1. 00:00

    Elhamdülillahi Rabbil Alemin ve Salli Allahu Teala ala Seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Euzubillahimineşşeytanirracim. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdulillahi Rabbil Alemin.

  2. 00:39

    Rabbil Alemin. Ve estagfirullahil hayyil gayyum. Hassantukum bil hayyil gayyum. İllezî lâ mutebedâ ve defâtu annî ve ankumus sû ev lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi l-aliyyil azîm. Şimdi kızıyormuşlar. Hocanın eline mikrofon veriyorsunuz. Hocanın eli yoruluyor diye. Çok yorumlar yapıyorlarmış. Ondan sonra bizim derneğe kızıyorlarmış.

  3. 01:07

    Kızmasın kızmayın. Yani ben mikrofonu elime niye alıyorum? Benim sırtımda omurilik sorunum var. Boynumda sorun var ameliyatlıyım. Eğilmemem lazım. Şimdi bunlara uzaktan ses almıyor. Bu sefer böyle durmam lazım geliyor. Ondan dolayı kimse kimseye kızmasın. Bu mikrofonun durumuna göre ya yakaya konuluyor ya da ele alıyorum.

  4. 01:34

    Bunun hikmetini açıklayalım. Kimseye suizan yaptırmayalım. Birincisi. İkincisi iki tane mühim meseleyle ilan edeceğim. Ondan sonra ayet hadislerden kıymetli hocamızın şanına tazimen birkaç kelam edeceğim. İnşâAllahurrahmanirrahim. Her zamanki gibi kadınlar sizin üç misliniz fazla. Her zamanki gibi. Bu erkekler bu kadınlara ne zaman geçecek demiyorum.

  5. 02:05

    Ne zaman yetişecek. Bu da hâlâ meçhul. Yani sizin üç misliniz, belki dört hanım kardeşler var. Allah adım nazar cümle sevaplara ihsan eylesin. Amin. Hocamızın şefaatine nail eylesin. Çok iyi görülüyor suratlarda. Yani hatta bazı tavsiyeler ediyor. Bazı kimselerle bize haber gönderiyor. Rüya aleminde hocamızın, demek ki ruhaniyeti tasarrufu devam ediyor.

  6. 02:36

    Devam ediyor. Ve bu dertle dertlenmiş zaten ömür hayatı, bu şeriat derdiydi. Efendimiz'in yolunun derdiydi. Şimdi tabi bize desteklerini, himmetlerini esirgemiyor. Onlar Allah yolunda yaşadılar, öldüler. Bir de korona meselesi biliyorsunuz. Tağun şehidin, hocaefendimiz şehittir, sahih hadistir, tağun, tağunu şehadet etti ümmeti.

  7. 03:08

    Bulaşıcı hastalık, işte bu koronalar falan, tağun kabilinden olan hastalıklardır, bulaşıcı hastalık. Bu da ümmetim için büyük bir şehitlik vesilesidir. El mektûnü şehidun, vel mektûnü şehidun, vel harîkü şehidun, vel gharîkü şehidun diye sahih hadis-i şerifler sünnende geçiyor. Dolayısıyla bulaşıcı hastalıkla da vefat ettiğinden dolayı ilminin şerefine,

  8. 03:40

    amelinin, tarikatının, işte vesaire hizmetlerinin şerefine ilave eden hocamıza bir de şehadet, şerefini Rabbim bahşetmiştir. Bunu tabii belki belki hiç dillendirmedik mi bilmiyorum ama bu da çok önemli bir fazilettir, çok önemli bir fazilettir. Derdini biliyoruz.

  9. 04:03

    Şimdi tabii en mühim meselemiz, birinci ilanımız, Tütüncülerdeki eski ismi Talvat, köyümüzde, benim de en az yirmi ay kadar geçirdiğim talebeliğimi, yani Mahmut Eren diye bir adam var, duydunuz belki, değişik bir insan, diyor ki, cübbeli diyor, ömründe bir gün medresede kalmamış diyor. Diyor. Kendi sesiyle YouTube'da.

  10. 04:36

    Yahu yirmi ay burada biz nerede kaldık? Yani bu kadar yalanı bir gece bile diyor, yatmamış diyor, medresede diyor. Ne yatmadık ya? Bitlendik, direlendik. Efendim, o zaman böyle imkanlar yok, şiddet gösteriyor. Benim tabii gözüm seçmez orayı o kadar uzaktaysa da göremiyorum. Yakından ancak kitabı görebiliyorum.

  11. 05:04

    Sol gözüm hepten gitmiş. Bayağı bir yine de uzaktan güzel halılar, şeyler, güzel olmuş. Maşallah. Ben bu kadar kısa zamanda yapacaklarını da bir dereceyle tahmin etmedim yani. Elhamdülillah Müslümanların yardımlarıyla, tabii bizim Hayder de mutlaka yardım etti, ne kadar etti bilmiyorum. Ama dernekler yardımlaşmaları vs.

  12. 05:28

    Müslümanların, Allah hepinizden razı olsun, bizim okuduğumuz. Tabii biz orada da okumadık. Daha yukarıda vardı, caminin kenarında. Ben icazet alırken, işte 80'de, Efendimiz Hazretleri'ne teşrif etti. 40-50 bin kişi gelmiş, 12 km köy yolu dolmuş, bütün 4 köyün yolları dolmuş, çaylıklar dolmuş vs. Allah'ın hikmeti, her tarafa gezdim, davet ettim.

  13. 06:06

    Orta camide vaaz ettim, Of'un merkezine, Cuma'da vaaz ettirdi beni. İşte Rasul Hocam'la gezdik falan, hep beni vaaz ettiriyordu, ben de icazetime çağırıyorum. Yahu nasıl dolacak? Benden evvel 40 kişilik icazet oldu, caminin içi anca doldu. Camide çok büyük bir cam değil. Dedim yani, inşallah dedim, Efendimiz Hazretleri'ni aradım.

  14. 06:32

    O zaman tabii köyde telefon yok, yani dahili telefon da yok. Geçen sefer anlattım mı bunları? Aynı şeyleri anlatmayayım mı? He? Ulan yok yok diyorsun da hafızanla kadar yani şimdi. Belki de benim gibisin, unutkansın. He? Bilmiyorum işte, ne he? Orada da şimdi her yerde vaaz edilmez, biraz anılar da lazım.

  15. 07:00

    İndik orada bir pideci vardı, ben de o zaman tabii habur yemekten pide, plek ekmekleri, Nuriye Annemizin Allah rahmet etsin, kabrülüğü nur etsin, Hacı Annemizin derecesini hale etsin, talebelerin yemeklerini hep yapıyordu. Son zamana kadar hep talebelerin yemeklerini yapıyordu. Efendimiz Hazretleri ne kadar ona dua ediyordu.

  16. 07:23

    Ondan sonra bayağı da şişmanım yani, hüzgülüğe yakınım. Ondan sonra şeker hastalığının belirtileri başlamıştı yani, sinyalleri. Hamur yersen, orada da bir pideci var, pideciden de pide yiyoruz. Başka da gidecek bir yer yok pazarda yani. O adam da işte içki yok, bir şey yok. Devamlı oraya iniyoruz, haftada bir, iki haftada bir.

