00:00 / 1:05:14

  1. 00:00

    Elhamdülillâh ilezi yedâna lehâzâ ve mâ künnâ lehçediyeh. Lev lâ yedânellâhu mâ tevfîküh. Âd-i sâmihi illâ billâhi lakad câed. Resûlu Rabbinâ-l haqq. Sallu alâ Resûlunâ Muhammed. Allahumma salli alâ Seyyidina Muhammed. Ve alâ âlihi s-sahâbe-i selîm. Sallu alâ tabrizi kulûbunâ Muhammed. Allahumma salli alâ Seyyidinâ Muhammed.

  2. 00:28

    Ve alâ âlihi s-sahâbe-i selîm. Sallu alâ şefiatunû bilâ Muhammed. Allahumma salli alâ Seyyidinâ Muhammed. Ve alâ âlihi s-sahâbe-i selîm. Bu günü özel seçmedik, Hoca Efendi bize söyledi. Bugün münasip dendi fakat Muharrem-i Şerif'in üçüncü günüydü bugün. Sonra tabii onu anladım takvimlerden. İnsanlara ilan edeceğim zaman, ulema Abdülmelik İbn-i Habib olacak.

  3. 01:02

    Endülüs ulemasının, malikiyenin ileri gelenlerindendir. Onun bir eseri var. El-Müfid diye. Çok eski bir eser, 1200-1250 senelik olabilir. Onu da çok rivayetler alıyor. 10 geceden bahsediyor, 10 günden bahsediyor, senenin içerisinde. Bunların çoğu bizim bildiklerimiz var. Yani işte Beraat Gecesi, Meraat Gecesi, İki Bayram Gecesi falan bunlar söylediriliyor.

  4. 01:41

    Orada iki tane bilmediğimiz, yani gece çıkmıştı. Sonra onları da Zilkâdenî'nin 5'i, onu başka kitaplarda sonra gördüm. Ezrakî'nin Ehvâru Mekke'sinde falan. Fâkânî'nin, onlar çok eski kaynaklar. İsnatlı, onlar da 25. geceyi gördü. İşte Efendimiz Hazretlerimiz'in vefatının işte tefin gecesine falan çıkıyor 25.

  5. 02:08

    Zilkâde, haddessellâhu aleyhi ve sellem o. Bir de orada Muharrem'in 3. gecesi. Mesela önümüzde Aşûrâ gecesi var, o çok önemli. Köker ehlinin ibadetleri kadar ibadet olur. Buyuruluyor, 4 Temmuz'a çatıyor. Önümüzdeki Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece. Bir de Muharrem'in üçüncü gecesi diyor, üçüncü günü diyor Allah-u Teala.

  6. 02:42

    Duaları kabul ediyor. İşte oruç, bugün için oruçu söylüyor. Bugüne çattı ona. Perşembe anlatmıştım onu. Yani çok mübarek bir günde rastladı bu icazet. Muharrem-i Şerif'in üçüncü gününde Allah-u Teala'nın kullarına tecelli buyurduğu

  7. 03:09

    Seni ben hiç yaptığın günahlara bakmadan affederim. Yeter ki işte Orucunu tut, namazını kıl, ibadet yap bu mübarek günlere, gecelere. Muharrem, hurumattan geliyor zaten Allah'ın, haram aylarının en büyüklerinden biri. Onun için günümüz hakikaten yani o eserde zikredilen on senedeki on gecenin on gününden biridir bugün.

  8. 03:45

    Bir insan gününü gecesini bilmeden yani çare geçemez. Ticaret erbabı, mevsimleri kullanmaz. Mevsimleri kollarlar. Mevsimleri kollayamayanlar, hasar eder. En azından kârdan zarar eder. Yani, onun için çok önemli. Maalesef bizim tabi Hicri yılbaşımızı unutturdular. Mârem-i Şerif'ten kimse haberi kalmadı.

  9. 04:14

    İşte, Nuhal kutlamaları, normal miladi, sene kutlamaları ne kadar öne geçti. Onun üzerine, analar günü, babalar günü, sevgililer günü, manyaklar günü, salaklar günü, eklediler, çıkarttılar, milletin kafasını bilmem ne ettiler. Yani, insanların artık... Artık ne hicri yılbaşı, ne haram ay, ne bir şey, şuur diye bir şey kalmadı yani.

  10. 04:39

    İşte bir Ramazan oldu, o da mecbur işte, o da sektör oldu hani iftarda, sektör oldu yani. Ramazan'da bir şuuru kalmadı da. Camiler bomboş, teravihler bomboş. Şaşırdık kaldık memleket. Yani Müslümanlık ilerliyor. Ne ilerliyor yahu? Namaz oranı yüzde ona beşe düşmüş. Beş vakit namazı vaktine kılan... Cemaat oranı sıfır nokta bilmem kaç.

  11. 05:02

    Cemaat diye bir şey kalmamış. Yani bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde biz Fatih'te doğduk büyüdük yani. Bir Mevlid kandilinin şutu budur, ne bileyim, Fatih Camii'nin şutu dolardı yani. Şimdi bakıyorum, yarısı dörtte üçü, o da yarıdan fazla Suriyeliler. Onlar Mevlid'e çok itibar ediyorlar. Mevlid gecesine, gününe falan.

  12. 05:26

    Yani şimdi onlar da bitmiyor. Bir kısmı gitti, bir kısmı gidiyor. Yani Mevlid-i Şerif kandili diyorsun, işte gece sohbetler oluyordu camilerde, Ramazan-ı Şerif. Bütün camiler tıkabaz. Hani biz üç yaşından, dört yaşından hani sokakta oynuyorduk icabında, Ramazan'da. Her çocuk gibi efendim camilerin köşelerinde.

  13. 05:49

    Ama camiler doluyordu. Şu anda mesela teravihlerde de o doluk oranı yok. Nüfus da kaç kat arttı yani. Onun için Hacı enişte vardı, rahmetli Bukharalı. Ters değiştirdi Huriye teyzenin rahmetullahi aleyhime. Eşhediye Efendi Hazretleri'nin işte burada dururdu biz çocukken. Öyle derdi yani. O tabi mihrimakta oturuyordu.

  14. 06:15

    Edine kapıda yüz... Yani şimdi yaşlasa belki tabii o da yüz yirmi, yüz otuz yaşında olacak. Bizim çocukluğumuzda da çok yaşlıydı. İşte ellilerden evveli söylüyordu yani. Şu mihrimak camisi durdu, öğlen namazında doluyordu diyor. Yani şu anda mesela Cuma'da dolmaz. Tabi Suriyeliler oralarda çok vardı da.

  15. 06:40

    Ne bileyim, Türklerden kalsa dolmuyordu yani. Ben yirmi sene evvel oralarda bulunuyordum. Cuma'ya bazı oraya da gidiyordum. Arka boştu yani mesela bu Suriye olaylarından evvel. Dolayısıyla... Yani siz maşallah bolluktasınız, berekettesiniz. Hafızlık icazetinesiniz. Ne güzel mollalar var, ne güzel yetişmişler.

  16. 07:02

    Hazreti Kur'an icazetine alışıklar falan. Yani çok iyi. Ama her yerde çiçek açmış değil. Yani her yere yaz gelmiş değil. Dünyanın ekserisi, İslam bellelerinin ekserisi Türkiye. İşte halkı Müslüman olan bir ülke. Tabi rejim olarak bunu diyemiyoruz. Lakin, yani itikatsızlık, ateistlik, deistlik, abdestsizlik, kusursuzluk, namazsızlık, had safahıdır, had safahıdır.

  17. 07:40

    Yani abdest yok, namaz yok. İnsanlar suratına bakıyor cips ya. Tabi zinanın ayrı bir verdiği siyahlık var, içkinin ayrı verdiği siyahlık var, namereme bakmanın ayrı verdiği siyahlık var. Zifiri karanlık yani tabi zulümatun, aduha fevka bazı. Evet tabi evliya Allah'ın keşifleriyle, gözleriyle, nazarlarıyla baksan zaten

  18. 08:03

    hiç dedi Efendi Hazretleri sokaklarınızda bakılacak hal mi var? Ben gözümün açılmasına dua edeyim dedi. Yani görmemeyi tercih etti. Çünkü sizin sorunuz. Yani tabi Efendi Hazretleri suratlarınızda demek istedi yani. Suratlarınızda görmek istemiyorum demek istedi yani bize demek istedi yani. Ben kendi üstüme alıyorum.

  19. 08:23

    Yani en yakınlarında bulunduk. Hasbel kader. Ne bakacak ya kafamız gözümüz. Bizim neyse bir göz gitti öbürü zor görüyor falan. Biz de biraz biraz korunacağız inşallah yani işte. Kendini koruyamazsan Allah da seni severse işte alır gözünü mözünü. Galiba ölmeden evvel biraz günahın azalsın yani. Onun için burada bir Ravzat'ın mirası cennet.

