaneye bakmayacağım ya. Sen geliyorsundur. Bicezmin nefyi.

  250. 1:48:24

    Şimdi nefi dediğinde ulan nefî fiil mi var? Mezzun mu var? zulmü var, bilmem ne var, kafamızı karıştırır, Allah razı olsun ondan. Kafamızı karıştırdı. bi cez min nefyi şimdi muhtelif olun, ihtilaf neyle yapılıyor? Şimdi muhtelif bu. İhtilaf neyle yapılıyor? yani tartışma ve görüş ayrılığı neyle icra ediliyor?

  251. 1:48:41

    ihtilafın vukuu şununla oluyor İhtilafın vukuu bi cez min nefyi Kesinlikle nefye ederek. Şimdi bir kısım bu bicezmin nefyi bir kısım. Veşşekki fiil ikinci kısım. Ev bil ikrarı vel inkâr üçüncü kısım. Bicezmin nefyi kim biliyor musun? Bicezmin nefyi veşşekki de müşrikler birbiri arasında soruyorlarsa.

  252. 1:49:06

    O zaman ihtilafları bu. Eğer insanlara gidiyorsa zamir bil ikrari vel inkârı. O da oraya gidiyor. İşte orada bu niye bunların üzeri sen de zannediyorsun ki rükat manası verdim geçtik. İhtilaf ediyorlar. Kim inanıyor, kim inanmıyor? Anladım da kardeşim Sabuni mi bu? Bu bezavi bu. Sabuni olsa rükat manasını anlatmaya çalışıyor.

  253. 1:49:29

    Bezavi buna ev dediyse başka bir şey var. Evi niye dedi? Dedi ki bak eve kadar olanlarda zamir Mekke eline gidiyor. Evden sonrasında zamir Nas'a gidiyor. Bunu burada anlamadıktan sonra beyzâvî ne anladın ki sen? O zaman sahâbînin et tefsiri, rûm-i muvazzâhı oku. Çünkü o öyle hiçbir şeylere girmez. Ama güzel anlatır, manayı anlamaya çalışır.

  254. 1:49:51

    Ama biz burada manayı anlamaya çalışmıyoruz ki. Bu mana nereden çıkıyor anlamaya çalışıyoruz? Şimdi, bir cezmin nef'i, dirilmeyi nef'i kesin yaparak. Nef'i demek, bağsın nef'i. Yani diriltileceğinin, inkârının cezmiyle. Cezmi ne demek? Kesin hüküm ifadesiyle. Daha veşçek ki, şüphelenmek ile. Bu da müşriklere giriyor.

  255. 1:50:17

    Ne hususta şüphelenmek ile? Fîh'i, yine bağıs hakkında şüphelenmek ile. Şimdi burada da iki mana var. Şimdi, müşriklerin hepsi dirilmeyi inkâr ediyorlarsa, sadece ihtilaf olmaz ki. Şimdi, hüm onlar fîh'i, özellikle o diriltilme konusunda muhtelif olan ihtilaf ediciler ya, peki müşriklere gidiyorsa zamir, bu ayette de onlar ihtilaf ediyorlar diyor.

  256. 1:50:47

    Müşriklerin de hepsi inkâr ediyorsa, hiçbiri ihtilaf etmiyor. zamirin müşriklere gitmemesi lazım. Gittiği zaman muhtelif onun bozuyor. Denilirse. Buna şöyle cevap verilir. Buna cevaben deniliyor ki, bir cezmin, nefhi, ihtilaf şuradan çıkıyor. Kimi dirilmenin nefhini ve inkârını kesin konuşuyor, kimi de kimse inanmıyor.

  257. 1:51:13

    İnanmamakta ittifak var, inkâr ederken, cezim midir, şek midir, şek de inkâr. Çünkü bir adam ben kıyamet hakkında şüpheliyim dese, kafirdir. Ne dedi Talha Alp? Allah hakkında şüphem yok ama, peygamber hakkında şüphelerim var, müşriktir. Şu hadis hakkında demiyorum, peygamber hakkında diyor, şahsiyet hakkında.

  258. 1:51:41

    Sesi kaydı orada. Şimdi o zaman şek de inkâr mıdır? İnkârdır. O zaman muhtelifin neresi müttefik midir? Mekke müşrikleri esasen, inkârda müttefik, inkârın çeşidinde muhtelif. Çünkü bir çeşidi, bir cezmin nefhi, inkârda kesin konuşuyor. Diğer kısmı veşşekki fihi, bazıları da şekli konuşuyor. Şek de inkâr olduğundan, Mekke elinin tümü, inkârda müttefik.

  259. 1:52:11

    Fihi muhtelifin nerede muhtelif? Küfrün ve inkârın küründe muhtelif. Birinde cezmin nefhi var, birinde veşşekki fihi var. Burayı anlamak bu ibaret eden, bu zamirlere bağlamak. Şerhçiler olmasa, şarihler aşığı, Allah onlardan razı olsun, kabirler nur eylesin, herbirlerden şefaatler nâil eylesin. İşte onlardan bulunduk.