  17. 07:52

    Ardı Eşeğine geliyoruz, Ardı Eşeğine gelirsek, artık gidersek, tabii orada da rahmetli Fırıncı Nuri amca var, Ali dayı var, orada da güzel adam var falan. Biz de Sabahın Ekli Usta Efendi Hocamızla buluşuyoruz, diğer Hoca Efendilerle buluşuyoruz. Hafız Fafikası, Tahçıoğlu Mehmet Efendi Hocamız falan.

  18. 08:14

    Böyle onlarla ziyaret ediyoruz, geziyoruz. İşte oradan telefon ettim, dedim Efendi Hazretlerimiz, yani icazetime işte bekliyorum sizi falan işte. Ya Ahmet dedi, ben şimdi gelirim, ben icazetlere gelmemeyi adet ettim. Gelirsem dedi, of daha her köyde icazet var. Trabzon'da ben şimdi her yere çağırıyorlar.

  19. 08:37

    Birine gitsem, birine gitmesem, kırılıyorlar. Bu bana çok zor geliyor bu iş dedi. Ben hepsini ziyaret ediyorum, Emni Arif'e gidiyorum ama dedi, bu icazet işi dedi, onlara uymak lazım, günü var, saati var. Baktım bir elim ayağım kişi oldu, koptu. Dedim Efendi Hazretleri, ben o zaman dedim, boşuna okudum dedim.

  20. 09:02

    Niye ki konuşuyorsun dedi. E benim bütün hevesim icazetime siz geleceksiniz diye dedim. O öyle deyince, peki o zaman dedi. Ondan sonra iki otobüs tuttu babam. Bütün Hoca Efendiler, İhsan Efendiler, Ahmet Efendiler, Hocalar, Ziya Hocalar, çok Hoca Efendiler geldi. Böyle bir icazet oldu. Tabi o zamanki imkanlar zayıf idi.

  21. 09:32

    Ben tam icazet aldığımda, yine babamın o zamanki yardımıyla, ki o zaman zengindi çok, yani bir yardım çıkarttı buraya. Rize'nin bankaları şaşırdı. Rize'deki bankalar dedi, toplu para böyle gelmedi. 80 yılı. Hoca ben dedi, ben dedi çaylığımı vereyim. Arsa benden dedi.

  22. 10:05

    Ondan sonra tamam dedi. O temel atıldı. Temel atıldı. İşte o temelin üstünde yapılacaktı da yağmur şeyi, mübarek Kemal Efendi, Allah selamet versin kıymetli hocamız, o da bir gün evvelden geldi. Biz de dışarıda çaylıklar, maylıklar dolar diye o panyolobunu ayarlamıştık. Ona da gitmişler, Rize'de yağmur duası yaptırmışlar.

  23. 10:35

    Ya dedim, mübarek evliya adamsın, yani ertesi gün yap artık bu yağmur duasın dedim ya. Karışacak buralar şimdi. Yani şimdi yağmur, bilmiyorum, yağmurdan tabii şey değilim ama hava çok kapalı olunca ona da cesaret edemedik. Sonra Efendi Hazretleri orada bahsetti, oradan çay evlerine git, çay evleri doldu kadınlar,

  24. 10:58

    kadınlar, çay evi yıkıldı bir tarafı duvarlar, bilmem neler, o istihamlar, yollar, izler, almıyor. Akşamından bir gün evvelden, ya dedim, cami dolar inşallah dedim. Resulü dedi, amma taktın dedi ya. Ne evham yapıyorsun dedi ya, tamam biz çağırırız, geliriz dedi. Ondan sonra, o arada birisi gelmiş, akşamdan gelmeler başladı.

  25. 11:26

    Mustafa Birici Hoca, Rahmetullah Aleyh geldi, onlar erken geldi. Bir gece evvelden, hep misafirler. Birisi gelmiş, mensubun birisi, oradan baya insanlar gelmiş, çarşambadan şuradan. Mensubun birisi geldi, ne düşünüyorsun dedi. Ya dedim, inşallah cemaat bol olur dedim falan. E şu durum budur, eskiden beri, çocukluğumdan beri cemaat kalabalık olsun şeyindeyim, modundayım yani.

  26. 11:52

    İşte kibritlerden şey yaparım, evde üç yaşında, beş yaşında kibritlerden cami yaparım. Sonra safa gelenleri dizerim, kibritleri. Oyunlarım da buydu yani. Bunu hatta MTV'de bir programda bir profesör bunu, önüme kibrit kutusu koydu, ben anlamadım. Program bitti, koydu bir kibrit kutusu, ulan dedim sigaramı yakacak, ne yapacağız dedim.

  27. 12:16

    Koydu kibrit, canlı yayındayız yani, adam da meşhur profesör. Adını da hatırladım. Dedi, bu sana neyi hatırlatıyor dedi. Ya onun bununla ne alakası var yani diye hiç düşünemedim, bir durdum yani falan. Ya dedi, çocukluk oyunlarındaki kibrit kutusu, mescitler, kibritler, cemaatler falan hatırladım, hatırladım dedim.

  28. 12:39

    Çocukluğumdan beri beynim cami, dolması, cemaatin çok olması, böyle yani, yaratılışım. Ondan sonra o meczup da dedi ki, ne camisi dedi ya, bu cami de dolacak dedi. Yani ona inandım. Bu dedi, temel attığımız yer var, beton, o şey, o binanın temeli yani, kaç metre, bayağı da bir metre var. Burada dolacak dedi.

  29. 13:06

    Ya dedim, hani orada dolabilir tabii ya, şimdi bayağı, otobüslerle de gelen var, ki Resulullah'la görene değil ben, oradan da bir otobüs tutulmuş. Ondan sonra dedi, bu çaylıklar var ya dedi, bu çaylıkların hepsi dolacak dedi. İçimden dedim, biraz atmaya başladı dedim. Ondan sonra dedi ki, bu yol var ya dedi, şehre kadar dolacak dedi.

  30. 13:32

    Dedim, Allah kabul etsin, mevzuyu kapattım yani. Bir de dedi ki, bu köyler var ya dedi, bu Karşıköy'le yolları da dolacak dedi. Hiç aklım ermedi ya. Seksen senesi, otokocak yok, dergi yok, televizyon yok, radyo yok, ilan yok, hiçbir şeyimiz yok yani. Bir milli gazete ilan verildi herhalde. On iki kilometre köyün yolu doldu, dört köyün yolları doldu.

  31. 14:00

    Sırf Talbat'ta dokuz bakkal boşaldı, millet açlıktan bütün bakkallar boşalmış. E yukarı gelemiyor. Çaylıklar, maylıklar serilen serilen. Bu, Efendi Hazretlerimizin bereketiydi, şüphesiz. Ona hiç şüphe yok. Ama Resul Hoca'mızın iflası ve samimiyeti ve ben zengin çocuğuyum o zaman, şimdi tabi babam da benden beter, fakir olmuş da o zaman zengin çocuğuyum falan, hiç.

  32. 14:33

    O zenginin çocuğuydu, fakirin çocuğuydu, hiç ayrım yapmadı. Biz şahidiz, Allah da şahittir. Herkese, o hanımanne, başta olmak üzere, çamaşırlarımızı yıkadılar, elbiselerimizi, cübbelerimizi, sarıklarımızı yıkadılar, yemeklerimizi verdiler. Gecenin yarısında, açıktım diyorum, kalkıyordu, pişiriyordular, Resul Hoca pişiriyordu.