  20. 08:51

    Cennet bahçesine bahçeye girmiş olduk ya. Bir girdik içeri baktık maşallah. Ama işte bir çiçekte yaz gelmez. Keşke hep böyle olsaydı. Bu yavrularımız hepsi güzel. Hoca olma yoluna girecekler inşallah. Hafızlık ilmin yarısıdır. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz babamız buyurdu. Bunun kalan yarısını tamamlayıp bir an evvel işte Selim Köroğlu Hoca Efendi bereketli adam çok okuttu.

  21. 09:20

    İşte Erkenci Hoca bereketli mübarek adam. İşte Hasan Hüseyin Hoca bunlar. Maşallah daha da vardırlar Hoca Efendi. Tanımayabiliyorum. Bunlar Efendimiz Hazretlerimizden himmet almış, teveccüh almış, bereket almış. Rabıtayı koruyorlar. Efendimiz Hazretleri'nin bereketi de onlarda tecelli ediyor. İşte elhamdülillah medreseler yürüyor.

  22. 09:40

    yürüyor, yürüyor. Ama bereketli kesilenler, kabutayı bozduranlar, Efendimiz'in sözünü, vasiyetini terk edenler, onlar da gün geçtikçe eriyor, eriyor, eriyor, susunluktan kuruyacak. Zaten yeşillikleri gitti. Ama bak burada çok büyük bir Büyük bir nezâret var, tarâvet var, helâvet var, çekinilen feyiz var yani, nispet var Efendimiz'in ruhaniyeti var yani.

  23. 10:08

    O, O'nun bereketi. O teşvik etti bu ilme, bu hafıza. Hepsi ölmüştü, bitmişti yani. Hiç ilme, teşvik diye bir şey kalmamıştı. Hafızlık yine biraz para ediyor işte. Nefsin imam oluyorsun, mezun oluyorsun. Şimdi tabii hafızlık da yetmiyor, imamlık da yetmiyor. Hepten ilâhiyat mezunu şartı getirmişler, geçirullahı falan.

  24. 10:34

    Evvelki gün işte bir resim ona attı. Abdurrahman Dilip Hakkı'da paylaşmış onu falan. Bakmadım, baksam da zaten gözüm görmüyor. Küçük resimler, telefondan. Ondan sonra ilâhiyattan mezuniyet töreni falan. Kızlar, kızların mezuniyet töreni, mini etekliliği yani, mini etek şekli. İşte Dilip Hakkı'da tebrik ediyor, işte mini etekli ilâhiyatçılarımız geliyor.

  25. 10:57

    Daha güzel, iyi gidiyoruz arkadaşlar falan. Bu da dalga geçiyor yani tabii de. Sistemler, rejimler dalga geçmeye çalışıyor. Yani yine bir uyarıda bulunmuş oluyor. Mesele nereye gidiyor ya? Mesele nereye gidiyor? Efendimiz Hazretleri derdi ki, buyururdu ki yani, işte fetva soracak, şunu yapacak, Müslüman hocaya fetva sorun.

  26. 11:22

    Müslüman imamın arkasına kılın falan. Millet anlamıyordu ya. İmamın da gâvurumu var. Efendim falan. Şeriatı inkâr ediyor, şeriatı ilâhiyat ediyor. Şuur yok, bir şey yok. Kader inkâr ediyor, amentü ikiye indirmişler, bilmem ne yapmışlar. Diplomalarını alıyorlar. E tabii ki, mihraflara veya kürsülere çıkabiliyorlar.

  27. 11:49

    Onların çoğu da tabii mihrafı da tercih etmiyor. Mihrafı da tercih etmiyor, etmesinler. Bizim de işimize geliyor, Allah zerre kadar itikadı, el-hüsrete muhalif olanlara mihrafları nasip etmesin. Mihraflara da onları nasip etmesin. Onların da tercihlerini kendi, artık para imarayı nerede buluyorlarsa oralara sarf etsin.

  28. 12:09

    Amin. Çünkü millet namaza geliyor, cemaate geliyor, beş on kişi kalmış. Sabah namazına hepten üç kişiye düşmüş yani. Süleymaniye Sultanahmet'te cemaat yok. O da bir de imamda şeriatı inanmayan biri rastlarsa yani, yazıklar olsun. Onun için bu yavrularımıza çok iş düşüyor. Şuur, en mühim şey şuur, şeriat şuuru, Kur'an, Sünnet, Ehl-i Sünnet şuuru, ondan sonra

  29. 12:41

    ne yiyeceğim, ne içeceğim, efendim, kimle evleneceğim, bilmem ne, bunlar değil. Evvela kaç nefes ömrüm kaldı belli değil. İşte benden genç çocuk, benden evvel öldü. Kaç tane? Onun için ölüm hepimiz için aynı şekilde duruyor önümüzde. Ölene kadar diye bir niyat koyacağız. Ölene kadar dinimize hizmet, Kur'an'a, Sünnet, Ehl-i Sünnet'e hizmet.

  30. 13:09

    Mahmud Efendi Kudüs'ün Hazretlerimizin açtığı çığırı, tehditi yürütmek, Hazreti Mehdi'ye imanlı nesiller bırakabilmek, ulaştırabilmek budur. Şu anda hedef bu. Bir insan evvel hedef olacak. Yani hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar fayda vermez. Rüzgar güzelleşiyor. Geminin güzel yelkenleri var, açılmış.

  31. 13:30

    Fora! Ama nereye? Nereye gidiyoruz ağabey? Rize'ye mi gidiyoruz? Sinop'ta mı ineceğiz? Bir şey böyle değil ya. Onun için sizin ilk olarak bir hedef kurmanız lazım. Biz Efendi Hazretlerimizin yanında gözümüzü açtık, beş yaşında hani beş yaşında kesin biliyorum da, yediği çok. Mükemmel tabii yanında geziyordum yani.

  32. 13:55

    Saatçiden gelenler, ömreden gelenler, ziyaretler falan. Arabalara bindirmiyoruz beni tabii. Sakalı çıkmayanlara, sakalı çıkana kadar zaten seferi mesafe yasak etmişti. Onun için bizi öyle seferi mesafe almazdı. Sakalım çıksın diye de böyle çok heves ederdi. Hatta böyle çektiği bile oluyordu, tutuyordu, çıkıyordu.

  33. 14:13

    Çıkmadı mı ya? Ama tabii sakalım çıkmadığı için hadis-i şerife oturtmuyordu, taş vermiyordu. Ondan sonra gidiyoruz böyle, mektup hadisleri okuyacaksın. Dur kenara, çık sedire. Çıkıyoruz sedire. Ondan sonra buna taş vermeyin. Millet de bakıyor şimdi ulan bu safıttıysa Efendi niye bunu yanında gezdiriyor?

  34. 14:35

    Buna niye taş vermiyoruz falan? Allah Allah, böyle senelerce de taş vermeyin buna. Muhabbetiyle yaşadık tabii. Çünkü sakalımız çıkmadığında bu sırada vurmayınca da tabii kolay çıkmıyor. İşte efendiler çeke çeke çıkarttı yani. Yoksa sakalımız da uzanmaması lazımdı. Bu şekilde yanda bulunduğumuz süreçte çocukluktan beri bir hedef.

  35. 14:59

    Ha o hedeften şaştık mı arasına? Şaştık. Sınırı taştık mı? Taştık. Doğru konuşuyor. Ama bir mürşid-i kâmil olursa çıktığın zaman, gel bakalım buraya, oraya sokuyorum. Yani ümidi kesiyorsun, ümit veriyor. Çok havalanıyorsun, böyle bir acayip itibarın artıyor falan. Bir vuruyor aşağıya kafandan, otur aşağıya.

  36. 15:26

    Anladın mı sen? Mürşidsiz insanlar, meşayih görmemiş insanlar. Ya hatta işte Ya da işte tuvali ve râni, veli ve râma, râni, veli ve râma, râma, râni ile gideceksin yani. Beni görene müjde olsun. Görene, görene, görene, görene, görene. Ha bu hocaefendiler hep arasını yakın gören insanlar mesela. Hep ağzını yakın gören insanlar mesela.

  37. 15:44

    İşte böyle birileriyle ilim almaya çalışırsan bereketini görürsün yani. İşte böyle birileriyle ilim almaya çalışırsan bereketi vermezsin. Bir hedefin olur, bir granyon olur, bir yanlış yaparsın, gel bakalım derler falan. Ama kendi başına yola çıkanlar, bir rabıtasız, intisapsız işte işler yapanlar falan,

  38. 16:00

    hele ki şimdi rabıtasız intisabın tamamen kendi elleriyle bozanlar falan bunlar. Artık düzgün çizgide tutturmaları gitmedi. Mümkün gözükmüyor yani, mümkün gözükmüyor. Doğru mürşide bağlıyken bile adam sapıtıyor da. Ya da mürşidini değiştirip de, mürşidine hainlik edersen, iflah olma imkanı yok. Meğer ki Allah tevbe nasip etsin.

