54:14 / 1:51:23

  1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Ve sallallahu teala ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain. Geçen derslerimizde, birbirini takip eden dersler, bunları birleştirdiğimiz zaman, bir yekun teşkil edip, çok büyük bir ilim alemi misal hakkında, ruhlar hakkında, evliyalar ruhlarının vefatlarından sonraki tasarrufları ve yönetimleri hakkında ve

  2. 00:30

    bir velinin birkaç yerde değişik suretlerde görünmesi hakkında tasarruf ehli sünnetin mutasavvifesinin ehli sünnet itikadında olan mutasavviflerin görüşlerinin beyanı sadedinde dersler yapmıştık. Burada âlem-i misali her dersin başında yani son birkaç dersin başında âlem-i misal yani ruhlar âlemiyle cisimler âlemi arasında orta bir âlem var.

  3. 01:03

    Buna âlem-i misal, misal peltek şeyli Arapça'da da pelteği falan yok hepsi ise âlem-i misal deniyor. Misal benzer ve örnek ve numune demektir. Yani âlem-i misal rüya Rüya âlemi âlem-i misalden bir parçadır ama âlem-i misalin tümünü teşkil etmiyor. Âlem-i misal üst kimliktir. Rüya âlemi onun alt başlıklarından biridir.

  4. 01:29

    Âlem-i misale neler anlattık? Mesela manevi âlemde ilim bir sıfattır. O ilim sıfatını göster desen gösteremezsin. Âlemi gösterirsin ama ilim sıfatını, sıfat görünmez. Sıfat arazdır çünkü kendi başına durmaz. Bir cevherle, kendi başına duran bir şeyle durabilir. Bir insanla kaim olursa işte bu adam âlem dersin.

  5. 01:55

    Bunda ilim sıfatı var ama adamın ilim sıfatını göster, göstermez. Adamın zekâsını göster, gösteremezsin. Adamın hafızasını, ezber kuvvetini göster, gösteremezsin. Adam ancak ezberin güçlü olduğunu işte okur, Kur'an'ı bir celsede 8 saatte bütün Kur'an-ı Kerim'de vay anasını. Hafızasına ne kadar kuvvetli, hafızlığına ne kadar kuvvetli falan o ameliyle gösterebilirsin.

  6. 02:15

    Yoksa adamın kalkıp beynindeki zâkiresini, hafızasını, kuvveti mutlaka yenilsin, hayal gücünü gösteremezsin. Dolayısıyla bunların misal âleminde her birinin bir sembolik göstergesi var. Yani bir surete bürünmüş hali var. İlim, gösterilemeyen bir şey, araz, kendi başına duramayan bir şey, sıfat olduğu için.

  7. 02:43

    Sıfatlar zatla kaim olur. Hiçbir zaman mesela cömertliği gösteremezsin. Cömertlik gösterirsin. Cimriliği gösteremezsin. Onun yaptığı bir icraatı gösterirsin. Bu cimridir dersin. Ama cimrilik sıfat olarak da temessül etmez. Bunun âlem-i misalde bunların her birinin bir nesi vardır? Her şeyin bir örneği, numunesi, kopyası, yani şekle bürünmüş hali vardır.

  8. 03:12

    Ama her şey hakkında bu geçerlidir. Biraç gecesi Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e ne içirildi? Süt. Ne buyurdu? Sen Hilmi tercih ettin. Hilm sıfatı, acele etmemek Hilm sıfatı. Bak sütle içirildi Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e. E mesela oradadır. Efendim, şarap azgınlığın sembolüydü. Azgınlığı gösteremezsin ama ne dedin?

  9. 03:44

    Ya şarabı seçseydin, ümmetin azacaktı. Suyu seçseydin, ümmetin sellere kargı olacaktı. Arada seller oluyor ama bütün ümmet sellere kargı olmadı. Şimdi, onu şu temsil ediyor. Temsil de zaten Arapçadır. Temsil, misallendiriyor, onu örneklendiriyor derken onun şekle bürünmüş, elle tutulur, göze görülür, yenilir, yutulur halini gösteriyor.

  10. 04:14

    Alem-i Mümsel böyle bir hal. Mesela yine Alem-i Mümsel'i anlamadan hiçbir şey anlayamıyorsun. İşte bu birkaç surette görünmesi, Allah onun ruhuna güç veriyor. O ruh üç, beş, on, yirmi, kırk tane ayrı surette bedende görünüyor. Ama fiziken görülüyor mu? Görünüyor. Fiziken görünüyor. Ona onun aslı denebilir mi?

  11. 04:37

    Geçen dersi dinleyin, hepsini anlayacaksınız. Aslı denir. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Cebrail azam, dihye, sahabeden dihyetül kelbi suretine geliyordu. Ama Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bana dihye suretinde Cibril geldi diye uzatmıyordu. Cibril geldi, Cibril gitti, Cibril şöyle bildirdi.

  12. 04:54

    Ama Cibril asli suretiyle gelmiyordu. Asli sureti de iki kere görünüyor. Erkek insan sureti. Cebrail aleyhisselam erkek değil ama erkek insan suretine bürünüyordu. Ama Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem orada bu âlemin misaliye büründü. Suret değiştirdi. Asli suretiyle gelme diye teferruata girmiyordu.

  13. 05:14

    Ne diyordu? Cihane Cibril'e, Cihane Cibril'e, Cibril bana geldi, ekberaneye Cibril, Cibril şöyle bildirdi. Ama dihye suretine geldiğinde bazı hadislerde söylüyor. Söylüyor ama diğer bütün hadislerinde o suret işini karıştırmıyor. Çünkü o hangi surette bürünürse bürünsün, bir kere serçe kuşu kadar küçüldü tevazuudan Allah'a karşı serçe kuşu suretine göründü.

  14. 05:38

    Mesela hangi surette görünürse görünsün o Cibril'dir. Yani onun aslıdır. Yani onun kendidir. Kendidir. Çünkü neden? Ruh bir. Suret ve kalıp görüntü değişse de ruhu bir. Esas insan ruh. Melekte de ruh var. Dolayısıyla ruhun bir olması o şahsın aynı olması demek anlamına geliyor. Ta kendisi. Aynı demek ta kendisi.

  15. 06:07

    Onun kaç surette görünürse görünsün o ruhunun gücünden. Ruhu güçlü olunca çok suretlerde görünebiliyor. Ama o suretler onun gayri başka bir şey, yabancısı olmuyor. Çünkü neden? Hepsinde konuşan görüşen ruh bir olduğu için. Ama o ruh nasıl aynı anda kaç yerde görünüyor? İşte onun ruhunun gücünden. Bunun örneklerini anlattık.

  16. 06:29

    Yani Azrail Aleyhisselam'ın ruhaniyetinin kuvvetinden milyonlarla aynı anda görünüyor. Ama hepsinde Azrail Aleyhisselam canını alıyor. Ayetle sabit. O almıyor desen kafir olsun. Çünkü sizin hepinizi ölüm meleğin canı alıyor diyor. Ölüm meleği de bir tane melekleri demiyor. Yardımcı meleklerden bahsediyor.

  17. 06:48

    Parmaklardan canı çekerken. Yardımcılardan bahsediyor. Ölüm meleği hak ediyor. Yüzlerine vuruyorlar. Kışlarına vuruyorlar. Çeviriyorlar. Eviriyorlar. Onu söylüyor. Ölüm meleği alacağınızı diyor. E bu nasıl oluyor? Bir atom bombası atıyor. Aynı anda saniyesi ölüyor. E bunların hepsini tek tek Azrail Aleyhisselam alıyor.

  18. 07:11

    Ayetle sabit. İşte sen işte orada meleğe verilen. Evliya'ya da. Dünya'dayken de veriliyor. Vefatlarından sonra da aynı. Aynı ruh diri değil mi? Ebu Cehil'in ruhu bir de diri de. Resulullah'ın ruhu mu öldü aşağıya? Mahmud Efendi Hazretleri'nin ruhu mu öldü aşağıya? Kafirlerin bile ruhları ölmüyor. Azapta kalıyor.

  19. 07:33

    Ruhlar ölmez. Ehl-i Sünnet'e göre. Şimdi onun için bu alemin misalini anlamak lazım. Alemin misalini anlamazsan bu geçişleri yapamazsın. Bu intikalleri sağlayamazsın. Mesela Şeyh Abdülkaffar Kursi Hazretleri çok büyük bir şahırdır. Tabi bu var bir tane araçta. O kitap tercüme etse ama tabi milletin kafası tavana vurur yani.

  20. 07:55

    Böyle acayip kıssalar falan var. Akıl mantık alamaz. El-Vahid fi Sülûk-i Ehl-i Tevhid. Bende de var iki ciddi halinde. Birkaç baskısı var. Şimdi o Abdülkaffar'dan çok alıyor. Bu İmam Suyuti'nin El-Mu'telif-i İti'ad-i Süver-i Velî isimli Mecmu Rasail 20-30 cildi içinde 32. Risale yakamında 361. sayfadan okuyorum.

  21. 08:20

    Ders takip ettim burada. Şimdi diyor ki manalar çok kere teşekkül eder. Teşekkül demek şekle bürünür. Türkçe'de teşekkül, teşkilat, meşkilata gidiyor da şimdi o manalara gelse de bu o demek değil. Esas Dukat manası şekle bürünmek. Şekilde teşekkülde mastarı şekil zaten. Manalar teşekkül eder ne demek?

  22. 08:43

    Mana görünmeyen şey. Ama görünmeyen şeyi ben elle tutul gözlü görün hale gelirsem ona bir surete bürünmesi lazım. Temas edebilmem için. Mesela bir derviş bana bildirdi diyor. Öksürüğü var. Tamam öksürüğü. E şimdi öksürüğü belirli çizim var ama öksürüğü göster desen öksürüğü gösteremezsin. Ondan sonra Allah'a demiş ki ya bu öksürük bana çok mu zalim oluyor?

  23. 09:19

    Mübarek de işimi bitmiş neyse. Demiş ki şu öksürüğü bana bir hakikatını göster demiş. Ondan sonra Allah Teala da ona öksürüğün misal alemindeki karşılığını şekle bürümüş halini gösteriyor. Ne suretinde? Çekirge şekline bürümüş. Tehdi geliyor ile bana dalıyor iki omuzumun arasına giriyor. Çekirge. Girse girecek yani hakikatte şekil olsa öyle girecek.

  24. 09:53

    Ben ne bakıyorum diyor böyle. Keşfe açık ya. Keşfe açık görüyor. Misal alemini gösteriyor Mevla. Hatta tente-i ileriyeti akciğerime geliyor diyor. Omuzumun arasından giriyor. Akciğere geliyor diyor. Onlar bana akciğere giriyor, ben öksürmeye başlıyorum. Feyzel Karacel, çekirge suretiyle çıkıyor. Ben yine bakıyorum, çıktığında görüyorum böyle.

  25. 10:20

    Çıkıyor, canlı yayın. Hatta takılacak atatığıyla. Uçuyor, fesküne âni sual, öksürük benden geçiyor. Yani misal alemindeki teferruata bak. Bir öksürük çekirge şeyine geliyor. Mesela, Şeyh Abdülaziz Hazretleri anlatıyor. Bunlar büyük veliler. Yine Evliyaullah'tan bizzat söylüyor. Pahalılık olduğu zaman falan.

  26. 10:57

    Benim de yani pahalılık var, imkanım yok. Çok yemek alamıyorum falan. Doyacak kadar yemek yiyemiyorum. O arada Allah'tan niyaz ettim diyor. Yani bana bu açlık işçinin nasıl bir şey olduğunu. Yani açlık, ben açım. Açlığını göster. Karnını gösterirsin, göbeğim şiş değil diye. Ancak o kadar. Açlığı gösteremezsin.

  27. 11:28

    Doyduğum topluğu gösteremezsin. Bunlar arazdır, mana bunlar. Bunlara bir teşekkür etmesi lazım. Yani surete bürünmesi. Şekle girersen görebilirsin. Ben de diyor, şey yaptım diyor. Ondan sonra bu, yani midemde bir şey var. Yani normalde yiyorum tabii ama pahalılık da var. Pek de çok bir şey alamıyorum ama yediğimden de topluk hissi bulamıyorum yani.

  28. 11:55

    Ondan sonra bana Mevla diyor, keşf-i mahşer gösterdi diyor. İmam Suudi bulunarak diyor, Şeyh Abdülaziz Hazretleri'ne. O da Evliyaullah'tan bir zat. Midemde baktım diyor, bir yengeç gibi bir şey var. Yengeç var. Ondan sonra diyor, şimdi benim ağzımdan bir lokma iniyor. Ben görüyorum. O açıyor ağzını diyor.

  29. 12:17

    O lokmayı yutuyor diyor. Ondan sonra ben baktığım vaziyette, bak görüyor musun? Hep acıkma şeyi bile o şekilde gösteriliyor. Yine Evliyaullah'tan biri diyor ki, uyku geleceği zaman ben bakıyorum bir duman geliyor. Geliyor, geliyor, geliyor. Ondan sonra bana gelince beynimi kaplıyor, ben uyuyorum. Yani uyku ne surette geliyor?

  30. 12:44

    Duman sureti de geliyor. Şimdi bunlar misal alemi. Onun için Allah'ı zikreden bir kavım oturmuş. Hani ben size bir hadis-i şerif anlatmışım geçen derste. Kuppe gibi sekinet iniyor. Zikirde toplanan cemaatten üzerine gökten sekinet iniyor. Sekinet, huzuru kalp. Kalp huzuru. Yatışma, sakinlik, huzur falan filan.

  31. 13:08

    Ama bunların hepsi manevi şeyler. Teşekkür etmezsen, şekle girmezsen, surete bürünmezsen, sen onu göremezsin, gösteremezsin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sahabenin yanına gelirken nasıl görüyor? Kuppe iniyor. Böyle bir kuppe sarmış onlara Allah'ın nuru. Nurdan bir kuppe. Tam kuppe üzerine gelecek.

  32. 13:27

    Dünya kelamı konuştu birisi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki, bak zikir meclisinde dünya kelamı konuştunuz, işi karıştırdınız. Sekinet iniyordu üzerinize. Tam kuppe gibi sizi saracaktı. Tam o arada kalktı geri gitti.

  33. 13:42

    Şimdi evliya Allah'tan bizzat diyor ki, oturduk Allah'ı zikrediyoruz. O arada Allah'ın rahmeti. Rahmet, feyiz, tecelli, nurun parlaması, bunların hepsi manevi şeyler. Rahmet iniyor. Şimdi hadis-i şerifte var ya, Allah'ın evinde toplanırlarsa, bir cemaat zikrederlerse, Rahmet onları kaplar falan. Bu hadisler çok.

  34. 14:19

    Beyaz pamuk gibi bir şey. Şekle bürünmüş. Böyle yaygın bir pamuk gibi böyle. Sık değil, yayılmış böyle. Ama şeyden, pamuk tabii çok yumuşaktır, ama bu pamuktan daha yumuşak. Yani tamamen böyle nurhani bir şey. Ondan sonra, o şekilde iniyor.

  35. 14:42

    Şimdi cemaatin üstüne feyiz iniyor, rahmet iniyor. Baktığın zaman bir şey görünmüyor. Ama keşfin açıldığı zaman alevi bir misalde, o rahmet nasıl? Yayılmış çok latif bir beyaz pamuk şeklinde iniyor. Yani görüntü olarak. Onun için. Evliyalar buyuruyor ki, ve cünudullâhi mâneviyye, Allah'ın manevi orduları, ki misal aleminde de bunlar, Bunlar ibarelerin altına girmez.

