Evliyânın Hayatta ve Ölümünden Sonraki Tasarrufu (10) 17. Bölüm 15 Nisan 2026
15 Nisan 2026 · 91 dk
1:16:08 / 1:30:02Şu an 1:16:08 / 1:30:02
Açıklama
Rasûlüllâh Sallellâhu 'Aleyhi ve Sellem'in kabrinde diri olduğu, beden-i şerîfi ile kabrinden çıkarak âlemde tasarrufta bulunduğu ve uyanık hâlde olan bâzı velîlere göründüğünün Ehl-i Sünnete göre îzâhı ve delîlleri
Evliyânın Hayatta ve Ölümünden Sonraki Tasarrufu (10. Bölüm)
Evliyânın Hayatta ve Ölümünden Sonraki Tasarrufu 17. Bölüm 15 Nisan 2026
Video bölümleri
- 02:40Âhirette Namaz Oruç Gibi Güzel Amellerin Hoş Sûretlerde, Kötü Amellerin İse Çirkin Şekillerde Görülmesinin Îzâhı
- 17:06Mürşid-i Kâmil’in Rüyâ Âleminde Mürîdini Terbiye Etmesine Misâller
- 32:24Rüyâ Âleminin Hakîkatteki Etkisinin Büyüklüğüne Dâir Şu İki Örneği Hiç Duymadınız
- 56:35Tasavvufta Geçen "Cennette Umûmî Müslümanlara Verilecek Hârikulâdelikler Dünyâda Velîlere Veriliyor” Sözünün Îzâhı
- 1:12:11Rûhun Bedeni Yönetmesi Hakkındaki Şu Misâlleri Dinleyenler Evliyâullâhın Kabirden Tasarrufunun Hakîkatinin Daha İyi Anlar
Transkript
210 satır
- 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve sallallahu teala ala seyyidil murselin. Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Kıymetli takipçilerimiz, tekrar bizleri cemeden, bu derste buluşturan Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ'ya sonsuz hamdü senalar ederiz.
- 00:23
Şimdi neler anlatıyorduk? Âlemin misalinden bahsediyorduk. Âlemin misalinin ruhlar âlemi ile cisimler âlemi arasında ruhlar alemi ile cisimler alemi arasında orta bir alem olduğundan bahsediyorduk. orta bir âlem olduğundan bahsediyorduk. Ve her şeyin alemi misalde, sûretinin ve şerifinin Ve herşeyin âlemin misalinde ve şeklinin olduğunu, dolayısıyla
- 00:47
manaların, özellikle arazların manaların, manalar ne demek? Maddi olarak gösterilemeyen ve görülemeyen manevi şeylerin mesela ilim, sıfat, sıfat adamda gözükebilir ama o ilim sıfatının kendi görülemez. Onu mesela ne dedik? Miraç gecesinde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ne içirildi? Süt. İşte o süt ilmin âlem-i misaldeki şekillenmiş hali sütle sembolize ediliyor.
- 01:26
Dolayısıyla âlem-i misalde her şeyin sureti var. İyi şeylerin güzel suretleri var, kötü şeylerin çirkin suretleri var. Zaten ahirette biliyorsunuz mahşerde kötü ameller şekle bürünüp tonajları ağır vaziyette adamın sırtına yükleneceği fe innehu yahmilyen vel kıyameti vizra, kıyamet günü.
- 01:50
Men arazani Kurandan dünyada yüz çevirenler fe innehu yahmilyen vel kıyameti vizra, kıyamet günde. Ağır yük taşıyacaklar. Âyet-i bunu delâet ediyor. Ondan sonra, güzel ameller, güzel sûretlerle insana kabirde enis olacak, yoldaş olacak, güzel amelleri gelecek, mülk sûresi gelecek, bakara sûresi gelecek, kabirden en son onlar çıkacak diyor.
- 02:16
E şimdi sen sûre olarak bunu, mânâ olarak sûrenin kendisi bir şekle bürünmeden girmesi, çıkması, gelmesi, gitmesi anlaşılacak bir şey değil. Ölüye enis ve yoldaş olması. Yine böylece, mesela âlem-i misalde ruh külli olduğu zaman, ruh arşa ulaştığı zaman velîlikte taşıyacak.
- 02:36
Velîlikte tahakkuk ettiği zaman, hakkate erdiği zaman, dedik geçen derslerde, yine ara verildi işte, birkaç hafta, ne olur dedik, işte o zaman Allah-u Teâlâ ona âlemde tasarruf verir, yönetim verir. Hayatında da, ölümünden sonra da farklı şekillerde bürünüp o ruh görünebilir, birkaç bedende görünebilir, âlem-i misalde, yine rüya âleminde de gelip terbiye edebilir, yetiştirebilir vs.
- 03:05
Yani âlem-i misal, rüya âlemi, âlem-i misaldendir ama âlem-i misal yine hepsi rüya âleminde sınırlı değildir dedik. Bunları anlattık. Mesela rüyada... Rüyada, efendim, hafız olan var. Mesela birisi, işte âlem-i misalin etkilerini konuşuyoruz. Âlem-i misal deyip geçme.
- 03:27
Yani her şeyin bir misalinin, bir benzerinin veya da manaların, arazların suretlendiği, şekillendiği, göründüğü bir âlem. Ve buna, yani yine yakın olarak, mesela Cebrail aleyhisselam Tehiyye-i Türkel bir suretine bürünüyordu. Veyahut da, Fetemeslele, Lâbeşaranseviyye, Meryem validemize Filiz gibi delikanlı şeklinde göründü.
- 03:51
Ama Cebrail aleyhisselam delikanlı değildi, erkek değildi. Erkek değildi, racül değildi. Tehiyye, racül, tehiyye adamıydı. Ama Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ne buyuruyordu? Cebrail geldi. Size dininizi öğretiyor. Tehiyye geldi demiyordu. Veyahut da Cebrail, Tehiyye suretine geldi. Tehiyye suretine geldi ama Cebrail geldi.
- 04:09
Yani Cebrail'in hakikati gelmiş oluyor. O zaman altı yüz kanadıyla asıl yaratıldığı sureti nerede? O arşta, Sidretü'l-Münteha'da makamında duruyor. Aynı Cebrail, ruhaniyetinde güç olduğu için, burada da Tehiyye suretinde de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e görünüyor. Aleyhisselam kaç yerde canlar alıyor, aynı anda, aynı saniyede binlerce insanın ölümü tek geliyor.
- 04:33
Ruhaniyeti çok güçlü olduğu için, hepsine de Azrail aleyhisselam görünüyor mu? Görünüyor. Hepsinde canını Azrail aleyhisselam alıyor mu? Alıyor. Teveffâkû melekûl mevt. Ölüm meleği canınıza alıyor, diyor. Âyet bu. Herkesin canına ölüm meleği alınıyorsa, bir atom babası atıyorsun, bir milyon kişi bir anda ölüyorsa,
- 04:54
aynı anda, aynı saniyede ruhlarını alıyorsa, hepsine de görünüyor. Nasıl görecek? Müselleh anlamadan âyet-i hadislerin çoğunu anlamazsın. Onun ruhu çok güçlü olduğundan meleğe, Allah ruhaniyetine kuvvet vermiş, onun ruhu aynı anda binlerce, on binlerce yerde, bin milyon yerde görebilir. Ve onların canını alabilir.
- 05:14
Çünkü esas insan ruhtur. Ama ruh tek. Hacizin Aleyhisselam'da tek ruhu var, Cebrail Aleyhisselam'da tek ruhu var, Nakşibend Aleyhisselam'da tek ruhu var, Mahmud Efendi Aleyhisselam'da tek ruhu var. Ama ruhun tek olması, onun kendinin iş yaptığına delaldırıyor. Ama bedenlerin farklı olması, ruh kalıp kullanıyor.
- 05:35
Usta aynı. İstediği gibi kervpeteni kullanıyor, istediği gibi testereyi kullanıyor, İstediğimi kerpeteni kullanıyor, istediğimi testereyi kullanıyor, istediğimi baltayı kullanıyor, istediği gibi baltayı kullanıyor, istediği gibi keseri kullanıyor, istediğimi keseri kullanıyor, onu bırakıyor, onu alıyor, onu bırakıyor, onu alıyor.
- 05:48
İş gören tek insan. Aletleri çok. Zihninize yaklaştırmak için anlatıyorum. Dolayısıyla ruh bir ama bu beden ruhun âleti. Kullandığı cisim ruhun kullandığı bir şey. Şu anda ben konuşuyorum, görüşüyorum, elimi sallıyorum, sen dinliyorsun orada kullan. Hep bunlar ruh yapıyor. Ruh çıksa senin kulağın duymuyor, benim ağzım konuşmuyor.
- 06:12
Dolayısıyla ruh burada kalıbı kullanıyor. Bedeni, cesedi, âlet olarak kullanıyor. Bu bedeni kullandığı gibi eğer ruh güçlüyse, benim gibi güçsüzler bir bedeni zor kullanır. Ama Mahmut Efendi Hazretleri gibi tasarruf sahibi veliler, mürşid-i kamiller, mücedditler, gavuslar, kutuplar, bunların ölümünden sonra tasarrufları devam ediyor.
- 06:32
Zaten Allah-u Teala, felmüdebbirâ tevra, bedenlerinden alakayı kesen âli ruhlar, işleri yönetenlere yemin ederim buyuruyor. E bu ne zaman bu ruhun tasarrufu da artıyor? Bedeninden ilişkiyi kestiği zaman. Ruh bedende, kılıç kında gibi. Ruh bedenden çıktı. Ölüm diyorsunuz ona. Ama ölüm bedene arız oluyor.
- 06:54
Ruhlar ölümlü değil. Bu sefer ne oluyor? Ruh daha keskin kılıç oluyor. Yani daha keskin iş görüyor. Dolayısıyla bunları söyledik. Âlem-i Misâlim. Mesela cennette, Cennette bir çarşı var. Cennette çarşılar var. Nasıl burada kapalı çarşı, açık çarşı bilmem ne, pazar. Avm bilmem ne. Cennette bir çarşı var diyor hadîs-i şerif.
- 07:22
Orada sadece suretler satılıyor. Suret ne demek? Şekil. Erkek şekli, kadın şekli. Mesela erkek şekli beğeneceğin. Gidiyorsun oraya. Orada işte filiz gibi delikanlılardan, yakışıklılardan, dünyanın en güzel suret. Suret her şey suret. İçinde ruh yok. Suret satılıyor. Âlem-i Misâlim anlamak için söylüyorum.
- 07:44
Sen hangi sureti istersen, ruhun o suretin içine giriyor. Ondan sonra o suretle görünüyor. Bu suret öyle geliyor. Orada da cennet çadırları, cennet köşeleri, cennet sarayları. Cennet çadırı deyince sen, kızıla çadırı değil. Yani her tarafı gümüş, altın, işte zümrüt, yağgut, safır, pırlanta falan yani öyle bir kubbesi var.
- 08:07
Sırf tek inciden. Tek inciden koca kubbe olur mu? Süleymaniye kubbesi gibi. Cennet orada. Öyle çadırlar var, kubbeli. Köşeler, saraylar. Orada kadınlar, orada hurileri, kendi hanımı, eşi, eşleri veya dünyada birkaç eşi varsa veya cennete girdilerse tabii o da orada. Ondan sonra, bu suret hanımı bile tanımıyor.
- 08:34
Ulan yabancı erkek mi geldi, girdi bilmem ne. Çünkü orada da namer emlik var. Öyle senin eşini, bütün cennet ehli görmüyor yani. Bu ayetten o delil çıkıyor diyor benzamitesinde. Orada, suret değişti. Çünkü ruh aynı ruh. Şeklini değiştirdi, yeni bir şekilde büründü. Bu cennette var. Evliyaullah için de dünyada var.
- 08:56
Yani, cennette normal müminler için hasıl olan harikuladelikler, ki bunu önümüzdeki derslerde okuyacağız. harikulade, mutat dışı yani. Alışıla gelmemiş. Habola da şey diyor, dedi oflu. Böyle bir tabir edilecek durumlar, cennette olan şeyler, dünyada Evliyaullah için var. Peygamberler için, veliler için.
