37:36 / 59:00

  1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Sallallâhu aleyhi ve sellem. Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecma'in. Mektubat-ı Şerife'den ikinci cilt, 58. mektuptan önemli alem-i misal ile ilgili ve Reyhan Karnasus'nu kabul eden tenasühtan bahseden cemaatleri reddetmekle ilgili bir mektup başlamıştık.

  2. 00:34

    Burada Muhyiddin İbn-i Arabi Kudsesi Ulu Hazretleri Kudsesi Ulu Hazretleri'ni tavaf yaparken efendim bir cemaatle karşılaştığını ve onları tanımadığını sonra onların tavaf esnasında Arapça beytler okuduğunu işte o arada onlardan birisinin yanına gelip ben senin dedelerindenim dediğini o da senin vefatından ne kadar sene geçti?

  3. 01:16

    deyince kırk bin seneden fazla geçti. diye cevap verince yahu Adem Aleyhisselam'ın yaratılmasından buraya yedi bin sene geçmedi. Adem Aleyhisselam'dan evvel insan yok. Bu nasıl olabilir diye düşündüğünü sonra bunun alemi misal geçen derste anlattık. Her şeyin şu anda dünyada var olan arlık sahasında yani alem-i şehadette görünen elle tutulan gözle görülen her şeyin

  4. 01:47

    misal alemi diye bir orta alemde bir numunesinin bir örneğinin bir sembolünün bulunduğu ve ve âyet-i hadislerden birçoğunu da anlamak için bu alemin misali kabul etmek ve anlamak gerektiğini geçen derste anlattım. Yani bunlar tabi her seferinde aynı şeyleri konuşursak ders ilerlemez. Geçmiş dersi de dinlemek lazım.

  5. 02:14

    Ama işte Allah-u Teala yüz bin Adem yarattı. Şeklinde variz olan bir hadis-i şerif olarak nakledilen bir rivayet var. İşte bu rivayeti yanlış anlayanlar veyahut bile bile yanlış mana veren Mustafa Eslamoğlu kafası işte Adem Aleyhisselamın da babası vardı haşa.

  6. 02:36

    İşte Adem Aleyhisselam'dan evvel ne Ademler daha vardı falan şeklindeki rivayetleri, yani uydurma rivayetleri demeyeyim, İbn-i Arabi Hazretleri zikretmiş, İmamoğlu Hazretleri nakletmiş ve reddetmemiş. Yani mesele reddetmek değil, mesele doğru anlamak. Çünkü önüne gelene o yok bu yok diyerek bir yere vuramayız.

  7. 03:01

    Variz olan bir şeyi doğru anlarsak hele sünnete muhalif itikadlardan korunmuş oluruz. Burada İmam Rabbani Hazretleri kaldığımız noktadan ileri gidiyorum. Ve gâdü mâ fil bâb, bu konuda bâb konusu. Bu konuda bâb konu demek, bu konudaki gâyet yani nihai beyana gelince.

  8. 03:20

    Şimdi Âdem Aleyhisselâm'dan evvel Âdemler var mıydı? Şehadet âleminde yani bu maddi âlemde yok. Yaratılmış mahluk âleminde yok. Ancak âlemin misalinde var mıydı? Vardı. Çünkü ruhlar bedenlerden binlerce sene evvel yaratılmış. Bu hususta çok sahih hadis-i şerife rivayetler var. Âlemin misal de Allah-u Teala'nın yarattığı âlemlerden.

  9. 03:47

    Ama bu âlem-i şehadetten yani şu andaki fiziki manada hayatı. Hayatın devam ettiği âlemden o da önce mevcut. Bu da onun delili. Enne âdeme, Âdem aleyhisselâm, lemma kâne, ne zamanki oldu, mahlûkân yaratılmış, alâ sıfatil câmiyyeti, camiyet sıfatı üzerine. Camiyet demek toplayıcılık. Yani Âdem aleyhisselâm'da hem beden var,

  10. 04:21

    hem cisim var, hem fiziki organlar var, uzuvlar var, hem ruhaniyet var, ruh var. Ki bu elle tutulmayan, gözle görülmeyen âlem-i emirden olan bir şey. O ruhun basamakları var, işte kalp, ruhsuz, hafi, ahva, nefs-i nâtıka vs. Hem nefis var, toplayıcı.

  11. 04:43

    Şimdi mesela meleklerde, şeyden bahsedemezsin, melekler Allah'ın mahluklarıdır, çok mükerrem, muazzez. Ama yani onda nefis var mı yok. Kalp var mı yok. Sahip var mı ruh, sır, hafi, ahva falan. Hayat mağazasında canlılık var ama yani nefsani taraf yok, şehvani taraf yok, hayvani taraf yok. Camiyet olmuyor yani, toplayıcı değil, sade ruhani.

  12. 05:20

    Gelelim hayvanlar, bu kadar mahlukat var, yaratılmışlar içerisinde hayvanlar. Veya cinlere de baksan, e cinler de insan gibi mükellef olmakla beraber insan kadar camiyetli değil yani. Onlar da da tabii bizim açımızdan elle tutulur, göze görünür halleri yok ama esasen tabii bu alemde varlar kendileri birbirlerini, görüyorlar, bazı keşfi açılanlarda onları görüyorlar.

  13. 05:49

    Ama yine insan gibi bir camiyetten bahsedemeyiz. Hayvanlara geldiğimiz zaman hayvanlarda can var, bitkisel hayat var ama yani insanda olan ruh tarafı mesela hayvanlarda sade şehvet var, sade istek var. Ama akıl, muazene, muhakeme, ondan sonra insanda olan tefekkür, tezekkür, ne bileyim say da say insanda bitmez yani.

  14. 06:29

    Hafıza, ezbere gücü, zâkire işte efendim. Birçok sıfattan onlar mahrum. Dolayısıyla Adem Aleyhisselam ki hepimiz onun zürriyetinden olduğumuz için aynı bizde de var, babamızda olan şey, genetik ondan geliyor. İnsandan baksak, Adem Aleyhisselam ve zürriyeti. ''Ve lekad kerremne beni Adem'' Ademoğulları mükerrem kıldık yani.

  15. 07:21

    Çok üstün sıfatlar da verilmiş tabi, kabiliyetini bozarsa hayvandan aşağı olur, kabiliyetini geliştirirse Kur'an ve sünnet ışığında meleklerden üstün olur, böyle bir durum. İşte onun için diyor, ''Ve lehu'' Adem Aleyhisselam için var ''fi akkati'' işin hakkatine inersen Adem Aleyhisselam'ın sade fiziki insanın elle tutulan gözle görülen yönünü değil de bir de manevi tarafını ve hakkatini düşündüğü zaman insanın neleri var?

  16. 07:57

    ''Le taifu'' çok latifeleri var. ''Ta ve safun kethiratun'' çok fazla sıfatları var. Yani insandaki sıfatlar, ''sen mekulen'' gazabı var, sinirlenmesi var, merhameti var, üzülmesi var, sevinmesi var, yani insan çok sıfatlar. Allah-u Teala kendi sıfatının suretlerini insana vermiş. ''Halegallahu Adem ala sureti''

  17. 08:18

    Allah'ın sureti şekli yok ama sıfatlarının suretini, yani bir örneğini yani tabi, kıyas edilmez haşa. ''Allahu ve leül mesulil ala'' İşte ''mâ mâetü vel âhûd'' göklerde yerlerde en yüce sıfatlar Allah'a aittir, hiç kimse ona neyse ki onun misli yok. Ama hayat, dirilik insanda var.