  36. 15:12

    Yani tarifle anlatılacak şeyler değil. Bunlar suretlere bürünüyor mu bürünüyor, şekle giriyor mu giriyor. Misal aleminde her şeyin sureti şekli var mı var. Ama bunları kim görebilir? Ancak muhakkak alimler. Yani ne demek? Tahkik ehli alimler, tahkik ehli veliler, veliler. Allah'ın tarikatına, yoluna, manevi yola sülük edenler.

  37. 15:37

    Tabi onların da hepsi eşit değil. Allah'ın onlara verdiği manevi güç nispetinde. Onlar da bunları müşahede ederler. İşte alevi misal. Geçen dersi dinleyen, ne ilimler, ne ilimler. Yani bu dersleri birlikte dinlemek lazım. Ben mecburen neredeyse bir girizgah yapıyorum. Farklı farklı misallerle örneklendiriyorum, çeşitlendiriyorum.

  38. 16:01

    Aklınıza takip ediyorum, yaklaştırıyorum. Ama siz yine bu ilme merak etmeniz lazım. Bu tasavvuf ilmi, manevi ilim çok önemli. Ben tabi arada çok şeyler, İmam Suudi almış tabi uzun bir risale. Bazı konunun dışına çıkan faydalı ilimler var. Sadat Abiş'in konuyu dağıtmamak açısından. Ben zaten şerh ve izah gerektiren konular, açıklama yapıyorum.

  39. 16:27

    Onun için bazı atlamalarla okuyorum. Ama okuduğum yerlerin ibaretinde Arapçalandırısı okuyorum ki, hoca olan şunlar bunlar, İmam Suudi bunu demiş mi, yanlış mı mana veriyor, tercümeyi doğru yapmıyor mu falan, bu şeyiniz kalksın diye, isteyen istediği Arapça bilen hoca, hacıya dinletebilir yani. Sümerac'ı Risale-i Şeyh Safiyeddin İbni Ebu'l-Mansur.

  40. 16:54

    Şeyh Safiyeddin İbni Ebu'l-Mansur Hazretleri'nin bir risalesi var. Bu çok önemli bir risale. Menakıbul Evliya, velilerin menkıbeleri. velilerin ve enkıbelerinin bir ismi de Risale-i Nasiriyye. Bir ismi de Risale-i Nasiriye, Risale-i Nasiriye diye geçiyor. Risale-i Nasiriyye diye geçiyor. Benim kütüphanemde de var, cah mektebesi.

  41. 17:10

    Cah Mektebesi, benim kütüphanemde adı Cah Mektebesi. 20.527 rakamıyla. Benim kütüphanemde kayıtlı, benim kütüphanemde giden hepsi bilgisayar, Benim kütüphanemde giden hepsi bilgisayar, hepsinin lafı belli, kaydı belli. Haydar'da da çok var. Evet, bu risalenin 83. sayfasında bu ilimler geçiyor. Şeyh Safiyeddin Hazretleri çok büyük bir veli.

  42. 17:34

    Bunu İmam Suudi çok kıymetli buluyor. Bu mübarek zatı. Hatta bu nakitleri yaptıktan sonra mıdır, en sonunda mıdır bakayım. Yani bu hususta diyor, Şeyh Safiyeddin çok önemli bir imamdır diyor. Bu ilimlerde diyor. Şimdi orada diyor, Şeyh Müferrik Hazretleri, bunu ben ta 15-20 sene evvel yazdım. Tarikat-i Aliye'de, Rab'te Celiye kitabında da yazdığımı hatırlıyorum yani.

  43. 18:12

    Şeyh Müferrik Edde Mâminî Hazretleri. Kattesallahü Teala. Şimdi orada diyor, Ceredd-i Şeyh Müferrik bir belediyeyi, kazıyet-i mâsâbî müritleriyle yaşadığı bir olay asıl oldu diyor. O sene hacca gitmiş müritlerinden birisi diyene diyor ki, Müferrik Hazretlerini diyor, ondan sonra Arafat'ta gördüm diyor.

  44. 18:44

    Öbürü de ona itiraz ediyor, çekişiyor. Temamin Mısır'da bir şehir olacak. Ya diyor Şeyh Efendi, temamini terk etmedi diyor, başka bir yere de diyor. Yani zilik cahilinde, özellikle Arafat gününde, bayramda gitmedi diyor. Bu mesele, aynı bunun gibi bir meseleden bu ders başladı. Bu ders 13-14 oldu şimdi belki de, bu 15 midir, 16 mıdır.

  45. 19:13

    İlk derste de buna benzer bir meseleyle İmâm-ı Sûreti konuya girmişti. İkisi de yemin ediyor, talak veriyor. O diyor, Şeyh Müferrik Hazretleri demaminden çıktıysa diyor, karın boş olsun diyor. Öbürü de diyor ki, Arafat'ta görmedimse diyor, Arafat'a gelmediyse karın boş olsun diyor. Böylece, O diyor ki, Arafat'ta gördüm.

  46. 19:44

    Öbürü de karısından boş olmaya yemin ediyor. Arafat günü, belli bir gün, silihçenin 9'u. Bir gün yani senede oluyor. O müddet zarfında demaminden kaybolmadı, hep buradaydı diyor. O da yemin ediyor. Ondan sonra fakat tasamağa ile netçede Şeyh Safitdîn Hazretleri'ne şey yapıyorlar, fetva için, ikisi de yemin ettikleri için, bunların biri mutlaka yalancı.

  47. 20:18

    Ve zekârı küllu minâ yemînih. O işte o da her biri bilir. Ben şuna yemin ettim, o ben şuna yemin ettim, talak verdim ağzına gelip. Ve ekarrahu mâne hâlih. Bahadir diyor ki ikiniz de tamam, karınızla beraber. Ve ebkâ külle vâdin hâlâ zevzekîn. Senin de karın boş olmadı, bunun da karısı boş olmadı. Falan.

  48. 20:38

    Sonra, birileri Bukhari'ye itiraz eden, işte mecliste bulunan adam vs. Vâ sıdku hâdîmâ ucbuhîn selâhır. Ya Efendi Hazretleri, bunların biri doğru söylüyorsa öbürü yalan söylemesi gerekiyor. Çünkü aynı anda, aynı günde, mesafe çok uzak. İki yerde bulunamaz. Ebekâne hânihâ zelhâdîs. Mâne cemâd-i müncihâ l-muteberûn.

  49. 21:02

    Muteber âlimler de, mecliste, yani, ilmi, veyahut da neyse fazileti itibar eden adamlar da var. Bunun üzerine, bu hükmün sırrı nedir? Bunu tartışmaya açıyorlar. Herkes, bir yönden, şey yapıyor, açıklama getirmeye çalışıyor ama yeterli olmuyor, yani izah yetmiyor. Bu arada, ben meseleyi anladım, diyor Şeyh Safiyuddin Hazretleri.

  50. 21:38

    Tasavvufu bildiği için, şey bildiğini, meseleyi anladım, diyor. Dedim, durun, ben size bunu izah edeyim. Çünkü, muhtemelen insanlar da var. İnsanlar da diyor, verilen fetvayı yatırgadılar çünkü. Biri doğru söylüyor, öbürü yalan söylemesi lazım. Aynı anda olacak iş değil. O da dedim ki, diyor, el veliyyû.

  51. 21:59

    Bak burası çok önemli. Fekultüden. El veliyyû izâ teâkbe ve fî ilâ te. Ben bunu size birkaç kere, tabii, tekrara, kaçırılmaz olarak tekrara girmek icap ediyor. Çünkü başka yönden geliyor, aynı konuya dönüyor. Bir Allah dostu velâyetinde tahakkuk edersin. Yani ne demek? Evliyalarda da makamlar var, dereceler var falan ama hakikatine erersin.

  52. 22:20

    Velâyetin hakikatine. Şimdi Hakkati Muhammediye var, Ahmediye var, ne bileyim, evliyalıkta daha çok mertebeler var. Hakiki bir velilik. Yani, velidir ama surette kalmıştır. Öbürü o suretin perde arkasına geçmiştir. Hakikatten öbürü onun da perde arkasına geçmiştir. Yani Allah'a ulaşmanın sonu yok. Ama hakikate ererse ve mükkine ona imkan verilirse, temkin, iktidar diyor, güç.

  53. 22:58

    Bir tasavvuri surete bürünme. Fî rûhâniyetihi. Onun rûhâniyeti ne? Rûhâniyeti içerisinde farklı suretlere o rûhun bürünebilme gücü. Bu da Allah'ın verdiği bir keramet. Evliyaya verilen bir keramet. Harikulade ne demek? Mutat dışı yani. Normalde böyle bir şey olmaz ki. Ben şimdi burada konuşuyorken, aynı anda yandaki mescitte, benim evin altında mescit var, yandaki

  54. 23:28

    birileriyle oturup konuşuyorsam, ileride de büyük bir salon var hocaefendilerin toplantı yaptığımız, kütüphane. Orada da aynı anda, şimdi ben burada dört odada, beş odada aynı anda oturup konuştuğum zaman nasıl olacak? Bak mesela yine aklıma geldi, Rûh-u Ben tefsirini İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri yazarken, ya bu kadar kısa ömürde bu kadar kitap nasıl yazılır?

  55. 23:50

    Yüzlerce eseri var. Sırf Rûh-u Ben'e ömrü yetmez. On cilt. Sırf Rûh-u Ben. Bir de o ilmleri ne zaman öğrendin sen? Bir de bunun talebeliği var. Onun için hanımı diyormuş ya, bu kadar eser nasıl verebiliyor yani? Bu kadar vakit, çünkü ibadetlerini de eksik yapmıyorlar, teheccüdden eksik yapmıyorlar, Kur'an-ı Kerimden eksik yapmıyorlar.

  56. 24:12

    Zaten sırf ibadetlerini yapsan kitap yazma vakit kalmıyor. Bizde öyle. Çünkü neden? Ruhaniyette kuvvet yok. Zamanda bereket yok. Velayette tahakkuk yok. Evliyalıkta. Dolayısıyla şimdi hanımı hatta bunu merak etmiş, odasına da yazarken pek kimseyi sokmazmış. Mübarek tabii eskiden biliyorsunuz kapıların anahtarları büyük, kilitler görmüşsünüzdür eski kilitleri

  57. 24:40

    kocaman, ona göre delikleri de biraz büyük ya. Oradan görülüyor yani. Bir bakayım demiş, bir bakmış. Hatırımda şu anda 12 diye bir şey hatırlıyorum ama yanlış konuşmayalım. Ondan fazla İsmail Hakkı var. Aynı anda yazıyorlar. E şimdi âlemin misali anlamazsan onun ruhaniyetinin güçlü olması evliya olduğunda hakikate ermiş olduğu için ne yapıyor?

  58. 25:08

    O zamanlar zaten matbaa diye bir şey değil, bilgisayara yazacak hali yok, eliyle yazıyor. Ya bu kadar şeyi eliyle yazmak ne kadar zaman alır? Bu kadar kitaba sığınma ömrü yetmez. Kaç sene yaşıyor ki bunlar? Dolayısıyla İmam-ı Gazali eli küsürse ne yapıyor? Talebeliğine çıksan, yazılı kitaplara vursan eliyle nasıl yazacak bunu yani?

  59. 25:27

    Çünkü hepsini eliyle yazmak zorunda, birine yazdırmıyor ki. Ama ruh güçlü olduğu zaman eline yazmada 10 tane 12 tane yardımcı bulduğu zaman ne oluyor? Hadi bakalım. 12 İsmail Hakkı kuvvetinde oluyor. İşte bunu hanımı görünce dedi ki buradaki sır anlaşılır. Evliyaullah'ın sırı âlemin misalinde ruhunun farklı suretlere girip onlarla da iş görmesi.

  60. 25:57

    Aynı anda ruh 10 bedenle iş görüyor. Fiziki manada. Onun için eğer diyor bir veli, gerçek veli olursa onun ruhaniyetine tasavvur imkanı verilirse yani surete bürünme. Yani o kişi kendi iradesine göre Allah-u Teala ona güçlü bir irade vermiş. Onun isteği doğrultusunda farklı cihetlerde biri Mekke'de, biri Tekke'de, biri Yemen'de.

  61. 26:33

    Aynı anda Yemen'de, aynı anda Mekke'de, aynı anda İstanbul'da, aynı anda kutuplarda. Farklı cihetlerde aynı anda farklı birkaç surette yine kendi suretinde ama orada da aynı surette var, orada da var, orada da var, orada da var. Ruh bir. Her yerdeki ruh bir. Ruhun ve evliyaya keramet olarak ikram edilen bir şey bu.

  62. 27:06

    Keramet ne demek? Zaten senin benim yapamayacağım karikulade, olağanüstü daha Türkçe'si, olağanüstü bir şey. Senin benim yapamayacağım şey olsa keramet de olmaz. Dolayısıyla bu durumda Allah ona aynı anda farklı cihetlerde birkaç surete bir anda bürünme ve oralarda görünme. Ve görünme yine değil, iş görme.

  63. 27:38

    Elini tutan tutabiliyor yani fiziki işte görüyor. Öyle o saatte görünüyor böyle bulut gibi falan öyle değil. Aynı buradaymış. İşte onun için Niye dedi ki, dedim ki bunun karşısında kaldı, bunun karşısında kaldı, kimsenin nikahı bozulmadı. Çünkü neden? Onun Arafat'ta gördüğü suret hak. O zatın kendini gördü.

  64. 28:04

    Çünkü neden? Ruh surete büründü. Ruh aynı ruh. Esas insan ruh olduğu için onu görmüş oldu. Adam da diyor ki ben Müferriş-i Demamine Hazretleri'ni Arafat'ta gördüm diyor. Yemin ediyor, talak veriyor. Boş olmaz. Çünkü neden? Gördüğü hak. O keramette kaç yerde göründü? Sonra Diğerinin gördüğü suret.

  65. 28:32

    O da diyor ki demaminden hiç ayrılmadı, tekkede oturuyordu biz de yanında ders yapıyorduk diyor. Hakkul. Onun gördüğü de hak. Çünkü Şeyh Efendi'nin kendini görüyor. İkisi de yemininde sadık. Çünkü neden? İkisi de gördüm diyor. Gördü çünkü. Birindeki asli suretiydi. Yani anasından doğduğu beden. Diğerindeki aynı ruhunun ruh tek, ruh bölünmüyor.

  66. 29:02

    Allah'ın kerametini ona ikram ettiği bir o anda oluşan bir bedene bürünerek orada hazır olmaz. Ruh zaten beş yerde, on yerde hazır olur. Ruha mekan yok. Mesele ne? Onun bedene bürünüp görünmesi kerameti. Dolayısıyla Fekali Şeyh işte orada bulunanlar hazır olun dediler. Yani tamam bu herkes bir şeyler anlatmaya çalıştı ama dediler bu izah şekli sahittir dediler.

  67. 29:35

    Bundan ikna olduk dediler. Şeyh Safiyuddin Risale'de bunu anlattı diyor. İmam Suudi Hazretleri naklediyor. Sayfa 83'de Ortelik Risale'de 64'te. Şimdi, hakikaten Şeyh Ebu'l-Hasan İbn-i Tekkâk, Şeyh Ebu'l-Hasan İbn-i Tekkâk Hazretleri naklediyor. Bunlar büyük şeyhler. İmam Suudi'den evvelki.

