Mektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları (1. Cilt 266. Mektûb - 11) 11. Bölüm 20 Ocak 2016
20 Ocak 2016 · 50 dk
00:00 / 49:26Şu an 00:00 / 49:26
Video bölümleri
- 01:59İlim Maluma Tabiidir
- 03:03En Faziletli İlimler Hangileridir?
- 04:30İman, İslam İlmihalinin Önemi
- 11:57Hiçbir İşte Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayana Mutlak Denir, Tek Mutlak Allâh-u Teâlâ'dır
- 14:19İnsanoğlunun Acizliği Hakkında
- 21:24Bazı Allah Dostlarının Akla Uymayan Sözleri Hakkında
- 26:11Allâh-u Teâlâ'nın Sıfatları Hakkında Mektûbât-ı Rabbânî'den Dersler
- 27:02Şeyhül Ekber Muhyiddin Arabi Hazretleri'ne Atılan İftiralara Reddiyeler
- 28:12Bütün Yaratılmışların Yaratılmasının Maksadı Nedir?
- 33:06"Ben Cinleri ve İnsanları Ancak Bana İbadet Etsinler Diye Yarattım." Zâriyât Suresi 56. Ayet
- 34:58Allah Canlıları Tanınmak İçin mi Yarattı?
- 35:24Allâh-u Teâlâ'yı Bilmenin Önemi
- 45:06Allâh-u Teâlâ'ya Yaklaşmak Manen Olur
- 45:31İlim Meclislerinin, İlim Öğrenmenin Faziletleri
- 47:43Allâh-u Teâlâ'yı Kimse Tam Anlamı ile İdrak Edemez
Transkript
112 satır
- 01:13
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Es salatu es selamu ala seyyidil murseline Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Mektubattan, itikadla ilgili mektuptan devam ediyoruz, biraz mevzular zordur ama anahtar bir mektuptur, bu anlaşıldığı zaman diğerlerinin de anlaşmasına vesile olacaktır. Birinci cilin 263. sayfasının sonundan, üçüncü satırından kaldığı yerden dersimizi devam ediyoruz.
- 01:59
Bunlar çok önemli mevzulardır çünkü Mevla'dan bahsediyor. İlim maluma tabidir. İlmin şerefi konusuna göre değer kazanır. Yani bir ilim dünyadan bahsediyorsa, dünya fani, o da fani. Bir ilim ahiretten bahsediyorsa, ahiret baki, o ilim de baki. Menfaati daimidir ve sonsuzdur.
- 02:27
Bu itibarla, tabi ki ilmin konusu itibariyle, astronomi göklerden bahseder, coğrafya, yeryüzündeki derelerden, tepelerden bahseder, matematik hesaptan bahseder, yani mimarlık, mühendislik vs. Bina yapmak, köprü yapmak konularını ihtiva eder. Bunlar faydalı ilimler olabilir ama menfaati ne kadardır yani?
- 03:03
Sen dünyadan gider gitmez bunlardan bir fayda göremezsin. Bunlar bilinmesin demiyorum. Bilenlerin de ilmi yok demiyorum. Lakin konularına göre değer kazanır. Konusu ne bunun? Konusu fani bir hayatla sınırlı. Hiç ebedi ahiretle ilgili olanla bir olabilir mi? Bir ilmin konusu diyelim ki dini ilimlere gelelim.
- 03:37
İrap hususunda yardımcı olur. İlimler çoktur. Fetva meseleleri var, tefsir ilimleri var, hadis ilimleri var. Bunların hepsinin farklı farklı konuları var. Ama Allah-u Teala'dan bahseden ilim, yani irtikat ilimleri, tasavvuf ilimleri, tabi tefsir, hadis de buna dahildir. Bunlar hep Rabbimizden bahseder.
- 04:07
Rabbimizin emirlerinden ve yasaklarından. Tabi emir ve yasaklarından bahseden de zatından bahsedenden farklıdır. Zatından ve sıfatlarından bahseden hepsinden üstündür. Çünkü yüce Rabbimizin zatını anlatıyor, tarif ediyor ve tavsuf ediyor. Ve onu sıfatlarından bahseden ilim işte. İman, İslam, İlmihali yazdık.
- 04:30
Orada iman bölümü, ilk bölüm, itikatla ve inançla alakalıdır. Tabi inançla alakalı olan hepsinden daha faziletlidir. Yüce zatını beyan eden mektubatın ilimleri mesela. Mektubattaki bu ilimler, yani bu mektuptaki derslerdeki konuşulan mevzular, Rabbimizin ilim sıfatı, kelam sıfatı, irade sıfatı gibi sıfatlarından bahsetmektedir.
- 04:58
Çok farklı ilimler... vermektedir. Onun için pahası biçilmez yani. Kıymeti takdir edilemez. Dünyanın bilgileri ne zaman önüne çıkacak, ne zaman karşına çıkacak? Kim soracak da cevap isteyecek de falan. Bir yarışmaya girersin de, para yarışması bilmem ne bir şey. Belki orada bir işine yarar yaramaz. Milyonlar da bir kişiye.
- 05:23
Ya denk gelir ya denk gelmez. O bildiğinin faydası. Öbür türlü genel bilgi sahibi olur. İşte bu adam çok kültürlü derler. Mürekkep yalamış, okumuş falan. Okumuş, dinlemiş derler. Lakin insanlar içerisinde en cahili de, en kültürsüzü de seninle eşit olur. Hatta onun parası varsa senden de değerli olur, kıymetli olur.
- 05:49
Sen istediğin kadar kültürlü olsan, şair olsan, edip olsan, fasih olsan, belig olsan, bu zamanda şimdi insanlar paran yoksa, araban marka değilse falan, adam yenebilirsen koymazlar. Onun için dünya ilimlerinin birçoğunun dünyada bile değeri yok demek istiyorum. Bırak ahirete faydasının geçmesini. Dünyada bile bu ilimlerin birçoğunun.
- 06:11
Aşinlik adam profesör olmuş. Maaşı yani asgari ücret kadar. Kimisi de işsiz. Toçat moçat dolu işsiz var. İşsizlerin çoğu üniversite mezunu. Yani yine sanattan, çıraklıktan şuradan buradan gelenler iş buluyor. Mektepleri bitirmiş adam, kimse iş vermiyor. Onun için dünya ilimlerinde fayda yok demiyorum.
- 06:39
Ama ilim maluma tabidir. Yani konusuna göre şeref kazanır. Dünyanın şerefi itibarı yok ki dünya ilimleriyle uğraşan ondan şeref kazansın. Onu demek istiyorum. Dünyanın Allah'ın dinde hiç itibarı yok. O zaman Allah-u Teala ki mesela tefsir ilminin konusu Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin manalarını tahlildir.