  260. 1:52:36

    Şimdi bunun da Kur'an'dan delili var. Kur'an'dan delil nedir? Veyzâkîle, inne ve'adallâkûn ve'ssâ'atü lâ raybe fiyâ Kultüm diyor, kultüm siz dediniz diyor, ayette. Ya biz kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Yani biz bilmiyoruz, işte bilmiyoruz ne olduğunu bilmiyoruz. Yani hakikatini bilmiyoruz, ayetini bilmiyoruz, olacak mı olmayacak mı, ayrı bir dava olurken,

  261. 1:53:03

    nasıl olacak ayrı bir dava. Ma nedri biz bilmiyoruz, mes'â'tü. O nediri bilmiyoruz, amme. Ammenin mâsı ne? O mes'â'tünün mâsı aynı şey. Bilmiyoruz ki nedir. Amme neyi bilmiyorlar da neyi soruyorlar. Ha işte bilemiyorlar. İnne zunnü illâ zannem. Yani biz bir şeyler düşünüyoruz, ediyoruz, olmayacak diye düşünüyoruz.

  262. 1:53:25

    Kıyamet kıyamet kopmaz, bu dünya böyle devam eder falan. Böyle bir zanlarımız. O zan da zann-ı kavî, zann-ı galip o. Ekseriyette şey. Ve mâ nehru bi müsteknîn. Ama diyorlar biz, kesin, yani kesin olmayacak da diyemiyoruz. Olmayacak kafasındayız ama,

  263. 1:53:45

    Şimdi oradan dolayı, kafirlerin bazısında ne var? Şüphe olduğunu bu ayet gösteriyor. İşte dolayısıyla kimin de cezim var, asla dirilmek, diriltilmek diye bir şey yok. Kesin konuşuyorlar. Ondan sonra, kimin de de, buna delalet eden diğer bazı ayetler de var. Efendim, onların bu işinde, şüphe içinde oldukları, veyn-i ümre fîşek kimin ümripler var.

  264. 1:54:10

    Yani, kesin konuşan olmakla beraber, yani bu inanılacak bir şey değil. Aklımız ermiyor mealinde de, efendim sen, ne acayip bir şey konuşuyorsun. Zâlike racun bâid. İşte kâfir... Bel-acibû. Fakat hâzâ şeyun acib. Eyzâmit lâ künnâ turâben. Zâlike racun bâid. Çok uzak ihtimal diyor bak. Uzak diyor, bâid.

  265. 1:54:36

    Yani uzak ihtimal. Demek işte orada yine bir şirk var. Yani şaşırıyor zaten. Öbür türlü şaşırmaz ki. Yok öyle bir şey der, şey yapmaz. Demek taaccub eden, şaşıran, beit, uzak bir ihtimal görse de şevk var. Onun için muhtelifûn. Kimisi cezmiyle ifade ediyor, kimisi şevkle ifade ediyor, kimisi yakinen bir bilgim yok diyerek şey yapıyor, hepsi de kâfir.

  266. 1:54:58

    E, yahut da diyor, bu istilaf neyle olur? Bil-ikrâri vel-inkârî. Bu neye gidiyor şimdi? Bu da zamir nas'a giderse. Demin ki zamirle ehli Mekke'ye giderse, ehli Mekke tümü müşrik iken, mümkün iken nasıl ikraba düştü? Onun bu bir cezmin nefî ve şekl-i fî. Peki, zamir nas'a giderse? Nas'ta mümin de var, kâfir de var.

  267. 1:55:23

    Mümin ev bil-ikrâri, mümin ikrar ediyor, vel-inkârî. Müşrik inkâr ediyor, bu sefer ne oluyor? Ellezî öyle büyük bir haber ki kıyametin havadisi, hüm insanların tümü, demin dedik müşrikler. Şimdi ne diyoruz? Bütün insanlar fî özellikle onun hakkında muhtelifûn, sürekli ihtilaf edip duracaklardır. Çünkü neden?

  268. 1:55:46

    Müminle, kâfirden dünya boş kalmaz. Müminler inanacak, kâfirler inkâr edecektir. Burada kellâda kalalım, bana göre İnne-i Envel-Fasli'yi de geçecektir. Ben o kadar ders hazırladım ama, mühim olan fazla okumak değil. Düzgün okumak, manaları doğru anlamak. Çünkü biz burada tefsiri bitirecek,

  269. 1:56:05

    Kur'an'ın tefsiri bitirecek vaktimiz olmadığına göre, meleke dersi yapıyoruz, meleke dersi. Sırayla gideriz, Allah hayırlı uzun ömür verirse, inşâAllahurrahman, bir daha senesi de var, Allah bana ömür verirse, gözüme de dua edersiniz. Ve ilâ rûhu Seyyidina Reyzâbî, ve ilâ rûhu Seyyidina El-Konevî, ve ilâ rûhu Muhyiddîn. Ve fessirîn, ve şârihîn, ve muhaşşîn. El-Fâtiha.