  68. 30:14

    Etkalen Şeyh Muhammed'in Acemi'yi, selâzemiyetin vesit'in âleme, gayr-i hâlemin şemâvîdâsı. Haydi bakalım. Şeyh Ebu'l-Hasan İbn-i Tekkâk Hazretleri anlatıyor. Diyor ki, benim şeyhim diyor, Şeyh Muhammed Acemi Hazretleri, beni diyor, gök ve yer âlemi, gök ve yer âlemi zaten biz zaten yer âlemiyiz, biz gök âleminden haberimiz yok.

  69. 30:35

    Yani gök ve yer âlemleri vardır. Görüyoruz, gökte görüyoruz da, mâiyetini tam idrak edemiyoruz. Gök ve yer âleminden başka, 360 âlemin içine sokturuyor. 360 âlem. Zaten rivayetlerde ne geçiyor? 18.000 âlem var. 360 bunun içinde kaç da kaç. Lillâhi İnnâ Lillâhi Azze ve Celle Semâniyeti aş'ara elfe âlemin.

  70. 31:06

    Et dünyâ min âlemin, vaad ediyor. İmam Suudi'de durulmensur tefsirinde de bu. Rafis için aklıma gelmeyebilir. Hadis hükmünde merfu bir rivayet. Allah'ın 18.000 âlemi var. Dünya bunların içinde sadece tek bir âlem. Dolayısıyla, bizim görmediğimiz âlemler. Benim Şeyh Muhammed Acemi diyor, 360 âleme sokturuyor.

  71. 31:29

    Şeyh Muhammed Acemi, öyle bir zattı ki diyor, Şeyh Muhammed Acemi özellikle siyahiyet yolculukları çıkarttı diyor. Allah'ın yolunda en büyük bir mağrur. Vazgeçti, on lira haç vs. O zamanki yolculuklar, şimdiki gibi uçakla bile gitsen, gelsen tırnağın uzar yani. O zamanki yolculuklarda bir haça gidiyorsun, 2-3 ayda gidiyorsun, geliyorsun falan.

  72. 31:53

    Hiç tırnağı uzamazdı. Hiçbir tüy de uzamazdı, sakalı, bıyığı. İlginç bir şey. Hiç abdest bozmazdı diyor. Ne büyük abdest, ne küçük abdest. Bunlar burası cennet mi? İşte ne dedik geçen derste, orada geçen dersler, onlardaki dersler çok önemli. Cennet ehli için, cennetteki ikramlar, harikulade olaylar.

  73. 32:18

    Bize cennette yemek yiyor, yiyor. 70 bin tabaktan büyük abdest yok, küçük abdest yok. Bütün şaraplardan, şerbetlerden içiyor. Cennet şaraplarından idrar yok. Mis gibi biter çıkıyor falan. Bunlar say hadis. İnkar etse adam 50 sünetten çıkar yani. Bu hatırladık cennette. E şimdi büyük abdest yok, küçük abdest yok.

  74. 32:41

    E beden aynı. Öldükten sonra diriltti bedeni. Etten, kemikten, deriden, mideden, bağırsaktan, altından, gümüşten değil yine. Aynı beden. Burada bu ihtiyaçları var, orada niye bu ihtiyaçları yok. E harikuladelik işte. Olağanüstü diyorsun değil mi? Cennette mahsus ikramlar var. İşte Evliyaullah'dır diyor.

  75. 33:02

    Normal müminler cennete girebilirse tabi. Giren müminlere orada olan harikulade olaylar, işte yiyip içip de büyük abdest, küçük abdest yapmaması gibi, sonsuz cennette hiç uykusu gelmiyor. Bu şimdi dünyada normal bir şey. İşte o harikuladelikler, cennette müminlerin genel manada kavuşacağı nimetlere Allah dostları dünyada şu anda kavuşmuşlar.

  76. 33:28

    Bu Allah'a zor. Cennete giren herkese vereceği bir şeyi, bir velisine dostuna dünyada verse, zor mu? Geçen eser neler anlattım. Cennetteki çarşılardan bahsettim. Suret satılıyor, şekile bürünüyor. Dinleyin o dersleri. Orada sayı hadis var. Yahtiacü lecli ila tağretin abdest bozmadığı için ve la yuhtü sâdesen yahtiacü ila tağretin abdest almasına lüzum kalmıyor.

  77. 33:57

    Tağret yapmasına lüzum kalmıyor. Çünkü de ben yolculuklarda ot yok, ocak yok, han yok, haman yok falan dinlenecek duracak yer yok. E bu zaten günler sürüyor, bazı haftalar sürüyor. O zaman şimdiki gibi şimdi bile buradan Suudi Arabistan'a gideyim desen arada dünya kadar çöller, ovalar boş. Yani dursan bir ihtiyacını göremezsin.

  78. 34:21

    Ama Mamur şehre geliyor, Mekke'nin merkezi geldi, Medine'ye geldi, Bağdat'a geldi, Şam'a geldi, İstanbul'a geldi. Diğer insanlar nasıl? Yirmi sene büyük abdest, küçük abdest veya bir hafta, iki hafta geçince bıyığı uzar, sakal uzar, saçı uzar, tırnağı uzar, onu da uzuyor. O da abdest bozmak için çıkıyor, gidiyor.

  79. 34:45

    Şimdi bak Allah dostlarının farklı hallerini anlamak bakımından. Bu şimdi bedeninden başka bir beden. Normal bu beden seferde günler geçtikçe tırnağı da uzar, bıyığı da uzar, sakal da uzar, saçı da uzar, koltuk altı da uzar, etek, eteği de uzar. Büyük hapsi, küçük hapsi ihtiyacı olur çünkü bu yiyor.

  80. 35:10

    İşte bak farklı bir bedene giriyor. O âlemin misaldeki beden, âlemin misaldeki bedende bu ihtiyaçlar yok. Aynı adam mı, aynı adam mı? Ruh aynı. Mesela, neler anlattık geçen derste ya. Allah Allah. Kuroşi Hazretleri'nin âmâ, cüz'am hastası. Dinleyin de bakın o dersleri ya. Bir kız onunla Allah rızası için evlendi.

  81. 35:36

    Âmâ ile, kör ile, cüz'am ile kim evlendi ya? Allah rızası için evlendi ve onu kabul etti. Ondan sonra cifaba girecek gece dedi ki dur dedi bir abdesten gireyim. Abdestten girdi çıktı. Aaa Filiz gibi delikanlı, acayipmiş kokuyor, cüz'amdan eseriyor, gözleri görüyor, elbiseler acayip. Ne yakışıklı adamsın sen böyle.

  82. 35:58

    E dedi sen Allah rızası için beni tercih ettiğinden dolayı, beni Allah için, Allah dostu diye itikad ettiğinden dolayı Allah da bana böyle bir keramet verdi. Senle hep bu surette görüneceğim. Ama sonra tekkeye çıkıyor, namaza çıkıyor, cemaate çıkıyor. Âmâ, eczem diyor. Yani bunları dinleyin, dinleyin.

  83. 36:21

    Bilmediğiniz neler var. Ondan sonra kardeşlerimiz İmam Suudi nakilene devam ediyor. Sonra diyor Şeyhul İslam, bu çok önemli. Bu İbnül Mülakkin Hazretleri, adı Amr İbni Ali, Araplarından, en delistin Mısırlılarından, 834'den vefat etmiş. İbnül Mülakkin, alim, allame, umdetül musannifin. Kitap yazanların temel dayanakları.

  84. 36:58

    İmam Esnevilerden okumuş falan. Çok fetvalar vermiş, çok kıymetli, faydalı ilimler var. İlimleri dünyaya ışık saçtı. Tabakatü'l-Şah, İbn-i Gazi, Şeyh Efendi'nin Tabakatü'l-Şahifesi'nin 4. yüzyıl 46. sayfasında, Sıracuddin İbnül Mülakkin Hazretleri, İbnül Mülakkin diye meşhur olmuş. İbnül Mülakkin Hazretleri'nin tercümesi uzun uzun yapılmış.

  85. 37:24

    Bu zatın Tabakatü'l-Evliya kitabı var. Bizde de var, kütüphanemizde. Tabakatü'l-Evliya. Orada diyor, bazı yazılarına sümme vakavtu ala kerari ise diyor, bazı el yazmalarına mutlali oldum diyor. İmam Sûti. Fe vecedtü fîhâşşi'an mânânûsâ dediği konumuzla ilgili çok şeyler buldum diyor. Mesela bunu birkaç kere söyledik.

  86. 37:50

    Bu acayip bir zat. Ben Irak'a gidince mutlaka bunu ziyaret etmek istiyorum. Daha gidemedim. Fekalefi tercümesi Şeyh Kazı-i Bulbân-i'l-Mevsili. Musullu Kazı-i Bulbân. Bu Kazı-i Bulbân'ı kimse bilmez yani. Kazı-i Bulbân büyük bir Allah dostudur yani. Geçenlerde bir daha izah ettim ismini, cismini, anlattım.

  87. 38:10

    Zülahvâli'l-bâhirâ vel kerâmâti'l-mütekâsirâ. Yani çok kerametin zahir haller sahibi. Çünkü fazla miktarda keramet sahibi. miktarda keramet sahibi. Fazla miktarda derken bazı böyle 1-2 keramete olur, 3 olur, 5 olur. Fazla miktarda derken bazı böyle 1-2 kerameti olur, 3 olur, 5 olur. Bu bir dakikada 10-20 tane keramet.

  88. 38:30

    Segenel mevsele ve sultanehâm. Musul'da yerleşti. Orayı vatan belledi. İlâ mâ tebe'e garibem sene sef'in ve hapsime. Sene 570 Hicri, Sene 570, Abdulkadir Geylani döneminde bulundu, onunla görüşüyordu. Sene 570'lere yakın zamanda vefat etti. Mektuplar getirildi, götürüldü. Şeyh Abdulkadir Geylani, Adi ibn-i Müsafir, Abdulkadir Geylani ile Adi İbni Müsafir.

  89. 38:59

    Adi ibn-i Müsafir Hazretleri arasında. Adem'in misafirinde kabrini deştiler, eştiler, patlattılar bu işitciler. Patlattılar bu işitçiler. Ondan sonra o Adi İbni Müsafir. Bize yakın. Sanki bizim sınırda. Bir yerde. Onunla çok kabrine gitmek istiyorum da. Tabii onun kabrine bayağı sıkıntı yaptılar. Adi İbni Müsafir Hazretleri.

  90. 39:24

    O da 557'de vefat etti. O da Abdülkadir Geylani döneminde. Abdülkadir Geylani Hazretleri. Şeyh Ahmet Rufa Hazretleri. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek eli şerifi çıktığında Ahmet Rufa'yı öperken bulunanlardan. Hayati Harrani ile Adi İbni Müsafir. Bu mübareğe çok halk tabi oldu yani. Onda acayip itikat ettiler.

  91. 39:48

    Tabi bazıları Allah muhafaza kabrini kıble yaptılar. Bazıları sapıttılar. Ama bu çok büyük bir veliydi. Hatta Abdülkadir Geylani bunun hakkında buyurdu ki, eğer peygamberlik çok ibadet yapmakla kazanılacak bir şey olsaydı bizim aramızda bir tek Adi İbn-i Müsafir peygamberliği hak ederdi. Çatlattı yani şeyleri, miratları, seccadeleri.

  92. 40:14

    Yani öyle ibadet, öyle ibadet, Allah'a öyle kulluk yaptı. Ama peygamberlik biliyorsunuz kesbidir, vehbidir. Yani Allah'ın vergisidir. Evliyalık kesbidir. Bir insan çalışırsa, gayret ederse veli olabilir. Ama peygamber olamaz yani. Onun için yani ne büyük bir makam Adi İbn-i Müsafir. Bu ikisinin arasında mektupları getiren götüren bir zat var.

  93. 40:40

    Onun adına bir gazibulban diye geçiyor. Esas adı da gazibulban değil. Şimdi Vezekerahul Kemal İbn-i Yunus Kemal İbn-i Yunus diye bir âlim var o zaman. Bu da çok büyük bir âlim. Şafii, Fakihi. Ondan sonra Bağdat'ta medrese-i nizamiye vardı biliyorsunuz. Selçuklular döneminde İmam Gazali'de orada okutuyordu.

  94. 41:04

    Nizam-ül Mülk hüküm kurduğu medreselerde ders okutuyordu. Bütün ilimleri toplamış. Yani 21 ilim dalında O kadar mukem biliyordu. Bütün dünyanın fıkıh âlimleri diyorlar 24 ilimde bunun üstüne yok. İlim dalında. Bu Kemal İbn-i Yunus da biraz bu tasavvuf işlerinden çok şey etmiyor. Zahire bakıyor biraz tabii.

  95. 41:31

    Zahiri âlim. Demiş yani bu gazibulban demiş camide görünmüyor, cemaatta görünmüyor. Bu nerede namaz kılıyor, ne yapıyor bir şey belli değil. Millet de buna evliya diye yapışmış felan. Derken Feba Kahfi'yi biraz kötü konuştu. Konuşmuafakaten limenandehu. Yani yanındakiler de biraz tasavvuflar, evliya.

  96. 41:56

    Evliya derken bu da hepten mübarek meczup tipli yani. Bunlar da ne biçim adam bu tasavvufçular, dervişler bilmem neler. Bu da biraz yanındakilerin suyuna gitti. Bir şeyler konuştu. Mecliste oturuyorlar, âlimler var, fıkıhçılar var. O zamanlar âlimler şükür. O anda kapıyı açtı girdi. Gazibulban. Hiç onun oraya gelme zamanı geldiği bir yer değildi.

  97. 42:28

    Girdi Febuüt'ü. Hepsi şaştılar kaldılar. Hülaye İbni Yunus dedi ki Ey Kemal, yani Ey İbni Yunus dedi. Sen çok ilmin var, biliyorum dedi. Peki Allah'ın bildiği her şeyi biliyor musun dedi. Allah'ın bildiği her şeyi kim bilebilir? Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem bile Allah'ın bildiği her şeyi bilir diyemiyorsun.

  98. 42:54

    Bildirdiğini bilir. Tabi çok şey bildirdi ona. Kimseye bildirmediklerini bildirdi. Ama Allah'ın bildirdiği her şeyi bildi. Diyemiyorsun. Kale dedi ki la. Yok dedi ya ben Allah'ın bildirdiği her şeyi nereden bilirim? Kale dedi ki feyn. Peki benim durumum namaz mı kılıyorum, cemaat mi kılıyorum, nerede kılıyorum, nerede kılıyorum?

  99. 43:17

    Peki benim durumum da senin bilmediğin Allah'ın bildiği özel ilimdense fe'lem yedirim diyor İsmail. İbni Yunus ne diyeceğini bilemedi. Bak 14 fende bütün dünyanın uleması ittifak etmiş. Bundan iyi bilen yok dedi. Ama adam sana Evliya Allah bir lafı çakar.

  100. 43:37

    Şimdi Musul'un katısı var o zaman. Katı da şeratın zahine göre hüküm veriyor. O da suizan ediyor falan çok. Bir yandan çok kerametler gösterdiği, keşiflerinin çıktığı, kayıptan haberler verdiği ve doğru çıktığı bir yandan bunları duyuyor. Bir yandan da camide görünmez, cemaate gelmez. E şimdi cemaate gelmeyen nasıl evliya olacak?