- 07:05
Ve izadır. Kur'an-ı Kerim Allah'ın kelamdır. Kelamların en üstünüdür. O zaman tefsir ilmi de ilimlerin en üstünü olur. Hadis Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kelamların beyanıdır, şerhidir ve izadır. O da vahiydir. Allah'tan aldığını söylüyor. O zaman Allah'tan büyük yok, vahiyinden büyük yok, hadisinden büyük yok diyebiliriz.
- 07:26
Bunlar doğru bir mana. İlm-i kelam, yani itikat meseleleriyle alakalı ilimler Allah'ımızın zatından ve sıfatlarından bahseder. Zatı ki Allah'ın zatı gibi zat yoktur, sıfatları gibi sıfat yoktur. Zatından daha aziz ve şerefli yoktur. Sıfatlarından da daha yüce yoktur. En üstün sıfatlar Allah'a aittir.
- 07:48
En yüce meseleler ve vasıflar, nitelemeler Allah'a aittir. O zaman bu mektubumuzun yani bu mektuptaki konu edilen Allah'ımızın zatı ve sıfatlarıyla ilgili bu ilimlerden daha büyük ilim yoktur. Nereye geldik anlatabiliyor muyum?
- 08:07
Şimdi sana televizyonda programlar var. Herkesin elinde zapt zıplar var. Oradan oraya atlıyorsunuz. Atlamayın. Durun burada. Sabit durun. Rabbinizden bahsedilecek burada. Sizi yaradan, yaşadan, yediren, içiren yarın ahirette O'nun huzuruna gideceğiz. Hesaba çekecek bizi O'dur. Cennet, cehennem O'na aittir.
- 08:29
Azap, ceza O'na aittir. Mükafatı ancak O verebilir. O'ndan bahsediliyor. O'ndan şerefli yok. O'ndan bahsedilen konuşmadan daha şerefli konuşma yok. O'nu anlatan ilimlerden daha aziz bir ilim yok. O'nu anlatmaya çalışıyorum sana. Geçiyorsun öbür kanala. Ne var? Dizi var. Ne var dizide? O'nu aldatmış.
- 08:48
O'na bilmem ne etmiş. O'na vurmuş. O'na kırmış. Bundan ne kazanırsın sen dünyada da ahirette de? Ne kazanırsın? Ahireti bıraktın. Dünyada ne kazanırsın? Öbür tarafta belgesel var. Öbür tarafta belgeseli yaratan. Orada gördüklerini yaratandan bahsediyorsun. Yaratanı tanımıyorsun. Yaratılanlarla uğraşıyorsun.
- 09:09
Yemek tarifi var bilmem ne. Bunların faydası ne kadar sürer? Yani her kanal bir şeylerle uğraşıyor yani kendi kendine. Geçmişten, gelecekten. Tarihsel vakalardan. Şu olmuş, bu olmuş falan. Şimdi biz ölsek bize men rabbüke Rabbin kim soracaklar? Sen Rabbinin sıfatlarıyla zatıyla, zatının tenzihiyle, tesbihiyle, takdisiyle tanımadıysan bugünün insanların ekserisi.
- 09:42
Allah mekan isnad eder. Allah gökte der. Allah baba der. Aşağı ol. Müslümanım diyen birçok cahiller her gün kaç kere dinden çıkıyorlar da farkında bile değiller yani. Adam bilerek de kafir olmuyor. Ama burada mazeret, cehalet, mazeret sayılmaz ki sen. Rabbini bilmiyorsun. Mazur mu sayacaklar seni yani?
- 10:05
Her şeyi bildiğinde Rabbini niye bilmedin? Her şeyden haberin var ya. Bütün dünyada neler oluyor, neler bitiyor. En son haberler, en taze haberler, en son çıkan markalar, yiyecekler, dükkanlar, nerden ne satılıyor, nerden ne alınıyor. Her nefsinle alakalı. Her teferruata vakıfsın. Ama seni yaradan, yaşatan Allah'ın sıfatlarını bile saymaktan acizsin.
- 10:29
Bu faturayı ödettirirler arkadaş. Bunu sordular. Onun için ben diyorum yani en azından İman-ı İslam Ülmehali kitabımızın ilk bölümündeki iman bahsinde yani 120 sayfa kadardır, buradaki malumatla bile insan imanı kurtarır. Yani çok detaylı değil ama ehli sünnet olabilir yani. İmam Rabbimiz Hazretleri tabi yine bu konulardan bahsediyor.
- 10:55
Rabbimizden, zatından anlatıyor. Ama biraz ince şeyler anlatıyor. Yani bizim o iman ilmehalinde değinmediğimiz yani herkesi çok alakadar etmeyen konulardan bahsediyor ama bilinmesinde çok fayda var. Çünkü neden? Bu hususta geniş bilginin faydası olur, zararı olmaz. Çünkü biri seni yanıtmaya kalksa, ilmin fazla olursa yanlış olduğunu anlarsın.
- 11:19
İlmin sınırlı olursa yutturabilir sana. Yani Mevla hakkındaki meseleleri söylüyorum. Buyuruyor ki ve ennehu şüphesiz o Teala, o daima yüce olan Rabbimiz, geriden bunları beyan etmiş idik. Evet. Buraya kadar geldik mi ben çizmişim ama ben bazı çizdiğime de bakma ha. Sanki gelmedik şimdik. Bu çizdiğime göre bazı kere çiziyorum, buraya geleceğim diye çiziyorum.
- 11:57
Ben buraya geldiğimizi düşünmüyorum. Ve ennehu Teala, üsttekindeyiz yani atla çizdiğim yerde değiliz. Ve ennehu Teala, şüphesiz Allah-u Teala ganiyun. İhtiyaçsızdır. Biz üstte okumadık. İhtiyaçsızdır. Mutlakun. Kayıtsız ihtiyaçsızdır. Mesela bir adam zengin olabilir. Yani zengin olabilir ne demek? Fakir değil.
- 12:25
Yani ona buna muhtaç değil. Ana babasının eline bakmıyor. Konu komşu onu geçindirmiyor. Malı mülkü var, zengindir. Ama mutlak değil. Mutlak ne demek? Mutlak bütün kayıtlardan uzak demektir. Tam ihtiyaçsız olan zengin Allah'tır. Geri kalan ne kadar zengin olsa da mesela adam evi süpürmekte hizmetçiye muhtaç.
- 12:49
Yemeği pişirmekte aşçıya muhtaç. Ondan sonra Ondan sonra ayakta durabilmek için yemeğe muhtaç. Hafızası yerinde olup konuşabilmek için bir iş yapabilmek için uykuya muhtaç. Yani bu adam zengindir. Nasıl zengindir? Uyumadan duramıyor. Yemeden duramıyor. Konuşmadan duramıyor. Yalnız kalamıyor. Bin türlü ihtiyaç var.