  18. 08:37

    İlim bilmek insanda var, sem'i işitmek insanda var, tasar görmek insanda var, irade dilemek insanda var, kudret gücü etmek insanda var, kelam konuşmak insanda var, tekvil bir şeyler meydana getirmek, sanat çıkartmak insanda var. E bu sıfatların suretleri insanda var. Diğer yani mahlukatın hiçbirinde bunlar toplanmıyor.

  19. 09:03

    Kiminde birkaç tanesi var, kiminde o var, kiminde o var ama hiçbirinde bu sıfatlar çam olmuyor, toplanmıyor. Onun için insanda çok sıfatlar var, latifeler var. Latife yani manevi, elle tutulmayan, gözle görülmeyen, bedenin ötesinde, bedenin içinde, derununda maddi olmayan, gözle görülmeyen ruhani merkezler var.

  20. 09:28

    Ruhani merkez, yani ruhun merkezleri var. Ondan sonra manevi diyelim, algı, organ desen, organ zahiri bir şey kullanılır da, yani maneviyatı algılayan, latife, latife ne demek, çok ince, hassas, gizli, maddi olmayan hünerleri var. Onun için yani insan tasavvufa göre derken, hakikate göre yani, etten, kemikten,

  21. 10:27

    Ruhta da aynı öyle anlama, hissetme, manevi hisseme. Böyle burnun kokladın, ağzına aldın, acı mı, tatlı mı, burnundan mı, pis mi, iyi mi? Bunlar fiziki. Ruhun da nesi var? Ruhun da gözenekleri var, onun da basamakları. Efendi Hazretleri öyle der, letaif nedir? Tarikat derslerinde çok geçer. Letaif, ruhun basamakları mesela.

  22. 10:56

    Sayfalar dolusu letaifi anlatmışlar ama Efendi Hazretleri tek kelime, ruhun basamakları. Basamakları merkez noktaları. Kalp, sol memenin iki parmak altına, ama o et parçası olan fiziki kalpten bahsetmiyor. Onun bir de manevi karşılığı var. Ne buyuruyor? O düzeldi mi bütün beden düzeliyor, o bozuldu bütün beden.

  23. 11:23

    Orada şey bahsetmiyor ki, kalbin kapağı bozuldu mu, damarları, tıkantı mı, her taraf bozulmuyor. Her taraf bozulmuyor ki, adamın kalbi icabında bozuluyor ama ciğeri sağlam. Orada o bozulum, her yer bozuluyor da mahsatı ne? Kalbin işte, manevi kalp, itikadı bozuk olursa, duyuları, duyguları bozuk olursa, niyeti kötü olursa, bütün bedenin uzuvlarına yansıyor.

  24. 11:56

    Göz hain bakıyor, kulak kötü şeyler dinliyor, el ayak kötü yollara yürüyor, gidiyor. Oradaki şey, manevi kalp, ruhun basamakları çünkü. Sonra ruh var, ruhun bir merkezi belli bir yeri yok ama, yatağı sağlıkta, sağ memenin iki parmak altı, merkezi olarak. Ama manevi bir şey, sır var. Sır, kalbin dört parmak üstünde, yani sol memenin iki parmak üstünde.

  25. 12:30

    O çok Allah ile arandaki gizli, kimsenin vakıf olamayacağı haller. Kafi, yine o da gizli, o da ruhun dört parmak üstünde, yani sağ memenin iki parmak üstünde. Bunlar merkezi noktalar olarak gözüküyor. Yani buna mesela şeyde, mistizm diyorlar, bilmem ne diyorlar, doğumu diyorlar, bilmem ne mi diyorlar, tasavvuf göğe oradan almış, haşa ve kella, ne alakası var.

  26. 13:02

    Hindulardan, berhemelerden, cokiyeden, berahimeden. Şimdi mesela onlarda, yani şu andaki Türkçe'ye tabiriyle, çakra. Çakraların açık, senin çakraların kapalı. Alakasız adamlar hakkında kullanıyorlar bunu da. Tabi kabiliyet meselesi ayrı bir şey. Yani senin kalp, ruhsuz, hafi, ahva, latifelerin zikirle, seyri sülükle, manevi yolda,

  27. 13:29

    çalışmakla ve gayretle, mürşid-i kamile, cisabile ve rabıtayla ve mürakabeyle, açılmaya müsaade mi, müsaade değil mi, kabiliyetin var mı, yok mu? O ayrı bir şey. Ama bil fil çalışmadan onlar açılmaz. Çakralar açık. Yani manevi ruhunun basamakları, manevi hallere müsaitsin hani. Demek tabi biz ona latife tabirini kullanıyoruz.

  28. 13:56

    Ondan sonra hafi, gizli, sırdan daha gizli. Ahva ondan da gizli, ahva özün özü. Öyle şeyler var, melekler vakıf olamıyor. İnsanla Allah arasında. Dima Allahe vaktun. Allah ile öyle vakitlerim var ki. Resulullah buyuruyor, sallallahu aleyhi ve sellem. La yese'uni fî melekûn mukarrabun. Ve la nebiyyûn mursa.

  29. 14:23

    Hiçbir Resul, nebi, hiçbir mukarrab, melek Cebrail her şeyden arama giremez diyor. İşte Resulullah'a tabi olan kamil varislerinde de bu haller oluyor. Öyle şeyler var Mevla ile arasında münasebetler. Melek vakıf olamaz. El ihlasu sirri diyor. İhlas benim sırrımdır. Bir şey yaparken Allah için mi yapıyor, nefis mi katıyor, gösteriş mi yapıyor mesela.

  30. 14:48

    İhlasım ve sevdiğim kalbime emanet bırakırım. İşte onlar hep Kur'an-ı Kerim'de Allah gizliyi biliyor, daha gizlisini biliyor. Orada da bunlara bir işaret var. Çünkü sır gizli, gizli ama diyelim ki yok. diyelim ki melek görüyor, insanlar göremiyor ama melek görüyor. Veya şeytan vakıf olabiliyor. Mesela akva daha gizli, orada melek de şeytan, hiç kimseye yanaşamıyor.

  31. 15:20

    Mesela yani tabii çok manalar var. Sır içinde gizlediğin, kimseyle paylaşmadığın, hafi, o daha gizli. Yani Allah-u Teala'nın isim ve sıfatlarının tecellilerine mazhar olan noktada pek kimsenin vakıf olacağı şeyler değil. Akva daha gizli. Hepten şu anda kalbinde bir şey gizli değil mi? Bir dakika sonra aklına ne gelecek?

  32. 15:49

    Şu anda gelmemiş daha. Sen de bilmiyorsun bir saat sonra ne düşüneceğini. O daha gizli, yani böyle. Bunlar tabii manevi elle tutulup gözle görülmeyen şeyler. Ama insanın da bunların hepsi var. Yani insanın dışında hiçbir mahlukta böyle bir camiyet, toplayıcılık, böyle bir kamiliyet, mükemmeliyet yok.

  33. 16:10

    Onun için Allah-u Teala insanı ahsen-i takvim üzerine yarattım diyor. E tabii bu kabiliyetini kullanan var, körelten var, baltayla ağacı kesen var, baltayı taşa vurup, baltanın ağzını körleten var. E şimdi şu anda bunları görüyoruz, yaşıyoruz. Maalesef insanların ekserisi bu kabiliyetlerini kör etmiş durumda, materyalist ve maddeperest şekilde yaşama ortamında.

  34. 16:40

    Ruhtan, kalpten, sırdan, hafiden, akvadan hiçbir şeyden haberi yok. Ruhundan haberi yok. Adam müzik ruhun gıdasıdır diyor. Müzik ruhun belasıdır. Müzik nefsin zevk aldığı bir şeydir, ruhun değil. Adam da ruhuyla nefsini ayıramıyor. Nefis kötülükleri emreder, ruh ibadetleri, Allah'ın taatını, güzellikleri emreder mesela.