- 09:26
Zaten mucize, keramet demek bundan başka bir şey değil yani. Bunu anlatıyoruz. Alemin misali anlamazsan, tasavvuftan hiçbir şey anlamazsın. Çünkü Ehl-i Sünnet'in tasavvüfesi, alem-i ervane, alem-i ehsem arasında, alem-i misal, mütevessıt ve alem. Her şeyin onda nesi var? Farklı sureti var. Manalar ve arazlar gösterilemediği için o şekle bürünüp, ilim-süt şeklinde,
- 09:56
efendim, affedersin, deyusluk, gavatlık, hınzır şeklinde, işte efendim namaz, abdest, güzel bir nurani insan suretinde, mük suresi, bekara suresi, güzel bir melek suretinde şekle bürünüyor, anladın mı? Kabre geliyor, adam soruyor diyor ki, Kur'an diyor, Allah'ın sıfatı değil mi? Evet. Kelam kadim değil mi diyor?
- 10:21
Kadim. Kadim demek ne? Ezeli yani, evveli yok. Çünkü Allah'ın evveli yok, sıfattan evveli yok. E kelamı kadim diyor, Allah'ın kelam sıfatı, kadim sıfatı nasıl şekle bürünüyor da, yani mük suresi Allah'ın kelamı kadimi değil mi? Secde suresi, bunlar kabirde çok, bekara suresi çok, yardım edecek, mahşerde.
- 10:39
E bunlar kelamı kadim, yani Kur'an'sa kelamı kadim. E kelamı kadimse Allah'ın kadim sıfatı nasıl diyor, insan şekline bürünüyor, büyümün memleketine bürünüyor? Evliyaullah'tan bizzat da bunu soruyor. O da diyor ki, ey kafasız cahil diyor, senin tilavetin şekle bürünüyor, Allah'ın kelam sıfatı şekle bürünmüyor.
- 10:59
Bak şimdi ne kadar ince bir ilim. Senin tilavetini mesela okuyorsun ya, e peki Allah'ın kelam sıfatı, kadim sıfatı harfle mi? Değil. Sesle mi? Değil. Ehl-i sünnete göre, maturidiye itikadımıza göre, maturidin itikadı üzereyiz, ehl-i sünnetin. Maturid, eşari aralarında çok farkı yok. İkisi de ehl-i sünnet.
- 11:21
Allah-u Teala harften, sesten münezzeh. Allah-u Teala konuşur mu? Konuşur. Kelam sıfatı falan mı var? Vekellemullah'a müsaade tekniği mi var? Allah'a müsaade seninle konuştu diyor. Kelam sıfatı nikah eden kafir olur. Ama kelam sıfatında ne diyor? Harften, sesten münezzeh.
- 11:42
e sen tebareke okuyorsun harfle sesle, Allah harfle sesle buyurmadı onu. O levh-i muhafıza vahyetti, yazdı, levh-i muhafızadan cibril aldı. E şimdi Cebrail aleyhisselam, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i nasıl okudu? Harfle sesle. E ben de sizi okuyorum, tebareke lezim, bi edil mülkü. Harfle sesle.
- 12:08
E adam diyor ki Allah'ın sıfatı, Kur'an diyor, nasıl şekle gidecek bilmiyorum. E be cahil adam diyor. Sen tilavet ediyorsun, okuyorsun ya, senin okuman amelin senin. Senin amelin şekle gülüyor. Namaz kılıyorsun, amelin senin. Oruç tutuyorsun. Orucu bana göster. Oruç ahirette şefaat edecek, gelecek, nurani bir surete bürünecek.
- 12:30
Ya orucu bana göster. Oruç nedir? Yememek, içmemek, karından çirsi münasebet yapmadın mı, imsaktan iftara kadar oruç oluyor. E göster bana orucu. E oruç manevi değil, maddi bir şey değil ki oruç. E oruç işte şekle bürünüyor, nurani bir surette geliyor, sana şefaat ediyor. Tebareke geliyor, bakara suresi geliyor, kabirde sana şefaat ediyor.
- 12:53
Nasıl geliyor abi? Allah'ın kelam sıfatı katip sıfatı gelmez ki ne? E tilavet, okumak senin amelin. O okuduğun amelin güzel şekle bürünüyor. Zaten kaide o değil mi? Güzel ameller, güzel suretlere bürünerek gelecek. Güzel bir surette görünüyor. İşte hep alemin misali. Bak cennette bir çarşı var diyor, suretler satılıyor.
- 13:14
Bunu daha önce bir kere dedim ama kafanıza yaklaştırmak için. Sen oradan bir şekil veriyorsun, o şekle bürünüyorsun. Hemen senin esas insan ruhu yani ki sen canlısın, ondan sonra kabirden öldükten sonra diriltilmişsin, ruh bedenle çiftleşmiş. Ama sen bedenini değiştirebiliyor musun? Değiştiriyorsun.
- 13:33
E şimdi Evliyaullah da, kırk bedende aynı anda görünebiliyor mu? Öldükten sonra görünebiliyor mu? E ruh zaten diri. Ölümle ne alakası var? Öldükten sonra daha çok iş görüyor. Çünkü kırından çıkmış kılıç. Bedenle zaten ilişkisi kalmıyor. Bu sefer istediği bedende görünebiliyor. Ama ruh bir. Anladın mı?
- 13:53
Ruh bir, tek ruh. O ruhunun arşa ulaştığından, çok zikrettiğinden, seni çürükü bitirdiğinden, işte Allah dostu olduğundan, velayette tahakkuk ettiğinden, veliliğin Allah dostluğunun gerçeğini erdiğinden, vesaire vesaire. Dolu izah var. Bunları anlamadan neyi anlayacaksın? Cennette müminler, genel manada avam müminler için sabit olan harikuladelikler, cennete akıl erer mi yani?
- 14:20
E yiyorsun, içiyorsun, istediğin kadar. Büyük abdest yok, küçük abdest yok. Gel bunu dünyada izah et. Beden belli, rakam belli, metre belli, en belli boy belli. Nereye gidecek bu bu kadar ithalat, ithalat, ithalat var. İhracat yok. E sen şimdi bunu cennette, büyük abdest yok, küçük abdest yok, say hadi.
- 14:41
Bunu anlamadan, maneviyatı anlayamazsın. Cennetteki haller, Evliyaullah burada hasıl. Bunun üzerine çok konuşacağız. Bu dersler devam ediyor. Alem-i Misal'in etkisi, tesiri çok büyük. Şimdi Mahmut Efendi Hazretleri, Ali Adem Efendi babamıza buyurmuş, vurmuş. Beni öldükten sonra kabrimin başını bırakmayın, sizi oradan okutacağım.
- 15:02
O da gelmiş. İki seneye her gün, normalde her cuma giderdik. E tabi o ilk vefat ettiklerinde ben altmışlıyım efendim, altmışbeşliyim, babamız altmışlı. Benden beş sene sonra sonuçlanmış. Ben zaten efendinin yanına gidene kadar beş yaşına, yedi yaşına
- 15:18
yaşındakileri de hatırlıyorum biraz ama o zamana kadar daha efendim babanın vefatından en azından efendim yetmişler olsa bile, yetmiş ikiler olsa bile on, on iki sene geçmiş. Ben o dönemde yokum. 70'ler olsa bile, 72'ler olsa bile 10-12 sene geçmiş, ben o dönemde yokum. Yani efendi hazretlerinin yanında yokum, çocuk olarak da yokum yani.
- 15:35
Çünkü üç beş yaşına kadar yanında değildim. O arada beşten sonra gidiyor geliyordum ben, yediden sonra kesin geziyordum beraber de. Şimdi orada Kadir Temir hocamız ne demiş? Efendim bu Yasin'i camide okusak da ruhuna göndersek ulaşmıyor mu? Ulaşıyor. E peki kar var, kış var, yayan gidiyoruz, o zaman böyle araba yok.
- 15:56
Her gün, iki sene. Evladım demiş, bize buyurdu ki kabrin başını bırakmayın, sizi okutacağım. Hale hale efendim babamız, şeyhim beni orada okutuyor. İşte o, kabrin başını okutur, rüyada okutur. Mesela rüya alemi, alem misaldendir, orada görülenler. Ama hakikat, gerçeğe mani değil bu. Misal derken, sen onun kopyasını gör, kopyası ama ruhunun içinde.
- 16:24
Gördüğün zaman o canlısa, sen onu canlı görüyorsan, ruhunun içinde. Anladın mı? Dolayısıyla sen o hakikatini görüyorsan, eğer rüyan sadık ise, geçen derste bunları anlattık. Ne zaman rüyan sadık olur, ne zaman kâzım olur, ne zaman boşa çıkar, ne zaman. Rüyan doğru ise bu çıkacak. İşte sadık bir rüya ise, orada terbiye var, orada yetiştirme var, orada teslik var,
- 16:49
seri sülük yaptırma var, hepsi var. Ne diyor efendisinin torunu? Kalkmış, kabirden terbiye diye bir şey yok. Benim dedem dedese itibar edilmez diyor. Böyle bir torunu Allah kimsenin hasım etmesin efendi hazretlerim. Böyle bir imtihan oldu yani. Makamının büyüklüğünden yani, makamının büyüklüğünden. E şimdi bak diyor, kabirden terbiye yok diyor.
- 17:08
Nasıl terbiye yok? İki sene Mahmut Efendi'yi yetiştirdim, okutuyor bizi diyor. O zaman senin deden yalan mı konuşuyor? Diyor bak dedem dedese itibar yok. Anladın mı? Efendi hazretleri tekzip ediyor, yalancı çıkarıyor yani. Böyle torun ne lazım? E şimdi ondan sonra buna hürmet ne lazım? Buna torun diye hürmet eden de yoldan çıkar yani.
- 17:26
Dolayısıyla mevzu bu. İki sene beni diyor kabirden terbiye etti diyor. Yani okutuyor bizi diyor. Bak iki sene her gün gidiyor. Kar, kış demiyor, yayan gidiyor. Çarşambadan Edirnekapı şehitliğine. İşte mesele bu. E Mahmut Efendi Hazretleri ne buyurdu? Ben sizi kabrimden yöneteceğim. Ben sizi kabrimden okutacağım.
- 17:49
Ben, siz usulü fuka devam edin. Fiatul usule. Ben sizinle beraber olacağım. Ben derslere geleceğim. İşte efendim, yanlış yaparsanız ben sizinle Edirnekapı'dan uğraşacağım. Bunlar kaç tane rafisi var? Bir kişi değil ki bunlar. Mütevatir olmuşlar. E bu beyanlar işte. Ahmet Gülsev abinin şeyinde. Ben daha çok iş göreceğim ölümümden sonra.
- 18:16
Bunu kendi beyan etmiş bunlar. Ben mi uyduruyorum sana? Makam mı uyduruyorum Efendi Hazretlerine yani? Bana ne ihtiyacı var benim uydurma maaşa? Kendi makamları. Şimdi mesela alemin misaldeki terbiyelere örnekler. Bunlar çok önemli örnekler yani. Rüya aleminde. En azından çok anlatıldı bunu. Ruhul Beyan tesliminde de var.
- 18:38
Adam kafileyle Mekke'ye giderken onlara hizmet ediyormuş. Hepsi de alimmiş. Alimler eyeti gidiyor. Bir tanesi de hizmet ediyormuş. O da Kürt'müş. Kürt başımın tacı. Ondan sonra Müslüman mübarek bir zatmış o da. Bak ne keramete erdi işte o. O Kürt olan zat. Ondan sonra işte Mekke'ye gelmişler. Her gün kürsüde bir hocaefendi çıkıyor.
- 19:00
Sabah harem-i şerifte o zaman. Yani Osmanlı dönemi. Hatta Osmanlı'dan önce de olabilir. Her gün bir hocaefendi sohbet ediyor. Arapça konuşacak. Türk de olsa, Kürt de olsa, Arap da olsa. Orada işte Arapça vaaz ediyor veya neyse. E bize bazen hangi dilden olursa olsun ilim lazım vaaz etmek için. Sen ben Türkçe biliyorum tamam da ilmin yoksa Türkçe ne vaaz edeceksin.
