1. 00:00

    Bismillahirrahmanirrahim, elhamdülillah, salatu ve selamu aleyhi ve seyyidina Resûlillah ve aleyhi ve sahbihi ecma'in. Üçüncü cilt, yirmi üçüncü mektup. Devam ediyoruz. Kısa kısa gidiyoruz. Çok uzun sohbetler yapamıyoruz ama mühim olan devamlılık ve anlayarak gitmek. Buyuruyor ki, Muhammed Rabbani Kutsesi suratlerimiz, Vennâsû insanlar yazunnûne, zannediyorlar.

  2. 00:32

    Neyi? Ulûmel felâsefeki, felsefecilerin ilimlerini ve bilimlerini. İlimlerini ve bilgilerini sanıyorlar. Ne zannediyorlar? Müttesikaten. İttisak içerisinde. İttisak, düzenli yani, tertipli ve müntazim eden. Müntazim, müntazim, nizamdan da geliyor biliyorsunuz. Nizamı, nizamı intizam derler. Müntazim eden, intizamlı.

  3. 01:04

    Yani intizamlı ne demek? Sanki felsefecilerin ilimleri düzgünmüş, düzenliymiş, tertipliymiş, iki kere iki, dört edermiş zannediyorlar. Ve yine yanlış olarak sanıyorlar. Sanıyorlar, ha o ilimleri, felsefe ilimleri, nedir sanıyorlar? Mahfuz eden, korunmuş. Neden yani? Galat-ı şaşırmaktan, yanlış yapmaktan, davel-i hatayı hatadan.

  4. 01:32

    Korunmuş, hiç yanlışı, galat-ı hatası yok sanıyorlar. Daveme süneten, korunmuş ziyanetten geliyor. Yani sanki vahiy haşa, sanki ayet-i hadis haşa, haşa, haşa. Yani bu insanların kendi kafalarına göre takıldığı, şeylerden mürekkep, toplanmış, birleştirmiş falan ama, şimdi bak onların da, mesela tutan tarafları var diyor adam mesela,

  5. 02:08

    şu konuda isabet ettiler, şu konuyu bildiler, şu konuda doğru konuşuyorlar falan. E tamam da onların da kaynağı ne şimdi? Onlar onu nereden aldılar? Kimse babasının evinden getirmedi yani. Onu da şimdi anlatacak. Vala takdiri teslimi, bunu teslim kabul etmek maasına geliyor. Teslim oldum ne demek yani?

  6. 02:32

    Yani tamam dediğini yapacağım. Takdir zaten biliyorsunuz, varsayım. Varsayım. Vala takdiri teslimi kabul ettiğimizi varsayalım ki düzenliymiş, incizamlıymış, tertipliymiş, neticeye ulaştırırmış. O sıralamayı izlersen, o güzergâhtan gidersen bir doğru bilgiye ulaşırmışsın diyelim ki farz ettik.

  7. 02:56

    Böyletirse, innema ancak yekûnu ulurâ zel hükmü, bu hüküm, yani vereceğin bu karar, nedir olur? Sadıkan, doğru olur. Ne olsa doğru olur, fî ulûmin. Öyle bir takım ilimler hakkında diyelim bu doğru çıkabilir ki, il-akli, akıl için fiyahı o ilimlerde vardır. Ne vardır? İstiklâlün, müstakillik, tâ veslibdâdün, efendim, kendi başına yeterlilik.

  8. 03:37

    Bazı ilimler var, akıl onu tek başına çözer, anlar, kurar, kaldırır. Orada kimseye muhtaç olmazsa, o ilimler, yani ne diyelim, işte efendim, cebirdir, fiziktir, bilmem, fendir, bilmem, mimarlıktır, mühendisliktir, bilmem efendim, ne diyorsun, coğrafyadır, falan fişman yani.

  9. 04:14

    Burada veriler muhacesinde, Allah duy organları vermiş, beş tane biliyorsunuz, havası, hamse-i selime, işte işitmek, görmek, koklamak, tatmak, dokunmak gibi, sonra tecrübeler var, sonra araştırmalar var. araştırmalar, istedilerler var, falan filan. Bunlarda akıl, müstakil iş görebilir, kendine yeterli olabilir.

  10. 04:42

    Yani bunu da tam kabul etmemekle beraber, farz etsek bile ki, felsefecilerin ilimleri tertipli, düzenlidir, bu gibi konularda kendine yeter veya doğruyu buldurur. Çünkü neden? Ve bu konular ise... خَارِجَتُنْ dışarıda kalmıştır. Anilmebbas, bizim mevzumuzdan. Bizim mevzumuzdan, yani عَنِ الْمَبْحَاسِ, o mebhasen bizim konumuzdan.

  11. 05:05

    Anilmebbas, o mebbasen bizim konumuzdan. Bunlar bizim konumuzdan ne alakalı değildir ki bizim konumuzdan. Khariştir bunlar. Hâriçtir bunlar. Efendim, ve denhiletün, dahildir. Bunlar fî dâiret-i mâ, o şeylerin Bunlar ف۪ي دَائِرَةِ مَا O şeylerin dairesinin içine giriyor ki, La yani, ma la yani diyoruz ya Türkçe, işte la yani, yani insan onu kastetmiyor.