  33. 14:58

    yani ne bileyim, çoğu anne babanın yapmayacağı, Yani git yat aşağıda gece ikisinde ne yemeği ya, bir gün değil iki gün değil yani, yirmi ay kaldık. Bütün talebeye de iyi muamele yaptılar, bütün talebelere eşit durdular, vesaire, çoğu hizmet ettiler. Efendimiz Hazretlerimiz ilim dağı onun için buyurdu.

  34. 15:25

    Efendimiz Hazretlerimizin en sevdiği alimler içerisinde kimdir derseniz, yani ben Resul Hoca'yı derim. Kerim Çoğalmış derdi, Allah selamütersin, ya Efendimiz Hazretleri ne kadar kızgın olsa, ne kadar şey olsa, bazı kere konuşmaz veyahut da bir cevap vermez bir şey olur ya, çok halleri, manevi halleri de vardı.

  35. 15:46

    Hep tabi tevazulu, cemal hali gözüküyordu ama, özel yanında duranların da bildikleri, bildiği halleri vardı, olması lazım. Televizyon gösterir, o zatı ekmel diyor. Rekten renge girer diyor, ekmel olduğu için. Ekmel demek, en mükemmel demek. En mükemmel olan halden hale girer. En mükemmel olmayan, kamil, ortağın, nakız, onlar bir hal üzere durur.

  36. 16:14

    Onlar bir hal üzere durur. O bir hal üzere durmak aslında mükemmelliyet alameti değil. Tasavvufun inceliğini sorarsanız, halden hale girmesi, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hadis-i şeriflerine bakmıyor musunuz? Celallerini görmüyor musunuz? Cemallerini görmüyor musunuz? Ne hallerini görmüyor musunuz?

  37. 16:36

    Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem tam varisi olan da televizyon olur, rekten renge girer. Ya derdi, ne zaman böyle, Efendimiz Hazretleri'nden ödümüz kopuyor, beni ters dövüyorlar, bir şey yapıyoruz ki falan. O da manevi bir halde olabilir, oradan biri de yanlış bir şey yapmış olabilir tabi de. Resul Hoca geldi, eyvah şimdi Resul Hoca geldi, ona da bir sertlik yaparım falan.

  38. 17:03

    Resul Hoca gelir gelmez, oo ilim dağı geldi Resul Hoca'mız falan. Ben dedi bunu bir kere iki kere değil, senelerce orada Efendinin nöbetçini yaptı kapısında. Onun için dedi, en çok sevdiği bir hoca söyle, yani vekilleri de tabi çok, Resul Hoca gelebildi. Hiç onun hakkında ne konuşur, ne konuşturur.

  39. 17:31

    Çünkü biliyorsunuz fitnelerde çok Efendiye geliyor, o bir şey anlatıyor, o bir şey anlatıyor, yani dinler. Dinler, o tabi makamı itibariyle dinlemesi gerekiyor. Dinler, bildiğini yaparlar. Kadde Sabahsıra Hazretlerimiz, onun için tabi ki Resul Hoca, Resul Hoca otuz yaşlarında falan itisaf etmişti. Ben Rize'ye geldiğimde otuz üç yaşlarında ancaydı.

  40. 17:57

    Ondan evvel Hulusi Efendi Rahmetullah Aleyh buraya gelmiş, kalmış Talvat'ta, oradan gelmişti. Ya Rize'de orada, işte efendim bir şey yaptım, şöyle bir hoca efendi var, bize medet etti, medet etti, medet etti. Bizde tabi o zaman böyle resim bir şey yok. Neyse yakında gelir dedi, geldi. Ben de geldim, evvel yapıştı dizlerine.

  41. 18:24

    Baktım çok muhabbet doğdu. Ondan sonra, İsmail Hazretleri okuyorum ama, yani hocalarım da var birkaç çeşit. Efendi Hazretleri yetiştiriklerinde var, Efendi Hazretleri de bazı kere bizzat da okuttuğu dersler oluyor, nesepi falan. Lakin benim seviyem oraya daha çıkmamış. İzhar'a kadar gelmiştim, İzhar Kâfiye.

  42. 18:48

    Bir şey yapamadım yani. İlme tam bir hafızlık yapamadım. Sekiz sayfadan kaç kere sekiz sayfaya döndüm. İlme tam bir. Önce hafızlık yaptım, yapamadım. Elhamdülillahi Rabbil alemin ve sallallahu teala ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ecma'in.

  43. 19:11

    A'ûdhu biLlâhi t-tesmî'u l-a'lîmîn min şeytâni r-racîm, Rabbe a'ûdhu bi-kâ min emezât-i şeâtîn, a'ûdhu bi-kâ Rabbe ya-hatturûn, bismillâhi r-Rahmâni r-Rahîm. Elhamdülillah Rabbil Alemin. wa l-lazīna ilayya a'lamūn. Şimdi kızıyormuşlar. Hocanın eline mikrofon veriyorsunuz. Hocanın eli yoruluyor diye çok yorumlar yapıyorlarmış.

  44. 20:03

    Ondan sonra hepsi derneğe kızıyorlarmış. Kızmasın, kızmayın yani. Ben mikrofonu elime niye alıyorum? Benim sırtımda omurilik sorunum var. Boynumda sorun var, ameliyatlıyım. Eğilem, eğilmemem lazım. Şimdi bunlara uzaktan ses almıyor. Bu sefer böyle durmam lazım geliyor. Ondan dolayı kimse kimseye kızmasın.

  45. 20:28

    Bu mikrofonun durumuna göre ya yakaya konuluyor ya da ele alıyorum. Bunun hikmetini açıklayalım. Kimseye suizan yaptırmayalım. Birincisi. İkincisi, iki tane mühim meseleyle ilan edeceğim. Ondan sonra âyet-i hadislerden kıymetli hocamızın şanına tazimen birkaç kelam edeceğim. İnşallah, Rahman. Her zamanki gibi kadınlar sizin üç misliniz fazla.

  46. 21:00

    Bu erkekler bu kavımlara ne zaman geçecek demiyorum. Ne zaman yetişecek. Bu da hala meçhul. Yani sizin üç misliniz, belki dört hanım kardeşler var. Allah adım nazar cümle sevaplara ihsan eylesin. Amin. Hocamızın şefaatine nail eylesin. Çok iyi görülüyor suratlarda. Yani hatta bazı tavsiyeler ediyor.

  47. 21:28

    Bazı kimselerle bize haber gönderiyor rüya aleminde. Hocamızın demek ki ruhaniyeti tasarrufu devam ediyor. Ve bu dertle dertlenmiş zaten ömür hayatı bu şeriat derdiydi. Efendimizin yolunun derdiydi. Şimdi tabi bize desteklerini, himmetlerini esirgemiyor onlar. Allah yolunda yaşadılar, öldüler. Bir de korona meselesi biliyorsunuz.

  48. 21:57

    Ettağun şehidün. Hoca efendimiz şehittir. Sahih hadistir. Tağun. Ettağunu şehadet ünlü ümmeti. Bulaşıcı hastalık. İşte bu koronalar falan. Tağun kabiliğinden olan hastalıklardır. Bulaşıcı hastalık. Bu da ümmetim için büyük bir şehitlik vesilesidir.