- 19:24
Bu sefer buna demişler bir latife yapalım. Demişler yarın sıra sende vaaz etme sırası. Eyvah! Ya demiş ben hoca değilim. Ben size hocayım demedim, şeyhim demedim. Ben niye vaaz edeyim? Olmaz öyle bir şey. Madem bizde geldin kafire de, bizde dönmen için geri, bizimle beraber olabilmen için sende vaaz etmen lazım.
- 19:45
O gece bir dertlenmiş, bir dertlenmiş, bir dertlenmiş. İşte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem görüyor. Veyahut manada neyse. Tafsilatta yanlış şey yapmayayım. Çık! Çık! Konuşacaksın buyurulmuş ona yani, rüyasından. Sabah, bunlarla bunlarla dalga geçtiler, alay ettiler falan. Zaten o çıkma kalksa bile kürsüye falan, tamam tamam sen muafsın falan diyecekler.
- 20:11
Yani ona bir latife yapacaklar. E bakmışlar bu, kürsünün merdivenlerinden çıkıyor. Biri bir şey diyecek, biri bir şey diyecek, dur bakalım ne diyecek demişler ya. Çıkmış, ilk başta başlamış. Kürt olarak akşamladım, Arap olarak sabahladım. Bu gece bana bütün Arapça ilimler öğretildi, şimdi size vaaz ediyorum.
- 20:37
Ben Ruhi Beyhan'da da geçtiğine hatırlıyorum. Efendi Hazretlerimden defaatle dinledim. Mesela Medine Eminönü'nde bir zat vardı. O Şeyh Efendi Hazreti Osman Efendimiz'in mihramının oradaki bir tren yanında otururdu. Onu herkes tanırdı Medine'de ve vaad etti epey sen oldu. Biz elini öpüyorduk, duasını alıyorduk falan.
- 20:59
O mesela bir gecede hafız oldu. Böyle rüyasında sure ezberletilen, ilim öğretilen, bir anda müderris olan, Arapça bilmeyen adam sabaha Arap kalktım diyor. Alem-i Misal diyorsun, Alem-i Misal'in etkisine seni okutabilir mi? Evliyaullah orada seni yetiştirebilir mi? Zaten diyorlar hafızlığı tamamlamadan ölene, Ruhi Beyhan tefsirinde de geçiyor, hadislerde de geçiyor,
- 21:30
Allah Kur'an'ın ruhlarını gönderecek, kabirde hafızını tamamlatacaklar, mahşere hafızlığı bitirmiş olarak çıkacak. Bunlar hep tefsirlerde var, hadis-i şeriflerde var. İlmi tamamlanmayana alimleri Allah ruhları ile öğretecek. Mahşere alim çıkacak. Bunun etkisi olmasa mahşere nasıl alim çıkıyor? Oradaki rüya olsa, misal olsa.
- 21:52
Alem-i Misal diyorsun, her şeyin şekle bürünmüş hali. Yoksa uyduruk hali değil haşa, boş bir şey değil. Baksana Alem-i Misal rüya, rüya aleminin etkisine. Geçen derslerde dolu etkisini anlattım. Burada da başka etkilerini anlatıyorum. Adam Arap olarak kalktı işte, rüyasında Arapça öğretildi ona. Birçok kişi rüyasında hafız edilen ulemadan ve şahıtan evliyadandakiler var.
- 22:18
Medine-i Münevvere'deki Ozan, bütün Kur'an'ı ezber okuyor. Herkes dinliyor. Evvelce hafız olmadığını da bilenler, tanıyanlar var. Bir gecede bütün Kur'an ona ezberletildi. İsmini de öğrenirim. Yani Topbaş Efendiler de, cemaatı da onu tanıyorlar, biliyorlardı. Onlardan falan öğreniriz inşallah mübareğin ismi şerifini.
- 22:38
Sureti gözümün önünde de. Tekerlekli sandalyede oturuyoruz son zamanlarda ben gördüğümde. Bir gecede hafız oldu. Bütün Kur'an, adam iki sene çalışıyor, dört sene çalışıyor. Bazı mankafa olsa yirmi senede hafız olamıyor. Bir gecede hafız oldu Alem-i Misal. İşte Evliyaullah'ın tasarrufu, yani ruhlar alemindeki işlerin etkisi, misal aleminde okutmanın devam ettiği.
- 23:06
Mahmut Efendi Hazretleri bizi yönetiyor diyoruz. Kabirden okutuyor diyoruz, yönetiyor diyoruz. İşte rüyamıza geliyor vesaire, tembihat gönderiyor. Başkasının rüyasında görüyor bize. Biz uyanıkken görüşecek makamda olmadığımız için. Yani alıcıda sıkıntı var, vericide sıkıntı yok. Biz alıcı olarak, bazısı uyanıkken de gören var şu an.
- 23:26
Ben de alıcı yoksa, ben göremiyorsam, bu benim kusurum. Keşfim açık olacak kadar makama yükselseydim, Efendi Hazretleri'ni açıkça görürseydim. Ama bana da rüyamda görünüyor, yönlendiriyor beni mesela. Ne yapacağımı öğretiyor. Birçok meseleyi ben şu anda rüyamda gördüğüme göre hareket ediyorum. Onun için şimdi burada İmam Suudi'nin Risalesi'nden ders devam ediyoruz.
- 23:51
El-Mu'telif İti'ant Lüli Suveli'l-Veli. İsimli risalede. Diyor. Veakbar Şeyh Cemaluddin İbn-i Şeyh Ebu'l-Ampaz Mürşid. Ebu'l-Ampaz Mürşid Hazretleri çok büyük. Onu kaç kere anlatıyorum. Ebu'l-Hasen Şahzeli Hazretlerinin direk halifesi, mübaşir. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem ile devamlı uyanıkken görüşen.
- 24:17
Ve bu elimde Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem elini tuttum diyor. 6-3 sene sonra vefatından Efendimizin Sallallahu Aleyhi Vesellem. Bir an Resulullah gözümden kaçsa diyor. Kendi Müslüman sahibi. Yani çok büyük makam sahibi Ebu'l-Hasen Şahzeli ile Ebu'l-Ampaz Mürşid. Onun oğlu Şeyh Cemaluddin Hazretleri'ni anlatıyor.
- 24:33
An müridi Şeyh. O da Ebu'l-Ampaz'ın bir müridinden anlatıyor. Müridi de kim? Şeyh Necmuddin İsmahani Hazretleri. Adı Abdullah ibn-i Muhammed. Ondan sonra Mekke'de mücavir kalmış. Vefatı 721. Yani hemen hemen aşağı yukarı 700 seneden fazla evvelce vefat etmiş. İmam. Am, Kıdve, Önder, Şeyhül Haram. Bütün Mekke'nin şeyhi kabul edildi.
- 25:05
İmam Şanzeli'nin halifesi Ebu Lebaz Mücevher Hazretleri'nin sohbetinde bulunmuş. Çok vakarlı, heybetli bir şeyh efendi. İnsanlardan biraz uzak durulmuş, geri çekilemiş. Şafii mezhebinde büyük fakih derecede ilmi usul. Usulü fıkıh da Bari' yani çok yüksek seviyede bir Allame-i Can, Necmuddin İsmahani.
- 25:28
Ve ve racülün kebirun meşhurun diyor. Bak İmam Sultan'ın kitabında. Çok büyük, çok meşhur bir zat. Ben eski birçok kitapta onu duymuştum. İsmik de geçiyor. Ennehu o kâne yerâhı görüyordu. Eşşeyh-i Ebeni Abbas. Ebu'l-Ahzâb mürsifi menâmi. Uykusunda görüyordu. Alem-i İsa'nın devresi. Ve yurabbihi onu terbiye ediyordu.
- 25:49
Yani mânen yetiştiriyordu. Ve yerâhı sonra onu fi alem-il gayb. Gayb aleminde bu şimdi rüya değil. Çünkü rüyadadır. Fi menâmi. Rüyada görüyordu. Sonra gayb aleminde görüyor. Gayb aleminde zuhurat deniyor ona. Keşfi açık görüyor. Kezâlik aynı böyle mesafeler aralarında uzak olsa da binlerce kilometre olsa da mesele değil.
- 26:12
Gayb aleminde keşifle görüşüyor. Ve yurabbihi yine onu terbiye ediyordu. Ve emuru ona emirler veriyordu. Ve ennehu ona yasaklar veriyordu. Şunu yap şunu yapma vesâire. Şu gelecek şu gelecek. Ve ennehu kendisi sefere yolculuğa çıktı. Min bilâdil. Acem bilâ bilâdil. Mısır. Acem bilâdında. İspahani İspahan.
- 26:36
Acem Fars diyarı ise şimdiki İran olduğu bölgelerden. Acem bilâdı. Acem şehirlerinden çıktı. İlâ bilâdimizden Mısır'a geldi. Ebu'l-Abbasi Mürşidi Hazretleri nerede? Mısır'da duruyor. İskenderiye'de. Orada deniz kenarında cami şerifte, kabri şerifi ziyaret ettim elhamdülillah. Ebu'l-Abbasi Mürşidi Hazretleri Mısır'da.
- 26:58
O İspahan tarafında. O zatı hiç görmemiş. Fiziken. Cismen buluşmamış. Ama gayb aleminde onunla terbiye almış. Seyrüsülük almış. Ve bakıya etebbassarufil meşayih. Şimdi Mısır'a geldi. O zaman çok ulema evliya var. Yani Ebu'l-Hasen, Şiazeli Hazretleri'nin dönemi. Ondan bir sonraki dönem. Meşayih dolu.
- 27:30
Hepsini tek tek ziyaret etti. Yani acaba beni yetiştiren mana aleminde, misal aleminde, gayb aleminde beni terbiye eden, seyrüsülük yaptıran kim? beni terbiye eden, seyri sürüp yaptıran kim? Onu görüyordu. Suretini gördü rüyada, gaybda. Ama O'nu görüyor, suretini gördürüyor adalet-i kayıpta ama gitti gitti.
- 27:47
hattâ arşeyhallâzi kâne'ti fîlmenâ mefe'âlemul-gayb Rüyamda bana gelen şeyh kimdir? Kayıp aleminde bana gelip yetiştiren o kayıp aleminde olan yakasat o gayb aleminde olan yakasatır. Uyanıkken oluyor. O rüya değil. uyanık tefsir Çünkü o zaman rüya olsaydı alem-i gaybi tekrar atfetmezdi ona. Çünkü rüyanın içine dahil olurdu.
- 28:06
Gayb aleminde gelen kim? Gezdi gezdi, görüldü, baktı, etti felan. Mavasalı'yla diyarı Mısır'a, Mısır topraklarına ulaştı. Dehale alem-i şeyhe Ebu'l-Abbas, Mısır'ı İskenderiye'ye geldi tabii. Ebu'l-Abbas Hazretleri'nin sohbetine, huzuruna girdi. Girer girmez işte buydu. Ama mesele bir şey yok. Daha o bir şey konuşmuyor.
- 28:31
Ta dünyanın ucundan gelmiş ziyarete. O daha bir şey demiyor. Dedi gel dedi. istifadından sonra niye bizle ilgilenmesin? Niye ilgisini bıraksın? Madem ruhu arşa, ulaşmış külli ruhlardan, Allah'ın kendi beyan etmiş onu zaten, vaad etmiş, ben sizinle uğraşacağım demiş. Bu kadar basit. Kâinat-ı Kerim'de yine nakiller devam ediyor.
- 30:11
Vâki-i Aliye-i Şeyh Muhibbuddîn-i Taberî tabi Bunlar İmam Sûrti'nin evliyadan, ulemadan nakilleri. Bu Muhibbuddîn-i Taberî'den işte Abdülhafiz Farkûsî olabilir vesaire Meşâh-ı Mektûb. En mühim İmam Sûrti gibi ilmine güvenilen Khâtimet-ül Muhaddis'in olan Khâtimet-ül Hufâz, hadis-i hafızanın sonu kabul edilen böyle bir allâme-i cihan bunları naklediyor.