  35. 17:05

    Ama iki taraftan biri galip gelirse, nefis bu tarafa galip gelirse, şimdiki insanların çoğu gibi, iki gücü günah. Ama ruh nefse galip gelirse, devamlı zikir ve ibadet ve Allah'a itaat. Onun için insan, Adem Aleyhisselam'da çok büyük camiyet var, efsaf-ı kesire var ve çok latifeler var. Yani elle tutulmayan, gözle görülmeyen, ruhani ve manevi,

  36. 17:39

    bedenin, ciğeri, dala, böbreği gibi, ruhunda, kalbinde bu şekilde manevi, Allah-u Teala ile iletişimleri var. Ulaşımları var. Onun için diyor, kâne oldu, yücedü, bulunuyor oldu. Ne sıfatı mü sıfatı? Adem Aleyhisselam yaratılmadan önce, tabi ruh daha önce yaratılmış, onun insanda bulunan sıfatlarından, herhangi bir sıfat, ev latifetü mü latâifi, yahut onun latifelerinden,

  37. 18:14

    yani işte demin saydığımız, ruhunun basamaklarıyla ilgili, manevi sıfatlarından her biri, fî külli vaktin, her zamanda minel evkâd, vakitlerden her bir vakitte, kable vücûdiyi, yani o var olmadan evvel, ne ile? Bir şahsi, şahsas olarak, şahsiyle yani fiziki alemde, bu alemde, var olmadan evvel, o topraktan yaratıldı zaten, bizim gibi, anne babanın birleşmesinden,

  38. 18:45

    suyundan değil. Ama Adem Aleyhisselam da şahsıyla, işte çamurdan, Kur'an-ı Kerim'in tarif ettiği şekilde, Allah-u Teala onu çamurdan, böyle bir şey gibi, heykel gibi önce tasvir etti, tasvir suret verdi ona yani. Ama, böyle şimdiki gibi, içinde damar yok, kalp yok, hiçbir şey yok. Yani saksı, saksı diyor, Kur'an'da, kel fakhar diyor, talebel insan,

  39. 19:15

    sal salim kel fakhar, kuru kara, ötüyor. Öyleydi, içi boştu. Sonra ruhu üfledi Mevla ona, ruhun içine girmesiyle, şu andaki bütün huzurlarımız, o anda teşekkül etti. Orada gerisi yok onun. Ondan evvel, fiziki manada, bir insan yok. Ama o şahsıyla, varlık alemine çıkmadan önce, geçmiş dönemlerde yani, Allah-u Teala işte alemin misaldeki, ruhunun, bedenine girmeden evvel,

  40. 19:47

    çünkü fiziksel bedeni yaratılmamış daha. Ama ruhu var. E o ruhun, latifeler kime ait? Ruhun basamakları dedik ya, ruhla ilgili. Esas insan ruhtur derdi Efendimiz. Çünkü beden iskelet. Hayat veren, geldiği zaman bütün sıfatlarıyla gelen, gittiği zaman bütün sıfatlarıyla giden varlık nedir? Ruhumuzdur.

  41. 20:13

    Ruh gelince, canlanınca ilmin İşte diriliğin, işitmen, görmen, konuşman, bir şey yapman, takman, çıkartman, her hareket meydana gelir. E ruh gittiği zaman uykuda bir şey var biliyor musun, bir faaliyet. Bir şey konuşmak istediğin konuşabiliyor musun uykudan yani? Ölümde, öldükten sonra ruh mahşere kadar ayrılmış.

  42. 20:37

    Hangi sıfatın kalıyor? Onun için bu alemde Adem Aleyhisselam şahsıyla yaratılmadan önce, Asırlar önce, uzun asırlar, yüzlerce, binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce sene geçmiş. Alem-i Misal'de ruhun ruh var ve onun latifeleri var, sıfatları var. O bedene muhtaç değil.

  43. 21:06

    Yani fiziki alemde görünmesi için bedene muhtaç. Allah onu öyle yarattı. Ama sıfatlara sahip olması için bedene muhtaç değil. Şimdi mesela vefat etmiş, Allah dostları, evliya olan veya şehitler, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Belahiyye asıl diriler onlardır diyor. Ama fiziki manada bedeni yok.

  44. 21:26

    Bedeni toprakta, çürümüş veya çürümemiş, o da fark etmez. Bedeni toprakta olan, yani alemde ortada hiçbir şeysi görünmeyen, kişiler hakkında, şehitler hakkında ne bilersin Allah, diridir diyor. Demek ki ruhun diriliği dirilik için ve sıfatlarının çalışması ve işlemesi için yeterli. Bedene ihtiyacı yok.

  45. 21:49

    Ama bedenin konuşması, görüşmesi, yürümesi, yemesi, içmesi için ruha ihtiyacı var. Ruhsuz beden hiçbir şey yapamıyor. Ama bedensiz ruh çok iş yapıyor. İşte ruh bedendeyken kılıç kınında gibi, ruh bedenden çıktığı zaman kılıç kınından çıkmış. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Çanakkale mağribesine katılıyor.

  46. 22:09

    Kıbrıs Harbi'ne Evliyaullah katılıyor. Şimdi birçok orduyu bozguna uğratıyorlar. Bu bütün eri sünnet ulema nezdinde ittifaklı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, peygamberler diri diriler kabirlerinde namaz kılıyorlar. E nasıl namaz kılacak? Ruh namaz kılmaz ki bedeniyle kılıyor. Ama bedeni ortada gözükmüyor.

  47. 22:28

    Ama Allah ona beden veriyor. Suret veriyor. Ruhuna istediği şekilde girme müsaadesi veriyor. Şimdi onun için Adem aleyhisselam bedenen yaratılmadan asırlar önce bi'icadil haq subhanehu. Haq subhanehu'nun var etmesiyle ama alemin misale göre var etmesiyle. Fiziki alemde değil. Misal aleminde. Yani elle tutulan gözle görülen bir alem değil ama

  48. 22:53

    Allah ona bir şekle büründürdüğü zaman bu alemde de hiç görüyor. İşte Adem aleyhisselamdan evvel bu manada çok ademler, yani Adem aleyhisselamın yine şeyleri, latifeleri ve sıfatları, her bir sıfatı ve tezahürü zuhur ediyor. Beliriyor yani bir sureti Adem'e. Adem aleyhisselamın şekline bürünerek beliriyor.

  49. 23:13

    Ve Tüsemba'ın ismi onun ismiyle adlandırılıyor. Ona da Adem deniyor. Ondan sonra ve kâne oluyor. Ya kav vakı oluyor. O misal alemindeki, ruhani latifenin, işte şekle bürünmüş halinden, neler vakı oluyor yani o neler yapabiliyor? Ma o şeyler ki seyakkabu yakında vakı olacak. Kimden bilir? Ademel muntazari.

  50. 23:36

    Beklenen Adem var ya, yani dünya yaratıldıktan sonra yaratılacak fiziki manadaki tek Adem aleyhisselam o. İki tane Adem yok. O beklenen, yaratılması beklenen, vakti beklenen Adem'den vuku bulacak. Her şey ondan da vuku buluyor. Yani dünyaya gelen Adem aleyhisselam, neler yaptıysa, namaz kıldıysa, oruç tutuysa, zikir yaptıysa, vaaz ettiyse, şunu yaptıysa, bunu yaptıysa,

  51. 24:06

    hepsi misal aleminde. Daha fiziki Adem yaratılmadan önce, onun ruhaniyeti camiyetli olduğundan, çok sıfatları haiz olduğundan, o latifelerinin kendisine ait olan sıfatları, daha önceden, çünkü ruh var, o sıfatlar şekle vüründüğü zaman, oldu sana Adem. Ama dünya yaratılmamış veya, dünya yaratıldıktan kaç bin sene sonra, yani Adem aleyhisselam daha cennette yaratılmamış.