  49. 22:29

    Sahih hadis-i şerifler sünnende geçiyor. Dolayısıyla bulaşıcı hastalıkla da vefat ettiğinden dolayı ilminin şerefine, amelinin, tarikatının ve işte vesaire hizmetlerinin şerefine ilavete hocamıza bir de şehadet, şerefini Rabbim bahşetmiştir. Bunu tabi belki hiç dillendirmedik mi bilmiyorum ama bu da çok önemli bir fazilettir.

  50. 23:01

    Derdini biliyoruz. Şimdi tabi en mühim meselemiz birinci ilanımız. Tütüncülerdeki eski ismi Talvat. Köyümüzde benim de en az 20 ay kadar geçirdiğim talebeliğimi yani Mahmut Eren diye bir adam var duydunuz belki değişik bir insan. Diyor ki Cübbeli diyor ömründe bir gün medresede kalmamış diyor. Kendi sesiyle YouTube'da.

  51. 23:37

    Yahu 20 ay burada biz nerede kaldık? Yani bu kadar yalanı bir gece bile diyor yatmamış diyor medresede. Ne yatmadık ya? Bitlendik, direlendik. Efendim o zaman böyle imkanlar yok şimdi gösteriyor. Benim tabi gözüm seçmez orayı o kadar uzakta zaten göremiyorum. Yakından ancak kitabı görebiliyorum. Sol gözüm hepten gitmiş.

  52. 24:05

    Baya bir yine de uzaktan güzel halılar, şeyler. Güzel olmuş maşallah. Ben bu kadar kısa zamanda yapacaklarını da bitirebileceğini tahmin etmedim yani. Elhamdülillah Müslümanların yardımlarıyla tabi bizim Ay Derneği mutlaka yardım etti ne kadar etti bilmiyorum. Ama dernekler yardımlaşmaları vs. Müslümanların Allah hepinizden razı olsun.

  53. 24:31

    Bizim okutulmuş. Tabi biz orada da okumadık. Daha yukarıda vardı caminin kenarında. Ben icazet alırken işte 80'de Efendimiz Hazretleri'ne teşrif etti. Bütün hocalar, şeyler. 40-50 bin kişi gelmiş. 12 km köy yolu dolmuş. Bütün 4 köyün yolları dolmuş. Çaylıklar dolmuş.

  54. 24:56

    Allah'ın hikmeti, her tarafa gezdim, davet ettim, işte Orta Cami'de vaaz ettim, Of'un merkezine, Cuma'da vaaz ettik de benim, işte Rasul Hocam'la gezdik falan, hep beni vaaz ettiriyordu, ben de icazetime çağırıyorum, icazetime çağırıyorum baya, yahu nasıl dolacak? Benden evvel 40 kişilik icazet oldu.

  55. 25:19

    Cami niçin anca doldu? Cami de çok büyük bir cami değil. Dedim yani, inşallah dedim, Efendimiz Hazretleri'ni aradım, o zaman tabii köyde telefon yok, yani tahili telefon da yok. Geçen sefer anlattım mı bunları? Aynı şeyleri anlatmayayım mı? He? Ulan yok yok diyorsun da hafızanla kadar yani şimdi. Belki de benim gibisin, unutkansın.

  56. 25:52

    He? Bilmiyorum işte, ne he? Orada da şimdi her yerde vaaz edilmez, biraz anılar da lazım. İndik orada bir pideci vardı, ben de o zaman tabii hapur yemekten pide, plaki ekmekleri, Uğuriye Annemizin Allah rahmet etsin, kafirleri nur etsin, Hacı Annemizin derecesini âli etsin, talebelerin yemeklerini hep yapıyordu, son zamana kadar hep talebelerin yemeklerini yapıyordu, Efendimiz Hazretleri'ne kadar ona dua ediyordu.

  57. 26:23

    Ondan sonra bayağı da şişmanım yani, müzgülüğe yakınım. Ondan sonra şeker hastalığının belirtileri başlamıştı yani, sinyalleri. Hamur yersen, orada da bir pideci var, pideciden de pide yiyoruz, başka da gidecek bir yer yok pazarda yani. O adam da işte içki yok, bir şey yok. Devamlı oraya iniyoruz, haftada bir, iki haftada bir.

  58. 26:52

    Ardaşen'e geliyoruz, Ardaşen'e gelirsek, artık gidersek tabii orada da rahmetli Fırıncı Nuri Amca var, Ali Dayı var misal orada da güzel adamlar var falan. Rize'de Mustafa Enekli Usta Efendi Hocamızla buluşuyoruz, diğer hoca efendilerle buluşuyoruz. Hafız Fafikas'ın, Tahçıoğlu Mehmet Efendi Hocamız falan.

  59. 27:12

    Böyle zamanlar ziyaret ediyoruz, geziyoruz. İşte oradan telefon ettim, dedim Efendimiz Hazretlerimiz, yani icazetime işte bekliyorum sizi falan işte. Ya Ahmet dedi, ben şimdi gelirim, ben icazetlere gelmemeyi adet ettim. Gelirsem dedi, of da her köyde icazet var. Trabzon'da, ben şimdi her yere çağırıyorlar.

  60. 27:37

    Birine gitsem, birine gitmesem, kırılıyorlar. Bu bana çok zor geliyor bu iş dedi. Ben hepsini ziyaret ediyorum, emni harafa gidiyorum ama dedi, bu icazet işi dedi, onlara uymak lazım, günü var, saati var. Baktım, bir elim ayağım şey oldu, koptu. Dedim Efendimiz Hazretleri, ben o zaman dedim, boşuna okudum dedim.

  61. 28:01

    Niye ki konuşuyorsun dedi. E benim bütün hevesim icazetime siz geleceksiniz diye dedim. Öyle deyince, peki o zaman dedi. O zaman iki otobüs tuttu babam. Bütün hoca efendiler, İhsan Efendiler, Ahmet Valla hocalar, Ziya hocalar, çok hoca efendiler geldi. Böyle bir icazet oldu. Tabi o zamanki imkanlar zayıf idi.

  62. 28:32

    Ben tam icazet aldığımda, yine babamın o zamanki yardımıyla, ki o zaman zengindi çok. Yani bir yardım çıkarttı buraya. Rize'nin bankaları şaşırdı. Rize'deki bankalar dedi, böyle toplu para böyle gelmedi. 80 yılı. Hoca ben dedi, ben dedi çaylığımı vereyim, arsa benden dedi. Babam da bir geldi, gördü burayı, 20 ayda bir keremine geldi.

  63. 29:05

    Ondan sonra tamam dedi. O temel atıldı. İşte o temelin üstünde yapılacaktı da. Yağmur şeyi, mübarek Kemal Efendi. Allah selamet versin kıymetli hocamız. O da bir gün evvelden geldi. Biz de dışarıda çaylıklar, maylıklar dolar diye. Ona da gitmişler, Rize'de yağmur duası yaptırmışlar. Ya dedi, mübarek evliya adamsın.

  64. 29:37

    Yani ertesi gün yap artık bu yağmur duası dedim ya. Karışacak buralar şimdi. Yani şimdi yağmur, bilmiyorum ya da yağmur. Tabii şey değilim ama hava çok kapak olunca ona da cesaret edemedik. Sonra Efendi Hazretleri orada bazıları da oradan çay evlerine gitti. Çay evlerine git, çay evleri doldu kadınlar, madınlar, çay evi yıkıldı bir tarafı duvarlar, bilmem neler,

  65. 30:01

    o istihamlar, yollar, izler, almıyorum. Akşamından bir gün evvelden, yahu dedim cami dolar inşâAllah dedim. Resûl Hoca dedi, amma taktın dedi ya, heyvam yapışsın dedi ya, tamam biz çağırırız dedi, gelir dedi. Ondan sonra, o arada birisi gelmiş, akşamdan gelmeler başladı, Mustafa Birinci Hoca, Rahmetullah Aleyh geldi, onlar erken geldi, bir gece evvelden, hep misafirler.