- 30:47
Şimdi Muhibbuddîn-i Taberî bu da çok büyük bir zattır. Bende çok kitapları var. Sonra o da Mekke'de kaldı. Şeyh-ül Hicaz Hicaz Bözgesi'nin şeyhi o 600'ün sonlarında yani vefatı. Hadislerde ondan sonra hafız hadis hafızlarından biri Muhibbuddîn-i Taberî bu meşhur Taberî değil. Meşhur Taberî İbn-i Cerîr-i Taberî o Taberî tefsirini yazan, Tarih-ül Ümmemi yazan o 300'lü
- 31:18
bundan evvel o. Bu ayrı, buna Muhibbuddîn-i Taberî. Fıkıhta çok zirve. Ondan sonra Şeyh Mecluddin-i Erkuşehri Hazretleri'nin yanında bulunmuş. O şimdi anlatıyor. Bak âlemin misaldeki etkileri, tepkileri anlatıyoruz. Evet. Kânelî alâ racuni deynin diyor.
- 31:44
Şimdi bir adamdan naklediyor. Bir adamdan bir adama borcum vardı diyor. fecidu ete gâzâhu Yok. Bir adamdan alacağım vardı diyor. Kânelî alâ racuni. fecidu ete gâzâhu Gittim ki yani alacağımın günü doldu, vakti doldu. Borcunu öder misin? diye alacağımı tahsis ettim. fecidu irâni deyil bubekri mu'marra l-diyâlânu mâ fevekân fîmâ O arada laf açıldı işte yanında.
- 32:20
Ebu Bekir ile Ömer Efendimiz bahis geçti artık herhalde birileri de vardı. Kalktı diyor Ebu Bekir ile Ömer Efendimiz. Demek Şii idi herhalde. Çünkü başkası Ebu Bekir ile Ömer'in aleyhine konuşmazdı. Lâ diyâlânu mâ'nın aleyhine konuşturdu. Ve işte artık o alacağını aldı mı almadı mı o konuyu söylemiyor.
- 32:40
fer'acâci muhtemmen çok üzüldüm, çok kanlandım, kederlendim diyor. Bir şey de yapamadı demek. İşte alacağını da tahsis etmek için. Veyahut gücü yetmedi. E çok üzer insanın bu işe. ferâidu rasûlâllâhi sallallâhu teâlâ İşte ondan sonra uyudum. Rasûlullah'ı gördüm diyor. sallallâhu aleyhi ve sellem Muhyiddin Taberi Hazretleri bunu bizzatta büyük velilerden bizzatta naklediyor.
- 33:09
Rasûlullah bana dedi ki rüyamda diyor şimdi bak şimdi bu rüyanın alemi misalin etkisinin tesirini Yani Efendi Hazretleri farklı bir surette görünürse veyahut da şimdi vefatla sonra şekle bölünüp görünürse onun etkisi olmaz, bağlayıcılığı olmaz. Sen öyle zannet. Ne kadar etkisi var bak. Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki sen felan adamın yanına gittin.
- 33:33
Onun yanında şöyle şöyle laflar açıldı. Öyle mi? Yani Azize Ebubekir ile Ömer'in haline konsun. Kultülâhım. Evet ya Rasûlullah. Hâlâ Rasûlullah buyurdu. Rüyada oluyor bu rüya. Alemi misal. İz ebfezbâh. Git onu boğazla denir diyor. Boğazını kes. Ve ne yap elini Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem?
- 33:54
Rüyada bana verdi şifreden bir keskin işte şey bıçak. Feze ebdu ben de gittim diyor. Bu rüya devam ediyor. Gittim feze ebdu çağırdım onu diyor rüyada. O da geldi diyor. Vez câtu. Yatırdım aşağı. Kıtır kıtır kafasını kestim. Feze ebdu bir de uyandım. Ulan rüyaymış. Rüya mı? Elimde kanlar akıyor. Uyandı.
- 34:24
E kaside-i bürden imam Busri hazretlerine efendim sallallâhu aleyhi ve sellem rüyada elini sıvazladı da ondan sonra uyandı bile baktı. Bürde. Kaside-i bürden niye deniyor? Bürde hırka demek. Bürde. Efendim sallallâhu aleyhi ve sellem hırkasını verdi sonra e rüyada verdi. Ama uyandı hırka elde. Her taraf mis kokuyor.
- 34:44
Ya bir uyandım diyor baktım diyor elimden kan akıyor. E ben uyuyorum burada bir şey yapmadım. Falan mı asfalt neyse derim diyor. Gecenin bir yarısıydı diyor. Sabah oldu hani gün. Gün ışıdı. Kuldu kendi kendime dedim ki le eghdüvenne liyûb sıra mâ sunâbî. Ya bir gideyim bakayım bu adamın başına bir şey mi geldi acaba?
- 35:04
Rüyada böyle bir şey gördüm ama fizikende kan elimden aktı yani. Felem mâ garudu min dâri'i idâ bi surâhâne. Evine doğru yaklaştım diyor. O gece Günüşteyân Hazretleri, Ebu Bekri Ömer'in haline konuşan, radıyallâhu anhı mâ. Bir feryat bir fıkan yani cenazevi olmuş, matemevi. Adam ölmüş diyor. Fakültü mağaza.
- 35:25
İşte neyse gittim ben de zaten birkaç gün evvel yahut bir gün evvel. Görüşmüş yani zaten. Ondan alacağı vardı falan. Onlar da onu tanıdılar. Geldiğini anladılar. Ne oluyor ya dedi. Ya dün gece falan canım boğazı kesilmiş, yatağında bulundu. Kesmişler onun boğazını ama kim kestiğini bulamıyoruz. Faili meçhul kaldı.
- 35:55
Yani evde de kim falan. Oğluna geldim. Fakültelim. Resulullah'ın izniyle babanızı ben kestim dedim. Ya şimdi ben kestim derken fiziki manada gidip başında durup kesmedi. Oradan rüyada kesti ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem git kes onu dedi. Ama uyanınca elinden niye kan akıyordu? E şimdi bunun izahı var mı?
- 36:24
Geçen derste dedim ki aklınız mantınız durur. Ama bunun Muhyiddin-i Taberi gibi hadis hafızlarının en önemlilerinden ve fukahadan bir tanesi Şeyhül Hicaz söylüyor. Ve bunu Abdülkaffar Kursi naklediyor. Ve bunu diğer meşayih naklediyor. İmam Suyuti naklediyor.
- 36:41
Şimdi dahası da var. Şerif yani Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in torunlarından yani etkiyi söylüyorum. Misal alemi deme, rüya alemi deyip geçme. Anladın mı? Rüya alemi derken misal alemi rüya aleminden geniş. Rüya alemi onun içine bir bölüm sade. Misal alemi uyanıkken de görüşüyorlar. Yani surete bürünüyor, geliyor başka bedenler senin yanında.
- 37:08
Öbür bedeni kabrinde yatıyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bedeni şerifi kabri şerifinde çürümemiş duruyor tam taze hayatta. Ama aynı bedeniyle arş-ı ala da aynı anda. Aynı bedeniyle Makan Mahmut da aynı bedeniyle uyanıkken İmam Suyuti yetmiş küsur, yetmiş beş kere görüştü uyanıkken.
- 37:26
Halbuki ondan derken Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de dokuzuncu sene sonra müfatından. Anladın mı? Etkinliğini şeyini anlatıyorum. Şerefuddin Muhammedül Keltemi Hazretleri. O da amcası Fahru Şeref Hazretleri'den naklediyor. Bu zat diyor.
- 37:53
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyamda gördüm. Bu rüya bir şey yok. Ama alemi misaldeki dönen olayları anlatıyorum. Ve Ebubekir ve Ömer önündeydiler. Önünde bir şahıs var adı İbn-i Metin. Bu İbn-i Metin künyesi yani. Bu adam için Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem soruyor, ortaya soruyor.
- 38:17
Bu ikisinin aleyhine konuşan cezası nedir? Hazreti Ali de orada demek. Hazreti Ali dedi ki, Ebubekir ve Ömer'in aleyhine konuşan yüce zulmü boynu kesilip vurulması lazım dedi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuru tuttu o zaman bunun boynunu diyor. O İbn-i Metin'in. Femesektü hüzünü ben de diyor kulaklarından tuttum.
- 38:40
Tuttum ve hüzünü başımda aldım. Fesle'i kazdım. Daha bir şey görmedim. Uyandım diyor. Anladın mı? Yani boynu vurulacak. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bana dedi diyor. Bu gören Fahru Şeref Hazretleri. Fahru Şeref Hazretleri ne diyor? Hazreti Ali fetvayı verdi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakkamı sordu.
- 39:13
Efendimiz soruyor yani öyle. Tescilliyor, şahitliyor. Hazreti Ali cevabını verdi. Hazreti Ali cevabını verince bu Fahru Şeref Hazretleri ne? Rüyada bu rüyada. Tut dedi şunu ben de kulaklarından tuttum. Başını tuttum diyor. Birden diyor. Fesle'i kazdı uyandım diyor rüya. Uyandım ama. Baktım diyor. O İbn-i Metin denen adam.
- 39:40
Kimse onu tanımıyor rüyada. Baş yanımda diyor. İstesen boflugat ile habola da şey diyebilirsin. Ama ben bunlara iman ettim. Şimdi solcular bilmem ne. Solcular bilmem neler, şucular, bucular bunları dinlesene diyecek. Vay bunlar ne hurafelere iner yola. Ne hurafesi be. Asaletin ta kendisi. İmam sütü mü naklediyor ya.
- 40:10
Ondan sonra. O da Muhyibuddin Taberi'den, Muhyibuddin Taberi, Şerefuddin Keltemi'den, o Fahru Şeref Hazretleri'nden. Sen ne diyorsun ya. Senetli, isnatlı olay bu. Ondan sonra diyor. Ne yapacağım. Onun başını diyor bir tasın altına koydum. Oğluna gittim. Bak Arapçadan niye okuyorum. Dinleyenlerinizin içinde hocalar var.
- 40:41
Doğru mana veriyor mu diye kıyas yapsınlar yani. Beni kontrol etsinler. Babanı tanıyor musun dedim diyor. Babamı tanımaz olur muyum. Tabii tanıyorum dedi. Şeyi sarmış babasının kafasını. Gösterdim kafasını diyor. Fena zararlı. Başa baktı. Bana dedi. Ebi bu benim babam dedi diyor. E bu burada değildi diyor.
- 41:11
Ondan sonra. Babası Bağdat'ta. Bu olay yaşanıyor Mısır'da. Ebi Hüfe'den, C.A. Ebi Hüfe'den. Babam yani bize haber vermeden Mısır'a mı geldi de. Sen de onu bulduğun bir yerde de kesin kafasına getiririm bana dedi diyor. Öyle ya bizim bildiğimiz Bağdat'ta şu an. Yolculuğa çıkmış gitmiş oraya. Ve entekatel diyor.
- 41:35
Demek babam diyor gizlice geldiğinde sen onu yakaladın. Ve entekatel sen öldürdün. Yani gizli derken bizim haberimiz yoktu demek geldiğinde. Babam buradaymış diyor. Ben de oğluna dedim ki. Ben şöyle şöyle rüya gördüm. Ben Bağdat'a Mağdat'a gitmiş değilim. O zaman babası Bağdat'taymış. Oğlu dedi ki bana.
- 42:08
Ya benim babamın öldüğüne dair bize bir haber gelmedi. Babam Mısır'da değil. Sen babamı nerede bulduğunda kafasını keseceksin. Ya ben zaten rüyada gördüm diyorum sana. Kafasını kestim demiyorum ki diyor. Ama böyle iş olur mu dedi ya. Gel o zaman benimle Bağdat'a gider misin? Mısır nere Bağdat nere bunlar kolay işler değil.
- 42:29
Bu mesele yani bu meselede hüküm nedir? Bunu bana izah etmen lazım. Gidelim bakalım babamın kafasını getiriyorsun. Baban öldü diyorsun. Fes'afertü ma'hu. Fahru Şeref Hazretleri. Ben yolculuğa çıktım. Min Mısra ila Bağdat. Mısır'dan kalktım. Bağdat'a gittim. Oğlu babasının tanışlarını buldu. İşte babam nerededir?
- 42:54
Babasını sordu. Çocuğuna dendi ki. Senin babanın yanında gezen bir köle vardı. O bir gece öldürdü. Onlar da şimdi faili malum arıyorlar. Fakat dur ve darben şediden o köleye çok dayak atıldı. İtiraf etsin suçunu diye. O ikrar etmedi. Adam niye ikrar edecek? O öldürmedi ki. O öldürmedi ama yanında o gezdiği için, hizmetinde bulunduğu için sen öldürdün dediler.