  39. 16:24

    Ama innallâhe ebellâhu, o da var, innallâhe hacebet tevbete an sahibi bilâti. Hattâ eyedeha bid'at tevbe. Bid'atını bırakıncaya kadar Allah bid'at ehlinde tevbe nasip etmez diyor. Tevbesini engeller diyor. Bak içki içene tevbe nasip etmez demiyoruz. Zina edene tevbe nasip etmez diye bir hadis yok. Ve yetubullâhü a'lâ men teb diyor.

  40. 16:51

    Tevbelerin kapı açık diyor. Ama özellikle bu usta çok hadisleri var. Bir tanesi aklıma ağzıma geldi. Allah bid'at sahibinin tevbesini engelledi diyor. Hacebet tevbet. An külli sahibi bilâti. Hattâ eyedeha bid'at tevbe. O bid'atını bırakıncaya kadar. İmam-ı Rabbânî buyuruyor. Neyse ehvene min ehdâsı bid'at-ı şerîha.

  41. 17:15

    Tarikatta bid'at ihdâs etmek, şerâatta bid'at çıkartmaktan ehven değil. Yani eşittir diyor. Şimdi buradan gittiğimiz zaman en mühim şey analar, babalar, burada dinleyenler, sonradan dinleyecek olanlar, hepiniz analar. En mühim mesele hafız olmaktan da önemli. Âlim olmaktan da önemli. Üstad seçimi, medrese tercihi, kimden okuyacağın,

  42. 17:45

    o okuduğun, seni okutan hocanın ehl-i sünnet itikadında mı? İtikadında bid'at var mı? Veyahut amelinde ne kadar bid'at var? Veya işte ne bileyim bir müşrikten bir intisap. Efendim yanlış bir yere intisap Allah'a mahsus. Hiç intisap etmese tehlike daha az. Yanlış yere intisap tehlike çok büyük. Çünkü sen bir yanlış yere fişi takamadın, bulamadın, elektrik gelmez.

  43. 18:12

    Ama yanlış yere taktın bum patlar. Onun için elektriksiz icabında durursun, mahrum olursun, birçok imkan daha var. Elektrik iyi bir şey yani hepimiz yararlanıyoruz. Ama yanlış yere fişi taktığın zaman, bak ben orada, bizim evde şimdi orada bir mutfağı yaptırdık, biraz genişlettirdik falan. Fişleri aşağılara yapıyorlar.

  44. 18:33

    Eskiden biraz yukarılarda, çocuk var evde, torunlar var. Şimdi mesela dedim, hanım dedim, bak bu çocuklar kaleme çok merak. Küçük çocuklar geliyorlar, kalem sokuyorlar, bir şeyler sokuyorlar. Burada gümleyeceğiz Allah'ı muhafaza. Hemen dedim, ha dedi, tamam dedi. Ben tabii bilmiyorum bir şeyleri. Bir şey var dedi böyle onu içine sokuyorsun falan.

  45. 18:57

    Hani çoluk çocuğa zarar vermemesi için. Hemen ertesi gün almış tabii. Ben bir şey dedim, kırk sene sonra yapar da. İşte torun meselesi olunca hemen yaptı onu. Ertesi gün torunlar geldi, en küçüğü geldi, soktu şeyi. Bak bak şimdi. Elbela müvekkelü bin Nuskaç'a çok da konuşmak istemiyorum. Bir gün evvel söyledim, bir gün sonra hanım yaptı Allah'tan.

  46. 19:19

    Ondan sonra gitti kalemi soktu oraya göz göre göre. Bak koca belediye başkanı işte zehirlendi, bir şey oldu. Elektrik çarptı ya. Benim de oradan aklıma geldi yani. Dedim ulan bu kolay bir şey değil. Belediye başkanı bile öldürüyor bu elektrik için. Demek cumhurbaşkanı da öldürür mesela. Tehlikeli bir şey yani.

  47. 19:38

    Oradan bir daha şuurlandım yani. Ha şuurlandı neye yarar? E insanlara bir faydan olsuna yarar yani. Oradan hemen tedbir açısından. Onun için yanlış yere fişi taktığın elektrik gelmiyor, kablosu kesilmiş. Hadi o meseleyi ama yanlış yere taktığın zaman cümlersin yani. Gümlersin yani. Onun için ne buyurdu Efendi Hazretlerimiz?

  48. 20:01

    İnnehâ zel'ilmü ve'ddînûn fenzûrû himmenekhas cümûn. Bütün bununla sohbetlerinde bizi yetiştirir yani. bizi yetiştirdi diyelim. Bu ilim dindir. Bu doktorluk değil. Yarım doktor olursun, can yakarsın. Bu mimarlık ilmi değil. Yarım mimarlık olursun, köprüyü yanlış yaparsın, bina yıkarsın. Bu din ilmidir.

  49. 20:27

    Anladın mı? Din ilmi ne demek? Senin ebedi, sonsuz, ahiretine talibidir. Sıbyan mektebinde, dört yaşına çocuğun, herhalde şimdi diyanette işte dört-altı yaş meselesi. Doğru bir şey tabii, yani tabii de az, yetersiz. Yetersiz de, tabii dört yaş, çok önemli dört yaş. Dört yaşta hafıza başına oturuyor çocuk.

  50. 20:51

    Yani burada başlıyorsun, sıbyan deyip geçme. Mesela doksan yaşında koca karı, kocasının adını unutmuş ya, köyde of da, Ama o sıbyanda, dört yaşında onu ezberletmişler, taramalı gibi sayıyordu. Allah'ın varlığının delili nedir? Allah da şüphe olmadığı nedir? Müftüler bilmiyor dedim şimdi bu ayetleri.

  51. 21:26

    Bunun delili bu, bunun delili, onu ezberletmişler. Tabii hafızlık ezberciliktir, yani ilk başta çocuk ezbercilikten başlayacak. Sonra anlayacak ne, ezberlediği şeyin manasını. Ama burada en mühim mesele, işte sana verilen, o Osmanlı'dan kalan sıbyan mektebi işi çok önemli. Osmanlı'dan usulüydü o, köylerden.

  52. 21:47

    Hatta köylere yeni, yani yeni bir sistem, köylere kadar özel bir sıbyan şeyi öyle başarılı görmedim. Ama şeylerini takdir ediyorum. Hutbede davet ediyorlar, çocuklarınızı gönderin, bundan tebrik ediyorum, takdir ediyorum. Dört yaş aldı, bir çocuk gelse kar, Allah diyecek. Çünkü bu ilahiyat gibi, muhatip gibi de, bir yanlış bilgi verecek nokta da değil,

  53. 22:10

    hani dört-altı yaş, o bakımdan onda bir fayda umulur yani, çok fayda var. Ama bak, dağın başındaki köyde, öyle şey sıralıyor mesela, ya on dakika, yirmi dakika sayıyor kadın. Yaşlı koca karı. Bizim de az felaketler bir akrabamız oluyordu. Dedim Allah Allah, şimdilik biz medresede bunu ilk baştan çocuğa veremiyoruz yani, usulsüzlükten yani mesele, usulsüzlükten.

  54. 22:38

    Çok ilim veriyoruz da, e ilk başta vereceksin onda, yani itikad. Onun için, bu ilim dindir. Çünkü bu senin bak, doksan yaşına, yüz yaşına geliyorsun, adını unutuyorsun, kocanı tanımıyorsun, karını tanımıyorsun, ama o kalıyor. O kalıyor, bak son nefeste o gelecek ağzına dinlesin. Mezarda o çıkacak karşına, suale cevapta o çıkacak.

  55. 23:02

    Onun için bu din ilmi, kimden alacağınıza, ne öğreneceğinize iyi bakın. İyi bakın. Helal olursunuz. Onun için şimdi sizin, bir defa en büyük hafızlık nimeti, en büyük nimeti Allah size ikram etmiş. Tamam, ama bir de bunun, ehl-i sünnet, ehl-i tarikat, ehl-i zikir, Efendi Hazretlerimizden, Meşayih Efendimizden, Silsilelimizden müstefil, müstefiz kimseler eliyle olması.

  56. 23:30

    Bu nimet üstüne nimet katıyor. Hafızlık işi, Arapça gibi değil, baya ilerledi. Bu bizi sevindiriyor mu? Ama bir yandan da üzüyor. Niye üzüyor? İlim icazeti eksik. Çok azaldı. Yani biz şu anda, her gün bir icazete çağırıyorum da vakit bulsam, gitsem her gün bir icazet var. Ama sorduğum icazetlerin %95'i hafızlık.

  57. 24:01

    Kurban olayım hafızlığa ama, bir sıkı icazeti, bir testil icazeti veya neyse bir medrese hani, tefsir falan onların ihtisasına girer, o birden olacak iş değil. En azından bir beş sene Efendi Hazretlerimizin usulü, Efendi Hazretlerimizin müfredatıyla, bir beş seneden aşağıda o da olmaz. Bir medrese icazeti çok az.