  52. 24:33

    Hatta zahire, ta ki zuhur ediyor münavından, tevalüdün, ya tamam Adem aleyhisselam'da camiyet var anladık da, İbn Arabi'nin, kırk bin sene evvelki dedesi ne işi? Tamam da, ne dedik sana? Fiziki manada beklenen, Adem aleyhisselamın yapacağı her şey, misal aleminde önceden, zuhur ediyor. Peki, yaratıldıktan sonra Adem Haccan'ın fiziki manada ondan neler zuhur edecek?

  53. 25:05

    Doğurmayacak mı? Çocuğu olmayacak mı yani? Yüz bin çocuğunu gördü. Yani çok yaşadı, 960 sene. Yüz bin çocuğunu gördü. Ondan sonra. Onun için zuhur etti ondan, tevâlüdün, doğurma, tenâsülün, neslin artması. Ama tabi, fiziki manada Adem Aşağı olmadığı için fiziki manada âlem-i selâm olmadığı için, âlem-i misâle münâsib.

  54. 25:29

    âlem-i misale münasip. Münasibun li âlem-il misâli. münâsibun li âlemil misâli. Âlem-i misale uygun düşecek şekilde onu da çocukları, çocukların çocukları, çocukların çocukları ruhlar aleminde surete bürünerek zuhur ediyor. E bunlardan biri de İbn Arabi Hazretleri'nin geçmiş dedelerinden, atalarından birisi.

  55. 25:52

    İşte tavafta geldi karşısına şimdi. Halbuki o yaratılmış. Önce âlem-i misalde yaratılmış. Kırk bin sene evvel dedi ya âlem-i misalde. Çünkü bu fiziki âlemde kırk bin sene olmadı daha. Adem Aşağı yaratıldığında yedi bin sene tamamlanmadı diyor. Yani İbn Arabi Hazretleri de aynı şeyi düşünüyor. İbn Arabi Hazretleri de aynı şeyi buyuruyor.

  56. 26:12

    Daha yedi bin sene tamamlanmadı da göre. Fiziki dedelerinden değil. Âlem-i misaldeki dedelerinden. Ama âlem-i misaldeki dedesi ona tavafta gelmiş. Vefatından sonra geldiği için yine âlem-i misalde, ruhlar âleminde şekle bürünerek gelmiş. Peki fiziki manada dedesi olarak ne kadar evvel? Diyelim iki bin sene evvel, üç bin sene evvel İbn Arabi Hazretleri.

  57. 26:36

    İbn Arabi Hazretleri şuradan sekiz yüz dokuz yüz sene evvel yaşamış. Onun da geçmiş dedelerinden olsa olsa olsa iki bin sene evvel, üç bin sene evvel, dört bin sene evvel de dedesi varmış. Adem Aşağı'ndan sonra herkesin bir dededen geliyor. Ama kırk bin sene dediğin zaman o kırk bin sene maddi âlemde kırk bin sene geçmediği için dedesi ona hangi âlemdeki vaktinden bahsediyor?

  58. 26:59

    Kırk bin seneden daha fazla oldu diyor. Âlem-i misalde. Yedi binle, on binle sınırlı değil ki. Âlem-i misal bu dünya yaratılmadan evvel de vardı. Allah-u Teala her şeyin örneğinin ümunesini misal âleminde yaratmış. Mevzu bu diyor. Yani o âleme münasip şekilde doğma doğurma ve nesil çoğalması olmuş. Ve nâlet o nâil olmuş.

  59. 27:29

    Ondan sonra o suret yani âlem-i misaldeki Âdem Aleyhisselam'ın latifesi yani nâletin hiyesi latifeye gidiyor. Surete de gidiyor. Yani o latife, o sıfat, sıfata da gidebilir. Âdem Aleyhisselam'ın cem ettiği sıfatlarından bir sıfatın şekle bülümedir. O suret, ondan sonra onun çocukları oluyor. Ne âlem-i misalde o sıfatların tezahürü olarak.

  60. 27:57

    Misal âleminde o kavuşmuş kemâliyetin mükemmeliyetlere de kavuşmuş. Adamına göre tabii. Suriyeten hem maddi mânâda ve mâneviyetten hem mânevî mânâda. Ama bunlar şu âlemde görülen şekliyle değil. Münâsibeten yine hepsi uygun düşen şekilde. Neyli zelkel âlem, o âlem. İşte o âlemdeki

  61. 28:24

    varlıklar, sonradan dünyada yaratılacak olan her şeyin bir örneği, misali var ya. O misal mânevî olarak da kalmış olabilir. Ya da fiziki bir şekle de orada bürümüş olur. Ama yine âlem-i misale uygun bir suret. Mânevî dediği, o âlemde mânevî de kalabilir, bir şekle bürünmez. Şu andaki ruhumuzu görmediğimiz gibi.

  62. 28:48

    Bu âlemde ruh da var. Ama görmüyoruz. Âlem-i misalde de yaratılmış numune olarak, örnek olarak. Kimisi hem maddi hem mânevî mükemmeliyetler elde etmiş. Kendi âleminin durumuna göre. O âlemdeki diğerlerine göre yani. Bundan dolayı vesâret olmuş. Müstahakkaten hak etmiş. Sevabı hak etmiş, azabı hak etmiş.

  63. 29:20

    Onlar hakkında kıyamet kopmuş. Cennetlik olan cennete gitmiş. Cehennemlik cehenneme gitmiş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem cennete girdim diyor. Bilal-i Habeşi önümde gidiyordu diyor. Bukhari ne yapacaksın? Bilal-i Habeşi daha dünyada. Daha ölmemişti. Nasıl cennette önde gidecek? Anladın mı? Yani önümde diyor.

  64. 29:53

    Senin cennette Ne zaman girsem senin takviyalarının sesini, ayaklarının sesini önümde cennetten duyuyorum. ne zaman gideceksin? Bu fazilete ne ile eriştiriliyor? Orada işte abdest şükrü namazı kılın. Ben abdest aldığımda iki rekat şükür namazı kılalım diyor. Meşhur hadis. İşte. Yani cennete Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem girdiğinde bilal-i meşhur orada.

  65. 30:21

    Cehennemde şunları gördüm, şunları gördüm diyor. Halbuki daha cehennem mevcut el üstüne de göre şu anda. Ama maaşlar kopmadan kimse cehenneme şu an gitmedi. Ama âlemin bir halde gitti. Allah-u Teala kıyamete kadar yaratacak olduklarını, yaşatacak olduklarını öldürecek, işte cennetle gönderecek, cennetle gönderecek şu andaki herkesin durumu Allah'ın dinde malum.

  66. 30:45

    Ya bunu âlemin bir halde bu iş zaten bitmiş. Âlemin bir halde anlaman için zaten ilmi ezeli. Allah'ın ezelinde ilmi yok mu? Allah'ın ilminin başı başlangıcı var mı? Yok. E o zaman? Ama onu ilminde bırakmamış. Çünkü ilmi ezeli demek o âlemin misalinden de önce. Çünkü âlemin misalinde mahluk yaratılmış.