- 43:35
Dayak, dayak, dayak. Adam da demiyor. Yok ben öldürmedim diyor. Fekâle, çocuğu dedi ki, fiyye-i vaktin kutile, yani hangi vakit, hangi ay, hangi gece, hangi gün mesela, Perşembe ve Cuma, hangi gece öldürüldü diye. Oğlu soruyor. Kim öldürdüyse yani.
- 44:06
Onlar da Mısır'dayken o Fakr-ı Şeref Hazretleri, o da Seyitlerdenin rüyayı gördüğü geceyi aynen anlattılar. Daha tabi uzun yıllar geçmedi arada. İşte birkaç haftada Bağdat'a gitmişlerdir. Şu gece dediler. Çocuk bir baktı. O da geldi babasının başını getirdiği sabahın gecesi. İşte mesele bu. Onun için kardeşler
- 44:48
Kayba iman eden kullarım diyor. Görmediklerine iman eden kullarım diyor. Ruhu görüyor musun? Görmüyor musun? İnkar etsen kâfir olursun. Ruhu görüyor musunuz? Kur'an'da veysel-i nöker, hani ruh gulir, ruhu min emra, bir âyet var. Melekleri görüyor musun? Cinleri görüyor musun? Görmüyor musun? Allah'ı görüyor musun?
- 45:04
Hepsi cennet, cennet görmüyor. Hepsi gayba iman. E sen gayba iman bir adam, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonraki tasarrufunu nasıl inkar edersin? Bak Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in tasarrufları görüyor musun? Adama dedi ki git onu kestir. Rüyasını da kestirdim. Adamın boğazı kesilmiş bulundu.
- 45:26
Öbürüne ne yaptı? Tut dedi, kafasını kulağına tuttu. Ondan sonra? Adam uyandım diyor. Daha ne olduğu belli değil. Baş yanımda diyor. Adam Bağdat'ta gövdesi. Baş Mısır'da geliyor. Çünkü neden? Rüya Mısır'da görüldü. Fahru Şeref Hazretleri. Şerif Fahru Şeref Hazretleri gördü.
- 45:47
E şimdi Resulullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonraki işleri de tasarrufları olsa da böyle fiziki manada etkisi olmaz. Nasıl olmayacak ya? Başını kesti adamın Bağdat'tan. Bir de şu anda dünyada bile Bağdat'ta başını kessen Mısır'a getirene kadar kaç saat geçer? En azından en hızlı uçakla şimdi gelsen bile.
- 46:09
Dakikada baş elinde ya. Adam rüyadan uyandı başı elinde ya. Sen ne konuşuyorsun? Peki Resulullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e mahsus bu işler. Değil. Mucize olarak Peygamber'de zuhur eden, velide de keramet olarak hasıl olur. El üsteti kaidesi bu. Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin de ne tasarruflar devam ediyor vefatından.
- 46:31
700-800 seneden fazla geçmiş. E şimdi Mahmud Efendi Hazretleri'nin daha 3 sene oldu, 4 sene oldu. Böyle mübarek zat bir de haber vermiş. Ben sizinle uğraşacağım. Ondan sonra ben derse katılacağım. Ben sizinle ilgileneceğim. Bunları da beyan etmiş yani. Öldükten sonra kılıç kılığından çıkmış olur. Ben daha çok güçleneceğim.
- 46:56
Bunların da şahitleri var. E ben buna niye iman etmeyeyim şimdi? Mahmud Efendi Hazretleri'nin, benim mürşidim yalancı bir insan değildi. Onun tasarrufunu inkar eden oğlu da olsa, torunu da olsa, en yakın akraba hasta olsa onlar kezzaptır. Mahmud Efendi Hazretleri saduktur, sadıktır. Onlar tasarrufunu inkar eder.
- 47:18
Kabirden terbiye yok dedi torunu. Hah, işte onlar kezzap oluyor. Allah onları da bu yalan yanlış hallere düşmekten, düşmüşler zaten. Muhafaza eylesin demeyelim, ihraç eylesin. O halden çıkartsın. Fazl-u keremine. Demek Evliyaullah'ta ne vardır? Böylece teşekküller var. Yani teşekkül demek, Türkçe'de biraz teşkilat kurmak anlamında kullanılıyor da öyle değil.
- 47:54
Esas yani Arapça'da teşekkül, şekle bürünme anlamına geliyor. Anladın mı? Onun için burada çok önemli bir ders daha yapmış olduk. Mesela Fakasih Abdülghaffar, Abdülghaffar Kursi Hazretleri. Onun çok önemli bir eseri var. Bütün hocalara, ilim ehline ben onun eserini tavsiye ederim. El Vahid. Kitabının adı El Vahid Fi Sülüki Ehl-i Tevhid.
- 48:25
Yani İman Ehl-i Tevhid ehlinin tarikatta tasavvufta manevi sürükü hakkında yazılmış kitabının adı El Vahid. Anladın mı? Bu zat, Şeyh Abdülghaffar Hazretleri diyor, İmam Süyuti anlatıyor şimdi. Dedi ki diyor, Hac Ali Şeyh Abdülaziz, bana Şeyh Abdülaziz Hazretleri. Abdülaziz çok büyük. İmam Şahrani de onu yazıyor, El Menufi.
- 48:53
Yine Mısır Meşayıhından Abdülaziz Menufi Hazretleri bana nakletti diyor. Enne Şeyh Ebu Abdilal Kuraşi. Şeyh Ebu Abdilal Kuraşi bu da çok meşhur. Ebu Abdilal Kuraşi adına ataklar yapsa tasarrufu devam ediyor. Anladın mı? Ben de biliyordum onu hatta kullanıyordum kayıp bulmak için. Bir şeyin kaybı olur falan, ruhaniyete hemen yardıma geliyor.
- 49:17
O şey işini unuttum, bir dahaki derse inşallah hatırıma gelir. İbaresi de vardı. Şeyh Ebu Abdilal Kuraşi, teze vediye. Bir müritlerinden birinin kızıyla evlenmiş. Fakat o kız da nasıl görünmüş? Cüzdan hastası ve kör vaziyetteyken. O kız da onu kabul etmiş. Büyük Evliya demişler, şudur budur kabul etmiş.
- 49:51
Cüzdanlı zaten yanına yaklaşamazsın, bulaşacaksın. Felem ve ahzaru'a leyletil bina. Neyse kızı getirmişler. Bina zifaf demek Arapça'da. Zifaf gecesi, bena bihi, yani ona birleşti demek. Zifaf gecesi kızı getirmişler. Bakarız ya nispeti, kızı getiren kadınlar yanından çıkmışlar. Refakat ediyorlar ya işte.
- 50:17
Acemilik var, yabancılık var. Çekmesin diye. Kadınlar çıkmışlar. Dekhaleşşeyh ilel mirhaz. Şeyh Efendi kusulhaneye, abdesthaneye girmiş. Bakarız ya, o şey yapmış. Çıkmış genç, cemil-i sureti, sureti çok güzel. Bisiya bin hasenetin, güzel elbiseler falan, acayip. Kız demiş ya biz Allah dostudur, velidir diye amalına, çuzanlığına bakmadık.
- 50:47
Bu ne çıktı şimdi? Bu o değil ki. Hemen o hanımı, olacak kadın, yüzünü kapatmış. Yani köye eşiyle zifaf gecesi olduğundan yüzü açıktı. Soyunacaklar, edecekler. Birden dön. E demiş dur, ben geliyorum demiş. Abdesthaneye girmiş. Çıkmış. Allah Allah. Kadın hemen fesat aradı, yüzünü örtmüş. Bakarız. La la testuri.
- 51:16
Örtme, örtme dedi. Ene be alüki enel kuraşi. Ben Ebu Abdillah'ın kuraşıyım. Senin kocanım dedi ya, yabancı değil. Ondan sonra, kadın ya yok yok diyor, yüzünü açmıyor. Ve halefelâ yemin etti ona. E ben senin kocanım ya, ben Ebu Abdillah'ın kuraşıyım.
- 51:45
Kadın dedi ona, bu ne ya? Bir sene âmâ eczem diye aldık. Böyle nasıl çıktı? Esasen, Şeyh Ebu Abdillah'ın kuraşı hazretleri kendisi, fiziki hayatında, tamam mı? Âmâ imiş. Fiziki hayatında gözü görmüyor. Gözü engelli, kör. Bir de çizem hastalığı da varmış. Fiziki hayatında yani. E kız onu, ya Allah dostu, koca Ebu Abdillah'ın kuraşı diye Radıyallâh denen adam yani.
- 52:24
O zamanda da, bu sabahta da. E onu, onun için Allah rızası için kabul etmiş evlenmeyi. İşte bak. Hal böyle oldu mu? Ne oluyor ya? Dedi ki, Sen, madem ki Allah rızası için âmâ eczem adamın, beni kabul ettin. Ben seninle olduğum zaman, Allah-u Teala benim ruhuma tasarruf verdi. Başka bedende görüneceğim.
- 52:48
Genç delikanlı, güzel. Bu suretle seninle birleşeceğim edeceğim. Karı kocalık yapacağız yani. Ondan sonra, İnsanların yanındayken, âmâlık eczemliğim devam edecek. Ama sen, sana Allah-u Teala, ikram olarak tabi. Yani Ebu Abdillah Kuraş'ın kerameti tabi. Ama kadının da ihlası ve niyeti yani.
- 53:07
Şimdi bunu, efendim, açıkça, Şeyh Abdülghaffar Kursi Hazretleri, Abdülaziz Menufi Hazretleri de, o da Şeyh Ebu Abdillah Kuraş'ın, hepsi senetli, bu isimleri zikredilenler var ya, Bunları gidin kitaplara bakın, kaynaklara bakın. Onlar hakkında, bu isimleri geçen insanlar hakkında, Muhyiddin Taberi kimmiş, Abdülaziz Menufi kimmiş, Fahru Şeref.
- 53:35
Bunların hepsinin, dolu menakıbı var. Bunlar tanınmayan, bilinmeyen, insanlar değil. Onun için, manalar, ne yapar? Efendim, suretlerle şekillenir. Ve böylece, Allah-u Teala ona, efendim, her şeyin, manevi alemde, bir sureti var üzerinden. Dersi gidiyoruz. Bu dersten devam ediyoruz. Ve böylece alemin misaldeki tesirlerden, etkilerden, bunlar, ahirette, cennette, geçen derste,
- 54:16
anlattım, veyahut da bu derste, cennette bir çarşı var. Orada suretler satılıyor. E cennette demek adam, surete, aynı ruh, farklı bedene, bürünebiliyor mu? Bürünüyor. E cennette olan, Evliyaullah dünyada oluyor. Bak ne diyor, İmam Suyuti Hazretleri, ondan sonra, Abdül Ghaffar Kuhsi Hazretleri, vs. nakiller yapıyor.
- 54:42
Ve küllü mâ yegâü li evliyâ illâ mâ ve karku âdetinulâ. Velilerden, hangi birine? Kârikulâde kerâmet kabirinden bir şey vuku buluyorsa, fe inne ve âdetun fî âlem-i berzeke ve âlem-i âhirete. Burada kârikulâde diye millet, vay anasını nasıl iş, ha böyle taşıyacak falan, kerâmet görünce bütün millet ayağa kalkar yani.
- 55:03
Şimdi elini ateşe soktu, yanmadı falan. Uuuu, adam havaya kaldırılır. Dünyada evliyanın gösterdiği kerâmetler yani kârikulâde olaylar, onlar kabir âleminde, berzek âleminde, bir de âhiret âleminde, yani berzek, âhiretle dünya arası, yani ölenler için. Beden olarak fiziken dünyada da ruhlar âlemiyle temas olduğu için, ölülerin, bedenlerin, onun için berzek oluyor.
- 55:27
Arada orta bir yer, geçit, berzek âlemi, kabir âlemi. İşte kabir âleminde, âhiret âleminde bu işler normal, âdet. Yani şu anda dünyada evliyanın gösterdiği kârikulâde olaylar, şu anda dünyada evliyanın gösterdiği kârikulâde bir olay var, kârikulâde ne demek? Mutat dışı, görülmemiş, kimse yapamaz. İşte kabirde ve âhirette bunlar normal oluyor zaten.