  66. 30:32

    Birisi gelmiş, mensubun birisi, oradan bayağı insanlar gelmiş çarşambadan şuradan. Mensubun birisi geldi, ne düşünüyorsun dedi. Ya dedim inşâAllah cemaat bol olur dedim falan. E şu durumdur, eskiden beri, çocukluğumdan beri cemaat kalabalık olsun şeyindeyim, modundayım yani. İşte kibritlerden şey yaparım, evde 3 yaşına 5 yaşına kibritlerden cami yaparım,

  67. 30:59

    sonra safa gelenleri dizerim, kibritleri. Oyunlarım da buydu yani. Bunu hatta MTV'de bir programda bir profesör bunu, önüme kibrit kutusu koydu, ben anlamadım. Program bitti, koydu bir kibrit kutusu, ulan dedim sigara mı yakacak, ne yapacağız dedim. Koydu kibrit, canlı yayındayız yani, adam da meşhur profesör, adını da hatırladım.

  68. 31:21

    Dedi, bu sana neyi hatırlatıyor dedi, ya onun bununla ne alakası var yani diye hiç düşünemedim, bir durdum yani falan. Ya dedi çocukluk oyunlarındaki kibrit kutusundan mescitler, kibritlerden, cemaatler falan hatırladım, hatırladım dedim. Çocukluğumdan beri beynim cami, dolması, cemaatin çok olması, böyle yani, yaratılışım.

  69. 31:47

    Ondan sonra o meczup da dedi ki, ne camisi dedi ya, bu cami de dolacak dedi, yani ona inandım. Bu dedi, temel attığımız yer var, beton, o şey, o binanın temeli yani, kaç metre, bayağı da bir metre var. Burada dolacak dedi, ya dedim, hani orada dolabilir tabii ya, şimdi bayağı, otobüslerle de gelen var, kira sunduğunda görene değil ben, oradan da bir otobüs tutulmuş.

  70. 32:14

    Ondan sonra dedi, bu çaylıklar var ya dedi, bu çaylıklar nefsi dolacak dedi, içimden dedim, biraz atmağa başladı dedim. Ondan sonra dedi ki, bu yol var ya dedi, şehre kadar dolacak dedi. Dedim, Allah kabul etsin, mevzuyu kapattım. Bir de dedi ki, bu köyler var ya dedi, bu karşı köylerin yolları da dolacak dedi.

  71. 32:41

    Hiç aklım ermedi ya. Seksen senesi, otokocak yok, dergi yok, televizyon yok, radyo yok, ilan yok, hiçbir şeyimiz yok ya. Bir milli gazetede ilan verildi herhalde, falan. On iki kilometre köyün yolu doldu, dört köyün yolları doldu, sırf Talbat'ta dokuz bakkal boşaldı, millet açlıktan bütün bakkallar boşalmış, yukarı gelemiyor.

  72. 33:07

    Çaylıklar, maylıklar, serile serile. Bu, Efendi Hazretlerimizin bereketiydi, şüphesiz. Ona hiç şüphe yok. Ama Resul Hocamızın ihlası ve samimiyeti, ve ben zengin çocuğuyum o zaman, şimdi tabi babam da benden beter fakir olmuş da, o zaman zengin çocuğuyum falan. Hiç, o zenginin çocuğuydu, fakirin çocuğuydu, hiç ayrım yapmadı.

  73. 33:37

    Biz şahidiz, Allah da şahittir. Herkese, o hanımanne, başta olmak üzere, çamaşırlarımızı yıkadılar, elbiselerimizi, cübbelerimizi, sarıklarımızı yıkadılar, yemeklerimizi verdiler. Gecenin yarısında, açıktım diyorum, kalkıyordu, pişiriyordular, Resul Hoca pişiriyordu. Yani, ne bileyim, çoğu anne babanın yapmayacağı, git yat aşağıda gece ikisinde ne yemeği ya.

  74. 34:07

    Bir gün değil, iki gün değil yani, yirmi ay kaldık. Bütün talebeye de iyi muamele yaptılar. Bütün talebelere eşit durdular, vesaire. Çok hizmet ettiler. Efendi Hazretlerimiz ilim dağı onun için buyurdu. Efendi Hazretlerimizin en sevdiği alimler içerisinde kimdir derseniz, yani ben Resul Hocayım derim.

  75. 34:32

    Kerim Çoğalmış derdi. Allah selamı versin. Ya Efendi Hazretleri ne kadar kızgın olsa, ne kadar şey olsa. Bazı kere konuşmaz veyahut da bir cevap vermez bir şey olur. Çok halleri, manevi halleri de vardı. Hep tabi tevazulu, cemal hali gözüküyordu ama özel yanında duranların da bildikleri, bildiği halleri vardı.

  76. 34:53

    Olması lazım. Televvün gösterir, o zatı ekmel diyor. Rekten renge girer diyor. Çünkü ekmel olduğu için. Ekmel demek, en mükemmel demek. En mükemmel olan halden hale girer. En mükemmel olmayan, kâmil, ortağın, nâkıs, onlar bir hal üzere durur. O bir hal üzere durmak aslında mükemmelliyet alameti değil.

  77. 35:23

    Tasavvufun inceliğini sorarsanız, halden hale girmesi, Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in hadis-i şeriflerine bakmıyor musunuz? Celallerini görmüyor musunuz? Cemallerini görmüyor musunuz? Ne hallerini görmüyor musunuz? Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem tam varisi olan da televvün olur. Rekten renge girer.

  78. 35:42

    Yahu derdi, ne zaman böyle, Efendimiz Hazretleri'nden ödümüz kopuyor, o beni ters tutar, bir şey yapıyorum, zikir. Falan. O da manevi bir halde olabilir. Oradan biri de yanlış bir şey yapmış olabilir tabii de. Resul Hoca geldi, eyvah şimdi Resul Hoca geldi. Ona da bir sertlik yaparım falan. Resul Hoca gelir gelmez, oo ilim dağı geldi Resul Hoca'mız falan.

  79. 36:08

    Ben dedi bunu bir kere, iki kere değil. Senelerce orada Efendi Nöbetçi mi yaptı kapısında? Onun için dedi, en çok sevdiği bir hoca söyle, yani vekilleri de tabii çok, Resul Hoca diyebilir diye. Hiç onun hakkında ne konuşur, ne konuşturur. Çünkü biliyorsunuz fitnelerde çok Efendiye geliyor, o bir şey anlatıyor, o bir şey anlatıyor, yani dinler.

  80. 36:37

    Dinler, o tabii makamı itibariyle dinlemesi gerekiyor. Dinler, bildiğini yaparlar. Onun için tabii ki Resul Hoca, Resul Hoca otuz yaşlarında falan itisaf etmişti. Ben Rize'ye geldiğimde otuz üç yaşlarında ancaydı. Ondan evvel Kurşun Efendi Rahmetullahi Aleyh buraya gelmiş, kalmış Talvat'ta, oradan gelmişti.