  101. 44:00

    Cemaatsiz namaz kılanınca zaten namazı eksiktir. Ondan sonra O da niyet etmiş katı. Bağdat'ta o zaman sultan kim seçti o dönemde. Apasi dönemi Allah'ın emri o dönemler. Afgani devlilerin dönemi. Sultana desin de bunu Musul'dan çıkart. Burada fitne oluyor bu. Başka yere bunu gönderelim diye niyet etti.

  102. 44:29

    Ama kimseye bir şey söylemedi yani. Fitne çıkmasın diye. Allah'tan başka bilen yok. Dedi ki ben sultanla görüşürsem bunu söyleyeyim dedim. Orada kadın tabii hem iş icabı hem de sokaklarda geziyor. Şimdiki bürokratların gezmesi gibi. Efendim sokaklarda gezerken bir baktı gazı-i bulban hazretleri önünde gidiyor.

  103. 45:00

    İzine dedi ki, ya dedi biraz devlet görevlileri işte polisler, korumalar o zamandaki şeyler olsaydı, şunu bir yakalasaydım iyiydi dedi. Bunu bir sorguya çekeceğim falan. İçinden geçer geçmez bir adım gitti. O da şimdi ona bakıyor. Bir adım gitti, sûreti Kürt şekline girdi diyor. Kürdi diyor. Kürdi demek fe tegây yarat.

  104. 45:28

    Sûrat-ı İbâre'yi okuyalım. Fe meşâhı hutbeden bir adım yürüdü diyor, fe tegây yarat. Sûrat-ı Sûrat-ı Tegây yuretti. Değiştiriyor bir Kürdi'yi. Kürtlerin o zaman yöresel gedikleri. Şimdi de Kürtlerin var ya öyle şalvarları işte bellerinde şey falan. Baktı diyor, Kürdün biri diye düşündü. Sünme. Biraz gitti diyor, bir bedeviyin.

  105. 45:52

    Arap bedevilerinin kendine göre haz kıyafetleri, şeyleri var. Osmanlı'da şimdi de var. Bedevi şekline girdi. Sünme. Bir adım gitti diyor. Her taraf değişiyor. Bir fakirin, fıkıh âlimlerini giydik ona göre. Mesela Osmanlı'da da öyle. Ona göre sarığı var, ona göre kürkü var, cübbesi var, mühemlesi var.

  106. 46:11

    Onun da da kıyafetini, makamını anlıyorsun. Bu sefer de fakir kıyafetine girdi diyor. O arada diyor, Allah Allah. Adımda bir adam değişiyor ya. Bak hâlâ diyor, ya gazi. Ey Kadı Efendi dedi, döndü. Şu anda sana dört suretle beni gördün. Bir kendi suretiydi, üçte değişti. Femenü ve gazı bulmanın önüne.

  107. 46:39

    Bunların içinden hangisi gazı bulman ki hattâ tekülleri sultan fi ihraci. Sen sultana diyeceksin ki bak bak kimse bilmiyor. Sultana diyeceksin ki gazı bulmanın musuldan çıkartma kararı çıkar. Tamam da bunlardan hangisini çıkartacaksın diyor. Birini çıkartsan öbürü durur, öbürü çıkartsan öbürü durur.

  108. 46:59

    Yani. Kadı Efendi hemen ellerine kapandı diyor. Fakat böyle öptü ellerini. Allah'tan istiğfar etti. Evliyaullah hakkında kötü düşündü. Hazreti Geylani'ye sordular bu gazıyı bulurlar. Ne biçim adamdır ya. Namaz kılmıyor. Camide gören yok. Allah ile çok manevi halleri var. Mukarreb velilerdendir. Allah'ın elinde çok muteber makamı var.

  109. 47:36

    Ya namaz kılarken görmüyoruz demişler Abdülkadir Geylani'ye. O tabi açıktan milletin önünde imamlık ediyor vs. Şimdi bazı veliler öyle. Fekale buyurdu ki. O sizin görmediğiniz yerlerde kılıyor. Bir gün bir gece üzerinde beş vakit namazın farzından bir farz ömründe kazası yok. Nasıl namaz kılmaz diyor.

  110. 48:10

    Musul'da namaz kılsa veya dünyanın herhangi bir yerinde namaz kılsa. Ben onu görüyorum. Kabe'nin kapısında secde yapıyor. Şimdi bak burada Abdülkadir Geylani'nin de kerameti zaten çıkıyor meydana. O diyor nerede kılarsa kılsın secdeyi Kabe'nin kapısında. O zaman Abdülkadir Geylani de Kabe'yi görüyor işte.

  111. 48:34

    Nerede olursa olsun. Fekale buyurdu ki. Bu alemin misali güzel anlamaya çalışıyoruz. Musul'da evine gittim diyor. Odaya bir gireyim. Bütün odayı doldurmuş. Ne kadar büyüdü şimdi bu. Böyle bir oda. Ben şimdi bu odayı nasıl doldurabilirim ya. Odayı doldurmuş. Cesedi büyüdü büyüdü. Öyle bir büyüdü ki. Demek olağanüstü büyüdü.

  112. 49:12

    O manzara beni dehşete düşürdü. Korktum diyor. Ben çıktım diyor evden. Bir zaman geçtik bir daha eve gireyim dedim. Ne oldu bu ya. Bu vaziyette ne ev var ne cami var. Nereden çıktı nereden girdi. Bu sefer baktım evin köşesinde oturuyor. Küçülmüş küçülmüş küçülmüş. Hatta serçe kadar oldu. Bak aynı beden.

  113. 49:43

    Ruh aynı ruh. Beden değişiyor. Şişiyor büyüyor küçülüyor. Yine çıktım diyor ya. Ne oldu buna ya. Sümme hüttüyle bir daha döndüm diyor. Gazil bul banil. Mevsuli hazretleri böyle bir şey yok ya. Ta siz evliyalardan kimi duydunuz ya. Duydunuz. Duymadığınızın zekatı olmaz. Ben neler okuyorum. Şafakların bazen de içindeki anlatmak vesileleri, bu vesileleri nasip oldu.

  114. 50:16

    Bu sefer baktım diyor eski. İşte kaç metre boyuysa en iyisi. Kilosuysa duruyor. Şimdi şu halin senin kendi halin. Bana ilk odayı kaplamış halin ne? Sonra serçe kadar küçülmüş halinin mahiyetini anlatsana, bildirsene dedim. Fekalede bana ya Ali. Ebu'l-Hasen'in kureşinin adı Ali'miş. Ya Ali dedi diyor.

  115. 50:48

    Everay tevma. Sen benim o büyümüş halimle küçümüş halimi gördün mü? Yani. Görmemeliydin. Demek aniden bir girdi izinsiz bir girdi. O halimi görmemeliydin demek. Gördün mü? O zaman mutlaka kör olacaksın dedi. O iki halimi gördüysen alemin misaldeki durum o. Ruhaniyetin çok büyük surete bürünmesi. Sonra sen küçük surete bürünmesin.

  116. 51:19

    O zaman kör olacaksın. Birincisini Allah-u Teala cemaliyle tecelli etti bana diyor. Yani güzel sıfatlarıyla. İşte efendim ikramlarıyla tecelli etti diyor. O zaman büyüdüm. İkincisi serçe kadar. Cebrail Hazretleri de serçe kadar küçüldü. İşte demin demiştim. Bu sefer Allah-u Teala heybetiyle, azametiyle, celaliyle tecelli etti.

  117. 51:46

    Korkudan. Yani benim o iki halimi gördüysen Allah'ın tecellisini gördün. Mutlaka kör olacaksın dedi diyor. Hakikaten Kureşi Hazretleri ölmeden bir zaman evvel kör oluyor. İşte mesele bu. Sonra efendim İbnül Mülakkın Hazretleri. Vakal-i Efe'yi tercih etti Şeyh Ebime. Bunları kim anlatıyor biliyor musunuz?

  118. 52:15

    Şafiilerin en büyük fıkıh alimlerine İbnül Mülakkın Evliya tabakatında yazıyor. Bunlar öyle. İmam Suudi'de nakilci. Düşün ki İmam Suudi'den evvelki nice büyük alimlerden alıntı yapıyor. Şeyh Ebime diyen Şuaib-i Mahribi. Ebu Medye'nin, ona da gitmek çok istiyorum. Gidemedim. Ömer Ceylan Hazretleri gitmiş.

  119. 52:37

    Orada bulduğum feyzi dünyanın bir yerinde buldum. Orada dünyayı gezmiş ya. Mekke'de durmuş herif. Ebu Medye'nin kabrinde öyle kuşlar geliyormuş, öyle kuşlar geliyormuş. Dua kabul olundu. Tirmizan tarafında, Cezayir'de kabir şerifi. İnşallah gitmek istiyorum. Bu Abdülkarim Ceylan Hazretleri'nden hırka giydi.

  120. 52:59

    Arafat'ta yani tarikan ticazeti aldı. Abdülkarim Ceylan'dan. Esas Ebu Yağza. Yelnur Eba'ya Ebu Yağza Hazretleri çok büyük veli. O zaman Fas'ta. Mahrib deniyor. O çok büyük veli. Onun da kabrine gittim. Bir kere onun niyetine başka veliye gitmişiz. Kezdik, dolandık, bulamadık. Üç kere gittim. Oraları ziyaretleri yaptım.

  121. 53:22

    Ebu Yağza'ya gidelim. Ebu Yağza'ya limen kusur. Fatiha ne için okunursa, zemzem ne için işinirse. Ebu Yağza ne niyetle gidilirse. Olmayan bir şey yok. Öyle bir kerametler ile. Ebu Medyen-i Mahribi Hazretleri Muhittin Arabi'nin de şeyhidir. Bu Ebu Medyen Ebu Yağza'dan almış. Ama Ebu Yağza Hazretleri onu silahhaneye sokmuş.

  122. 53:44

    Riyazat yaptırmış. Sonra demiş ki icazetini zamanın kavsı Abdülkadir Ceylan'dan alırsın Arafat'ta demiş. Ona da Arafat'ta buluşmak nasip olmuş. Şeyh Ebu Medyen-i Mahribi. Allah Allah Allah Allah. Onun kerametleri. Onun Mahrib ehlinin şeyhi. Ondan sonra Tilmisen. Oralarda vefat etti. Zülkeramatil meşhureti.

  123. 54:14

    Meşhur kerametler sahibi. Cema beyni ilme-i şeriati vel hakkati. Hem şeriat ilimlerini toplamış hem hakikat ilimlerini toplamış. Ve efte alâ mezzeb-i mal' Alkin mezzebinde müftülük yapmış. Fetvalar vermiş. Ve çok münazaralar yapmış. İlimler yazdırmış. Birçok alimler ondan yetişmiş. Şeyh Abdurrahim-i Kınai.

  124. 54:42

    Bu Mısır'da. Buna da gidemedim. Mısır'da çok dolaştım da. Kına şehrinde. Abdurrahim-i Kınai işte onu gitti işte bizzat ya Tancı Hazretleri, İmam-ı Tancı Hazretleri, Ahmet Rufai'den tarikat dersi almaya gitti. Ahmet Rufai'den ders almaya

  125. 55:02

    Ahmet Rufai'den de dedi ki git Kına'ya. Kına. Şehrin adı Kına. O Mısır'da. Git Abdurrahim-i Kınai'ye dedi. Ona gitti. Abdurrahim-i Kınai'ye de dedi ona ya sen Resûlullah'ı tanıdın mı? Beni nasıl tanıdım diyeyim şimdi. Tanıyamadım. Dedi sen git Resûlullah'ı tanı da ondan sonra gel ders almaya. Nasıl yapacağım?

  126. 55:21

    Dedi Kudüs'e git. Kudüs'te sana tecelli yok. Mescid-i Aksa'ya bir geldi. Mescid-i Aksa'ya bir geldi. Resûlullah'ı tanıdım. Mescid-i Aksa'dan dolaştım. Bütün gökleri, yerleri, ufukları kaplamış. Resûlullah'tan boş bir zerre yok. Onu görünce Resûlullah'ın ruhaniyetinin gücü başka velilere benzer mi? Her yeri kaplamış.

  127. 55:42

    Onu göründü. Tamam. Ondan sonra geldi Abdurrahim-i Kına Hazretleri. Dedi ne yaptın? Resûlullah'ı şimdi tanıdın mı? Tanıdım. Neymiş? Bütün alemler onunla doğmuş değil mi? Şimdi gelsene seni sülüke yola sokayım dedi. Tarikat tersi verdi yani. Bu işler kolay mı? Abdurrahim Kınai'nin de şeyhi Ebu Medyen'in mağribi.

  128. 56:05

    Ondan sonra Ebu Medyen, Ebu Medyen'in mağribi Havs diye geçer. Muhittin İbn Arabi Hazretleri ondan çok bahseder. Zahiren görüşmemişler. O da ondan manen almış. O zaman Fransızlar ona Frenk yavru denir. Arapça'da C'li de Frenk deniyor. Müslümanlarla Fransızlar arasında ta o zaman harp çıktı. Ta onun vefatı Ebu Medyen işte 600'dü.

  129. 56:41

    Hicri 600'de vefatı 593. Yani 593. Zaten Abdülkadir Geylani'yi de gördüğünden o dönem olduğu anlaşılıyor. Fekaracebi Eshabi ile Sahra. Eshabına dedi ki hadi sahraya çıkalım. Maneferin yesin. Eshabi demek müritleri, adamları yani. Çok az bir müriti vardı yanında o zaman o sabah. Sahraya çıktı. Bir şey de kılıcı da aldı.

  130. 57:12

    Nereye gidiyoruz arkadaş? Fransızlarla Müslümanlar arasındaki harp bir aylık yoldan uzaktaki mesafede. Onlar o harbe katılabilmek için bir aylık yol gitmeleri lazım. İbn-i Mülakkin Hazretleri tabakatta bunu anlatıyor. Bak Mahsut naklediyor. Ebu Medyen Hazretleri de müritlerine dedi ki hadi kılıcını kendi kılıcını aldı.

  131. 57:38

    Onlara da hadi gidelim dedi. Gittiler. Ve cehles-i alâkesi bir amel. Sahraya gider. Sahra çöl demek. Çölde bir kum tepesinin, kumlar bazı yerde böyle tepe gibi, dağ gibi yükselir. O tepenin üzerine oturdu. Allah Allah. Ve icab-ı beyni deyip birden önüne hanâzîrû. Domuzlar doldu. Görüyorlar müritleri.

  132. 58:05

    Orada bir şey yoktu. Boz çöl. Meleülberra. Bütün karayı doldurdular kara sahası. İşte onlar aleme müsaade. Kimle? Fransız askerleri. Şimdi o bir aylık yolda ya. O geldi oradan oradan oraya tasarrufuyla. Fevezebeşşeyh. Şeyh Efendi tepenin üzerinde. Domuzlar doldu aşağı. Şeyh Efendi bir sıçradı. İlâ-en sâra beynû.

  133. 58:30

    Gitti onların arasına. E şimdi bunlar müritlerine dedi ki Allah Allah çöle gideceğiz. Harp yokmuş. Kılıcı niye aldı şimdi? Tesbih alması lazım. Bu gitti kılıcı aldı. Ve selle seyfehu. Kılıcı çekti. Ve cerrahı mü'lüm kesenin çoklarını yaralandı. Ve velle vâribîn. Kaçtılar bütün domuzlar zaten. Öbürleri yaralandı.