- 55:55
Burada kârikulâde kerâmet, âhirette müminlerin hepsine böyle kerâmetler verilecek, cennete girenler. Evliya olmaz, şart yok da tabi cennete girdiğine göre umumi evliyalıktan nasibi var tabi, imanını kurtarmış. Şimdi, felem mâ kâne lil evliyâ nasîbun muhakkakû min tilkeddâr. Evliya Allah'ın kalpleri nerede?
- 56:15
Âhirette. Bedenleri fiziken seninle oturuyor. Kalbi seninle mi, ruhu seninle mi meşgul oluyor? Ne buyuruyor Hadis-i Şerif'te? Risale-i Kursa'da Mesâir, Meşayih Efendi Hazretlerimizden çok okuduğu, ebdânûn fid dünyâ ve gulûmun fil âhiret. Bedenleri dünyada, kalpleri âhirette. Kalpleri âhirette olunca, ruhları âhirette düşürünce, âhiretin hükmünü alıyor.
- 56:40
Oradan güç alıyor. Oradan aldığı güçle ne yapıyor? Oradan aldığı tasarruf ve güç ile burada cennette olan harikulade işler gibi işler göstermeye başlıyor. Dolayısıyla, zârat aleyhim âsâruha fiyâ ziddâr. Normal Müslümanlara cennette zuhur edecek harikulade eşsiz olaylar, işte demin söylediğimi burada söyleyeceğiz, işte lezzetinin devam etmesi.
- 57:07
Dünyada lezzet devam eder mi? Yiyorsun, boğazdan aşağıya gidiyor, tadı gitti. E tadı gitmezse zaten bir daha yemezsin. Tat duruyor nasıl olsa. Niçin yiyoruz? Esasen lezzet almak için. Lezzet nerede çalışıyor? Şuradan, şuradan, boğazdan aşağıya geçene kadar. Mideden sonra külfete dönüyor. Nasıl çıkaracağım diye düşünüyorsun.
- 57:27
E şimdi lezzet, o lezzetin kalıcılığı cennette var. Dünyada olabilir mi? Ama evliyalılar dünyada olabilir diyor. Cennette umum Müslümanlara olacak harikulade dedikler, dünyada hususi evliyaya olur diyor. Çünkü onların eserleri üzerine zuhur etti. Fiyâ ziddâr, dünyada. Venkânevunâ halkanil avâdi. Dünyada bunlar keramet harikulade sayılsa da,
- 57:52
Feyye fîd dilgeddâr, zaten cennette ve ahiret aleminde, Âdetun lehum fî cemî ehvâlim. Bütün hallerinde ve hareket yapmalarında, durmalarında, kalkmalarında, yemelerinde, içmelerinde. E şimdi anlatıyor. Mesela, Liyenne hârikul âdemin ehvâli ehl-i cenne. Eşsiz olaylar, dünyada yaşanamayacak olaylar, hârikul âdelikler, cennet ehlinin hallerindendir.
- 58:22
Liyenne âdetun fî mâ kilîm ve meşâribîm ve menâkihîm ve şevâdîm. Cennette yaşanacaklar. Sahih hadislerde, âyetlerde bildirilenler. Yemeleri, içmeleri, evlenmeleri, cimâ etmeleri, şehvetle tatmin etmeleri hususunda. Duymadık mı? Siz duymadınız mı? Hattâ, inne şâhz minhum tehturû lehu l-hâtra fî şevâd fehine yehturû lehu zâl gecidû en devrû min ghayri külfetin.
- 58:48
Aklına mesela ne geliyor? Ya şimdi bir, kaz eti, iyi gider. Veyahut kuzu eti. Aklından geçtiği anda sahih hadis, pişmiş, dumanı tüter vaziyette, cennette önüne gelmeyecek mi? Havadan uçan kuşa bakacak bu ne güzel yiyenleri. Kuş hemen önüne gelmeyecek mi? Buna sahih hadise var. Bu dünyada olursa ne derler buna?
- 59:15
Dünyada olsa keramet derler. Ama ahirette buna keramet demeye lüzum yok. Çünkü neden? Normalleşiyor. İstediği şey önüne geliyor. Sonra, cennetteki işitme, cennetteki görme. Allah cennete girenlere, ahiret yurdundan verdiği rütbeler var. Herkes bildiği. ve ayrı veliler, mertebeleri var. Allah'ın o yurtta onlara ve mertebelere göre
- 59:56
herkes, türleri farklı, cinsleri farklı, şekilleri farklı, bütün müstehsenat yani gözün görüp güzel bulduğu ve lezzet aldığı, kulağın işitip hoş karşıladığı ve lezzet aldığı, her şeyi duyacak. Mesela diyor ki cennetin ağaçlarının, tuba ağacının dalları herkesin özel odasına kadar, sarayına kadar geliyor.
- 1:00:21
Orada çıngıraklar takılmış. Arşın altından bir rüzgar esiyor. Arş cennetin tavanı. Üstten aşağı bir rüzgar esiyor. O dallardaki şeyler, çıngıraklar ses çıkarıyor. Öyle bir ses çıkarıyor, öyle mi? Bismillahirrahmanirrahim. Dünyada işiten işi ondan güzel işitmemiş. Eğer o ses, o cennetin ağaçlarının rüzgarla etkilendiğinde çıkarttığı ses, Dünya halkı eğer onu duysalardı,
- 1:00:57
sevincin fazlalığı da adamı öldürür, üzüntünün fazlalığı da adamı öldürür. Üzüntü ve paniğin fazlalığı, kalp krizi geçindirir. Sevincin de fazlalığı, dayanamayacak bir sevinç olursa, mutluluktan ölen de var. Takım maç kazandı diye gitti televizyonu öpeyim derken, öldü adam yani. Dolayısıyla çok sevinirse aşırı, aşırı sevinci de kalp kaldırmaz.
- 1:01:21
Onun için dünyada o ses işitilmiyor. Bak şimdi dünyada olsa harikulade olacaktı, onu işiten biri olsa cennetteki o sesi. Yani işit edebilir, bir veliye işittirebilir, bir peygamber işittirebilir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Miraç gecesinde gösterilir cennetin hakiki hallerinde. Onun için,
- 1:01:47
bir bakışla güzel bir şeye bakıyor. Bir şelaleye bakıyor, balırmağına bakıyor, sütırmağına bakıyor, bir huriye bakıyor. Kendi eşi, dünyadaki eşi, hurilerden güzel olmuş ona bakıyor. Dünyada o takat getirilecek güzellikler değil.
- 1:02:09
Hurinin başındaki yaş mağap başörtüsü, dünya ve içindekinden hayırlı. Eğer yukarıdan gökten sarkıtılır, cennetten sarkıtılacak olsa, güneş ve ay bütün gezegenler sönük kalır, söner diyor. Bunları söylüyor. E şimdi o da onlara bakıyor, o baktığından gözü lezzet alıyor. Sonra bu tarafa bakıyor, bir de aynı yere baktı, ikinciye bakıyor.
- 1:02:32
İlk bakışını ziyaret ediyor. İlk bakışından bir lezzet aldı ya, o ilk bakışından aldığı lezzet kalıcı oluyor, üstüne ikinciden aldığı bakış ziyade ekleniyor. O birinci bakışındaki o güzel bulma ve aldığı lezzet baki. Bu sefer sağ bakışa bakıyor, o arada yine bir oğul çok beğendiği şeye, üçüncü kere bakış varit oluyor.
- 1:03:01
Ziyaret edin hale saniye. O ikincinin verdiği lezzetin fazlasını veriyor. İkinci bakışından aldığı lezzet, o da baki kalıyor. Sonsuza kadar böyle devam ediyor. Ne anlattınız şimdi? Cennetten çok önemli bir şey anlattı. Ne anlattı? Yani cennetin en güzeli veya sana verilen huyru dünyada öyle bir güzellik yok mu?
- 1:03:30
Hadiste öyle söylüyor. Baktın, bir lezzet aldın. Sonra bir zaman sonra bir daha baktın, ikinci lezzet aldın. Dünyada olsa birinci bakıştaki lezzet gidiyor, ikinci de yeni lezzet geliyor. Dünyada olsa yedin. Mesela cennette yetmiş bin kaptan,
- 1:03:51
içecikler, sahfalarla, çanaklarla etraflarında dönülür diyor. Bu hadisler de geçiyor. Yetmiş bin çeşit, renk, tür yemek gelecek. Öyle çanaklar ki bir tanesi yetmiş bin kişi doyurur. Her bölümde renkler, şekiller, tatlar, lezzetler farklıdır. E mümin kul onların hepsinden yiyecek. E nasıl yiyecek ya?
- 1:04:23
Hepsi patlar. Dünyada olsaydı patlardı. Orası cennet. Karıkulade dedikler diyarı. Dolayısıyla sonra hadis-i şerifte ne buyurur? Ve eteraşşavun gelmiş ki. E bu kadar yedi yedi, büyük abdest, küçük abdest var mı? La yebûlûn. İdrar yapmazlar. Velâ tehavvatûn. Büyük abdest yapmazlar. E ne olacak? Eteraşşavun.
- 1:04:48
Eter aşağı okey, misk-i ambel bir ter çıkacak, o ter de dünyada parayla anlamayacak, milyar dolarla bulamayacak, cennetin malı nerede bulunacak? En kıymetli misk kokusunu da o terle sağlayacak. Yine bir şey çıkıyor ama misk olarak çıkıyor diyor.
- 1:05:08
Gaz yapmıyor, sıkıntı yapmıyor, hazım sorunu yapmıyor, kabız yapmıyor, ne oldu yetmiş bin kişiyi doyuracak çanaklardan yetmiş bin kere yetmiş bin bu kadar E ne oldu yetmiş bin kişiyi doyuracak çanaklardan yetmiş bin kere yetmiş bin bu kadar çanaklar, tabaklar yediler, içtiler, nereye geçtiler, gittiler?
- 1:05:24
Musa Hesem Asas'ın efendisi elbiseli verdi. İki vadi dolu sarsı, yetmiş bin büyücünün bütün organlarını, halatlarını, civarlarını, malzemeleri yuttu. E yine böyle değnek olarak Musa Hesem eline geldi. E onlar tırlara sığmaz da o kadar malzeme getirmişler. Nasıl asa aldı? E bunlar iman ister. Bunlar kayba iman ister.
- 1:05:48
Her şeyi. Bak lezzet devam ediyor. Sonsuza kadar. Vek'edâkeşşemmû. Koklamak böyle. Kulle men teşekkerâ. Zaten bir koku, işte efendim, gül kokladı. Ondan sonra Nergiz, bu zamanda da nergiz var, bana getirdiler şimdi. Bu nergiz kokusu senede bir kere iki kere beyne çok faydalı. Nergiz şeyi, efendim, bitkisi, çok da güzel kokusu var, o nerciz, Arapçası nerciz diyor.
- 1:06:20
Menşenmennerciz, hadisler var böyle. Beyne çok yardım eder. İşte o sene onun sağlığına sağlığına faydalı olur. Faydalı olun. Nergis koklayın mutlaka. Nergiz koklayın mutlaka. Mesela kokladı şimdi. Bir koku kokladı. Cennette ise daha hoş bir koku daha geldi. O ikincinin gelmesiyle birincinin zevki bitmedi.
- 1:06:40
Birincinin tadı kaldı. İkinci ilave geldi. Bu sefer ikincinin lezzeti de üstüne eklendi kaldı. Gül kokladı, on iki kaldı. Ve sadece vardı üzerine efendim mut kokusu geldi. Hakete ila mani ala. Sonsuza kadar. Halbuki dünyada bir cima diyorsun, onun lezzeti kalmıyor. O anda birkaç saniyelik, boşalma anı yani.
- 1:07:11
O anlık, yani belki cima anı üç dakika, beş dakika, on dakika sürer. Ama lezzet anı, lezzetin doruğa çıktı yani. Lezzetin zirveye çıktığı an, dakika tutmaz saniyelerle ifade edilebilir. O lezzet kalsaydı sende, kalıcı olsaydı, bir daha cimayla uğraşır mıydın? Hüsürle, abdestle, zorlanmakla, bilmem neyle.