  12. 05:24

    مَا لَا يَعْن۪ي diyoruz ya Türkçe'de işte, Yani... İnsan onu kastetmiyor. Yani hiç insanı ilgilendirmiyor. Şimdi... Sen diyebilirsin ki... Ne demek ya? Köprü yapılacak mimar ilgilendiriyor, mühendis ilgilendiriyor, tıpta hastalıklar doktor ilgilendiriyor vs. vs. Hani sen bu ilimlere fuzuli mali... Yani burada iman-ı abhazenin kastı şu, bazı ilimlerde felsefecilerin

  13. 06:04

    isabetli yaklaşımlarda olduğunu, düzenler kurduğunu, farza, faraza yani, farz mal, kabul etsek bile, konumuzun, din konusunda değil bu konular. Onlar mal-i hayâniye dâhil. Ne demek mal-i hayâniye dâhil? Yani insan için hiç lazım dil manasında gelmezse de, bazılarının da faydaları, lüzumu varsa da, ahireti için hiç lazım değil.

  14. 06:35

    Çünkü biz burada 5-10 sene, 50-60 sene niyatında ölüp gidiyoruz yani. Dünyanın üzerinde olanın kaç misli toprağın altında ya? E bu konuların diyor, la tealluka, hiç ilgi alakası yok, la bu konuların, bile ahirete, ahirette hiçbir alakaları yok ki. Elleti ve ahiret ki, hiyo daimiyetul, o devamlı, sonsuz, Efendimiz Hazretlerimiz öyle buyurdu.

  15. 07:00

    Ahiret, katır katır katır katır, tilyar tilyar bir sene desen, yine kafir olur. Çünkü neden? Milyonun da, milyarın da, katır tilyarın da, sonu var. Allahu Teala ne buyuruyor, halidîne fî-i ebede. Cennet değil cennete, cehennem değil, ebedi kalacak. Ha Müslüman, cennet, cehenneme girer, günaha kadar yana çıkar, cennette ebedi kalacak.

  16. 07:22

    En nihayetinde iki tarafında, ehli, son netice itibariyle, ebedi. E şimdi, sonsuz olan bir ahirette, tealluku olmayan, şeyler, malihane dairesine dahil olur. Yani ne demek? Ahirette, iman bakımından, salih amel bakımından, fıkıh bakımından, hakem bakımından, cenneti kazanmak bakımından, cehennemden kurtulmak bakımından, kabir azabından korunmak bakımından, vs.

  17. 07:49

    vs. E alakası ilgisi yok ki ne? Diyelim ki, felsefecilerin bazı yerlerinden, doğru düzgün bir, şey ortaya çıktı. Netice. Yani o bizi ilgilendirmiyor, bizim konumuz o değil ki. Biz bunların ilahiyatta, yani ilahiyat şu demek, Allah-u Teala ile ilgili, onun diniyle ilgili konular demek. Oralarda dahli yok, tesiri yok, alakası yok, irtibatı yok.

  18. 08:26

    Mimar lazım, köprü düzgün yapsın, efendim mühendis lazım, doktor lazım, matematik lazım, hesap uzmanı lazım, mesela mesela meşru ilimler var, bunlar lazım. Ama, ne kadar dünyada kalacaksın, o kadar lazım. dünya ne kadar sürecek, kıyamete ne kadar kaldı, bir ayrı dava. Ölenin zaten kıyameti kopmuştur.

  19. 08:54

    Sen öldüğün zaman, zaten senin cebir profesörü olsan ne olur, fizikçi olsan ne olur, Nobel ödülünü almış olsan ne olur, kabirde yarar mı yani? Kabirde yaramayacak diye, dünyada bu meslekler terk edilsin, ihmal edilsin de, başıboş kalsın, bir tane ev yapsın, sonra yıkılsın falan. Ha işte mimar odaları, mimarlar yaptıkları evler, patır kütürüklü.

  20. 09:20

    Din yoksa, Allah korkusu yoksa, rüşvet, itikar, haram dolan varsa, ihaleye fesat ifsat varsa, ha şimdi Ekrem'in dosyasında belediyeleri görüldüğü gibi. Zaten, meşru ilim diyorsun, bilmem nesi, diploması var, diplomalar da saate çıkıyor, hava, hakikaten çıksa ne olacak yani? Adam, kaydeye, kurala uymuyor zaten, kendi koyduğu kuralı kendi bozuyor.

  21. 09:52

    Efendimiz Hazretleri'nin tabiriyle yani, peynirden gemi dedi, yapan yer onu dedi. Şimdi, anladın mı sen? İçtahını kapatacak bir şeyden mamur üretmeyeceksin yani. Adam putunu yedi ya. Bahile kabilesi. Çok açlık oldu, kıtlık oldu. Putu da işte tek pastadan öyle bir şeyden yapmışlar yani. Yenilecek maddeden yapmışlar.

  22. 10:17

    Koca put. Ulan dediler. ölenin mi yad edilen? Taptıkları putu yediler yani. Onun için âlimler ne demişler? Taptıkları puttan bahile kabilesi kadar faydalanan hiçbir kavim müşrik olmamıştır. Şükür eden hiç olmasa bunların bir karnını doldu yani. Şükür eden hiç olmazsa bunların bir karnını doyurdu yani.

  23. 10:35

    Şimdi dünyaya yarayan, dünyayla sınırlı kalır. Zaten kendi düzen kendi bozar, kendi yazan kendi bozar yani. İşine de gelmeyecek yani. Gelmiyorsun don lastiği gibi yasalar yapıyorlar, bilmem ne. Cartondan, cırt buradan. Yama yama yama yama. Yasaları, anayasaları, seksen anayasaları. Şu, şuna kadar, şu kadar, değişmeyecek o kadar.