  67. 31:08

    Yaratılmış olduğu zaman senin görmen gerekmiyor ki. Her mevcut olan, mahluk olanı sen görüyor musun şu an? E görmüyorsun Allah-u Teala mevcutların, hakiki mevcut sade Allah'ım görüyor musun? Cennet, cehennem şu anda mevcut görüyor musun? E yoksa bu yok. Yani madem görmüyorum yoktur dersen o zaman Allah'ı da inkar etmen lazım haşa.

  68. 31:32

    Yani âlemin misal ezeli değil. İlmi ezeli, Allah'ın bilgisi, ilim sıfatı ezeli. Âlemin misal sonradan yaratılmış. Sonradan yaratılmış ama Allah'ın başı yok, başlangıcı yok. Âlemin misal bu âlemin şehadetten, fiziki âlemden ne kadar evvel yaratılmış? Ooo yüz milyonlarca, milyarlarca sene evvel. Onun gerisine kadar.

  69. 31:52

    Ama yaratıldığı için onun üzerinden zaman geçer mi? Geçer. Onun için ne diyor? Kırk bin sene evvel diyor. Çünkü neden? Zaman var. Zaman olmasa kırk bin sene evvel. Ki dedenim der mi? Zaman var. Ama fiziki âleme geldiği zaman âlemin şehadette bu dünya hakkından konuşuyoruz. Hani arş, levh, mahfuz hakkından konuşmuyoruz.

  70. 32:11

    Dünya hakkında konuşuyoruz. Dünyanın ömrü işte diyelim yedi bin sene. Eee? Fiziki âlemde ben kırk bin sene evvelki dedenim diyebilir miyim? O manada diyemez. Ama misal âlemi ne olursa yüz bin sene evvel de der. Çünkü misal âlemi şehadet âleminden çok asırlar evvel. Baksana bir kuruğunu mutlaka bilet.

  71. 32:32

    Çok uzun asırlar evvel Allah'ın icadıyla diyor. Ne demek icadıyla? Var etmesiyle. İşte âlemin misal mevcut yani. Allah icat etti diyor sana. İcat etti mi ne olur? Mevcut olur. İşte o âlemi anlamak lazım. O âleme göre şu anda yaşananların hepsi orada evvelce yaşanmış. Dolayısıyla kıyamet kopacak ya önümüzde.

  72. 32:55

    Orada kopmuş. E kıyamet koptuktan sonra mahşerde çıktıktan sonra hesap kitap mahşer elli bin sene vesaire vesaire. Kimisi cennetlik kimisi cehennemlik. Cennettikler cennette cehennemde cehenneme gidecek mi? E gidecek. O âlemde gitmiş bitmiş. Çünkü o âlem ilmi ezeliden alıyor şeyini. Allah-u Teala ilmi ezelinden bildiğine göre.

  73. 33:20

    Hümme zaharet. Şimdi Adem Aleyhisselam'ın latifeleri, ruhunun basamakları ve çok sıfatlarından herhangi bir sıfatları efendim şahsı yaratılmadan yüz binlerce milyonlarca sene evvel zuhur etmiş. Sonra zaharet sonra bir daha zuhur etmiş. İlk zuhurundan sonra. Bir ilk zuhuru var. Yani misal âlemde ilk görünmesi.

  74. 33:51

    Allah'ın yaratmasıyla. İlk. Ondan sonra yine vakitlerden bir vakitte ilkinden diyelim yüz bin sene geçti milyon sene geçti milyar sene geçti Allah'ın yine dilemesiyle sıfatını kura başka bir sıfatı ortaya çıkıyor. İlk sıfatlarından yahut onun latifelerinden işte ruhunun basamakları olan latifelerinden herhangi bir latifesi yine bir şekle bürünüp zuhur ediyor.

  75. 34:25

    O ilk zuhurundan ne kadar sonra? Allah ne zaman dilediyse. Ala nebina aleyhissalatü vesselam bizim Peygamberimize ve Adem Aleyhisselam'a salatü selam olsun. Yine misal âleminde. Daha dünya yok. O alemde ikinci bir zuhur ile zuhur etti. Ve zahra minâ mâ zahra minel ûlâ İlk zuhurunda neler yaptıysa doğdu doğurdu işte efendim çoğalmalar oldu iş yapmalar oldu

  76. 34:54

    İbadet taatlar oldu vs. Yine aynı şeyler yapacağı şeyler ileride var olduğu zaman yapacağı şeyler yine âlem-i misalde zuhur etti. Ve lemma temme devru aizâ. Onun da devri bitti. Anladın mı? Devir. Devre yani devrin dönem demek dönem. O dönemde bitti. Zahra zuhurun sel için üçüncü bir belirme.

  77. 35:21

    Madem o selemin herhangi bir sıfatı herhangi bir latifesi daha yaratılmamış fiziksel ama ruhu var ruhaniyetinde çok sıfat var. Misal âleminde şekle büründü. Sıfatlarından ve latifelerinden üçüncü bir başkası zuhur etti. Ve lemma temme ne zaman tamamladı zalike zuhru evzâ devru. O da döneminin nübetini tamamladı.

  78. 35:48

    Zahra zuhurun râbi'un. Kaç yüz sene sonra dördüncü bir sıfatı latifesi zuhur etti. Şekle büründü. Yine aynı işler gördü. Vâ kezâ böylece ilâ maşâAllahü teâlâ Allah'ın dilediği kadar gitti. Şimdi ve lemma temme şimdi ne diyor? İbn-i Arabi Hazretleri diyor ki sen benim dedemsin ne kadar evvel yaşadın.

  79. 36:14

    Dünyadaki fiziki bedelinden biri ama dünyadaki vaktini söylese birkaç bin sene evvel demesi lazım. Ama kırk bin seneden fazla geride yaşadım deyince o zaman bu alemdeki dönemini söylemiyor. Misal alemindeki dönemini geçirdiği dönem söylüyor. Geçen haftaki mektupta öyleydi. Ya Adem as'a yaratıldığından yedi bin sene geçmedi.

  80. 36:40

    Sen nasıl kırk bin sene evvel benim dedem oluyorsun? Deyince İbn-i Arabi Hazretleri o zat ne dedi? Sen fiziki manada yaratılan ve yedi bin senelik devresi olan yani nesilleri, zürriyetleri işte yedi bin sene sonra kıyamet kopacak. Maddi alemdeki Adem'den bahsediyorsun. Onun dönemi yedi bin sene ile kısıtlı.

  81. 37:11

    Ama misal alemindeki Ademler de o Ademler bizim bildiğimiz babamız Adem as'dan yabancı değiller. O Adem as'ın sıfatlarından bir sıfat latifelerinden bir latife ruhani yani Adem as'ın ruhunun sıfatlarından latifelerinden birini temessül edip, tasavvur edip, teşekkül edip misal aleminde işler görmesi.

  82. 37:36

    Bunları anlamazsan hiçbir şey anlamazsın. Onun için fiziki bedeniyle beraber ruhunun birleştiği bizim de babamız olan Adem as'ın devresi yedi bin sene. Ama ruhaniyetine ait sıfatlarının ve latifelerinin zuhurları ve teşekkürleri misal alemindeki o yedi binler sınırlı değil ki. Onun için oradaki deden kırk bin sene evvelden bahsedebilir.

  83. 38:09

    Çünkü ruhani olarak vardı orada. Bunları anladığın zaman işte ne zamanki böyle matemmet tamamlandığı deva-i ruzurat-i misaliyeti, Adem as'ın alemin misaldeki görünmelerinin yani sıfatlarının ve latifelerinin şekle bürünmelerinin ve misal aleminde yaşamalarının görünmelerinin bütün daireleri bitti. Yani nereye geldi iş dünyanın yaratılmasından ve Adem as'ın fizikinden.