- 1:07:34
Hele bir de hanımın canı çekmiyorsa, hiç uğraşmazdın. Hastalık, ustalık bahane ederdin. Halbuki şerbetin var, isteğin var mesela. Bir zaman sonra isteği hanımından geçiyor falan. Bunlar tehlikeli şeyler tabii. Allah helalimize karşı şerbetimizi ziyade eylesin. Aramlara karşı onlara meylimizi izah eylesin.
- 1:07:55
Amin. E şimdi, bu meyil, temavül meselesi yani. Birçok yuvalarda bu isteksizlikten de yıkılıyor yani. Çünkü bu sefer ailesini bir hanım ile birleştiriyorlar. E kadın ne yapacak? O aile huzursuzluğu çıkıyor. Bırakalım o zaman, ayrılıyorlar yani. Ha şimdi dolayısıyla, bir cimanın lezzeti kalıcı olsaydı, bir daha bu sıkıntılar yaşanır mıydı?
- 1:08:17
E cennette her yaptığın cimanın lezzeti kalıcı. Ondan sonra bir daha yaptı, başka biriyle, daha güzel eşiyle, hurisiyle. E o da ekleniyor üstüne. Bir gül kokladı, bir ağaç kokladı. O koku kalıyor, öbür koku daha hoş ise ekleniyor üstüne. Bir yemek yedi, tadı kalıyor. Bir daha yemek yedi, cennette zaten acıkmak yok, susamak yok.
- 1:08:41
Cennette keyif için yemek var, içmek var. Acıkmak, susamak olsaydı sıkıntı gelirdi. Bak benim ağzım yavuştu, susandı. Bak sıkıntı veriyor. E sıkıntıdan sonra, cennette de sıkıntı yok. O zaman susamak yok. Çünkü susamak sıkıntı verdi. Üzdü yani. Rahatsız ediyor yani. İşte bütün bunları böyle anlamak gerekiyor.
- 1:09:04
Lezzet-i semâi, işitme lezzeti. Küllemâ yen'ûmü semâsal. Bir ses duyuyor cennetteki ağaçlardan, işte şurada namelerden, ya da meleklerin tesbihatlarından. Çok nameli, makamlı böyle sesler duyuyor. Ondan sonra, ve radı aleyhi mağfiretuhu. Daha hoş bir ses geliyor. Ve lezzetülülâ baki. Birinci lezzet kalıcı oluyor.
- 1:09:25
Ve keder ki lezzetül nikâh. Nikâh cimâ demek. Cimâdan alınan lezzet, demin onu anladım. Bu da aynı. Üstüne gelen hep, öbürünü gidermiyor. Üstüne ilave getiriyor. Olsa hemen unutuluyor, kayboluyor. Zevk, lezzet kaçıyor. Yeniden yeni lezzet peşine düşüyor. İşte, ve cemîhü'l-hevâsı zâhirâ cemîhü'l-batı nedir?
- 1:09:47
Görünen hisler neyse, görünmeyen duyularda öylece, işte ruhun, kalbin, sırrın, onların da anlayışları var, lezzet almaları var, idrakları var, şuurları var, yani manevi diyoruz onlara, maddi, fiziki gözükmüyor, işte onlar. Onların da lezzetleri böyle hep cennetlere karşı. Cehennem ehlinin durumları böyle.
- 1:10:16
Yeni bir azap geliyor. Ondan sonra eski azabın acısı geçmiyor. O yeni azabın acısı sıfırdan başlamıyor. Eski acı devam ediyor. Üzerine gelen ilave ediyor. Derileri pişiyor, olgunlaşıyor. Ondan sonra pat diye dökülüyor, kemiklerden ayrılıyor. Yeni, tam taze süt beyaz deriler verdik. Azabı devam etsin.
- 1:10:44
Ama o geçmiş dökülen derinin azabı, onun ruhu üzerinde etkisini sürdürüyor. İşte cehennemin durumu da böyledir. E şimdi, bu kadar ilimler... Onun için, ahiret alemini diyor, dünya alemiyle kıyas etme. Bersak alemini, kabir alemini dünyadaki fiziki manayla kıyas etme. O arada ruh önem arz ediyor, ruh devreye giriyor, ruh çok güçleniyor.
- 1:11:18
Bedenle de ilişkisini kestiği için... Uzak yerlere gitmesi onun için müstenkel bir şey değil. Yani ruh gidiyor, Bağdat'ta kafayı kesiyor, beden Mısır'da, ruh gidiyor, dünya alemiyle. Bunun da ahiretten sarılması, mucizesi, evliyanın kerameti de var. Bağdat'taki adamın bedeni orada, kafası buraya geliyor.
- 1:11:49
Ruhun uzak yerlere gitmesi, kısa zamanda zaten mesafe yok. Neden? Çünkü لِيَنَّ الْقُرْبَةِ وَالْبَرَكَةِ Sıfatıyla etsem, yakınlık ve uzaklık cisimlerle ait. Şu sandalye bende 5 metre uzak, öbürü 10 metre uzak. ben de beş metre uzak, öbürü on metre uzak. Bu yakın mesafe var, cisim çünkü o da cisim, ben de cisim.
- 1:12:08
Arada ilişkin mesafeyle kuruluyor. Ve emmel ervâh, ruhların bahsine gelince fe-iz tevhidu fî akkel gurgurû bi'l-edbûrût Ruha yakın uzak yok. Beden Kabe'ye gitmek için, dünya beden masarif, dünya beden tezgire, cevazat, vize. Beden Kâbe'ye gitmek için dünyada. dünya kadar masarif, dünya kadar tezgire, cevazat bize.
- 1:12:26
Efendim, ruh öyle mi? Değil. değil. Beden Mekke'ye gitmek için bu kadar Beden Mekke'ye gitmek için bu kadar şey lazım. şey lazım. Ruh gitmek için hiçbir şey lazım değil. Bir anda gitti Kabe'de. Velâ yahcûbu vel cüdûrân. Duvarlar onu engelleyemez. Velâ yeb'udû aleyhe'l-büldân. Şehirler ona uzak gelemez.
- 1:12:46
Ve tesrîfilem hâ. mahl-i vahide, lem haşu demek. Lemha şu demek. Gözü şu kadar yapacak kadar zamanda, saniye gibi, minel ferşi ilel arşi. Ferş Ferş 7 kat yerin dibi, arş 7 kat göğün üstü. yedi kat yerin dibi, arş yedi Fiziki mesafeyle git bakalım. Kimin ömrü yetemez? Dünyanın ömrü Kimin ömrü yetebilir?
- 1:13:04
Dünyanın ömrü yetmez. yetmez. Her sema arası 500 sene de geçiriyor. Ama ruh ne yapıyor? Bir anda oralara gidebiliyor. Onun için Allah dostlarının ilimleri bu şekilde. Ve ehli Hazreti Şan, Abdül Gaffari Kursi Hazretleri söylüyor. Bu şan yani bu yüce ilmin, bu yüce makamın ehli olan zatlar, kavmin öyle bir kavimdir ki
- 1:13:39
Allah onları, kendi muradı, senin benim istediğin kadarla sınırlı değil. Allah'ın muradı üzere Allah onları seçkin kılmış. fî mâ yurîd. Onların her istediğine değil, Allah'ın kendi istediği, kendi istediği, murad ettiği şeyde onlara yönetim yetkisi Tasarruf yetkisi vermiş. Fiziki, uzaklık, yakınlık, hiç mesafe, mevzubahis değil.
- 1:14:04
Efendi Hazretleri hayattayken adamın rüyasına giriyordu, sonra adam geliyordu, adamın rüyasını kendi anlatıyordu anlatmadan vesaireler. O zaman Efendi Hazretleri hayatta. E şimdi ne değişti? Yine rüyasına giriyor. E rüyaya girmek ruhun özgür olduğu anlamına geliyor. Bir de rüyada sana yönetim yapıyor.
- 1:14:27
Şunu yap şunu yap. Bir de o dedikleri tabi sabitli çıkıyor. Onun bunun boş rüyalarına benzemez haşa. E Allah Teala murat ettiği usta tamam mı? Ne yapıyor? Bu velilerini bu dostlarına yetki veriyor. Tasarruf yetki demek. Ve atla kal. Onların ruhlarını serbest bıraktı. Bu, ruh bedenindeyken de aynı, ruh bedeninden çıkıp da, beden ölüp de,
- 1:14:56
ruh diri olarak berzak âlemindeki hayatında da aynı. Bunda bir farkı yok. Ruh çünkü ölmüyor. Ruhlarını serbest bıraktı. Alâ mâ şâv, dilediği üzere, min hikmetî fî mülkî ve melekûtî. Bak mülkünde, mülk bu görünen âlem, melekût bizim görmediğimiz gökler yerine arş verilir. Oralar, mülkünde de, melekûtünde de, Allah Teâlâ buradasın, peygamberlere mahsus bir şey değil.
- 1:15:23
Peygamberler de mucize olarak, evliyada keramet olarak bunların hepsi zuhur ediyor. Onların ruhuna ne vermiş? Özgürlük. Yani serbest gidiyor. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'e kalkıyor, Çanakkale'ye katılıyor. Ebu Bekir Sıddık radıyallâhu anh, Mute'ye katılıyor. Veyahut, işte hangi bir evliya, Abdülkadir Geylân Hazretleri görüyor.
- 1:15:42
Mahmud Efendi Hazretleri, Çeçenistan Harbi'ne katılıyor. Geçen sohbetlerden, Çeçenistan'da görülüyor. Veyahut, kurşunu bitmiş bir askerimizin PKK tarafından esir alınmaması için, daha da onun yanında hazır bulunup, onun silahını dolduruyor kurşunla. Adam kendi geldi. Anlattı. Efendimiz Hazretleri inkar etmiyor.
- 1:16:08
Ha, sen o muydun diyor. Şu normalleşme var. Evliyaullahçı çok normal. Ha, bizim için ooo, ha böyle de şey. Öyle değil ki. Onun için burada, Felmüluk vel hükkâm yetesarafûn fî zâhir. Şimdi, dünyada krallar var, padişahlar var, cumhurbaşkanlar, bakanlar, bilmem. Bunlar, veyahut hakimler var, işte mahkemelerde savcılar var.
- 1:16:35
Bunlar zahiren, yetkili mi? Yetkili. Bir işler yapıyorlar mı? İstediğini içeri atıyor, istediğini salıyor, istediğini bakan yapıyor, istediğini indiriyor aşağıya. Ha. Şimdi kiminin malına el koyuyor, kiminin, işte ne bileyim, yani hakim şu bu. Bir karar çıkıyor, bir müemmel. Bütün malları kayyuma gitti yani mesela.
- 1:16:56
Bu neye benzer diyor bu tasarruf? Ketasarrufil cesedi alel ruh. Cesedin, ruhu yönetmesine benzer. Ceset ruhuna kadar yönetecek. İşte zahirde görünen yöneticiler de, beden gibi, ceset gibi. Peki esas insan kim? Esas insan ruh. Haa. O zaman, kerruhil ve cealuhum li yazihil memleketi zahirati kerruhilil cesedi.
- 1:17:26
Şu görünen beden ve fiziki mülk alemi için Allah Teala, Evliyaullah'a ne gibi yapmış? Kerruhilil cesedi. Cesetle ruh ilişkisinde ruhun konumu nerede? Ruh gitti mi? Ceset? Odun oluyor. İşte Evliyaullah'ın tasarrufu da, bu alemden hiç kesilmez. Onların tasarruf yönetimi de ne gibi? Allah Teala onları ne gibi yapmış?
- 1:17:50
Ruhun cesedi yönetmesi makamına koymuş. Yani fiziki alemi yöneten, alemi ervah. Ruhlar alemi, Evliyaullah'ın peygamberleri aleyhisselamın ervah-ı tayyibeleri. İşte, felmüluk velukyam, kral olsa hakim olsa, ne gibi tasarruf yapıyor? Ve tasarrufun fizzahirke tasarruful cesedi alel ruh. Beden, ruhu ne kadar etkileyebilirse, görünen yöneticiler o kadar etkiliyor.
- 1:18:17
Ve erbabul emir, ama manevi emir sahipleri, minel ghafsi, ghafsi cihan vel kutbi, evliyanın reisi vel ektabi, kutub kutbul ektad, diğer kutuplar, ve eyyuni, ayınlar, gözler, innel lafil hazra uyunen diyor. Hazreti Ömer r.a. Allah-u Teala'nın dünyada gözettikleri var. E melekleri zaten şahit edilmiş.