  58. 24:24

    Ben çok az duyuyorum. Bu çok üzücü bir şey. Şimdi sizin bu bizim üzüntümüzü gidermeniz, yani dinimizin derdine devam almanız gerekiyor. Neden? Şimdi sizin bir hedef koymanız. İlk iş, medrese eğitimi hiçbir tane fre vermeden. Ben şimdiden hafızlık aldım, oradan diploma aldım, hafızlık imtihanına gelelim, oradan da şunu aldım, oradan da bir müezzinlik, bilmem ne, mellelik.

  59. 24:51

    Bu iş değil. Çünkü ne? Arapça okumanız lazım. Beş sene ulum, dini, şer'i, tahsil etmeniz lazım. En azından sohbet hocası, bir âyet, hadise, bir mânâ vermeniz lazım da, Efendimiz Hazretleri bunun için ömrünü feda etti de. Kardeşim ya, bu gayeye hizmet etmedikten sonra hafız çok. Yani şalvarsız, cübredsiz hafız çok.

  60. 25:16

    Ondan sonra, ne bileyim, namaz kılmayan hafızlar da çok duyuyorum. Bitirmişler, gitmişler, şimdi namaz yok. Çoğunlara bakıyorum, tüpçar olmuşlar. Çok da zengin olanlara rastlıyorum falan. Ama sizin işiniz bu olmamalı. Sizin hedefiniz bu olmamalı. Siz bu saatten sonra, kesinlikle ilk iş, şer'at ilimlerinin tahsili, zülcenâhân, iki kanat, tabi zülcenâhân olmuyor da,

  61. 25:41

    ilimde zülcenâhân diyelim çünkü de, öbür türlü tasavvuf işi var zülcenâhân olmak için. Bir an önce hedef koyun kendinize. Doğru adreslerde, doğru medreselerdesiniz. Bu aradan güzel bir âlim olarak yetişmeniz icap ediyor. Çünkü ne buyuruyor, sallallahu aleyhi ve sellem, herhalde İbn-i Mes'ud hadisinde hatırlıyorum, Malik Muvatta'da diye hatırlıyorum.

  62. 26:03

    Başka tahrişler de olabilir ama sahitte var. Yani, İnnekum fî cemânin. E siz bir zamandasınız diyor sahabe-i kirama. İşte, kesîrun fukahâu, kalîrin kurraû, kalîrin, kesîrin de diyebilirsin. Kendisi patlı olur. Yani, sahabenin dönemi, fıkıh ve ilim sahibiniz çok, kıraatı düzgün olanınız, hafızınız az diyor.

  63. 26:34

    Ve, fukaserûnel hutbete ve yutîlûnes salâh. Hutbeyi kısa okulan, Cuma namazını mesela, uzun kalarlar. Çünkü sebbi-i isme, el-etâ, kuvvetli rivayet budur. Bazı rivayetlerde, Cuma münafıkum var, bazı rivayette iktirâbet var, bunları hep geçiyorum. Ama sünnette okunan sureler, en kısası sebbi-i isme birinci rekat, el-etâ ikinci rekat.

  64. 27:02

    Şimdi nasıl? Ve seyyed-i zemânı diyor, yakında bir zaman gelecek, yani onu beğenmiyorum. Çünkü neden? En hayırlı asıl benim aslımdır. Siz bir zamandasınız diye methediyorum. Demek ki konuşma kısa, yani cumadaki hutbeden bahsediyorum. Hutbe kısa, namaz uzun kılarsa, kıraat ilmi çokluk, yani olsa keşke de, fıkıh ilmi, din ilmi, şeraat ilmi çok, bu mu?

  65. 27:34

    Muteber. Ve seyyed-i âlegül zemânı, bir zaman başınıza gelecek buyuruyor, kesîrun kurraûu, kalîlun fukraûu, yutîlûn el-futve, yukasırûn es-salâti. İşte şu anda o dönemdeyiz. Fıkıh ilmi, şeraat ilmi diyelim, tefsir hadis, fıkıh hakîkati, tasavvuf, Efendi Hazretleri'nin buyurduğu ilimle nefsi buna giriyor.

  66. 27:55

    İlim az, sahibi az, kıraat hafızı çok. Şimdi bir de hafızlığından da geçtik, hafızlık başımın taçı, gönlümün ilacı, çok önemli bir şey. Ama bir de şimdi, Arapça okumadan ilimle uğraşmasın bir de, aşere, takrib, vücûh, tayyibe, kadınlar da başladı şimdi bu işlere. Efendi Hazretleri kadınların hafızlarına bile mesafeliydi.

  67. 28:23

    Şimdi bir de bu işler başladı, bu da iyi bir ilim mi? İyi bir ilim kaybolmaması lazım, farz-ı kifayet kabiliyinden. Fakat hafızların teşfiğinin yani merağının yönünü bunlara tevcih etmek, bu arada da, bu da yıllarını alır bilmem ne, o sırada yani Arapçaya karşı gevşekliği artırmak oluyor. Ben bu durumu böyle görüyorum.

  68. 28:51

    Onun için hafızdan çok zorlanmamak lazım, küçük yaşta başlatmak lazım. Bir erkek, kız talebe hafızlığı zorlanmaya başladığı zaman onu hemen Arapçaya geçirmek lazım. Önemli sureleri okuduk, ezberletip Arapçayı geçirmek lazım. Çünkü Efendi Hazretleri bana böyle yaptı. Efendim zeka mıydı? Zeka mıydı ama şartlar mıdır, nedir işte?

  69. 29:17

    Böyle düzenli medrese yoktu, hoca yoktu biz. Fahri Efendi Hocamız Rahmetullahi'nin işte dokunmacıların tezgahında efendim, Mustafa Efendi'nin oğullarının dokunmacı tezgahı. Biz de şurada okuyorduk, hafızlık yapıyorduk. Yani öyle medrese bir şey yoktu ki bizim çocukluğumuzda. 8 sayfaya kadar gittik geldik 8 sayfaya, gittik geldik.

  70. 29:38

    Yani biz 8 sayfayı şey edemedik. Efendi baktı bu duruma. Ta bak ben 12 yaşındayım. E zekam da var. Dedi sen dur. Aldı Hüseyin Kocaman Hocamızı. Allah'a selam. Gel otur dedi şuraya. Halk dışarı, odasının kapısının dışında. Şuraya otur. Şuraya otur, bunu hemşire başlar, diyor. Yani bunları bilmezsek, bazı çocuklar, çocuğa bakıyorum,

  71. 30:03

    babası geliyor, illa hafız olmasın, ne durum var? Dört sene oldu bitiremedin. Ya mübarek adam, diyor. Dört senede hafızlığı bitiremeyeni zorlamanın bir anlamı yok. Bunu bir Arapçaya başlar, hemşire müna bir lezzet alsın, bir âyet, hadis, bir mânâ vermeye başlarsan, bir seyir geliyor yani, Efendi Resûlü, son hafızlığı yapabiliyor.

  72. 30:22

    Bak ben yirmi yaşında yaptım. Yani yaparsın, dedi. Askerlikte yaparsın, dedi. Altı ayda yaparsın, dedi. O da bir lafın içine üç keramet, beş keramet çıktı. Herkes onu yapar anlamında söylemiyorum. Ama kızlarınızı, oğullarınızı,

  73. 30:39

    şimdi burada zeki, maşallah bunlar hepsi, tabi küçükten başladıkları anlaşılıyor, zennet saati gibi, kafa bilmem ne. Bunlar yapmış. Bunlar mübarek. Allah unutmaktan muhafaza eylesin. Ölene kadar Hazreti Kur'an'la yaşasın bu yavrularımızı. Bunlar tamam.

  74. 30:54

    Şimdi bazıları da bu işi zorlayarak, üç sene, beş sene, yani bu, öbür ilme, daha bir ilme haline bile vakit bulamaz yav. İlme haline vakit bulamaz yav. Kardeşim farz mâcib öğrenemeden gider yav. Onun için bir de hevesi kaçıyor. Hevesi kaçınca bıraktığı zaman daha medreseye de dönmez yani. Bunları da önemseyelim.

  75. 31:15

    Onun için, bak öyle bir zaman gelecek, kıraat ilmine uğraşan çok olacak, ha şimdi öyle. Her tarafta kurtulacak. Takdim, tahkime vücudu patladı yani. Ama, fukaha az. Efendi Hazretleri buyururdu ki, birçok şehirlere, köylere, ilçelere, demiyorum der, birçok merkezi, vilayette şu anda, fetva sorulup güvenilecek bir âlim yok dedi.

  76. 31:44

    Şehirlerden söylüyor. Eskiden, Almanya'nın dağının köyüne gidiyorsun, Aveli Efendi'nin köyüne, orada bilmem, dersam yatıyor. Karadeniz'in bütün köylerine git, bizim Görel'de bile var, en bozuk yer bizim Şian'da ama, oralarda bile kabilen mezarlığında hep müderris yazıyor. Mezar taşlarında müderrisler yazıyor.