  24. 11:04

    Kulları yaratan ancak Allah, yöneten ancak Allah. O yönetirse cennet hayatı olur. Onun yönetimine uymazsan, işte. Herkes birbirini keser doğrar. Dolayısıyla akılla, mantıkla, felsefeyle, hendeseyle hüküm verilemez. İnsanları yönetmek ahkama dayanmalı. Ahkam adalete dayanmalı. Adalet de ancak Allah'ın tespit ettiğidir.

  25. 11:35

    Senin kendi kafana göre, herkesin kendine göre bir adaleti vardır. Tamam mı? Aslanın tilkiye, sen bu adaletli taksimatı nereden öğrendin dediği gibi. O da ne yaptı? Çok bilen kurt, dört bacağından tutulur. Orada aslanla bir mukaseye girdi. Kendine de pay ayırdı. Kendine pay ayırınca aslan onu da indirdi aşağı.

  26. 12:02

    Nalları dikti, nalları dikti. Tilkiye dedi ki sen taksimat yap bakalım. Efendim dedi, bu sabah kahvaltısı, bu öğlen yemez, bu akşam yemez. Hepsini aslana verdi. Aslan o zaman dedi, tamam sen de gel, şu kadarını da sana vereyim dedi yani. Aslan payı diye bir laf var. Allah-u Teala'ya bütün ahkamı teslim etmezsen, seni yaratan o ya.

  27. 12:22

    Yaşatan o, yediren, içiren o. O sana kitap göndermiş, peygamber göndermiş, vahiy göndermiş. Sen o kataloğa bakmayacaksın, bırakacaksın. O elçinin peşine düşmeyeceksin, tabi olmayacaksın. Aklını, mantığını, felsefeni kullanacaksın, çalıştıracaksın. Ondan sonra huzur arayacaksın. Mah bulursun yani. İşte bulduk.

  28. 12:40

    Belamızı bulduk yani. Şeriatı lav eden, şeriat ahkamının icrasını ilga eden toplumların hangisi mesut bahçeli olabilir dünyada? Onun için dünyevi konularda aklın tek başına yeterli gelebileceği, çalıştırabileceği şeylerden bazı ilimler akılla, mantıkla tespit edilip, tertip edilip icra edilebilir yani.

  29. 13:12

    Ama şimdi bunlar... Dünyanın için çalış ama ne kadar çalış? Orada duracağın kadar çalış. Ahiret için çalış. Ama ne kadar çalış? Orada kalacağın kadar çalış. Dünya fâni, ahiret pâki yani. Cennet için amel et. Ne kadar? Ona muhtaç olduğun kadar. Cehennem için de amel et. Belanı bulursun, cehennemi boylayasın yani.

  30. 13:56

    Ama ne kadar amel et cehennem için? Sen cehennem için amel eder misin? Ama birçok insan günah yaparken cehennem için amel ediyor. Ona da ne kadar dayanabileceksin ateşe? Kibritle istersen bir deneme yap. Ona kadar amel et. Yani sen şimdi... Dünyanın geneli için lazım, bilmem bizden sonra kalanlara da.

  31. 14:14

    O ilim kalıyor işte. Öncekilerde faydalanıyor, sonrakilere kalıyor falan. Matematik, coğrafya, bilmem ne. Fizik, kimya. Ama bunlar ahirete göre mâlâ yani. Çünkü neden? Bunlar sana yaşadığı müddetçe fayda veriyor. O da çoğuna fayda vermiyor da. O işi düşene yani. Birisi müteahhit işte, mimar arar. Binayı yaptırmak için falan.

  32. 14:40

    Bilmem ne. Öbürü, evi hazır alan. Zaten mimara ihtiyacı yok. Ama tabii ki binayı mimarın yapması ihtiyacı var. Dolayıyla yine ihtiyacı var. Ama bunlar sana ne kadar lazım? Dünyada kaldığın kadar. Dünyada ne kadar kalacaksın? fut gitti. Çoğu da atışa ulaşamıyor yani. 65-70'den sonra fut gitti. E işte bunlar ahiret ilimlerine göre ve ahiret hükümlerine göre boş işler diyor.

  33. 15:07

    Yoksa hani bunlar fuzulidir, bunlara hiç kimse bu ilimleri öğrenmesin, o manada konuşmuyor. Ama felsefe mantık işi ayrı yani. O felsefecinin uğraştığı diğer bazı ilimler de var. Hendesesi var, Cebri var, bir şey filan. Ama felsefecinin uğraştığı diğer bazı ilimler de var. Hende sesi var, bilmem cebri var, bir şey falan.

  34. 15:22

    Onun için diyor, vennecâtul uhramiyyetû. Ama biz ahiret kurtuluşu arıyoruz. Ahiret kurtuluşu leş etti, olmadı Ahiret kurtuluşu neyse olmadı mimâr-ı mutatin. mümaribultatin. Asla bağlanmış değil bu ilimlere. Ya da ahiret kurtuluşu da sen matematikten sıfır alsan, fizikten sınıfta kalsan, hendeseden efendim, eksi bilmem kaç alsan sana kabirde, şu halde, cevapta zarar verir mi ya?

  35. 15:51

    Ne alakası var? Namaz kılmadınsa, zikir yapmadınsa, haram yaptınsa, bundan yandın yani. Sen ahiretteki kurtuluşun, şu dünyevi ilimlerin hiçbirine bağlı değil. Meslek olarak yaparsın, meşruysa yaparsın. Efendim, para kazanırsın. Topluma faydanda olabilirsin tabii ki, çeşme yaparak yani mimar olarak, mühendis olarak, doktor olarak, bu da ayrı bir şey.