  84. 38:35

    Vakit geldi oraya. Zaman binlerce yüz binlerce milyonlarca senede olsa geçti. E geldi oraya. Çünkü alem-i misal mahluk. Üzerinden vakit geçer. Allah-u Teala mahluk değil. Haşa onun üzerinden zaman geçmez. İlmi ezeliğin üzerinden zaman geçmez. Ama Allah misal alemi olarak bir alemi yarattıysa o yaratıldığı için onun üzerinden zaman işler.

  85. 38:57

    E bütün devreleri tamamlandı. Bu sefer hangi devreye geldi? Adem as'ın ruhunun bedeniyle birleşme devresi geldi. Yani bu dünyanın yaratılması lazım ki o bu dünyada yaşayacak. Önce cennette yaratılacak, yaşayacak bayağı bir sene, yüzlerce sene. Sonra dünya indirilecek. O zaman fiziki alemin meydana gelmenesinin vakti geldi.

  86. 39:21

    Elleti o devreler ki, Onlar neye mütealliktir? Geçmiş devreler bedenine değil, hamuruna, çamuruna değil. Nereye? Sıfatı ve latayfı. Adem as'ın ruhuna ait sıfatlarının ve latifelerinin, manevi vasıflarının ve niteliklerinin şekle bürünüp misal aleminde zuur etmesiyle ilgili devrelerinin hepsi tamamlandı.

  87. 39:55

    Bu sefer vücidet meydana geldi. Nerede? Ahiral emri, işin neticesinde. Ne meydana geldi? Hadî nusgatul camiatu. Hadî nusgatul, bu nuska yani bu Adem. Öyley adem gel, camiatu. Camiatu ne demek? Alemin misaldeki nuskasında, nuska kopya manasına da geliyor.

  88. 40:20

    Oradaki kopyalarında yani görüntülerinde, ruhunun kopyalarında, sıfatının kopyalarında, latifelerinin nuskalarında camiyet yoktu. Çünkü neden? Bedenle birleşmemiş ki. Bedenle birleşmediği için orada yani şu andaki fiziki bedenin ihtiyaçlarına ait işler dönmüyor. Bu dolaplar yok orada. Onun için bu camia nuska, ne demek camia?

  89. 40:46

    Bedeni, ruhu, kalbi, işte efendim hayvani duyguları, şehvani duyguları ve hepsini içine alan insan, fiziki insan meydana geldi. Nerede? Fi alemi şehadeti, şehadet alemi. E cennet zaten yaratılmış. Adem as'lam cennette yaratıldı. Hamuru çamuru cennette yoğruldu, cennette yaratıldı. Ama cennet alemi şehadettir.

  90. 41:08

    Ne demek alemi şehadet? Şehadet, elle tutulan, gözle gerilen bir alem. Şu anda da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gitti, gördü. Şu anda cennet var, cehennem var. Şimdi bütün hadislerde, ayetlerde cennet hakkında, cehennem hakkında müddet, hazırlandı diyor. Hazırlanacak demiyor. Ve Ramazan'la ilgili hadislerde vesaire hadislerde cennetin kapıları açılıyor.

  91. 41:28

    Huriler, köşklerden, saraylardan. Hidalar geliyor, şunlar, bunlar hepsi Ramazan hakkında gazete. E bunlar şu anda şehadet aleminde oluyor, misal aleminde olmuyor. Cennet ve cehennemin de, yaratılmadan evvel misal aleminde tabii ki örnekleri var, kopyaları var. Ama cennet ve cehennem fiziki aleme, bu dünya yaratılmadan evvel çıktı zaten.

  92. 41:50

    Şehadet alemine çıktı. Senin benim görmediğim nice alemler var şu anda. Yani haberimiz yok, 18 bin alem var, haberimiz yok. Gezegenlerin çoğunu görüyor musun, elliyor musun, gidiyor musun, geliyor musun? Cennet ve cehennemde böyle bir şey 7 kat göklerin üstünde, şu anda mevcut. Arşın altında, göklerin üstünde.

  93. 42:11

    Arş da yaratılmış, arş cennetlerin tavanı. Onun altı cennet. 8 cennet arşın altında. Dolayısıyla şehadet aleminde, yani görünen alem cennette tabii ama o da şehadet alemi. Misal alemi değil, cennet yaratılmış. Adem Aleyhisselam cennette yaratılırken cennet mahluktu zaten.

  94. 42:35

    İşte sonunda o Adem Aleyhisselam'ın ruhlar alemindeki, misal alemindeki latifelerinin, sıfatlarının tesavvürleri, fenasülleri, tevalütleri, doğmaları, doğurmaları, evlenmeleri, bilmem neleri vs. çoğalmaları, bütün onlar misal aleminde. Evreler, evre, evre, evre, evre. Dünyanın yaratılma, Adem Aleyhisselam'ın bedeninin yaratılma evresi, devresi gelince neticede o yaratıldı.

  95. 43:06

    Biicâdillâhi, Allah'ın var etmesiyle, Celle Sultanu, Saltanatı Yüce olan Allah vs. O bedeniyle birleşen Adem Aleyhisselam fiziki manada yaratılınca oldu muazzez eden, çok aziz tutulan, değer verilen ve mükerrem eden, kendisine ikram edilen, hürmet edilen bir mahluk oldu. Neyle? Bi'inâetî teâlâ. Tabi ki Allah Teâlâ'nın inâetiyle, özel muamelesiyle, gözetmesiyle.

  96. 43:37

    Ne buyurdu Mevla? Üsküdülü ile Adem Aleyhisselam'a secde edindir. Melekler de Adem Aleyhisselam'ın fiziken yaratılmasından önce yaratılmış. Onlar da sonradan yaratılmış ama Adem Aleyhisselam'dan önce yaratılmış. Onlar da dedi ki Adem'e secde edin. Niçin? O sizin kıbleniz. Nasıl ki insanların kıblesi Kabe, meleklerin kıblesi Adem Aleyhisselam'a secde edin dedi.

  97. 43:59

    Secde Allah'a yapılıyor ama kime dönerek? Biz senin secdeyi Kabe'nin taşına mı yapıyoruz, Allah'a mı yapıyoruz? Secdeyi Allah'a yapıyoruz ama nereye dönmek şartı var? Kıbleye, Kabe'ye. Meleklerin kıblesi de Adem Aleyhisselam. Adem'e doğru bana secde edin ama Adem'e doğru duracaksınız. Başka tarafa durursanız secdenizi kabul etmem.

  98. 44:18

    Nasıl ki şimdi Kabe'ye doğru kılmayan, tersine kılanın kabul olmaz, kafir olur. Bile bile yaparsa. Onun için Allah ona çok değer verdi. Halife yaptı, muhazzes yaptı. Şimdi fe in vücide mi etu elfe Adem'e. Tamam yüz bin Adem hadise göre, hadisin sayı olduğunu kabul edersek. Yüz bin Adem'i Allah yaratmış tamam mı?

  99. 44:41

    Var. Eğer varsa bunlar, fe leysu asla değiller, olmadılar. İlla ancak nedirler? Bu Adem'in parçaları. Bu yaratılış. Bu yaratılan, bedenin içine sokulan, ruhu bedenle birleşen ve hepimizin babası olan, hepimizin kendisinden doğduğumuz efendim, Adem'in onlar neleri cüzleri. ve mevâddehu maddeleri da ve mukaddimâti vücûdi varlığının mukaddimeleri, ön sözleri

  100. 45:12

    da ve mevâddehu onun başlangıçları. Yani ne manada? Bu Adem aleyhisselâm fiziki yaratılmadan evvel onun ruhu vardı, o ruhunda neleri vardı? Latifeleri vardı, sıfatları vardı. Çünkü ruh oldu bu sıfatlar ruhla kaim oluyor. O sıfatlar ve latifelerin hepsi Adem aleyhisselâmın ruhunun cüzleri, maddeleri, mukaddimeleri, meddeleri efendim, başlangıç noktalar.