  81. 37:05

    Ya Rize'de orada, işte efendim bir şey yaptık, şöyle bir hoca efendi var, bize met etti, met etti, met etti. Rize tabii o zaman böyle resim bir şey yok. Neyse yakında gelir dedi, geldi. Ben de geldim, evvel yapıştım dizlerine. Baktım çok muhabbet doğdu. Ondan sonra, İsmail Hazretleri okuyorum ama, yani hocalarım da var, birkaç çeşit, Efendi Hazretleri yetiştirdiklerinde var.

  82. 37:37

    Efendi Hazretleri de bazı kere bizzat da okuttuğu dersler oluyor, ne sevgi falan. Ve lakin benim seviyem oraya daha çıkmamış. İzhar'a kadar gelmiştim, İzhar Kâfiye. Bir şey yapamadım yani. İlme tam bir, önce hafızlık yapılıyor, yapamadım. Sekiz sayfadan, kaç kere sekiz sayfaya döndüm. Ahmet dedi, hafızı bırak dedi, askerlik döneminde altı ayda yaparsın dedi.

  83. 38:07

    Tamam Efendi Hazretleri. Hüseyin Kocaman hocam var, sabancalı. Allah selamet versin ona dedi, otur dedi buraya, buna hemşire başla. Oradan hemşireden falan başladı, İzhar'a kadar falan ama, yani ibareyi çökemiyorum. İbareyi çökemiyorum yani, ibareyi çökemeyince de, çok mana doğru veremiyorsun. Ezberlemişim ayetler, hadisler.

  84. 38:32

    Ezberle, çene de var. Başladım vaaz etmeye. E o sefer de, Yavuz Selim Camii'nde teravihde vaaz ediyorum, Nişancı Camii'de vaaz ediyorum, Mihrimah Sultan'da vaaz falan, büyük camiler. Müftüye de gittik, müftü de. Ramazanlık bir izin verdi.

  85. 38:50

    Şimdi müftüler vermiyor bana izin. O zaman verdi yani. Tüyüm yok, bir şeyim yok. Neyse, selahattin camilerde de sohbet yapıyoruz falan. E bu sefer millet başladı hocam hocam demeye, elimi öpmeye eğiliyor, bembeyaz sakallı adam var. Ulan dedim Ahmet,

  86. 39:09

    şimdi hocaların arasında bir hocalığın yok. İbare oku deseler, yanlış çıkacak veya mana veremeyeceksin. Ayet, hadis ezberledim, çene de var. E millet hocam diyor zaten, tamam. Maksatı hazır oldum millet. Çeneme çenek atarım, repertuvarımı genişletirim. Ezbercilik yani. Kendin tefsirden, hadisten bir şey çıkaramıyorsun da.

  87. 39:34

    Ezber. Ezbercilik ilim değildir. İlim melekedir. O melekeyi kesmettikten sonra ezberin çok az da olsa, hiç olmasa da sen alimsin. Ama ezbere yüzsen, ilim meleken yoksa alim olamazsın. Çünkü neden? Bir müşkil olsa, bir tefsirde, bir fıkıhta, bir hadiste, bir ibareden onu bulup bir yere çözemezsin. Neyse, biraz anladım.

  88. 40:03

    Dedim ki, sen dedim, bu kafayla millet de sana hürmete başladı. Babam da altıma Mercedes'i çekmiş, şoförüm var. Gidiyoruz camilerde millet, Allah Allah, on iki yaşında çocuk. Gelmiş, bahsediyor, arabası var, şoförü var falan, kimdir bu ya falan. Bu beni baktığım şey sürecek. Yani ilimsizliğe yani, olanla yetinmeye sevk edecek falan.

  89. 40:31

    Ondan başarı demedim. Dedim Efendi Hazretleri, ben dedim, Resulü'ne gelince yapıştım ayaklarına, ben dedim, Resulü'ne de anlaştık, dedi, Efendi Hazretleri, anandan babandan izin alırsan götürürüm seni de. Efendi Hazretleri'ne gittim, dedim, böyle böyle yani. Ahmet dedi, ya sen de daha çok çocuksun, dedi.

  90. 41:00

    Bayağı bir gurbetten hiç haberin yok, dedi. Ondan sonra, pek uygun gelmedi dedi bana, dedi. Sonra, Alaaddin Ermeni babamızın maktubu vardı, Halid Abi. Halid Abi babamı aradı, bu çocuk gönderilir mi, daha bilmem ne. Buralarda da işte artık vaaz ediyor falan. O bir şey, bu bir şey, İsmail'e karıştı. Bir de Rize of işi çıktı.

  91. 41:30

    Sen Rize'ye gidiyorsun, burada burada oflu hoca seni okutamadı mı? Bir de of, Rize içine girdi mücadele. Benim tarafımda bir hoca kalmadı. Hasbe Efendi hocamız, oflu İsa Efendi, oflu Hasan Efendi, Çaykar Hanı Mustafa Efendi, oflu, her taraf oflu, hepsi de beni, ilgileniyorlar benimle. Bir tane Rize'li var, o da Hızır Efendi hocamız, şehit.

  92. 41:57

    Hızır Efendi hocamız, bir ondan destek alıyorum. Dedi, Ahmet git, dedi ya, bir şeyler okursun, dedi. Yani burada, dedi, sen vaaz maaz, dedi, karmakarışık oldun, dedi yani. Bir hoca da olamazsın, dedi, burada, dedi yani. Hep Hızır Efendi, şehit hocama yaslanırdık. Çok mahlem konuşurdu, çok özel konuşurdu.

  93. 42:20

    Allah rahmet etsin, kabrin nur olsun, şehit hocamızın. Ondan sonra, ya tamam da işte, dedim, efendim senden tam bir izin çıkaramadım. Annem, babamla dedi, oğlum senin istediğine ben razı geliyorum. Senin tercihini ben tercih ederim, dedi. Annem istemedi, annem. Bayıldı, ayıldı, hastanelik oldu. Mümkünatı yok falan.

  94. 42:45

    Neyse anne dedim, iki aylığına gidiyoruz. Ya da bir ay mı ne dedik, yazlık yapacağız falan. Sonra bavul hazırlıyor, dedi, bu bavul iki aylığına benzemiyor, dedi. Ondan sonra bir daha bayılıyor, düşüyor. O aralar çok bayıldı. Hatta hastanedeydi ben. Yani şey yapamıyorum, üzülüyorum. Gitme, diyor. Ondan sonra, tabi ki, Efendi Hazretlerimiz'i ben ikna ettim.

  95. 43:16

    Beni de kırmaz, yani kırmaz da, dedim Efendi Hazretleri, söz veriyorum, dedim. Çok güzel hoca olacağım, dedim. Çok iyi bahane çalışacağım, dedim. Size çok hizmet edeceğim, dedim. Bir şeyler, bir şeyler et, dedim, işte. Efendi Hazretleri dedi, Ahmet dedi, şimdi dedi, Resul Hoca duymasın, dedi. Resul Hoca'yı hiç üzmek istemem, dedi.