  36. 16:16

    Ha, oradaki niyetin de iyiyse, insanlara fayda vermekse, hayır müesseselerine bedava proje çiziyorsan, efendim, fakir fukaraya destek olursan, kazandığın parayla falan, bunlar ayrı şeyle. Arizi nedenlerle, harici nedenlerle sevaba dönebilir. Ama ilmin aslını okumak zevktir. Sen şimdi Kur'an okusan, Kur'an okumanın aslıdır, her harfini ona sene yani.

  37. 16:38

    Sen buradan hafız oldun, olamadın, ne kadar ezberledin, Arapça okuyabildin, teşhir yaptın. Ama oradaki oturduğun, okuduğun, saatin, dakikasın, her nefesi sevap. Çünkü neden? Din ilmi. Şu ebedi kurtuluş ona bağlı. Ama öbürü de ne kadar dünyada, kimin işi düşer, o kadar. E, bunla nasıl bir kıyas edersin, diyor.

  38. 17:02

    Fe innel kelamı, bizim kelamımız, yani konuşma mevzumuz, innema ve ancak, yani, ben felsefe ilimleri, ma la yaniye dahil yani, doğru veri verir mi, farz edelim verirse de, o da ahiret ilimlerinde vermez. Genelde verir. Ancak, aklın kendi başına yeterli olacağı, dünyalık bir şeylerde verebilir. Farz etsek bile orada farz edebiliriz.

  39. 17:34

    Öbüründe vermez yani. Fe innel kelam, çünkü bizim konuşmamız, mevzumuz innema ve ancak o, fi ulumin öyle bir ilimler hakkında biz konuşuyoruz ki, el aklu, akıl acizün. Aciz ve yetersiz kalır. An idraka. Onları anlamaktan, şimdi anlamaktan deyince yanlış anlama. Anlamaktan aciz kalmaz. Allah-u Teala, aklın anlayamayacağı şeyle, aklı mükellef, akıllıyı mesul tutmaz.

  40. 18:11

    Buradaki anlamaktan aciz ne demek? Tespit etmekten aciz. Yani kadının kocası öldü, ne kadar itlet bekleyecek? Dört ay, on gün. Talak verdi, üç talakla boşandı. Ona kadar bekleyecek? Üç ay. Niye o dört ay, on gün? Niye bu üç ay? Yani. Burada akıl, niye kocası ölen evden çıkamıyor, itlet bekliyor, evlenemiyor, nişanlanamıyor, nikahlanamıyor?

  41. 18:36

    Orada bir ay, on gün daha fazla niye var boşanana göre? Mutallakaya göre, müteveffani azev cihanın durumu yani. İşte akıl onu, hikmetini anlatsan anlar da, efendiler çok incelerdi bunun hikmetini. O kadar uğraştı bu işten ki. Yani neyse, efendilerin ulaştığı bir hikmeti, söyleyeyim size yani. Bunu da hiçbir kitapta bulamazsınız yani.

  42. 18:58

    O da şöyle, çocuktan yani kocası öldü ya, belki son gece bile, cima etti, adam patlıyor, ölüyor yani. Belki oradan hamile kalma şeyinde olsa, onun rahmi çocuktan, yani ölen kocasının veya boşayan kocasının suyundan, uzak mı değil mi? Sular karışmasın. O arada yakında evlenirse, çünkü ilk haftalarda bu işten belli olmuyor.

  43. 19:21

    Şimdi ultrasa mutrasa mı atıyorsun? Şimdi bir yakacağım da sonra çıkıyor yani. Dolayısıyla, orada ne olur? Boşadığı kocasının veya vefat etmeden ki ilişki, yani kocasının ilişkiye girmiş adam bir iki gün içine vefat etmiş olabilir. Çok öyle ölüyor. Aniden insan mutrafık kazasıda ölenler, çoğu olsa mı sağlam?

  44. 19:42

    Dolayısıyla, onun rahmi, yani kadının rahmi, kendisini boşayan veya vefat eden kocasından, onun suyundan beri mi yani? geriyi mi yani? Ondan onda bir su yok olduğu meydana çıkması için en az üç ay lazım. Çünkü üç ay içinde haczı kesilirse, haczdan kesilirse yani kan görmezse antnaki geriden, geçmişten bir çocuğa kalmış.

  45. 20:13

    Ama baktı hac devam ediyor falan, hac devam ediyorsa uzakta çocuk yok, 3 ay tabağını çıkartıyor. Şimdi acayip bir şey yani, ezan-ı sürüyünü taktı buna mesela. Yani hikmetinden sual olmaz buyururdu. Ama hikmeti varsa bulalım. Yani tembelliğin lüzumu yok. Araştıralım kitapları yani. Sonra bir kitapta buldu yani.

  46. 20:40

    Bulduk yani. O zaman ne diyor? İşte ölümü yaklaşanların bazısı, ekserisi hasta olan falan, onun suyu zayıf olur. Zayıf olursa o biraz daha geç tutabilir yani. Geç tutabileceği için onda bir ay on gün daha koymuş, dört ay on gün. Yani acayip bir şey yani. Akıl mantık duruyor. E tamam da sen bunu velev ki bulamadın.