  101. 45:40

    Ruhuyla alâka. İşte yüz bin Adem nedir? Dünyada yaratılan, bedeniyle birleştirilir, fiziki manada, beşerin babası yapılan, olarak yaratılan Adem'in hepsi cüzleri, sıfatları, latifelerinin tasavvürleri, misal alemlerindeki görüntüleri. Yoksa fiziki alemde Adem kaç tane? Bir tane. Ve ceddu Şeyh-i Ekberilezî.

  102. 46:05

    Şeyh-i Ekber, en büyük şeyh İbn-i Arabiye diyor. Onun dedesi ki Ellezî, hani maza geçmişti fevdi, onun fevdinden yani, keşif gitmesinden, ölmesinden, ez yedud, daha ziyade minel va'in elfe seneten. Kırk bin seneden fazla geçti benim fevdimden dedi ya, misal aleminde de ölüyor. Misal aleminde yaşıyor, yaşıyor, yaşıyor, bir vefatı geliyor.

  103. 46:29

    Alemin misale göre yaşıyor, alemin misale göre fevd oluyor. Anladın mı? Ne zaman vefat edilecektiyse ona göre. İşte o dede, kâne'id-i latîfeten bir sıfat idi. Fî alemin misal, misal aleminde yaratılmış. Nelerden? Min letâfi ceddi. İbn-i Arabi'nin dedesinin fiziken yaratılmasından evvel, sıfatlarından birinin tezahürü, rûh etmesi, şekle bürünmesi ile var olmuş.

  104. 47:05

    Fînne-şşeyhellezî kâne'l-vücûdün. Ama hangi dede ki, o var idi fî âlem-i şehâdeti. Tamam mı? Şehadet aleminde. Yani bu dünyada benim kaç dede göbek evvelki dedem, bu dünya gelmedi mi? Geldi. Peki bu dünya gelmeden evvel, ben de gelmeden evvel, misal aleminde hepimizin sıfatlarının zuhuru var mıydı? Vardı.

  105. 47:30

    İşte o da bu âleme, onun dedesi de, işte kaç bin sene evvel bu âleme de geldi, yaratıldı. Kâbe'yi ta'f etti. Gittiyse Kâbe'yi ta'f etti, tamam. Ettim dediğine göre etmiş, âlem-i şehâdette de etmiş. Ama kaç bin sene evvel etmiş, işte birkaç bin sene evvel olabilir. Çünkü Âdem Aleyhisselâm'dan sonra, onun torunların torunlarından birisi, İbn-i Arabi'nin dedesi.

  106. 47:51

    O şehâdet aleminde var olan şeyh, ta'fe bil beyti, Beytullah ta'f etmiş, vakti izin o zaman. Ama nerede? Fî âlemin misâli. Misal aleminde de ta'f etmiş. Şimdi kaç bin sene evvel dünyada dedesi yaşarken dünyada ta'f ettirtti ya, ama o kırk bin seneden fazla olamaz. Çünkü bu dünyadaki şehâdet aleminde yedi binle sınırlı.

  107. 48:16

    Peki o zaman nasıl diyor ki ta'fta? Biz bu Kâbe'yi seneler önce, işte o kırk bin sene evvel, biz bunu ta'f etmiştik. E tamam da fiziki alemde dünya yokken Kâbe'de yoktu. O zaman o orayı nasıl ta'f edecek? Heh, işte gel. Kâbe-i Muazzama'nın da bir sureti var. Ve şebehen bir benzeri var. Nerede? Fîl misâli alemin misalde.

  108. 48:51

    Dünyada mevcut olan her şeyin misal aleminde de bir benzer, sembolik sureti var demedik mi? Misal aleminde yaratılan, yani ruhların sıfatlarının ve latifelerinin şekle bürünmüş halde misal aleminde yaşayanlarının kıblesi de bu Kâbe'nin bir sureti de nerede var? Misal aleminde var. Onlar da orayı ta'f ediyor.

  109. 49:20

    Burada ne varsa alem misalde de var. Benzerleri yaşanıyor. Anladınız mı? İnşâAllah anladınız. Vel fakîru bu fakir diyor. Erseltü salıverdim nazari, bakışımı ve düşüncemi. Bu konuda diyor, şöyle aklımı bir saldım diyor. Uzaklara, daha uzaklara, daha uzaklara. Düşün, düşün, düşün. Bu kadar ayet, hadis, bu kadar ilim, itikad da müjde edilmiş.

  110. 49:51

    Derin gittim, bu konuda. Kesin çok derinlere gittim, gittim, gittim. Vâkı olmadı nazarî benim bakışım. İle Âdem'i, bir Âdem'i görmedim. Ölen ve ahıra başka bir Âdem. Nerede? Fi âlem-i şehadet. Ey gidi Mustafa Eslamoğlu kafasında olanlar. Şehadet âleminde, yani Allah'ın yarattığı fiziki bu dünya âleminde hiç başka bir Âdem görmedim, yok.

  111. 50:20

    Keşifle de baksan yok, akılla da düşünsen yok, zahirde de görsen yok. Vele mecit bulamadım. Kimden başka? Gayra şi'âbî dedi, âlem-i misâli. Âlem-i misaldeki oyunlar, surete bürünmeler. Yani fiziki manada şu âlemde elinle tutun desen yok. Ama misal âleminde surete bürünmüş olarak hakiki dünyada yaratılacağındaki bedeni ve fiziki şekli cesedi değil.

  112. 50:56

    Onun için şi'âbî ediyor. Yani misal âleminde var görünüyor, sonra o kayboluyor. Ama Mevla'nın dilediği vakitte Mevla onu gösteriyor öbürlerine. Ama misal âlemindekilere. Bundan başka bir şey yok. Yani dünyada tek bir Âdem yaratıldı fiziken, o da Ebu'l-Beşer, Beşer'in babası Âdem Aleyhisselam. Ama o Âdem Aleyhisselam'ın misal âleminde sıfatları ve suretleri çok şekle büründü mü?

  113. 51:28

    E bürünmez olur mu çünkü Âdem Aleyhisselam'ın. Bütün insanlardaki genetiklerin, sıfatların, ruhani cismin hepsi kimde toplanmış? Âdem Aleyhisselam'da. Âdem Aleyhisselam'da toplanmasa bu kadar kıyamete kadar gelecek insanlar da çıkar mı? Onda olmayan oğlunda nasıl çıkacak o sıfat? Onun için dolu sıfatları var, latifeleri var.

  114. 51:48

    Onlar şekle bürünmüş misal âleminde. Orada misal âleminde Kâbe'yi de tavaf etmişler. Onun torunları da olmuş. Çocukların çocukları. Kıyamete kadar ondan geleceklerin hepsi misal âleminde olmuş. İbn Arabi'nin dedesi de kırk bin sene evvel dedi ki tavaf ettim dediği misal âlemindeki tavafından bahsediyor.

  115. 52:05

    Ve mâ o şey ki kâlehû onu dedi el bedenil misâliyyû. Âlemin misaldeki bedeni şekle bürünmüş, kaç bin sene evvel ölmüş dedesi. Gelmiş İbn Arabi Hazretleri ile tavaf ediyor. O da baktı bunlar âlemin misalinden gelmiş herhalde dedi. Anladım diyor çünkü bunlar dünyadaki şu andaki yaratılanlardan. Bunları hiç tanımıyorum.