- 13:14
Hatta ne kadar zengin olursa o kadar muhtaç. Çünkü malı da çok olduğu zaman teferruatı ona göre artıyor bilmem ne. Eşen dediyse ha ben ha seni kimse ha demiş. E sen şimdi zenginim diyorsun oturuyorsun aşçı ama orada hizmetçi olmasa ineği sağmasa süt gelmiyor. Dolayısıyla ne kadar zengin o kadar muhtaç yani.
- 13:34
Dünya bakımından. Biliyorsunuz adam zenginliğini anlatırken de diyor üç bin işçi çalıştırıyor. Mesela aa üç yüz tane adam çalıştırana bile zengin diyoruz. Bu üç bin çalıştırıyor falan. E üç bin çalıştırıyor demek o kadar adama muhtaç. Bir grev yapsalar yandı yani. Kazan kaldırsalar. Değil mi? Adam iflasa çürükle bilirler bile.
- 13:55
Dolayısıyla hep muhtaç yani. Ne kadar zengin o kadar muhtaç. Anla işte dediğimi. Yine fakir bir soğanı kırar basar üstüne yer belki daha bir ihtiyacı az olur. Zengini anlıyorum ona buna ihtiyacın yok. Ama mutlak değilsin. Ne demek? Mukayyetsin. Yani görünüşte ihtiyaçsız görünüyorsun. Ama hakikatte her şeye muhtaç.
- 14:19
Başın ağrısa doktora gidiyorsun. Dişin ağrısa dişçiye gidiyorsun. E sen zenginsin madem ihtiyaçsızsın. E niye dişçiye gidiyorsun? Yani bana öyle bir zenginden bahset ki hiç kimseye muhtaç olmasın. Ama hiçbir işte hiçbir işte hiçbir şeye muhtaç olmayana mutlak denir. Kayıtsız. Ama öbür türlü zengin. Para bakımından öbürü arazi bakımından.
- 14:45
Öbürü ilim bakımından. Öbürü film bakımından. Neyse herkes bir noktada fazlalık sahibi olabilir. Ama bu onu her bakımdan ihtiyaçsız yapmaz. Birçok yönden muhtaçtır. Ama Allah-u Teala'dan bahsedecek olursak Rabbimiz Teala mutlak manada zıganidir. Ne demek? Hiçbir yönden şuna ihtiyacı var diyemezsin. La ihtiyacı.
- 15:07
İhtiyaç hissetmez. İla şeyin hiçbir şeye. Asla. Kata ihtiyaç hissetmez. La fi zati. Zatında yani varlığında. Mesela biz varlığımızda muhtaçız. Allah-u Teala bizi var etmese var olamazdık. Şimdi yaşatmasa da yaşayamayız. Şu anda öldürse yani ipini çekse. Ruhunu çekse diyelim yani. Ruhunu çektiği anda ölmek de zor ve uzun bir şey değil.
- 15:31
Bir adam bir saniye evvel diriyken bir saniye sonra ölüyor olabiliyor. Yani bizim zatımızda yani kendi varlığımız ruhumuz yani bedenimizin tabi canlı olması ruhumuzun içinde durmasıyla ve onunla irtibatı kesmemesiyle devam ediyor. Mevla bunu kestirdiği anda bizim zatımız diye bir şey kalmıyor. Zatımız odun oluyor, kütük oluyor.
- 15:52
Koyuyorlar, götürüyorlar. Gömüyorlar zaten. İhtiyaçları olsa bir şeye yarayacak olsan evde saklarlar. O zaman Mevla zatında muhtaç değil. Biz zatımızda muhtaçız. Yani varlığımızın kendisinde. La fi zati. Sıfatlarında muhtaç değil Allah. Bilmesi bir yerden öğrenmeye bağlı değil. Haberleri dinlemeye bağlı değil.
- 16:11
Gazete okumaya bağlı değil. Birinin getirip konuşmasına bağlı değil. Duymasına bağlı değil. Sıfatları. İşitmesi kulak gibi bir uzva bağlı değil. Görmesi göz gibi bir uzva bağlı değil. İradesi akla ruha bağlı değil. Kudreti ele ayağa bağlı değil. Haşa. Kelam konuşması bizim gibi dile bağlı değil, ağza bağlı değil.
- 16:33
Sıfatlarında muhtaç değil. Biz bütün sıfatlarımızda muhtaçız. Yani şu anda görüyorsam Allah Teala'nın gördürmesiyle. Bir katarak gelse görmüyorum. Bir kanama yapsa bulanıyor. Bak ne kadar en ufak bir arıza da göz gidiyor. Kulakta bir arıza, bir iltihap, bir bilmem ne. Efendim adam niceleri şu anda duymuyor mesela.
- 16:53
Bazısına cihaz bile koysan duymaz. Çünkü Allah Teala ne yaptı? İşitme sıfatını adamın aldı. Demek biz muhtaçız. Mevla sebeplerle gözünü alıyor şeyini, kulağını alıyor. Tabii doktor ona bir sebep veriyor yani. Adam öldüğü zamanda da diyorlar. Kriz geçirdi, şu oldu bu oldu. Herkese bir sebep söylüyorlar zaten.
- 17:13
Ama yaratan kim? Mevla zatında da muhtaç değil. Sıfatlarında da muhtaç değil. Fiillerinde, işlerinde de muhtaç değil. Biz bir iş yapacağız. Bir yeri kazacağız. Kazmak kürek bilmem ne. Allah'ın verdiği kuvvete muhtaç. Şekerin düştü. Otursun kenara. Elini kıpırdatamıyorum. Tansiyonun düştü. Kolalık böyle durursun.
- 17:35
Yani. Hadi kalk yürü. Yürüyemezsin. İki rekat kılamazsın ya. Bir tansiyonun ikiye düşsün bakalım üçe. Yani başıma gelen işler onun için söylüyorum. Demek ki sen bir iş yapacaksın. Bir iki rekat kılmak kolay bir iş gibi gelir. Veya şuradan sonra on adım at. Hadi felçliğe de bakayım on adım atsın. Bir adım atamazsın.
- 17:55
Bütün fiillerimizde Mevla'nın yarattığı sebeplere muhtaçız. Ama Rabbimiz ne zatında muhtaç, ne sıfatlarında muhtaç, ne fiillerinde muhtaç. Fi emrim minel umur. İşlerin hiçbirinde. Yani. Sadece şu işte bu işte değil. Biz her işte muhtaçız. O hiçbir işte muhtaç değil. Fekeme annehu teala nasıl ki Rabbimiz, Yüce Rabbimiz gayrun muhtacin.