  47. 21:02

    Velev ki bu onun hikmeti de değil yani. Ama burada vahiy var. O rahmi yaratan, o kocayı yaratan, o kadını yaratan, o yeni evleneceği eşi yaratan, burada helal haram koymuş yani, burada bir sistem koymuş. Şimdi akıl bunu anlatırsan anlayabilir. Akıl onu idraktan aciz derken, akıl onu doğru anlatırsan, hikmetini bilirsen, bulursan, ehline danışırsan,

  48. 21:30

    onun anlatımı ile anlarsın yani. Aynı fetva soruyorsun, kalender hocanın anlatımı ile kadayıfın telleri gibi anlıyorsun. Aynı fetvayı bir başka hoca anlatıyor yani. Arap'ın saçına dönüyor. Caiz mi değil mi ben bile çıkaramıyorum ya. Adam karıştırıyor işi. Konuşma şeklinde de var yani, hitabet şekli, zeka, pratik anlatmak,

  49. 21:56

    kulağını buradan göstermek var, bir de buradan tutmak var yani. Şimdi onun için biz felsefecilerin ilimleri akılla, mantıkla anlaşılmayacak ilimlerden bahsederken, din ilmini kastediyoruz. Din ilmi deyince sen mahkemelerin şu anda karıya, kıza, çoluğa, çocuğa kalan mirasıdır, boşanma hükümleridir, ceza hukukudur, adam öldüren, yaralayan bilmem ne bilmem neler.

  50. 22:24

    Bunların hepsi din hükümleridir. Ama bu düzen dini camiye hapsetmiş. Mekke'ye, Medine'ye sınırlamış, kıl beşi kurtarmış, istediğin kadar kıl kimse karışmıyor, camiler açık değil mi kardeşim? Demirel'in baş sözüydü. Namazı kılıyorsunuz da karışanlığınız mı var? Ama ben şeriat mahkemesine yargılanmak istiyorum.

  51. 22:47

    Veya benim babamı öldüren adamın kısas cezasıyla Allah'ın verdiği cezayla idamını istiyorum. Senin buna yetkin yok adamın hayatını başkası. Hapishanede otuz sene bakıyorsun, yediriyorsun, üşürüyorsun, bir de benim vergilerimle. Bu bir zulüm. Çünkü Allah'ın düzeninin gayri nizamlarının hepsi zulüm. Çünkü neden?

  52. 23:08

    Zulüm, haksızlık yapmak. Hak kimi? İnin hükmü illa lillah. Hüküm verme yetkisi Kur'an diyor ancak Allah'a ait. Kayıtsız sarsız milletin, millete Allah'ın verdiği kadar milletindir. Allah'ın vermediği şeylere millet kendi başına kuyrukta helal haram tahin edemez ya. Bütün alemler şu anda birleşse, Amerika'nın son toplumlarında birleşmiş milletler,

  53. 23:27

    Allah'ın yasak ettiği bir şeye helal deseler, onlara uyanlar, ahirete azap olur. Çünkü neden? Ya Rabbi bütün dünya karar verdi. Ondan hükümet yetkisi yok ki. Onun için burada akılla, mantıkla idrak edilemezden maksat, ispat, tespit edilemez. Hüküm belirlenemez yani. Hangi konularda? Vahye tayalı konularda.

  54. 23:56

    Ama sana vahiy demişse ki, mesela hadis-i şerifte, şu hurma ağacının dalını bunlar, açlayalım da acaba, mesela birisi acve türünde, birisi berni türünde, birisi mebrum türünde, birisi bilmem ne türünde. 120 çeşit hurma var yani. Onlardan birini birini açlarsak, peki ikisinden bir karışım çıkar, hani bugüne kadar hiç görmediğimiz bir şey çıkar mı yani?

  55. 24:21

    Açlama denir buna. Vesselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu. Rüzgarlara açlayıcı gönderdik. Rüzgarlar da böyle polenleri birbirine uçururlar, birbirine. Oradan açlama yapıyor rüzgarlar. Bazı kere acayip bir şey çıkıyor. Hiç sen ekmeden bir şey yok. Bir de bakıyorsun yani portakallar, mandalina arası bir şey çıkıyor.

  56. 24:39

    Ha açlama şey de olur. Şu anda tabii zahiri sebeplere göre açlamaları yapıyorlar falan. Enjektelerle, iğnelerle, şundan bunu. Dediler ya Resulallah bunu bundan açlasak nasıl olur? Yapın diye. Sonra verim alamadılar. Dediler ya Resulallah biz sana dedik ki... Sorduk, sen de yapın buyurdun. Ama bundan verim alamadık.

  57. 25:02

    Entü malum bünümürü dünyadır. Siz bana fetva sormadınız ki, helal alam sormadınız ki. Ben orada Allah'tan bir vahiy gelseydi, vahiy gelerek söyleseydim, faydasını görürdünüz. Ben orada kendi rehimle iştihad ettim yani. Tamam, yapıyorsanız da yapın yani hani. Ondan sonra verim alamadınız.

  58. 25:23

    Dünya, şimdi siz daha bilirsiniz, o zaman dünya tecrübelerinize göre, tecrübelerinize göre hareket etseydiniz. Boş iş yapmak istemiyorduysanız. Yeni denevi, yeni maaş aralarına şey açmasaydınız. Ama şimdi burada sana demiş ki, tarlada, bağda, bahçede, bilmem ne, gayrimeşru bir şey olsa, başkasının suyunu kaspetmiyorsan, arsasını kaspetmiyorsan, başkasının

  59. 25:47

    ne bileyim, sen güneşini kapatmıyorsan, başkasının havasını kapatmıyorsan, bilmem ne, bilmem ne yani, helal belli, aram belli yani. Meşru zeminde bir şey ektin mi, içtin mi, şunu şundan ekleyeyim mi, biçeyim mi, bilmem sürü mü, erken alayım mı? Ha tamam. Ama şimdi, şeriatın sana müsaade ettiği mubah, buna mubah deniyor.