- 1:18:49
Ama Evliyaullah'tan var. İşte, vel evtadi, çiviler bağısa geliyor. İşte efendim, vel ebdali, ebdal, seçkin veliler, işte kırklar, üçler, yediler, kırklar, üç yüzler, beş yüzler, yedi yüzler, en sonunda kutup, gavs, tek, kamil, fert, tek olan gavs. Bunlar erbab-ı emir. Manevi yetki bunlarda. Ruhaniyet bunlarda.
- 1:19:15
Levum onlar için var. Et tasarruful bâtınû Et tasarruful batunu. Görünüşün arka planı vardır. Perde arkası. Perdenin önünde kim yönetiyor? Başbakan, Cumhurbaşkanı. Perdenin arkasındaki kim yönetiyor? Kutuplar, havuzlar. Kutuplar, gavslar. Ama neye göre yönetiyor? Onlar istediği gibi. O zaman madem onlar yönetiyor, bütün milleti Müslüman etsin.
- 1:19:37
Millet namaza başlasın. Şeriatı ilan etsinler. Mecliste falan. Öyle değil. Allah-u Teala'nın murad ettiği üzere. ettiği üzere. Neden tasarruf yapıyor? Anşuhudil hikmeti. Allah'ın hikmetini müşahede ederek. Çünkü Allah-u Teala'nın hikmetinde bazı kere ne var? Müslümanların zulme uğraması var. Şu andaki gazete olduğu gibi.
- 1:19:58
Allah-u Teala'nın hikmetinde bazen ne var? Günahsız bir çocuğun ölmesi veya hasta olması. Ama günahsız. Ama Allah-u Teala Allah'ın hikmetinde olan niye ana babası? İmtihan olacak, sabredecekler mi? Etmeyecek mi? Vesaire, vesaire. Allah-u Teala'nın hikmetinden geçmeden şu anda dünyada bir şey olabilir mi?
- 1:20:14
Olamaz. Her şey O'nun hikmetinden geçiyor. olmaz, her şey O'nun hikmetinden geçiyor ama hikmetinden sual olmaz deniyor çünkü neden, bakıyorsun olaya ben bunun hikmetini anlayamadım diyorsun zaten senin anlayacağın kadar kolay olsaydı bu iş sen de haşa, o zaman ilah olurdun ilah kimdir, hiç birilerinin bilmediklerini bilen hiç birilerinin görmediklerini gören
- 1:20:36
Hakim Allah Celle Celaluhu onun için o evliyaya tasarruf vermiş ama onlar da hikmeti müşahede edecekler kafasına göre takılamaz hikmet Allah'ın muradına göre Allah'ın iradesi neyi tahsis etmiş onu görecek hikmeti ne olmasını gerektiriyor onu görecek sonra o hikmetlerle kaim olarak hareket edecek
- 1:21:06
yani varlıkta meydana gelecek vakiler ve hadiselerde efendim Evliyaullah'ın kutupların hallerine vakıf olma hususunda ince araştırma yapan onlar da tabi en azından veli olurlar, o kadar veliyi incelediklerine göre de onlar için bu hususta o kadar olaylar yaşanmış ki mukayese altına girmez demin dediğim oradan Bağdat'ın kafası onun elinde kalktı öbürü rüyada kesti
- 1:21:42
kalktı elinden kanlar akıyor gitti adam ölmüş kıyas edilebilecek şey mi bunlar sonra akıl idrak edemez sen diyorsun ki ben bunu anlayamıyorum anlayamayacaksın zaten anlasan muhtemel olmaz senin anlayacağın kadar düşük bir konu olamaz bu senin benim kasır ve nakız ve aciz aklımızın anlayacağı kadar kolay olmamalı din tabi ki onun için senin aklın sadece vahyi anlasın yeter
- 1:22:16
buyurulanı anlasın yeter ama onun hikmetini arka planını çözmeye kalkmasın vela idrik el hak Musa aleyhisselam anlayamadı Hazır aleyhisselamın dediği ilminden yahu Ülbi Nazim kitap sahibi peygamber dedi ki ente ala almin Allah sana bir ilim öğretti ama sen bana öğrettiği ilmi bilmiyorsun dedi Musa aleyhisselama bana bir ilim verdi öğretti sen onu bilmiyorsun dedi bu şey böyle
- 1:22:52
tasavvufa girdiysen bunları anlaman gerekiyor bunları anlamayacak olduğun gibi sen ondan sonra istediğin yerde seni kaldırın matata taş yapsınlar sana ne alakadar eder vel havas şu duyur organları da bunları idrak edemez şu anlatılardan bazıları görünenler alemde değil anladın mı onun için fe mine ennel halife vel imam her dönemde halife ve imam ona biat ediliyor
- 1:23:24
ama hakikatta biatlar ruhlar aleminde kime yapılıyor kutup ve gavs olan zata yapılıyor anladın mı eğer ruhaniyetini çok Allah tasavvuf verdiyse ki Efendimiz kesin onlardandır kendi beyanıyla dolayısıyla işte o hakikatta biat ona devam ediyor ben size ne diyorum bu asrın müceddiliği 15. asrın müceddiliği dedikten sonra ne diyorum kim ölür de zamanın imamını tanımadan ölürse
- 1:23:54
cahiliyet ölümü işin zahirde biat edeceğimiz şeriat devletinin halifesi yok işte Efendimiz hazretlerimize biat ile kurtuluyoruz ama şimdi rabıtayı bozanlar onun tarikatını değiştiren şey uyduranlar onlar biatsiz kaldı cahiliyet ölümüyle ben onun için diyorum bu işlerdeki inkarlar iyiye gitmez bu manevi yoldan yüksevilen dininde tehlikeye girer diyor Şah-ı Nakşibend hazretleri
- 1:24:22
bütün silsile-i meşayıhı kabul etti itikadlardan okuyor hepsi bu işleri kabul ediyordu aklıma getirdi Mevla bizim silsilemizin Şeyh'i İmam Nesac İmam İmam nesac, dokunmacı mağazalarına geliyor da Hacı Hacı Azizan Azizan Niye Azizan dönüyor? Azizan fasçada Cemil, Azizler yani Evliya, halbuki bir kişi niye öyle deniyor?
- 1:25:05
İşte bir misafir geldi, ona ikram edecek bir şey bulamadı, çok mahcup oldu. Meşhur kısırlar, işte Reşat-ı Şerife'de nefâat vesaire, yani nefaatta var mı bilmiyorum. Tasavvuf kitaplarının hepsinde var. Efendi Arslan'ın nefaatini anlattı. Herkes biliyor. Herkes biliyor, bütün ihvan olan herkes biliyor bunu.
- 1:25:20
O arada bir müridi geldi. Dedi efendim, işte neyse bir çorba pişirmiştim dedi. O anda rabıtaması geldi. Sessiz yiyemedim, içemedim işte. Devamlı sizi düşünüyorum falan. Onun için size bunu ödeyeceğim. Allah kabul etsin. Allah razı olsun. Sağ ol evladım. Teşekkür ederim. Kapı kapandı. Çok makbule geçti dedi.
- 1:25:38
Niye? Kafiri geldi, mahcup oldu. Evde bir şey yok. Evliyalılar, şeyhler öyle yedi. Şimdi şeyhler gibi 500 senelerde gezmiyorlar. Ondan sonra efendim yedi de ona şeyi. Çorbayı ikram. Oh elhamdülillah. Tamam adam da memnun etti. Onu yola koydu. O müridin çağırdı. Evladım dedi, çok dar zamanıma yetiştim.
- 1:26:04
Sana bir yardım etmek istiyorum. Bana dedi bir dileğini arz edesen Allah'tan yalvarırım, yakarım Mevla'yı, müracaat etmem. Evliyalı olan öyle yakılmaz zaten. Ona dedi ki sizin gibi olmak istiyorum. Evladım dedi. Dayanamazsın dedi. Efendi Hazretleri dedi. Dayanamayayım dedi. Senin gibi olayım da öleyim dedi.
- 1:26:32
O bir çorbayla Evliyalı olan tasarrufunu da gör. Sen istedin dedi. Madem öyle tamam dedi. Gel şöyle dedi. İhvanı çekildi. Kenara kapı kapatıldı. Alnı alna işte teveccühü var tarikatta. Teveccühü yaptı ona. Bir teveccühten sonra o genç çocuk Hacı Azizan zaten 130 sene yaşandı da o vakit bu hadise olduğunda bu keramet kaç yaşındaydı bilmiyorum.
- 1:27:02
Ama ona göre çok genç yani. Aynı Hacı Azizan sarığı, sakalı, cübbesi, tipi, fiziği, boyu, her şeyi aynı. Teveccühü bitti. Odadan çıkıyorlar. Bütün müridan bu şimdi hangisi Hacı Azizan hangisi değil. Bak suretlerin değişmez diyorum sana. Orada Hacı Azizan ne tasarrufu yaptı? O müridinin suretinin kendi suretine bürünme tasarrufu kerameti gösterdi.
- 1:27:42
Bunların hepsi bizim meşaygımızın, silsilemizin kitaplarında yazan ve itikad ettiğimiz ilimler. Sen daha ne söylüyorsun? İşte Şeyh Abdülghaffar el-Kûsî Hazretleri'nin El-Vahid Fî Sülûk El-Tevhid kitabından yaptığım özetler buraya kadar geldi diyor. Burada da İmam Sûreti Hazretleri o konuya nihayet veriyor.
- 1:28:08
Onun için inşallah Rahman bütün bunlardan efendim neler çıkıyor neler çıkıyor. Yine önümüzdeki derste inşallah Evliyaullah'ın tasarrufu özellikle birkaç bedende şekle girmeleri bürünmeleri bunları anlatıyor. Zaten bu konunun sonu mektubata bağlanacak. Mektubattan da hangi mektuba bağlanacak? İkinci cildin Tenâsûktan bahseden yani reenkarnasyondan
- 1:28:40
bahseden mektubuna bağlayacağım. Çünkü neden? Orada bunu anlatıyor. Burada ruh aynı ruhtur. Farklı bedenler kendi bedeni de bir tanedir asıl bedeni öbür bedenler o görünmeklik bir görünmeklik iki görünmeklik yaratılıyor sonra o kayboluyor. Bunun farkı budur diye güzel izah edecek zaten bu derslerin sonu en itikadi konularda hem tasavvufi hakikatler babında mektubatla
- 1:29:08
hitaba erdireceğim. İnşallah Rahman o mektubu da tabi hazır ettim. İkinci cildin mektubun rakamı 58 cilt 2 sahife 101'de bu sayıda size izah edeceğim. Şimdi tabi bir sohbette bunların hepsini konuşmak mümkün değil. Rabbimiz Tebarike ve Teala gayba iman edenlerden tasavvuf eyli meşayih hazaratını kaddesallâhu ruvvâhumu l-aliyye buyurduklarına inananlardan eylesin.
- 1:29:40
İsmaila'nın düştüğü duruma düşmekten vehabileşmekten birleşmekten, ruhların tasarrufunu, ölümünden sonraki tasarrufunu, temessülünü inkar etmekten, İsmail Han Hoca'ların durumuna düşmekten, Allah-u Teala cümlemizi, cümlenizi muhafaza eylesin. Onlar da hayırlı, hayırlı ahiretler eylesin, hidayet eylesin. Amin. Sallallahu aleyhi ve sellem.
Benzer sohbetler
Evliyânın Hayatta ve Ölümünden Sonraki Tasarrufu (19) 26. Bölüm 24 Haziran 202624 Haziran 2026Allâh Dostlarının Ruhânî Tasarrufu · 24 Haziran 2026
1:16:53Evliyânın Hayatta ve Ölümünden Sonraki Tasarrufu (18) 25. Bölüm 17 Haziran 202617 Haziran 2026 · 77 dkAllâh Dostlarının Ruhânî Tasarrufu · 17 Haziran 2026
59:32Evliyânın Hayatta ve Ölümünden Sonraki Tasarrufu (17) 24. Bölüm 10 Haziran 202610 Haziran 2026 · 60 dkAllâh Dostlarının Ruhânî Tasarrufu · 10 Haziran 2026