- 18:21
Muhtaç değildir. Burada noktasız olmuş. Gayrolacak noktalı. Nerede fil vücudi? Var olmasında muhtaç mıydı? Onu başkası mı var etti? Haşa. Onun varlığı kendindendir. Yok olduğu zaman düşünülemez. Peki var olmasında birine muhtaç oldu mu? Olmaz. Halbuki biz muhtaç olduk mu? Olduk. Bir Allah olmasa Celle Celaluhu, anamızın göğüs kemiklerinde, babamızın bel kemiğinde, sulbünde
- 18:51
bizim yaratıldığımız o meni denen insan suyunu kalk etmese, oradan oraya annemiz rahmet döktürmese, oradan onu tavırdan şekle sokmasa, orada ona 120 günlükken ruh vermese, biz var olamayız. E varlığımızda muhtaç. Allah-u Teala var olurken kimseden ihtiyacı yok. Kimseden bir şey almadı yardım. Zaten varlığı kendinden.
- 19:11
Onun için yok olduğu zaman yok ki ne zaman var oldu diyelim. Haşa. Hep var. O zaman varlığında muhtaç olmadığı gibi kezel göbe yine aynı böylece zatı gayrum muhtacin. İhtiyaç sahibi değildir fil zuhur. Zuhurda da ihtiyaç sahibi değildir. Ne demek? Sıfatlarının belirmesinde. Yani Allah'ın ilmini ne kadar büyük olduğundan bahsediyoruz.
- 19:33
İşte hayatının, işte görmesinin, işte kudretinin, gücünün. E şey Allah'ın kudreti nerede gözüküyor? Allah'ın sıfatlarını biz göremiyoruz. Sıfatların eserlerini görüyoruz. İşte marangozun eseridir bu masa. Bunu görüyoruz. Marangozun sıfatı adamın içinde. O şekilli bir şey değil. Peki burada bir adamın marangoz olduğunun ispatı için, izharı için ne yapması lazım?
- 20:01
Bir eser meydana getirmesi lazım. Bir ahle yapar, bir masa yapar, bir sehpa yapar. Millette der ki aha bu marangozmuş. Öbürkünü ben de derim marangozum. Herkes der. İddia kolay. Ama eseri çıkarsa ortaya sıfatı zuhur eder. Ama Mevla'da böyle bir şey söz konusu değil. Var olması nasıl ki bir şeye muhtaç değil.
- 20:21
Sıfatının beydana çıkması belirmesi de bir şey yapmaya muhtaç değil. Yani işte gökleri yerleri yarattı da. Biz de onları bize de onları görecek göz verdi de. Biz de baktık etrafımızda mahlukatı temaşa ettik de. Allah kadirmiş diye anladık. Anlamasan kaç yazar? Sen kimsin? Yani Mevla'nın kudret sıfatı kendine mevcuttur.
- 20:43
Zatı nasıl ki bir şeye muhtaç değildi varlığında. Sıfatları da muhtaç değildir. Bir şeyin ortaya çıkması belirmesine muhtaç. Eserin görünmesine muhtaç değil. O senin sıfatının eserini görürseler sana derler ki bu adam marangozmuş, bu adam efendim dişçiymiş, aşçıymış bilmem ne bir yemek yaparsın çıkar meydana git sen aşçıymışsın.
- 21:03
O sende olur. Mevla'da olmaz öyle bir şey. Mevla'nın sıfatları daima vardır. Eserleri ortada olmadan da gökler yerler sonradan yaratıldı. Onlar olmadan evvel Allah-u Teala kadir değil miydi? E yine kadirdi. Yani varlığı mı nasıl ki muhtaç değil. Sıfatlarını fiillerinin varlığının da efendim görülmeye ihtiyacı yok.
- 21:24
Görülmeseli o sıfatı onda vardır. Tasavvuf ehlinden bazılar işte bu şeyler İmam-ı Rabb'i Hazretleri hemen bir konuyu anlattıktan sonra işte Vahdet-i Vücud cemaatiyle Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri'nin bazı izahlarıyla veyahut da o cemaatten olan veyahut başka fırkalardan tasavvuf ehlinin hemen konularını meydana çıkarıyor ki bazıları tasavvufu yanlış anlamasın.
- 21:57
Bazı tasavvufçuların manevi hallerindeki müşahedelerindeki keşiflerinde hata olabilir. Bu hata bütün insanlara yansımasın. Yani insanların itikadı haline gelmesin. İtikadlarını düzgün tutsunlar. O zat mazur olabilir. Manevi makamında ona öyle gösterilmiş olabilir. Ona da hürmet edilir. Tazim edilir.
- 22:18
İtibar edilir. Ama o görüşü alınmaz mesela. Çünkü şeriatın zahirine uyana bakmak lazım. Bizim tarikatımızın tasavvufumuzun en büyük özelliği nedir? Şeriatın zahirine uyup uymadığına itibar etmesidir. Şimdi bazı tasavvuf ehlinden birinin ibarelerinden bazılarının sözlerinden anlaşılıyor. Bu sözler yani mesela bakalım Bu yani Muhyiddin Arabi Hazretleri'ne mi aittir?
- 22:55
Muhyiddin Arabi Hazretleri'nin de bu görüşün olmadığını sonra Abdülvahap Şahrane Hazretleri beyan etmiş. Eliye vakit vel cevahir isimli eseri var. Onu da beyan etmiş. Yani Muhyiddin Arabi Hazretleri'nin sözlerinde alemdir. Acayiptir. Bazı ibarelerinde böyle işaret var. Yani Fusus'tan ona şerh edenler Molla Camii'de orada bir izahat getirmiş falan ama
- 23:27
diyor ki yani orada tabi Muhyiddin Arabi demiyor ama bazen ibarelerinden anlaşılıyor diyor yani. İma ediyor. Neye dair? Eee Minennehu Teala Allahu Teala muhtacun muhtacmış haşa üstünlüklerinin belirmesinde öyle üstünlükleri ki el esmaiyyeti isimleriyle alakalı ve sıfatiyyeti sıfatlarıyla alakalı. Yani Allahu Teala'nın isimleri var işte.
- 23:59
Esma-ı Hüsna'yı biliyorsunuz. İşte gafur ziyade bağışlayan. Rahim çok acıyan. E şimdi bu biz yaratılmadan önce kime acıyacak? Ya biz günah işlemesek kimi bağışlayacak? Gibi bir yorumya getirirsen o zaman diyorsun ki bu isimlerde Allah'ın üstün sıfatları var yani mükemmeliyetleri var. Mağfiret etmek, bağışlamak, acımak vs.
- 24:25
Bunun belirmesi için bize ihtiyaç var. Diye bazı tasavvuf ehlinin sözlerinde çıkıyor. Sıfatiyeti sıfatlarıyla alakalı kemalatının zuhurunda. Yani sıfatları işte diyoruz ki işitmek. E şimdi biz konuşuyoruz o işitiyor. Yaratılanlar olacak ki onları görsün. Kudret gücü yetmek. E şimdi işte kadir olduğu şeylerden bir şeyler yaratıyor.