  77. 32:06

    O hemşirin köylerinde, çuvallar dolusu kitaplar indirdik ki, hemşirliler de çok zeki olur, yani bütün kitaplar not dolu falan, dağın başında, yarlardan aşağı, yuvarlanacağız yani. Hiç eve çıkmıyor. Torunu şarapçı olmuş, kitapları satıyordu. Yani o zaman da para yok. Sene 80, babamın da durumu zengin idi.

  78. 32:31

    Şurada para gönderdi, tabii orada köylülerin özel şarjı olmam. Şey yapalım, daire parası şey yapalım, apartman yapalım, parayla falan. Bu da eski kitap olduğu için, o da işte verirsen ver, vermezsen ver. Neyse gönderdi babama, para çıktık. Ondan sonra, ev sallanıyor böyle. Bir kitaplar, bir kitaplar.

  79. 32:52

    Şu anda da kütüphanemde duruyor çoğu. O derileri, şeyleri, güzel böyle. Yani en üzra dağın başında, oradaki Sahn-ı Seman Medresesi'nin, bilmem Süleymaniye'nin müderrisleri oralardaydı ya. Bütün Karadeniz'de de var. E şimdi geliyorsun, bak Efendimiz ne buyurdu? Bir vilayete gidersen, bir meselen olsa fetva, cevap verecek bir alim, vilayetlerin çoğunda bulamayacaksınız.

  80. 33:20

    Yok, şu anda yok. Yok yani sen şimdi müftüye gittin, muhasebe gittin, o fetva her şeye verecek durumda mı ya? Öyle fetva aşık olan, adamdan canı çıktı fetva itirazında. Onun için, bak öyle bir zaman gelecek, kıraatla uğraşan çok olacak, fıkıhla uğraşan az olacak, hutbeyi uzun okuyacaklar, namazı kısa okuyacaklar.

  81. 33:40

    Yahu 20 dakika hutbe okuyor, tamam oku. O zaman bir 20 dakikada namaz kılalım ya. Yok. Bir ayet okuyor, hemen namaz bitiyor. Yani hutbenin onda biri değil namaz. Bu işte, bu zaman iyi alamet olan bir şey değil bu hadis-i şerif. Şu durumumuzu gösteriyor ama öyle bir zaman gelecek. Yani iyi bir zaman değil.

  82. 34:06

    Şerru men tuzillu s-sema'u yeme'zin ulema'ul. O gün göğün gölgele yaptığı, yani göğün altında yaşıyoruz hepimiz. Nasıl şimdi bu çatın altındayız? Dışarı çıkınca göğün altındayız. Allah'ın göğünden dışarı çıkabilecek yok. Göğün gölgelediklerinin en şerlileri kim? Alimler. Minüm tehrucül fitne veleyhim tehur.

  83. 34:30

    Fitne onlardan çıkacak, yine dönüp onları yakacak. Bu ehli sünnete muhalif itikadı olan alimler kastediliyor. Yani ateş bizden çıktı, bizi yakar. Efendimiz Hazretleri buyurdu. Onun için böyle bir bela, berbat zamanda sizin gibi hafızı Kur'an ehlullah, ehlül Kur'an ehlullah, Kur'an ehli Allah'ın ehli, Efendimiz Hazretleri

  84. 34:54

    Allah-u Teâlâ özel ev yapsaydı, oraya da birini özel koysaydı, ki cennette özel yerler falan değil, yani Mevla'da aile mefhumu yok, tabi eş yok, çocuk yok, ama bunun derdi, ehil mânâsını tefsir ederdi yani böyle. bize öyle mânâ verdi.

  85. 35:11

    Sen mesela özel bir yer yapsan, eşini, çocuklarını koyarsın oraya. Mevla en özel muamele yaptığı kullar, Kur'an'ı ezbere bilenler olduğunu anlatıyor derdi. Ümmetimin en şereflileri gece teheccüde devam edenler, Hazreti Kur'an'ı ezberleyenler.

  86. 35:33

    Onun için, şimdi Havuz Efendi maşallah, kıraatı maşallah yani, şimdi çok da kıraatlar dinliyoruz, rasyonel olarak nefse tutmuyor yani, ileri geri çok oluyor, kıraatı itibariyle etkili yani, tesirli şekli okudu. Orada, ben kapıdan girerken şeyden dinledim işte ne bileyim,

  87. 36:05

    Oradan geldik, sonunu dinledik yani. Burada mânâ ve sabahlara kadar da yani laf lafı açabilir. Ama burada şurası dikkatimi çekti, hani burada hafızlıkla, ilimle alakası olan bir sure-i celile gibi görünmüyor olabilir. Çünkü bu gibi meclislerde, ekseri Hazreti Kur'an'ın faziletlerine dair ayetler de okuyorlar, seçiyorlar hafızlar falan, icazetlerde.

  88. 36:30

    Ama Hafız Efendi'nin, Hoca Efendi'nin okuduğu çok önemli ayette var orada. Ne buyuruyor? Estaizübillah İnsana gelince diyor, Rabbi onu imtihan ettiği zaman iki türlü imtihan eder. İmtihan olacağı zaman Allah bir kuluna, ya zenginlik, sağlık, afiyet vererek imtihan eder, ya da hastalık, bela, fakirlik, hakirlik isabet ettirerek imtihan eder.

  89. 37:09

    İmtihan iki türlü. Çünkü imtihan, mümtehanın, yani imtihana tabi tutulan kişinin, canım şöyle istiyor beni baklava yemekten imtihan et diyerek olmaz. Onun imtihanı yapan mümtehin Mevla Teala seçer. Sana uygun olanı. Şimdi buyuruyor, bir insanı imtihan ederken eğer ona ikramda bulunursam, nimetler verirsem, yani bolluk tarafında ile imtihan olursak, bunun çoğunu kaybettiler.

  90. 37:39

    Salebe misali, bolluk tarafında kaybeden çok ihvan gördük, çok hoca gördük, çok talebe gördük. Çünkü zenginliyor. Zenginleşince de Efendi Hazretleri, bir dua istedim beraat gecesi, etmedi işte. Zengin olayım ne olur Efendi Hazretleri, bir amin dese yeter ya. Abat olurum, parayı koyacak yer bulamam zannettim.

  91. 37:59

    Ama durdu yani. Dikkat et. O zaman da evde, beraat gecesi camiye gelemedi yani. Orası oldu, Fatih'te o zaman. Amin diyor, inşallah diyor, hani kısa bir şey söylüyor. E tamam amin neyine yetmiyor? Ve dua-u neyza derdi. Amin duadır derdi. Eee o zaman tamam, sen istediğin siparişleri dizersin. Efendi Hazretleri amin dedi.

  92. 38:25

    Ohoo hepsini o yaptı işte. Harun Aleyhisselam, Musa Aleyhisselam amin dediği gibi. Ben de öyle zannettim ki ya. Anlattım ben Efendi Hazretleri'ye. Çok fakirlik çek, babam zenginlik gördü. Şimdi çok fakirlik çek, hapislerden çıktım yani. Maaş bulamıyorum, zor geçiniyoruz sana. Bir dua buyurun zengin olun.

  93. 38:43

    Beraat gecesi, kader gecesi en azından bir sene rahat ederiz. Hemen de amin diyor ve inşallah diyor. Bir de yorgun, konuşmuyor. Hasta değilim der. Yorgunum der, hasta değilim. Hastalığı hiç kabul etmedi, kendisine de yakıştırmadı. Ve doğru söylüyor, hasta diyenler hastaydı çünkü. Hasta değilim, biraz yorgunum der.

  94. 39:04

    Böyle az konuşuyor böyle. Ya dedim tamam, şimdi bunu da telefonla verirler. Kimseyle görüştürmüyorlar o zaman. Ondan sonra amin diyecek, durdu. Dahiliye hat var o zaman. Ses de gelmiyor. Ben de dedim, telefon kapandı herhalde. Bekliyorum, bekliyor. Bir şey yok. Yok dedim, öyle olmazsın dedi. Estağfurullah dedi.

  95. 39:29

    Sen dedi, zengin olursan vaazları bırakırsın dedi. Ne kadar ağrıma gitti ama, demek öyle. Demek öyle. Ve zengin de olamayacağım, hanımla geçer, dertleşiyoruz. Hiç de zenginleşir miyiz? Şu mudur, bu mudur? Ya dedim, Efendi Hazretleri sana bir duası var diyorsun ya dedi. Ben zenginlikten ümidi kestim dedi.

  96. 39:49

    E dedim, tamam. O zaman ben de dedim ki, Efendi Hazretleri, Efendi Hazretleri bari dua et de, buyur da muhtaç olmayayım dedi. Muhtaçlık çok zor. Şimdi bir de zenginlikten geliyoruz yani. Dedi, peki o olsun dedi. Yani Mevla ile iş, pazarlık, ne derse o olur. Bitti.