  60. 26:08

    Mubah dairesinde, helal dairesinde genişlik var. Ama Allah haram etti, yasak etti bir şeyi, aklıma göre bu haram olmaması lazım. İki kadeh atmakta, mutlu olmak var, bunda ne zararı var. İşte bira, bilmem, böbreklere yarıyor. Bilmem şunu, haram diyorlar, halbuki bu da çok faydalı bir şey. Falan bilmem ne, bilmem ne, mâ ceâlellâhu şifâlim fî mâ haram âlim.

  61. 26:39

    Allah haram etsin, şeye şifa koymaz diyor. Şifa, yani helal de o var, haram da yok diyor. Yani işte zaten şifa koyup da niye ona yasak etsin sana? O zaman ona şifa koymaz baştan. Onun için, buralarda akıl müstakil hareket etemez. Biz hangi ilimlerden bahsediyoruz? Ahiretteki kurtuluş neye bağlı? Şeriatın hükümleriyle ilgili ilimlere bağlı.

  62. 27:03

    Bu ilimleri, elâkluhâc rûnân idrâkâ. Akıl bunları idrakten, yani anlatırız, anlar ama çünkü ayeti ateşe okuyoruz, talebeye ders veriyoruz, sohbet yapıyoruz, millet anlıyor. Ama onu ben kendi başıma bulabilir miyim? Bulamaz. Toplansak bulabilir miyim? Bulamaz. Meclisi toplasak mı? Dünya Birleşmiş Milletleri'ni toplasak mı?

  63. 27:26

    Kimsenin aklı onu tespit edemez. Ondaki sırrı. Ama anlatımı gelince anlar. Ve kâsırın, akıl kâsır kalır. Çünkü o ilimlerle bu da bağlanmıştır, bir tavrın nübüvveti. Nübüvvet tarzına, nübüvvet peygamberlik müessesidir. Peygamberlik müessesi okumakla kesbî değildir. Medrese, mektep okumakla, kitap okumakla, akıl mantık yürütmekle, istidlerle, delil arayıp bulmakla, tamam sen,

  64. 27:58

    çözülen bir şey değil ki. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem geçene kadar peygamber olacağını bilmiyor ki. Bir anda vahiy geliyor yani. Ha Mevla tabi onu ezelden biliyor, seçiyor, en büyük ahlak üzere olduğunu vs. Tabi ki Allah-u Teala seçimini hikmet üzere yapıyor. Onu seçiyor, onu seçmiyor. Niye seçmiyor?

  65. 28:17

    Kimi seçiyor? Hicabı da zenginden seçmiyor. Hicabı da çok akıllı geçenden seçmiyor. Hicabı da fakirden seçiyor. Hicabı da yetimden seçiyor. Herkesin hakaret ettiği birini seçiyor. Ona bağlı. Seçimak. Rabbin dilediğini yaratır, istediğini seçer. Öyle buyuruyor. Meleklerden de Rasuller seçer, insanlardan da Rasuller seçer.

  66. 28:46

    Hangi hikmetine binaen ilmi ezeliyse, isabetli ilmine dayanarak seçer. Seçtikten sonra ona vahiy gönderir. O zaman onun da nübüvvet tavrı oluşur. Yani risalet, elçilik tarzı tahkuk eder. Bu bir stil değildir. Bunu kendi geliştiremez. Bu Allah tarafından vehbidir, hibe edilir, ledünnidir, verilir.

  67. 29:11

    Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir hocadan hiçbir ders aldığı 40 yaşına kadar sabit olmamış. 40 yaşından sonra zaten vahiy geldiği için bütün alemlerin muallibi olmuş. Hiç teallümsüz, okumadan öğrenmeden, birinin önünde diz çökmeden, okuma yazma bilmeden bütün alemleri kıyamete kadar okutuyor.

  68. 29:32

    Hadisleri ve ona indirilen vahiyler. E şimdi burada aklın yeri neresi kalmış? Akıl ancak onun anlattıklarını anlamaya çalışsın yani. Ve o Risalet Mühessesesinin getirdiği, tebliğ ettiği, insanları davet ettiği, açıkladığı ve uğrunda harp ettiği, uğrunda cihad ettiği, uğrunda şehit düştüğü, uğrunda kafirleri kahrettiği, katlettiği o Risalet Mühessesesi.

  69. 30:16

    Ona kadar önemli ki uğrunda ne canlar feda edilmiştir yani. Çünkü neden? Allah'ın o vahyi yeryüzüne hakim kılınması için. Fitne demek şirk, Allah'a ortak koşma. Allah'a ortak koşma demek, Allah şu helal diyorsan, haram diyorsan, onu serbest yasak ediyorsun.

  70. 30:35

    Allah yasak etmişsen onu serbest helal ediyorsan, Allah şunun cezası şu demişsen ona kendi kafana göre bir ceza veriyorsan. Bunlar fitnenin, şirkin danışkası değil mi? Bunu inanarak yaparsa dinden çıkma manasında şirk olur. Bunu inanmıyorsa da düzen böyle işte ben de sıyırılamıyorum içinde kaldım bilmem ne bahaneleriyle o da artık amel manasında günah olur, şirk olur.