- 24:52
Yaratınca kudreti çıkıyor. Dolayısıyla yaratmadan o kudretin mükemmelliği görünmüyor falan. Laflar, bazı tasavvuf ehlinin sözlerinden anlaşılıyor, diyor. Şimdi Muhittin Arabi Hazretleri'nin de maksadı bu değil. Esasen Muhittin Arabi Hazretleri'nin bazı sözleri hep yanlış anlaşılmaktan dolayı bugün maalesef birçok, yani İbri Tevmiye kolu, işte Vehhabiler vs.
- 25:20
Muhittin İbni Arabi Hazretleri'ne kafir diyorlar, haşa. Büyük velidir. Ama lafları bazı kere incedir, derindir anlamak için şerh lazım. Zaten kendisine demiş, Nahnu kavmin yahrumun nazaru fî kütübina. Biz öyle bir cemaatimiz ki kitaplarımıza bakmak haramdır. E niye yazdın bunu? İşte senin gibilere imtihan olsun diye yazmış demek ki.
- 25:42
Yani biz bazı istilahlar geliştirmişizdir. Aramızda tabirlerimiz vardır. Bu tabirlere göre konuşuruz. Zahirden anlaşılan gibi değil. Mesela fütuhatın, yani fütuhat-ı Mekke'nin 229. babında diyor, e Muhittin Arabi buyurmuş ki, Hak Teala isimlerinin ve sıfatlarının belirmesinde, yani eserlerinin açığa çıkmasında bu alemin var olmasına muhtaçtır denemez.
- 26:11
Bak reddetmiş o görüşü. Orada reddetmiş. Denemez. Çünkü Allah Teala alel-i ghanidir. Yani kayıtsız, şartsız, ihtiyaçsızdır. Her manada ihtiyaçsızdır. Hal böyle olunca diyor, İmam Şahrani diyor ki, işte Allah Teala isimlerinin, sıfatlarının, eserlerinin belirmesinde, mahlukatına muhtaç, efendim mahlukat olmasa Allah'ı kimse tanımayacaktı veya işte efendim sıfatlarının
- 26:38
mükemmeliyeti zuhur etmeyecekti gibi e sözleri Muhittin Arabi'ye nispet edenler olmuş. Fakat diyor, fütuhattaki bu ibaresi, bu sözlere reddiyedir. Yani bu sözlerin ona, bu görüşün ona ait olmadığını gösteriyor diyor. Kendi kitabından kaynak veriyor İmam Şahrani Hazretleri. Fakat Fususul Ekem diye de bir kitabı vardır.
- 27:02
O da çok derin ve zor bir kitaptır işte. Onun üzerinde kopuyor bütün dünya zaten. O kitabı da çok alimler, şerh yazmışlar Molla Camii gibi. Onlar da orada onun bazı sözlerini, birçok sözlerini izaha çalışmışlardır. Demek ki Evliyaullah'a taan edecek yerde ne demek istediklerini anlamaya çalışmak lazım.
- 27:22
Velakin İmam Rabbi Hazretleri zaten o dedi demiyor ama diyor ki, bazı tasavvuf ehlinin ibarelerinden böyle bir şey anlaşılıyor diyor. Ama bu anlaşılan husus yani Allah'ın isimlerinin ve sıfatlarının mükemmeliyeti ortaya çıkması için, eserleri belirmesi için mahlukat olması lazım ki çıksın meydana gibi bir şey anlaşılıyor.
- 27:45
Hazel kelamu bu söz sekilün çok ağır geliyor diyor. Yani bu söz direkt olmasa da bu çıkan mana da çok ağır geliyor. Alel fakiri bu fakire diyor İmam-ı Rabbani kendisine. Cidden gerçek manada üzülüyorum diyor. Ve atikadi benim inancım şudur ki Ennel maksude şüphesiz kast edilen min halkil halaiki bütün mahlukatın yaratılmasından maksat nedir?
- 28:12
Daha ve icadil mevcudati bütün varlıkların yokluktan çıkarılıp varlık sahasına geçirilmesinde var edilişinden gaye ve maksat nedir? Benim inancıma göre husulül kemalat bir takım mükemmeliyetler, üstünlükler, hünerler, faziletler, meziyetler meydana çıksın içindir. Meydana çıkması kast edilmiştir. Ama bu üstünlükler, bu hünerler bu kazançlar lehüm yaratılanlara ait olacaktır.
- 28:44
Yoksa yoksa la husulü kemalin yeni bir mükemmeliyet kazanmak değildir aidin dönücü ila Cenab-ı Kutsi Teala Tekaddes'e daima yüce ve mukaddes olan o kutsal Rabbimizin kutsal Cenabına yönelen bir kemal söz konusu değildir. Yani Allah Teala hiçbir şey yaratmasa da mükemmeldir. Mükemmeldi. Mükemmel olarak da devam ediyor.
- 29:12
Mükemmeldi hiçbir şey yokken mükemmeldi. İsimleri mükemmeldi. Sıfatları mükemmeldi. Hiçbir şey yokken mahluk yok. Ama bir şey yarattıktan sonra evvelce olmayan bir üstünlük kazanmaz ki haşa. Kazanmaktan münezzeh ettir. Ganiyun halel itlak ne demek? Kayıtsız, şartsız, ihtiyaçsız. Sen dersen ki beni yaratınca şöyle bir sıfat kazandı Allah Teala.
- 29:39
Peygamberleri yaratacağı ne oldu? Peygamberleri gönderen Allah gibi bir sıfat kazandı. Ya Allah Teala'da o sıfat zaten var idi. Allah Teala'da eksik bir şey mi var idi de peygamberleri gönderince o eksiklik tamamlansın haşa. Demek ki burada bir kemal, bir mükemmeliyet, bu kainatın yaratılışında bir üstünlük belirsin gayesi güdülmüş.
- 30:05
Ama bu üstünlük, bu fazilet, bu şeref kime ait olsun kastedilmiş? Yaratılanlara ait olsun. Niye? Allah'ı bilmeleriyle. Çünkü sen neydin? Yoktun. Ben de yoktum. Herkesin doğum günü belli. Tarihini geri git. Ananın karnına düştüğünden de geri git. Dokuz ayda üstüne koy. Sıfır yoktun. Yok, eserin bile yok.
- 30:27
Anan rahminde bir pıhtı bile değildin yani. E sen hiç yokken sende bir hüner olabilir mi? Yoklukta bir şeref olabilir mi? Yoklukta bir fazilet, bir sıfat, bir niteleme yapılabilir mi? Yok yani. Adem yokluk, madüm yok. Bütün şerlerin yuvası yokluktur. Ne kadar üstünlük, kemalat, hayır çıkacaksa varlıktan çıkar.