  134. 58:51

    Hepsi kaçtılar. Geldi yanımıza. Fekâle dedi. Hâ ulâ-il frencû. Bunlar Fransızlardır. Frenk askerleriydi. Fekâle dedi. Hadi hele Allah onları yardımsız bıraktı. Perişan etti. Fekâne kemâ vekâ. Tarihteki bu harp aynı bu şekilde vuku buldu. Ve kâne beyni ve beyni mektûl olmuş şehrin aralarında bir aydan fazla mesafe vardı.

  135. 59:19

    Şeyh efendi bu harbe katıldı. Felem mâ raciû. Şimdi harbe katılan Müslüman askerleri de dönünce Harp bitti felan. Kâlû dediler. Vallâhi levlemmü gümânes şeyhul eylek. İşte onun müritlerine söylüyor. Vallâhi Ebu Meden hazretleri harbe katılmasaydı bizimle beraber helak olmuştuk. helak olmuşlar. Orada Hızırları kesiyor, doğuruyor.

  136. 59:44

    Orada alem-i misal, bu ruhaniyetinin gücüyle Ebu Bekir Orada hızırları kesiyor doğruyor. Orada âlem-i misal. Ebu Bekir Sıddık'ın ruhaniyeti öyle güçlü ki diyor, bir orduyu tek başına bozguna uğratır diyor. Kitab-ı Rûh-i Şem'i eserinde İbn-i Kayyum. Dolayısıyla o da orada mübarek ruhaniyetinin gücü surete büründü.

  137. 1:00:06

    Orada fiziki manada harf etmiyor. katıldı. Burada da alem-i misalde onları temsil eden hınzırları kesti doğramakla orada da orada da fiziki manada hakikaten Fransız askerlerini kesmiş oldu. fizik-i mâbe hakikaten Fransız askerlerini kesmiş oldu. Anlıyor musun? Bu çok önemli. Evet, Yusuf-u Nepâne Hazretleri, Câm-ı Kerâmât-ı Evliya'da bunları zikrediyor.

  138. 1:00:34

    Sen ne diyorsun, ne diyorsun arkadaş ya! Allah Allah! Bu koca İbn-i Mülâkîm bunu Ebû Medîne'nin kerametlerinde addediyor. Buna benzer bir şey var bizim silsilemizde yine. Nedir o? İstanbul'un fethine kim katıldı? Ubeydullah-ı Ahrar-ı Semerkandî Hazretleri katıldı. Sultan Beyazıt. Fatih'in oğlu kim? Fatih'in oğlu Sultan Beyazıt Hazretleri.

  139. 1:01:05

    Ubeydullah-ı Ahrar Hazretleri'nin oğlu geldi. İstanbul'un fethinden sonra Fatih'in zaten. Hazreti Fatih'in vefatından sonra Sultan Beyazıt onu sarayda ağırladı. Ondan sonra dedi ki, babam dedi. Yani Hazreti Fatih için. Sizin babanızdan bahsederdi. İstanbul'u kaç gün muhasara ettik. 50 küsur gün mü? Fethi müyesser olmadı.

  140. 1:01:36

    Ne zaman? Şöyle bir zat suhur etti. Bizim orduda yok. Ama o Salı sabahı işte. Fethi sabahı. Suhur etti. Bizimle harbe geldi. Hazreti Fatih anladı. Cübbesinin burasını gösterdi. Bak buradan dedi. Baktı. Öyle bir Allah'ın orduları var. Dedi hiç korkma. Bitmez tükenmez orduluğa serptim beraber. Bu ordu dağılır mağılır yetmez yetişmez öyle bir şey yok dedi.

  141. 1:02:03

    Ve harbe bil fiil katıldı. E babanızı bir tarif eder misiniz? Dedi işte o boyunun şeklini şemalini sakalı şerifini böyle tarif eder. O da dedi ki aynı böyle dedi. Fiziken gördü çünkü. Ama Ubeydullah Reis Semerkand dedi. Şu anda Semerkand'da 5 saat uçakla gidiliyor. Biz buradan gidiyoruz Bukhara'ya Semerkand'da 5 saat.

  142. 1:02:27

    En az. Arada bir de arabada oluyor. Bazı kere oraya dire giremezsin. Taşkent'ten oraya gidiyorsun. E sen şimdi Ubeydullah Reis dedin o sabah ne yaptı peki? Aynı Seyh Ebu Medyen gibi. Müritleriyle beraber zikirlerini yaptılar. Derslerini yaptılar. Dedi ki kimse beni takip etmesin dedi. Tek başına atına atladı.

  143. 1:02:55

    Çok. Dünya kadar bütün Semerkand araziler olundu. Hepsini mübarek Allah yoluna vermiş. Atına atladı. Ondan sonra yine böyle kılıcını kuşandı. Allah Allah dediler yine. Ondan sonra bir tanesi emir tutmadı takip etti. Takip etti ama o da ondan sonra gitti gitti gitti bir sahraya girdi. Arazilerin içinde gözden kayboldu.

  144. 1:03:23

    Gözden kaybolurken kılıcı çekmiş böyle kılıcıyla hareketler yapıyor. O zaman boşu boşuna kılıç kalkan oyunu mu oynuyorsun? Oyun mu oynuyor ya? İstanbul'daki orada harbe katılmış. Bunu Sultan Beyazıt oğluna bizzat anlatıyor. Babam Hazreti Fatih bu şekilde anlatıldı. Peki orada? İşte Evliyaullah'ın alemi misal.

  145. 1:03:46

    O ruhaniyeti Ubeydullah Arhar'ın o zaman kavsi oydu. Çünkü ne der? Akşemsede Kudüs-i Cesur Hazretleri. Tabii çok dualar, şeritler. O zaman kavsin Ubeydullah Semerkand'de oldu. En büyük velinin Semerkand'da. Semerkand'da Ubeydullah Arhar, Semerkand'da bizim silselerimizdeki şeyhimiz olduğunu bildiği için Akşemsede'nin büyük evliya bilmez mi?

  146. 1:04:08

    O zamanki kavsi tanımazsa kendi evliya olamaz. Dedi ki Sultan Fatih kavstan himmet iste dedi. Bak kaç gün geçti bu kuşatma var. Fethi müesser olmuyor. O gece Hazreti Fatih kavs kimseye dünyada o zaman Allah'ın dostlarının en büyük kavstan himmet istedi. Ve Ubeydullah Arhar Hazretleri o himmeti kabul etti.

  147. 1:04:31

    Ve sabahın, salı sabahı işi bitirdi. Dolayısıyla bu işte ruhun güçlü olduğu zaman Allah veliye farklı suretlerde, farklı cihetlerde aynı anda görünme imkanı verir. Tasavvuftaki kaide bu. faydarın örneklerini çoğaltabiliriz. Bu da bunlardan biri. Zaten diyor ki ya peygamberler zaten kabirlerinde namaz kılıyorlar diyor, ayakta namaz kılıyorlar diyor,

  148. 1:05:04

    peygamberler çürümez diyor, tamam çürümez. Velev ki bir velinin bedeni çürüse bile ruhu diri, güç ruhunda, güç ruhunda olduğu için aynı dünyadaki suretiyle sana görünür. Fiziki görünür. Öldükten sonra olur mu? Olmaz olur mu ya? Bak, İmam Abdülghaffar Kursi Hazretleri El-Bahid isimli eserinde diyor ki Evliyaullah'tan biri İbrahim Aleyhisselam'ın kabri El-Halil'de.

  149. 1:05:32

    Şimdi Yahudilerin elinde. Evet, ben de oraya gittim o zaman teftişlerden zorla şeyle geçtik yani. O da İbrahim Aleyhisselam'ın kabri şerifinde ziyaret nasip oldu. Ama kabri şerif esasen altta mağara var. İbrahim Aleyhisselam o mağarayı parasıyla satın aldı. Sonra bütün İshak Aleyhisselam, işte Yakup Aleyhisselam orada.

  150. 1:05:52

    Ondan sonra Yusuf Aleyhisselam Mısır'dan getirildi zaten. O rivayetleri biliyorsunuz. Derenin içindeydi kabri şerif oradan. Musa Aleyhisselam Mısır'dan çıkarken Yusuf Aleyhisselam'ı almadan çıkamayız vasiyeti var dedi. Ben İsrail'e, neneye işte. Nene biliyordu, nene çıkarttı meseleyi. Yusuf Aleyhisselam da şu anda orada.

  151. 1:06:10

    Çünkü Peygamber Ezan'da çürümüyor ya. Onu da oraya naklediyor. O mağarada, Evliyaullah'tan bir İbrahim Aleyhisselam'ın kabrine indi. Mağaranın içine girdi. Şimdi girilmiyor. Ama ne koku geliyordu. Kuyu var. O kuyudan, ben o kuyudan gelen koku gibi koku dünyada hiç... Nasıl kokuyor? Kuyunun içinden alttan siliniyor.

  152. 1:06:28

    Cennet kokusu geliyor. Ve kaç peygamber aşağıda. Bir rivayet İbrahim Aleyhisselam dışarıda duruyor böyle. Bak o veli Zişan, girdim diyor Feveceddin Hücresen. Baktım oturuyor. Kıraat yapıyor artık. Kendi sayfaları var. Veyahut da Kur'an-ı Kerim sonradan indirildiyse de İbrahim Aleyhisselam'a bildirilmiştir.

  153. 1:06:50

    Yani Allah'ın kelamını okuyor. Çünkü Suhufi İbrahim'e ve Musa diyor Kur'an-ı İbrahim Aleyhisselam'a da vahiyler geldi. Ondan sonra ona ya İbrahim bir şey, İbrahim Aleyhisselam bana bir şey demiştir. Kör oldu hemen. Onu gördü oturarak kıraat yaptığını gördü o zat. Ama kör oldu. Bunların da bir bedeli var.

  154. 1:07:18

    Evliyalar makamlarına şahit olmanın, müşahede etmenin bedelleri var. Onun için İmam Kursi buyuruyor ki Allah'ın bazı kullarına verdiği özellikler ve hususiyetler ve kerametler ve ikramlara mani çıkaramazsın. Engel de tanıyamazsın. Yani bu kısıtlıdır. Şuradan fazlasını ikram etmez. Sana mı soracak ya?

  155. 1:07:46

    Allah bu kadar velilene, nebilene, ne ikramlar, ne mucizelene kerametler bahsetmiş. Sana mı sordu bugüne kadar? Ne konuşuyorsun? Akılların dolanma alanı yoktur bu sahada diyor. Ruhlar alemi, berzak alemi, evliyanın vefatına sonra tasarrufu, temessülü, şekle bürünmesi, uyanık görüşmesi, gelmesi, bunlar ya bunları söyledik diye aforoz olduk ya.

  156. 1:08:18

    İsmail Ağa'nın hocaları şu kitaplarda bu kadar ulemanın, evliyanın anlattıklarını, kağıt haneli, Muhittin inkar ediyor. Siyerci Nuri inkar ediyor. Bütün bunlar İsmail Ağa'yı temsil ediyor. Şu anda İsmail Ağa'nın bütün hocaları bu şahibenin, bu itikat bozukluğunun, bu Vehhabi kafasının, bulaşmışlığının töhmeti altındadır.

  157. 1:08:38

    Ancak kalkıp çıkacak birisi diyecek ki ben bu itikatlardan beriyim. Bu böyle kağıt haneli, şişhaneli, mümmemizi, Mahmud Erencizi bunların görüşlerinde değilim. Ben? O başka. Öyle diyen de yok. İsmail Ağa demiyor ki bu adam böyle açıklamalar yapıyor. Vehhabileri sevindiriyor. Geten bütün Vehhabiler atlamış.

  158. 1:08:58

    Demişler sen bizim dediğimizi aynısını diyorsun falan. Bu sefer de diyormuş ki ben bunu demek istemedim. Siz niye seviniyorsunuz? Adam diyor ki bizi sevindiriyorsun. E çünkü neden? Cübbeli'ye inattan dolayı önce tarikattan çıkıyorlar, sonra şeraattan çıkıyorlar, sonra cimden de çıkarlar. Bu kafayla inattan gidilmez.

  159. 1:09:20

    Cübbeli'yi sevmeyebilirsin, beğenmeyebilirsin, araya da konuşursun. Hakkına girersen helal eder, helal etmez. Tabağın sahibi var. Allah ne yapar? Allah bilir. O konu ayrı bir şey. Ama Cübbeli'nin itikadı, el sünnet itikadı olduğuna Muhammed Efendi Hazretleri Cübbeli tam öyle sünnettir diye şahitlik etmiş.

  160. 1:09:40

    Cübbeli'nin bu anlattıkları reenkarnasyon olsaydı, şirk olsaydı, şu olsaydı Muhammed Efendi Hazretleri Cübbeli'yi dinlemeyeceksin, yatimi dinleyeceksin. Kimi dinleyeceksin? Der miydi, buyurur muydu? Onunla biz şahidiyiz yani. Dolayısıyla, demek ki Efendi Hazretlerimiz bize tefsirini hâlâ yazdırdığına göre, bu vasiyetlerini beyan ettiğine göre

  161. 1:10:04

    ve şu sohbetler yapmamızı emrettiğine göre ve himmet buyurduğuna göre bizim, benim sizi saptırmayacağımı, yanlış işler yaptırmayacağımı kerametiyle Allah ona bildirmeseydi bunu dinleyin, tefsire sen devam et der miydi, benden sonra sapıta. Şu anda ben onlara göre sapıtmışım. E, Mahmud Efendi Hazretleri Allah'ın mürşidi kamili, en büyük dostu, asrın müceddidi

  162. 1:10:28

    yani buraya açıkçak vermiş ya. Tam ehli sünnettir demiş ve onu dinlemeyeceksin, kimi dinleyeceksin demiş ya. Evliya Allah ondan başkasının tefsir yazmasına razı değil demiş ya. Bunlar net kelamlar. Vallahi billahi ağzından çıkanı söylüyorum. Yani şimdi sen o zaman, nasıl oluyor ya, senin mürşidin o zaman, senin o zaman mürşidin

  163. 1:10:51

    yalan yanlış konuştu, haberler verdi, haşa haşa haşa, maşallah ya. O zaman senin zaten tarikattan, o mürşide bağlılıkla bir alakan kaldı. Şimdi diyor, İmam-ı Kûsî Hazretleri, Abdülghafir Vâzi Hazretleri Aleyhisselam, Aleyhisselam'ı düşün diyor. Yakbuzu fîkûl-i şâ'atibne-l-galâi Bu kadar mahlukattan her anda fî cemîle-l-avâlim, bütün alemleri düşün bir de,

  164. 1:11:18

    18 bin alem bilmem, bütün ölenleri o öldürüyor. Mâ lâ yâ'lemuhû illa mâ. Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği kadar can alıyor. Yani bunun hesabını da tutamazsın. Ve ve yazarulehum bi sûrete amâli. Hazreti Aleyhisselam insana gelirken hangi sûrette geliyor? Asli sûretinde gelmiyor. Senin amelinin sûretinde geliyor.

  165. 1:11:43

    Senin amellerin güzel de ise, imanlı öleceksen, sana güzel amellerin şekline bürünerek nurani ve lütufkar yaklaşıyor. Senin amellerin şirkse, küfürse, nifaksa, şikaksa, isyansa, o zaman kötü sûrette, çirkin ve korkunç bir dehşet verici şekle bürünüp geliyor. Öyle mi? yazarulehum bi sûrete amâli fî merâ-i hakâ-i kervâ-i Ruhların hakikatlerinin aynalarında onlara görülüyor.