  96. 43:35

    Ben, dedi, ona, dedi, muvaffakat verdim, dedi. Tamam, dedi, artık Halit Abi beni zorluyor, dedi. Efendi Baba'nın oğlu olduğu için onu çok sayıyordu. O da biraz baskın bir karakterdi yani. Çok baskın bir karakterdi. Efendi Hazretleri dedi, ben ondan zora düştüm, dedi. Ama, dedi, ben ona öyle diyorum.

  97. 43:56

    Tamam, tamam, diyorum, dedi. Sen, dedi, birden git, dedi. Birden kaybol, dedi. Ondan sonra geldik. İşte otobüsle Resul Ceylan, hocamızla beraber geliyoruz. Tabi, o anlatıyor. Otobüste gelirken, diyor, bana soruyor ki, diyor, bu zamanda müştehid olur mu? Müştehidin şartları neler? Müştehid olmamız için ne yapmamız lazım, falan.

  98. 44:23

    Yahu, diyor, ben hevesini kesmemek için, işte, şöyle şartlar lazım. Vereceğim, bir şey de demiyorum, falan. Baktım, dedi, gözü yukarılardaydı. Ben hatırlıyorum öyle soruları. Tabi, sonra, oho, bu ilmin içine bir girdim. Ne müştehid, ne fakir, ne mütefekkir bile olamazsın ya. Kolay mı mütefekkir ya? Fıkıh talebesi olamam ya.

  99. 44:52

    Ya, haddimizi bildik, anladık ama işte öğrendikçe, Resûl Hocamız rahmet olarak bana şöyle derdi. Derelerden geçerdik onları, derelerden yüzerdik, derelere indirildik, köyün arkasına falan. Derelerden geçerken şöyle derdi. Babam derdi, ben çok küçükken, dereden beni geçirirken, beni sırtına alırdı. Ben de derdim ki, baba dedim, ne kadar derin su ya.

  100. 45:24

    Babam derdi ki, evladım sen daha büyümedin, boyun biraz büyüyünce, bu su dizine gelir. Derdi, ben de şimdi falanca şöyle halim, falanca böyle halim, İstanbul'da o zaman bazı vaizler var, kasetleri bütün Türkiye'ye yayılmış falan. Adam bir vaaz ediyor, kaseti geliyor Talvat köylere kadar, bütün millet İstanbul'dan gelenler, kaseti getiriyor.

  101. 45:50

    Şimdi orada biz talebeyiz, çocuğuz yani, kaseti bir koyuyorlar abi, adam bir vaaz ediyor, Allah, caminin kubbeleri bağıran bağırana, çağıran çağırana falan, ya ne alimler var diyorum falan. Şimdi Rasul Hoca duruyor böylesine. Evladım dedi, bu dedi konuştuğu ehl-i sünnete muhalif dedi. Ama millet cahil dedi, anlamıyor dedi.

  102. 46:17

    Yapma hocam dedim ya, niye dedim. Ya baksana ne diyor dedi, ne diyor. Şeyin bahçesine Akbank'in şezlongunu atmışlar, caminin bahçesine, Akbank yapı kredi. Biz oraya oturmayız yani, biz şahsen mesela hangi bir banka şeyi olsa, giderim taşa otururum, duvara otururum, toprağa otururum, ben hiçbir bankanın bir şeyine oturmamışım yani hani.

  103. 46:42

    Biz o şurada büyüdük, büyüdük, yetiştirdik ama şimdi dedi adam dedi gitti oradan dedi bankanın dedi şezlonguna dedi oturdu dedi. Biz o şurada büyüdük, büyüklüğü yetiştirdik ama, şimdi dedi adam gitti oradan dedi, Allah'e billahi kafir oldu diyor. Millete Allah başladı bu adama. Millete Allah başladı bağırmaya.

  104. 47:00

    E ne kadar cahil ve dokuruk bu. E ne kadar cahil bir topyoluk var. Yahu bir adam faiz yese bile kafir olmaz ki. İçki içmekle kafir olmaz ki. Banka açsa da kafir olmaz ya, haram işlemiş olur. Haram en büyük günah, faizden büyük günah yok dedim, tamam. Ama kafir olmaz yani.

  105. 47:18

    Şimdi kalktı kafir olur diyor şimdi. Ben de dedim ya hocam dedim, ben bunları büyük alimler zannediyorum. Ahmet dedi, şimdi dedi benim dere meselesi dedi bu. Daha dedi ilmin dedi bir şey yok. Biraz bir şeyler okursan dedi. O zaman kimin alim, kimin cahil, kim zırh cahil, kim evli sünnette muhalif konuşuyor, o vakit anlarsın dedi.

  106. 47:48

    Yani böylece okumaya başladık. Tabi kısa zamanda yani, Allah bir bereket verdi. Efendi Hazretlerimiz de soruyordu, ediyordu. O arada yedi ay geçti. İşte şehre inersek telefon ediyoruz. Anneme, işte bağımlama mesele yok. Nadir, Efendi Hazretlerimizi arıyoruz. Ondan sonra yedi ay üzerine geldim İstanbul'a.

  107. 48:13

    İznik'e geldim. Deli İsmail vardı o zaman, Allah rahmet etsin. Arda Eşen dedi, burada kız medresesi açtı falan. O da bizim yanımıza gelmişti. İsmail Hanım meşhurlarındandı o zaman. Kendi kaldı burada, beğenilendi bayağı. Mehmet Amca'nın evinde, Allah rahmet etsin, kabul ediyoruz. Mahdumu burada, kıymetli.

  108. 48:32

    Onun evinde de kalıyorduk ara sıra. Resul Hoca'mızın yanında, İsmail Amca'mızın evi, onun yanında Mehmet Amca'mızın evi. Onlar bize yedirdiler, içirdiler, baktılar, çok emek ettiler. Ondan sonra geldik İstanbul'a. Efendi Hazretleri dedi ki, ibare oku bakayım dedi. Gittim, ne yapıyorsun yani, ne iş yapıyorsun?

  109. 48:55

    Neyse biraz ibare okudum, ibaremi beğendi. Ahmet dedi, ben bu kadar kısa zamanda ibareyi böyle sökeceğini bilseydim, daha önce gönderirdim dedi. Şimdi dedi, ne kadar kalacaksın dedi. E bir hafta kalayım dedim, annem çok özlemiş dedim. Yok dedi, yarın dönüyorsun dedi. Hadi bakalım şimdi. Bu İslamiyet, şeriat, tarikat hep nefsin kilafına, canın ne istiyorsa tersini söylüyorlar.

  110. 49:25

    Yahu bir gün geldik, iki gün. Şimdi dedi, sen alışırsın buranın dediğine, rahatlığına dedi. Birkaç gün sonra ibareyi de söktün falan, dersleri tamamlamadan kalırsın dedi. Hemen dönüyorsun dedi. O zaman Trabzon'a şey uçak yok, mübaşir yani yok, aktar malı var. Ankara aktar malı yok. aktarmalı gidiyoruz.

  111. 49:53

    Babam da çok zengin olduğu için o zamanlarda vakanlarla, makamlarla işte Ankara emniyet müdürü geldi, uçaktan karşıladı bizi falan. Deli İsmail'de mübarek rahmetli şaşırttı, bizi mi tutuklayacaklar, şal bağlı çübbeliyiz diye falan. İhtilal zamanından, evet tabii, ihtilale... yakın iki sene kadar var.