  97. 40:09

    Şimdi onun için nimet tarafı, bolluk tarafı geldiği zaman maalesef birçok hafız, birçok hoca, birçok şey yaptı. Efendi Hazretleri bana dedi ya, vaazı bırakırsın dedi ya. Halbuki ben şimdi parayla vaaz yapmıyorum. Yani hiçbir vaazdan da para almamış değilim. Bugüne kadar kitap yazıyorum, telif ücretimle geçiniyorum.

  98. 40:27

    Ama mesela ben buraya davet ediyorum, geliyorum, bana bir cephaçlığı, benzin parası, böyle bir şeyimiz de yok, usulümüz de yok yani. Ama öyle dedi yani. Herhalde rahatlarsın falan, bir de yaşlandım, hastalandım, gözüm kör oldu, ayağım bilmem ne oldu. Yazarsın, aşağı inmek istedi yani. Bak, ikram, nimet babından olursa diyor,

  99. 40:48

    O da der ki, Rabbim, benim Rabbim ikram etti, bana ikram etti. E şimdi ne var? Ama Mevla şimdi bunu reddediyor aşağıda, kella. Şimdi iki ayet var, ondan sonraki ayet, ikisine birden kella diyor. Buraya dikkat. E şimdi adam ne dedi ya? Allah diyor ki, ben ona ikram verdim, nimet verdim, bolluk bereket.

  100. 41:10

    Adam da zenginleşti, adam da dedi ki, Rabbim bana ikram etti. Elhamdülillah demek ki biz anlıyoruz onu şimdi. Halbuki Mevla aşağıda kella diyor. Ama ondan sonra imtihan ederse, o imtihanı da rızkını daraltarak birincini tersine yaparsa, bu zamanda demeye başlar, Rabbim, benim Rabbim beni alçak etti.

  101. 41:43

    Heaven'den geliyor, heaven. İhanetle hıyaneti karıştırıyorlar. Yani en kültürlü zannettiğimiz profesörler dahil, vatana, işte hıyanet o doğru. Ama ondan sonra bana diyor, ondan sonra diyor, ihanet etti diyor. Halbuki oradaki maksadı hainlik etti demek istiyor. O ihanet, alçaklık muamelesi yaptı manasıdır.

  102. 42:08

    O yanlış. Bana hıyanet etti demek. Hıyanet başka, ihanet başka. Heaven'den geliyor. Yani alçak etme muamelesi yapmak. Ama zahirden ona çok hürmet ediyor. O ihanet olmuyor ki. Arkadan kuyusunu kazıyor, o hıyanet oluyor. Dolayısıyla, şimdi ne der diyor? Ya Rabbim beni alçak etti ya. Peki. Kella asla. İkisi de doğru değil diyor.

  103. 42:37

    E niye ki adama nimet verdi, Rabbim bana ikram etti dedi. Niye doğru değil? Çünkü şundan. Neyi kast ediyor? İnne mağutic ve ala ilmin indi. Diyen, Karun gibi. Bana bu kadar hazine, define verdiyse, benim de ilmim vardı. Simya biliyordum, kimya biliyordum. Oradan hak ettim diyor. Yani Rabbi ekramen diyen, ben hak ettim de verdi.

  104. 43:04

    Demiş olduğu için, Rabbim beni alçak etti diyen de, ümidi kestiği için Allah'tan, Mevla ikisine birden, kella. İkiniz de yanlış yoldasınız diyor. Bunu bir hadisi, kudside bulmasak, tam anlayamayacağız. Hadis olmasa, tefsir, müfessirler ne yapacak? Hadisin üzerinden müfessirde bir şey çıkarabilir. Sahabeden, tabiiden gelen eserler olmasa,

  105. 43:35

    yani müfessir, dükkat manası falan bir şey verir tabii. Fail-i mefhulü bulur. Ama hadis, siz Kur'an, tercümanı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sonra İbn-i Abbas verirsin. Bunu Cemez nefsine görmüştüm, çok sene evvel yani, 80'lerden hatırımda. Kella La ükrimü men ekremtü bi kesreti dünya ve la ühiynü men ehentü bi kirletiha innema ükrimü men ekremtü bi taati

  106. 44:03

    ve ühiynü men ehentü bi masiyeti. İşte hadis-i kudsi. Burası size taluk ediyor. Ne alakası var demeyeceksin. Ey benim kullarım, beyniniz yanlış çalışıyor. Ağzınız bozuk konuşuyor. Asla doğru konuşmuyorsunuz. Ben bir adama ikram edeceğim zaman, çok dünya malı vererek değer verdiğimi göstermiş olmam diyorum.

  107. 44:26

    Bir adamı da alçak edeceğim zaman onu da fakir ederek, hasta ederek alçak etmem diyorum. Öyleyse peygamberlerin ne o fakirdi? Onlar alçak mı etti maşa? Peygamberlerin ne hastalıklar çekeni var? Ne diyorum? Lekad Şebaat fit dünya utuğunül behaimi Yani Yani hayvanların karınları tıka bas dolarken otlaklarda, yaylımlarda ve fetma tezfihel enbiyâu meciâeten

  108. 45:05

    lekad şebaat fiha utuğunül behaimi demiş. Öküzün karnı doyarken, hınzırın karnı doyarken açlıktan ölen peygamberler oldu kardeş. Yani kitaplarda ne diyor? Rukn-i Yemânî ile Hacer-i Edves arasında yetmiş peygamber yatıyor. Birçok eserlerde bu geçiyor. Hacer-i Esved ile Makam-ı İbrahim arasında daha kuvvetli rivayetler var.

  109. 45:33

    Tavafla, metafla, mes'a, safa, merva arasında diyor Ruhul Beyn tefsiri yetmiş bin enbiyâ. Çünkü bütün peygamberler tebliği bitirince vefatları için, ümmetleri teksim edince helakları gelmeden onları çıkarıyor, Mekke'ye gidiyorlar. Usul bu. Hadi o rivayetleri şey yapmayız. Ama daha kuvvetli sahih kaynaklarda Hacer-i Esved ile Makam-ı İbrahim arasında yetmiş olarak.

  110. 45:59

    Yetmiş, bu çok gördüğüm kaynaklar. Ve ne diyor biliyor musun? Hepsi de açlıktan ve bitlenerek öldü diyor. Şimdi, öküzlerin karnını doyarken peygamberler açlıktan öldüğü bir dünyada demek ki fakirlik, yoksulluk, açlık, hastalık asla Allah'ın alçak etme muamelesinin göstergesi olamaz. Ya nedir? Ben bir kuluma namaz, abdest, Kur'an, zikir, hafızlık, Arapça, şeriat ilmi, tarikat

  111. 46:37

    nasip ediyorsam ona ikram ettiğimi göstermiş olurum. Bir kuluma da efendim, içki, kumar, faiz, puş, günahlar yaptırıyorsam tabii o kendi iradesiyle istiyor, ben de yaratıyorum imtihan-ı hikmeti gereği işte ona da alçak etmiş olurum. Ama onun milyar dolarları var ama ben ona alçak etmiş olurum. Niye?

  112. 47:00

    Yaptığı işe bak, masiyet. Senin yaptığın işe bak, sabahlara kadar Kur'an okuyarak kaç senede Kur'an'ı kaç kere hatmederek her sayfayı kaç kere tekrar ederek yüzlerce, binlerce hatim yaparak Hz. Kur'an'ı ezberlediğiniz yavrularımız. İşte ikramdasınız. Allah'ın size ikramı bu. Onun için

  113. 47:27

    Habibim ben sana yedi ayet verdim, her dekatta tekrar edilen Fatiha yedi Kur'an'dan ağır gelir, bir de büyük Kur'an verdim. Dünyacılara verdiğim maddi menfaatlere, yirmi milyonluk jiplere, bilmem yüz milyonluk, bilmem milyon dolarlık yalolara, büyük efendim teknelere, gözünü uzatma, bakma Habibim gözlerine yazık olur.

  114. 48:01

    Ben senin gözlerini Kur'an'a bakmak için, Kabe'ye bakmak için, alimlerin yüzüne bakmak için, anana babanın yüzüne bakmak için yarattım. Yazık senin gözlerine diyor. Efendimiz'e buyuruyor, bize duyurur. Tamam, onun için size şu anda öyle zenginlik, öyle nimet verilmiş ki farkında değilsiniz. Ben biraz farkında oluyorum, tabii yaşlandıkça biraz daha farkında oldum da ama siz

  115. 48:28

    şu anda bunun farkında olmayabilirsiniz. En büyük sermayeniz dünya ahiret, hafızlığınız ve ilminiz, Allah için yaptığınız, bu gayretleriniz, geceleri kalkıp Kur'an okumak. Ne demek ya? Milyar dolar mı kurtaracak adamı cehenneme götürürken, size bahaneler almış. Ama Kur'an gelecek, seni kurtaracak. Ya Rabbüme nâ tükennevme billeyl fe şeffi'ni fî.