- 30:51
E hal böyle olunca sen, Allah Teala seni yaratmak diledi. Ve seni yoktan var etti, bu aleme getirdi. Şimdi burada bir üstünlük kazanmak gayesi güdüldü. Kim için? Senin için. Niye sen yoklukta, hünersizlikten faziletsizlikten, vasıfsızlıktan, nitelik, yoğun nitelemesi olmaz ki. Sıcak denmez, soğuk denmez, güzel denmez, çirkin denmez, yok zaten.
- 31:17
Seni o yokluktan varlığa çıkarttı, çekti. Şimdi sen ne oldun? Var oldun. Ondan sonra ne oldun? İlim sahibi oldun. Hayat sahibi oldun. İşitme sahibi oldun. Görme sahibi oldun. Elin ayağın tutuyor, bir şeyler yapıyorsun, çeviriyorsun. Kudret sahibi oldun. Kelam konuşuyorsun bak. Konuşma sahibi oldun. Ne kadar hünerler kazandın gördün mü şimdi?
- 31:36
Yani Varlıkların bu mahlukatın var edilişinde bir kemalat kazanma gayesi maksadı vardır. Ama bu kemalatı kazanacak olan haşa Allah-u Teala değildir. Yani seni yarattı diye Allah bir şey kazanmadı. Sen Allah'ın yarattığı bir mahluk olmanın itibariyle Allah'ın kulu cansızsan yaratık hayvansan şey efendim insansan abd kulluk veya taşsan topraksan yine mevcut var olan bir şey
- 32:12
yokluktan iyidir. Var oldun. Bak bir hurma ağacı kütüğü bile efendim sallallahu aleyhi ve sellem ona dayanınca ne oluyor? Şeref kazandı. Yokken o kütük nasıl bu şerefi kazanabilir? Dolayısıyla burada bir üstünlük kazanma varsa ki var onu da Allah-u Teala'nın yaratması sebebiyle yarattıklarına bağışladığı yarattıklarına hibe ettiği kemalat vardır.
- 32:40
Yoksa Allah-u Teala'ya dönen bir üstünlük bir fazilet yoktur. Allah-u Teala gökleri yaratmakla bir sıfat almıştır. Halk-u Semavat gökleri yaratan ama bir şeref kazanmamıştır. Bir eksiklik de olmamıştır. Yani gökleri yaratmasaydı Allah-u Teala'da bir noksanlık yoktu ki haşa. Ve Kavlu Teala Allah'ımızın şu ağeti Vemâ helektul cinne velinse illâ liyâbudû.
- 33:06
Vemâ helektul ben yaratmadım el cinne cinleri velinse insanlar. İlla yarattıysam ancak ve ancak niçin yarattım? liyâbudû ibadet etsinler diye. Kime? Ni bana. Ey ne demek diyor? İbn-i Abbas bu tefsiri yaptı zaten. liyârifû tanısınlar diye ni beni. Ben insanları cinleri niye yaratmışım? Beni tanısınlar diye yaratmışım.
- 33:30
Peki burada ne oluyor? Teyyidun destekleyicidir liyâzel mânâ. Benim dediğim mânâ'yı teyit ediyor. Demek ki beni tanısınlar diye yani ben tanınayım diye değil. Ben tanınmaya muhtaç değilim. Ben kayıtsız şartsız ihtiyaçsızım dedik ya hiçbir şeye ihtiyacım yok diyorum sana. Hiçbir şeye ihtiyacım yoksa senin beni bilmene niye ihtiyacım olsun?
- 33:59
Ghanî demek Allah'ın sıfatıdır. Ghanî zahirde de bir adam trilyoner olabilir Ghanî'dir zengindir. Ama mutlak değil. Demin dedim sana 40 tane kayıtla mukayyet. Her şeyi bir yere bağlı adamın. Bu ihtiyaçsız denmez ki buna. Zaten kafadan Allah'a muhtaç. O ayrı bir şey. Bir de zahirde de dünya kadar sebepler alemindeyiz.
- 34:20
Her şeye muhtaç o adam. Hem öyle her şeye muhtaç değil. E seni yaratmaya niye muhtaç olsun? Tanınması için senin olman lazım. Niye olman lazım? Tanınmasa nesi eksilir? Değil ki sen bir kitap çıkarırsın ortaya kitabı tanıtmak istiyorsun. Reklam niye diyorsun reklam? E niye? Kitap durduğu yerde satmıyor.
- 34:38
Satmayınca sana para dönmüyor. Senin işin görülmüyor. Senin ihtiyacın var. Onun için sen onu tanıtıyorsun. Tanıtıyorsun yayılsın meşhur olsun. Bilinsin diye. Bilinmese faydası yok. Kaldı burada rafta duruyor. Ama Allah-u Teala bir şey yaratmasaydı bilinmeye ihtiyacı yok ki. Sen geldin de ne kazandı Allah'a yani?
- 34:58
Neye muhtaç? Onun için burada güzel anlamak lazım. Fel maksûdi o halde kast edilen halkil cinni cinlerin yaratılmasından davel insi insanların halk edilmesinden gaye nedir? Hedeflenen maksat nedir? Husûl-ül marifeti bir tanıma hasıl olsun. Ama bu tanıma kim için? Levm onlar için. Onlar Allah'ını bilen kullar ve varlıklar olsun.
- 35:24
Yaratanını tanıyan varlıklar olarak Arif diyorsun. Arif ne demek? Arif Allah'ı bilen Arif-i billah Evliya hakkında kullanılır. Arif-i billah kabir taşlarında El-Arif-i billah yazar. Yani Allah'ı bilen zat tanıyan zat demek ki marifet kime ait olacak? Yani Allah'ı tanıma sıfatlı Levm kullara ait olacak.
- 35:50
Elletî o marifet ihiye o kemâle onların olgunlaşmasını sağlayıcıdır. Bir adam Rabbini tanıdığı kadar mükemmel olur. Rabbini tanıdığı kadar Arif olur. Allah'ından haberi olmayan alim de olamaz, Arif de olamaz. Cahillerin en büyüğü olur. Çünkü bir insanın mükemmelliği üstünlüğü neye göredir? Kendisini yaratanı bilmesine ve tanımasına göre.
- 36:17
Yani yiyorsun, içiyorsun, havalarını teneffüs ediyorsun, bu kadar nimetlerinden istifade ediyorsun, 70-80-90 yaşına geliyorsun, ordinalis profesör oldun, Nobel ödül sen mükemmel bir adam olabilir misin şu anda? Yani belki maaşın çok yüksek olabilir, dünya çapında itibarın olabilir, belki senin efendim aldığın ödüller bu odaya sığmayabilir.