  166. 1:12:12

    Nasıl görülüyor? Amelleri iyiyse güzel sûrette görülüyor, amelleri kötüyse korkunç sûrette görülüyor. feyen cezibûn eyley O ruh da ona kendini teslim etmek zorunda. Böyle incizâb edip, çekilip, soyutlanıp bedenden çıkıyor. Ve böylece bedende ölüm vâkı oluyor. Ruhta ölüm vâkı olmuyor. feyezûmu küllum menûm enne mâ cezebâ gayrûn

  167. 1:12:39

    O arada kendi ruhu çekilen, alınan adam zannediyor ki şu anda sadece benim ruhumu alıyor. Halbuki aynı anda veve fîl mesel Bu neye benziyor? Keşkemsi. Güneşe benziyor. yarâ külli insan fîl boynu vel kurb minel bilâd Şehirlerden uzak yakın her yerden insan güneşi görüyor. bihâseb-i âli durduğu yere göre vazâfi vasari gözünün zaafiyetine göre ve kuvveti veya gücüne göre

  168. 1:13:08

    gözüne kadar güçlüyse ona göre, zayıfsa ona göre ve yevvâdenu fî nefsâ Güneş, hadd-i zahirde güneş bir tane gökte duruyor. Bütün dünya aynı anda güneşi görüyor. İşte, ruh güçlü olduğu zaman herkesin görebileceği şekilde bir yerde durabiliyor. O zaman işte Azrâil aleyhisselâm ne yapıyor? Efendim, feyzâ teâkkak teâzele bunu anladığın zaman bu misali lem tünkeri, inkâr etmezsin.

  169. 1:13:42

    Şuna inanırsın ki kevne azrâil aleyhisselâm vel kuzu hulûfem neler vâ fil lâsatul vâhide bir saniye içinde, saniye, saniyeden de küçük, salise içinde binlerce can alıyor. Ben ne diyorum sana, şu anda bile alıyor, şu anda konuştuğumuz anda binlerce kişi ölüyor şu an. He? Vekûl vâdi ve eşhedü hepsi onu görüyor mu?

  170. 1:14:11

    Görüyor. Ve yufsarı o görüyor. Ne şekillerde görüyor? Fîsûların muhtelifi. Hepsi farklı surette görüyor. Çünkü Müslüman'a geldiği gibi kafire gelmiyor ki, münafığa geldiği gibi, takva sahibine gelmiyor ki, amelinin suretine bürünüp geliyor. Ya ona müjde olsun diye veya ona tehdit olsun. Ve tencezibü'l-evrû, bütün ruhlar ona çekiliyor, teslim oluyor.

  171. 1:14:34

    Çünkü l-yennel mesâfete vel takdîra vel borde vel gurbe min sıfâtil-essâb aradaki mesafeler, miktarlar, santimler, metreler, uzaklıklar, yakınlıklar, cisimlerin sıfırlığı. metreler, Bunlar cisimlerin sıfatıdır. Bak senin burada Semih Efendi kardeşimiz oturuyor. Aramızda mesafe var. O da cisim, ben de cisim.

  172. 1:14:52

    Arada altı metre var, yedi metre var. Ölçersin ha burayı. Ama ruhla ilgili için Muhammed Efendimiz'in ruhaniyeti burada, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in ruhaniyetini her yeri doldurmuş. E şimdi burada mesafe söz konusu olur mu? Ruh için. metre ileride oturuyor denir mi yani? Cisim sıfatlarından olan şeyler lâmî sıfatlar var.

  173. 1:15:13

    Ruhların sıfatı olamaz. Ruhlarda Ruhlarda uzaklık, yakınlık yok. yok. Âlem-i Ervâd'da Risale-i Kûsâre, İsmet Garibullâh Hazretleri Risale-i Kuseri İsmet Garibullah Hazretleri bunu anlatıyor. Efendimiz'in ömrü bunları anlatmakla geçti. bunu anlatıyor. Efendimiz'in ömrü bunları anlatmıyor. Bukhara Meşayıhı, duvar tanımaz, kapı bilmez, Bandırmada Ali Zahid Bey Zahid Hazretleri

  174. 1:15:33

    Hatm-i Şerif yaptırırken, Bukhara Meşayıhı geliyor. Bukhara Meşayıhı'nda Şah-ı Nakşibend Hazretleri, Arif, Rive, Geri, Mahmud, Denceri, Fahim, Nebi, Abdülhalik, Hücumani, Kaddes, Allah, Sultanul Enbiya, Aliye. Baba Semmasi Hazretleri, Muhammed Baba Semmasi Hazretleri, Seyyid Emir Kürer Hazretleri, Şah-ı Nakşibend Hazretleri.

  175. 1:15:50

    Bukhara Meşayıhları o demek. Hacı Azize, Hacı Ali Rahmeter, hepsi geliyorlar. Hatm-i Şerif'te. Ali Adem Efendi Hazretleri, Ali Zahid Efendi'nin solunda oturuyor. Herhalde Hacı Bilal Efendi var orada, büyük müfessir. Hacı Bilal Efendi Hazretleri sağında oturuyor. Hatm-i Şerif Halekası'nda. O arada, Bukhara Meşayıhı geliyor.

  176. 1:16:14

    Ali Adem Efendi Hazretleri de biraz ihvan, çiftçi, ondan sonra yorgun, argın, daldırmışlar. Hatm-i Şerif'te de taşlar sayıyla, eşini daldırınca, o arada sayı kaçırıyor. Yani uyuyor, biraz dalıyor, sonra ayılıyor. İkinci ilanı duyuyor, birinci ilan gitti. Arada üç kuruyor, valla gitti sende üç taş varsa.

  177. 1:16:38

    Bu sefer, Ali Adem Efendi Hazretleri içinden düşünüyor ki, yahu bütün tarikatlar bozuldu, bir bu tarikat sağlam kaldı, biliyorduk. Şimdi burada da sayı bozuyorlar, bunlar da uyuyorlar falan derken, ondan sonra keşfi bir açılıyor, zaten onun keşfi açıkta Ali Adem Efendi Hazretleri. Bir keşfettiriyor, bir bakıyor.

  178. 1:16:57

    Uyuyan her bir ihvanın önüne, Bukhara Meşayıhından biri oturmuş, sayı tamamlıyor. Çünkü neden? O da elinde değil. Çünkü gece gündüz çalışıyor, çam oluyor, teheccüde kalkmış, öyle daldırdı yani. Kasıtlı geldiği gün orada uyumak için gelmedi. Veliler tamamlıyor sayıları. Ali Adem Efendi Hazretleri boş yapmıyor.

  179. 1:17:17

    O arada, Evliyaullah işte müritlerden bazılarına teveccüh ediyor. İşte anına dayanıp tecelli, yansıtma tarikiyle falan teveccüh edecek. Ondan sonra, Şahin Akşener Hazretleri de, o arada Ali Adem Efendi Hazretleri de, mana alemine geçmiş de görüyor bunları yani, alemi misal işte. Alemi misal anlamazsan bundan anlamazsın.

  180. 1:17:40

    Şahin Akşener Hazretleri orada kabrinde duruyor. Bedeni kabrinden çıkmamış. Ama geldi bandırmada, şimdi burada saçları tamamlıyor, müritlere teveccüh ediyor. İşte öyle. Ona duvar, ruha duvar olur mu? Ruha kapı olur mu? Kapılar kapalı. Bukhara Meşayıhı, kâgir bina, yani ahşap bina, birden içeri doldular diyor.

  181. 1:18:03

    Ondan sonra şey yaparken, Meşayıh, ihvanlara teveccüh ederken, Halize Abdesaz Efendi Hazretlerimiz, Kadir Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Şahin Akşener Hazretleri ne buyuruyor ki, bu benim Alaeder evladım, yani müridim, siz de buna teveccüh buyurun. Hani Şahin Akşener çok büyük bir makam, Alaeder Efendi.

  182. 1:18:25

    Tam geliyor ne? Şahin Akşener Hazretleri, yüzünü çeviriyor. Yüzünü çevirince, vay benden nasıl yüzünü çevirdi, yani ben onu teveccüh etmem dercesine falan diyor. Şahin Alaeder Hazretleri ona da bir ayılıyor, fırlıyor, yani o şeyden Şahin Akşener bana teveccüh etmedi diye üzüntüsünden, kafası tavana vuracak.

  183. 1:18:48

    Zaten 140 okka mübarek, öyle fırlıyor ki, şimdi buradaki öbür keramete bak, orada keşife açılıyor, alemi misalle dolaşıyor. Halize Abdesaz Efendi ona ne diyor? Kulağına hemen. İşte o da aynı şeyi görüyor. O da ona diyor ki, başka tekkeleri gezer misin? Sahibi razı değil diyor. Alaeder Efendi Hazretleri o zaman,

  184. 1:19:12

    bizim tarikatta Halize Abdesaz Efendi'den dersi derslerini güzel yapıyor falan ama, biraz başka tarikatların şeylerine de, tekkelerine de gidiyormuş. Bak şimdi, onun orada gördüklerini, o da orada görüyor. O alemi misalden, keşif aleminden ayılıyor, bağırarak, ama Halize Efendi, uyanık. Tekhi yani bid'a demek Osmanlıca.

  185. 1:19:39

    Tekhi, bid'a yani. Tekhi başka tekkelere gider misin, gezer misin diyor. Bak sahibi razı değil. Sahibi kim tarikatın? Şah-ı Nakşiband Hazretleri. Bak sahibi. Razı değil diyor. Arkadaş ben sana ne anlatayım ya? Alemin misalinden mi anlatayım? Yani senin aklı olmayan kıt kafaya, kot kafaya, saman kafaya, Efendimiz Hazretleri'nin tabirleri bunlar.

  186. 1:20:05

    Yani adam bunu reenkarnasyon diyecek kadar cahil ve Evliyaullah'a müşrik diyecek kadar zındık olmuşsa ben buna ne anlatayım ya? Şurada bilmiyorum on beş saat mi, yirmi saat olmuştur bu derslerini toplasan. Onun için Fefemzalike diyor Abdülghaffar Kutsal Hazretleri, İmam Süyütü ondan evvel diyor bu hakikatleri çok anla

  187. 1:20:34

    Fe innehu bahrun amikun, çok derin bir deryadır diyor tasavvuf Tehâru fi'l-efkâru ve'l-ukûlu Akıllar ve fikirler hayran olur, kalır, şaşar da kalır, mantık durur. Aklın bittiği yerde vahiy başlar, nakil başlar. Tamam mı? Cisimler alemi bittiği yerde ruhlar alemi başlar. Anladın mı? Fiziki alem bittiği yerde manevi alem başlar.

  188. 1:21:02

    Ama o manevi alemin fiziki alemde de nesi var? Aynen etkisi ve tesiri var. Bak orada gördüğünden ondan sonra bak bağırarak. Niye ayrılıyor bağırarak? Çünkü gördüğün etkisinden. Halize Hazretleri ne diyor hemen? Bak senin gördüklerine ben de şahidim diyor. Yani bu ne demektir? Bu senin boş rüyalarından ibaret değildir.

  189. 1:21:24

    Bu hakikattir diyor. Çünkü neden? Bunu kimse duymadı, kimse görmedi. Sen gördün ama bak benim de haberim var diyor. Bunları güzel anlamak lazım. Halil İbn-i İshak, İmam Suyuti devam ediyor. Halil İbn-i İshak, ehad-ı ehmet-i malike, maliki imamlarından biri. İmam Halil, sahibi Muhtasar-ı Meşhur, Muhtasar sahibi.

  190. 1:21:47

    Beşer İbn-i Hacı, İbn-i Hacı ve Deşer yapmış ve gayri imam. Diğer kitaplara bunu Halid-i Bağdadi Rüzenane Hazretleri, rabıtayla ilgili mektubunda, risalesinde bu zatın kitabından bahsediyor. Bu zatın ilimlerine çok değer veriyor Halid-i Bağdadi Hazretleri. Muhtasar-ı Halil kitabında diye geçiyor bunun kitabı.

  191. 1:22:09

    Halil İbn-i İshak Hazretleri. Bak diyor ki, bu meselede o da diyor dokundu. Ve ne büyük alim olduğunu anlaman yeter diyor. Yani o da bu konuda konuşuyor. Abdullah-ı Menufi diye bir büyük veli var. İmam Şahrani'de ondan çok bahseder. Abdullah-ı Menufi'nin menkıbelerini yazdığı bir kitabı var. Halil İbn-i İshak Hazretleri.

  192. 1:22:42

    Maliki Fekihi. Bu kitapta şu nasuhu yani ibareleri şöyle diyor. Halil İbn-i İshak, İbn-i Musa'il Maliki. 767'de vefat etmiş. Çok iffetli, nezih, büyük alim, büyük veli bir zat. Muhtasarı şerretli. Fıkıhta İbn-i Hacimi falan. Altı cilt. Ondan sonra çok ilimleri var. Ebdurral-ül Kamil'e isimlesin. İkinci cildin 207.

  193. 1:23:15

    sayfasında bu zatın methiyesi var. Bütün meseleleri anlatıyorum. Şimdi o zat ne demiş? Elbab-ı Sa'd-ı Fitay-ı Lehu. Evliyanın yerin dürülmesi. Tay-ı Mekan olmaları. Altıncı Mahba ait bunu konuşuyor. Lehu o Şeyh Abdurrahman-ı Menufi'nin menkıbesi ya. Ona Tay-ı Mekan olurdu diyor. Halbuki her şey hiç hareket etmezdi diyor.

  194. 1:23:42

    Tarika değerine göre bu küçük tay buna deniyor. Hiç hareket etmediği halde. Ondan sonra yer dürülüyor. Bunlardan biri de Şeyh Salih Alim Süleyman Mukri Hazretleri. O da Evliyaullah'ın bazı zatlarından naklediyor. Bakın hep senetli isnatlı, hep velilerin böyle isimleri. Diyor ki Şeyh Abdurrahman-ı Menufi Hazretlerini Menuf'ta gördüm.

  195. 1:24:10

    Menuf tabi Mısır'ın şehirlerinden bir şehrin adı. Şeyh İbrahim, Şeyh Süleyman'ın oğlu Şeyh İbrahim vefat etti. Cenazede baktım. Şeyh Menufi Hazretleri var. Lakin baktım diyor kimse görmedi. Görmediğini nereden anladım diyor. Cenaze kalabalık diyor. Çok da meşhur bir zat. Yani bütün dünyada ca meşhur.

  196. 1:24:39

    Cenazede bir kişi ona selam vermedi diyor. Görselerdi selam verirlerdi. Demek ki ben görüyorum. Kimse görmüyor diyor. Ve likevni lemera hadem minü müssellimu aleyh. Baktım bir kişinin selam verdiğini görmedim diyor. Velâkin lemera o ehl-i menuf. Demek ki menuf ehli görmedi dedim diyor. Ve şeyhul emre zembil kahire beynet talebe zelgeliyo.

  197. 1:25:02

    Sonra soruyoruz. Şeyh efendi nerede? Şeyh efendi talebenin arasında Kahire'de duruyor. Kahire nere, menuf nere? Yine bu baptan diyor. Evliyaullah'tan zatlar anlatıyor. Hicaz'dan yani Mekke tarafından. Medreseye birisi geldi. Şeyh efendi nasıldır, iyi midir? Dediler iyidir. Ya Arafat vakfesinde beraberdik dedi diyor.