  116. 48:52

    Geceleri uykusuna engel oldum, beni okuyacak diye uykusuz kaldım. Hafızlık kolay iş değil, ezberlemek kolay iş değil. Teheccüd ehli zaten uyanık duruyor. Gece beni okuyacak diye uykusuz kaldım. Anladın mı? yetlûne âyâtillâhi ânâelle'yl-mü'minûn. Gündüz saatleri söylemiyor Kur'an. Hep Kur'an ayetlerini okurlar, gece saatlerinde, hep gece söylüyor Kur'an.

  117. 49:18

    Ben uykusuna engel oldum, e şimdi de yanlışları da olabilir, günahları da cehenneme mi gitsin ya Rabbi? Bana bir şefaat hakkı ver. Mevlânâ buyuruyor, sen benim kitabımsın, kelamımsın, kat-i şeffaatü kefil. Seni şefaatçi ettim, Kur'an tutuyor, cennette köşküne seni yerleştiriyor. Öldük gidiyoruz. Ha ben 63 yaşına geldim, 13 yaşımı hatırlıyorum, bir de geldik 63 olmuşum.

  118. 49:44

    Siz de şimdi 13, 14, 15, 20 yoksunuz, çoğunuz bu yaşlardan. Bir anda bitecek yavrum, Bir anda ölüm gelecek. ölüm gelecek. Ebedi ahiret var. Sonsuz hayat var. Orada zenginlik var. Boş ver diplomayı toplamayı ya. Bırak ya. Şu dine hizmet et. Vallahi aç kalmasın. Şer'ata, tarikata hizmet et. Billahi aç kalmasın.

  119. 50:05

    En talebela ümmeli illa. Tekeffelallahü rizke minel haşri akdir. Ummadığın yerden Allah'a rızkına kefil olacak. Bak ben bu işe zengin başladım. Babam Türkiye'nin en zenginlerindendi fabrikatörlerinden seksenli yıllarda. Seksen model Mercedes şoförü altıma 80 model Mercedes'i şoförü altıma koymuştum.

  120. 50:21

    koymuştu. Ama sonra babamın fabrikaları battı, bazı Ama Bazı yanlışlar yaptı veyahut neyse işte aranalar yaptı, ne sebeple battı kader. Babamın fabrikaları battı. O sıkıntıya düştü. Kirasını ödeyemeyecek hale geldi. Ama ben ilimle uğraştım. Ona da güvendiğimden değil. Efendimiz Hazretleri dedi, Ahmet otur oku.

  121. 50:46

    Okut, şurada otur. Laf dinlediğim kadar kazandım, laf dinlemediğim kadar kaybettim. Onu da açıkça söylüyorum. Ama bu benim laf dinlediğim yerlerden biriydi. Yani dünya işlerine gitmedim. E ne oldu? Herkesi elhamdülillah şimdi bütün aile boyu iflas, şirket iflası ölenin kalanın hepsinin torununa kadar elhamdülillah bir şeyler veriyoruz yani.

  122. 51:11

    Çünkü neden aç mı kalsınlar akrabayız? E demek ki fabrikalar battı, ilim batmıyor. Batmaz abi ya. Aç kalmaz ya, ehl-i ilim aç kalmaz. Ve zengin olmadan ölmez. Şeyini bilmiyor musun namazdan? Ölmek dedi ya, ne biliyorsun dedi ya. Haberler geliyor, daha zengin olmaz. Sonunda maddi zenginlik de gelir, bolluk da gelir.

  123. 51:35

    Ya sonundaki zenginliği ne yapayım? Öyle deme. Allâhümme teâlâ ev-se'âri rizk-i aleyye inde kibere umridir. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem'in duası. Bak ben yaşlandım. Şimdi evvelce mi zengin olsaydım, şimdi mi zengin olsaydım tercihe kalsaydım yaşlılıkta da zenginlik daha lazımdı. Torun var, çalık var, çocuk var, herkes eline bakıyor.

  124. 51:57

    Geliyorlar, bir şey istiyorlar. Verebilmek lazım yani, veren ele olmak lazım. Değil mi şimdi? Ne bu dua etti? Ya Rabbi, rızkımın en geniş kısmını en yaşlı ömrümün sonuna ayır. Ve o duası kabul oldu. Ne kadar açlık, fakirlik çekti Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Karnına taş bağladı. Ama vefatına yakın son senelerde ganimetler Hevaz'ın ganimetleri Huneyn'den sonra

  125. 52:23

    dağlar araları vadiler develerle doldu. Bir adam Müslüman olsun diye müellefe-i gurüpten yüz deve veriyordu adama. Yüz deve ne demek ya? Bedir'e gittiler iki deve bir tane at yok ya. Yüz deve bir adama veriyordu yani. Onun için bu ilmin bereketi en muhtaç zamanda, ahir ömründe illa zenginlikle bollukla gelir yani.

  126. 52:47

    Bu da denenmiş. Onun için siz ikramdasınız. Eğer günahta olsaydınız ama çok zengin olsaydınız Allah sizi alçak etmişti. Ama madem ki ne haldeyseniz madem Kur'an ehlisiniz, zikir ehlisiniz medresedesiniz, mescittesiniz, tahttasınız masiyette değilsiniz, ikramdasınız. Allah'ın mükrem mükrem mükrem ne demek ya?

  127. 53:15

    Bel ibalüm mükremundur meleklere yahu. İkrama mazhar kullar diyor. Ama ne diyordu Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam? Mes'elüllezi yekravul Kur'an ve ve amilu bihe ve yamilu bihi mesles seferatil kiram ha melek ha o adam Kur'an'ı ezberleyen, okuyan, amel eden yazıcı meleklerin meseli hali, ceredi. Yani ne diyordu?

  128. 53:40

    Yani şerhlere bakıyorsun, ediyorsun falan yani ben çok bakardım, tam anlayamıyordum ya. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam böyle bir kelime söyledi. Ha melek ha o adam. Bu kadar yani. Bu tefsiri bir yerde bulamıyorsun ya. Ha melek ha o adam. Yani melek bel ibadüm mükremun yani mükremun oluyorsun. Çünkü bak ben diyor ikram ederim diyor.

  129. 54:02

    Neyle? Taatımla diyor. Kur'an'dan büyük taat mı olur? Onun için en büyük mesele unutmaman. Onun için Kur'an kaçar. Bu Kur'an Bağlı develeri çözsen deve bir kaşış kaçar. Sen de zannedersin deve en yavaş hayvan. Koştuğu zaman en hızlı hayvan. İşte o bağından çözülmüş devenin kaçışından fazla Kur'an hafızadan kaçar.

  130. 54:35

    Şimdi onun için devamlı tekrar tekrar tekrar devamlı okumak, hiç bırakmamak, hep cüz okumak. Bak Efendimiz Hazretleri vefat edene kadar değil mi? Kimi bulsa al oradan musafı bir cüz dinle. O anda hafız yok, dinleyecek falan. Sen okuma biliyor musun? Biliyorum. Al oradan musafı, otur, dinle. Açtırdı.

  131. 54:59

    Evet. Birinin doğru dinleyeceğine güvenemedi. Dedi ona ki, oku bakayım dedi baştan. Yâsemin o diyecek yere ve'îd esme'û dedi, kapat dedi, kapat. Ama nasıl tetikte, bak nasıl tetikte, bak. Kaç yaşındaydı o zaman yine en az 70-80? Nasıl tetikteydi? Çünkü neden? Kur'an'ı tekrar ve unutmamak. Çünkü neden?

  132. 55:25

    Kur'an'ı tekrarla, onu da Devam. En ağır hastaydı. Dediler ki hiçbir soruya cevap veremez. Şöyledir, böyledir. Yatıyor. Bedine-i Münevvere'deyiz. Sağ omzuna yatmış. Şefik Hoca da var. Bütün millet de bu fitneciler, yok Alzheimer oldu, yok hafızası gitti. Haşa ve kella ya, yok diyoruz anlatamıyoruz. Dergilere yazı yazdık, sohbetlere yazdık, canım çıktı ya.

  133. 55:55

    Ya yok adamlar sapıtmış ya. O zaman sapıtmışlar yenilik. Ne yaptı biliyor musun? Bir başladı, yarım cüzden fazla hiç yanlışsız. Yatıyor ama o anda dışarıdakiler diyorlar ki hiçbir şey anlamıyor ya. Halbuki imtihan etti, çok kaybetti, çok kaybetti. Nasıl okuyordu biliyor musun? Ha, Şefik Hoca orada şahit.

  134. 56:23

    Ondan dinledik orada. Kur'an'ı açayım falan da demedim. Okuyor öyle. Bir yanlış, ya var mı ya? Kur'an böyle yerleşmeli kafamıza. Efendi Hazretleri gibi hafız olmak lazım yani. Nasıl? Adını unutsan Kur'an'ı unutmayacaksın arkadaş. Ananı tanımazsan ayeti tanıyacaksın. Kur'an senin anandan babandan hayırlı.