  71. 31:01

    Amel manasında. Allah'ın icrasına ortak ettin İsviçre düzenini mesela. Fitne kalmayıncaya kadar savaşın diyor. Dinin, itaatin, teslimiyetin, yönetimin, hükmün ve hükümetin hepsi Allah'a kalacak diyor. O zamana kadar harp edin diyor. İnsanlar çoluk çocuklarını yetim bırakmayı göze alarak genç yaşlarında, yirmili yaşlarında nice sahabe-i kiram, tabi-i nizam hep şehit oldular.

  72. 31:34

    Yüz binlerce, milyonlarca yani. Çünkü neden? Başta din uğruna. Dinsiz vatan da vatan olmaz yani. Vatanı vatan yapan da dindir. Kur'an'dır, kitaptır, ezan'dır, bayraktır, kutsallardır yani. Öbür türlü vatanın ne manası kalıyor? Onun için sen din, Allah'a itaat ve kayıtsız sersiz teslimiyet, en azından itikat bazında inanmakla olur Müslüman olman için.

  73. 32:02

    Amelde herkesin kusuru noksanı olur. İşte bu din ilmi asla ki şerat hükümleri de buna dahil, hükümleri zaten bunun başında dahil. Efendim, Allah'tan gelen vahiyler neyi müteallak almışsa, kimi muhatap almışsa, hangi konuyla ilgili Allah hüküm indirmişse o şerattır. Mirasla ilgili hükümler indirdi mi?

  74. 32:36

    İndirdi. O zaman senin İsviçre kanununa göre miras taksimatın haramdır. Helal olduğuna inanırsan kafir olursun, haram olduğuna inanarak yersen sıkım yersin. Cehennemi boylarsın. Haram yetenek şu yani. Hem başkasının malı yemişsin, hakkın olmayan bir şey kardeşininkini almışsın yani. Niye bu mahkeme bana verdi diye?

  75. 32:56

    Tam da Allah vermedi o zaman. Allah bu konuda bir hüküm vermeseydi, kullanım aranızda anlaşın, kafanıza göre takılın, kardeşler aranızdaki anlaşmanıza göre hareket edin diye bir serbestlik verilseydi, o zaman bu bahtı ailesine girerdi. Ama Kur'an'da miras aletleri var mı? Var. Zinanın yasak edilmesi, zina edene verecek cezanın had cezası aletleri var mı?

  76. 33:19

    Var. İftira yapanın had cezasının kaç sopa olduğuna dair aletler var mı? Var. Bekarken zinadenin evlilik geçirmeyenin kaç sopa, efendim yüz sopa var mı? Evliyken olanın sahih hadislerde, kesin hükümlerde rejim had cezası var mı? Buna göre adam öldürenin kısası iddia ve had cezası var mı? Var da var.

  77. 33:45

    O zaman Kur'an ve sünnette senin, velev ki dünya hayatın, ne demek ya Allah bana Evliliğim bana karışıyor, karım bana karışıyor, kızım bana karışıyor, ne demek ya. Karının giysisine karışır, kızının elbisesine karışır, evde yediğine karışır, tuvalete nasıl gireceğine çıkacağına karışır ya.

  78. 34:06

    Karınla ilişkine karışır, ilişkinin şeddine karışır, ilişkinin günlerine, dönemlerine, adetine, iddetine karışır, ne demek. Allah bu konularda var, indirmiş mi? İndirmiş. E bitti, onların hepsi dindir işte. Ama sen din sadece abdest namazdan ibaret sanıyorsan, işte o zaman dinsizin daniskasısın yani.

  79. 34:27

    İşte şerata inanmayanların, birçok kafirlerin şu anda namaz kılar, abdestli, hacı, ömreci birçok kafirlerin olması buradan çıkıyor işte. Şeratın namaz, abdest, hacı, ömre kısmına şey ediyorlar, inanıyorlar, takılıyorlar. Muamelat kısmına gelince Allah buraya ne karışıyor diyor. Sanki onu Allah yaratmamış da kendi kendine yaratmış veya ona o kanunları kuran o yasal olarak.

  80. 34:54

    O yasaları çıkaranlar onları yaratmış yani. Onun için sizin din adına konuşma yetkiniz yoktur. Benim de yoktur. İmam-ı Azam'ın da yoktur yani. Sahabenin de yoktur. Ancak Allah'ın vardır, bir de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vardır. Çünkü Kur'an'da ve lâ yuharrimune mâ haramallâhu rasûlü. Bir Allah haram eder, bir de Rasûl'ü haram edebilir diyor.

  81. 35:19

    Çünkü Allah Rasûlü'ne toptan yetki vermiş yani. Meyn yuttur Rasûl, fakat etâllâh. Rasûlüme itaat, bana itaat. Ve mâ entukû en levâ. O zaten kefasına, keyfine göre konuşmaz yani. Zaten o bir işte istişare verdiyse mesela şunu şöyle yapın, böyle yapmayın veya da su getir, yemek götür. Bunlar zaten size bağlayıcı helal haramla ilgili değilse o zaten vahye tealluk etmiyor.