- 36:42
Ama sen yaratılış gayene hizmet etmedin. Çünkü senin yaratılma gayen Allah'ı tanımaktı. Senin kemalin ve üstünlüğün Allah'ı tanımana bağlıydı. Sen Allah'ın Rabbini tanıdığın kadar Arif olacaktın. Allah'tan başka her şeyi bildin. Böcekler hakkında bilmem master yaptın. Efendim canavarlar hakkında doktora yaptın.
- 37:07
Fuzuli fuzuli şeyler tamam. Yani malumat sayılabilir ama Rabbini bilerek yapsaydın her şeyden onun bir eserini görürdün. Ama Rabbini tanımadan bilmeden inanmadan ne kadar mükemmelim zannedersen zannet yaratılış gayesine hizmet etmeyen bir insan senin için yaratmışlar beni bilsinler diye tanısınlar diye buyuruyorken sen hiç o Allah'tan habersiz yaşamışsın.
- 37:33
O halde insü cinnin halkından maksat kendilerinin üstünlüğünü mükemmeliyetini temin edecek olan marifeti kazanmalarıdır. Yani Allah'ı bilmeleridir ve tanımalardır. La emrun Başka bir iş değildir ki yakun olacak aiden raci olacak kime ila Cenab-ı Kutsil hakkı Sübhanım Allah'ımızın ait olacak bir kemalat bir üstünlük bir fazilet burada söz konusu değildir.
- 38:05
Yani insanlar yaratıldı yaratılınca ne oldu? Allah'ta maruf oldu yani bilinen zat oldu. Maruf olmakla ne oldu? Allah bir şey kazandı. Haşa kazanmaktan münezzehdir kazanmaz. Eksiği yok ki kazansın ihtiyacı yok ki tanınmak istesin. E tamam da hadisi kutsi var hani biz hep bazılarda okuyoruz oradan bir soru gelmiyorum filhadidil kutsiyy kutsi hadiste
- 38:32
min kavli sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin buyurduğu yani mana eee Mevla'dan geliyor min kavli sallallahu aleyhi ve sellem fe kalaktül halka Rabbimiz buyuruyor ki bu tasavvuf ehli arasında meşhur bir hadistir muhaddisler katında sabit değilse de Aliülkari Hazretleri eee manası sahittir demiştir manası sahittir çünkü neden eee ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler
- 39:00
diye yarattım İbn-i Abbas baş müfessir nasıl tefsir etti onu Liyarifun beni tanısınlar için yarattım peki ayette olduğuna göre hadisi kutsiyle bu manadadır kaynağını yani sahibi hadis kaynağında bulmasanda mana nedir mana Kuran'a dayanıyor demektir manası sahih o demektir hadis kitaplarında kaynak bulamıyorsun ama manası sahittir Evliyaullah çok kullanır bunu hani yani
- 39:30
beni bilen yoktu gizli o demek nasıl ki gizli bir şeyi bilen yok bulan yok ulaşan yok gömü gibi ben gizli bir hazineydim hazine demek rahvet edilmesi gereken yani rızası alınmak için her şey feda edilmesi gereken bir zatım demek gizli demek eee bir şeyi yaratmadığım için kimse yok ki beni bilsin gizli o demek yoksa Allah-u Teala perdeyle örtülür mü haşa nasıl gizli olacak yani
- 39:57
beni bilen yoktu demek burada bu kısmını alıyor yani başını almamıştır ben bütün mahlukatı halkettim gökleri yerleri içindekileri işte döşedim serdim hayvanları insanları yarattım niçin yarattım liğorafe tanınayım diye bu işte ayet-i kerimeye de dayanan işte beni tanısınlar diye yarattım aynı manada tanınayım diye peki diyor bu hadiste ki maksat tanınayım derken beni tanıyanlar
- 40:31
olsun da beni tanıyarak şeref kazansınlar yokluktan çıksınlar varlık alemine gelsinler var olduktan sonra da öyle odun kütük olmasınlar hayvan işte maymun domuz olmasınlar insan olsunlar sonra da müslüman olsunlar sonra da arif olsunlar yani ben tanınınca tanınmam için ne lazım tanıyanların olması lazım beni tanıyanlarda da ne olması gerekiyor onlarda kaçınılmaz olarak
- 41:04
fazilet ve kemalat ve şeref geliyor çünkü neden Allah'ını bilen ve tanıyan sıfata sahip olduğu için burada maksat nedir onların tanımasıdır la değildir gen nehu şan yekun hakkü sübhanehu yoksa Allah olacak ne olacak marufen tanınmış olacak da tabi tanınmış oluyor ama veyahsul hasıl olacak lehu Allah ne sebebiyle bir maruf edeyim yarattıkları tanıdığı için iyahu onu yani
- 41:32
yaratılanlar Allah'ı tanıdı diye Allah'a bir üstünlük gelecek bu kadar kulun tanıdığı bir Allah ya bu kadar kulun tanımadığı olsa veya milyarlarca insanı şu anda reddetti Allah milyarlarca insanı ateştim diyor Hristiyanlar çoğu da ateşli olmuş yani bunlar Allah yok diyor yani Allah'a bir eksiklik geliyor mu gelmiyor geri kalan Allah'a inananlar da inanmasaydı
- 42:03
bir eksiklik olur mu olmaz peki hiç birini yok sayalım yaratmasaydı bir eksikliği var mı haşa yok çünkü kayıtsız çatsız her manada ihtiyaçsız hal böyle olunca Hadis-i Kursi'de de maksat odur ki ben kainatı yarattım tanınayım diye niçin beni bilenler onlar üstün olsun yokluktaki zilletten rezillikten şerden çıksınlar varlık sahasına çekilsinler varlık sahasında da tanıyan var
- 42:38
tanımayan var hangileri beni tanıdılarsa onlar öbürlerinden üstün olsunlar cennette efendim sonsuz nimetlere kavuşsunlar beni tanımayanlar helak olsunlar ama burada kar da zararda kime raci oluyor yaratılanlara raci oluyor tanırsa kazanıyor Allah-u Teala tanınmasa da yine aynı üstün sıfatlara sahip kalıyor tanınsa da hiçbir şey artmıyor eksilmiyor çünkü Rabbimiz zatında da
- 43:07
sıfatlarında da fiillerinde de hiçbir hususta hiçbir şeye muhtaç olmayan yegane gani mutlak manada ihtiyaçsız ve zengin olan zatı ekdestir Tealallahu endelike Allah-u Teala Allah-u Teala bir şey yaratıp da ondan onun onu tanımasıyla şeref kazanmak üstünlük kazanmak gibi durumlara düşmekten son derece yüce olmuştur ulüven kebira ama biz öyle değiliz senin bir hünerin varsa
- 43:40
o hünerini göstermeden kimse sana alkış tutmaz yani bu adam çok iyi aşçıymış diye burada otursak herkes seni tanısa şu kadar toplaması var ödülü var merasimi var bana ne yani ama bir yemek yapar bir şey yapsa adam parmağını yelenliyer helal olsun sana tebrik ederim maşallah demesi için eserini görmesi lazım ne oldu eserini çıkartınca adam benden bir tebrik aldı bir şey kazandı
- 44:11
yani benim nazarımda itibarı arttı veya kazandı evvelce ben acaba diyordum tipine de baksana hiç aşçıya benzemiyor ama Mevla öyle midir ki bir şey yarattı diye tebrik edecekler de Sübhane Allah deyince Allah bir şey kazanacak haşa bunu anlatmak istiyor gülüven kebira çok büyük bir yücelikle Rabbimiz yücedir evet
- 44:39
şimdi buradan devam ediyor İmam Rabb'in Hazretleri bu ders yapılmamıştı yapılmamıştı bizim çizgi alta gitmiş iyi ki ben benim kafa yine üstte kalmış doğru yerden geldik dersimizi atlamadan itibarı arttı yapmadan dersimizi yapmış olduk. Böylece Rabbimizi biraz daha tanımış olduk. Biraz daha sevmiş olduk.