  135. 56:48

    Ma min şefi'i nefta bi menzileten inde Allahümme'l-Kur'an la melekün ve la nebiyyü ve la hüviyyü. Hiçbir melek Cebrail aleyhisselam olsa, hiçbir peygamber Muhammed Mustafa bile olsa sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın dinde şefaatı Kur'an'dan daha güçlü olamaz diyor. Çünkü neden? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Enbiyanın seyidi ama mahluk yaratılmış.

  136. 57:12

    Cebrail aleyhisselam meleklerin peygamberi ama mahluk yaratılmış. Ama Kur'an kelamullah gayru mahlukin. Mahluk değil kardeşim. Allah'ın sıfatı bu. Allah'ın sıfatı, Allah'ın peygamberi, Allah'ın meleği. Ama burada bir de Allah'ın kendi sıfatı vardır. Sizin şu anda ezberinizde olan Kur'an Siz Allah'ın sıfatını yüklemişsiniz.

  137. 57:35

    Onun için ne buyuruyor? Kur'an ehli başkalarına benzememeli. Eğlence yapanlarla eğlence yapmamalı. Boş konuşanlarla oturup boş konuşmamalı. Boş gezenlerle boş gezmemeli. Ehlül Kur'an kendisine değer vermeli. Kendine değer vermeyene kimse değer vermez evladım. Buyurulardı. Onun için Önce kendinin değerini bil, kendine kıymet ver.

  138. 58:01

    Sen hafızı kelamsın. Sen Kur'an'ı taşıyorsun. Öbürü ne taşıyor? Boş işkembe taşıyor. Dinden haberi yok. Bir ayet ezbere bilmiyor. İçinde Kur'an'dan bir şey olmayan adam virane ev gibidir. Kaçarsın yanından geçerken. Çinler basmış bilmem ne. Virane ev gibidir. Sen virane misin? Sen mamursun ya. Münevversin.

  139. 58:29

    Mükremsin. Yaksın. Aydın. Münevver. Ne kadar dalga geçerdi efendiler bunların bu doçentli profesör işte. Diplomalarının münevverlikleri. Ne kadar alay ederdi bunlar. Çünkü o bize Kur'an'ın önemini Kur'an'ın en büyük kitap olduğunu Allah'ın en büyük Celle Celaluhu zat-ı pakifani olduğunu O'nun kitabı en büyük olduğunu O'nun kitabını okuyanların en büyük adamlar olduğunu

  140. 58:58

    O'nun ilmine sahip olanlar insanlar, mülül emir esas onlar olduk. Bizi hep Kur'an'a teşvik Kur'an'ı gözümüzde büyüterek büyüklüğünü anlatarak yetiştirdik biz. Onun için şu anda ben hiç adam yerine koymam. Katır bilmem ne. Kur'an'dan bir şey biliyorum, bir şey bilmiyorum. Ya git işine ya. Ama bir hafız geliyor ne kadar hürmet ediyoruz yani Çinlilerden.

  141. 59:26

    Ziyade tazim eyle. Bak bir hafız gelirdi Efendi Hazretleri kapıda karşılar kapıda götürür. Halbuki sakalı da yok. Pantolonlu, ceketli. Bir hafız gelirdi e ezbere biliyor, Kur'an. Kur'an'a hürmet derdi. Ama kapıdan çıkarıp bizim ihvan hiç önem vermezdi pantolonlu diye. Yahu derdim bu hafızı kurur mu?

  142. 59:49

    Efendi Hazretleri buna çok değer verdi. Onun için Kur'an ehli diyor, Ya sen özenme, biz de özendik, özenmedik mi yani? Orada gençler veya çocuklar misket oynuyor, öbürü seksek oynuyor, öbürü ben de bir iki seksek misket oynamışımdır ama iki, üç. E için gider bilmem ne, Efendi Hazretleri, git camiye, otur aşağıya.

  143. 1:00:45

    E böyle. Onun için boş ver, önümüzde ahiret var inşallah. Kur'an ehline saraylar hazırlanmış, Kur'an ehline merkepler, buraklar hazırlanmış. Dünya ehli, diplomalılar, bin toplamalıcılar, hepsi sürünürken mahşerde. Hazreti Kur'an'ın şefaati size yeter yavrum. Hiçbir şeye heves etmeyin. İliminize çalışın, bu saatten sonra sizin yapacağınız ilme çalışın.

  144. 1:01:17

    Men hafıza'l kur'an, men u'ti'el kur'ane sümme alime lafızda farklılık olabilir, mâne rivâyet ediyorum. Enne eheden u'ti'e e'azamem min mâ u'ti'e fe kadiste sgara mâ zemâullâhe teâlâ. Bundan bitirelim. Bir insana Allah Kur'an ilmi, hafızlık Arapça, bunlar Kur'andır. Kur'an ilmi verirse. Sonra o da başka birinin dünyalık veya neyse işte illa dünyalık değil, fizik, kimya.

  145. 1:01:53

    Bir ilimde birisi profesör olmuş, öbürü bilmem Nobel ödülü almış veya bilmem ne olmuş yani. Bir insan Kur'an ilmi verilirse sonra başka biri yani Kur'andan nasibi olmayan kendilerini iyi okuyan akıp da eder. Onu demiyorum. Sonra Kur'an ilminin dışında bir mal, bilgi, makam, koltuk, sandalye derdir. Efendim.

  146. 1:02:18

    Verilen birini gördüğü zaman buna verilen benden daha büyük, diye düşünürse Allah'ın büyük tuttuğu Kur'an'ı küçük tutmuş olur. Allah'ın küçük tuttuğu dünyayı büyük tutmuş olur. Allah'a iftira etmiş olur yani. Onun için sizden büyük insan yok. Çünkü sizden zengin insan yok. Çünkü sizin ezberlediğiniz Kur'an'dan büyük kitap yok.

  147. 1:02:47

    Sizin çalıştığınız ilimden büyük ilim, dinden büyük bir din yok. Allah'ın özel adamlarısınız. Ama piyasa hafızlarından olmamanızı rica ediyorum. Piyasada biliyorsunuz hafız dolu, şey dolu. Piyasa hafızlarından olmamanızı bu hocalarımız, başınızdaki bu mübarek hocalarınızı örnek alarak Efendi Hazretlerimizin dibinde yetişmiş bu mübareklerden

  148. 1:03:12

    örnek alarak, onlara vesederek, onlar gibi alim olup medreseler açıp bu şeriatı, tarikatı dünyaya yaymak niyetinde olursanız sizden büyük dünyada, ahirette kimse olamaz. Allah Teala Efendi Hazretlerimizin şefaatlerine mazhar eylesin. Cümlemizi dostlarına ilhak eylesin. Kur'an'ı unutmaktan muhafaza eylesin.

  149. 1:03:33

    Ölene kadar az zahir olmaktan muhafaza eylesin. Hazreti Kur'an ile yaşayıp ölmek nasip eylesin. Hafızımızdan bir ayeti bile unutmaktan Ya Rabbi sana sığındık, kurban olduğum ölene kadar bütün ayetleri gözümüzün önünde Fatiha gibi okuyacak hafıza nasip eyle Ya Rabbi. Amel nasip eyle Ya Rabbi. Gayret nasip eyle Ya Rabbi.

  150. 1:03:52

    Tilavetimizi tekrar nasip eyle Ya Rabbi. Ya Rabbi afetül hangin nisyan ilmin belası unutmak, en korktuğum şey unutmak. Rezil olursun dünyada, ahirette. Allah'ım Ya Rabbi nimetlerin içinde bize en sona kadar bırakacağın en büyük nimetin Ya Rabbi Kur'an nimeti olsun. Ya Rabbi tilavet nimeti olsun. Rükû secde nimeti olsun.

  151. 1:04:15

    Ya Rabbi ölene kadar ayak takılmak nasip olsun. Ya Rabbi lütfeyle, kerem eyle son nefeslerimize kadar bunamadan çoluğa çocuğun eline düşüp maskara olmadan Kur'an ile yaşayıp zenit saati gibi kafamız ayet, hadisle, şehadetle, zikirle tevhid ile yaşayıp ölmek nasip eyle, müessere eyle. Bugün de bu saatte istirahatlerini terk edip, kadın erkek gelen, istirahat eden

  152. 1:04:41

    hasreti Kur'an'a tazim eden bu cevahat müslümünden de orada hazır bulunanların da yavrularını Kur'an'a hadim eyle, onların da onların da yavrularını hafıza olmalarına nasip eyle. Hafızlara değer verip, tazim edip, buraya onların mutlu gününde, kutlu gününde iştirak için niyet edip gelenlerin de zürriyetlerini kıyamete kadar Kur'an ile yaşamaya muvaffak eyle.

  153. 1:05:01

    ve rahmete kadar Kur'an ile yaşamaya muvaffak eyle. Kur'an nimetinden mahrum eyleme ya Rabbel alemin. Kur'an nimetinden var olmayı ileme, ya Rabbel Alemin. Sallallâhu aleyhi ve sellem. Sallallahu aleyhi ve sellem, Seyyidina Muhammedin, rali ve sahibi ve selleme teslimen kethira. Velhamdülillahi Rabbil Alemin. Amin.