  82. 35:41

    Ama Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şu yasak dediği zaman benim ümmetimin erkeği ipek giyemez. Benim ümmetimin erkeği altın takamaz, ziynet eşyaları takamaz buyurduğu zaman işte bu bağlayıcıdır. Bu Kur'an'da yoksa da Kur'an'da vardır yani. Çünkü ve mâ teâkumu rasûluhu. Rasûlüm ne verdiyse onu alın.

  83. 35:59

    Ve mâ neâkum ânü feddihu. Rasûlümün yasakladığı her şeyi vazgeçin. Öyle olsa Rasûlüm buyurmazdı, derdi ki Kur'an'da ne varsa ona bakın, helal haramı Kur'an'dan dışarı çıkmayın derdi. Ama Rasûlüne de bu yetkiyi verdiğini, çünkü Kur'an dışında Rasûlüne birçok hadislerle vahye göndereceğini bildiği için ve bildirdiği için Rasûlüne de bu şeriat koyma, hüküm koyma yetkisi vermiş.

  84. 36:24

    Şâri'a, şeriat yani hüküm koyma yetkisi. Bir şey helal derse helal olur, haram derse haram olur yani. Muba derse serbesttir. İşte o ancak Allah'tır bir de Rasûlullah'tır sallallahu aleyhi ve sellem. Ama esas yetki Allah'a aittir. Habibime de bu yetkiyi verdim, Kur'an dışında vahiyle de ona göndereceğim buyuruyor.

  85. 36:44

    Zaten Kur'an'ı da benden mi dinlediniz? Evinize bu kapı, yastığınızın altına kitap mı geldi sabahleyin? E Kur'an'ı da ondan dinlediniz. Onun Kur'an diye dinlediklerine nasıl inanmanız lazım? Hadis dediğine inanmanız lazım. Çünkü neler? Onda yalancıysa öbüründe daha yalancıdır yani. Zaten Kur'an seni bağlıyorsa hadis daha fazla bağlar yani.

  86. 37:07

    Çünkü neler? O Kur'an'ı da Rasûlullah okudu yani. Bu kadar kafasız, beyinsiz insanlar karşı karşıyayız. O zaman ne yapıyor? Dini aklına vuruyor. Halis Ademir gibi ayet olsa aklıma bakarım, aklım almıyorsa reddederim diyor. Bak Din İşleri Yüksek Kur'an'da senelerce belki de 10-15 sene bu adam ilk 15'te bir yer işgal etti yani.

  87. 37:28

    Milleti helal etti yani. Neyse şimdi defoldu gitti. Dolayısıyla ilahiyattaki birçok dekan, birçok profesör hepsini tenzih ederim. Ama birçokları şu anda yani ayet-i hadis, Kabir Hazabı'ndan bahsediyor. Adam diyor ki efendim şey yapmış, Hayret-i Karaman diyor bunu hocaların hocası, bütün imam hatiplerinin ilahiyattan hocası.

  88. 37:59

    Baş hocası, bazı tarikatı şeyhlerinin de baş hocası. Bu diyor bunu. Keyif koyarlar diyor sonra açarlar diyor. Fos çıkar, fıs çıkar diyor. Bilmem ne diyor, Kabir Hazabı'ndan hadisleri okumayalım diyor. Efendim sen 5 vakit namazda Kabir Hazabı'dan Allah'a sığındın yani. Ki Kabir Hazabı onun hakkında söz konusu olmadığı halde, bize öğretmek için yani.

  89. 38:17

    Nasıl okumayalım ya? Şimdi bir şey daha görüyorum kitapta, bunların aklına gelmemiş o. Eskideki gavurlar daha kaşar gavurlarmış yani. Ne yapmış biliyor musun? Ölümün göğsüne sıvı koymuş. Böyle bir şey, akıcı. Sonra açmışlar kaç saat sonra. Niye? Kabirde oturtuluyor ya, oturduysa akar diye. Bakmış akmamış.

  90. 38:41

    Allah da ona şimdi gavur edecek ya. Bakmış akmamış, ulan akmadı demiş. Bu hocaların dediğine baksan küt kafasını vuruyor yukarı falan bir şeyler. Vuruyor yani kafasını vuruyor da suyu akmadan da vurur yani. Tamam mı? Mevla o suyu oradan akıtmadan da kafasını vurursa ona geri yatırır yani. Seni de öyle zındıgı ekmer eder yani.

  91. 39:04

    Sen vahya karşı ne konuşuyorsun? Akılla, mantıkla, felsefeyle, hendeseyle dine ait hiçbir hüküm çözülemez. Ancak şeriatın ahadislerinden akıl yani hikmetlerin nefsine eremese de bulamasa da buyrulanı anlayacak kadar bir akıl verilmiştir. Zaten o akıl verilmeyende mesut olmamıştır yani. Çok daha okuyacaktım ama çok ilmi oldu.

  92. 39:35

    Bu ilim size epeviyet arar. Tam bir yani kitap sünnetin hüdjet olduğunun delili yani. Bu mektubatın tabi manapazlarının çıkarımları öyle bir kelamlar, öyle bir ibareler konuşuyor ki yani hakikaten hiçbir kimsenin konuşulmaz. hiçbir kimsenin konuşamayacağı üslubu var. O da ne yapıyor? İzah geliştiriyor bizde.

  93. 39:59

    Ey Rabbim şefaatle nâil eylesin, ziyaretini de işte en yakın zamanda gideceğiz şimdi sana inşâAllah oradan da size dualar yapabilmeyi nasip eve müyesser eylesin. Amin. O sallâllâhu aleyhi ve sellem Muhammedin ve aleyhi ve sahbihi ve selleme.