- 45:06
Rabbimize biraz daha yakınlaşmış olduk. Mânen. Mesafe yok. E çünkü bildiğin kadar tanırsın. Tanıdığın kadar seversin. Tanıdığın kadar yüceltirsin. Tanıdığın kadar hürmet edersin. Tazim edersin. İlimsiz marifet olmaz. Yani bilmeden konuşmadan etmeden tanıma olmaz. Tanımadan sevme olmaz. Seviyorum. Allah'ı seviyorum.
- 45:31
Ama Allah'ı tanımıyorsun. Nasıl seviyorsun? Değil mi? Evvela öğreneceğiz. Sonra tanıyacağız. Sonra o tanıma bize ne gelecek? Mahappet getirecek. İlim marifet getirecek. Marifet tanıma bize ne gelecek? Mahappet. Bu ne büyük uzatmış ya. Nasıl bir ihtiyaçsızmış. Ne yüce kapımız var. Ne büyük Allah'ımız var ya.
- 45:51
O benim elimden tutarsa bana kimse dokunamaz. Onun ihtiyaçsızlığını anladığın noktada Amerika, Rusya neymiş, Yahudi kimmiş falan başlarsın. Çünkü onu tanıyorsun ya şimdi. Sahibin çok büyük. Sahibine göre, kişiler lafı. Yani insan sahibine göre, dayandığı arkasına göre karşı tarafa hareket çekebilir.
- 46:13
Gücün fazlaysa res çekebiliyorsun. Arkan sağlam değilse dikkatli hareket ediyorsun. Ama Rabbim ki ganidir. Rabbim ki hiçbir şeye ihtiyacı yok. Ne yapıyorsun? İlim dinleyince, öğrenince tanıyorsun. Tanıyınca seviyorsun. Sevince tevekkül ediyorsun. İşlerini ona havale ediyorsun. Ona yaslanıyorsun. Ona dayanıyorsun.
- 46:35
Ancak ondan istiyorsun. Ancak ona dua ediyorsun. Ya bu işi bir de görebilir mi diye asla şüpheye düşmüyorsun. Çünkü bu kadar ihtiyaçsız, her şey elinden gelen, her şey ona bağlı. O hiçbir şeye muhtaç değil. Samet de bu demektir. Allahu Samet. Bu noktayı bildiğin zaman Mevla'ya güvenin artıyor, imanın artıyor, nurun artıyor.
- 46:55
Yani ilim, marifet nur getirir. İlim nurdur. Sohbet dinlemeden, ders dinlemeden, mektubat dinlemeden nasıl Allah'ı tanıyacaksın da seveceksin? Onun için Rabbim cümlemizi dinlediklerimizden faydalanan, marifetine vasıl olan, kendisini hakkıyla tanımaya çalışan, hakkıyla tanımak zor iş ama hakkıyla tanımaya çalışan diyorum.
- 47:18
Dua ederken de dikkatli etmek lazım. Yani Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile hakk ve marifet ey tanınan bilinen Allah'ımız biz seni hakkıyla tanıdığımızı iddia etmekten tenzih ederiz. Tesbih ederiz. Biz seni hakkıyla tanıyamadık diyor. Hakkıyla tanımak, öz zatı itibariyle bilmek, imkansızdır bizim için.
- 47:43
Çünkü idrak edemezsin. İdrak demek tam anlamak, kavramak. Allah kavranmaz aşağıya. Allah her şeyi kavrar. Muhittir, muhat değildir. Muhit kavrayıcıdır, muhat kavranmış. Biz muhat olabiliriz. Allah muhat olamaz. Allah ancak muhittir. Yani kuşatıcıdır, kavrayıcıdır. Kavranamaz. Yani kimse idrak edemez.
- 48:01
Anladım diyen çuvallamıştır. Zaten anlaşılamadığını anlamak, esas anlamak. Ebu Bek Sıddık radıyallahu anh'ın şiirinde geliyor bu beytinde. Allah-u Teala hakkında idrak, yani anlayış tabirini, anladım tabirini kullanmamak, anlaşılamayacağını itiraf etmek, ya ben idrak edemeyeceğimi idrak ettim demek asıl anlayış ve idraktır.
- 48:34
Allah'ın öz zatı hakkında bahis açmak gerçek manada işraktır diyor. Yani şirke düşmektir. Çünkü sen ne kadar aklın var da, ilmin var da zatını anlayacaksın. Ama tabi İmam Rabbi Hazretleri gibi büyüklerimizin açtıkları yolda yürüyoruz. Onların anlattığı kadar, büyüklerimizin beyanları kadar, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden anladığımız kadarıyla tanıyabiliriz.
- 48:56
Öz zatı itibariyle tanınamayacağını, ulaşılamayacağını idrak edilemeyeceğini de idrak etmekteyiz elhamdülillah. Rabbimiz kendi zatıyla sıfatlarıyla, fiilleriyle alakalı bu ilimlerden bizi mahrum bırakmasın. Güzel anlayıp, güzel tanımaya ve o yüce zatına ona göre o manada, o idrak ile ve şuur ile tesbih takdis ve tazimde bulunmaya cümlemizi muvaffak eylesin. Amin.
Benzer sohbetler
43:47Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 6) 243. Bölüm 14 Ekim 202614 Ekim 2026 · 44 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 14 Ekim 2026
34:42Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 5) 242. Bölüm 7 Ekim 20267 Ekim 2026 · 35 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 7 Ekim 2026
38:05Mektûbât-ı Rabbâniyyeden İtikâd Mektubları (3. Cilt 24. Mektûb - 4) 241. Bölüm 30 Eylül 202630 Eylül 2026 · 39 dkMektûbât-ı Rabbâniyye'den İ'tikâd Mektubları · 30 Eylül 2026