  198. 1:25:34

    İnsanlar dedi ki şeyh efendi buradan ayrılmadı. Vallahi billahi Arafat'ta ben beraberim dedi. Dedi ben şeyhi görüyorum. Şeyh efendi ziyaret etmek istiyorum. Onu anlatacağım bilmem diyor. Hadi gel diyor. Selam verdi. Tam konuşacak. Şeyh efendi böyle. Konuşma. Gördünse gördü. Orada mıydık? Oradaydık. Onun talebeleri de anlatıyorlar.

  199. 1:26:11

    Yani kendisi diyor. Mesela çocuklarından uzak bir yere giderdi. Veya talebelerinden uzak bir yere giderdi. Fakat çocukları da onu evde görürdü. Talebeler de medresede görürdü. En ufak bir arıza çıkartamazsın. En ufak bir namazı bırakamazsın. Ders kaçıramazsın. Ulan nasıl olsa şeyh efendi yok. Şeyh efendi biraz yatalım.

  200. 1:26:32

    Öyle bir şey yok. Ne zaman gitti ya? Mekke'ye gitti. İşte böyle. Tamam mı kardeşler? Onun için bu hamur çok su kaldırır derdi. Ali Haydar efendi babam. Kaddesallahu selam. Evet bu İmam-ı Sulti'nin El-Morteli Fitaatü'l-Suveri'l-Veli isimli kitabından topladığım dersleri bugün bitiriyorum. Bundan sonra bir dersimiz kalıyor.

  201. 1:26:58

    Mektubatın ikinci cildini 100.101. sayfasındaki mektup. O mektupta da evliyanın bir anda 40 yerde kaç yerde görünmesinin reenkarnasyonla alakası olmadığı, ve evliyada bu kerametin sabit ve zahir olduğuna dair İmam-ı Rabbani. Zaten bu dersler mektubat dersleriydi. Yine akaid dersleri de olmuş oldu aynı zamanda.

  202. 1:27:22

    Hem El-i Sünnet'in tasavvuf eylilinin El-i Sünnet kitabında anlaşılmış oldu. Hem İmam-ı Rabbani'nin görüşüyle de önümüzdeki derste de konuyu inşallah bağlayacağım. Şu makale sonra buyurdu ki Peygul'de eğer sen dersen, Şeyh Halil İbni İshak Hazretleri, maliki fakihi, Muhtasarı Halil kitabının sahibi, Mevlana Haldin Bağdat Hazretlerimizin kaynak verdiği eserlerden.

  203. 1:27:42

    Feynkul'de Şeyh Halil Mevlana Haldi Bağdat Hazretlerimizin Eğer dersen ki keyfi mümkünü vücudu Ya aynı şahıs iki mekanda aynı anda nasıl oluyor? Ya ne kadar anlattık anlattık da adam anlatıyorsun diyorsun ki bu diyorsun yel değirmeni falan Rüzgar şuradan sen böyle sen şöyle gider yerine gelir buğdayları muğdayları öğütür, mısırları öğütür değirmen çalışır.

  204. 1:28:23

    Neyle çalışır? Yel ile. Yel ne demek? Rüzgar ile. Anladın mı? Anladım ya. Ondan sonra biraz duruyor yine. Peki suyu nereden geliyor? Ya arkadaş sen bunun yelle çalıştığını anladıysan daha suyunu sorar mısın? Bu suyla çalışmıyor. Değirmen suyla çalışan var. Şu anda elektrikle çalışan var. Rüzgarla çalışan var.

  205. 1:28:46

    Rüzgar enerjisiyle çalışan var. Allah Allah. Yel değirmeni diyorum adama. Hala diyor ki peki o zaman suyu nereden geliyor? Peki sen anladın mı? Anladım. Sen anladın ya. 15 ders çağırdı. Sonra geldik yine. Bir adamın iki mekanda bir anda görünmesi nasıl mümkün oluyor? Diyor ki Özet. Şeyh Halil İblisak diyor.

  206. 1:29:18

    Suyuti ne diyor? Bu anlattıklarım Şeyh Halil gibi maliki fıkıhçıların en büyüğü Ehl-i Sünnet ulemasının en büyüğü İmameten ve Celaleten. Böyle bir imamın sözü onun Halil İblisak Hazretleri İmamlık Celalet, heybet ve yücelik. Yani bu Ehl-i Sünnet Bu ehl-i sünnet kelamında, fıkhında, onun makamı, itibarı, imamlığı ve büyüklüğü sana yeter diyor.

  207. 1:29:55

    Böyle büyük bir zatın kelamlarını sana naklettim diyor. Bu seni bağlamazsa diyor zaten şeytan seni çoktan bağlamış demek istiyor. Evet, bak ne diyor Şeyh Halil Bissak Hazretleri. El velî huzâ teâkkuku fî velâti. Bir velî velâyet makamında Allah dostluğunda hakikate ererse, temekkene ona Allah imkan verir.

  208. 1:30:21

    Minet tasavvuru fî rûhâniyeti. Rûhâniyetinin şekle bürünmesi hakkında. Rûhâniyeti şekle bürünür. Şeyh Mahmud Efendi Hazretlerimizin velâyette teakkuk ettiği, Allah dostluğunun hakikatine erdiği ne der? Şüphemiz var mı ya? Bütün dünyanın uleması, evliyası. Gauster dedi, müceddidir dedi, evliyanın reisidir dedi.

  209. 1:30:41

    42 ülkeden 342 halim gelmiş. Dünyanın o zaman kişinin bir kısmı da vefat etti, çoğu yaşlıydı. Dünyanın o zaman dünyada bulunan halinden en büyükleri geldi ya. Bu kadar halim dalalette birleştik mi ya? Bu senin şeyhin, senin müşridin, bu zamana kadar şeyhin Mahmud Efendi dediğin zattan bahsediyoruz ya.

  210. 1:31:00

    Şimdi onu öldürmek için, gömmek için, şerefi nişanını iptal etmek için, sahte şeyhi uydurup da yerine oturtmak için bu sahtekarlıklara ne lüzum var? Bu canbazlıklara, bol kabazlıklara ya. Abdullah Kılıç'ın keyfine uyup da ondan sonra topçuların, popçuların, ondan sonra Esbat'ın, torunların bilmem nenin, keyfini öldü Mahmud Eren'in,

  211. 1:31:22

    bilmem nesinin, tosbasının, kaynanasının, karısının, kızının, birilerini şeyh yapacağız diye, rabıtayı bozmakta, Evliyaullah'ın tasarrufunu inkar etmekte, ondan sonra kağıthaneli gibi Efendim Ecelümen fırlazları piyasaya çıkartıp da onları borazancı başı gibi bağırttıraraktan, işte Efendim Ehl-i Sünnet'te böyle bir itikat yoktur, Evliya öldükten sonra görünmüş değil.

  212. 1:31:45

    Adem Aleyhisselam'dan beri hiç böyle bir peygamber bile görünmemiş fiziken. Ulan ne görünmemiş ya? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Miraç Gecesi hakkında namaz kıldılar diyor. 6. zamanda Musa'yı gördüm, 7. Kajmer, İbrahim Gürbüz, Aleyhisselatü Vesselam hazaratını, hepsini mekan mekan sayıyor, kabirlerine gittiğini sayıyor, kabirlerine ayakta namaz kıldım, gördüm diyor.

  213. 1:32:07

    Ya Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bukhari Hadesi, Müslüman Hadesi, adam Resulullah'ı da görmedi diyor ya. Ya Resulullah görmedi demiş oluyor, çünkü neden? Adem Aleyhisselam'dan beri hiçbir peygamberde kabrinden çıkıp görünme olmamış diyor. Ulan nerede kabrinden çıkmak görünmemiş? Mescid-i Aksa'da cemaat kimdi o zaman?

  214. 1:32:24

    Ben miydim, sen miydin? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında 224 bin peygamber, bedenleriyle geldiler. İşte alemin misali anlamazsan kabirlerindeki bedenleri de duruyor, ruhaniyetlerinin kuvvetinden dolayı aynı bir bedenle, ikinci bir bedenle ruhaniyet aynı, kendileri geldi bizzat fiziki, namaz kıldı.

  215. 1:32:46

    Fiziki olmasa ayakta namaz kıldı der mi? Kimisi rükü yapıyordu, kimisi secde yapıyordu diyor, sahih hadis. Ruh rükü secde mi yapar? Rükü secde fiziki yapılır, bedenle yapılan işler. Oturmalar, kalkmalar, hareketler. Ne cahil adamsınız ya. Allah bizi sizin gibi adamların zamanında yaşattığı için, yani ne diyeyim ya, kurban olduğum Allah'a tabii razıyız ama,

  216. 1:33:10

    ne kadar bozuk zamana düşürdü bizi ya. Sizin gibi cahillerle aynı zamanda yaşamaktan, kafanızda sarık, sırtınızda cübbe, ayağınızda şal var, efendim, Evliya Allah'ın tasarrufunu inkardan başka bir mesleğiniz kalmamış ya. Şu zamanda sizinle birlikte yaşadığım için haya diyorum, utanıyorum ya. Rezilliksiniz ya.

  217. 1:33:34

    Rezalet çıkarttınız ya. Dünyada görülmemiş. Vahabileri güldürüyorsunuz ya. Selefiler. Düğün dernek ya. Memnun oluyorlar. E biz bu zamana kadar bunu diyorduk diyorlar. Ey Mahmut Efendi'ciler, Mahmut Efendi eşek diyenler, şimdi siz denmeye başladınız Mahmut Efendi'ye, bu keramet yok. E biz zaten diyorduk diyor, arada Mahmut Efendi boş, buna ziyaret etmeyin, tarikatına girmeyin.

  218. 1:34:01

    Biz zaten böyle diyorduk. E siz diyorsunuz ona rabıta yapılmaz, onun işi bitmiştir. Torunu diyor ya, utanmadan, sıkılmadan, terbiyesizce. Böyle bir terbiyesizlik dünyada görülmüş. Kabirden terbiye diye bir şey yok. Benim dedem kabirden mabirden kimse terbiye edemez diyor. Ve diyor, dedem dediyse de diyor hani, ben şeyh bırakmadım, halife bırakmadım,

  219. 1:34:25

    dediyse de dedemin sözü muteber değil, biz yine şeyh bulmak zorundayız diyor. Ulan senin zorunda olacağın bir şey, deden sana zaten söylemez miydi ne yapacağını? Deden seni dalalette bırakır mıydı ya? Milyonları, milyarları idarete erdirmiş bir insan, seni mi dalalette bırakacak ya? Yani dedemin sözü muteber değil.

  220. 1:34:42

    Demin sözü muteber değil diyor ya. Yani la havle ve la kuvvete illa billah. Vallahi gökler yere inecek kadar erken, anlayan yok. Tasavvufun tümünü inkar ediyorlar. Evliyanın kabirden tasavvufunun devamını inkar ediyorlar. Şah-ı Nakşibend'e rabıtayı da inkar ediyorlar. Resûlullah'a da rabıtayı inkar ediyorlar.

  221. 1:35:00

    Çünkü neden? Efe senin deden, Mahmud Efendi Hazretleri'nin, Şah-ı Nakşibend Hazretleri'nin kademi üzereyim. Ben ona benzeri meşayih arasında kendi kulağımla duydum ya. Şah-ı Nakşibend Hazretleri makamında olan bir zat, 2. Şah-ı Nakşibend, 2. Ahmet Yesevi, bu kadar makamları 15. asrın müceddidi. Yani İmam-ı Rabbân diyor, mücedditten geliyor bütün feyizler alemlere diyor.

  222. 1:35:24

    E bunun müceddit olduğunu siz kabul ettiniz. E feyizler mücedditten geliyor 100 sene. E şimdi, bu ne tasattır ya? Bu ne çelişkidir? Kabirden terbiye yok. Nasıl kabirden terbiye yok? İki sene kabirden terbiye etti. Her gün Ebu Eziz Bestami'nin kabrinden yetişti ya. Ebu Eziz Bestami, Cafer Esad'ın kabrinden yetişti.

  223. 1:35:48

    Ruhaniyetine, illa kabrine gitmek de lazım değil. Ruhaniyet geliyor yetiştiriyor. Çünkü Bestami Medine'ye her gün gitmedi. Medine'de kaldığı da olmuştur. Ama ruhaniyet terbiye etti. E sen şimdi ne konuşuyorsun ya? Bak, bir veli eğer gerçekten Allah dostuysa ki Mahmud Efendi Hazretleri'nin gerçek bir veli olduğunda benim üzere kadar şüphem yok.

  224. 1:36:14

    E bunlar da öyle diyorlardı. Efendimiz'e diyorlardı ki o ya. İstismar içinmiş demek ki. Şimdi anlaşıldı. Yorgan gitti, kavga bitti. Nasıl olsa daha dedemizi sömüremeyiz. Sahte şey çıkaralım, onu sömürelim. Bunun için demek. İşte, bir veli gerçek manada evliya olduğu zaman temekkene minet tasavvuri fi ruhaniyeti.

  225. 1:36:37

    Ruhaniyet. E şimdi ölenin ruhaniyeti diri mi? Değil. Bütün Ehl-i Sünnet kitapları, İmam-ı Arameyni, Cüveyni Hazretleri, bütün Ehl-i Sünnet, Beyhakî, hepsi ittifak etmiş. Ruhlar ölmez. Çünkü bütün sayı hadisler ve ahadetler ruhların ölmediğinden bahsediyor. E Kur'an'da ne arıyor? Razûnâ aleyhudû ve maşîhâ.

  226. 1:36:58

    Sabah akşam Firavun Hanedanı cehenneme arz ediliyordu. E şu anda daha mahşer kurulmadı. Millet cehennemi boylamadı. Berzek aleminde, ruh aleminde. Ve ruh ölse, onu sabah akşam cehenneme götürülüp getirilmesi ve böylece azaba uğratılması, işte kıyamet koptuğunda senin gideceğin yer buradır diye gösterilmesinin ne anlamı var?

  227. 1:37:21

    Ebu Cehil için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Buhari hadisine, Müslüm hadisine, sayı hadisine buyurmadı mı ki? Mâ entum besmâli mâ gulumilûb. Şu anda ben onlara hitap ediyorum. Hazreti Ömer bile şaşırdı ya. Keyfe tükelim es sânen bilâ arvâ. Sen cesetlerle konuşuyorsun. Ruhları yok ki. Ya Rasûlallah nasıl konuşuyorsun?

  228. 1:37:43

    Ne laf anlatacaksın? Mâ entum besmâli mâ gulumilûb. Ya Ömer sen yanımda duyurduruyorsun ya. O kuyunun dibinde. Ruhu bedenden çıkmış. Ama sen bile benim konuştuklarımı ondan daha iyi duymuyorsun. O daha iyi duyuyor. Lâ hücûbûn. Cevap veremezler. Mümin olsalar cevap da veriyor icabında. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Ahmet Rufa'ya cevap vermedi mi?

  229. 1:38:07

    Elini uzatmadı mı? Emir Sultan Bukhari'ye, Bursa'dakine ve aleykümselam ya veleddin diye selamını almadı mı? Abdülhaziz Dirini'nin ta efendim kaç bin kilometre mesafeden Rasûlullah'ın selamını oradan cevap vermedi mi? Hayır bu şey cevap veremez. Ama duyuyor diyor. Hazreti Ömer'in Bukhari Müslüm hadisi.

  230. 1:38:28

    Duymak neyin işi? Ruhun sıfatı. Beden ölmüş olabilir. Ruh diri olmasa duyuyor der mi hadis-i şerif? Ruh diri olmasa selam ver der mi? O zaman gidip mezardaki keresteye, kütüğe ve üstündeki mermere mi selam veriyoruz? Manyak mıyız değil miyiz? Adama manyak der. Esselamu aleyküm dersem ben şimdi burada bana ne dersin?