  112. 50:12

    Iki sene de yok da ihtilale bir buçuk seneye kalmış ya kalmamış. Ihtilal Eylül'de oldu. Çünkü İhtilal Eylül'de oldu. Çünkü ben de yedi ay şey yaptığım için, 78'in sonunda geldim. ben de yedi ay şey yaptığım için yetmiş ııı sekizin sonunda geldi. 80'nin de Haziran'ında döndüm. Ondan sonra, ya ne bileyim dedim, ya Yusuf'un oğlu sen misin falan.

  113. 50:33

    Gel bakalım yavrum, şudur budur, müdürler alıyorlar, bizi ikram ediyorlar falan. O da şaşırttı falan şimdi. Onlar da nereye gidiyorsunuz, Rize'ye ne yapıyorsunuz? O da zannediyor ki gezmeye, tozmaya gidiyorsun. İşte orada ben de dedim ki, bu adama ne anlatacaksın yani falan, Allah Allah falan. Onlar da şaşırıyorlar, neyse bizi uğurladılar.

  114. 50:54

    Geldik ondan sonra, hızlı bir mesaile, hocam gecesini gündüzünü hakikaten hiç talebelerin dersini eksik etmeksizin, gece bir de, iki de, şerhlerden, haşiyelerden, efendim ne bileyim şimdi bakıyorum, o kitapları doğu usulü okusan veya şu anda bizim medreselerinde yani Şura'nın medreselerinde, bizim hocaefendilerin medreselerinde o okuduğumuz şerhleri, kitapları okutsan,

  115. 51:23

    on seneden evvel mümkünatı yok. Yani şerhlere çok merak sardık. Yani bir şeye kadar yani, binanın şerhi, izzinin şerhi, maksudun şerhi, matlub, hepsini okuyoruz. Merahın şerhi, yani onların şimdi talebeleri okumuyor. Şafiye'yi okuduğumuz, Şafiye var, bir de Şafiyesi var şey, İbn-i Hacım'ın. Şafiye'yi okuyoruz, Şafiye'nin şeyi, ya ne alakası var.

  116. 51:56

    Hocam oku diyorum, okudu, okuyor. Bana da öyle bir meleke kesme oluyor falan, elhamdülillah, o icazette de, işte Efendi Hazretlerime dedim ya, yani ben o zaman boşuna okumuşum. Çünkü benim bütün hevesim sizin şereflendirmeniz ve sizin bereketinizle bir icazet olsun. Hakikaten de, o mezhubun da, geceden dediği gibi, yollar izler dolmuş.

  117. 52:23

    O zaman, şimdi bilmiyorum tabii, pazar çok zaten o zaman şeydi, şimdi öyle değildir. Allah'u Alem, Resul Hoca'nın bereketiyle tabii çok değişmiş. Moskova derlerdi falan, bayağı bir zor yerdi yani. Çay eline geçerdik, çay eline geçtik mi, oh, elhamdülillah. Çay eli kurtarmış bölge, o zaman ülkücüler mülkücüler de var.

  118. 52:49

    Çünkü o zaman 80'li ihtilalinin hazırlıkları başlamış. Devamlı terör var, birbirini öldürüyorlar, sokaklarda adamları tarıyorlar. O taraf bu tarafa geçemiyor, bu taraf çay eline geçemiyor. O dönemlerdi, tam 80'li ihtilalinin öncesindeki ben seneler buradayım. Zaten benden sonra da darbe oldu, darbeden sonra da Resul Hoca'mı aldılar içeri.

  119. 53:16

    Tabii o icazetler, şeyler, buralar, ne oluyorsunuz siz ya? Ondan sonra irticacılar, yobazlar falan, hocamı da nezaretlere falan tuttular. Çok kalmadı diye biliyorum ama çok üzücü, çok tedirgin edici, insanı çok korkutuyor. Başına ne geleceğini bilmiyorsun. Darbe olduğu zaman mahkeme, avukat bir şey de yok.

  120. 53:39

    Alıyor götürüyor ya. Onun için çok çile de çekti, psikolojik de sıkıntı çok çektirdiler, çok çile çektirdiler. Rahmetullah Ali Hoca'mıza, Pazar'ın belediye başkanı, o zaman tabii CHP'li, peki şimdi de CHP'dir bilmiyorum, ola da bilir. Ondan sonra gece 10-11'lerde köylerin yolları anca açıldı gece.

  121. 54:05

    Saat 11 miydi, Halil Hoca burada, mübarek hocamız, onun hafızası benden iyi, o daha iyi hatırlayabilir. Pazar, belediye başkanı hiç gelmemiş kalktı Resul Hoca'nın evine geldi. Dedi işte neyse ona da bir ikram ettiler falan bir şeyler, belediye başkanı önemli. O zamanlar daha da önemli bir şey yani.

  122. 54:28

    Dedi şimdi, ya burada ne vardı dedi ya, Rize'de böyle bir şey görmedik, Trabzon'da böyle bir şey görmedik, burada ne vardı dedi bu köyde? İşte Resul Hoca anlattı işte, icazet var işte, ders okutuyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz, Allah Allah. Bütün köyleri yollattık anca dedi ya, arabalar park ediyor, bırakıyor, park ediyor.

  123. 54:50

    Fark ediyor, bırakıyor. Fark ediyor, bırakıyor. Buraya giremeyince öbür yola gidiyor, köyün yolla. Yollar ayrılıyor. Derenin oradan, köylerin yolları ayrılıyor, Talbat'a giderken. Oradaki köylerden Kuzik'e var, şura var, bura var. Efendim, adam da şaşırdı. Dedi, yani burada da farklı bir atmosfer dedi yani, feyiz, bereket diyecek hali yok da

  124. 55:13

    farklı bir atmosfer olmuş dedi, Allah belanı versin, neyse Öyle, şimdi ihlas, yani niyetlerin Allah için halis olması. Ben gideyim, okuyayım, hoca olayım, ondan sonra hava atayım, caka satayım, sonradan belki bana nefis girmiştir, girdiği de olmuştur tabii, nefis herkese girer çıkar, bu ayrı bir şey.

  125. 55:43

    Ama başlangıç niyetim, başlangıç niyetim, samimiyeti, alimleri çok seviyordu. Bir alim gelse Efendi Hazretlerimizin yanına, o gidene kadar, kapısına kadar, onu ben bırakmıyorum. Bir alim geliyordu, doğudan geliyordu, buralardan geliyordu, işte doğudan çok geliyordu, Kasır Ali Hoca'nın evinde kalıyordu, ben geliyordum, evime gitmiyordum.

  126. 56:09

    O alimin sohbetine kalıyordum, gece onunla kalıyordum, o alim gidene kadar onun peşini takip ediyordum. Şarttan, karttan kim gelirse Efendi Hazretlerinin yanına, bütün o alimler, Ala Derven'de babadan kalan ihvanların, velev ki alim olmasalar da, bir sevgi, bir iştiyak, bir arzu, ha ben de bunlar gibi olabilir miyim, bu ayrı bir şey.

  127. 56:33

    Ama o sevgi bizi, bu yola, bu ilme sevk etti, sürükledi. Onun için çıkış, başlangıç noktamızda, yaşımızda çok küçük olmak hasebiyle, haset, fesat, onu geçeyim, buna bilmem ne çelme takayım, elimi öptüreyim, bilmem ne yaptırayım, yani yaşım da müsaade değildi onları düşünmeye. Dolayısıyla bu sevgi bizim kalbimize boşken rastladı.