  116. 52:28

    Peki o ne dedi? Ona ani kastediyorum kavle usû sözünü. En emin cümlede ecdadı ki ben senin dedelerinden biriyim. Ve mâ zâ min fevtî. Benim geçip gitmemden geçti. Ez yedû. Daha fazla. Min erbâine. Elfe senetten. Kırk bin seneden fazla geçti dedi ya. Edellü delîlin. Bu delillerin en büyüğüdür. Neye dair?

  117. 52:48

    Alâ ennel evâdime. Âdemler. Evâdim, Âdem'i canım. Ellezîne öyle Âdemler ki kâne oldu vücûdu. Onların varlığı kavle vücûdi Âdem'e. Âdem'in varlığından evvel. Hangi Âdem'den bahsediyoruz? Ebilbeşerî. Beşerî'in bebesi aleyhisselam. Hepimizin babası olan Âdem aleyhisselamın fiziken var olmasından evvel geçen Âdemler var mı?

  118. 53:09

    Var. Yüz bin Âdem yarattıysa var. İşte onlar neredeydi? Kânû. Onların hepsi. Min zuhûrâti sıfâti Âdem. Âdem aleyhisselam. Yaratılacak, fiziken yaratılacak Âdem aleyhisselamın ruhunun sıfatlarının zuhurâtın. Zuhurât ne demek? Görünmelerinden. Görünmek için ne lazım? Şekle verilmek lazım. Tâ ve letâfî.

  119. 53:31

    Onun latifelerinin manevi ruhuna ait basamakların ve ruhuna ait makamların görünmelerinden. Yani şekle bürünmelerinden olmuş. Lâ ennehu. Yoksa demek değil ki kânet varıdilehum onlar için hılketün fiziki bir yaratılış alâ ahdetin başlı başına öyle yaratılış gibi mübâinetün farklı nedenli hılketi Âdem.

  120. 53:58

    Şu an dünyada yaratılan fiziki Âdem aleyhisselamın hılketine mübâin ama o da fiziki manada yaratılmış bir Âdem vardı demek değil. Çünkü dünyada yoktu. Âdem aleyhisselam dünyanın yaratılmasından birkaç bin sene sonra cennetten indirildi ve dünyaya gönderildi fiziki manada. Ondan evvel fiziki manada yaratılan bu Âdem'den farklı ama aynı fiziki bir Âdem daha yoktu.

  121. 54:29

    Bu Âdem'in yaratılmasına efendim dan farklı bir Âdem yoktu. Fe innehu çünkü şan mâ nisbetül mübâinî bir Âdem azâ. O misal âleminde yaratılan Âdem'in sıfatının şekle bürüneni bu Âdem'in yani cisimi ve cesediyle yaratılan Âdem'e efendim nisbetini ola. Nisbetini ola onun sıfatlarından latifelenden birinin şekle bürünmesi.

  122. 55:09

    Bundan başka hariçte yani dışarıda fiziki alemde yok. Vekî fîkûnû. O ne zaman, nasıl olacak İbn-i Arabî Hazretleri'nin dedesi nasıl olacak? Dünyada fiziki manada ki Âdem'e selamın daha yaratılmasından yedi bin sene geçmemiş. Bu diyor ben kırk bin sene evvelki senin dedenim. Âdem'e selam yaratılmadan İbn-i Arabî'nin dedesinde yaratılması mümkün değil.

  123. 55:41

    E kırk bin sene fazla geçti dediğine göre. O fe innehu çünkü lem yetinme tamamlanmadı sebebiyle alâefi sene. Yedi bin sene daha tamamlanmadı. Bâdu henüz. Min hılkati Âdem'e. Âdem'e selamın hılkatinden. O zaman fe innehu. Nerede el mesâhu? Düşünme payı olacak. Mümkün görülecek. Lî ervâne elfe sened. Ervâne elfe seneden.

  124. 56:04

    Kırk bin sene nerede düşüneceksin? Demek ki Âdem aleyhissalâtu vesselâmın misal alemindeki sıfatların, latifelerinin şekle bürünenlerinden aynı bu alemdeki gibi tenâsül, tevâlüt, çoğalma olmuş. Dolayısıyla kıyamete kadar gelecekler misal aleminde de aynı böyle yaratılmış. O arada da ne var? İbn-i Arabî Hazretleri'nin kaç göbek ötesindeki dedesinin de misal aleminde var.

  125. 56:33

    Misal alemindeki Kâbe'yi misal alemindeki ruhaniyetin şekle bürünmüş hali tavaf etmiş. Şimdi de tavafta vefatından ne kadar sonra fiziki aleme gelmiş. Ondan sonra fiziki aleme gelmiş, yaşamış, ölmüş. Ondan sonra yine ruhu şekle bürünerek, Evliyaullah'tan olduğu için gelmiş. İbn-i Arabî Hazretleri tavaf ederken yanında o da tavaf ediyor.

  126. 57:00

    Kulağına da değil eğilmiş. Demiş ki ben senin dedelerinden biriyim. Kaç sene evvel sen yaşadın? Demiş kırk bin sene evvel. O zaman mevzu çıktı meydana. O da nedir? Demek ki o tavafı kırk bin sene evvel yapması misal alemindeki tavafından bahsediyor. Fiziki alemde henüz yedi bin sene dolmamış. Bu kadar basit.

  127. 57:22

    Şimdi, şimdi bunun bizim dersimizle, Evliyaullah'ın tasarrufuyla, ruhların yönetimiyle, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hayatıyla ve bütün alemleri doldurmasıyla, ruhaniyetin yönetmesiyle ne alakası var? Ne alakası var? Biz bunlardan bahsettiğimiz zaman siz ne dediniz? Siyerci Nuriye ne dedi?

  128. 57:46

    Ondan sonra Kağıthaneli Muhittin ne dedi? Bu reenkarnasyona gider. Reenkarnasyon da insanı kafir eder dedi. Halbuki ne alakası var? Bak İbn-i Arabî Hazretleri'nin anlattıkları. Bak İbni Arabî anlattıkları. Şimdi bunlarda reenkarnasyon var mı? Yok. Ama vellezîne fî gulübü merazun. Kalplerinde hastalık olanlar Yefebu'l-Eminazî ile hikayetli.

  129. 58:08

    İbn-i Arabî Hazretleri'nin başına gelen bu kıssada ne anlarlar? Tenâsufan. İşte kalbinde hastalık olanlar bunu reenkarnasyon sanarlar diyor. Reenkarnasyonla bunun farkı nedir? Bir de diyor sahte şey olmuşlar diyor. Onlara anlatacak

  130. 58:22

    şimdi. Bu sahte şeytler de diyor. Reenkarnasyon da caizdir derler diyor. Onlar hepten dinden çıkmış kafir olmuşlar diyor. Bunun reenkarnasyonla hiç alakası yok diyor. Bunu da önümüzdeki derslerde Katayif'in telleri gibi tane tane İmam Rabbânî beyan edecek. Bu fakirde size ananızın diliyle yani iddia ediyorum kimse bu zor işleri ananızın

  131. 58:46

    benden iyi anlayan âlimler olabilir ama benim gibi Türkçe'ye çevirip ve Türkçe'ye çevirip sizi ahlatan iddia diyorum bulunmaz. size anlatan iddia diyorum bulunmaz. O şekilde dinleyin O şekilde dinleyin, dersler devam edecek inşaAllah. dersler devam edecek inşâAllah. Ve sallallâhu aleyhi ve aleyhi ve nebiyye Muhammedin Ve sallallahu aleyhi ve aleyhi Muhammedin ve alihi ve sahbihi ve sellem.