  231. 1:38:52

    Herif kafayı yedi dersin. E şimdi gidiyoruz mezarda hani böyle. Anamın mezarı böyle duruyor. Ya ceddeti, ya valide, esselamu aleyke. Mezarın taşı böyle duruyor. E şimdi ben buraya esselamu aleyke. Allah Allah manyak herif. Ben Abdülkadir Geylani değilim ki. Abdülkadir Geylani diyor teheccüdden sonra sabaha kadar ve aleykümselam ve rahmetullah.

  232. 1:39:20

    Devamlı. Müridi diyor ki sabaha kadar dalmak dalamadım diyor. Ah cinlerden müritler. Herkes esselamu aleyküm diyor. Aleykümselam ve rahmetullah sabaha kadar selam alıyor diyor ya. E ben Abdülkadir Geylani olmadığına göre buraya dönsem. Selamun aleyküm ve rahmetullah. Tırlattı ya. Kafayı yemiş. Bu ruh işlerini çok konuştu, konuştu, kafayı yedi herhalde.

  233. 1:39:45

    E şimdi kardeşim, cahil olma, rezillik yapma, rezillik çıkartma. Kendi cahilliğini ortalığa aşikar etme. Bilmiyorsan bilenleri dinle. Feselühele zikri inküntüm lâ teâlem. Tasavvuftan haberin yoksa zikir eline sor. Âyet bu. Sen nasıl Efendi Hazretleri, Efendi Baba'nın bütün bu kabirden terbiyeyi

  234. 1:40:03

    Sen nasıl Efendi Hazretleri, Efendi Baba'nın bütün bütün kabirden terbiyeyi inkar ediyorsun ya? Kabirden terbiyeyi inkar ettiğin anda silsile de iki tanesi koptu zaten. Ebû Lâsen'e, Gargâne'ye, Ebû Vezl'e, Vestamiye'ye görmemiş bedenen fiziken. Aralarında yüz sene, yüz yirmi sene var. Anladın mı sen?

  235. 1:40:21

    Şah-ı Nakşibend Hazretleri, Abdülhalik Guccivani'yi görmemiş, aralarında iki yüz sene belki var. Ama bütün tarikatın edabını, erkanını, kendi zahiri şeyi Seyyid Emür Külal'den değil, Abdülhalik Guccivani'den aldım diyor. Tarikattaki bütün sekiz masama, Mert'e, Bey'e, Seyyid Resulü'lük'e, Seyyid Emür Külal'e.

  236. 1:40:40

    O zaman kendi şeyini Seyyid Emür Külal, cehri zikir yaptırıyordu tekkede. Şah-ı Nakşibend Hazretleri, Abdülhalik Guccivani'den aldı, gizli zikiri. Arada iki yüz sene var. Mezarlıkta oturuyordum diyor. Muhammed İbni Vâsı Hazretleri'nin kabrini buldum, o bir köyde. Şah-ı Nakşibend Hazretleri orada dururmuş.

  237. 1:40:59

    O kabristana çok giderdi. Orada kabristanda dururken, Abdülhalik Guccivani'yi zuhur etti diyor. Yanında bütün Bukhara Meşayihi var, Arif İbni Geri var, Mahmud Enceli Fahinevi var, kürsüde oturmuşlar. Abdülhalik Guccivani bana tarikatı talim etti diyor. Ya şu anda yaptığın tarikatın bütün prensipleri yani prensip, kaburca konuşmak istemiyorum,

  238. 1:41:19

    kaideleri, bütün kavayde, adabı, erkanı Abdülhalik Guccivani'den geliyor. Abdülhalik Guccivani bunu kime öğretti dediğin zaman, hiç zahiren birine öğrettiği yok. İki yüz küsur sene sonra ruhaniyeti zuhur ediyor. Şah-ı Nakşibendi Hazretleri ne? Onun içindir, üveysidir Tarik-i Nakşibendi diyor Risale-i Kudüs'e.

  239. 1:41:40

    Üveysi ne demek? Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem görmeden almış üveysel kararı. Şah-ı Nakşibendi Hazretleri diyor, Abdülhalik Guccivani ruhaniyetinden aldı diyor. Bunu senin Risale-i Kudüs'e tarikatının meddin kitabı, ana temel kaiden söylüyor. Sen de şimdi diyorsun ki efendinin kabirden rabıta olmaz.

  240. 1:41:59

    Rabıta yapan terbiye olmaz. Seyr-i sürük yapamaz diyorsun. Senin bu söylediğin öyle bir çirkin, öyle bir cahil gibi söylüyor. Karadeniz'e, Akdeniz'e katsan, üstüne katlasan, koysan. Aklanmaz, paklanmaz bu pisliği ya. Bu cehaleti bir şey ortadan kaldıramaz ya. Bunlar çok cahilmiş ya. Biz de bunları bir şey zannettik ya.

  241. 1:42:21

    Hafız olmuşlar falan, sarıkçı falan. Efendisi'nin torunu işte, efendisi'nin oğlu bilmem ne. Vay anasını. Aklım durdu ya bu cahillikler karşısında. Öbür hocaları öyle. Sarıklarından da utanmıyorlar. Bir veli, gerçek veliyse, ki Muhammed Efendi onlardan olduğunda şüphem yok. Onun kudret verilir ve tasviri şekle bürünme verilir.

  242. 1:42:49

    Fir suverin adid edin. Veleyse değer gibi muhalif. Bu imkansız bir şey değil. Kim söylüyor bunu? Malikiye'nin imamı, Haldi Bağdadi'nin kaynaklarından Halil İbrihisak Hazretleri söylüyor. Ve İmam Suudi bunu haklı diyor. Bu diyor, imkansız bir şey değil ki. Sizin aklınız bunu niye almıyor diyor.

  243. 1:43:11

    Diyenler müteaddide birkaç tane olan, 3 yerde aynı anda görülen, 40 yerde aynı anda hutbe okuyan, 7 kapıdan aynı anda çıkan somuncu baba gibi. Burada birkaç tane olan, ruhun şekle bürünmüş hali. Ruh güçlü olduğu için 10, 40, 50 gücüne göre şekle bürünebiliyor.

  244. 1:43:38

    Cebrail Aleyhisselam 600 kanadı ile asıl suretinde durduğu halde, aynı anda cihye suretinde Rasulullah Aleyhisselam'a görünebiliyor. Meryem Validemiz de filiz gibi delikanlıdır, erkeklikle alakası yok. Ama beşer olarak Meryem Validemizin karşısına çıkıyor. Halbuki ona 600 kanadı var. 600 kanadı 1 metre, 2 metre insana nasıl sığsın?

  245. 1:44:02

    Onun için sümme kaleluhu, şey evet. Allah'ı bilen, arifi billah olacak. İlmi bilen değil, ilmi olan değil, arif olacak. Arifin kadrin gene ol. Arif olanlar bilir. Ehli ilmin rütbesini bilmez elinin hatat derdi. Efendi Hazretleri. Küçük adamlar bu işleri bilmez. Allah'ı tanıyan bilenin kıymetini yine bir Allah'ı tanıyan bilen biri anlar.

  246. 1:44:34

    Şimdi bizim anlattığımız konuşmalar şey, biraz dinden, imandan, marifetten, Allah dostundan, tasavvuftan bir şeyden nasip olmasa ne anlayacak benim? Ne anlayacak benim bu anlattıklarım? Şimdi diyor, Allah'ı bilen arifler, yani bir Allah'ı bilen var, bir de haiz nifas ilmini bilenler var, onlara fıkıhçı diyebiliriz.

  247. 1:44:51

    Ama Arif-i billah diyemeyiz. Arif-i billah Allah'ı tanıyan demek. Mahmud Efendimiz der ki, Arif-i billah, hiç şüphe yok. Ali Adem Efendi kabrine ne yazıyor? El Arifu billah. Ali Adem Efendi ne buyurdu? Bende ne varsa Mahmud'uma ver. Bitti. Arif-i billah. İşte o zatlar, şeyh-i kebîr, büyük şeyh Kazı-i Bilban, bak yine Kazı-i Bilban her yerde önümüze geliyor.

  248. 1:45:17

    Kazı-i Bilban Hazretleri lemma enker ale bazul fukaha zahiri ilim sahibi fıkıhçılar reddettiler. Adem es-salâti fî cemaatin inkâr etlerini, yani inkâr et edemek, onun o halini kabullenmediler. Ne hangi halini? Adem es-salâti fî cemaatin, cemaatle namaz kılmamasını. Yani evinde kılıyorsan da bize ne kardeşim, müslüman cemaata gelecek.

  249. 1:45:36

    Dediler. O fıkıh alimi, ondan bir araya geldi. Kazı-i Bilban Hazretleri dedi ki beni seyret. Sekiz rekat namaz kıldı. Sekiz rekatta dört ayrı şekle büründü. Bu suretlerde hangisi sizinle kıldı, hangisi sizinle kılmadı? O fıkah belediyesi Şeyh Fethi Ağabey. O da Şeyh Efendi elini öptü, tevbe etti. Ve kemaluk yani Şeyh Ebu'l-Abbas Mürsi'yi, Ebu'l-Abbas Mürsi'yi çok büyük.

  250. 1:46:12

    İskenderiye'de, Mısır İskenderiye'de giden sahilde camisi var. O Ebu'l-Hasan Şahzen'in halifesi, bütün evliyayı, yani İbn-i Atâ'ilâ İskenderiler, hepsi ondan. Yakut'u, Arşîler, neler yetiştirdi, neler. Birisi onu çağırdı. Cuma, Salat, Cuma namazından sonra günü fene amele ve tamam olur dedi. Dört kişi daha geldi.

  251. 1:46:40

    Dördü dedi, bize gelir misiniz efendim, hanemizi şereflendirmesiniz veya tekkemize. Fene amele, hepsine ikramda bulundu, tamam dedi. Sonra cemaatle kıldı, hiç oradan ayrılmadı. Geldi, dervişlerin arasına oturdu. Biri dörtten bir kişi daha geldi. Beşinden, hiçbirine gitmedi. Beşin hepsi geldi. Teşekkür ediyorlar.

  252. 1:47:10

    Efendim geldiniz, teşrif ettiniz. Bir yere gitmedi. Evliya Allah'tan bazıları naklediyor. Kabe geldi, velileri, bazı velileri tavaf etti. Halbuki Kabe yerinde duruyor. Kabe yerinde duruyor. Hiç kimse demiyor ki, burada Kabe bir saat kayboldu diyen yok. Kabe yerinde duruyor. Ama bazı veli gidiyor, tavaf ediyor.

  253. 1:47:36

    Neden? Alemin misali anlamadan Kabe'nin ruhaniyetinin, kuvvetinin Kabe'nin, Kabe bir mefhum, bir manası var. Bir sureti var taşlarda. Bir de hakikatül Kabe diye tarikatta bir ders var. Kabe'nin hakikati diye. Kabe'nin hakikatini gör sen. Düşersin da bayılırsın. Esmed Garibul Büyükşehir Efendisi nerede yetişti?

  254. 1:48:00

    Mekke'de, Abdullah'ın Mekke Hazretleri'nin tekkesindeydi. Abdullah'ın Mekke Hazretleri'nin tekkesi neredeydi? Şimdi Padişah'ın misafir ağırladığı sarayın üstünde. Beyaz bir minare vardı. O resmi geçerli geçirdi, gösterdiler. Ben o resmi bulup size YouTube'da paylaşacağım. Ben 81 senesinde gittiğimde o duruyordu.

  255. 1:48:21

    Beyaz minare. Bilal Efendisi'nin camisi, ezan okuduğu. Onun altında da Abdullah'ın Mekke Hazretleri'nin bizim tekkemiz var. Esmed babanın yetiştiği tekke. Orada, dağda. Kabe'ye üstten bakan. Sordun Abdullah'ın Mekke Hazretleri'ni.

  256. 1:48:36

    Şimdi Kabe'yi görüyor musun? Evlerimi görüyorum Efendi Hazretleri falan dedi. Tamam dedi. Bismillah dedi. Gözüne bir sıvadı. Şimdi bak dedi. Anam bayıldı düştü. Niye? Hakikati Kabe diye bir şey var. Kabe'nin hakikati yedi kaç semadan Beyt-i Mamur'a kadar eklenmiş. Beyt-i Mamur düşse buradaki Kabe'nin tam üstüne düşecek.

  257. 1:48:56

    Hakikati Kabe. Sen neyini görüyorsun? Kabe'nin hakikati geliyor. Velid-i Habib'de İmam-ı Rabb'i Hazretleri hacca gidemedi. Dedi ki Kabe'yi bulurum, haccı bulurum da mürşidi bulamam dedi. Muhammed Bakıbili Hazretleri'ne intisap etti. Dedi ki evladım dur şimdi seri sürü günü tamamlayalım dedi. Ve hacca gitti.

  258. 1:49:13

    Ama ondan sonra haccı tabii geçti. Serhen'de geri döndü Delhi'den. Kabe-i Muazzam'a geldi. Orada kabri şerifinin hemen yanında bahçede Kabe'nin gelip durduğu yer var. E şimdi bunu kim anlatıyor? Halil-i Misak Hazretleri. Kim bu? Maliki Fukas'ın en büyüklerinden. İmam olarak, büyük bir ehl-i sünnet imamı olarak onu tanıdık.

  259. 1:49:39

    Bak, onun ismi yeter diyor. Kim diyor bunu? İmam Suyuti diyor. Bu adam söylüyor bunu. Bak, hâdâ kelâm-ı Şeyh Halil. Kardeşler diyor İmam Suyuti, bu Şeyh Halil Hazretleri'nin sözleri. Ve lâ ikebi imâmeten ve celâd. Artık onu da tanımıyorsan kimi tanıyacaksın diyor.

  260. 1:49:57

    İmam olarak ve makamının yüksekliği, ilminin büyüklüğünü tanımak bakımından sana yeter diyor Şeyh Halil'in beyanları diyor. Ama tabii inanana, aklı olana Şeyh Halil'in beyanı yeter. Abdülghaffar Kursi'nin beyanları, İmam Suyuti'nin beyanları, İmam Haremeyn'in beyanları, işte efendim ne bileyim bu kadar meşayihın beyanları yeter.

  261. 1:50:21

    İtikadı olmayana, aklı fikri olmayana, ben ne diyeyim arkadaş? Cehennem yeter diyeceğim. Başka diyecek bir şey yok. Allah ısrar etsin, Allah iddia etsin. Şimdi bu Veli'nin farklı suretlerde aynı anda şekillere bürünmesi, görünmesinin, bunların dediği reenkarnasyon ve Evliyaullah'a nasıl iftira ettiler reenkarnasyon diye yahu.

  262. 1:50:43

    İşte bu adam ve o siyerci Nuri'yle falan, bunların Allah muhafaza bunlar ne dersine gidilir, ne sohbetlerine girilir, ne hadm-i şeriflerine girilir, helak olursun, helak olursun. Çünkü bunlar tasavvuf, inkar ediyor. Onun için bu meseleleri İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin nazarıyla bir de bakalım.

  263. 1:51:02

    Bir de İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin gözüyle bakalım, inşallah önümüzdeki ders ile kıtam-ı misk yapalım. Mektubattan ikinci cilt 58. mektup, sayfa 101. Sayfada bir baskılara göre değişir, cilt ve rakam değişmez. 58. rakam bu mektubu inşallah birlikte okuyacağız.